:
Baba Mansur Ocağinin Tarihi
Rojaazme
05-11-2006, 12:28 PM
BABA MANSUR OCAĞININ TARİHİ
Anadolu’da Baba Mansur Ocağı denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. (Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır)
Aslında Alevi Ocaklarının pek çoğu, Anadolu'ya Horasan'dan geldiklerini söyler ve kabul ederler. Abbasiler döneminde, Arap / İslam coğrafyasında Abbasiler'in Ehli Beyt düşmanlığını içeren katı zulmü süre gelmiştir. Harun Reşit ile yönetimin başında olan Bermekoğlu Caferin arası açılmış, bütün Bermekiler kılıçtan geçirilmiştir. Bu arada İmam Musa-i Kâzım'ı kendisine rakip olarak gören Harun Reşit, kendisini zehirleterek şehit etmiştir.
Halbuki 751 Yılında Horasanlı Eba Müslüm, Emevi Devletini yıkıp yerine bir devlet kurmak istediğinde ilk önce akla Hz. Muhammed’in Ehl-i Beyt’inin soyundan den gelmekte olan 6. İmam Cafer Sadık’a (İmam Cafer Sadık : İslam içtihadını içeren ve kaynağını ilahi telkin Kuran- ı Kerimden alan İslamın el kitabı, Buyruk isimli eseri kaleme alan zattır) müracaat eder.
İmam Cafer Sadık, şöyle cevap verdi. ‘’ Büyük Dedem Hz. Muhammed ahir zaman peygamberiydi. Cenabı Allah, ümmetine öncü olarak kendisine Kuran-ı Kerim’i gönderdi. Ümmetinin içinden bir kısım insanlar buna rağmen kendisine her türlü cefayı çektirdiler. Kendisinden sonra Halife olarak dedem Hz. Ali’yi tayin etmesine rağmen, bu insanlar ilahi emri dinlemediler. Daha sonra Dedem İmam Ali halife oldu. Ancak buna rağmen itaat etmeyenler oldu. Çok kan döküldü. Dedem İmam Ali şehit edildi. Dedem İmam Hasan yerine geldiğinde gene aynı dava devam etti. Onu da Süfyanoğulları zehirleyerek şehit ettiler. Zamanın bir kısım müşrikleri bu sefer de Dedem İmam Hüseyin’e, kendilerini Emevi zulmünden kurtarmaları için defalarca müracaat ettiler. Dedem Şah Hüseyin’i Kerbela’da susuz şehit ettiler. Dedem İmam Zeynel Abidin, çıplak develere bindirilerek susuz çöllerde aile efradımız ile birlikte çok cefalara maruz bırakıldı. Dedem İmam Muhammed Bakır gene aynı şekilde zehirlettirilerek şehit edildi. İslam dinini ve Kur’anı koruyan Aba- i Ceddimize karşi zulüm ve katliamları reva gördüler. Bütün bunların nedeni dünya malına ve onun saltanatına karşı sonsuz ihtiras ve hırsları sebep oldu. Bedelini tüm insanlık alemi ve İslam dünyası ödedi ve bu acı halen devam ediyor. Bu vesile ile ben bir İmam olarak daha fazla acı çekilmesini ve bedel ödenmesini reva görmüyorum. Dünya işlerini inanç işinden ayırmak lazım gelir. Ben ve aile efradım kendimize hakka ikrar ve hizmet yolunu tercih ettik. Siz başka uygun bir insanı bu işe halife olarak tayin ediniz’’.
Görüldüğü gibi İmam Cafer Sadık, kendisine sunulan Halifelik makamını nazik bir dille red etmiş ve kaynak olarak Kuran-ı Kerimi esas alarak kendisini din hizmetine adayan büyük bir İmam ve ulemadır. İmam Hanefi, İmam Şafii, İmam Hambeli ve İmam Maliki dahil olmak üzere zamanın ünlü alim ve din ulemaları, İmam Cafer Sadık’a gönülden bağlı olan onun talebeleridirler. Bu konuda ismi yukarıda zikr edilen ulemalar, İmam Cafer Sadık’a ve İslam dinine karşı yanlışlıklar yapmaya zorlanmalarına rağmen buna uymadıkları için bu uğurda Abbasi halifeleri tarafından işkence ile katledilmişlerdir.
90 yıllık Emevi hükümranlığı etki coğrafyasını sınırlarını Mezopotamya, Orta Asya, Kafkasya içleri, Orta Anadolu, Tüm kuzey ve Orta Afrika ve Asya’nın kısmi güneybatı sahillerine kadar genişletmiş. İşgal edilen her yer İslam adı altında yerle bir edilmiş, işgal edilen kentler talan edilmiş, direnenler kılıçtan geçirilmiş, teslim olanlar, kadınlar ve çocuklar yerinden yurdundan edilerek köle olarak başka diyarlarda satılmışlardır. İşgal edilen yörelere, tarihin belki de hiç bir döneminde görülmeyen zulümler yaşattırılmıştır. Bu dönemde yapılanlar sadece Ehl-i Beyt taraftarlarına ve işgal edilen bölgelere yapılmakla sınırlı kalmamış, İslam dininin içeriğine de kuvvetli saldırılar yapılmıştır. Örneğin Haccac- ı Zalim ve Kutaybe bin Müslim’in yaptığı zulümler çok değişik kaynaklarda yayınlanmakta, Haccac-ı Zalim’in kendi kuvvet ve kudretini ispatlamak için Mekke ve Kabe-i Beytullahı dahi yakıp yıkarak ve yerle bir etmekten dahi çekinmediğini ibretle sergilemektedirler.
Emevi hükümranlığı işgal ettiği yerlere işte bu yöntemlerle söz konusu İslamiyeti götürdüğünü iddia etmektedir. Ve doğal olarak işgal edilen coğrafyalarda insanlar korku belası ile İslamı kabul ettiğini söylemek durumunda kalmışlardır. İşin gerçek yanı ise şöyledir. Emevilerin işgal ettiği yerlerde korku belası ile müslümanlığı kabul edenlerle Ehli Beyt taraftarları arasında bir kader birliği ortaya çıkmıştır. Her iki kesim de zulme uğrayan taraflar olarak Emevi iktidarından huzursuz olmuş ve bu iktidarın zulmü altında inim inim inlemişlerdir.
750 Yılında İran / Horosan Türklerinden Emevilerin Horasan Valisi Eba Müslüm (Eba Müslim) adında bir genç etrafında toplanan insanlar isyan ederek baş kaldırdılar ve Emevi Devleti ile savaşarak onları bertaraf ettiler ve böylelikle Emevi devleti yıkılmış oldu.
Eba Müslüm’ün gönlünde Halifeliğe Ehli Beyt soyundan gelen birini getirmek yatıyordu. Bu vesile ile Ehli Beyt soyundan gelen ve günün İmamı olan İmam Cafer Sadık’a müracaat etti. Ondan gerekçeleri yukarıda sıralanmış olan Hayır cevabını alınca diğer Ehl-i Beyt soyundan gelenler de ‘’Madem İmam Cafer kabul etmiyor, biz de kabul edemeyiz’’ cevabını verdiler. Bu durumda Ehli Beyt soyundan bir halife bulmak umudu kalmamıştı.
Ancak Eba Müslüm yine de bu emanetin Ehli Beyt taraftarlarına ait olduğunu düşünüyordu. Ehli Beyt soyundan kimse bu göreve talip olmayınca Eba Müslüm, Hz. Muhammed’in Hz. Abbas adlı amcasının soyundan gelen Ebu-l Abbas halife olarak tayin edildi. (Abbasi Devleti Miladi 751 - 1258)
Ebu-l Abbas halife olduktan kısa bir süre sonra, Ehli Beyt taraftarlarının gelip bu emaneti kendilerinden geri alacağı ehvamına (kuşkusuna) kapıldı. Bu vesile ile 22 Ocak 766 tarihinde İmam Cafer-i Sadık, Abbasi Halifesi Ebu-l Abbas’ın emri ile Mansur- u Devaneği tarafından zehirletilerek 67 / 69 yaşında şehid edildi. (Kabri Medine Baki mezarlığındadır).
Ehli Beyt taraftarları, Emeviler döneminde de sürekli baskıya maruz kaldıklarından, amca çocukları / torunları olan Abbâsîler döneminde rahatlayacaklarını umuyorlardı. Ancak kendilerinden başka Ehli Beyt ailesinin olmadığını iddia eden Abbâsîler, hilafetin meşrû varislerinin kendileri olduklarını ileri sürerek yönetimi tamamen tekellerine almış ve Ehli Beyt soyundan olan amca çocuklarını, dışlayarak onların hilafet makamında hak iddia ettiklerini ileri sürmüşlerdir. Emevîler döneminde baskıya maruz Ehli Beyt soyu, bu sefer de amca çocukları / torunları tarafından çeşitli yollarla zulme tabii tutulmuşlardır.
Rojaazme
05-11-2006, 12:29 PM
7. İmam Musa-i Kâzım'ın 1 Eylül 799 tarihinde, Bağdat’da, Abbasi Halifesi Harun el Reşit tarafından "Sindi b. Şahik" hapishanesinde zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra paniğe kapılan çocukları Arabistan'a giderken, iki oğlundan İmam Ali Rıza, Horasan'a, İbrahim El Mucap da Nişabur'a gitmiştir. İmam Musai Kazım'ın çok sayıda evlatları olmuştur. Türkler arasına gidip yerleşen İmam Ali Rıza ile İbrahim El Mucap, bulundukları yerlerde Türklerle evlenmişler fakat, baba tarafından Hz. Ali'ye ulaştıklarını ve neseplerini unutmamışlardır. Ancak, Seyyidlerin çoğalmaları sonucu, bugünkü Ocaklar oluşmuştur. Hacı Bektaş Veli Velayetnamesi'nde de, Hacı Bektaş Veli'nin 11. kuşaktan İmam Musa-i Kâzım'ın diğer oğlu İbrahim El Mucap'a dayandığı bildirilmektedir.
5. İmam Muhammed Bakır, daha önce Emevi Halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in tarafından 28 Mart 733 tarihinde, 57 yaşında iken zehirletilerek şehit edildi. Künyesi ’’Ebu Cafer’’dir. En yaygın lakabı ’’Baki’’dir. (189) İmam Mumammed Bakır evlatları da, diğer Ehl-i Beyt mensupları gibi, İmam Musa-i Kazım’ın 799 tarihinde, Abbasiler tarafından şehit edilmeleri sonucu diğer akrabaları gibi, her biri bir tarafa dağıldı. Ancak İmamet görevlerini sürdüren bir kol sürekli Mezopotamya / Medine ekseninde kaldılar ve bunlar başka bölgelere göç etmeyerek imamet görevlerini sürdürdüler. Bu yüzden de İmam Musa-i Kazım’ın zehirlettirilerek şehit edilmesinden sonra da, diğer imamlar bu alanda görevlerini devam ettirmişlerdir.
5. İmam Muhammed Bakır’ın 6 erkek, 3 Kız olmak üzere toplam 9 çocuğu olmuştur. Çocuklarının isimleri şöyledir. 1 - İmam Cafer Sadık ( 6. İmam), 2 - Abdullah, 3 - Ebu-l Kasım, 4 - Muhammed, 5 - İbrahim, 6 - Abdullahi-l Esgar, 7 - Zeynep, 8 - Rukiye, 9 - Ümmü Gülsüm’dür. Bu evlatlardan bir kısmı Mekke’den Medine’ye, oradan da tarihi net olarak bilinmemekle beraber, 9. Yüzyılda Horasan’a göç ettiler.
Seyyidler ve Türkmen / Oğuz Boyları, 12 Büyük kabile halinde Horasan'dan Anadolu'ya göç ettikten sonra, her biri ayrı ayrı oymakta, daha sonra nüfusun çoğalması sonucu, aynı boy içinde birer grup aileye pirlik ve dedelik yapmışlardır. Bu İslam inancı süreç içinde çeşitli değişim evreleri geçirmesine rağmen özünü koruyarak günümüze kadar süregelmiştir
Seyyidler de tıpkı Bektaşilikte görüldüğü gibi, bir dergâhta hizmet edip, rüşdünü ispatlamak kaydı ile (Rüşdünü ispatlamak : Hizmetinin görülmesi, Bilgi ve görgüsünün artması ve tasavvufu özümsemesi) destur aldığı Piri / Mürşüdü tarafından icazet alarak Dergâhta Postnişin olan Pirler gibi, nüfuz ve kudretlerine göre merkezdeki en büyük ve etkin postnişe daima bağlı kalarak, halkı kurulan dergahlarda, inanç hizmetlerinin yanında, sosyal, toplumsal ve siyasal olarak etkilemiş ve yol göstermişlerdir. Günümüzde hala Doğu Anadolu'da "Dedelik ve Seyyidliklerini" sürdüren tarikat pirleri, Horasan'dan geldiklerini ve soy itibariyle genellikle Horasan'a gidip yerleşen İmam Musa-i Kazım'ın oğlu İmam Ali Rıza'ya dayandıklarını söylemektedirler. Ancak bu Ocaklardan köklü bir Ocak olan Seyyit Baba Mansur ocağından gelenler genellikle 5. İmam, Muhammet Bakır’ın soyundan geldiklerini vurgularlar. Seyitlik kuralları gereğince, kendilerine bağlı taliplerden kız alıp vermezler. Bireysel evlenmeler dışında, genellikle bir seyyit, başka bir seyyidin kızı ile evlenir.
"Ocaklar, birbirlerinden kız alıp verirler. Soylarının müridlere karışmamasına özen gösterirler. Ocağa bağlı köyler, obalar vardır’’. Bu, bir ölçüde de sosyal bir dayanışma ve örgütlenme biçimidir. Anadolu'da Aleviler en yoğun baskı dönemlerinde bile seyyitlik işlevini sürdürmüş, Dinsel, sosyal, siyasal, toplumsal sorumluklarını başarı ile yerine getirmiş, toplumu bir arada tutmanın temel aracı olmuşlardır.
Kimi ocakzade seyyitler de kendilerini, doğrudan 4. İmam, Zeynel Abidin'e bağlarlar. Celal Abbas veya Ali – Abbas ocakları ise kendilerini, İmam Ali’nin evlatlarından, Annesi Hanefi adlı, Kerbela şehitlerinden Abbas’ın soyuna dayandırırlar.
Seyyitler tüm örgütlenme ve icraat alanlarında birbirine bağlıdır. Bu örgütlenme biçimi, bir zincirin halkalarını andırır. Her seyyit ocağının görülebileceği başka bir ocak vardır. Böylece gerektiğinde seyyitler de toplumdan bir birey gibi dinsel törende bulunur, başka seyyitler önünde hesap verirler, yargılanırlar. Alevi inancındaki "El ele, el hakka" ilkesi, seyyitlik örgütünde kendisini gösterir.
Seyyitler ayrıca diğer talipleri gibi Musahip tutar, kivre edinir ve görülürler. Taliplerine uyguladıkları tüm sorumluklara, başka bir seyyit aracılığı ile kendileri de uymak zorundadırlar. Seyyitlik onlara bu konuda bir ayrıcalık veya istisna tanımaz.
Bütün Anadolu'da köylerin ve diğer yerleşim alanlarında seyyitlerin de birbirine bağlı olduğu bu örgütlenme biçimi ile Alevi toplumu her zaman birbirinden haberi olan, birbirini tanıyan bir toplum olarak yaşaya gelir. Bu nedenle uzak bölgelerdeki Aleviler de seyyitleri aracılığı ile birbirini bilip tanırlar. Kimi zaman seyyitler, taliplerine bildikleri ve tanıdıkları diğer alanlarda yaşamaya teşvik ederler. Talip hiç tanımadığı veya az bildiği bu yeni alanda Seyyidinden büyük desdek görür. Seyyit onu diğer Talip ve Seyyitlerle tanıştırarak, orada daha eski zamandan beri ikâmet etmekte olan seyyit ve taliplerin kendisine çok yönlü yardımcı olmalarının desdeği ile kısa zamanda oradaki halk ile kaynaşmasına yardımcı olur.
Bazı kaynaklara göre, Baba Mansur, Anadolu’ya gelmeden önce İran / Horosan’da, Türkmenistan Yesevi çevresinde iken “Mansur Ata” olarak adlandırılır. “Ata”, eski ve yeni Türk lehçelerinde “baba” anlamına gelir. Bu deyim “Soy” kavramını da içerir. Oğuzlar arasında geçen Korkut Ata, İrkıl Ata... gibi. Halk arasında saygınlığı olan, dahası kutsallık kazanmış halk bilgeleri, ozanlar, Şamanlık dönemindeki büyük Kamlar çoğunluk “ata” adıyla anılmışlardır. Bu saygı bu coğrafyada bir şehire (Alma Ata) isim verecek kadar güçlüdür. Türkler içerisinde tasavvuf akımının yayılmasıyla; bu tür nitelikte olan kişilere, şeyh ve dervişlere “ata” lakabıyla birlikte “baba” da denilmeye başlanmıştır. Asya da Şamanizmin yaygın olduğu döneminde “ata” adı, Anadolu coğrafyasına yerleşme ve İslamileşme döneminde “baba” adına dönüşmüştür. Kısaca, Anadolulaşma ve İslamileşme dönemi olan bu ikinci evrede “baba”, “ata”nın yerini almış ve onun yerine kullanılmıştır. Yeseviliğin içerisinde yetişen ve Harzem - Türkistan bölgesinin önemli şeyhleri; Çoban Ata, Hakim Ata, Zengi Ata ve Mansur Ata’lardır ve tümüyle “ata” adıyla anılmışlardır
Rojaazme
05-11-2006, 12:30 PM
Horasan’da bir seyyit olan Mansur Ata, Anadolu’da Baba Mansur adıyla bilinmekte ve anılmaktadır. Bu, çoğunluk eski Türk dinleri ve törelerinin bir kısmı ile benzerlikler gösteren Alevilik – Bektaşilikte de kendisini ortaya koyar. “Baba”, genelleşerek ve “ata”nın yerini alarak kullanılır. Bu deyim Anadolu’da çoğu yerlerde halen seyyitler için “baba” veya aynı anlama gelen “dede” sıfatı için kullanılacaktır. Dede sözcüğü de aynı şekilde Orta Asya Türkleri arasında ulu, bilge, gün görmüş kişiler için de kullanılmakta ve mitoloji ile bütünleşerek günümüze kadar gelmektedir. Örneğin Dede(m) Korkut efsanelerinde / hikayelerinde anılan kişi bir bilge kişiyi yansıtmaktadır.
“Baba” sözü, eski Mezopotamya topluluklarından / kavimlerinden olan Sümerlerde tapınak ve tanrıça adları arasında geçer. Sümerlerde “baba”, Lagaş adlı tanrıçadır. Görüldüğü kadarıyla “baba” adı tarihsel değişim sürecinde genellikle ulu kişileri, kavim önderlerini, bilge kişileri ifade eder olmuştur. “Ata”nın “baba”ya dönüşmesinde yine bir Asyatik toplum olan ve eski çağlardan beri Mezopotamya çevresinde ki toplumların üzerinde kültürel etkinliğinin izleri görülen Sümerlerin etkisi de düşünülmelidir.
Baba Mansur, Yesevi tarikatından ve Yesevi dervişleri arasındandır. Dervişler içerisinde en önemlilerden biridir. Ahmed Yesevi’nin Horasan tasavvuf okulunda yetişmiştir. Ahmed Yesevi’nin ilk halifelerindendir. “Reşahât Tercümesi”de ölüm tarihi 1197 - 98 (Hicri 594) olarak verilir.
Ahmed Yesevi’nin mürşidi ve öğretmeni olan Arslan Baba’nın oğlu olduğunu iddia eden kaynaklar da vardır. Bu kaynaklara göre Mansur Ata / Baba Mansur’un babası Yesi kentinin ünlülerindendir. Kaynaklarda tarikat kurucusu olarak gösterilir. Bir tasavvuf okulu önderidir. Birçok dervişin mürşididir. Ahmed Yesevi de Arslan Baba’nın okulunda / tarikatında yetişmiş ve onun önemli bir müridi olmuştur. Arslan Baba’ca eğitilmiş, yol bilgisi edinmiş ve sonraki olgunluğuna ulaşmıştır. Ahmed Yesevi’ye Baba Mansur’un babası Arslan Baba “nasip” vermiştir.
Ahmed Yesevi menkıbesinde Alevi niteliği açık olan öğretmeni, mürşidi Arslan Baba’ya büyük yer ayrılmış ve bağlılığı bildirilmiştir. Onu küçüklüğünden beri mürşid edindiğini “Divan-ı Hikmet”inde de dile getirir.
Yedi yaşta Arslan Baba’ya verdim selam
“Hak Mustafa emanetini eyleyin armağan”
İşte bu vakde dek binbir zikrini eyledim tamam
Nefsim ölüp la mekan’a aştım ben işte
Uzun bir ömür süren Arslan Baba, Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. İlişkilere ve yaşadıkları tarihlere bakılırsa bu ilişki ve “el verme”nin, yani “halife”si olarak atamasının tarihe uyduğu ortadadır. Çünkü Ahmed Yesevi 1166, öğrencisi ve halifesi Baba Mansur ise 1198’de ölmüşlerdir. Bu tür bir ilişki tarihsel olarak olasıdır.
Arslan Baba ve Baba Mansur’un soylarından gelen Seyyid Hasan Hoca Nakibü’l- Eşraf-ı Buhari “Müzekkir-i Ahbâb” adlı tezkiresi, Hazini ise “Cevahirü’l- ebrâr min Emvâci’l- Bihar” adlı kitabıyla Arslan Baba’dan itibaren bu soydan gelen kişilerin adlarını şöyle belirtirler. Bu veri ailenin hem yol, hem de soy kütüğüdür:
Arslan Baba → Baba Mansur → Abdülmelik Hoca → Tac Hoca → Zengi Ata → Sadr Hoca → Yahya Hoca → Süleymen Hoca → Abdü’l- Vahap Hoca.
Kaynaklara bakılırsa gerek Arslan Baba, gerekse oğlu Baba Mansur ve bu soydan gelen bazı kişiler Türk bir çevrede ve Türklerin kurumlaştırdığı Ahmed Yesevi-Horasan tasavvuf okulunda yetişmiş; bu anlayışla kültürü, düşüncesi, inancı ve bilinci biçimlenmiştir. Buradan edindiği bilinçle Horasan erenleri arasına katılmış ve Türklüğün yeni oluşum merkezi olan Anadolu’nun yeniden yapılanmasında görev almıştır
Kaynak verileri gösteriyor ki Aleviliğin Türkçe diline bürünmesinin veya Türkçe telaffuz edilmesinin ilk adresi Orta Asya’dır. Alevi sözcüğünün bugünkü anlamda ilk kez Türkler tarafından kullanıldığını 941 - 942 yıllarında bölgeyi gezen gezgin Abu Dulaf nakletmektedir. Sema, Gülbenk, Pir, Hakk veya Pir rızası Hü hü, Miraç, Kul gibi terimler Anadolu Aleviliğine, Orta Asya’da yeni bir telaffuz biçimine dönüşerek geldi.
Bütün söylenceler ve özellikle Hacı Bektaş “Vilayetname”si Yesevi tasavvuf okulunda yetişen binlerce dervişin bu okul, diğer bir deyişle dergâh tarafından Ortadoğu’nun çeşitli bölgelerine, özellikle Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gönderilmişlerdir. Yine Anadolu’da bu boyların yerleşmeleri, üretime geçmeleri, çevreleriyle toplumsal ilişki yürütmelerinde onlara önderlik etmişlerdir. Türk toplumunun Anadolu’yu, giderek Balkanları yurt edinmelelerinde Horasan erenleri olan bu babalar (yani dedeler) aktif rol oynamışlardır.
Baba Mansur’un Anadolu’ya gelişi konusunda belirsizlikler vardır. Elde hiçbir belge ve kaynağın olmayışı, bizim bu konuda kesin konuşmamızı önlüyor. Durum karşısında akıl yürütmeden öte başka bir şey yapılamıyor. Bu durum karşısında akla çeşitli sorular gelebiliyor doğallıkla. Biz bu yaklaşımları irdeleyerek değerlendireceğiz. Akla ve tarihe uygun düşeni belirleyeceğiz:
Baba Mansur, Hacı Bektaş’dan önce Anadolu’ya gelmiştir. Doğu Anadolu’da kalmıştır. Ocağının Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız kalmasının, ayrı bir “mürşitlik kurumu” olmasının nedeni budur.
Bu görüş akılcı görünmektedir. Çünkü Baba Mansur 1197-98’de ölmüştür. Hacı Bektaş ise onun ölümünden 10 -11 yıl sonra, yani 1209’larda doğmuştur. Bu durum karşısında Baba Mansur’un Hacı Bektaş’ın Anadolu’ya gelişinden çok önceleri gelmesi gerekmektedir. Hacı Bektaş’ın yaklaşık 1230 – 1235 tarihleri arasında Anadolu’ya geldiği tahmin edilmektedir. Baba Mansur iseya şeyhi Ahmed Yesevi’nin sağlığında, ya da onun ölümünden sonra gelmiş olmalıdır. Ahmed Yesevi’nin ilk halifesi olan Baba Mansur eğer şeyhinin sağlığında gönderildi ise, Ahmed Yesevi’nin 1166 yılında öldüğüne göre, Baba Mansur da bu tarihten önce Anadolu’ya gönderilmiş olmalıdır. Yok eğer şeyhinin ölümünden sonra geldi ise, 1166 ile kendi ölümü olan 1198 yılları arasında gelmiş olmalıdır. Eğer Baba Mansur’un Anadolu’ya geldiği doğru ise, bu geliş, 12. yüzyılın ikinci yarısında gerçekleşmiş olmalıdır.
Durum ne olursa olsun Baba Mansur aşiretlerin ve ocakların varlığını kabul eden ve onlara şecere düzenleyen 1. Alaeddin Keykubat (1219-1237) dönemine yetişmemiştir. Çünkü 1. Alaeddin Keykubat 1232 (H. 628) yılında oniki Türk / Türkmen aşiret ve ocağıyla (Şecerede bu oniki boyun Türk olduğu belirtiliyor) sözleşmesini yapıp, kendine bağlamış ve onlara soykütüğü (şecere) düzenlemiştir.
Baba Mansur ise bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat’ın diğer aşiret ve ocaklarla birlikte Baba Mansur Ocağı’na da soykütüğü (şecere) düzenlediği doğrudur. Bu soykütüğü, bugün Tunceli’nin Mazgirt / Şöbek Köyü’nde Caferoğulları (veya Cevahir) ailesinin elindedir. Keykubat’la birlikte daha sonraki yıllara ait Osmanlı padişahlarının da onayını taşır. O zaman, 1. Aleaddin Keykubat bu soykütüğünü verdiği dönem ocağın başında Bizzat Baba Mansur değil, onun evlatlarından bir başkası olmalıdır. Çünkü soykütüğü kişiye değil, ocak ailesine, yani soya verilmiştir
Rojaazme
05-11-2006, 12:30 PM
Alaeddin 1. Keykubat’ın düzenlediği soykütüklerine göre; Asyalı Türk boyları Horasan’dan Erzincan’a, oradan da Dersim dağları eteklerinde Karakoçan’ın kuzeyindeki günümüzde bir köy konumuna düşen Bağın ve Hüsnü Mansur kasabalarına göçerek yerleşmişlerdir. Şah Mansur’la Mahmud Hayrani Hüsnü Mansur kasabasında dergâhlarını kurmuşlardır. Sultan Alaeddin Bağın’a gelir. Seyyid Mahmud’un oğlu Hacı Kureyş, Baba Mansur ve Seyyid Ali adıyla anılan Derviş Beyaz Sultan’ın isteği üzerine “mucize” gösterirler. Şah Mansur duvar yürütür. Hacı Kureyş ile Derviş Beyaz fırına girerler. Sınavda başarılı çıkılır. Sultan, Türk boylarını “pirlik” ve “mürşitlik” olarak Şah Mansur ile Hacı Kureyş’e, rehberliği ise Derviş Beyaz’a verir.
Burada verilenler kimi çelişkiler taşırlar. Mahmud Hayrani, Baba Mansur’un değil, Hacı Bektaş ile Mevlana’nın çağdaşıdır. Yani, 13. yüzyılda Konya-Akşehir’de yaşamıştır. 1268 (H. 667) yılında ölmüştür. 1. Alaeddin Keykubat dönemine denk düşer ama, soykütüğünün de ileriki pasajlarında düzelttiği gibi Bağın’daki Kureyşan Ocağı’nın kurucusu Hacı Kureyş’tir. Baba Mansur, bu tarihten 34 yıl önce ölmüştür. Bağın ve Hüsnü Mansur’a bu Türk boylarıyla birlikte gelip, boyları buralara yerleştirdiği, dergâhını kurduğu doğru olabilir. Ama Alaedin Keykubat döneminde Ocağın başındaki o değildir. Soykütüğü de zaten “Şah Mansur” adlı birinden söz eder. Bu, Baba Mansur evlatlarından biri olmalıdır. 1232 yılında soykütüğü düzenlendiği yıllarda ocağın temsilcisi Baba Mansur değil, Şah Mansur’dur. Bu kişi ya Baba Mansur evlatlarından bu addan biridir. Ya da o dönem yaşayan kimsenin adına şecerede değinilmemiş, doğrudan ocak kurucusunun adıyla anılmıştır.
Bir başka görüş Baba Mansurluların, Ahmed Yesevi’nin birinci halifesi Mansur Ata’dan değil, Hallac-ı Mansur’dan geldikleri yolundadır. Hallac-ı Mansur’un ünlü ve tasavvufi niteliği kimi Baba Mansurluları da bu görüşü kabule götürmüştür.
Bilindiği gibi, Hallac-ı Mansur 922 yılında ölmüştür. Anadolu’ya da kesinlikle gelmemiştir. O dönemler Anadolu’ya da Türk / Türkmen göçü pek yoktur. Bireysel ve küçük kümeler vardır. Türk göçü, daha sonraki yüzyıllarda yoğun olarak olmuştur. Hallac-ı Mansur’un çalışma alanı Anadolu Türkleri üzerinde değil (zaten bu dönemler Anadolu Türklüğü yoktur), Asya Türklüğü üzerindedir. Hallac’ın çocukları ve torunları ise Anadolu’ya değil, Kahire, Şam, Filistin ve Kuveyt’e göç edip, oralara yerleşmişlerdir. Yalnız Hallac-ı Mansur düşüncesi daha sonraki yıllarda Türk / Türkmen göçleriyle birlikte Anadolu’ya gelecek ve Alevi inancında yerini alacaktır. Alevi cemlerindeki “Mansur Darı” bu etkiden kaynaklanmaktadır.
Baba Mansurluların geneli ise zaten kendilerini Yeseviliğin izleyicilerinden Mansur Ata ile ilişkili görürler. (190)
Rojaazme
05-11-2006, 12:31 PM
BABA MANSURLARIN BULUNDUĞU ALANLAR
Baba Mansurlular Tunceli / Dersim’nin Mazgirt ilçesinin Muhundu (Darıkent) bucağına ve yakınındaki Şöbek (Yeldeğen) Köyü’ne yerleşirler. Merkezleri burası olur. Dergâh, burada kurulur ve talipleri buradan denetlenir. “Baba Mansur Duvarı” olarak adlandırılan dergâhın duvarı halen durmaktadır. Bu duvar Dersimli’nin “mihrabı” ve Dersimli için bir ongun (tetem)dir. Söylencesel bir kutsallığı vardır. Burası Dersim’in önemli ziyaret yerlerinden biridir. Söylencesinin değişik türevleri (varyantları) anlatılagelmektedir. Bir anlatıma göre, Sultan Alaeddin’in Baba Mansur’dan mucize göstermesini istemesi üzerine, o da yanına aldığı dört kişiyle Muhundu’da fırına girer ve yanmadan çıkarlar. Bir başka söylence de, ayıya binip eline yılanı kamçı olarak alan Hacı Kureyş’e karşın daha zor bir mucize göstererek Muhundu’daki dergâhının duvarına binip yürütmesi, Hacı Kureyş’i bu biçimde karşılaması ve onu utandırmasıdır. Bu olay üzerine Hacı Kureyş, Baba Mansur’a bağlanır ve onu “mürşit” edinir.
Bu söylencenin bir başka türevinde ise bu mucize gösterisi Baba Mansur ile Seyyid Mahmud Hayrani arasında geçer. Baba Mansur, “cansız duvarı” yürüterek Seyyid Mahmud Hayrani’ye karşı varlığını ispat etmiş olur. Bu durum, Baba Mansurluları Kureyşanlıların “piri” konumuna yükseltir.
Mucize göstermede zoru seçmesi Baba Mansur’un etkinliğini arttırır, taliplerinin çoğalmasını sağlar ve diğer yöre Alevi ocakları arasında “mürşitlik” konumuna çıkmasına neden olur.
Bir söylence de kimilerince Baba Mansur’un oğlu olduğuna inanılan Düzgün Baba için anlatılır. Adı, Nazimiye’deki bir dağa (Düzgün Dağı) ve bu dağın tepesindeki ziyarete verilmiştir. Anlatılagelenlere göre, Düzgün Baba bir kış gecesi bu dağın doruğuna çıkar. Burada Hz. Ali’ye kavuşur. Bu söylencenin yarattığı etkinlikle Düzgün Baba, Dersim Alevi inancında namusluluğun, doğruluğun ve bağlılığın simgesi olarak bilinir. Büyük andlar burada veya buraya yönelinerek içilir. Kışın fırtınalı ve soğuk günlerinde dışarıda kurban kesilemediği anlarda içeride Düzgün Baba’ya yönelinerek kurbanlar kesilir. Bu etkinin bir sonucu olarak, gerek Dersim bölgesinde ve gerekse Baba Mansur ailesinde “Düzgün” adı öteden beri çokca konulur.
Ocak merkezi Mazgirt olmasına karşın Baba Mansurlular zamanla Tunceli’nin tüm ilçelerine dağılırlar. Dersim’de üç merkezleri oluşur. Bunlar; Mazgirt’in Muhundu, Pülümür’ün Tahtı ve Gersinot köyleridir.
Buralardan Erzincan, Tercan, Çayırlı, Erzincan'ın Kismikör, Erdene köylerinde Baba Mansurlar bulunmaktadırlar. Ayrıca Baba Mansurlardan tanınmış şu kişiler vardır. Erzincan / Çayırlı Başköy’de Seyyid Veli, Seyyid Süleyman, Seyyid Hasan’ın oğlu Seyyid Hüseyin, Seyyid Derviş Tur, Tolustan’lı Seyyit Hasan Hüseyin Ulutaş, aslen Karakoçan’lı olmasına rağmen sonradan Tercan’a yerleşen ve oradan 1937’de Dersim sürgünlerine eklenen Seyyid Cafer Efendi (Akbaba).
Erzurum’un, Aşkale, Tekman Erduran Köyünde, Dağlar’da, Mergezer’de, yeni ismi Çatkale’dir.
Pülümür / Yeldeğen Bucağı’nda, Gersinot, Tahti, Seyitler, Mazgirt ilçesinin Muhundu (Darıkent) bucağına ve yakınındaki Şöbek (Yeldeğen) Köyü, Yine Darıkent yakınlarında bulunan Şöbek, Lödek, Küpük Köylerinde de Babamansurlu Seyyit aileleri vardır. (188) Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Yöneticilerinden Seyyit Hüseyin Ayık ( Viyana Alevi Kültür Birliği Derneği başkanı Seyyit Hasan Ayık’ın amcasıdır), Avrupa Alevi Akademisi Başkanı Seyyit Mustafa Düzgün bizim tanıdığımız Dersim Bölgesi Babamansur’lardandırlar.
Sivas’ın Divriği ve Zara Kızılkale Köyü’nde vardırlar. Zara doğumlu, Viyana Alevi Kültür Birliği Derneği kurucularından Seyyit Nuri Yılmaz, yakın akrabası olan ve İstanbul Yanibosna Cem evi Dedelerinden Seyyit Veli Gülsoy tanıdığımız Baba Mansurlu Seyyitlerdendirler.
Günümüzde pek çok Baba Mansurlu da diğer Seyyit ve Talipler gibi başka bölgelere, örneğin İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Mersin gibi büyük kentlere göçmüşlerdir
Adıyaman, Malatya, Nevşehir, Kırşehir, Maraş (Kahramanmaraş), Tokat, Çorum, Tunceli, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Muş, Elazığ, Kars, Sivas İl ve İlçelerinde ve bu bölgelere bağlı Alevi aşiretlerinin çoğu Baba Mansur ocağına bağlıdırlar. Kimilerinin “pirlik”lerini, kimilerininse “mürşitlik”lerini üstlenmişlerdir. Ve yakın tarihte bu bölgelerden çeşitli nedenlerle özellikle Metropoller dahil olmak üzere Türkiyenin çeşitli yerlerine ve Avrupa ülkeleri ağırlıklı olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine göç eden Baba Mansurlar ve bu ocağa bağlı çok sayıda Aleviler mevcuttur.. Bu bölgenin önemli aşiretlerinden Abdalanlılar, Şavalanlılar, Balabanlılar ve bir aşiretler konfederasyonu olan Koçgirililer tümüyle Baba Mansur Ocağı’nın talibidirler. Dahası Koçgiri aşiret topluluklarını Aleviliğe zamanıyla Baba Mansur dedeleri kazandırmışlardır. Bunların dışında daha birçok aşiretin ve ailenin pirlik ve ve mürşitliklerini yapmaktadırlar. Doğudaki Alevi Ocakları içerisinde sayıca talibi en çok olanı Baba Mansur Ocağı’dır.
Baba Mansur’un ailesi Ehl-i Beyt kökenli olmasına karşın, Türkistan – Horasan -Maveraünnehir’de yaşayan Türk / Türkmen topluluklarının bir kısmının bu çizgiye kazandırılmasına katkı sunmuşlardır. Bu oluşumun merkezi İran / Horasan’dır. Faaliyet alanı ise İslam / Yesevi tasavvuf okuludur. Yesevi tasavvufunun önde gelenlerinden Baba Mansur ve diğer Horasan erenleri bu inancı Anadolu’ya taşımışlardır. Bizzat Ahmed Yesevi tarafından Anadoluya gönderilen Baba Mansur, Horasan erenlerinin ilk gelen Pirlerindendir
Dolayısıyla; Doğu Anadolu’nun kapılarının Türkmen ve Oğuz kavimlerine açılması, Anadolu’nun yurt edinilmesine ve İslam tasavvufunun yerleşmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Koçgiri boylarlarını Aleviliğe kazandırmaları bunun en belirgin örneğidir.
Hacı Bektaş Veli’den önce Anadolu’ya gelerek özerk kurumlar durumuna gelen, içerikleri ve hizmetleri bir birine çok benzeyen bu ocaklar, yakın dönemlere kadar Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız hareket etmişlerdir. Alevilik - Bektaşilik ve bu bağlamda oluşan olaylar, olgular ve kurumlar yeterince araştırılıp su yüzüne çıkarılmamıştır. Alevi dede ocakları bunun başında gelir.
Rojaazme
05-11-2006, 12:31 PM
Erzincan eski Valilerinden Ali Kemali’ye göre (Erzincan 1931) Baba Mansur Dedeleri Seyyitlerdendir, kolları yoktur, üç büyük kabiledir. Bir kabilesi Mazgirt kazasının Darıkent (Muhundi) bucağında, İkincisi Pülümür’ün Tahti ve üçüncüsü yine Pülümür’ün Gersinot köylerinde bulunur. Gersinot’ta oturanlara Şahverdi Evladı derler ki, Sivas ve Koçgiri aşiretinin seyyitleridir. (Ali Kemali, Erzincan 1931: Sayfa 193) Bu seyyitler ayrıca Erzincan'ın Kısmıkör ve Erdene, Pülümür'ün Seyyitler Kapiri ve Tahsini köylerinde bulunurlar. Mazgirt kazasında da vardır. (Ali Kemali 1932: 184)
Baba Mansur’un yüzyıllardır dilden dile dolaşan menkıbelerinin en bilineni şu şekildedir: Baba Kureyş (Hacı Kureyş) bir gün vahşi bir ayıya (bazı kaynaklara göre aslan) binmiş ve bileğine de bir yılan dolamış, onunla ayıyı kamçılayarak yürütmüş. O sırada duvar yapmakta olan Baba Mansur ise bu duvara binerek Baba Kureyş’e doğru yürümüş. Kureyş Baba bu mucize karşısında hayran olarak “Sen taş duvara can verdin.” diyerek, Baba Mansur’un eline sarılıp öpmüştür. (Bazı rivayetlere göre ise Kureyş Baba şöyle demiştir: Ben Canlıyı yürüttüm, sen ise cansızı yürüttün, sen daha erdemlisin, diyerek yaşca Baba Mansur’dan daha büyük olmasına rağmen eğilip onun elini öpmüş ve el vermiştir) Baba Kureyş Ocağı’nın talipleri, Kureyş Baba’nın Baba Mansur’a bağlılığı üzere, Baba Mansur Ocağı’nın da müritleridir. Yüzyıllardır Kureyşan Ocağı Dedeleri’nin mürşidleri de Baba Mansurlu Dedeler olmuştur. Pir ve seyitleriyle birlikte Koçgiri ve Hiran aşiretleri de Baba Mansur Ocağı’na bağlıdırlar.
Ayrıca Baba Mansur Dedeleri, Kureyşanlar, Savalanlar, Arelliler, Gaboranlılar, Butkanlılar Aşiretlerine Dedelik ve Lolanlılar, Çarekanlılar ve bazı diğer aşiretlere de mürşidlik yapmaktadırlar. Bu ocağın dedelerinin de bağlı olduğu Baba Mansurlu dede ailesi, Baba Mansur'un yürüttüğü duvarın yanında bulunan evin sahibidirler ve ziyaretle bu aile ilgilenmektedir. Baba Mansur evlatları daha sonra yürütülen duvarın etrafında bir Cem evi yapmışlardır ve bir dönem bu duvar cemevi odasının tam ortasında kalmıştır. Bu vesile ile duvarın korunması amaçlanmış ve kudsiyeti önemsenmiştir.
Alevi Ocaklarında Dedelik Kurumu üçlü bir yapılanmaya dayanır: Rehber, Mürşid ve Pir biçiminde ki yapılanma, kimi yörelerde yerini Rehber, Pir ve Mürşid sıralaması ile kendini gösterir. Şüphesiz bu sıralama tamamen biçimseldir. Birbirlerini tamamlayan, biri olmaksızın diğerinin eksik olacağı, tasavvvufi bir paylaşımdır. Görev dağılımı daha çok ayrı ocaklar arasında gerçekleşmektedir. Bazı yerlerde bu görevlendirme çeşitli Ocaklardan Dedelerin toplanarak kendi tasarrufları çerçevesinde sürdürülmektedir.
Dedelik görevi ve pir postunda ancak Hz. Muhammed’in kızı Hz. Fatime ve İmam Ali soyundan olanlar oturabilirler.
6. İmam Cafer Sadık, Buyruk’ta ‘’ Her ne kadar evlat olarak Seyyit olsa bile, 4 Kapı, 40 Makam ve İslam dininin içtihatlarını bilmeyen ve ona uymayan kişilerin PİR OLARAK haramdır, eli öpülmez, selam verilmez, sofrasında durulmaz ve PİRLİK MAKAMINDA OTURAMAZ demektedir.
Alevi / Bektaşi inancında Kuran - ı Kerim ve Buyruk’ta belirtilmemesine rağmen, durumları yukarıdaki açıklamalara uygun düşmeyen dedelere, başka dedeler bu sorumlulukları devr edemez. İnancın tasavvuf önderleri dedelerdir. Yüzyıllar boyunca Dedelerin sahip oldukları sosyal konum ve yaptırım güçleri cemaatin tasavvuf boyutunun ötesinde sosyal düzenini de sağlayan çok etkili bir güç olmuştur. Bu şekilde farklı bölgelerde yaşayan Alevi topluluklar, aynı felsefenin paralelliği dahilinde yaşamışlardır. Yüzyıllar devam etmekte olan bu yapılanmada Cemaatin sıkı disiplin kaideleri ve müeyyideleri belirleyici olmuştur.
Tüm Alevi Dedelerin, Peygamber Hz. Muhammed’in, yani Evlad -ı Resul oldukları veya İmam Ali’nin soyundan geldikleri kabul edilirler.. Bundan dolayı kendilerine seyyid veya Ocakzade denilir. Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan “Ocak”lara bağlıdırlar. Resul, kendisine kitap inen Peygamber anlamına geldiği için, Dedeler kendilerini evladı Resul olarak takdim ederler ve talipleri de kendilerini böyle kabul ederler.
Dedelerin çoğu bağlı taliplerini ziyaret ederek, dinsel törenler düzenler, topluluğu bilgilendirir ve anlaşmazlıkları giderirler. Dedeler bazı yörelerde yanlarına yöreyi iyi bilen ve kendilerine yardımcı olan bir kişiyi de yanlarına alabilirler ki bu kişi ye “kamber veya köçek” adı verilir. Dede kamberi ile veya yalnız ziyaretleri daha çok yoğun iş mevsiminin dışında gerçekleştirir. Böylece ibadetler talibin iş yoğunluğunun az olduğu dönemde ve sosyal olarak da daha çok insanın bir arada olabileceği bir zaman diliminde olmasına itina gösterilir.
Bu şekilde ibadetler ve sosyal ilişkiler, sosyal koşullara uyumlu hale getirilmiş olmaktadır. Seyyitler Cem yapılacak meskene varınca büyük bir ilgi ve coşku ile karşılanır, etrafa neşe ve umut saçarlardı. Talipler büyük bir ihtimamla onun kaldığı eve koşarak gelir, hal ve hatırını sorar, onu konuk etmekte adeta yarışırlardı.
Bu arada o yöreden olan ve cemde genellikle rehber olarak hizmet eden bir kişi Dede’yi yöredeki gelişmelerle ilgili, varsa talipler arasındaki anlaşmazlıklara, düşkünlere, musahip olacaklara, evleneceklere veya Hakka yürüyenlere ilişkin konularda dedeyi bilgilendirir. Düşkünlerle ilgili konu cemden önce çözülmezse bu kişiler Cem ibadetine kesinlikle giremezler ve kurban lokması yiyemezler. Düşkünlere ilişkin konular çözülebilecek gibiyse cemden önce veya cem sırasında çözülebilir. Bir Alevi talip için hayatta en büyük ceza ve küçümsenme bu en önemli ibadetten dışlanmaktır. Dede kendisi cezalandırmayıp düşkünü mürşidine yollayabilir veya bu konuda mürşidine danışabilir. Hatta düşkünün Hacı Bektaş’a veya Düşkün Ocağı’na gitmesine karar verebilir. Çözülmesi olanaksızsa o kişi kesinlikle ceme giremez
Rojaazme
05-11-2006, 12:32 PM
kurban lokması yiyemez. Varsa davarı, malı köylünün davarı ve malından ayrılır. Adeta topluluk dışına itilir ve izole edilir. Bu durum cezası sona erene kadar sürer. Bu şekilde 7 yıl ceme alınmayanlar, hatta köylerini aileleriyle terk ederek başka yerlere yerleşenler çoktur. Ocakzade dedeler arasında “El ele, el Hakka” şeklinde de ifade edilebilen, “Mürşid-Pir-Rehber” şeklinde bir görev bölümüne gidildiği de bilinmektedir. Taliplerin hizmetlerini görmek üzere ocak mensubu dedeler böyle bir düzenleme oluşturmuşlardır. Burada Mürşid en üst başvuru makamıdır. Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de davranış ve kararlarında bağımlıdır. Bu hem manevi anlamda “Yol”a bağlılık, hem de Buyruklar gibi yazılı kutsal metinlere bağlılık şeklinde ortaya çıkar. Talipler, Dedeler tarafından denetlenirken, dedelerde bağlı oldukları diğer dedelere karşı sorumluluk taşırlar. Tasavvufta bu “El ele, el Hakka” şeklinde ifade edilen bir yapılanmadır.
Seyyidler ve talipler bunu “Bu yol Hak, Muhammed Ali’nin Yoludur,- Birbirimize kelle kesip, El ele, el Hakka olmuşuz, - Yol cümleden Uludur,- Gönül kalsın Yol kalmasın, - Bizim yolumuz kıldan ince kılıçtan keskindir, -Eri erden seçen kördür, -Bu yol kıldan ince, ateşten daha kor bir gömlektir...., ” deyimleri ile özümserler.
Ocak, Anadolu Alevi / Bektaşi inançlarında büyük yer tutar. Bunun eski geleneklerle bağlantılı olduğuna dair birçok araştırmacı görüş belirtmiştir. Ocak kültü, ateş kültü ile birlikte değerlendirilir. Ocak, sözcüğü eski metinlerde ve daha sonraları “soy ve sülale” anlamında da kullanılagelmiştir. Her Dede ailesi bir Ocağa bağlıdır. Onun temsil ettiği değerlere büyük kutsallık ve manevi güç atfedilir. Ocaklarla ilgili olağanüstü birçok kerametlerin sözkonusu olduğu olay (menkıbe) dilden dile aktarılır. Bu kişilerin soyları ve toplum üzerindeki nüfuzlarına binaen mezarları birer ziyarete dönüşmüş, türbe haline getirilmiş. Bu şekilde bu yerler sürekli ziyaret edilen, adak adanan, dilek dilenen mekânlar haline dönüşmüşler. Bu örnekleri Anadolu’nun bir çok yerinde görmek olanaklıdır.
Genel olarak Alevi-Bektaşi topluluklar cemaat yapılanması bakımından dergahlar ve ocaklara bağlıdırlar. Bu organizasyon kutsal temellere dayanmaktadır çünkü bu ocakları oluşturmuş aileler keramet sahibi ululardan gelmektedir. Bu ulu kişiler aynı zamanda İslam Peygamberinin ve Ehlibeytinin soyuna dayanmaktadır. “Hak-Muhammed-Ali Yolu” olarak adlandırılan ve kutsanan bu yol, Ehlibeyte dayanan dede aileleri yani “Ocaklar” aracılığıyla yüzyıllardır süregelmektedir. Ocaklar zaman içerisinde, kutsal dervişlerin soylarından gelenlerce kurumsal hale getirilmiş, bu soylardan gelenlere ocakzade (ocakoğlu) denmiş, dedelik görevinin ocakzade dedeler (Seyyitler) tarafından yerine getirilmesi bir gelenek halini almıştır. Genel olarak bu ocakların önderlik görevi babadan oğula geçer.
Bazı ocak uluları da Hacı Bektaş Veli dergahında yaptıkları hizmetleri karşılığında Alevileri özellikle inanç ve ibadet konularında eğitmek üzere görevlendirmişlerdir. Menkıbelere göre Hacı Bektaş Veli, Sarı Saltuk, Seyit Cemal, Güvenç Abdal gibi bazı ocak ulularını Anadolu’ya Alevi taliplere dedelik yapmak üzere göndermiştir.
İslam Alevi inancında çeşitli nedenlerle düşkün duruma düşen taliplerin durumunu değerlendirmek için ‘’El ele, el Hakka ‘’ tasavvufu içinde, bu durumu değerlendirmekle görevli bir ocağı, Düşkünler Ocağı olarak tayin edilmiştir. Uygulamada her ocak kendi içerisinde düşkün meselesini zaten halledebiliyor. Ancak herkesin bildiği üzere düşkün ocağı olarak adlandırılan bir tek ocak Hıdır Abdal Ocağıdır.
Ocaklar şeklindeki bu örgütlenme Anadolu’nun birbirinden çok uzak bölgelerinde yaşayan Aleviler arasında iletişimi de sağlayan yegâne araçtır ve bu işlevini ocakzade dedeler aracılığıyla yerine getirmiştir. Alevi ocaklarının değişik bölgelerde yaşayan topluluklar üzerinde farklı nüfuz alanları bulunmaktadır. Ocakzade dedeler kendilerine bağlı bölgeler ve köyler dışındaki yerlerde faaliyette bulunmazlar. Taliplerde de böyledir yani, babası hangi ocağın talibiyse, ya da hangi ocaktan ise, o da mutlaka o ocağın talibi olurdu. Her ocak belli nüfuz alanlarına sahiptir. Ancak çeşitli nedenlerle bağlı bulundukları ocak ve dedeleri bulunmayan Alevilerin başka ocakzade dedelere bağlandıklarına da rastlanmaktadır.
Sosyal Organizasyonunun doğal bir sonucu olarak kapalı bir cemaat yapısı gösteren Alevi topluluklarda sözlü gelenek önemli rol oynamıştır. Ayrıca günümüze ulaşan yazılı kaynaklarda mevcuttur. Bu dışa kapalılık bilginin kutsallaşması ve belli ellerde toplanmasını beraberinde getirmiştir. Bilginin Ocaklardan gelen Dede ailelerinin elinde bulunması onlara önemli bir ayrıcalık vermektedir. Kişinin o topluluk içinde doğmasıyla başlayan ve Dedeye ve içinde yaşanılan çevreye dayalı bu toplumsallaşma titizlikle korunmuştur. Öyle ki o toplumun dışına çıkıp yabancı bir muhitte kalan bir Alevi geriye döndüğünde Cem’de Dedenin ve cemaatin huzurunda sorgudan geçirilir. Bir anlamda aklanabilir. Ancak bu şekilde o topluluğa yeniden dahil olabilir.
Alevilerde varolan sınırlı sayıda kaynak bugün hala en çok Alevi Ocaklarında bulunmaktadır. Bunlar arasında Kuran-ı Kerim, Peygamberler Tarihi, İmam Cafer Buyruğu, 12 İmam’ı, Kerbela vakasını, Horasanlı Eba Müslüm’ü, Hüsniye, Cenk Kitapları, Seyyit Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş’ı Veli Vilayetnamesi ve Makalatı, Bektaşiliğin İç Yüzü, Faziletname, Nesimi, Hallac-ı Mansur, Muhiddin-i Arabi, Fuzuli’nin Saadete Ermişlerin Bahçesi, Yunus Emre, Şah Hatayii, Pir Sultan Abdal, Beratlar ve soy secereleri ile birlikte diğer İslami Ehli Beyt Kaynakları sayılabilir. Secerelerde var olan önemli verilerde, kim hangi Ocağa, hangi aşiret bağlı, o Ocağın önderleri hakkında veriler mevcuttur.
Bir diğer önemli nokta da Ocakların başka bir deyişle ocak mensubu Dede ailelerinin sözlü geleneği en iyi yaşatan ve aktaran roller üstlenmeleridir. Alevi tarih, inanç ve kültürü yüzyıllar boyunca bu Ocaklar içinde yaşatılmışlardır. Dedeler saz eşliğinde söyledikleri deyişlerle de olsa birçok geleneksel veriyi bugüne taşımışlardır. Saz ve bağlama bu aktarım işinde çok önemli işlevler üstlemiştir.
Ocaklar sistemi ve Seyyitlik Kurumu, artık eskiden olduğu gibi kırsal yapıdaki gibi işlememektedir. Kentlere yerleşme süreci hem yurtiçinde hem de yurtdışına doğru yoğun nüfus hareketlerine yol açtığından, Ocak sisteminin ve Dede - Talip ilişkilerinin zayıflamasına yol açmıştır.
BABA MANSUR OCAĞININ SOY SECERESİ (191)
Kureşey
Kureş (Kureşey : Hz. Muhammedin Kabilesinin adı buradan gelmektedir)
Bu arada süresini ve sayısını bilmediğimiz bir kaç neslin yaşadığı tahmin ediliyor.
Kilap
Kussay
Abdülmenaf
Haşim
Abdülmuttalip
Ebu Talip
Hz. Ali
İmam Hüseyin
İmam Zeynel Abidin
İmam Muhammed Bakır
Seyyit Abdullah
Seyyit Ali
Seyyit Mahmut
Seyyit Ahmet
Seyyit Abdullah
Seyyit Şerafettin
Seyyit Yakup
Seyyit İbrahim
Seyyit Celalettin
Seyyit Hasan
Seyyit İshak
Seyyit Ahmet
Seyyit Selahattin
Seyyit Cafer
Seyyit Mustafa
Seyyit Süleyman
Seyyit Kasım
Seyyit Veli
Seyyit Mansur (Dersim /Mazgirt / Muhundu’da ki Baba Mansur)
http://www.karacaahmetsultan.com/arastirma.asp?id=308
erzin24can
24-11-2006, 05:39 PM
tesekkürler
Emrahcan
25-11-2006, 06:11 AM
güzel bir bilgi tşkler
Rojaazme
04-12-2006, 05:26 AM
sizlerde sağolun canlar varolun..
akmesem
30-12-2006, 02:55 AM
Baba Mansur Ocağı hakkındaki bilgiler gerçekten güzeldi.Bende Baba Mansur Ocağına bağlı biriyim.Yeni şeyler bilmek ve öğrenmek adına güzel bir paylaşım oldu.Teşekkürler Sevgili Rojaazme.Bu arada üyelerimizden olan Sevgili Gonca 58'in ailesi de baba Mansur ocağından gelmekte ve dedelik görevini sürdürmektedirler.Bizlerde bu ocağın talipleri olmaktayız.
Rojaazme
03-01-2007, 01:11 AM
Baba Mansur Ocağı hakkındaki bilgiler gerçekten güzeldi.Bende Baba Mansur Ocağına bağlı biriyim.Yeni şeyler bilmek ve öğrenmek adına güzel bir paylaşım oldu.Teşekkürler Sevgili Rojaazme.Bu arada üyelerimizden olan Sevgili Gonca 58'in ailesi de baba Mansur ocağından gelmekte ve dedelik görevini sürdürmektedirler.Bizlerde bu ocağın talipleri olmaktayız.
yolunu ikrarını pirini bilene can kurban ola.
mendov
03-01-2007, 01:47 AM
kardeşim bu güzel bilgiler için sana teşekkür ediyorum.emegine saglık
ozani
06-01-2007, 12:14 AM
bi baba mansur talibi olarak teşekkür ederim can...
rojda62
06-01-2007, 05:41 AM
tesekkürler can eline ve emegine sağlık
Rojaazme
06-01-2007, 08:14 AM
ey vallah canlar
sercan ayaz
06-01-2007, 08:55 AM
bu guzel paylaşım tskler hewal ben sıvas zaranın kızılkale koyundenım bende babamansur ocagındanım ve seyıt cocuguyum velı dede benım benım babamın amcasıdır
Rojaazme
12-01-2007, 03:47 AM
bu guzel paylaşım tskler hewal ben sıvas zaranın kızılkale koyundenım bende babamansur ocagındanım ve seyıt cocuguyum velı dede benım benım babamın amcasıdır
başım tacısın candost ey vallah..
Bu güzel bilgi ve açıklamaların için sağolasın abim..
Hak emeklerini zaya vermesin..
Rojaazme
23-01-2007, 11:38 AM
Bu güzel bilgi ve açıklamaların için sağolasın abim..
Hak emeklerini zaya vermesin..
ey vallah canbacım varolasın...
Rojaazme
26-01-2007, 12:15 PM
kardeşim bu güzel bilgiler için sana teşekkür ediyorum.emegine saglık ey vallah dost...
umut24
15-02-2007, 02:00 AM
emeğine sağlık can
dersimliaydede
20-02-2007, 01:15 PM
Gönlüne sağlık can dost, böyle bilgilere sizin gibi sağlam dostlardan almak gerçekten çok yararlı emeğine sağlık.
Saadet
20-02-2007, 11:54 PM
slm arkadaşlar ben yeni üye oldum ve bende babmansurlu ve dede kızıyım rojaazmenin verdiği bilgiye teşekkür ederim ama yazıda verilen bi yer dikkatimi çekti;yanlış bir bilgi olduğu için doğru olanı siszlerle paylaşmak istiyorum.HERKESİN BİLDİĞİ GİBİ BABMANSUR VE KUREYŞ KARDEŞTİR.KUREYŞ ASLANA BİNEREK ELİNDEKİ YILANI KIRBAÇ YAPMIŞTIR.YANİ CANLI VARLIĞI CANSIZ YAPMIŞTIR.BABAMANSUR İSE DUVARI YÜTÜMÜŞTÜR;CANSIZ VARLIĞI CANLANDIRMIŞTIR.KUREYŞ BABAMANSURDAN BÜYÜK OLDUĞU HALDE BABAMANSURA SEN CANSIZI YÜTTÜN DİYEREK BEN SANA TALİP OLUYORUM DEMİŞTİR VE TALİPLİK BURDAN GELMİŞTİR.HERKESE SEVGİLER
*-CeM-*
03-03-2007, 01:02 AM
slm arkadaşlar ben yeni üye oldum ve bende babmansurlu ve dede kızıyım rojaazmenin verdiği bilgiye teşekkür ederim ama yazıda verilen bi yer dikkatimi çekti;yanlış bir bilgi olduğu için doğru olanı siszlerle paylaşmak istiyorum.HERKESİN BİLDİĞİ GİBİ BABMANSUR VE KUREYŞ KARDEŞTİR.KUREYŞ ASLANA BİNEREK ELİNDEKİ YILANI KIRBAÇ YAPMIŞTIR.YANİ CANLI VARLIĞI CANSIZ YAPMIŞTIR.BABAMANSUR İSE DUVARI YÜTÜMÜŞTÜR;CANSIZ VARLIĞI CANLANDIRMIŞTIR.KUREYŞ BABAMANSURDAN BÜYÜK OLDUĞU HALDE BABAMANSURA SEN CANSIZI YÜTTÜN DİYEREK BEN SANA TALİP OLUYORUM DEMİŞTİR VE TALİPLİK BURDAN GELMİŞTİR.HERKESE SEVGİLER
:) bir baba mansurlu olarak kımın buyuk yada kucuk oldugu değil önemli olan yolun surmesıdır
kardes değildir baba mansur faklı bır kişidir akrabalık yoktur bırde ;)
bunlar farklı kişilerin cocuklarıdır bır kerametle baglanma olmustur yanı tarıkat kardeslıgı
hikayedeki eksik yer darıkente anlatılan olaya göre baba mansurun uc oglu oluyor bırı baba mansur göç eden ıkıncısı köse mansur ölen ucunscusu şah mansur duvarı yuruten :) bunlarda baba mansurun ogularıdır ocagın orda bulunanlar şah mansurdur oburu baba mansurun soyudur köse mansurun soyu kurumus yurumemıstır
kızılırmak
09-03-2007, 01:14 PM
baba mansurluların merkezleri Elazığ karakoçan,Tunceli mazgirt ve Bingöl kığı olarak biliyorum...
Alevi_evrim
10-03-2007, 07:59 AM
Benim soy Baba Mansur canlaaar!!! :icon_kotz:
Rojaazme
10-03-2007, 02:15 PM
ey vallah canlar...
sabitolgun
17-03-2007, 11:21 AM
verdiyiniz bilgilerden dolayı teşekkürlero:o
erkan_can
17-03-2007, 08:48 PM
şunu Da Unutmayalimki Bende Baba Mansur Ocağidayim Sivas Ilinin Imranli Ilçesi Bildiğimiz Gibi Alevi Köylerinin En çok Olduğu Ilçelerden Biri Ve Bu Ilçeye Bağli Alevi Köyleri Baba Mansur Ocağina Bağlidirlar.değerli Canlar..
Verdiğiniz bilgi için teşekkürler. Bende "Baba Mansur Ocağı"ndanım. Kendi ocağımla ilgili birşeyler okumaya, bilgilerimi daha da geliştirmeyi seviyorum... Tekrar teşekkür ederim.
yAgmur58
27-05-2007, 11:59 AM
Benim dedemde(annemin babası) Baba Mansur soyundan paylaşımın için çok sağol can !
Rojaazme
27-05-2007, 12:40 PM
cetdinize kurban olam ey vallah dostlar..
Dersimeren
27-06-2007, 10:25 AM
Çok teşekkürler
seheryeli
12-07-2007, 04:22 AM
emeğine ve yüreğine sağlık can.bizi bbamansur hakkında bilgilendirdiğin için sagol.
Zerikanlı
02-09-2007, 09:24 AM
Canlar İmranlı ve Refahiye'de bulunan Zerikanlı vede koçgiri aşiretin tümü Baba Mansur talipleridir.
Anadolu’da Baba Mansur Ocağı denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. (Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır)
yazilmis, konunun ilk satirlari..
Benim anlamadigim Kuresanlilar Ocaginin, Horasan`dan geldiklerini, 12 Imam dolayisiyla peygamber soyu olduklarini söyledikleri, adlari da üstüne üstlük Kuresan oldugu halde, neden peygamber soyu Kures kabilesiyle yakin bir ilgisinin olmadigi bu yazida belirtilmistir??
Bu konuda arkadasin neye dayanarak böyle bir aciklama yazdigini merak ettim. Acaba bir bildigi mi var?
Paylasirsa sevinirim..
Rojaazme
20-09-2007, 02:54 AM
Anadolu’da Baba Mansur Ocağı denilen bir Ocak vardır. Bu ocağın kökeni Hz. Muhammed’e dayanır. Aslen Kureyş kabilesine dahildir. (Bu kabilenin, Anadolu Aleviliğinde önemli bir yere sahip olan Kureyş ocağı ile yakın bir ilgisi bulunmamaktadır)
yazilmis, konunun ilk satirlari..
Benim anlamadigim Kuresanlilar Ocaginin, Horasan`dan geldiklerini, 12 Imam dolayisiyla peygamber soyu olduklarini söyledikleri, adlari da üstüne üstlük Kuresan oldugu halde, neden peygamber soyu Kures kabilesiyle yakin bir ilgisinin olmadigi bu yazida belirtilmistir??
Bu konuda arkadasin neye dayanarak böyle bir aciklama yazdigini merak ettim. Acaba bir bildigi mi var?
Paylasirsa sevinirim.. makleyi okumanızı tavsiye ediyorum konu içerisinde acıklyıçı bölümler bulunmakdadır
menekse
20-09-2007, 03:16 AM
sagol kardesim benimde annem baba mansur ocagına mensup vede dede verdıgın bılgıler için cok tesekkür
Rojaazme
20-09-2007, 04:11 AM
ey vallah can sagolasın..
Zerigin
14-12-2007, 10:44 AM
bende BABA MANSUR OCAĞIndanım verdiğin bilgiler için tesskrler:)
izmirlii
20-12-2007, 10:21 PM
BABA MANSURLARIN BULUNDUĞU ALANLAR
Baba Mansurlular Tunceli / Dersim’nin Mazgirt ilçesinin Muhundu (Darıkent) bucağına ve yakınındaki Şöbek (Yeldeğen) Köyü’ne yerleşirler. Merkezleri burası olur. Dergâh, burada kurulur ve talipleri buradan denetlenir. “Baba Mansur Duvarı” olarak adlandırılan dergâhın duvarı halen durmaktadır. Bu duvar Dersimli’nin “mihrabı” ve Dersimli için bir ongun (tetem)dir. Söylencesel bir kutsallığı vardır. Burası Dersim’in önemli ziyaret yerlerinden biridir. Söylencesinin değişik türevleri (varyantları) anlatılagelmektedir. Bir anlatıma göre, Sultan Alaeddin’in Baba Mansur’dan mucize göstermesini istemesi üzerine, o da yanına aldığı dört kişiyle Muhundu’da fırına girer ve yanmadan çıkarlar. Bir başka söylence de, ayıya binip eline yılanı kamçı olarak alan Hacı Kureyş’e karşın daha zor bir mucize göstererek Muhundu’daki dergâhının duvarına binip yürütmesi, Hacı Kureyş’i bu biçimde karşılaması ve onu utandırmasıdır. Bu olay üzerine Hacı Kureyş, Baba Mansur’a bağlanır ve onu “mürşit” edinir.
Bu söylencenin bir başka türevinde ise bu mucize gösterisi Baba Mansur ile Seyyid Mahmud Hayrani arasında geçer. Baba Mansur, “cansız duvarı” yürüterek Seyyid Mahmud Hayrani’ye karşı varlığını ispat etmiş olur. Bu durum, Baba Mansurluları Kureyşanlıların “piri” konumuna yükseltir.
Mucize göstermede zoru seçmesi Baba Mansur’un etkinliğini arttırır, taliplerinin çoğalmasını sağlar ve diğer yöre Alevi ocakları arasında “mürşitlik” konumuna çıkmasına neden olur.
Bir söylence de kimilerince Baba Mansur’un oğlu olduğuna inanılan Düzgün Baba için anlatılır. Adı, Nazimiye’deki bir dağa (Düzgün Dağı) ve bu dağın tepesindeki ziyarete verilmiştir. Anlatılagelenlere göre, Düzgün Baba bir kış gecesi bu dağın doruğuna çıkar. Burada Hz. Ali’ye kavuşur. Bu söylencenin yarattığı etkinlikle Düzgün Baba, Dersim Alevi inancında namusluluğun, doğruluğun ve bağlılığın simgesi olarak bilinir. Büyük andlar burada veya buraya yönelinerek içilir. Kışın fırtınalı ve soğuk günlerinde dışarıda kurban kesilemediği anlarda içeride Düzgün Baba’ya yönelinerek kurbanlar kesilir. Bu etkinin bir sonucu olarak, gerek Dersim bölgesinde ve gerekse Baba Mansur ailesinde “Düzgün” adı öteden beri çokca konulur.
Ocak merkezi Mazgirt olmasına karşın Baba Mansurlular zamanla Tunceli’nin tüm ilçelerine dağılırlar. Dersim’de üç merkezleri oluşur. Bunlar; Mazgirt’in Muhundu, Pülümür’ün Tahtı ve Gersinot köyleridir.
Buralardan Erzincan, Tercan, Çayırlı, Erzincan'ın Kismikör, Erdene köylerinde Baba Mansurlar bulunmaktadırlar. Ayrıca Baba Mansurlardan tanınmış şu kişiler vardır. Erzincan / Çayırlı Başköy’de Seyyid Veli, Seyyid Süleyman, Seyyid Hasan’ın oğlu Seyyid Hüseyin, Seyyid Derviş Tur, Tolustan’lı Seyyit Hasan Hüseyin Ulutaş, aslen Karakoçan’lı olmasına rağmen sonradan Tercan’a yerleşen ve oradan 1937’de Dersim sürgünlerine eklenen Seyyid Cafer Efendi (Akbaba).
Erzurum’un, Aşkale, Tekman Erduran Köyünde, Dağlar’da, Mergezer’de, yeni ismi Çatkale’dir.
Pülümür / Yeldeğen Bucağı’nda, Gersinot, Tahti, Seyitler, Mazgirt ilçesinin Muhundu (Darıkent) bucağına ve yakınındaki Şöbek (Yeldeğen) Köyü, Yine Darıkent yakınlarında bulunan Şöbek, Lödek, Küpük Köylerinde de Babamansurlu Seyyit aileleri vardır. (188) Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Yöneticilerinden Seyyit Hüseyin Ayık ( Viyana Alevi Kültür Birliği Derneği başkanı Seyyit Hasan Ayık’ın amcasıdır), Avrupa Alevi Akademisi Başkanı Seyyit Mustafa Düzgün bizim tanıdığımız Dersim Bölgesi Babamansur’lardandırlar.
Sivas’ın Divriği ve Zara Kızılkale Köyü’nde vardırlar. Zara doğumlu, Viyana Alevi Kültür Birliği Derneği kurucularından Seyyit Nuri Yılmaz, yakın akrabası olan ve İstanbul Yanibosna Cem evi Dedelerinden Seyyit Veli Gülsoy tanıdığımız Baba Mansurlu Seyyitlerdendirler.
Günümüzde pek çok Baba Mansurlu da diğer Seyyit ve Talipler gibi başka bölgelere, örneğin İstanbul, İzmir, Bursa, Ankara, Mersin gibi büyük kentlere göçmüşlerdir
Adıyaman, Malatya, Nevşehir, Kırşehir, Maraş (Kahramanmaraş), Tokat, Çorum, Tunceli, Erzurum, Erzincan, Bingöl, Muş, Elazığ, Kars, Sivas İl ve İlçelerinde ve bu bölgelere bağlı Alevi aşiretlerinin çoğu Baba Mansur ocağına bağlıdırlar. Kimilerinin “pirlik”lerini, kimilerininse “mürşitlik”lerini üstlenmişlerdir. Ve yakın tarihte bu bölgelerden çeşitli nedenlerle özellikle Metropoller dahil olmak üzere Türkiyenin çeşitli yerlerine ve Avrupa ülkeleri ağırlıklı olmak üzere dünyanın pek çok ülkesine göç eden Baba Mansurlar ve bu ocağa bağlı çok sayıda Aleviler mevcuttur.. Bu bölgenin önemli aşiretlerinden Abdalanlılar, Şavalanlılar, Balabanlılar ve bir aşiretler konfederasyonu olan Koçgirililer tümüyle Baba Mansur Ocağı’nın talibidirler. Dahası Koçgiri aşiret topluluklarını Aleviliğe zamanıyla Baba Mansur dedeleri kazandırmışlardır. Bunların dışında daha birçok aşiretin ve ailenin pirlik ve ve mürşitliklerini yapmaktadırlar. Doğudaki Alevi Ocakları içerisinde sayıca talibi en çok olanı Baba Mansur Ocağı’dır.
Baba Mansur’un ailesi Ehl-i Beyt kökenli olmasına karşın, Türkistan – Horasan -Maveraünnehir’de yaşayan Türk / Türkmen topluluklarının bir kısmının bu çizgiye kazandırılmasına katkı sunmuşlardır. Bu oluşumun merkezi İran / Horasan’dır. Faaliyet alanı ise İslam / Yesevi tasavvuf okuludur. Yesevi tasavvufunun önde gelenlerinden Baba Mansur ve diğer Horasan erenleri bu inancı Anadolu’ya taşımışlardır. Bizzat Ahmed Yesevi tarafından Anadoluya gönderilen Baba Mansur, Horasan erenlerinin ilk gelen Pirlerindendir
Dolayısıyla; Doğu Anadolu’nun kapılarının Türkmen ve Oğuz kavimlerine açılması, Anadolu’nun yurt edinilmesine ve İslam tasavvufunun yerleşmesine önemli ölçüde katkı sağlamıştır. Koçgiri boylarlarını Aleviliğe kazandırmaları bunun en belirgin örneğidir.
Hacı Bektaş Veli’den önce Anadolu’ya gelerek özerk kurumlar durumuna gelen, içerikleri ve hizmetleri bir birine çok benzeyen bu ocaklar, yakın dönemlere kadar Hacı Bektaş Dergâhı’ndan bağımsız hareket etmişlerdir. Alevilik - Bektaşilik ve bu bağlamda oluşan olaylar, olgular ve kurumlar yeterince araştırılıp su yüzüne çıkarılmamıştır. Alevi dede ocakları bunun başında gelir.
emegine saglık bende bilyorum dogu türkistsndan gelen oguz boylarının çepni boyuyum bilgilerinden dolayı tebrik ederim
Rojaazme
22-12-2007, 08:40 AM
allah allah ey vallah canlar
Alperen1
07-01-2008, 01:11 PM
Aktardığın bilgiler için çok teşekkürler. Ellerine sağlık. Makalen çok faydalı bir çalışma.
@erdal@
08-02-2008, 02:00 AM
allah eyvallah hak muhammed ali emeklerini zaya vermeye
ben aslen üryan hızır ocağı evladıyım
baba mansur pirine talib im alla eyvallah
ellerine sağlık rojaazme(güneş biizim)abi yureğine sağlık
h.alibaba
10-02-2008, 07:04 AM
Uzun bir ömür süren Arslan Baba, Ahmed Yesevi’yi, Ahmed Yesevi de mürşidinin oğlu Mansur Ata’yı ve diğerlerini yetiştirir. Baba Mansur, Ahmed Yesevi’nin ilk ve önemli bir halifesi olur. Bu mantığı böyle kabul edersek,herhangi bir talip kendini alevi inancına göre yetiştirirse pirin mürşüdü olabilir veya pirin çocuğuna öğretmenlik yaparsa mürşüt olur.Oysa pir ve mürşütlük kurumunda böyle bir uygulama kabul görmez.Böyle bir şey olamaz.Bir talip öğretici kişiliğe sahip de olsa pirin evlatlarının mürşüdü değil her zaman talip konumundadır.Eger yukardaki söylem doğru olsa idi Hacı Bektaş'i Veli'nin de talipleri olurdu.
Şurası iyi biline ki alevilik kavramı millet kavramının üstünde bir kavramdır.onun içindirki bütün milliyetleri bünyesinde barındırıyor.Bunun için kimseler aleviliğe yeni yol erleri yakıştırmalarına gerek yoktur.Eğer Ahmet Yesevi Baba Mansurun mürşüdü olsaydı anadolu alevilerin piri o olurdu.Ahmet Yaşar Ocak Baba İlyas'la ilgili araştırmasında Ahmet Yesevi'nin anadolu aleviliğiyle hiç bir ilgisinin bulunmadığını kanıtlamıştır.Ve FuatKöprülü'nün bu konudaki araştırmalarını çürütmüştür.Lütfen değerli dostlar alevilik felsefesine, kurumlarının kural ve kaidelerine uymayan yazın ve söylemlere itibar etmiyelim.Bu inancın sahipleri olarak araştıralım ve doğru,yanlışı biribirinde ayıklıyalım.Kendi gerçeğimızde cem olalım.Sevgi ve saygılarımla
munzur_dersim
22-02-2008, 06:04 AM
Emeğine sağlık can...
Asılbaba
12-03-2008, 10:06 AM
verilen her bilgi için çok teşekkür ederim ve bilgiyi paylaşmak dileğile
BektasiOcagi
23-05-2008, 10:02 AM
Merhaba Canlar,
Baba Mansurlular Haci Bektasi'mi Pir olarak görürler yoksan Baba Mansurumu?
Baba Mansur Haci Bektas'dan önce Anadoluya geldigini okumusdum...
BektasiOcagi
26-05-2008, 01:21 AM
Merhaba Canlar,
bir kac sorum var :-)
1. Baba Mansurlular Haci Bektasi'mi Pir olarak görürler yoksan Baba Mansurumu? Baba Mansur Haci Bektas'dan önce Anadoluya geldigini okumusdum...
2. baba mansurlara sizce bir asiretmi, yada bir ocakmi?
3. sivas kocgiri asiretli birisi Baba Manzur ocagina bagli olabilirmi?
4. Tunceli Mazgirt'deki Baba Mansurlular Zaza mi yoksan Kurmanci'mi konusur?
h.alibaba
26-05-2008, 06:29 AM
Merhaba Canlar,
bir kac sorum var :-)
1. Baba Mansurlular Haci Bektasi'mi Pir olarak görürler yoksan Baba Mansurumu? Baba Mansur Haci Bektas'dan önce Anadoluya geldigini okumusdum...
2. baba mansurlara sizce bir asiretmi, yada bir ocakmi?
3. sivas kocgiri asiretli birisi Baba Manzur ocagina bagli olabilirmi?
4. Tunceli Mazgirt'deki Baba Mansurlular Zaza mi yoksan Kurmanci'mi konusur?
Değerli Can; Baba Mansur herkesin ilgi alanına girmediğinden dolayı sana cevap verilmediği anlaşılıyor. Bari ben sorularını cevapliyayim. Yine anlaşıldığı kadarıyla herkes alevi ama Baba Mansur kimsenin umurunda değil. Herkes sözde kabul eder, uygulamada tanımaz. Baba Mansur'un seceresinde, Baba Mansur'un babasının adı "Veli" dir. Ama ne gariptir ki bu konunun içindeki Baba Mansurun, basının adı Arslan'dır. Üstüne üstlük bir de Ehlibeyt'ten olmayan birinin Talibidir.
Baba Mansurlular, Baba Mansur ocağına bağlıdırlar.
Baba Mansur ocağı Anadoluda hiç bir ocağa bağlı değil.
Baba Mansur ocağı Hz. Hüseyine İkrar vermiştir.
Herkes Baba Mansur ocağına bağlanabilr.
Mazgirt'teki Baba Mansur'lular Kurmanci konuşur.
Baba Mansurlular ocaktır. Aşiret dersen ocaktaki Baba Mansurlu, Ağa sıfatına sahip olur.
Saygılar
yalıncalı
23-08-2008, 03:52 AM
emeğinize teşekkürler,elinize sağlık.doyurucu,ikna edici araştırmalarınız için
ÇirkinKR4L
08-04-2009, 10:48 AM
Çok Güzel Bilgiler , Bende Baba Mansur Ocağındanım.
Mananali
08-04-2009, 03:30 PM
Kureşey
Kureş (Kureşey : Hz. Muhammedin Kabilesinin adı buradan gelmektedir)
Bu arada süresini ve sayısını bilmediğimiz bir kaç neslin yaşadığı tahmin ediliyor.
Kilap
Kussay
Abdülmenaf
Haşim
Abdülmuttalip
Ebu Talip
Simdi gülelim mi yoksa aglayalim mi halimize bilinmez.
Babamansurlar bu secereye göre Araplar.
Köken olarak Arap olan Babamansurlular Horosana gidip asimile olup Türklesiyor.Arapcayi birakip Türkce konusmaya basliyorlar.
Horosanda deveden inip ata binmeyi ögreniyorlar ve Anadoluya geliyorlar.Bu seferde gelip Mazgirtte asimile olup Kürtlesiyorlar ve Kürtce konusmaya basliyorlar.
Bu kadar action filmlerde bile olmaz.Nerdeyse Japonlarda girecek isin icine.
Kas yapalim derken göz cikariyoruz ve kendimizi,Aleviligi bu sekilde tanittigimizi düsünüyoruz ama buradaki gibi mizrak cuvala sigmiyor.
Biraz daha zorlansa Ibrahim peygambere, Site hatta Ademle Havvaya dayandirilacak.
Yalanin biri bin para olmus gidiyor.
Yapmayin yaziktir bu inanca.Bu kadar zülüm etmek gerekir mi?
celal abbas
11-04-2009, 06:38 AM
Kureşey
Kureş (Kureşey : Hz. Muhammedin Kabilesinin adı buradan gelmektedir)
Bu arada süresini ve sayısını bilmediğimiz bir kaç neslin yaşadığı tahmin ediliyor.
Kilap
Kussay
Abdülmenaf
Haşim
Abdülmuttalip
Ebu Talip
Simdi gülelim mi yoksa aglayalim mi halimize bilinmez.
Babamansurlar bu secereye göre Araplar.
Köken olarak Arap olan Babamansurlular Horosana gidip asimile olup Türklesiyor.Arapcayi birakip Türkce konusmaya basliyorlar.
Horosanda deveden inip ata binmeyi ögreniyorlar ve Anadoluya geliyorlar.Bu seferde gelip Mazgirtte asimile olup Kürtlesiyorlar ve Kürtce konusmaya basliyorlar.
Bu kadar action filmlerde bile olmaz.Nerdeyse Japonlarda girecek isin icine.
Kas yapalim derken göz cikariyoruz ve kendimizi,Aleviligi bu sekilde tanittigimizi düsünüyoruz ama buradaki gibi mizrak cuvala sigmiyor.
Biraz daha zorlansa Ibrahim peygambere, Site hatta Ademle Havvaya dayandirilacak.
Yalanin biri bin para olmus gidiyor.
Yapmayin yaziktir bu inanca.Bu kadar zülüm etmek gerekir mi?
insanın dilini unutması için iki göbek yetiyor...dersim ovacıkta zazaca konuşan dedelerim..erzincan çağlayanda kırdaski konuşuyor..iki göbek..iki göbek yetiyor...sizin söylediğiniz gibi..actiona gerekte kalmadan...;)
Mananali
12-04-2009, 12:01 PM
insanın dilini unutması için iki göbek yetiyor...dersim ovacıkta zazaca konuşan dedelerim..erzincan çağlayanda kırdaski konuşuyor..iki göbek..iki göbek yetiyor...sizin söylediğiniz gibi..actiona gerekte kalmadan...;)
Tamam can action olmasin.:)
Iki göbek sonra dil unutulabilir demissiniz.Bunda haklisiniz.
Ben sizin bu asiretten oldugunuzu düsünerek ögrenmek istiyorum.
Kureş,Kilap,Kussay,Abdülmenaf,Haşim,Abdülmuttalip, Ebu Talip Arap irkindan.
Secere onlara kadar gittigine göre o zaman siz Arap mi oluyorsunuz?
celal abbas
12-04-2009, 10:58 PM
Tamam can action olmasin.:)
Iki göbek sonra dil unutulabilir demissiniz.Bunda haklisiniz.
Ben sizin bu asiretten oldugunuzu düsünerek ögrenmek istiyorum.
Kureş,Kilap,Kussay,Abdülmenaf,Haşim,Abdülmuttalip, Ebu Talip Arap irkindan.
Secere onlara kadar gittigine göre o zaman siz Arap mi oluyorsunuz?
bu aşiret yada ocaktan değilim...ben celal abbas ocağındanım..bizdeki secereye göre hzAli den sonra 45.kişiyim...iki göbek insanın dilini unutmasına yetiyorsa...45 göbek bir insanın ait olduğu kimliğin değişimi için yeterli sanırım...
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.