:
Hasan Sabbah
Hasan Sabbah, tarihte ve günümüzde eşi benzeri olmayan bir Alevi önderidir. Hasan Sabbah, kurduğu örgüt ile yıllarca zalimlerin, saltanat sahiplerinin korkulu rüyası olmuştur.
Hasan Sabbah, İran’ın Kum kentinde doğmuştur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Hasan Sabbah, 17 yaşına kadar Oniki İmam’cı Şii eğitimi almıştır. 17 yaşından sonra İsmailliliği benimsemiş ve bölgenin İsmaili önderlerinden eğitim görmüştür. Hasan Sabbah buradaki eğitimini tamamlayınca, İsmaillilerin merkezi olan Fatımi Devleti’nin başkentine uzun ve zahmetli bir yolculuktan sonra 1078’de vardı. Hasan Sabbah üç yıl Mısır’da kaldı. Kahire ve İskenderiye’de dönemin ünlü bilginlerinden dersler aldı. Hasan Sabbah, 1081 yılında İsfahan’a dönerek, yetkinleşmiş bir şekilde mücadeleye başladı. Hasan Sabbah, yaklaşık 9 yıl çeşitli kentleri gezerek, İsmailliliği yaymaya çalıştı. Bu çalışmaları sonucu var olan İsmaili tabanını daha da genişletti. 1090 yılında Alamut kalesinde eğitim ve örgütlenme mücadelesine yeni bir boyut kazandırarak, Alamut kalesini kendisine merkezi üs olarak seçti. Alamut kalesi, Elbruz sıradağlarının en doruğunda olup, çok korunaklı bir konumdadır. Nitekim yıllarca ordular Alamut’u kuşatmalarına rağmen fethedememişlerdir. Hasan Sabbah burayı bilinçli seçmiştir. Hasan Sabbah, Alamut’un bütün eksiklerini tamamladı. Su kanalları açıp, ambarlar kurdu. Çevredeki küçük kaleleri alıp onlara kuleler yaptı. Çevrede bulunan yerleşim alanlarının çoğu İsmaili oldu. Bu arada bazı kurallar getirip, sosyal reformlar yaptı. İsmailileri kardeşlik bağlarıyla birleştirdi. Böylece her birey kendisini topluluğun sorumlu bir üyesi ve onun ayrılmaz bir parçası olarak hissetmeye başlamıştır.
Alamut kalesinin Hasan Sabbah tarafından ele geçirildiğini öğrenen Selçuklu veziri, Nizamülmülk, dört ay boyunca Alamut’u kuşatmasına rağmen sonuç alamadı. Bu dönemde Selçuklu Devleti’nde taht kavgası vardı. Bu durumu en iyi şekilde değerlendiren Hasan Sabbah, örgütlenme alanını günden güne genişletti. Örgütlenme ağı o kadar boyutlanmıştı ki, Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurları dahi İsmaili olmuştu.
Hasan Sabbah, bütün yaşamı boyunca İsmaili inancının özgürce yaşanması için çalıştı. Bu noktada başarılı oldu. Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler. Hasan Sabbah’a olmadık iftiralar, hakaretler ve yakıştırmalar yapıldı. Öyle ki, Hasan Sabbah taraftarlarına afyon içenler anlamında haşhaşiler denildi. Oysaki onlara “Assasin” deniliyordu. Assasin kavramının türkçe karşılığı “bekçiler, sır bekçileri”dir. Onlar hiç bir zaman dünya malına olan düşkünlüklerinden, insanın inandığı değerler için yapmayacağı şey olmadığını bilmediler. Onlar için, değerleri için, inancı için yaşamını dahi feda etmek, insanın yapacağı bir iş değildi. Günümüzde dahi, Hasan Sabbah ve taraftarları için en ahlâk dışı iftiralar yapılmaktadır. Onlara göre Hasan Sabbah, fedailerini sahte cennet vaadiyle kandırıp, onları uyuşturucuya alıştırıp, eylemlere gönderiyormuş. Ne yazık ki, bir çok Alevi insan dahi bu yalanlara inanmaktadır. Oysaki gerçekler çok daha farklıdır. Gerçekte Hasan Sabbah, kötülüklere, haksızlıklara karşı gelmiş ve öğrencilerini de bu doğrultuda eğitmiştir. Onlara asla ve asla haksızlığa boyun eğmemelerini öğütlemiştir. Bu uğurda gerekirse yaşamlarını ortaya koymalarını öğütlemiştir. Hasan Sabbah’ı izleyen öğrencileri, yer yer fedai eylemler geliştirip, haksızlıkların üzerine gitmişlerdir. Doğal olarak haksız olanlar bunun karşıt propagandasını yapmışlardır. Ama bilinmelidir ki, bir kişiye ne kadarda uyuşturucu verilirse verilsin, o kişi asla böyle eylemler yapamaz. Aksine uyuşturucu alan kişi hantallaşır.
Hasan Sabbah’ın Alamut kalesini koruması, bu kaleye en güçlü ordunun dahi girememesi günümüzde dahi gıpta ile bakılan, hayranlık duyulan bir olaydır. Nasıl olurda bir fedai gözünü kırpmadan eylem gerçekleştirmiştir? O fedai nasıl bir eğitimden geçmiştir? Hasan Sabbah nasıl taktikler geliştirip, stratejisini uygulayıp, kaleyi güçlü ordu karşısında korumuştur? Bütün bunlardan yola çıkarak, Hasan Sabbah’ın etkileme gücü, bilinci, askeri dehası, örgütlenme stratejisi günümüzde hayranlık uyandırıyor. Böyle bir büyük şahsiyet görevini başarıyla tamamlamış 1124 yılında hakka yürümüştür. __________________
gül_58
25-11-2006, 07:17 AM
konunun kaynagını yazarmısınız?
manifesto
25-11-2006, 08:22 AM
Bugün dahi onlarca kişi Hasan Sabbah’ın yaptıklarını hayranlık, şaşkınlık ve gıpta ile değerlendirmekteler
:) Onlarca kişi demek hepsi bukadar mı?
YANLIZ anlattıklarının Tarihi hiçbir değeri yok..
Hassan Sabbah Yalancı Cennet vaadi ile müridlerini HAŞHAŞ ile eğitmiş...
Eli kanlı eşkiyalarını Hem Selçuklu hemde diğer bütün devrin devletlerine musallat etmiş suikastler düzenleyerek bölgede bir terör ve anarşi estirmişdir.
Nizamülmülk ü Kendi hançerli mürdleri Şehidetmişdir.
Kendine bağlı müridleri birer ölüm makinesi haline getirmesi ve bugünkü MODER terör anlamında ilk tarihi TERÖR eylemlerini gerçekleştirmiş.HATTA terör kelimesi köken olarak fransızca olup Haşhaşi kelimesinden üretilmişdir.
En nihayetinde Moğol Hülagu bu kuş yuvasını andıran ALAMUT kalesini işgal etmiş ve oradaki herkezi kılıçdan geçirmiş ve Hassan Sabbahın yalancı Cennetineson vermişdir..
Bu yazılarlar neticesinde HASSAN sabahı birdaha değerlendir. Alevilikle ne ilişkisi var onu anlayamadım.?
diren66
25-11-2006, 09:52 AM
Nizami İsmaili Devleti’nin Kurucusu HASAN SABBAH VE ALAMUT
(Öğretisi, Tarihi, Felsefesi)
İsmail Kaygusuz
Hasan Sabbah’ın (1032-1124) özgürlükçü, barışçıl, eşitlik ve paylaşımcılık temelleri üzerine kurduğu Alamut Devleti, 167 yıl hüküm sürmüştü. Alamut, Pamir’den güneydoğu Akdeniz kıyılarına ve Filistin’e kadar uzanan geniş Ortadoğu coğrafyası içinde, 300’e ulaştığı bilinen Baş Dai’lerin yönetiminde ortaklaşa çalışarak, aynı kazandan yenilen, özel mülkiyetin olmadığı kale yerleşim birimleri “Darül Hicar”lardan (Göçmenevleri, Göçmenler yurdu) oluşan bir devletti.
Hasan Sabbah, düşmanlarının iddia ettiği gibi kale devletinde, ne katiller (assasins) ve suikastçılar yetiştirmiş ne de uyuşturucu cenneti yaratmıştı. Hasan Sabbah esasen tarihi belgelerde savaştan kaçınan bir kişilik olarak karşımıza çıkmaktadır. Fakat düşmanlarının (Sünnî Bağdat Halifeleri, Selçuklu Sultanları, Haçlılar, Moğollar) sayıca üstün oluşları, onu Alamut’ta savunma amaçlı bir gerilla yaratma fikrine götürmüştür. Hasan Sabbah’ın seçkin savaşçılarından oluşan bir silahlı birlik (Fedain) yetiştirdiği anlaşılıyor. Bu “Fedailer” iddiaların aksine, yalnızca bölge halklarına zulmeden baskıcı yöneticilere suikastlar düzenlemişlerdi.
Hasan Sabbah ve Alamut, geleceğe bakarken üzerinde daha çok düşünmemiz gereken bir tarihin adı...
Tarih ezberimizi bozan bir kitap:
İntihar saldırıları gündeme geldiğinde bir isim anılmadan edilemez; Hasan Sabbah. 11 Eylül sonrasında Türkiye ve başka ülkelerde yapılan intihar saldırıları sonrasında köşe yazarları yazılarında hep ondan ve fedailerinden bahsettiler. Hasan Sabbah onu tanımayanların gözünde caniler yetiştiren ve bunları haşhaş ile kandırıp sahte cennet vaadiyle saldırılar düzenleten bir katile çevrildi. Benim Batınilerle ilgili hatırladığım ilk şey lise tarih kitabında geçen tanımlama, kitaba göre onlar uyuşturucu içip Selçuklu Devletinin görevlilerine saldıran “sapık bir zümre”dir. Seneler sonra kitapta bahsedilen “sapık zümre”nin Hasan Sabbah’ın yönettiği Alamut’ta yaşayan İsmaililer olduğunu öğrendim. Bu konu ile ilgili birkaç roman ve araştırma okudum ve ezberim bozuldu, bir daha düzelmemecesine.
Konu ile ilgili olarak son çıkan kitap Su Yayınları tarafından yayınlanan İsmail Kaygusuz’un araştırması; “Hasan Sabbah ve Alamut”. Kitap merak edilen ve şimdiye kadar değinilmeyen birçok noktaya ışık tutuyor. Alamut ve Hasan Sabbah ile ilgili şimdiye kadar çıkmış en kapsamlı Türkçe eser denilebilecek olan çalışmada sadece tarihsel bilgiler değil, Hasan Sabbah’ın felsefesi düşünceleri de yer alıyor.
İsmaililer hakkındaki çok çeşitli iddialar vardır bunlardan en ünlü olanı; kendini kurban eden savaşçılar olan fedailerin özelliğidir; onların hançerleriyle terörizmi yaydıkları ileri sürülmektedir ve Haçlılar döneminin Batılı otoriteleri tarafından “Suikastçılar / katiller (Assassins)” diye adlandırılmışlardır. İsmaililer üzerine ciddi araştırmaları bulunan tarihçi W. İvanow fedailer için şöyle diyor; “doğru bir görüş açısıyla fedailik, savaş gerillasının yerel bir biçimiydi..., bazı bilgisiz, fakat iddalı bilim adamları tarafından yapıldığı gibi, fedailik (kavramı) içinde Nizari İsmaili öğretisinin en tanınmış organik özelliğini görmek, kesinlikle namussuzca bir aptallık olacaktır.” Bernard Lewis ise “Katiller (The Assassins)” adlı eserinde fedailer için şunları yazmaktadır: “Hasan, yeni bir yöntemle disipline edimiş ve kendini adamış; karşı konulmaz derecede üstün orduyla etkili biçimde çarpışabilen bir küçük kuvvet kurdu.”
Sabbah’ın fedaileri, bir düzensiz savaşçılar (gerilla) birliğidir . O günlerde böyle bir yöntem tanınmadığı için, Batılı kaynaklarda verilen kötü isim “Assassins” (suikastçılar, katiller) ile İsmailliler herkese yanlış tanıtıldı. Bununla birlikte çağımızda gerillacılık, kimilerince terörizm, kimileri içinse özgürlük savaşının bir yöntemi olarak görülüyorsa da sıradan sayılabilecek bir yol olarak kendini kabul ettirmiştir.
Bir ölüm makinesi yaratan kişi olarak tanıtılan Hasan Sabbah savaştan hep nefret etti ve kendisini barıştan uzaklaştıracak ve sakin-münzevi yaşamını bozacak karışıklıklardan kaçındı. Gereksiz yere kan dökülmesine her zaman karşıydı. Fakat düşmanları onu hep savaşın içine çektiler; ancak böyle onu öldürüp kalesini ele geçirip ve kendi güçlerini göstereceklerini ve sultanlıklarını yeniden zalimce sürdürebileceklerini düşünüyorlardı. Hasan Sabbah, İsmaili inanışına ve görüşünü benimseyenleri ortadan kaldırmaya çalışan ve bunun için zalimce saldıran yöneticileri öldürtüp kendi insanlarını öldürülmekten kurtardı.
Hasan Sabbah’ı merak edenler ve araştırmacılar için değerli bir kaynak kitap daha raflarda yerini aldı. Tarih konusunda ezberini bozup resmi tarihten kopmak isteyenler; müjde!..
[Savaş Çoban]
Su Yayınları, 352 sf.
Tür: Tarih
Alinin_Askeri
15-02-2007, 04:35 AM
:) Onlarca kişi demek hepsi bukadar mı?
YANLIZ anlattıklarının Tarihi hiçbir değeri yok..
tarıh dedıgın ortodoks ıslamın hasan sabbahı karalamak ıcın yzılan gerceklıkten ve objektıflıkten yoksun musvettelerse tarıhı degerden bahsetme.
MODER terör anlamında ilk tarihi TERÖR eylemlerini gerçekleştirmiş.HATTA terör kelimesi köken olarak fransızca olup Haşhaşi kelimesinden üretilmişdir.
hatta haşhaşi-haşşashin-assassin olmustur denılır ama bır gercek vardır assassının anlamı katıl deıl sırrın bekcısı demektır.
En nihayetinde Moğol Hülagu bu kuş yuvasını andıran ALAMUT kalesini işgal etmiş ve oradaki herkezi kılıçdan geçirmiş ve Hassan Sabbahın yalancı Cennetineson vermişdir..
evet hz ömerın iskenderıye kutuphanesıne yaptıgı gıbı ; alamuttada 200.000 kıtaplık kutuphaneden olusan o cennetı yakıp yıktı
Bu yazılarlar neticesinde HASSAN sabahı birdaha değerlendir. Alevilikle ne ilişkisi var onu anlayamadım.?
bunu anlamak ıcın bıraz daha objektıf kıtaplar okumak gerekır.hasan sabbah bır ismaılı batınısıdır unutmakı alevılerde batınıdır.
levilee
15-02-2007, 04:52 AM
hasan sabbah hakkında bu uydurma sahte cennet uyuşturucu kullanan fedailer
hikayesinin kaynagı marko polodur
hani şu çinde köpek başlı adamlar gördüm diye yazan palavracı seyyah
hasan sabbahın ulu bilge bir zat oldugunu
hakkında anlatılanların uydurma oldugunu
araştırmacılarda artık kabul ediyorlar....
Kizilbas 66
15-02-2007, 05:01 AM
Hasan Sabbah, tarihte ve günümüzde eşi benzeri olmayan bir Alevi önderidir. __________________
Kendinize göre yorumlamayin arkadasim..Alevi önderi mi..? Tamam önder olabilir ama Hasan Sabbah Alevi önderi degildir..Ismaili inanciyla yetismis bir bilge ve liderdir...
levilee
15-02-2007, 05:21 AM
hasan sabbah alevidir
anadolu aleviliği 4 kapı inancını
devriyeyi,kamil-insan öğretisini
batıni ekolü ismaililerle kurduğu ilişkilerde edinmiştir
mevlanayı irşad eden şemsi tebrizi
hurufiliğin kurucusu fazlullah esterebadi dolayısıyla seyyid nesimi
ismaili daileridir....
kolacik
15-02-2007, 05:25 AM
hasan sabbah...
gerçek bir lider. halkını sadece koyun sanan ve onların sürüleşmesi için sünni dayatması yapanların korkulu rüyası. akıl çizgisinde düşünenlerin yoldaşı, nizamülmülk dalkavuğunun korkulu rüyası...
hatta öyle ki nizamülmülk kendi kitabında tüm kızılvaşlara küfür edecek kadar ileri gitmiştir.
halkın alevileşmesi işine gelmemektedir, çünkü alevi halk düşünür, düşünen halk ise o yönetimin sürüsü olmaz...
iftaraların kaynakları ve o kaynakların amacı bellidir. düşmanını övecek değil ya nizamülmülk ...
fataLibra
15-02-2007, 05:49 AM
Hasan Sabbah'ın yaşadığı yer Ortadoğu-İran.. Alevilikse Anadoludadır.
Hasan Sabbah 10-11 y.y. da yaşamıştır.. Alevilikse o tarihte daha yeni yetişen bir kültürdü.
Hasan Sabbah'a Alevi demek biraz zor iştir...
Bu konu her açıldığında Amin Mauloff un kitaplarını öneririm. Özellikle Semerkant. Dönemin vikanüslerini kaynak olarak gösterirki tarafsızdır.. Bir bakın isterseniz. ; )
Ha Nizamülmülk' ü öldürdü.. Çünkü Selçuklulara karşı arkası boş kalıyordu.. Ve bu büyük bir tehlikeydi.. Başı ezdi ve gerçektende istediğini elde etti. Stratejik yani..
Alinin_Askeri
15-02-2007, 10:00 AM
Hasan Sabbah'ın yaşadığı yer Ortadoğu-İran.. Alevilikse Anadoludadır.
Hasan Sabbah 10-11 y.y. da yaşamıştır.. Alevilikse o tarihte daha yeni yetişen bir kültürdü.
evet ama onun kurdugu nizari ismaili devleti 160 küsür yıl hüküm sürmüştür.ve su lınke bakılmasınıda onerırım alamutla alevılerın nası bı ılıskısı olduguna daır:
http://www.alevikonseyi.com/alevi/18/28/38/48/188.html
fataLibra
15-02-2007, 10:14 AM
Verdiğiniz linkte -ki bi Alevi sitesi olarak ne kadar tarafsız bir kaynak olur tartışılır- konuyla alakalı bir kaç bölüm:
Baba İlyas’ın piri olan Dede Garkın’ın Abu’l Vefa yolağından olduğunu ve dolayısıyla Baba İlyas ile Baba İshak’ın Abu’l Vefa’ya bağlı bulunduklarını Osmanlı tarihçileri ve menakıbname yazarları da söylemektedirler. Yukarıda değindiğimiz üzere Abu’l Vefa, Fatımi İsmaililerin 995 yılı listesinde Daylam baş dai’si olarak geçiyor. Yaşamının son zamanlarında ise Irak’ta Bağdad baş dai’si görevinde bulunmuş olup, Abu’l Vefa Bağdadi adıyla anılmaktadır. Baştan beri verdiğimiz tüm bu tarihsel bilgi ve olaylar, Hacı Bektaş’ın ve Babai ayaklanması önderlerinin batıni İsmaililerle ilişkileri bulunduğunu göstermektedir. Unutmayalım ki, halk arasında Alamut önderleri, özellikle Hasan Sabbah “Baba Seyyidina” diye çağrılıyordu.
Hacı Bektaş, Alamut kitaplığında tüm dai’lerin okuduğu Ummu’l kitab, Mansur el-Yamani’nin Risalat el-alim ve’l Ghulam, İhvan-ı Safa Risaleleri, Nasır Husrev’inkileri (Sefername ve diğerleri), Hasan Sabbah’ın Dört Faslı ve Sergüzeşt’ini; 9 Ocak 1166’da Büyük Kıyameti ilan etmiş Al-a Zikri Selam Hasan II’nin oğlu Nureddin Muhammed II zamanında, 1200 yılında Kuhistanlı Abu İshak’ın kaleme aldığı, İsmaililiğin yeniden düzenlenip açıklığa kavuşturulmuş ilke ve buyruklarını içeren Haft bab-i Baba Sayyidina’yı; yola giriş ilke ve törenleri, dereceleri açıklayan Tusi’nin Rawdat-ül Taslim vb. yapıtları okuyup yetişmiş bir İsmaili dai’siydi...
Sonuç
Hacı Bektaş Veli’nin Makalat’ı karşılaştırmalı incelendiğinde, İsmaili kitaplarındaki Tanrı inancı, din ve felsefe anlayışı, yola giriş kuralları aynen bulunabilir. Bazılarının ise üstü örtülmüş, farklı adlarla verilmiş, takiyyeye gerek duyulmuştur.
Hacı Bektaş’ın Selçuklu Prenslerinin çatışmalarında İzzeddin Keykavus’a destek vermesi ve Bizans’a yakınlık duyması, Anadolu’da merkezi birliğin kurulması amacı kadar, antik Ege Uygarlıklarının son mirasçısı olan ileri Bizans uygarlığından yararlanma ve İslam-Hristiyan ayırımı yapmadan insanlığı birleştirme hedefi taşır.
Hacı Bektaş Veli, 1256’da Alamut’un Moğollar tarafından yerle bir edilmesi sonucu İsmaililerle ilişkisini kesmiş, ama batıni inancın doruğunda; zamanın kurtarıcı imamı olarak ortaya çıkıp, Alamut İmamlarının temsil ettiği (Haft bab-ı Baba Seyyidina’ya göre Alamut İmamı Ali’yi temsil ediyor, bütün İsmaili inançlıların her biri de Salman’nın makamında bulunuyordu, yani birer Salman idiler.) Ali’nin donuna bürünmüştür. Bunu pekçok Alevi-Bektaşi ozanı işlemiştir. Biz Sadece Hasan Dede’den (Ö.1469) bir tek dörtlükle örnekleyelim:
Örnekler verdiğim yazıda Pir Hacı Bektaş' ın öğretisinde İsmailiğin dolayısıyla Hasan Sabbah'ın (Baba Seyyidina - Seyduna diye adlandırırız biz) etkisi verilmiştir..
Kabul edilmez mi? Elbette ki edilir.. Alevilik Hacı Bektaş'a ve Anadolu'ya gökten zembille inmedi? Elbette kendi içine doğanların yanında bunlar etkili oldu..
Anadolu'daki bahsettiğim yeni yetişen kültür tabiki Hacı Bektaşın bu öğretisiydi.
Ama kabul edersin ki ; dediğim gibi bu Hasan Sabbah'ı Alevi yapmaya yetmez can ;)
levilee
15-02-2007, 08:32 PM
4 kapı 40 makam anadoludan başka nerde var diye sorardınız
devriye aliye verilen ilahi vasıflar anadolu aleviliğinden başka nerde var diye sorardınız
şimdide ismaililik alevilik değildir diyorsunuz güzel
buyrun o zaman demekki neymiş
anadoluya özgü masalınızda bir varmış bir yokmuşa karışmış...
Alinin_Askeri
15-02-2007, 11:46 PM
Ama kabul edersin ki ; dediğim gibi bu Hasan Sabbah'ı Alevi yapmaya yetmez can ;)
alevi ismine takılırsak tabıkı onu alevı etmeye yetmez bıze alevı ısmı 16.yuzyıldan sora verılmıstır osmanlı belgelıeerınde bıle boyledır ışıktaıfesı yada kızılbas dır bızım toplumun ısmı olaya batını gozden bacan ıslamı batın olarak yorumlayanlar kım bız ve hasan sabbah ve verdıgım yazıda hacı bektasında ısmaılı daısı oldugu belırtıldıgıne gore saglam kanıtlarla alamutla alevıler arasındakı bagı goz ardı edemeyız.
fataLibra
17-02-2007, 11:50 AM
Ne dediğimi unuttum.. Aynısını yazamayacağım;
Ben İsmaililikle Aleviliğin bir bağlantısı olmadığını söylememişim.. Konu da bu değil zaten.. "Aleviliğin nerden geldiği" değil..
İsmailiğin Alevilikle aynı şey olduğunu iddia ederseniz ve sağlamda kanıtlarınız varsa Hasan Sabbah'a da Alevi bir önder diyebilirsiniz.. Mevzu bu!
SarıVatoz
17-02-2007, 01:55 PM
Hasan Sabbah la igili tek bir kitap okumuştum bundan beş altı sene önce yanlış hatırlamıyorsam İsmailiye mezhebi hakkında imamiyeti kabul ettiklerini söylüyordu fakat ilk bir kaç imamdan sonra önder olarak kendilerine şii-caferi-alevi mezheplerinden farklı liderlere ikrar verdiklerini söylüyordu. Ama o kitap Nizamülmülk denen adamı övüyordu ki pek övülecek bir insan olmadığını düşünüyorum ayrıca Selçuklu liderlerinide salak gibi tarif ediyordu. Roman gibi bir şeydi. Sanırım Semerkant'tı kitabın adı yazarını hatırlamıyorum. Bence güvenilmez ama sadece duyduklarımı aktarıyım dedim:D
Anarşist
17-02-2007, 03:07 PM
Fedailer kalesi "ALAMUT" tu okuduktan sonra tam bi Hasan Sabbah hayranı oldum diyebilirim....
Romanda anlatılklarına bakarak diyebilirimki adam ne kadar ince zekalı bi siyaset adamıymış bir avuç insanla koca Selçuklu devletine baş koymayı bilmiş....
Bugün alevilerin kurtuluşununda ben ancak böyle bir ince zekalı siyaset adamıyla olacağına inanıyorum yoksa daha çok kurda kuşa yem oluruz.....
Hasan Sabbah kadar zeki bi siyaset adamı olsam Allahdan daha ne isteyebilirimki....:)
Kizilbas 66
17-02-2007, 03:13 PM
Hasan Sabbah la igili tek bir kitap okumuştum . Sanırım Semerkant'tı kitabın adı yazarını hatırlamıyorum.
Amin Maalouf - Semerkant
Alinin_Askeri
17-02-2007, 11:45 PM
İsmailiğin Alevilikle aynı şey olduğunu iddia ederseniz ve sağlamda kanıtlarınız varsa Hasan Sabbah'a da Alevi bir önder diyebilirsiniz.. Mevzu bu! [/I]
batınılık dıyorum arkadasım hasan sabah batıni bir liderdir.gecen sene hacı bektas a semah donmeye gelen yahudi aleviler bizdede batınılık(kabala) oldugundan aleviliği sectik diyebiliyolarsa batınılıgı alevılıgın temellerınden bırı oldugunu unutmayalım.
Alinin_Askeri
17-02-2007, 11:49 PM
Fedailer kalesi "ALAMUT" tu okuduktan sonra tam bi Hasan Sabbah hayranı oldum diyebilirim....
Romanda anlatılklarına bakarak diyebilirimki adam ne kadar ince zekalı bi siyaset adamıymış bir avuç insanla koca Selçuklu devletine baş koymayı bilmiş....
Bugün alevilerin kurtuluşununda ben ancak böyle bir ince zekalı siyaset adamıyla olacağına inanıyorum yoksa daha çok kurda kuşa yem oluruz.....
Hasan Sabbah kadar zeki bi siyaset adamı olsam Allahdan daha ne isteyebilirimki....:)
bu kıtaba pek guvenmeyın evet hasan sabaahın zekasını over ama onu ortodoks ıslamın ve haçlıların kaynaklarına bakılarak yazılmıs yarısı hasan sabahı haşhaşcı ve sahtekar mılletın dını duygularını somurmeye ccalısan ve terorıst yetıstıren bır sahtekar olarak gostermeye calısan bılgıler vardır kaldıkı bu kıtap bır romandır arastırma-inceleme değildir.hasan sabah ulu bır batıni lideridir.
gecmisingolgesi
17-02-2007, 11:59 PM
'''''Alamut Piri Hasan Sabbah'ın gerçek öyküsü. Hasan Sabbah, Ömer Hayyam ve Nizamülmülk ile hiç okul arkadaşı olmadı. Cennet Fedaileri diye bir örgüt hiç kurulmadı. Haşhaşiler Alamut Kalesi'nde asla barınmadılar. Sahte Cennet kesinlikle yaşanmadı. Marco Polo, Alamut Kalesi'ni hiç görmeden yazdı.
Gerçek Hasan Sabbah kimdir, ne yamıştır? Alamut Kalesi ile sahte cennet efsanesinin aslı astarı nedir? Alamut Kalesi, tüm dünyanın nefretini nasıl topladı? "Afyonkeş katiller" deyimi niçin günümüzdeki insanları bile yanılgıya düşürüyor? Bu soruları yanıtlayan eser, Hassan Sabbah hakkında uydurulmuş efsaneleri içeren piyasaya malı tüm kitaplara bilimsel bir alternatif niteliğinde. Haçlılar ve Ortodoks İslamcıların Hasan Sabbah yandaşları hakkıdnaki karalama ve iftiralarını belgeleriyle ortaya çıkaran bu kitap, Türkiye'de çok az bilinen İsmaili mezhebinin gizemli tarihini açıklıyor. Batınilik ile tasavvufa giden ilk kapıyı aralıyor.
Bu kitapta, aynı zamanda Hasan Sabbah'ın İslamda özgürleşme, eşitlik ve kardeşilk fikriyatının öncülerinin hikayesi de anlatılıyor. ''''
HASSAN SABBAH GERÇEĞİ VE EŞİTLİKÇİ DERVİŞAN CUMHURİYETLERİ
FAİK BULUT
BERFİN YAYINLARI
şiddetle öneriyorum...
Onurcan66
18-02-2007, 12:35 AM
Hasan Sabah'in Batini bir Dai oldugu artik kesinlik kazanmistir.Bunu bir cok arastirmaci yazar yazilarinda belirtmektedir.
Batiniligin kökeni ile yapilan arastirmalar ise bizleri (Hermetizm) Hermes ögretisini götürmektedir. Hasan Sabah'in, Misir'i Suriye'yi ziyaret edip, Ismailik Tarikati ile isbirligi icerisinde olduguda, yazilan kaynaklar arasinda mevcuttur.
H. Bektas Veli uzantisi' na gelince:
H. Bektas'in, Hasan Sabah'in Batiniligi ile iliskilendirilmesi dogrumudur? Sorusuna verilebilecek cevap bence, evet. H. Bektas Veli ayni ögretiyi Anadolu da devam ettirmistir.
Sulucakaracahöyük' deki dergah, Eski ve köklü bir tapinaktir. Hermes ögretisi dogrultusunda hareket eden, Hermetizm ögretisinin ana tapinaklarindan bir tanesidir, zaten Kapadokya oldugu gibi Hermetizm kökenli Batinilerle birlikte cok yönlü inanc unsurlarinin, barindigi, yasadigi bir bölgedir. Bugün bile o yöreyi gezip, Ürgüp, Göreme, Avanos gibi yerlesim yerlerinin magara duvarlarini incelemek yeterlidir. Asa, Turna kusu figürleri bir cok resimlerde mevcuttur.
Hermetizm'in, sifreli gizli batini bir ögreti oldugunu tartismanin bir anlami zannedersem yok, bilinen bir gercektir. Bu sifreli ögretinin icerisinde Asa, ve Turna kusu sembolleri birer Batini ekoldür. Bu yolu sürenlerin sifreleri arasinda yer alir.
Peki Alevi yol önderlerinin deyislerinde ve söylemlerinde bunlara rastliyormuyuz evet..
Hazreti sahin avazi
Turna derler bir kustadir.
Asasi NIL deryasinda
Hirkasi bir dervistedir.
Pir sultan Abdal
Nil deryasindaki asa'li Hazreti sah, Hermes'ten baska birisi degildir.
Hasan sabah'in Batini dai'leri, Anadolu, Suriye, Misir güzargahinda hareket ettikleri de yazilan kaynaklarda mevcuttur. Gerek, Roman olarak yazilan Alamut kalesi isimli kitapda, gerek diger arastirmaci yazarlarin yazinlarinda..
Ayrica Sulucakaracahöyük deki bahcedeki mezar taslarinin üzerinde yer alan kabartmalarda, Hertizm'in sembolik sekilleridir., Kaygusuz Abdal, da ayni sekilde Misir'a gitmistir.Kaygusuz Abdal'in ziyaret sebebi zannedersem ayni köken itibari ile bir nokta da birlesmektedir. Kaygusuz'un mezarinin kahirede olduguda bilinmektedir.
Bütün bu var olan bilgiler birlestirilince, Aleviligin kökenlerinin nerelerde aranmasi ile ilgili bircok gizli bilgiler su yüzüne cikmaktadir.Ismaili tarikatinin icerisinde gizlenen batiniler, bugünün alevi yolunu sürenlerin ta kendisidir. Bunun ismine siz, ister alevi deyin, ister isik taifesi deyin, ister kizilbas deyin ne derseniz deyin ,sonucta bu yol batiniliktir.
Anarşist
18-02-2007, 01:13 AM
bu kıtaba pek guvenmeyın evet hasan sabaahın zekasını over ama onu ortodoks ıslamın ve haçlıların kaynaklarına bakılarak yazılmıs yarısı hasan sabahı haşhaşcı ve sahtekar mılletın dını duygularını somurmeye ccalısan ve terorıst yetıstıren bır sahtekar olarak gostermeye calısan bılgıler vardır kaldıkı bu kıtap bır romandır arastırma-inceleme değildir.hasan sabah ulu bır batıni lideridir.
Dediğin kitabtada yani "alamutta" da hasan sabbahı haşhaşçı ,sahtekar bi insan olarak göstermiyor zaten.
Gerci bakış açısına göre değişir.
Ama her şeye rahmen ben kitabtaki Hasan Sabbaha hayran kaldım...
gecmisingolgesi
18-02-2007, 01:32 AM
ben de zaten o yüzden önerdim. hasan sabbah, islam aydınlanmasının piridir. haşhaş ve cennet hikayesi, sünni din adamları tarafından karalama ve iftira için uydurulan bir yalandır.
eşitlik, bilgelik, adalet ve doğruluk
alamut dailerinin yoludur.
anadolu aleviliğinin pirlerinden Hünkar Hacı Bektaşi Veli'nin de Alamut kalesinde eğitim almış bir İsmaili DAİsi olduğuna dair güçlü tarihsel bulgular vardır.
gecmisingolgesi
18-02-2007, 01:36 AM
Alamut-Fedailerin Kalesi kitabında Vladmir Bartol, oryantalizmin Hasan Sabbah hareketi hakkındaki yanlış bilgilerini tersten okuyarak doğrulara en yakın bir anlatı yapmıştır. Bilimsel bakış açısını koruyan bir aklın, eldeki eksik ve yanlış bilgilerden bile gerçeği aramak için nasıl istifade edebileceğini ispatlamıştır.
asli_33
18-02-2007, 01:42 AM
Bu kez derviş kılığındaydı fedailer. Musul Ulucamii'nde kimsenin kuşkusunu uyandırmadan, bir köşede cuma namazını kılıyorlardı. Musul ve Halep'in Türk Emiri El Porsuki de namaz kılanlar arasındaydı. Etrafı tepeden tırnağa silahlı adamlarla çevriliydi. Ne bir kılıcın, ne de bıçağın delebileceği örme bir zırh giyiyordu. Ama bunlar işe yaramadı. Derviş kılığındaki fedailer, zehirli bir bıçak ile emirin boğazını kestiler. İsteseler camideki panikten yararlanıp kaçabilirlerdi ama buna yeltenmediler bile. Sanki namazdan kalkmış gibi sakin, mutlu ve sevinç içinde ölümü karşıladılar. Emirin muhafızları onları oracıkta parçaladı.
Haşhaşilerin dehşet uyandıran bu cinayeti ne ilk, ne de sondu. Örgütün İslam dünyasını altüst eden ilk eylemi 1092'de gerçekleşmişti. Hedef, adıyla bile Selçuklu İmparatorluğu'nu simgeleyen 75 yaşındaki vezirdi: Nizamülmülk, yani "devletin düzeni". Yıllardır fedailerin hedef aldığı hiç kimse, onların elinden kurtulmayı başaramamıştı. Sultanlar, halifeler, vezirler, emirler, komutanlar bıçak darbeleri altında can vermişti. Fedailerin en zor cinayetleri işlemekle kalmayıp, soğukkanlılıkla ölümü beklemeleri, o çağ insanlarının kanını donduruyor, cinayetin yarattığı dehşet duygusunu katbekat artırıyordu. Ancak "haşhaş" içenler bunu yapabilir diye düşünülüyordu. Onlara Haşhaşi denmesinin nedeni buydu. Yapılan bir tür intihar eylemiydi çünkü. Bu eylemlerden dolayı da "bütün zamanların en korkunç tarikatı" olarak bilindi. Batı dillerindeki "assassin" (katil), "assassination" (suikast) sözcükleri de işte bu Haşhaşilerden kaldı. Bu örgütün kurucusu ve büyük üstadı Hasan Sabbah'tı: Hem halifeliğe, hem de o sıralar İran'ın yanı sıra tüm İslam dünyasının hâkimi ve Sünni İslam'ın koruyucusu Selçuklu Türklerine karşı savaş açan bir Şii önderi...
Onun düşmanları üzerinde dehşet yaratmak üzere tercih ettiği silah suikasttı. Ama suikastı o icat etmemişti. Dünyanın tanıdığı, bildiği bir şeydi. Eski Mısır'dan Roma'ya, Çin'den Bizans'a pek çok örneği vardı. Taht kavgalarının, iktidar çekişmelerinin olduğu her yerde, suikasta da yer vardı.
Ne var ki, Hasan'ın kullandığı suikast tarzı, hazırlık, hedef, yöntem ve yarattığı etki bakımından farklıydı. Tarihte belki de ilk kez, bir merkezden yönlendirilen bir örgüt, terörü bir dehşet makinesi olarak kullanıyordu. Etkinliği, hiyerarşisi ve disiplin anlayışı bakımından, bir tarikattan çok dinsel/siyasal bir örgüttü bu. Müritler de derviş ya da derviş adayları değil, profesyonel suikastçı idi ve onlara fedailer (dai: davetçi, misyoner) deniliyordu. Eğitim düzeylerine, güvenirliklerine ve cesaretlerine göre çıraktan "üstadı azama" kadar derecelere ayrılmışlardı. Her biri, büyük üstat Hasan Sabbah'ın bizzat belirlediği tekniklerle yoğun bir ruhsal ve bedensel eğitimden geçiyordu. Gerçekleştirilecek cinayet, hem düşmanları, hem de halk üzerinde dehşet, korku ve hatta hayranlık uyandıracak nitelikte olmalıydı. Darbe öldürülecek kişiyle birlikte, onun temsil ettiği değerlere ve halkın duygularına yönelmeliydi. O yüzden, hedef belirlenirken, intikam duygusundan daha çok, mitsel tarafı ele alınıyordu. Ama bu amaç sadece hedefin niteliğiyle sağlanamazdı, buna uygun yöntem de geliştirilmeliydi. Buna göre, fedailer tek tek ya da ikili üçlü gruplar halinde görevlendiriliyor; tüccar, derviş, dilenci kılığına giren bu kişiler cinayetin işleneceği kente gönderiliyordu. Eylem gününe kadar, kentte herhangi bir olaya karışmamaya ve kuşku çekmemeye büyük özen gösteren fedailer, kurbanlarını izliyor, yaşadıkları yerleri, alışkanlıklarını belliyor ve büyük bir sabırla eylem anını bekliyorlardı. Tüm bu hazırlıklar inanılmaz bir gizlilik içinde yürütülüyordu. Ancak, icraatın, hazırlıktaki gizliliğin tersine açıkta, halkın gözü önünde gerçekleştirilmesi gerekiyordu. Cinayet yeri genellikle kentin en büyük camisi, tercih edilen gün de cumaydı. Sanki suikast yapmıyor, cuma namazı için toplanan kalabalığa asla unutamayacakları bir gösteri sunuyorlardı. Hedefteki kişi ne denli korunursa korunsun, bir yolunu bulup üzerine çullanıyor ve bıçak darbeleriyle öldürüyorlardı. Bazıları bıçağı bırakıp kalabalığa söylev çekiyor, bazıları da, soğukkanlılıkla muhafızların gelip kendisini parçalamasını bekliyordu. Neden? Çünkü Hasan Sabbah, nasıl keşfetti bilinmez, etkili bir eylemin sadece can almak, bir hasımdan kurtulmak değil, korku ve dehşet yaratmak olduğunu biliyordu. O yüzden de onun fedaileri sadece cinayet işlemiyor, aynı zamanda kendilerini de feda ediyorlardı.
http://www.kesfetmekicinbak.com
Herkes kendince farklı yorumluyor ...Devrinin en önemli şahsiyeti idi Hasan Sabbah..hayran olmamak elde değil...
Kadir Hoca
18-02-2007, 02:08 AM
ben de zaten o yüzden önerdim. hasan sabbah, islam aydınlanmasının piridir. haşhaş ve cennet hikayesi, sünni din adamları tarafından karalama ve iftira için uydurulan bir yalandır.
eşitlik, bilgelik, adalet ve doğruluk
alamut dailerinin yoludur.
anadolu aleviliğinin pirlerinden Hünkar Hacı Bektaşi Veli'nin de Alamut kalesinde eğitim almış bir İsmaili DAİsi olduğuna dair güçlü tarihsel bulgular vardır.
Sevgili can sizi yürekten kutluyor ve bu fikrinizi destekleyecek bir kanıt vermek istiyorum.Yaşar Nuri Öztürk HALLACI MANSUR VE ESERLERİ kitabının 32sayfasında bakınız ne diyor.
"Bu iftira sahiplerinin üslüplarındaki sadizm ve kin gerçekten şaşırtıcıdır. Kendi dışındaki tüm guruplara (Fırak-ı dalle) sapık guruplar damgası vuran Sunni çevreler,hasımlarını çürütmek için iftiraya genelde iman ve ahlakla ilgili noktalardan başlarlar. Bu geleneksel Sunni iftiracılığının kahrına uğrayan ekiplerin başında Karmatilik gelir. Bu saldırıların tutarsızlığı ve insafsızlığı,Fransız bilgin MASSİGNON tarafından tespit edilmiştir.
Ne ilginçtir ki bu insaf dışı saldırılarda GAZALİ gibi sufi tarzı esas almış bir düşünürde vardır. O GAZALİ ki bir yandan Karmatileri (İslam ümmetinin mecusileri ) diye anarak süt kaymak beslendiği Sunni saraya avukatlık yapar,öte yandan en esaslı fikirlerini tarihe bırakırken kullandığı terminolojiyi Karmatilerden alır. Aynı ikizüylülüğü yapan önemli isimlerden biride İBN ARABİDİR.
MASSİGNON bu karmati terminolojisinin sadece GAZALİ de değil tüm sufi düşüncede nasıl eğemen olduğunu ispatlamış bulunuyor."
Evet Sunni eğemen sınıfının kendi muhaliflerini her dönemde nasıl karaladıklarını tarihi belge olarak sanırım bu paragrafta anlatılanlar çok iyi kanıtlamakta.
İftira ve karala sonra elindeki fikri ve ilmi değerleri çal kendine mal et yeni bir şeymiş gibi topluma sun.
Bugün birileride daha dün deyişlerini okuyanları dahi kafirlikle suçlayıp haklarında ölüm fetvaları çıkardıkları YUNUS EMRE yi sunni göstermiyorlarmı. Ve ilahilerini camilerde bas bas bağırarak okumuyorlarmı işte iki yüzlülüğün daniskası.
Aşkı niyazlarımla.
gecmisingolgesi
18-02-2007, 02:44 AM
Alamut Fedaileri, yaşadıkları coğrafyada yoksul halka zulmeden, mevki ve konumlarını şahsi çıkarları için kullanan ya da bilim adamı vasıflarını iktidarın hizmetine sunarak yoksul halk kitleleri üzerinde siyasal-idolojik-ekonomik-sosyal baskı oluşturan her türden işbirlikçiyi hedef seçerlerdi. Oğlu fedai eyleminde ölen bir ana için bu şehadet bir bayram olurdu. Eğer sağ kurtulmuşsa felaket.
Hasan Sabbah hareketi, şiddeti rastgele bir terör aracı olarak kullanmamıştır. Amaç güç dengesi yaratarak iktidar sahiplerinin halk üzerindeki zulmüne son vermek idi.
Hasan Sabbah hareketi, her mahallede, her köyde, her meslek örgütlenmesinde farklı ve özerk bir örgütlenme anlayışına sahipti.
Alamut Daileri, tüm Nizari İsmaililerini aydınlatmakla, bilinçlendirmekle yükümlüydü.
Mutlak bir eşitlik ve adalet sağlamıştı Alamut hükümdarları.
Moğollar kaleyi istila ettiğinde Alamut kütüphanesindeki kitapların yakılması
tam 2 hafta sürmüştü.
Hasan Sabbah siyasal önderliğinin yanısıra, dönemin en çok saygı duyulan bilim otoritelerindendir. Gökbilimci, matematikçi, fizikçi ve felsefeci yönleriyle çok üstün bir kişiliktir. Ve örgütlenme modeli tamamen bilinçlenme ve aydınlanma üzerine kuruludur.
Alevilikte 4 Kapı Kırık makam dediğimiz insan-ı kamil e giden yol aynen İsmaililikte de vardır.
İnsan tekbaşına gerçeklik bilgisine ulaşamaz. O yüzden onun bir rehbere ihtiyacı vardır. Rehber ona yolu göstermez. Yolda nasıl yürümesi gerektiğini gösterir. Ve öğrenci hayatın doğanın işleyiş yasalarını çözümleyerek, gerçeklik bilgisine kişilik ve bilgi birikimini paralel biçimde geliştirerek ulaşır.
fataLibra
20-02-2007, 05:46 AM
batınılık dıyorum arkadasım hasan sabah batıni bir liderdir.gecen sene hacı bektas a semah donmeye gelen yahudi aleviler bizdede batınılık(kabala) oldugundan aleviliği sectik diyebiliyolarsa batınılıgı alevılıgın temellerınden bırı oldugunu unutmayalım.
"Alevilikte de Batinilik vardır.. O halde Aleviler de Hristiyandır." < Yapılan tümevarımın sonucu..
Alevilik bir sentezdir.. İçinde, diyalektik olan bir sentez.. Elbet bir yerlerden gelir. Bir kaynağı vardır..
Ama bu kaynak bir nokta da toplanmıştır.. Bu nokta Anadoludur. Burdan öncesi yoktur..
O yüzden Hasan Sabbah İsmailidir. Alevi değil..
-ki 2.nci defa söylüyorum.. İsmailiğin Alevilikle aynı şey olduğunu iddia ederseniz ve sağlamda kanıtlarınız varsa Hasan Sabbah'a da Alevi bir önder diyebilirsiniz.. Mevzu bu!
Korka korka eksi verip cevap verememekle veya laf salatalığına gerek yok. Yada var. farketmez : D
'Bakmak var, görmek var' işte
Alinin_Askeri
20-02-2007, 06:19 AM
"Alevilikte de Batinilik vardır.. O halde Aleviler de Hristiyandır." < Yapılan tümevarımın sonucu..
bu tumevarımın komple yanlıs yahudılerın batınılıgı hrıstıyanlardan oncedır.
Alevilik bir sentezdir.. İçinde, diyalektik olan bir sentez.. Elbet bir yerlerden gelir. Bir kaynağı vardır..
Ama bu kaynak bir nokta da toplanmıştır.. Bu nokta Anadoludur. Burdan öncesi yoktur..
O yüzden Hasan Sabbah İsmailidir. Alevi değil..
-ki 2.nci defa söylüyorum.. [I] İsmailiğin Alevilikle aynı şey olduğunu iddia ederseniz ve sağlamda kanıtlarınız varsa Hasan Sabbah'a da Alevi bir önder diyebilirsiniz.. Mevzu bu!
bak arkadasım burda hasan sabbahın cem yapıp semah dondugunu ıdda edemem ama kendısı serıatın katı kurallarını reddetmıs bır batınıdır ve hacı bektas alamuttan egıtım alan bır ismaılı daısıyse
ve aldıgı o bılgılerle babai ayaklanmalarından sora alevılıgı tekrardan bırlestırebılıyorsa alevılıkle arasındakı bagı goz ardı edemeyız kaldıkı kaynak anadolu demısın evet bı olcude katılıyorum ama unutmamak lazım hallacı mansur ıranlıdır ve bagdatta yetısmıstır anadoluyada adımını atmamıstır.
Korka korka eksi verip cevap verememekle
eksi konusundada neyı kastettıgını anlayamadım
fataLibra
20-02-2007, 06:28 AM
Dediğim gibi Bakmak var, görmek var
Aleviliğin belli başlı ritüelleri vardır.. Bu ritüellerle diğer inanış sistemlerinden ayrılır. Kendi doktirinini oluşturur.. Soyundan geldiği -İslamiyet>Şia>İsmailik..vs- sistemlerden bir sentez yaratır..
Ve aynı sanatta olduğu gibi bir sistemi kendi eleğinden geçirerek "öz"ü yaratır.
Elekten geçen büyük parçalar oraya takılır..
Yani Hasan Sabbah'ın mensubu olduğu İsmailik elekte kalmıştır.. Kalan 'öz' Alevilik doğmuştur..
Devamlı dedim.. İsmailikten geldiği inkar edilemez.. Ama İsmailikle de bir olduğu iddia edilemez. O halde Hasan Sabbah'ın da Alevi olduğu iddia edilemez..
levilee
20-02-2007, 08:29 PM
hasan sabbah alevi değilse
hallac-ı mansur nasıl alevi oluyor senin mantıgına göre ...
fataLibra
20-02-2007, 09:14 PM
Hacı Bektaş-ı Veli'de batini daisi olduğu halde nasıl Alevi oluyorsa, öyle.
Bir fikrin öncüsü olmak, o fikri destekleyenindir.
Şimdi "Hasan Sabbah'ta Aleviğin öncüsüdür" tarzı bir yorum yapmaya çalışanlara peşin peşin söyleyim, komik bir yorum olur bu.
Saygıyla.
levilee
20-02-2007, 10:00 PM
aleviliğin 1400 yıllık bir geçmişi var bu geçmişte hasan sabbahta var
hasan sabbah aleviliğin kurucusu diye bir şey kimse söylemedi
o halkalardan biridir
batınilik,imamet,velayet,4 kapı 40 makam ortak inançlardır
ha dersenki anadolu alevisi değildir cem semah bilmezdi tamam
ama bunlar hallac-ı mansur içinde geçerlidir
fataLibra
20-02-2007, 10:07 PM
Seyyid Nesimi içinde geçerli değildi.. Belki bir paragraf daha isim sayabiliriz.
Ama eleğin sahiplerini saymak burada Hasan Sabbah'ı Alevi yapmayacaktır..
Tarihsel olarak Alevilik hakem olayından sonradır diyerek 1400 yıl deriz. Fakat Nesimiler, Mansurlar, Pir Hacı Bektaşlardan önce Alevilik yoktu..
Bu kişiler Emevi sonrası İslamı, İsmailiği eleklerinden geçirip Anadolu'ya yaydılar..
Bunu anlamak zor değil değil mi?
levilee
21-02-2007, 12:04 AM
seyyid nesimide alevi değildir fatalibra can hurufidir...
fataLibra
21-02-2007, 05:53 AM
Sanırım konu, Hasan Sabbah ; )
Alihanlı
07-01-2008, 01:44 PM
knou tekrarı
http://www.alevileriz.biz/showthread.php?t=2662
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.