:
Aleviliğin geleceği ne vaad ediyor
aliekber
13-09-2006, 02:00 PM
Sayın canlar
Alevilik en hassas dönemlerinden birisini yaşıyor...
1300 yıllık bir gelişimden sonra öyle bir noktaya eriştik ki , Alevilik kaderinin oynandığı bir zaman da diyebiliriz...
Televizyonlarda, gazetelerde , çevremizde konu o kadar çok enine boyuna tartışıldı ki , tüm gelişimi toparlamanın zamanı geldi diye düşünüyorum...
Aleviliği yüreğinde hisseden her can bu konu etrafında birleşip emek sarfetmeli...
Konuyu açmamda ki amaç gelişen süreçte seyirci kalmayıp da , bu sürece bizzat yön vermek, belirleyen olmak...
Global ve yerel konjonktürler köşemizde sessiz kalıp gelişmelere seyirci kalmamıza olanak tanımıyor, bu sebeptendir ki konuya bizzat el atıp gelişen sürecte belirleyici olmamız gerekiyor...
Bir elin nesi var, iki elin sesi var felsefesiyle yola çıkıp mega çıkarların oynandığı sahnede bir şeyler değiştirebiliriz inancına sarılarak imakansızı başarmaya soyunmalıyız diye düşünüyorum...
Ütopya milyarda bir gibi bir şeydir demişler...
Milyarda bir de olsa hiç değildir ki milyarda birdir...
Kültür olarak aleviliğin ne kadar mükkemmel ve insanlar için faydalı bir inanç olduğuna inanan her can cephemizde yer almalı diyorum...
Yeni millenyumun şekillenmesinde yüreğimizi ortaya koyarak bunda bizde söz sahibi olacağız...
Sitemizin çökertilmiş olmasını tesadüflere veya kıskançlık nedenlerine bağlamak istemiyorum...
Bana kalırsa sitemizin çökertilme olgusu, bu birliktelikten ne tür güzellikler çıkacağını anlamış güçlerin hesaplı çabalarıyla gerçekleşmiştir...
Yıkamadılar, yıkamadıkları gibi eskiden olmadığı kadar kenetlenmemizi sağladılar...
Mao Tse Tung yoldaş bin bir çiçek yarışsın , bin bir çiçek birlikte açsın demişti
Bin bir çiçek yarıştı, sıra binbir çiçeğin birlikte açmasındadır ...
Bölünmüş, her bir yöne serpilmiş canlarımızı toparlamanın zamanı gelmiştir...
Anne baba, baba oğul, oğul abla, abla kuzen gibi akrabalıklarda bile ayrılma yaşanıyorken, bunca farklı insanı nasıl toparlayıp iri , diri olacağız demeyeceğiz...
Ortak noktalarımız nelerdir bunların üzerinde yoğunlaşacağız...
Ve 72 milleti aynı nazarla görmenin bir anlamı elbette vardı, bu 72 milletin ortak çıkarları nelerdir bunu arayıp bulacağız...
Gün yeni millenyumu kurma günüdür, sistemin bizlere suduğu kırk katır ile kırk satır arasında seçim yapma günü değildir...
Bir Türk'ün dünya'ya bedel olduğunu ırksal açıdan anlamayacağız, her birimiz ki geldiğimiz köken belli taa Hz.Adem'e e dayanır, elbette kardeş , bacıyız, ve elbette ki insan düşmanını alt edebiliriz...
Terörle yürümeyeceğiz, bize tokat atana , diğer yanağımızı sunacağız, dünya'yı insanlığın kurtaracağına inanıyoruz ve şeytan at oynatamayacak...
Gelecek günlerde bu işin nasıl gelişeceğini tartışalım, fikirler sunalım ve aile meclisi çerçevesinde olsun veya başka bir çerçevede olsun hangisi daha uygun görülürse kararlar alalım...
İlk konu , toparlanmamıza, birleşmemize temel engeller nelerdir bunu tartışalım...
Bu ilk konuyu aşabilirsek , sıra ortak noktalarımız nelerdir bunu oluşturmaya bakarız...
Ve hedefler belirlendikten sonra bu hedeflere nasıl varabileceğimizi konuşacağız...
Dünya büyük insanlığın gelmesini özlemekte, sırf Afrikada 1 milyar insan açmış, susuzmuş, ve dünya üzerindeki savaşlar , bunu durduracak oluşumu beklemekte, dünyanın dört bir yanında insanlık dramları yaşanmakta, ve bölük bölük olmuş insanlar, şeytan ellerini ovuşturmakta...
İnanıyorum ki Allah'ın haber verdiği en hayırlı kavim ortaya nihayet çıkacaktır, çünkü zaman öyle bir zaman ki, Allah'ın haber verdiği o en hayırlı kavim ortaya çıkmazsa , dünyanın geleceği pek parlak görünmüyor...
Saygılarımla, sevgilerimle diyorum...
aliekber
14-09-2006, 09:47 PM
Birliğe giden yolda temel setler, engeller nelerdir bunu ortaya koymaya çalışarak işe başlayalım diye düşnüyorum...
Yezidin ve soyunu sürenlerin bizlere ezeli düşmanlığı vardır , bu olgu herkesce biliniyor ve bu akımlardan çekinmiyoruz çünkü asırlardır bunlara karşı bir tür bağışıklık geliştirmişiz...
Peygamber efendimizin hakka yürümesiyle insanlar yolunu seçmiştir...
Ak ile kara belli olmuştur, Hasan, Hüseyin'lerimizden tutun Pir Sultanlarımıza , Hacı Bektaş Velilerimize kadar çizgimiz aynı tutarlılıkla süregelmiştir...
Lanetli Yezit ve Yezid'in soyu da aynı tutarlılıkla çizgisini sürmüştür, Kerbelalarla , Yavuz Selim, Hınzır paşalarıyla, ve günümüze kadar ki Sivas katliyamlarıyla...
Bunlar artık günümüz itibariyle apaçık değişfre olmuşlardır, ve baş belamız Osmanlı tarihin çöp tenekesine gömülmüştür...
Bunlardan olanların rezil durumu da dünya gözünde deşifre olmuştur, Saddam'ları, Taliban'ları, ve Hizbullah'ları evrimsel nitelik bakışıyla son demlerini yaşıyor...
En büyük sorunumuz içimizdeki yeni türemiş düşmanımızı deşifre edip maskesini düşürmektir...
Son günnlerde alevi geçinip de Hz.Ali'ye karşı linç girişimine girişmiş grupcuklar türemiştir...
Hz Ali'ye her tür caniliği yakıştırmaktalar...
Bilimsel geçinen bu hainler kaynaklarını sünni rivayet üzerine kurulmuş iddialara dayandırmaktalar...
İçimden görünüp bizleri İslam dışı gösterme uğraşındalar...
Haliyle bu tür girişim alevilik hakkında derin bilgisi olmayanların kafasını bulandırmakta...
Ve alevilik üstünde oyunlar oynanmakta
Bu tür oyunları oynayanlar işbirliği içindeler...
Bu tür oyunlar kimlerin işine geliyor ve ne sebepten bu yöne doğru yol alıyorlar önce bunu anlamaya çalışalım...
***'nın Alevi stratejisi-1
Aleviyol - Özel Dosya: Bir süreden beri Aleviler üzerine değişik tartışmalar yürütülüyor. Tartışmalar Aleviliğin İslam içi-İslam dışı olduğu konusunda yoğunlaşır, "devlet"le ilgili gelişmeler mercek altına alınırken, söz konusu tartışmaları açan ve yürüten çevrelerde yasa dışı terör örgütlerine yönelik büyük bir suskunluk sürüyor. Bundan da öte zaman zaman "gerilla" söylemlerine yer verildiği görülüyor. O nedenle ihmal edilen veya "görmezlikten gelinen" hususa yönelik temel belgeleri yayınlama kararı aldık. Konuyla ilgili dikkat çekmek istediğimiz şey aşağıda Edib Harabi'nin şu nefesidir:
Daha Allah ile cihan yok iken
Biz anı var edip ilan eyledik
Hakk'a hiçbir layık mekân yok iken
Hanemize aldık mihman eyledik
Bu nefes, Aleviliğin İslam dışı olduğunu ileri sürenlerin dillerinde pelesenk olurken, ***'nın Alevi stratejisinde de başat rol oynamaktadır.
***'nın Alevi stratejisi-2: Stratejinin anahtar kavramları
Aleviyol - Özel Haber: Kendi yayın organlarında ***’nın Alevi stratejisinin anahtar kavramlarının “Kınalı Keklik”, “Devşirme”, “Kızılbaş-Alevilik”, “Misyonerlik”, “Zerdüştlük” olduğu görülüyor.
***’nın Alevi stratejisinde, Kürt Aleviliği ve Türk Aleviliği ayrımı yapılarak, Kürt Aleviliği isyan geleneğiyle, Kızılbaşlıkla ve bilhassa da “Zerdüşt bağlantılarıyla” özdeşleştiriliyor.
Türk Aleviliğini “Bektaşilik” olarak tanımlayan *** yayın organları, “Bektaşileri Aleviliğin devletle eklemlenen kesimi" olarak görüyor. Bu tür Alevileri “Kınalı Keklik” nitelemesiyle değerlendiren *** yayın organları, bu durumun devlet destekli “misyonerler”in katkı yaptığı bir tür “özel savaşla” ve “devşirmecilikle” bağlantılı olduğunu beyan ediyor; devletin “devşirilmiş” bir Alevilik (Bektaşilik) istediğinin altını çiziyor.
*** yayın organlarında “Devşirilmiş Aleviliğe” yani “şehre-ovaya sıkıştırılmış Aleviliğe” (Bektaşiliğe ve dolayısıyla Türk kimliğine) alternatif olarak “dağa çıkan” “Kızılbaş-Aleviliği” (Kürt [?] Aleviliği) kavramı ve türevleri işleniyor. “Devşirilmiş Alevilik”te “direnme” ve “zalime karşı düşmanlık” unsurlarının “zayıf ve hatta yok olduğunu” vurgulayan *** yayın organları, bu unsurların “Kızılbaş-Alevilik”te var olduğuna kuvvetli bir şekilde temas ediyor.
*** yayın organlarına göre, “devşirme Alevilik” “sahte Aleviliktir”; “has Alevilik” ise, “Kızılbaş-Alevilik”tir.
Kürdistan Aleviler Birliği’nin Düsseldorf’ta 3-4 Mayıs 1997’de yapılan 3. Konferansı ve sonuç bildirgesi bu bağlamda, geleceğe yönelik eylem planını açıklaması bakımından önem taşıyor. Söz konusu konferansta “Kürdistan’a ... vatansızlaştırma, inançsızlaştırma ve bir dağılmanın dayatıldığı” vurgulanırken, “Örgütlülüğümüzün boşluğundan yararlanarak Aleviliği asimile ederek neredeyse kimliksiz, kişiliksiz ve ilkesiz bir devşirme inancı gibi özellikle de Kürtlükten kaçar pozisyon yaratma amaçlı örgütlenmelere fırsat verilmeyeceği bu süreçte bu yönlü faaliyetleri görülenlerin teşhir edilerek bu faaliyetlerinin engellenmesi karar altına alındı” deniyor.
1) Alevilerin etnik kimlik ölçeğinde Türk ve Kürt Alevileri olarak ayrışmasını sağlamak.
*** medyasında ve yayın organlarında bu bağlamda Türk Aleviliği “Bektaşilik” ve Kürt Aleviliği “Kızılbaşlık – Kızılbaş Alevilik” diye adlandırılıyor. “Bektaşilik” “devlet yanlısı”, “Kızılbaşlık – Kızılbaş Alevilik” ise “devletin dışında” bir oluşum olarak takdim ediliyor.
2) Kemalizm karşıtlığını pekiştirmek ve olabildiğince üst noktaya çıkarmak.
--------------------------------------------------------------------
Bu söylemleri kim geliştiriyorsa gayesi artık sanıyorum ki daha kolay anlaşılacak...
En büyük tehlike içimizdeki düşmandır, bu düşmanı iyiden iyie tanımamız oynanmakta istenilen oyunları boşa çıkartmak açısından önemlidir...
Bu konuyu ,yapacağınız katkılarınızla daha da detaylı anlayabiliriz...
Sevgilerle
srdr_ist
14-09-2006, 11:29 PM
Abim bu kez gerçekten yüreğine sağlık.
Hani herşeyin ardından deriz ama bu sefer söylenen yürek ile bilgi ile vede sanırım ilk kez hep anlatmaya çalıştığımı bir kez daha başkası anlatmış daha doğru daha gerçekci bir şekilde.
Bu gidişle elbet bir birlik sağlanır.
Ama bununda bir bedeli vardır.
1-Alevi olmayan alevileri dışlarsak
2-kendimiz aleviliği gerçekten bilip karşımızdakine cevap verirsek
3-ırkçılık yapanı dışlamazsak Kürtsünüz diyenin ağzına vurnazsak daha çok duyarız. Türkçülük olarak ortada ciddi bir iddanında olmaması olayın hangi şekilde çalışıldığını görüyoruz ayrıca.
Bunların dışlanması elbette ses çıkaracaktır çünkü tektir ile uslanmayanın sonu kötektir.kafasını eğilmiş bilipte susan bir alevilik var. Faydalı işler yapan alevilikte var ama her nedense kendi içindeki yanlışlara ses çıkarmakta etkisiz bu aleviliğin artık bir sonuc alması şarttır.
El ele el hakka diyerek elbet bir gücümüz olacaktır.
Belki yarın belki yarından da yakın.
Sürgün_24
15-09-2006, 01:50 AM
Aliekber abim paylasımın icin tesekkürler..
Yıllar önce sesimiz cıkmazken,sindirilmisken,kimliklerimizi saklarken bugün cıkıp ben aleviyim diyebiliryok,din kitabında baslangıc olarak 20 sayfada olsa yer alabiliyorsak,bizimde tv kanallarımız acıldıysa,istedigimiz her türlü etkinlige acıkca alevilerin diyebiliyorsak ben inanıyorum bununla kalmayacak ilklerimiz ve devamı gelecek..
Bu günleri görmek icin cok kanlar aktı,cok canlar yandı ama artık sesler cıkmaya basladı ve sonu gelmeyecek bence..
ali_evi_44
15-09-2006, 02:40 AM
Lale'ye kesinlikle katılıorum.Bizlerden bir önceki nesle kadar bir kapana sıkıştırılmışız gibi.Ama şimdiki nesil şahane bence.Susmuyor ve susturulmamak içinde elimizden geleni yapıoruz.Harbiden de sonu gelmeyecek.Yazı ve bilgilendirilme için teşekkürler...
aliekber
25-09-2006, 08:34 AM
Alevilik içinde ki bölünmelerin iç niteliğini Cemal Şener isimli yazarın yazısını okuyunca bir çok gerçek belli oldu benim için...
Bir kısım topluluğun Cemal Şener'e neden düşman olduklarını Cemal Şener'in şu yazısını okursanız daha iyi anlayacaksınız ona kim neden düşmandır...
Alevilerin Atatürk 'ü benimsemeleri , Onun yaptıklarını canla, başla desteklemeleri son yıllarda yoğun eleştiri konularından birisi olmuştur. Alevilerin Mustafa Kemal'i Ulusal Kurtuluş Savaşı döneminde desteklemelerinden önce ülkemizdeki Osmanlı yanlısı kesimler rahatsız olmuşlardır. Bunları anlamak mümkündü. Çünkü bu kesimler şeriatla yönetilen din devleti olan Osmanlı'yı savunmakla kendi dinlerini vs. savunmuş oluyorlardı.
Ama kendisine; ilerici, demokrat, sosyalist v.s. diyenlerin Alevilerin Atatürkçülüğü savunması konusunda rahatsız olmaları hayli izaha muhtaç bir konudur. Bu eleştiriye son yıllarda kendisine "Kürt Demokratı ", "Kürt Sosyalisti" v.s. diyenleri de eklemek gerekiyor.
Osmanlı İmparatorluğu; ümmet esasına dayalı feodal, teokratik bir imparatorluktu. Kendi dininden ve mezhebinden yana olmayanlara esas alarak hayat hakkı yoktu. Osmanlı tarihi, Türkmenler ve Aleviler ile ilişkiler açısından özellikle yavuz sultan Selim'in hilafeti ile birlikte adeta Alevi katliamları tarihine dönüşmüştür. Osmanlı'da Alevilere hayat hakkı yoktu. Osmanlı'da Türkmen ve Alevi olmanın bedeli ; fermanlar ve fetvalar kanalı ile; sürgü, hapis, ceza ve "katli vacip "ti. Sadece; Yavuz Sultan Selim'in İran seferi sırasında öldürülen Alevi sayısı resmi Osmanlı kayıtlarına öre 40 binin üstünde.
Aleviler açısından durum böyle olunca ; Osmanlı içinde oluşmuş ve Osmanlıdan yanlış gidişine karşın muhalif olan her hareket doğal olarak Anadolu'daki Alevi ve Bektaşi halkın sempatisini ve desteğini almıştır.
İşte; Jön Türklerle başlayan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının önderliği ile Ulusal Kurtuluş Savaşına dönüşen harekette; Anadolu ve balkanlarda yaşayan Alevi Bektaşi kitlenin desteğini almıştır.
Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 'ta Samsun'a çıkmadan önceki duruma baktığımızda; ülkenin İngiliz, Fransız, İtalyan ve onların desteklediği Yunanistan'ın işgali altında olduğunu görüyoruz. Osmanlı ordusu dağılmış. Osmanlı Padişahı, kendi malına ve canına zarar verilmemesi koşuluyla Emperyalist işgale teslim olmuştur. Bu yetmezmiş gibi Padişah işgale karşı olanları İslam'a karşı imiş gibi İngilizlerin desteğinde örgütler kurup işgale direnen yurtseverleri arkadan vurmaya kalkışmıştır. Ulusal Kurtuluş ve Aleviler
Bu koşularda ; Anadolu'daki ve balkanlardaki yaşayan Alevi ve Bektaşi kitlenin önünde iki seçenek vardı. Ya bu işgale Osmanlı sarayı çevresi gibi evet diyecekti. Yani bir anlamda , Padişahın, hilafetin, saltanatın ve alevleri yüzyıllardır dışlayan Osmanlı Politikasının yanında yer alıp suç ortağı olacaktı. Yada bu Emperyalist İşgal, onun işbirlikçi Osmanlı sarayına ve dolayısıyla Sünni Osmanlı hilafetine, saltanatına karşı kılıç çekmiş olan Mustafa Kemal ve arkadaşlarının açtığı Kuvay-i milliye bayrağının saflarında yer alacaklardı.
Nitekim; Aleviler o koşularda tarihin tekerleğini ileriye döndüren seçeneğin yanında yer aldılar. İşte Anadolu'da ve Balkanlardaki Alevi Bektaşilerle, Mustafa Kemal ve arkadaşlarını buluşturan ortak payda bu oldu. Aleviler dişini tırnağına takarak, Kuvay-i Milliye saflarında yer alıp malını canını Ulusal Kurtuluş uğruna seve seve feda ettiler. Kurtuluş Savaşı kazanıldıktan sonrada kurulan Türkiye Cumhuriyeti'ni ve adına Cumhuriyet Devrimleri denen devrimleri canla başla savundular. Kurulan ilk TBMM'de de tarihlerinde hiç görülmedik tarzda kendi temsilcileri ile Dede, Baba ve ileri gelen kişilikleri ile Mustafa Kemal'in meclisinde Onun yanında yer aldılar.
Doğru olanı da yaptılar. O şartlarda böyle yapmamak, emperyalistlerle ve onların yerli işbirlikçisi hilafetçi, saltanatçı, şeriatçı, kesimle direk veya dolaylı olarak işbirliği yapmaktır. Bunun adıda ulusal ihanettir. Alevileri bugünde aynı koşullarla karşı karşıya kalırlarsa esas olarak gene alacakları tavır budur. Bu olmalıdır. Bunun karşıtı ulusal ihanet çizgisidir.
Bugün ülkemizdeki Osmanlı özlemcilerinin şeriatı ve hilafeti savunan Siyasal İslamcıların ve onların açık gizli taraftarlarının ; Alevilerin Mustafa Kemal'in yanında yer almalarını eleştirmeleri oldukça anlaşılır bir durumdur. Ama kendilerine; "anti-Emperyalist" , "İlerici" ,"Sosyalist" , "Kürt Demokrat" v.s. diyenlerin Alevilerin bu tercihini eleştirmek kendi varlık nedenleri ile çelişmektedir. Bu tavır ; açık, gizli Osmanlı destekçiliğidir.
Alevilerin Atatürkçülüğünü eleştiren bu sol çizgi ne yazık ki ya kendi geçmişini bilmiyor veya kendi geçmişin inkar ediyor. Çünkü; Mustafa Kemal 'in önderliğindeki Ulusal Kurtuluş Savaşı sadece Aleviler değil o tarihlerdeki sol ve sosyalistlerde desteklemişlerdir. Bunların başında da Rusya'da Ekim Devrimi'ni yapıp Sovyetler Birliği Sosyalist Cumhuriyetini kuran Lenin ve uluslararası komünist harekettir.
aliekber
25-09-2006, 08:34 AM
Yazının devamıdır...
Lenin ve Mustafa Kemal
Bolşevik Partisi Ulusal Kurtuluş mücadelesini sadece pasif bir destek ile kalmamış maddi yardımda da bulunmuştur. Türkiye Cumhuriyetini bağımsız devlet olarak ilk tanıyan devlette Sovyetler Birliği olmuştur.
Bakın Ankara'ya ilk gelen yabancı devlet elçisi olan Sovyet elçisi S.İ. Aralov Türkiye'ye göreve gelirken Lenin ile yaptığı görüşmeyi anılarında nasıl anlatıyor: Bakalım Türkiye ile Lenin , Aralov'a ne demiş"
Türkler milli kurtuluşları için savaşıyorlar. Bunun için merkez komitesi , askerlik işlerini iyi bilen birisi olarak sizi oraya gönderiyor. Emperyalist Türkiye'yi soyup soğana çevirdiler, hala da soyuyorlar. Köylüler ve işçiler buna katlamadılar. Sabır bardağı taştı, gerek Doğu halkları gerek biz Emperyalistlere karşı savaşıyoruz."diye konuya başladıktan sonra Lenin'in Türkiye'de olup biteni çok iyi bildiğini belirttikten sonra şöyle yazıyor. " Mustafa Kemal Paşa , tabi ki sosyalist değildir, diyordu Lenin .Ama , görülüyor ki , iyi bir teşkilatçı...kabiliyetli bir lider, milli burjuva ihtilalini idare ediyor. İlerici akıllı bir devlet adamı . bizim sosyalist inkılabımızın önemini anlamış olup , Sovyet Rusya'ya karşı olumlu davranıyor. O işgalcilere karşı bir kurtuluş savaşı yapıyor. Emperyalistlerin gururunu kıracağına, padişahıda yardakçılarıyla birlikte silip süpüreceğine inanıyorum. Halkın ona inandığını söylüyorlar. Ona , ayni Türk halkına yardım etmemiz gerekiyor. İşte sizin işiniz budur. Türk hükümetine, Türk halkına saygı gösteriniz. Büyüklük taslamayınız. Onların işlerine karışmayınız." dedikten sonra Türk Ulusal Kurtuluş Savaşına yardım içinde Lenin aralov'a şunları söylüyor.
"Kendimiz fakir olduğumuz halde Türkiye'ye maddi yardımda bulunabiliriz. Bunu yapmamız gerekir. Moral yardımı, yakınlık, dostluk, üç kat değeri olan yardımdır. Böylece, Türk halkı yalnız olmadığını hissetmiş olacaktır."dedikten sonra ne gibi yardım edeceklerini de şöyle ifade ediyor:" Ne gibi yardımda bulunacağımızı da bildirelim; en kuvvetli bir ihtimalle silah yardımında bulunacağız. Gerekirse de başka şeylerde veririz."
Aralov'un anıları sözünü ettiği yardım vat olmakla kalmamış bu yardım gerçekleşmiştir. Yapılan yardımın dökümü Kurtuluş Savaşı belgelerine göre şöyledir:
Sovyetler Birliği'nin Türkiye Ulusal kurtuluş mücadelesine yaptığı para, silah ve cephane yardımının özet dökümü aşağıdaki gibidir;
Ağustos 1920 Halil Paşanın getirdiği Altın Osmanlı lirası karşılığı : 100.000 külçe altın
Eylül 1920 Y. Kemal'in getirdiği : 1.000.000 Altın ruble
Nisan 1921 Y. Kemal'in getirdiği : 4.000.000 Altın ruble
Haziran 1921 Almanya 'dan silah alımı için : 1.400.000 Altın Ruble
Aralık 1921 Frunze'nin getirdiği : 1.100.000 Altın Ruble
Mayıs 1922 Hükümetten hükümete : 3.500.000 Altın Ruble
Mayıs 1922 Hükümetten hükümete : 11.000.000 Altın Ruble
Eylül 1920 Erzurum'da teslim : 200.6 Külçe Altın
Genel Toplam :80.000.000 TL.
Bu para yardımı dışında; 45.181 tüfek, 52.599 adet çeşitli teçhizat ve mühimmat, 3210 makinalı tüfek, 96 adet ağır makinalı tüfek, 166.910 adet çeşitli tipte top mermisi ve yüzlerce sandık. Toplam 3 kitap sayfası hacminde dökümü yapılan cephanelik v.s. yardımı almıştır.
Bu rakamlar adı geçen yıllar itibariyle ciddi sayılabilecek yardımlardır. Bu rakamlar Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı için yararı tartışılmayacak bir gerçektir. Sovyet Devrimi'nin önderi Lenin, Mustafa Kemal ve Ulusal Kurtuluş Savaşı ile ilgili düşüncelerini çeşitli; vesilelerle dış basına, iç basına yaptığı açıklamalarla ve parti toplantılarında ifade etmiştir. Örneğin; 29 Ekim 1908 'de Enternasyonal Sosyalist Büronun bir açıklamasında ;" 1908 Jön Türk Devrimini Selamlarız" demiştir. 1 Mart 1913 'deki bir konuşmasında ; "Jön Türk Devrimi"ni Asya'daki devrim faturası " olarak nitelemiştir. Gene ;1914 Şubatında bir konuşmasında;" Türkiye 'deki 1908 Devrimi Asya'daki burjuva demokratik devrimler zincirinin bir halkasıdır."demiştir.
aliekber
25-09-2006, 08:35 AM
yazının devamıdır
Stalin ve Mustafa Kemal
Kurtuluş Savaşı işle ilgili değerlendirmeler Lenin ile sınırlı kalmamış konu ile ilgili Stalin'de 6 Kasım 1920 'de bir konuşmasında" Doğuda devrimci bir çekirdeğimiz var: Burjuva Devrimci Türkiye" diye tanımlamıştır Mustafa Kemal hareketini, 10 Mart 1921'de ise Stalin: "Mücadele bayrağını kaldıran Türkiye, Doğu haklarını etrafında topladı"demektedir.
Bu anlayışın 1928'de oluşturulan Komünist Enternasyonal programına ise şu tanımlama ile girmiştir: "Türkiye'deki Milli Burjuva Devrimi: Milletlerarası devrim zincirinin halkası" Türk Ulusal Kurtuluş Savaşı ile ilgili Lenin, Stalin ve Komünist hareketin lideri Dimitrov ve Çin devriminin önderi Mao Zedung'da Mustafa Kemal ve Ulusal Kurtuluş Savaşını öven ve destekleyen ifadeler kullanılmışlardır.
Mustafa Kemal Hareketini sadece Sosyalist önderler değil, Asya'da Emperyalizme karşı Ulusal Kurtuluş Savaşı veren başta; Gandi olmak üzere bir çok :Ulusal Kurtuluşçu önder ve halkda örnek almıştır.
Bunlar dışında Türkiye sol denen siyasal kesimde başta Türkiye Komünist Partisi ( TKP ) olmak üzere Mustafa Kemal Hareketini ve verilen Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı desteklemişlerdir. Daha sonra bazı itilaflar çıkmasına karşın Kurtuluş Savaşını desteklemişlerdir. Şefik Hüsnü gibi Dr. Hikmet Kıvılcımlı, Nazım Hikmet gibi kişiliklerin eleştirileri olmasına karşın esas olarak desteklemişlerdir. Nazım Hikmetin Kuvayi Milliye Destanı ne denli duygulu ve içtenlikle yazılmış bir destandır.
Deniz Gezmiş ve Mustafa Kemal
1970 'lere geldiğimizde de 68 kuşağının gençlik önderleri Demiz Gezmiş ve Mahir Çayan ile arkadaşları idam ile yargılandıkları mahkemelerde yaptıkları değerlendirmede yazdıkları yazılarda Mustafa Kemal ve Türk Ulusal Kurtuluş Savaşının destekler konuşmalar yapmışlardır. Kendi mücadelelerinin Mustafa Kemal'in başlattığı ama bitiremediği bağımsızlık mücadelesinin devamı olduğunu anlatmaya çalışmışlardır.
Deniz Gezmiş ve arkadaşları THKO ( Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu ) Savunması adlı kitabın 222.sayfasında;"Bu memlekette Mustafa Kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlarda bizleriz."dedikten sonra savunmasına şöyle devam ediyorlar. "Onun İstiklali tam Türkiye ideali yalnız biz devam ettiriyoruz"diyorlar.
Savunma kitabının 394. sayfasında Kurtuluş Savaşı ile ilgili olarak ise; "Türkiye emperyalizme karşı ilk Kurtuluş Savaşı veren ve onu dize getiren ülkedir. Bütün ezilen uluslara ışık tutan ve Kurtuluş Bayrağının dalgalandıran Türkiye Halkı , bundan 50 yıl önce görevini yapmıştır."denmektedir.
Konunun devamında ise; "Yurdumuzun bağımsızlığı için giriştiğimiz bu kavgada Kurtuluş Savaşımızda şehit olanların onurları ve ulusumuzun kaderini korumaya kararlı olduğumuzu bildiriyoruz.
Kurtuluş Savaşımızın tüm şehitlerine selam olsun."diyerek o mücadelenin desteklenmesinin haklılığını anlatıyorlar.
Hafızası zayıf bir toplumuz. Bu durum sadece genel halk için değil, çeşitli siyasi düşüncelerin sözcülüğünü yapmaya çalışan siyasi yapılanmalar içinde söz konusudur. Bu nedenle; Alevileri Kurtuluş Savaşını destekledikleri için eleştirenlere, Alevileri Atatürkçü diye, küçümseyip suçlayanlara, Alevilerin şeriatçılara karşı laik cephede yer alışlarını eleştirenlere karşı hafızaları hatırlamak zorunda kalıyoruz. Bakın Deniz Gezmiş idamla yargılanırken savunmasının 413, sayfasında:
"Kurtuluş Savaşı, Türkiye Halkının Emperyalizme ve onun emrindeki dahili güçlere karşı verdiği bir direnme savaşıdır "diyor.dahili güçler kimdi? Onlar ; Emperyalizme sığınan Padişah ile hilafeti, saltanatı, şeriatı savunan devşirme ordulardı. Çapanoğluydu, Kuvayi Miliyecilere " katli vaciptir " diyen şeyhülislamlardı. Konya, Bolu, Adapazarı, Düzce isyanında Kuvayi milliye 'ye kurşun sıkanlardı. Menemen 'de Kubilay'ın kellesini kesenlerdi.
Deniz Gezmiş, savunmasının 336. sayfasında da Mustafa Kemal'e karşı hilafetçi, saltanatçı, şeriatçı kesimin faaliyetlerine değinerek; Meclis zabıtları incelendiği zaman bu takımın faaliyetlerini görürüz. Hilafetin tekke ve zaviyelerin kapatılmasına açıkça karşı koymuşlar. 1925 Şeyh Sait İsyanı ile şanslarını denemişler, 1926 da İzmir'de Atatürk'e suikast düzenlemişler fakat sonradan faaliyetleri yasaklanmıştır" diyor.
Deniz Gezmiş savunmasında Osmanlı Düzeni'nin özlemcileri için;" Kurtuluş Savaşının korkusu ile 1939 yılına kadar ki bağımsızlık politikası yüzünden pusuda bekledirler. Atatürk'ün ölümü ile meydanı boş buldular ve faaliyete geçtiler.
Deniz Gezmiş Atatürk karşıtları için diyor ki; "Amaçları ne yolla olursa olsun iktidarı ele geçirmekti. 1950 yılına kadar iyice örgütlendiler" dedikten sonra ABD ile de işbirliği yaparak bu gerici güçler için ,"Fırsatı kaçırmadılar, birleşerek 1950 yılında iktidara geldiler" diyor.
aliekber
25-09-2006, 08:36 AM
yazının devamı
Deniz Gezmiş ve 27 Mayıs Devrimi
Alevilerinde desteklediği, destekledikleri içinde sol siyasal yapılarca bile eleştirilen 27 Mayıs Devrimi için de bakın Deniz Gezmiş savunmasının 570. sayfasında ne diyor: " Milli Kurtuluş Savaşı'nın bu savaşı ve onun başındaki Mustafa Kemal'i yok edici, ortadan kaldırıcı bir düzen kuran, karşı devrimci- gerici ittifaka karşı yapılmış olan 27 Mayıs ihtilalini ve 1962 Anayasasının bir devamı ve tamamlayıcısıdır."dedikten sonra tarihte nelerin sahiplenmesi gerektiği ile ilgili olarak ta şu bakış açısını ifade ediyor. "Bunun içindir ki, bizler; Türkiye toplumunun tarihi geçmişinde sağlam olan ulusal ve devrimci olan ne varsa onun mirasçısıyız."
Mahir Çayan ve Mustafa Kemal
"Sol" adına Alevileri Atatürkçülük ve 27 Mayıs konusunda eleştiren "sol"cuların Deniz Gezmiş'ten bugün bile daha çok şey öğrenecekleri sonucu çıkıyor. Sol hafıza Lenin ve Stalin olduğu gibi Deniz Gezmiş'i ve Mahir Çayan'ı da unutmuş.
Şimdide ülkesinin kurtuluşu için, düşünceleri uğruna canını seve seve veren Mahir Çayan'ın Milli Kurtuluş Savaşı ve Atatürk ile ilgili değerlendirmeleri hatırlayalım. Bakın Mahir Çayan Kesintisiz Devrim (II. III.)adlı kitabın 325. sayfasında konu ile ilgili olarak "Kemalizm, Emperyalizmin işgali altındaki bir ülkenin devrimci-milliyetçilerinin milli kurtuluş bayrağıdır. Kemalizm özü emperyalizme karşı tavır almıştır. Kemalizm'i bir burjuva ideolojisi veya bütün küçük burjuvazinin ve yahut asker- sivil bütün aydın zümrenin aydın zümrenin ideolojisi saymak kesin olarak yanlıştır.
Kemalizm, küçük burjuvazinin en sol, en radikal kesiminin milliyetçilik tabanında anti-emperyalist bir tavır almıştır. Bu yüzden Kemalizm soldur; milli kurtuluşçuluktur. Kemalizm, devrimci-milliyetçilerin, emperyalizme karşı aldıkları radikal politik tutumdur" diyor.
Mahir Çayan, Kemalizm'i, Burjuva ideolojisi sayanlar da eleştirerek, Onun; küçük burjuvazinin en sol en radikal kesiminin ideolojisi olduğunu iddia ederek daha çok olumluluk veriyor. Yazının devamında Stalin ve Mao'nun da Kemalist hareket hakkındaki düşüncesini şu aktarma ile okuyucuya iletiyor: "Stalin ve Mao 1919-1923 Anadolu hareketine devrim demektedirler" dedikten sonra Cezayir Devrimi2nin de muhteva olarak Kemalist Devrime benzediğini söylüyor.
aliekber
25-09-2006, 08:36 AM
yazının devamı
Fidel Castro'da Atatürkçü
Evet, işte Mahir Çayan 2da Atatürkçülük hakkında böyle düşünüyor. Şimdi de yaşayan son sosyalist ülke olan Küba devrimi lideri Fidel Castro2nun Habitat nedeni ile İstanbul'a geldiği 1997'de Atatürk hakkındaki düşüncelerine.
İsterseniz Castro'nun düşüncesinden önce 22 Ağustos 1997'de Cumhuriyet Gazetesindeki Hatice Tuncer-Barış Doster imzalı haberden size bir pasaj okuyayım:"Zapata Caddesi ile Salvador Allende Bulvarı'nın kesiştiği yer gibi adreslerin tanımlandığı, devrimci bir geleneğin ve anti emperyalist ruhun her sokakta hissedildiği Havana'nın en önemli caddelerinden birinde, bir başka büyük devrimcinin, Atatürk'ün Büstü bulunuyor, büstün üzerinde Atatürk'ün Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu olduğu belirtilmiş. Doğum tarihi olarak 19.05.1881 yazıyor. Kaidede ayrıca " Yurtta sulh, cihanda sulh" sözlerinin Türkçe'si ve İspanyolca'sı bulunuyor."
Küba lideri Fidel Castro ise, 15.03.1997 tarihli Yeni Yüzyıl Gazetesi'nde Jale Özgentürk 'ün yazdığı habere göre; Castro'nun Atatürk 'ü kastederek; "O'nun yaptıklarını ben başaramazdım" "Asıl devrimci Atatürk" başlıklı yazıda özetle şöyle diyor.
"Bu kadar büyük bir evrim yaptım ama Atatürk'ün yaptıklarını başaramazdım."dedikten sonra Küba'ya giden sağlık bakanı Yıldırım Aktuna ile görüşmesinde Castro'nun "Atatürk büyük bir asker. Dönemin en önemli liderlerinden biri olarak tarihe geçmiştir. Bu kadar büyük bir devrim yaptım ama Atatürk 'ün yaptıklarını başlatamadım. Atatürk harf devrimi gibi bir takım reformlar yaptı. Ben böyle bir düzen değişikliği yapamadım" dediğini yazıyor.
Türkiye'de Alevileri Atatürkçü olmaları nedeni ile eleştiren ve kendilerine "Sol" ve "Kürt Demokratı " diyenlere Fidel Castro'nun düşüncelerini anımsatınca bilmem ne diyecekler.
Atatürk ve Kemalist Devrim'in de elbette ki hataları olmuştur. Olmaması da olası değildir. Hata etmeyen düşünür, devlet adamı ve hata etmeyen devrim hareketinin bu dünyada yeri yoktur. Yaşayan yanlışta yapar. Yanlış yapmayanlarında bu dünyada yeri yoktur. Ama gerek 1920'li yıllarda gerekse 200'li yıllarda Türkiye'de yaşayan bir kimsenin şeriata karşı diye, laiklikten yana diye hilafete karşı Cumhuriyetten yana olduğu için, Kemalizm'den yana tavır olan kişi ve kurumları eleştirmek bu şartlarda sadece hilafet yanlısı, Osmanlı yanlısı irtica özlemcilerinin işine yarayabilir.
aliekber
25-09-2006, 08:37 AM
yazının deavmı
Aziz Nesin ve Yaşar Kemal'de Atatürk'çü
Şimdide çok öğretici olacağını düşünerek iki yazarımızın Atatürk hakkındaki düşüncelerini sizinle paylaşmak istiyorum.
Bunlardan ilki Aziz Nesin. Bakın Aziz Nesin, Ahmet Tamer Kışlalının 8 Mart 1992 tarihli Cumhuriyet Gazetesindeki köşesinde Atatürk ile ilgili neler söylüyor:" Geçmişte Atatürk'ü eleştirmiş olmaktan dolayı şimdi utanıyorum. Her geçen gün gözümde küçüleceğine, tersi daha da büyüyor."
Aynı zamanda A.t. Kışlalı , Yaşar Kemal'in Atatürk hakkında söylediklerini ise şöyle aktarıyor. "Cesaretim olsa, tıpkı İnce Memed'in destanını yazdığım gibi , Mustafa Kemal'in de destanını yazmak isterdim..."diyor.
Bütün bunlardan sonra acaba Alevilerin Atatürkçü olmaları nedeni ile adeta" gerici, devletle işbirliği eden" Türkiye'deki her olumsuz toplumsal gelişmenin sorumlusu, resmi ideolojinin savunucuları v.s. gibi suçlamalar devam edecekler mi? Yani ; Lenin'i, Stalin'i, Deniz Gezmiş, Mahir çayan, Fidel Castro, Aziz Nesin, Yaşar Kemal ve bunlar gibi düşünenleri tezkip mi edecekler? Yoksa insafa gelip kendi eleştirilerini gözden geçirecekler mi?
Şimdi gelelim Alevilerin Atatürkçü ve Laik Cumhuriyetten yana olmaları nedeni ile eleştiren Kürt siyaseti yapan akımlara.
Bu kesimde, Aleviler son yıllarda kendi taleplerini yüksek sesle ifade ediyorlar diye her fırsatta Alevileri eleştirdiler.
Eleştirdikleri temel konu ise, Alevilerin devletçi olduğu, Atatürkçü olduğu, dinci olduğu, Aleviliğin kendi talepleri için ortak paydada örgütlenmelerinin Kürt mücadelesine zararlı olduğu v.b.
aliekber
25-09-2006, 08:38 AM
yazının devamı
Atatürk ve Apo
Bu iddiaları *** lideri Abdullah Öcalan'ın gazetelere verdiği konu ile ilgili demeçlerini vererek cevaplandırmak istiyorum.
Abdullah Öcalan'ın düşüncelerini Mehmet Ali Birand ile yaptığı söyleşide Galatasaraylı olduğu, Ankara Ulus'taki Atatürk heykelini ilk gördüğünde ne denli etkilendiğini böylece öğrenmiş olduk.
Şimdi de; 25 aralık 1996'da Milliyet Gazetesi'nde Şeyhmus Çakan 'ın MED TV kaynaklı haberinden Abdullah Öcalan^dan aktarma yapalım." Öcalan , Erbakan'a sesleniyorum diyerek sözlerini şöyle sürdürdü: Yalnızca söz söyleme ve savunma hakkı istiyoruz. Diyalog kurabileceğimiz devlet yetkilisi bulmakta zorluk çekiyoruz. Mustafa Kemal olsaydı sorun bu şekilde olmazdı. Bir şekilde mutlaka çözülür."
Son on beş yıldır devlete karşı silahlı mücadele veren *** lideri; Mustafa Kemal olsaydı, Kürt sorunu mutlaka çözülürdü diyor. Yani çözümü; Mustafa Kemal'in bakış açısında arıyor. Öcalan, böyle dediği için Kürtler tarafından eleştirildiğini sanmıyorum. Ama aynı cümleyi bir Alevi aydın söyleseydi...Ne işbirlikçi ne, Kürt düşmanlığı nede, dökülen kanların hesabını verecek misiniz? gibi suçlamaların muhatabı olmak zorunda kalırdı.
Öcalan'ın gazetelere yansıyan düşüncelerini okumaya devam edelim.2 Ocak 1997 tarihli Milliyet'te haber merkezinin MED TV'yi kaynak göstererek yaptığı haberden size bir aktarma daha yapmak istiyorum:
Öcalan yaşanan dönemi Osmanlı'daki Fetret Dönemi'ne benzeterek şöyle diyor:
"Beni öldürmek istiyorlar. Örtülü ödenekten 500 milyar büyük ihtimalle bu amaçla kullanıldı. Bu Fetret Dönemi'nin yaşanmasında rolüm olduğunu inkar edemem. O zaman birbirimizi yok ederek değil, bir uzlaşma yolu ile sorunları aşmanın çaresine bakalım.48 yaşındayım, siyasi tecrübemden yararlansınlar."
Bölücü olmadığını ve Türkiye'nin sınırlarının değişmesi gibi bir amaçla bulunmadığını iddia eden Öcalan'dan gazete şu aktarmayı yapıyor." Ben köyümde yaşamak istiyorum. Köyüme ışık gelsin, yeşillik gelsin, kalkınma gelsin istiyorum. En Ankara'da Çankaya'ya çıkarken o kenardaki çay bahçelerinde huzur içinde bira içmek istiyorum. 70'lerin Apo'su buydu."
Burada üç noktanın altı çizilmeye değer. Bunlardan birincisi; Öcalan'ın kendisinin 48 yaşında olduğunu hatırlatarak devlete, yöneticilere; siyasi tecrübemden faydalansınlar demesi. Bu istemi Alevi aydın veya başka biri yapsa idi. Eleştirilerin dozunu seyredin. Neler denmezdi neler. Öcalan'ın bu nedenle eleştirildiğini duymadım. İkincisi: Yaklaşık 15 yıllık savaş ve 20 bin kişinin ölümünden sonra; Bölücü olmadığını sınırların değişmesi diye bir amaçlarının olmadığını ifade etmesi. Üçüncü olarak ta bu denli sancılı, acılı, kanlı ölümlü 15 yıldan sonra;" "Çankaya çay bahçelerinde bira içmek istemesi..." Tabi neden olmasın çok insani bir istem. Ama, o zaman peki, neden?demeden insan edemiyor.
aliekber
25-09-2006, 08:38 AM
yazının devamı
Apo ve Türkeş
Şimdi de ; 23 Aralık 1996 tarihli Radikal Gazetesi'nde Kürşat Akyol'un Bekaa Vadisi'nde; Öcalan ile yapılmış röportaja gelelim. Haberin başlığı: "Öcalan, Türk ordusuna çiçek attı". Altını çizdiğim birkaç yeri birlikte okuyalım "Kürt sorununun Türkiye'nin sınırlarıda gözetilerek çözümü için 1997'de reddedemeyecekleri barış çağrıları yapacağız." Bunların söyleyen Öcalan barış çağrılarını daha da somutlaştırarak; "Barışçı çözüm için Refah Partisine destek vereceklerini de belirten Öcalan, Gerekirse MHP lideri Alparslan Türkeş'le bile masaya otururum" diyor.
Bu satırların yazarı hiçbir ideoloji için insan canının feda olmasından yana değil . bu anlamda her tür barış çağrısını Kürtler içinde samimiyetle desteklemektedir.
Ama Aleviler bu ülkede en temel hak ve özgürlükleri için bakalım ülkemizdeki en uçta olan şeriatçı ve milliyetçi partilerle aynı masaya oturmayı liberal sağ partilerle bile aynı masaya oturmaları durumunda en ağır eleştiriler Kürt siyasi hareketlerinden gelmiştir. 9.Cumhurbaşkanı Demirel, son iki yılda geleneksel Hacı Bektaş Veli anma Törenleri'ne katıldığı için Alevilere olmadık eleştiriler yapılmıştır. Alevilerin ne devletçiliği ne işbirlikçiliği, ne kirli savaş katilleri ile işbirlikçi oldukları şeklinde binbir türlü eleştiri olmuştur. Peki bu çifte standart değil de nedir?
Apo Ben Yarı Kürt, Yarı Türküm
Aynı zamanda altı çizili yerleri okumaya devam edelim: "Her zaman söylüyorum." Ben yarı Kürt, yarı Türk'üm. Bucak ise tam Kürt'tür" diye devam eden Öcalan, "Ben Türkiye'ye Bucak'tan çok daha fazla yarar sağlarım. Yeter ki barış olsun" diyor.
Yanlış duymadınız. Ben de şaşırmadım değil. Bu satırları defalarca okudum. Evet Öcalan diyor ki; "Ben Türkiye'ye Bucak'tan çok daha fazla yarar sağlarım." Bu ne demek. Bucakların Türkiye'ye ne gibi yarar sağladıkları ortada.
Şahsen ben Öcalan ve onun yolundan gidenler adına bu satırları hiç görmemiş, okumamış olmaları yeğlerdim. Ben Öcalan'ın Türkiye'ye Bucaklar gibi yardımcı olmasından yana değilim. Daha uzun yorum yapmak istemiyorum.
Apo: Türk Ordusu Her Zaman İlerici
Gelelim aynı yazıda Öcalan'ın ordu ile ilgili düşüncelerine. Aleviler; şeriatçı akımlara karşı Ordu'yu tutuyorlar diye kendisine "sol" ve "Kürt demokrat" diyen kesimler tarafından ağır eleştiri ateşine tutuluyorlar. Onların kulakları çınlasın bakın Türk Ordusu konusunda Radikal'deki söyleşide; Öcalan ne diyor. Bu cevap size yeter kanısındayım. " Türk ordusunun her zaman, ilerici hareketlerin başını çektiğini bildiren Öcalan, Ordu Kürt sorununun çözüm zamanının geldiğinin farkında. Bu nedenle müdahale etmesinin zamanının geldiğini bildiriyor. Ancak bu kez farklı darbe ile gerçekleştirecek müdahaleyi. Sivil darbe ile."
Kendine "sol" ve "Kürt demokratı" deyip Alevileri Atatürkçülük konusunda eleştirenlere bu kaynaklarda yazılanları anımsattıktan sonra onlara diyecek tek söz kalıyor. Bizde halk arasında bu durumlar için güzel bir söz vardır söylenir.
Denir ki; " boynuz kulağı geçmiş" başka ne diyelim.
Paul Dumont. Atatürk'ü Eleştirinin Dozunu Kaçırdık. Hata Yaptık.
Bu bölümde, Türkiye üstüne değişik ve önemli çalışmaları ile tanıdığımız Prof. Dr. Paul Dumont'un Atatürk ve son yıllarda yaşanan siyasal durum ile ilişkileri içeren bir değerlendirmesi ile sonuçlandıralım.
Prof. Dr. Paul Dumont halen Boğaziçi Üniversitesi'nde çalışmakta olup Türkiye'deki siyasal ve sosyal gelişmeleri yakından izleyen birisidir. 13 Nisan 97 tarihli Cumhuriyet 'te Leyla Tavşanoğlu ile söyleşisinde konu ile ilgili şöyle diyor: "Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin laik olmasını başardı. Benim gençliğimde tanıdığım Türkiye laik bir Türkiye idi. Bugün ise bu manzaranın değişikliği söylenebilir.
1980'lerde aydınlar, "Türkiye 'de laikliği tehdit eden hiçbir tehlike yoktur" biçiminde yazılar yazıyordu. Bu düşünceyi pek çok kişi savunuyordu. " Türkiye laiktir, laik kalacak" deniyordu. aslında bende aynı çizide yazılar yazdım. Türkiye'nin İslam dinine, İslamcı akımlara daha açık olmasını savundum. Düşünce özgürlüğü, vicdan ve inanç özgürlüğü adına bunun gerekli olduğunu düşünüyordum.
Üstelik bu İslamcı akımların en azından bir kaçının ilerici olduğunu sanıyordum. Sanıyorum, sadece ben değil, bir çok aydın bunu böyle sandı. Atatürk ilke ve devrimlerine eleştirel gözle baktılar.
Bunun Türkiye için tek boyutlu bir dünya anlamına geldiği görüşünü savundular.
Bende Atatürk ilke ve devrimlerinin anti Liberal taraflarını eleştiriyordum. Ama bence hepimiz büyük bir hata yaptık. Aslında Atatürk ilke ve devrimlerini çok daha güçlü bir biçimde savunmamız gerekiyor."
Sanırım, Türkiyeli aydınların Paul Dumont 'un bu gözlemlerinden öğrenecekleri önemli mesajlar var. Dumont'un dediği gibi Atatürkçülüğü özellikle bugün eleştirmek, Laiklik ve Cumhuriyet düşmanlarının işine yaramaktadır. Bu nedenle eleştiri, haklı eleştiri bile olsa eleştirmenin yeri ve zamanı hatalı seçilirse, haksız konuma düşmüş olur ve istemediğimiz sonuçlara yardımcı olur.
CEMAL ŞENER
demakur7
28-09-2006, 12:48 AM
açtığın konuyla ilgili konuşsanız molla ALİEKBER VE ŞAKŞAKÇISI SRDR,SEVİNECEZ,ideolojik kuruntularınızı aleviliğe yamamayın,ihtiyacıda yok,mesela bence sizin gibi mollalar oldukça alevilik değer kazanacak ve daha güçlü bir kimliğe sahip olacak niye biliyormusunuz,sizin gibi asimile edilmiş beyinler (mollalar)hurafelerle başka inançlarla yalakalık yapıp yamamaya çalışırken ,alevilik,yarattığınız çelişkiler üzerine daha tutarlı bir kimlik kazanacak
polata
28-09-2006, 12:51 AM
açtığın konuyla ilgili konuşsanız molla ALİEKBER VE ŞAKŞAKÇISI SRDR,SEVİNECEZ,ideolojik kuruntularınızı aleviliğe yamamayın,ihtiyacıda yok,mesela bence sizin gibi mollalar oldukça alevilik değer kazanacak ve daha güçlü bir kimliğe sahip olacak niye biliyormusunuz,sizin gibi asimile edilmiş beyinler (mollalar)hurafelerle başka inançlarla yalakalık yapıp yamamaya çalışırken ,alevilik,yarattığınız çelişkiler üzerine daha tutarlı bir kimlik kazanacak
Sn.demakur7,
Bir başka konu içerisinde aynı uyarıyı yapmama rağmen bir kez daha yinelemek isityorum. Lütfen üyelere yönelik sıfatlandırma yapmayınız. Düşünce , görüş, açılım ve farklılıklarınızı saygı çerçevesinde sununuz.
Karşımızdakinden beklediğimizi önece biz karşımızdakine sunalım.
aliekber
28-09-2006, 05:02 AM
Felsefeyle , bilimlerle , kaynaklarla sohbete açığım
Kişiliğimi düşürmem, bunu yapmak pek saygı değer bir şey değildir
Adaptasyon döneminiz bitince , kabul edilir sohbet çerçevesinde sizinle her türlü konuyu konuşmaya hazırım
Cevap hakkınız olmadığı için başka eklenti yapmıyorum
srdr_ist
28-09-2006, 05:28 AM
hani bilmediği şeye düşman olan insandı ya .
hakkın edna kullarına havalesin can gün dar gününe denk geldi.Biz Hakkın bahsinde söz edene bir ömür boyu şakşakcısı oluruz turaplık burdan başlar eyvallah can demekki hata etmedik biz Hak kelamı söylenen her yerdeyiz bir molla nın yanında bir aliekberin yanında aliekber canın her sözü bazen dem gelir okudukça coşarım çoştukça demlenirim içmeden sorhoş eden gerçek deme böyle ererim beheyy ya can havelesin boşver senle yolun gerçek sahipleri cevaplasın .
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.