PDA

: alevilerde kadın


yolcu_58
11-09-2006, 06:58 AM
Alevilerde kadin erkek ayrimciligi yapilmaz. Alevi meclisinde kadin erkek yoktur, insan vardir, can vardir. “Can , Canlar” Erenler” ifadesi sadece kandin veya erke icin kullanilmaz. Her iki cins icin ortak olarak kullanilan bir deyimdir. Ailede, toplumda, dinsel hayatta kandin erkek ayrimi yapilmaz. Kadin ve erkek toplumun her anlaninda esittir. Örnegin, evde anne be babalar cocuklari arasinda kez erkek ayrimi yapmazlar. Mirasta kadin ve erkek esit paya sahiptir. Evlilikte kadin ve erkek haklari esittir. Erkek, toplumu ikna etmeden esinden bosanirsa, o haksizlik sayilir ve erkek “Yol Düskünü”kabul edillir. Erkek hakli nedenler olmadikca esini bosayamaz. “Bos ol” gibi bir anlayis yoktur. Alevilerde bosanma konusunda kadina, erkege kiyasla daha toleransli bakilir. Erkek hakli bir neden olmadan esini bosayamaz ama kadin ayrilmak isterse neden göstermeden esini bosayabilir. Bu konuda kadin zorlanamaz. Bu hareket kadin haklarini koruyan bir gelenektir. Dinsel olarak bakildiginda da: dede toplumda saygin bir yere sahiptir. Ayni sayginlik dedenin esi icinde gösterilir. Ona da “Ana” denir. Bektasilikte dedebaba esine saygi ifadesi olarak, “Anabaci Sultan” diye hitap eder. Muhiplerde, dedebanin esine “Anabaci” derler.

Mustafa Kemal
11-09-2006, 07:38 AM
Erkek dişi sorulmaz, muhabbetin dilinde
Hakkın yarattığı her şey, yerli yerinde
Bizim nazarımızda, kadın erkek farkı yok.
Noksanlık da eksiklik de, senin görüşlerinde
Hacı Bektaş Veli

Bektaşiler, tarikatları içinde kadın özgürlüğünü ve kimliğini koruyabildi. Kadınlar, bu topluluk içinde etkin olabildiler. Erkeklerle birlikte cemlerde yer aldılar; topluluğu ilgilendiren kararlara katıldılar. Aralarında âşık kadınlar ve kadın ozanlar çıktı. Dinî törenlerde de (On iki Hizmet’lerde) etkin katkıları oluyordu.

Bektaşilerde kadın, bir arkadaş ve bir kız kardeştir. Kendilerine “Bacı” adının verildiği toplulukta bu konumunu korumaktadır. Gerçekte de, Bacı, Bektaşi ya da Alevi kadınlara verilmiş addır. Bacılar, savaşa katılmayı bildiler ve genel olarak hiçbir zaman gölgeye saklanıp kalmadılar.

Bilim dünyasının güzel insanlarından Prof. Dr. Belkıs Temren, Bektaşi ve Alevi kültürünün kadına bakışını şöyle tanımlıyor:

“Bektaşi ve Alevi kültürü, yaşam tarzının odağına insanı koymuştur. Kurallar cinslerin ikisini de kapsamaktadır. Cins ayrımı yapılmadan Alevi kültüründe Tanrı herkesin Tanrısıdır, ibadet herkes içindir, bu nedenle kadın erkek beraber ibadet eder. Bektaşi ve Alevi kültürünün kadınlara 700 yıldan beri sunmakta olduğu hakların, tabana yaygınlaştırabilmesi ancak Cumhuriyet’in duyurusuyla gerçekleşmiştir. Bektaşilerin Cumhuriyet’in duyurusunu büyük sevinçle karşılamalarında, alıştıkları yaşam tarzının Cumhuriyet ilkeleriyle örtüşmesinin payı büyüktür.”

İrene Melikoff, ödüllü yapıtı, Hacı Bektaş Efsaneden Gerçeğe’de, Bektaşilik için şöyle diyor:

“Bektaşilik-Alevilik bir din değil, fakat az ya da çok eski gelenek ve inanç bağları ile birlikte, kökeni boylara uzanan bir yaşam biçimine dayalı sosyal bir olgudur. Bektaşiliğin incelenişi de bir inanma sorunu değildir; her şeyden önce öğrenme, çözümleme ve anlamaya çalışma sorunudur.”

Alevi Kadın Tiplemesi
Alevilik konusunda derin bir bilgi birikimine sahip olduğumu söyleyemem. Alevi bir baba ve annenin öğretileriyle büyüdüm. Babam beni sözle, annem deyişlerle eğitti. Çünkü ikisinin de kaynakları zengindi. Sözleri, deyişleri, nefesleri çoktu, sözlerini ve türkülerini güçlendiren müzik âletleri vardı. Halay halkasında ya da semahta kadın erkek yoktu, canlar vardı. O nedenle her ikisinde de eşitlik egemendi. Üstünlüğe, anlamsız yarışa başvurulmazdı. Böylesi ortamda canlar, barışa, sevgiye, üretime kanat çırparlardı.

Alevi bir ailenin kızı olarak büyüdüm. Öğretmenim babamdı. Yaşamında hiç okula gitmemiş; okuma yazmayı askerlikte öğrendim demesine karşın; yine de adını soyadını zor yazıyordu. En büyük amacı çocuklarını okutmaktı. Çocuklarını yetiştirirken; erkek-kız ayrımı yapmazdı. Ağabeylerimin ve benim eğitimimde farklılık yoktu. Onların yaptığı her şeyi benim de yapmamı ve öğrenmemi isterdi. Oturduğumuz varoşta kızını ilkokula gönderip komşulara örnek olan babaydı. Büyüdüğüm mahallede okula ilk giden kız çocuğu bendim. Babamı örnek alanlar her yıl artıyordu. “Kız erkek demeden çocuklarımızı okutmalıyız. Hele kızlarımızı oğullarımızdan daha çok okutmalıyız. Erkek çocuğu sokağa bırakırsan ekmeğini taştan çıkarır. Kız çocuğu öyle midir? Eğitimsiz insandan her türlü kötülük beklenir. Eğitimli insanı kim kandırır. Kim onu kötülüklere bulaştırır.” derdi.

Babamla annem eğitirken, çaktırmadan bir işbölümü yapmışlardı sanki. Babam, dik duruşu, onuru, yalansız dolansız olmayı; annem, “İncinsen de incitme” sözünü anımsatarak barışı, sevgiyi ve saygıyı aşıladı. Annem sıkça; “Gel ha gönül havalanma / Engin ol gönül engin ol” türküsünü çığırır babam da sözle tamamlardı. “Engin olmak zenginliktir” derdi...

Babam sözle eğitirken, yiğitlik duygusu aşılardı. Alevilerde var olan bir sözü hep anımsatırdı: Aslanın dişisi de aslandır. Pir Sultan’ın direnişçi özünü çok severdi. Onun kadınlar için söylediği bir dörtlüğü hep söylerdi:

Gel benim ey güzel servi çınarım
Yüreğime ateş düştü yanarım
Kıblem sensin, yüzüm sana dönerim
Mihrabımdır kaşlarının arası...
Tüm Aleviler gibi babam ve annemde bizlere çocukken Alevilik aşılamadılar, ceme gitmeyi bile isteğimize bıraktılar. Bizlere sevgiyi, hoşgörüyü ve paylaşımı, kendimizi anlatmayı öğrettiler. Alevilerin üç güzeli saz, söz ve semahla büyüdük.

Alevilerin yaşam biçiminde tek evlilik esastır. Boşanan erkek ve kadın düşkündür. Yol düşkünü olur. Ceme alınmaz. Karısını boşayan erkeğe katı kurallar uygulanır. Oysa, kocasını haklı nedenlerle boşayan kadına daha hoşgörülü davranılırdı. Buna karşın çok eşliler azımsanmayacak sayıdadır. Yine de özü korumak boşanmamaktır. Kentlilik olgusu geliştikçe Aleviler de bu konularda daha hoşgörülü davranmaya başladılar.

Aleviler eşitlik ilkesinde baktıkları için çocuklarını sayarken; “İki çocuğum var, üç de kız” demezler. Aleviler, beş çocuğum var diyerek hiç düşünmeden yanıtlarlar. Kız çocuğunu kurtarmanın yolunun eğitimden geçtiğine inanırlar. Anadolu’da yatılı okullara giden kızların çoğunluğunun Alevi çocukları olduğu bir gerçektir.

Alevilerde musahiplik kurumu vardır: Yol kardeşliği anlamında kullanılır. Bu kardeşlik kan kardeşliği, kan yolu ile olan akrabalık dışında kurulan sosyal-toplumsal bir akrabalıktır. Kan bağına dayanan akrabalık, bir anlamda zorunlu bir akrabalık iken, bu türdeki akrabalık tamamen gönüllülük esasına dayalı bir akrabalıktır.

Musahip ailelerin çocukları, birbirleriyle evlenemezler. Bu kardeşlik, dostluk ve insanların barış içinde yaşamalarına yardımcı olan bir kurumdur. Evlenen çiftler, başka evli çiftlerle musahiplik kurarlar. Bu kurum günümüzde de kırsal kesimde önemini korur. Kentlerde musahplik kurumuna fazlaca rastlanmamaktadır.

Alevilikte kadınları dövmek (ince ya da kalın çubukla) bir hak olarak görülmez. Alevilerde kadın dövülmez mi? Tabii ki dövüldüğüne rastlanır. Çünkü erkek egemen toplum birbirine benzer ve etkilenir. Bu, kültürel durumla aşılan bir konudur. Önemli olan şudur: Alevi erkeklerine kadınları dövme hakkı verilmemiştir.

Alevi kökenli olmak benim için yaşamı algılamak bakımından bir zenginlik kaynağı sayılabilir, ama hiçbir zaman bu unsurları siyasî kimliğimle ön plâna çıkarmadım. Köklerimi besleyen Anadolu suyu, gerek siyasal, gerekse sendikal yaşamda geniş kitlelere ulaşıp onlarla diyalog kurmama yardımcı olmuştur.

CemCan
11-09-2006, 07:39 AM
Elinize, emeğinize sağlık....

Paylaşımınız için sağoLun...

yolcu_58
25-09-2006, 06:38 AM
saol cemcan zaman ayırıp okudugun için

tuerkay
25-10-2006, 03:21 AM
Bir Canımızla özelden haberleşme anında yazdığım düşüncelerimi burayı ilgili görerek ekliyorum:

Evet, kadınların ekonomik gücünü kazanması şu anda çok belirleyici.Ama yine de tek unsur değil.

Ben kendi annem ile babamın yaşadığı bir durumu anlatayım:
Annem evdeki anlaşmazlık nedeni ile kirvemizin eşliğinde evden ayrılarak baba evine dönüyor.Daha önce bir kez daha aynı durum yaşanmış.Babam yine aynı kirveyi göndererek gönderilmesini istiyor.Anne tarafım babamla görüşmek istiyor.Babam gidince, babama sert şekilde "Şimdi seninle göndereceğiz. Ancak bir daha buraya dönerse, sakın bu kapıya almak için gelme!" diyorlar.

Annem bir defa daha evi terkediyor ve kirvenin evine sığınıyor.Kirve araya girenlerle beraber babamla anlaştırıyor.Ve annem geri dönüyor.

Annem bir daha evi terk etmiyor.

Bunda anneme karşı davranışlarını düzelten babamın gayreti kadar önemli asıl diğer olay da, ailesinin anneme söyledikleri diyorlar ki:"Her ne olursa, bu sizin aranızda.Evini böyle terk edip durma.Eğer bir daha o evden çıkarsan sakın bu eve gelme."

Annem son çıkışında Kirvelere ondan sığınmış ve bakıyor ki, sorun ne olursa olsun gerçekten içerde çözümlenmeli.

Annem çok mutlu idi.Ben annem ile babamın bir kere kavga ettiklerini hatırlıyorum.Başka hiç birşeylerini hatırlamıyorum.Babamın da her konuda mutlaka anneme danıştığını da çok gördüm ve ikisi de karar vererek uygularlardı.

Eskiden kadınların hakları da var gerçekten.Mesela dedesine eşinden davacı olan bir kadın, en büyük davayı açmış oluyor.Ve dede, kendine bu kadını sığınmacı olarak görüyor ve hakkını çok katı şartlarla koruyor.Erkek de, bu davanın yenilenmemesi için elinden gelen gayreti göstermek zorunda kalıyor. Çünkü bu işin senesi de var.Bu yaptırımın gücünü anlamak için, o insanların inancına bağlılığını iyi anlamak gerekir.Yani o söz verdiği ve ikrar dediği Seyyid'ine ne kadar bağlı olduğunu anlamak gerekir.

Ayrıca kadınların bir çok ev içi davada haklı bulunduğunu öğrenmiştim.Kadın davacı olursa, onun rızalığını almak zorunda olan erkek, genelde cezayı alır.Ta ki, kadın yanlış bir davranışta bulunmasın.E böyle yanlışlar da zaten toplumumuzda geçmişte olmaz denilecek kadar az.Eğer bu yanlışları erkek yaparsa, o da aynı şekilde cezalandırılır.Çünkü, müminde-müslimde Cemde Candır.Yani aynıdır.Kararlar da bu nedenle aynıdır.

Ataerkil yapının erkek üstünlüğü var.Ama Aleviliği yaşayan ailelerde kırgınlık zaten görülmüyor.

Kültürel uyum zamanımızın tek merhemi bencede.Kültürünü bilmeyen başkasına nasıl uyum gösterecek; elbette gösteremeyecek.Hatalar birleşecek.Sorun büyüyecek.Hakimde, diş macununu bahane gösterecek ama, aslında böyle basit bahanelere dahi tahammül gösteremediklerine göre deyip boşayacak.Çünkü o kişiler kendi çevresinden değil ve kendileri istiyorlar.

Oysa Alevi toplumunda büyüklerin aracılığı aileyi koruyan en büyük kefalet senedidir.Tabi günümüzde aile büyüklüğünü işletemeyen veya tanımayanlar bu sistemin her türlü iyi etkisinden de faydalanamıyor.

tuerkay
25-10-2006, 03:26 AM
Özelden-2:

Evlilik ciddi bir yaklaşım gerektirir.Şans değil, şartlar ne kadar zorlayıcı olursa olsun, mutlaka karşılıklı kabullenme gerektirir.Bu da karşılıklı bağlılık ve benimseme duygusunun güçlü olmasına bağlıdır.Mutlaka ki, olumsuz sonuçlanan Alevi evlilikler de var.Ama bu zamanımızdaki rahatlığın ve olmazsa olmasın düşüncesinin ürünü.Geçmişte bütün evlilikler ne kadar acı ve istenmedik durumlar olursa olsun, sürdürülmüş.Bu aile içinde tatsızlık beslese de, toplumsal yaptırımlar, Alevi aile düzenini de korumuştur.

Mesela, bir kadın şikayetçi olduğu zaman, rahber-dede-büyükler ortak karar verir ve her ne kadar tarafsız olunsa da, kadının durumu öncelikli gözetilir ve erkekler cezalandırılır bile.

Yine aynı şekilde, Tunceli'de araya kim girerse girsin çözülemeyen aşiretler arası o büyük kan davaları bile, araya kadınların girmesi halinde, herkes kendi tarafına çekilerek görüşmeler ile neticelendirilir.

Günümüzde bile, ben aralarında büyük anlaşmazlık olan ailelerin, birbirinin evine o aile nezdinde değeri olan bir kadını aracı olarak götürerek anlaşma sağlayıp barışarak geri geldiğini yaşayarak gördüm.

Bu nedenle evlilik bence şans değil, ailenin kadın etrafında odaklandığı ama, karşılıklı anlayışın da şart olduğu kutsal bir yapıdır.

Zaten hepsinde karşılıklı sevgi ve saygı olduğu düşünüldüğü için gerçekleşiyor bu evlilikler.Ancak yaşanan gelişmeler, aslında normalde birbirine katlanıp bu anlaşmazlıkları aşacak durumda olması gerekirken, genelde boşanmalarla bitmesi ile neticeleniyor.İki Alevi ne olursa olsun, o birlikteliği, sevgi ve saygıyı yeniden inşa ederek sürdürüyor.Ama diğer durumda bu yeniden inşa pek uzun sürmüyor.