PDA

: Alevilik iste budur


Diyar
04-11-2006, 02:50 PM
Mezopotamya ve Anadolu'da şekillenen, kaynağını bu bölgenin en eski inancı, felsefesi ve insanlık öğretilerinden alan Alevi'lik, asırlardır birçok medeniyete kaynaklık etmiş, abartısız; kaynağından bugüne ve yarına insanlığın yaşam ırmağı misali bir çok halkı, ulusu, inançları ve kültürü beslemiş, beslediği kültürlerin varlık gerekçesinde başat rol oynamıştır. Dahası; mayasındaki insanlık sevgisi, hoşgörülü tutumu ve adalet anlayışı ile bu bölgede yaşayan halklar arasında gelişen birçok kıyımı ve katliamı hoşgörülü felsefesiyle çok daha vahim sonuçlara ulaşmasını engellemiştir.
Bir yanıyla böyle bir Alevi'lik, diğer yanıyla katliamlara, kıyımlara, sürgünlere uğrayan, yaşadığı tüm sistemlerde hiç bir yönetimle barışık olmayan Alevi'lik, tarihin tanıklık ettiği en barbarca zulümlere maruz kalmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nun Abbasilerden Halifeliği devralması, İslamiyet'in hakim mezhebi olan Hanefiliği (Sünni-Şafii) benimsenmesi ile dönemim ideolojisi olan dini, esas olarak yayılmacılığın ve işgalciliğin; Orta Doğu, Avrupa, Kuzey Afrika, Asya'da İslamiyeti kılıçla kabul ettirme zorbalığıdır. Alevilik inancına mensub olanlar her çağın baskı ve katliamlarından "kendi payına düşeni en fazlasıyla" alan inaçtır.Özellikle 19. yy'lin ikinci yarısından itibaren güncelleşen Alevilik, değişik neden ve beklentilere bağlı olarak birçok kesimin ilgi odağı haline geldi.Bugün Alevilikle ilgili olduğunuz ölçüde, elinizi nereye atsanız, Aleviliği tanıtan, onu bir biçimde tanımlayan eser bulabilirsiniz. Gerek Alevilerin kendilerini tanımaları ve tanıtmaları, gerekse Alevilerle ilgilenen odakların yaklaşım amaçlarını açıkça belirtmek gerekirse bilimsellikten uzak. Resmi ideolojik baskılanma ve siyasal atmosferin dürtüleriyle ortaya çıkarılmıştır. İnançsal yönden bir kimlik arayışı içine girdikleri bu süreçte, yaratılan bu karışıklık, en çok Alevi kitlesini etkilemekte ve kendilerini doğru olarak tanımalarını engellemektedir.
Alevilik tanımlanabilir mi ?


Oldukça eski bir tarihi geçmise dayanan alevilikte, bilmemiz gereken birinci nokta, bu Alevilik bütün Islam ülkelerinde özel olarak da Türkiye Cumhuriyeti'nde resmi bir varliği yoktur, yani hala bir açıdan yasak bir inanç durumundadır. Bu yüzden kurumu ve yazılı kitabı yoktur. Bu durum, açık ve net bir tanımlamasını yapmayı olanaksiz kılmaktadır. Bu nedenle biz burada Aleviliıi tanımlama yerine ana hatlariyla anlatacagız.
Alevilik din midir, mezhep midir ?
Resmi islam; Aleviliği "Dindışı, sapkın" bir inanç olarak görmekte ve taraflarını "Zındık" ya da "Zendik" olarak suçlamaktadir. Bugün için Alevilerin bilinci çarpıtılmış, büyük çoğunluğu da kendilerini islamın bir mezhebi olarak tanıimlamaktadırlar ve de kurucusunun da Hz. Ali olduğu şeklinde belirlendiğini görmektedirler. Daha da önemlisi inançlarının kurucusunun Muhammed ve Ali olduğunu ifade ederek, "öz Müslüman"in kendileri olduğunu belirtmektedir. Aleviliğin islamın mezhebi olduğu şeklindeki yaklaşımlar açık ki menfaat ve siyasal nedenlerle ve tarihi olarak saptırmadan ibarettir. Aleviliğin ne din ne de mezhep olduğu yolundaki resmi yaklaşım ise bütün olumsuzluğuna rağmen bizi gerçekliğe götüren temel belirlemelerden biridir. Bizzat suçlamanın kendisi Aleviliğin kendi başına bir inanç öğretisi olduğuna işaret etmektedir. Alevilik dinselliği içerdiği ölçüde, semavi dinlerden birinin mazhebi de değildir. İnançsal felsefik sosyal yaşam düzeni, kültürel etik dokusu bakımından ayrı olarak Aleviliğin dinsel bir felsefe olmasından çok onun esas yapısınin felsefe olduğudur. Bu yönden felsefesel bir din öğretisidir demek en dogrusudur.


Aleviliğin yaratılışa ilişkin felsefesi ?

Kök olarak Alevilik yaratılış felsefesini, tarihi Güneş (Mitra) inancından alarak evrimleştirmıştır. Yaratılış inancı, Tanrı-Doğa özdeşliği üzerine kurulmuştur. Buna göre; insan da dahil olmak üzere evrensel olan bütün şeyler tanrıözünden yaratılmıiştır. Yaratılmıs olanda tanrısal öz, ruh (ısık nur) ve madde karışımı olarak kendini açığa vurur. Dünya ve dünyadaki her şey esas olarak özünde tanrısal ışığın bulunduğu materyalin, yani ateşin, suyun, havanın ve toprağın karışımıdır. Doğum ve ölüm; tanrısal öz ile maddenin birleşmi ve ayrışmasından ibarettir. Bu felsefesel görüş Alevi "deyiş ya de nefes" adı verilen Alevi şiirlerinde açık bir şekilde dile getirilir. "Anasından bir libasa büründüm / Nar'ü bad-ü ab-u haktan göründüm" (açıklanmasi: maddeden bir elbiseye büründüm / Ateşten havadan, sudan ve topraktan göründüm). Tanrısal yaratılış sıralamasına göre insan bütün yaratılmışların en sonuncusu olarak tanrısal ruhun veya ışığın ve aklın gerçekleştirdiği kalıptır. Bu nedenle Alevi inancında insan en temel hareket noktası ve yaratılışla özdeştir. Alevinin günlük yaşayışında şöyle dile gelir: "Okunacak en büyük kitap insandır" veya "İnsandan daha büyük kabe yoktur." Çünkü Aleviye göre evren gerçekleşen tanrıdır. İnsan ise kendini tanıyan, ona adını koyan, isimlendiren "Hakikat" 'tır. Yaratılışı ruh ve madde ikilemi üzerine kuran Alevi felsefesi, insanda her şeyi kendi zıtlığı içinde kurar ve anlamaya çalışır.


Aleviliğin örgütsel kurumu ?

Aleviliğin örgütsel yapısına ocak adı verilir islamiyetten önce bu kuruma "adırgah" ya da "agirgah" deniyordu. Bir dinsel kurum olduğu kadar bir toplumsal yapılanmayı ve yaşayıs bçimini ifade ediyordu. Toprağın idare ve kullanımı, sosyal yaşam ilke ve kurallari bu kurum tarafından idare ediliyordu. Adırgahlar islamiyetin hakimiyetiyle zaman içinde ortadan kaldırılmıştır. İslamiyetin Anadolu'ya ve Mezopotamya'ya hakimiyetiyle bu ocaklar sistemi simgesel olarak varlığını sürdürmekte var olan ocakların yasal statüsü yoktur. TC'nin anayasal düzenine göre yasadışıdırlar. Legalitesinin olmamasina karşın simgesel Ocaklar, kendi içlerinde ve ancak bağımlılarınca bilinen bir hiyerarşiye de sahiptirler. En üst kurum olarak Dergah vardır. Adına Tekke ya da Zaviye denilen kimi kurumlar da vardır. Alevilik adına bu kurumlara yer verilse de bu kurumlar daha ziyade, Ocakların tasfiyesi politikasına bağlı olarak, devletler tarafından, tarih içinde ikame edilmiş kurumlardır. Alevilikte inanç önderlikleri de aslında Ocak kurumuyla sıkı sıkıya bağlantılıdır. Önderlikler Ocak soyluluğuna dayanır ve soy takip eder. En üst makamda adına Mürşid denilen kurum önderleri vardır ve dergahlarda bulunurlar. Ocakların önderlerine Pir denilir ve Mürşid'e bağlıdırlar. Pirlerin yardımcılarına Reyber denir. Pirlik makamında genellikle erkekler bulunmakla birlikte kadınlarin sayısı da az değildir. Ocak kurumu yerine konmak üzere, tasfiye amaçlı olarak nasil ki Tekke ve Zaviyeler ikame edilmeye çalişilmis ise, Ocak önderliğinde de benzeri tasfiye girişimleri sözkonusu olmuştur. Pir yerine adına Dede, Baba denilen kimseler devletler tarafindan atamalar yoluyla getirilmişlerdir. Bunun mümkün olmadiğı yerde dönemlerde de Ocak soluluğunun orjinini, ulusal kökünü degiştirmişlerdir. Bu değişiklik nedeniyle bugün birçok Ocak soylusu, Pir ailesi, kendilerinin Hz. Ali (Ehli-Beyt) soyundan olduğunu belirtmektedir. Bu iddianın hem bilimsel, hem tarihsel bir gerçekliği yoktur. İslam kurumları islamlık düzenine bağlıdır. Alevilik ise Ocak soyluluğu düzenine bağlıdır.


Aleviliğin temel şartları ?

Her inançta olduğu gibi Alevilikte de Alevi olmanın olmazsa olmaz şartlarıi vardır. Söyle ki:
1-Her insan, inanç olarak bir Alevi adayı olabilir.
2-Alevi kurallarına erkan denir ve bir Alevi adayının ilk erkanımaddi ve manevi yaşam ortağını bulması ile başlar. Bu ancak çiftler arasında mümkün olup ve buna "Müsahip kardesliği" denir. Aleviliğe giriş için Müsahip olmak "şarttır.
3-Müsahipler bir Pir'e ve Ocağa bağlanmak zorundadırlar.
4-Pir'e bağlanmış ve Pir'den izin (nasip) almış müsahipler, birer Talip (taraftar, bağımlı) olarak, Aleviliğin diğer töre, kural, gelenek ve göreneklerini ögrenme, yerine getirme hakkını kazanırlar.
5-Her Alevi (talip) yılda bir kez görgüye (muhasebeye) girmek ve yıllık yaptıklarının hesabini vermek durumdadır.
6-Tarike girmiş her Alevi, yalan söylememek, iki yüzlü olmamak ve aslına sadık olmak zorundadır.
7-Her Alevi, sadece Alevi olanlarca bilinmesi gereken alevi kural töre ve geleneklerini korumak ve yabancilara açiklamamak zorundadir. Bu kurallara sonrada, islamiyetin hakimiyeti ile birlikte, siyasette Hz. Ali taraftarlığı söz konusu olunca; Hz. Ali'nin dostuna dost, düşmanına düşman olma (teberra temenna) kuralıi da eklenmiştir. Bu da aleviliğin dostuna dost düşmanına düşman olmak anlamindadır.
Aleviliğin Halk Öğesi
Alevilik Hz. Ali taraftarlığı olarak belirtilmiş olduğundan, islam dünyasında, hangi halk ya da ulustan olursa olsun bütün Hz. Ali taraftarlarına Alevi deniliyor. Kuşkusuz bu çok ciddi bir yanılgıdır. İslamın bir mezhebi olarak bölünmüş olan Hz. Ali taraftarlarına ŞİA denmektedir. Şia müslümandir. Şia Arapçada "taraftar" anlamına gelir, bizzat Hz. Ali tarafından ifade edilmiştir. Alevilik bu belirlemenin dışındadır ve daha çok Mezopotamya ve Anadolu kökenlidir . Bu nedenle bugün en temel iki halk öğesinden Kürtler ve Türkmenler oluşturmaktadırlar. Bu coğrafyada yaşayan diğer halklardan da aynı kökene dayanan Aleviler bulunmakla beraber çoğunluk bu iki halktandır. Türkmenler, Anadolu'ya geldikten sonra Alevi olmuşlardır.





Kaynak: alevikizilbas Tarih bölümünden Alintidir

Diyar
04-11-2006, 02:51 PM
Alevilikte ibadet
Inanç sahiplerinin yaptıkları dinsel törene Cem adı verilir. İnancın felsefik içeriği dinsel törenlerinin bütün belirlemelerine yansır. Tanrısal ilişki, özdeşler arasındakı ilişkidir, tapınma soyut olmaktan çok özdeşler arasında kurulan bağlantının sosyal yaşamla somutlaşan iç içeliğini yansıtır. Cemler ocaklarda Cemevi denilen mekanlarda gerçekleştirilir. Yıllık ve haftalık olarak belli zaman ve günlerde yapılır. Yıllık Hasat basında (Şubat, Mart) aylarında "Hızır Nebi" ve " Newroz" cemi. Hasat sonunda yıllık "görgü" ve ürünlerin kutsanması anlaminda "Ayin-i Cem"ler yapılır. Ayrıca özel cemler de vardır; Müsahiplik ve ikrar (söz verme bağlanma) gibi cemlerdir bunlar. Haftalık sayılan cemlerden başlıcası ise Perşembe akşamları yapılan "Muhabbet" cemleridir.
Alevilikte "ödül" ve "ceza" (Dara çekilme) ..... özümü dara çektim sor sen Hacı Bektaş....
Alevilikte bagimlilarin (taliplerin) yasamlarinda yaptiklari ve yapamadiklarina iliskin öz muhasebeleri de bu çerçevede gerçeklesir. Kul anlayışına karşı çıkıldığı için muhasebe, kul görevleri açışından değil, yol kardeşleri arasındakı ilişkiler açısından ele alınır. Muhasebe ya da DAR, yılda bir kez yapılır. Dar işlemi görgü cemlerinde gerçekleştirilir. Bu bir öz sorgulamasıdır. Pir önderliğinde taliplerin huzurunda yapılır.Muhasebeye bütün talipler tabidir, sorgu sonunda aklama olursa bütün taliplerin rızlığı alınmış demektir. Verilen karar aynıi zamanda "hakkın" da kararı olduğu anlamına gelir.
Muhasebede olumsuzluk varsa bu kez olumsuzluğun suç mu hata mı olduğuna, demokratik bir şekilde karar verilir. Hatalar eğitici tarzda cezalarla karşılanır ve buna "düşkün olma" cezası denir. Eğer ortada suç kabul edilecek bir durum varsa, Alevilikten kovulmaya (yol düşkünü) _bu verilecek cezalar tabiiki demokratik kanunlardan sonra geçmektedir_ dek varan çeşitli cezalar verilir. Düşkünlüğü gerektiren suçların en önemlisi şunlardır; zalimlere birleşmek onlara hizmette bulunmak,insana düşmanlik anlamında insan öldürmek. Aslını inkar etmek , yol düşmanı ve yol kardeşilği arasında iki yüzlü davranmak, eşlerin birbirlerini aldatması gibi suçlar yol düşkünlüğünü gerektiren suçlardır.
Alevi "öbür dünya" fikrine inanmaz. Kaderciliğe karşıçıkar. Yaptıklarindan ve yapacaklarından o bu dünyada sorumludur. Dara çekilmenin de başkaca bir anlamı yoktur.


Alevilik-Bektaşilik ilişkişi

Alevilik söz konusu olduğunda karıştırılan temel konulardan bir tanesi de Alevilik, Bektaşilik ilişkişidir. Alevilik ile Bektaşilik aynımış gibi gösterilir. Kurucusu olarak gösterilmek istenen Hacı Bektaş Veli (1207-1283) Aleviliğin Ocak geleneği içerisinde yer alan Pir'lerdendir. Alevidir. Kendisi kendi adına "tarikat" kurmamiştır. Bektaşilik sonraları onun adina kurulmuştur. Alevilikle şslami uzlaştırma amacıyla oluşturulmuş bir devlet tarikatıdır. Aleviliğin önüne konulmuş bir asimilasyon kurumudur.
Resmi ideolojinin bir varyasyonu olarak 'devlet Aleviligini' örgütlemektedir. Tipki Aleviligin Hz. Ali tarafindan kuruldugu yolundaki saptirma gibi, yasayan Aleviliğin de Hacı Bektaş-i Veli tarafından Bektaşilik olarak kurumlaştırıldiği şeklindeki belirleme de bir saptırmadır. Bektaşi yandaşlığının H. Bektaş'in Alevi kitlesi içinden geliyor olması bu bakımdan şaşırtıcı olmamalıdır.
Alevilik etnolojik olarak mazda inancına dayanmakta ve güneş-ateş kültünden kaynaklanmaktadır. Aleviliğin bütün içeriğine güneş ve ateş kültü damgasini vurur. Mazdailik, Islamiyetin hemagoyasindan yaklasik 3 yüzyil sonra ayrisarak isim degistirmistir. Bir kol kendisini EZDAI olarak isimlendirirken diğer bir kol ise ALEVİ olarak isimlendirmiştir.
Filolojik açıdan da aynı sonucu çıkarmak mümkündür. Alevi sözcüğünün kökü ALAV'dır. Alevi'nin sonundaki "I" takısıi ayidiyet bildirir. Sözcüğün tamamı Alavdan gelen, Alav'a ait anlamındadır. Tipkı musevi, mevlevi, safi-i gibi. Ali evinden olma anlamını taşıdığı yolundaki saptama tümüyle bilim dışıdır ve bilinçli bir çarpıtmadır. Alevilikteki Ali bağlılığının ise tarihi nesnel nedenlerli vardır. Alevilikteki Ali sevgisi ve söylemi, tümüyle anlam alanıyla ilgilidir ve Aleviliğin kendisinin yükledigi anlamdır.

Kaynak: alevikizilbas.biz Tarih bölümünden Alintidir

srdr_ist
04-11-2006, 03:05 PM
islamın bir mezhebi olarak tanıimlamaktadırlar ve de kurucusunun da Hz. Ali olduğu şeklinde belirlendiğini görmektedirler. Daha da önemlisi inançlarının kurucusunun Muhammed ve Ali olduğunu ifade ederek, "öz Müslüman"in kendileri olduğunu belirtmektedir. Aleviliğin islamın mezhebi olduğu şeklindeki yaklaşımlar açık ki menfaat ve siyasal nedenlerle ve tarihi olarak saptırmadan ibarettir. Aleviliğin ne din ne de mezhep olduğu yolundaki resmi yaklaşım ise bütün olumsuzluğuna rağmen bizi gerçekliğe götüren temel belirlemelerden biridir. Bizzat suçlamanın kendisi Aleviliğin kendi başına bir inanç öğretisi olduğuna işaret etmektedir. Alevilik dinselliği içerdiği ölçüde, semavi dinlerden birinin mazhebi de değildir.


insaf erenler insan canlar insaf Allah aşkına alevilik Muhammed Ali yolundan gelenlerin Hz Ali peşinden gelenlerin yolu hala sabahlara kadar İmam Hüseyin için ağıt yakan insanların yoluna çıkan asıl bu kişiler düşünürlerde kim oluyor.
Alevcilik bir pula satılmaz adı anılmaz 2 kendince putluğu olan dinin karışımı olduda adı söyleniyor diye islam dan mı çıkıyor kim oluyormuş o zengin kültür inanc hepisini ölmeden yaşatan adını sürdüren alevilik sağlam inanc olmasaydı sizin atalarınız ne yaptığını bilemeyecektiniz.
Bu nedenle hiçbir semavi dinden olmayan putperestir benim ceddim inancımın sahibi hz Ali peygamberin omuzuna çıkıp yıkmıştır ama bakıyorum hortlayan putluk hz Musanın böğüren öküzü olmuş.
Konuşan bu düşünce sahipleri zerre kadar hakkın kelamından haktan konuşmayacaklar mı ya adlarını zerdüşt vede şaman koysunlar sevdikleri putlar aşkına dokunmasınlar şu aleviliğimize.

Kamil_Kamik
22-11-2006, 10:02 AM
Sevgili Can verdiğin bilgiler içi teşekürler.
Yalnız ben aleviliğin çıkış tarihini öğrenmek istiyorum?
Bence aleviliğin bir mezhep olarak ortaya çıkışı imam HÜSEYİN'nin öldürülmesiyle başlamışitır.
Ne dersin öylemi acaba?
bu konuda bana bir bilgi verirsen sevinirim.

Mustafa Kemal
22-11-2006, 10:56 PM
Alevilik-Bektaşilik ilişkişi

Alevilik söz konusu olduğunda karıştırılan temel konulardan bir tanesi de Alevilik, Bektaşilik ilişkişidir. Alevilik ile Bektaşilik aynımış gibi gösterilir. Kurucusu olarak gösterilmek istenen Hacı Bektaş Veli (1207-1283) Aleviliğin Ocak geleneği içerisinde yer alan Pir'lerdendir. Alevidir. Kendisi kendi adına "tarikat" kurmamiştır. Bektaşilik sonraları onun adina kurulmuştur. Alevilikle islami uzlaştırma amacıyla oluşturulmuş bir devlet tarikatıdır. Aleviliğin önüne konulmuş bir asimilasyon kurumudur. Resmi ideolojinin bir varyasyonu olarak 'devlet Aleviligini' örgütlemektedir. Tipki Aleviligin Hz. Ali tarafindan kuruldugu yolundaki saptirma gibi, yasayan Aleviliğin de Hacı Bektaş-i Veli tarafından Bektaşilik olarak kurumlaştırıldiği şeklindeki belirleme de bir saptırmadır. Bektaşi yandaşlığının H. Bektaş'in Alevi kitlesi içinden geliyor olması bu bakımdan şaşırtıcı olmamalıdır. Alevilik etnolojik olarak mazda inancına dayanmakta ve güneş-ateş kültünden kaynaklanmaktadır. Aleviliğin bütün içeriğine güneş ve ateş kültü damgasini vurur. Mazdailik, Islamiyetin hemagoyasindan yaklasik 3 yüzyil sonra ayrisarak isim degistirmistir. Bir kol kendisini EZDAI olarak isimlendirirken diğer bir kol ise ALEVİ olarak isimlendirmiştir.
Filolojik açıdan da aynı sonucu çıkarmak mümkündür. Alevi sözcüğünün kökü ALAV'dır. Alevi'nin sonundaki "I" takısıi ayidiyet bildirir. Sözcüğün tamamı Alavdan gelen, Alav'a ait anlamındadır. Tipkı musevi, mevlevi, safi-i gibi. Ali evinden olma anlamını taşıdığı yolundaki saptama tümüyle bilim dışıdır ve bilinçli bir çarpıtmadır. Alevilikteki Ali bağlılığının ise tarihi nesnel nedenlerli vardır. Alevilikteki Ali sevgisi ve söylemi, tümüyle anlam alanıyla ilgilidir ve Aleviliğin kendisinin yükledigi anlamdır.[/I][/B]

Kaynak: alevikizilbas.biz Tarih bölümünden Alintidir

Eğer Alevilik ile Bektaşilik birbirinden ayrılacaksa Hacı Bektaş Veli dergahına neden hersene Aleviler gidiyor?Bektaşilik ALeviliğin üniveriste seviyesindeki okuludur.
Aşağıda vereceğim bilgi bu konuda Bektaşiliğin kötülenmemesine ışık tutacaktır.

A. Yılmaz Soyyer

Bektaşilik Düşüncesinde Muhammed-Ali Anlayışı

Bektaşilik, Hıristiyanlık, Musevilik gibi bir din, Şiilik, Hanefilik, Şafilik gibi de bir mezhep olmayıp, tıpkı Halvetilik, Mevlevilik gibi bir tarikat, bir tasavvufi ekoldür. Bu tasavvufi ekolün Muhammed-Ali anlayışı, zaman zaman Hıristiyanlığın “baba-oğul-ruhü’l-kudüs” anlayışıyla karşılaştırılmıştır. Özellikle de anakronik bir yaklaşımla Şeyh Bedreddin olayında Hıristiyanların yer alışı, Bektaşilerin de aynı kategoride ele alınmasına sebep olmuştur. Halbuki Şeyh Bedreddin olayı, bir mistik temelli kitle hareketi olsa da Bektaşilikle ilgili değildir. Çünkü her ikisi de birbirinden bağımsız tarikatlerdir. Anadolu Türklüğünün bazı Hıristiyan gelenek ve kültüründen etkilendiği doğrudur. Ancak bu etkilenmeyi yalnızca Bektaşiliğe indirgemek hatalıdır.
Bektaşilik yukarıda da belirttiğimiz üzere bir mezhep de değildir. Bütün mezhepler teolojik ve hukuki yapılardır. Bağlılarının gönüllerine değil akıllarına hitap ederler. Oysa Bektaşilerin kendilerini Caferi olarak nitelendirmeleri, İmam Cafer’i bir kelamcı, yani rasyonel bir teolog olarak değil bir transandantal mürşit olarak görmelerindendir.

Cafer Sadık yoluna giydiler fahr-ı fena

Baş açık yalına ayak uryandurur abdallar

Virani

şeklindeki beyit bunu ortaya koymaktadır. Çünkü bütün rasyonel mezhepler, ne fenafillahtan bahseder, ne de dünyadan çekilmeyi onaylar.

Sorma be birader mezhebimizi

Biz mezhep bilmeyiz yolumuz vardır

Çağırma meclis-i riyaya bizi

Biz şerbet içmeyiz, dolumuz vardır.

Kul Nesimi

şeklindeki dörtlük de bu iddiamızı kanıtlamaktadır. Şair Virani yine bir mısraında

“Çün bana keşf etti Cafer ene’l-hak sırrını”

diyerek Caferiliğin Baktaşiler nezdinde bir tasavvufi anlayış olduğunu ortaya koymaktadır.

Enelhak sırrı, tasavvufun terminolojisinde bulunmaktadır. Zaten mezheplerin kılı kırk yararak, teolojik konulardan açıklanmamış hiçbir şey kalmamasına yönelik tavırları, bünyelerinde bir takım sırları barındırmalarına manidir.

İşte bütün bunlardan dolayı, Bektaşilerin, gerek Muhammed, gerekse Muhammed-Ali anlayışları tasavvuf içerisinde değerlendirildiğinde anlamlı olmaktadır. Bektaşiler, Hz. Muhammed’i rasyonel bir yaklaşımla anlamak, getirdiği mesajı, hukuk ve kelam doğrultusunda değerlendirmek yerine, onu sevmek, ona âşık olmak gibi estetik bir anlayışla kabullenmeyi tecih etmektedirler. Kazım Baba:

“Can u dilden âşık oldum ya Resulallah sana

Ahmed u Mahmud ebe’l-Kasım Muhammed Mustafa”

demektedir.

Osmanlı dönemi son Bektaşi şairlerinden Hilmi Baba ise

“Bi-hamdillah benim hub-ı cihan bir Ahmedim var

Şükür, minnet ki mahbub-ı zaman bir Ahmedim var”

demektedir.

Hilmi Baba başka bir şiirinde ise:

“Sevdim hele bir dilberi kim ismidir Ahmed

Hem ismi müsemması gibi lebleridir kand

Mushaf yüzüne yazmış onun hame-i kudret

Heftim hat ile fatiha vü ma kane Muhammed”

diyerek Resulullah’a olan aşkını ortaya koymaktadır.

Bektaşiler tasavvufi bir yaklaşımla bazen Hz. Muhammed ve Hz. Ali’yi tek vücut halinde kabul etmektedirler. Şair Âşkî:

“Âşık-ı hublar içinde müntehadır sevdiğim

Lahmüke lahmi Aliyyel Mürtezadır sevdiğim

Nurdur baştan başa şems-i duhadır sevdiğim

Ahmed ü Mahmud Muhammded Mustafa’dır sevdiğim”

diyerek Hz. Muhammed ve Hz Ali’nin birliğini ilan etmekte ve bu anlayışa delil olarak da, Bektaşiler arasında çok yaygın olarak kullanılan ve hadis olduğuna inanılan “Lahmüke Lahmi...”, “Eti, etimdir...” anlamındaki ibaredir. Ehl-i Sünnet dünyasında hiçbir muteber hadis kitabında bulamadığımız bu sözün Bektaşileri derinden etkilediği bir gerçektir. Everekli Seyrani de:

“Lahm u cism-i Murtaza’yı kendi lahm u cismine

Fahr-ı Alem mal edip bildirdi şan u şöhreti”

diyerek bu anlayışı beyan etmektedir.

Âşıki ise:

“Ta ezelden ikisi bir can idi

Lahmuke lahmi ikisi bir nur idi

Allah medet ya Muhammed, ya Ali”

Lahmüke lahmi hadisiyle Hz. Muhammed ve Hz. Ali’nin vahdetlerinin ortaya konulması Bektaşilik dışındaki tasavvufi ekollerde rastlanan bir anlayış değildir. Bu husustaki farklılığın dışında, Bektaşiler ve diğer tasavvufi ekollerin Hz. Muhammed anlayışı arasında ciddi farklar yoktur.

asli_33
22-11-2006, 11:47 PM
Eğer Alevilik ile Bektaşilik birbirinden ayrılacaksa Hacı Bektaş Veli dergahına neden hersene Aleviler gidiyor?Bektaşilik ALeviliğin üniveriste seviyesindeki okuludur.
Aşağıda vereceğim bilgi bu konuda Bektaşiliğin kötülenmemesine ışık tutacaktır.

Okan Can ,haklısın diyecem bu iki kavram bazılarının iddia ettiği biçemi ile ayrı ise ..neden her yıl Hacı Bektaşi Veli'ye ,Türkiye'nin heryerinden onca insan akmakta..

Demek ki oraya gidenlerin aklı yok ..sadece bu fikri savunanlar haklı ..

Yapmak istedikleri tek sorun Alevileri parçalamak...

zerdüst
28-12-2007, 02:58 PM
'Lanetlenmiş bir ırkın inancı'
"Geçen bir kaç günden sonra oğlum Metuşelah, oğlu Lamek için bir kadın aldı ve kız ondan gebe kalıp bir oğul doğurdu. Çocuğun vücudu kar kadar beyaz, gül kadar kırmızı idi; kafasındaki kıllar beyaz yün gibiydi, demdeması (uzun dalgalı saç)çok güzeldi; gözlerine gelince, gözlerini açtığında tüm ev güneş gibi parladı... Ve babası Lamek ondan korktu ve kaçıp babası Metuşelah'ın yanına geldi; ve ona dedi; 'Acaip bir oğlum oldu. O sıradan bir insan değil ama cennet meleklerinin çocuklarına benziyor, biçimi değişik, bizim gibi değil... bana öyle geliyor ki o bizden değil, meleklerden'... Bu metin şimdiye kadar yazılmış disel metinleriçinde en şaşırtıcı, şaşırtıcı olduğu kadar da ürperten metinlerden birisi olmalı. Bunlar, torunu Lamek'in mucize ile doğan oğlu yüzünden duyguğu derin sıkıntı ve dehşeti anlatan tufandan önce yaşamış Patrik Hanok'un sözleridir.
Eleştirel akla sahip olan her okur için, fazlasıyla akıl karıştıran bu bilmece, 1947 yılında Lut Gölünü yukarıdan gören bir mağarada diğer birkaç eskimiş kırılgan parşömenlerle birlikte bulunan ve Lamak'in oğlunun doğuşunu daha ayrıntılı anlatan çok yıpranmış dinsel metindir.
'Bugün araştırmacıların Tekvin Apokrifakası diye bildikleri bu eşsiz eser İsa'dan önce 6. yüzyılda Babil'deki Yahudi sürgününden sonra İbrani katiplerin benimsedikleri Süryani dili olan Aramca ile yazılmıştır. Hanok Kitabı ile benzer bir tarihe giden tartışmalı Lut Gölü Kitabı, Tekvin’de bahsedilen olayların çok daha ayrıntlı ve alternatif biçimini içermektedir. Kitap bulunduğu zaman o kadar yıpranmıştı ki yalnızca Lamek'in oğlunun doğumu, patrik Abraham'ın gezileri, Nuh'un Gemisi ve Tevrat'taki tufan okunaklıdır.
Tanrı oğulları:
İlahiyatçılar, Hanok'un Kitabı, Tekvin Apokrifası ve benzer metinlerde yer alan, ölümlü kadınlarla günahkar meleklerin birleşmelerinden söz eden ve hayli yaygın olan öykülerin Tekvin Kitabı'nın 6. bölümündeki üç dizenin genişletilmiş ve abartılmış versiyonlarından başka bir şey olmadığı konusunda hemfikirdirler. Bu dizeler, Tufan'ın gelişi ve Nuh'un Gemisi ile tufan öncesi patriklerin soyağacı listesinin arasında bir yere sıkışmıştır. 'Ve vaki oldu ki insanlar yeryüzünde çoğalmaya başladıkları zaman, kızları doğdu, ki Tanrı'nın oğulları insanoğullarının kızlarının güzel olduklarını gördüler; Seçtiklerinin tümünü kadın olarak aldılar'.
Metin, Tanrı'nın oğulları ile gökteki melekleri kastediyor.
Ancak o kadar tahrifat girmişki eski Ahitlere. Tanrıçaların Oğulları diye geçen orijinal metindeki yazmalar daha sonra Tanrının oğulları olarak yazılır.. Tanrıçaların oğullarının tanrı oğullarına dönüşmesi Aden bahçesinde kovulan Havva [kadın tanrıça] ananın gözlerini sonsuz bir boşluğa çevirmesinin hüznünü anlatır...

Kaynak: Meleklerin Küllerinden.
Günahkar bir ırkın yasaklanmış mirası.
Andrew Collins

Değerli gonca58 arkadaşım alıntı olarak aldığı yazının kaynağı, daha önce kurucusu olduğum siteden alıntı yapılmış ve altına da alıntı yapılan sitenin açık adresi verilmiş ise de yeni adresi değişmekle birlikte yazılar olduğu gibi sitede güncelliğini koruyor . Her ne kadar alıntı yapan bayan arkadaşın avatarında Atatürk ve türk bayrağı asılı dursa da, ben bu bayanı yürekten kutluyorum
Birincisi; Alıntı olduğu gibi hiç revize edilmeden verilmiş. Alıntının başlığınıda „Alevilik iste budur“ başlığını da iliştirmeyi unutmamış.
İkincisi; Besbelli ki bayan arkadaş atatürkçü-kemalist ve türk. Farketmez, aleviliğin yaşayan canlı ruhuna bağlılık burada önemli. Bayan arkadaşta bağlı kalmayı uygun görmüş.
Hiç önemli değil, Sezar’ın hakkı Sezar’a diye bir söz var, ben de; bayan arkadaşın hakkı bu arkadaşa verilmeli diyorum.
Çünkü: Tartışmalara, rumuzlara, isimlere ve nereli olduklarına bakılırsa sözüm ona bir çok yazı yazandan tutunda yorum yapan arkadaşa kadar genellikle ya Dersim diyarından ya da çevresinden olan arkadaşlar. Ayrıca, ciddi ciddi bu arkadaşların ya Kürt-alevi, yahut da kendilerine zaza dedikleri kesimden olduklarıdır.
Her şeyden önce Alevilik nedir, tarihi kökleri nerelere kadar uzanır sorusuna verilecek yanıt bizim aleviliğe bakış açımızdan tutun, yaklaşım, kavrayış, aleviliği bilince çıkarmada kilit sorular ve sorulara verilecek cevapla da doğru algılama düzeyimizi de aleviliğe uygun hale getirebiliriz.
Alevilik gibi, Orta doğu özellikle de Mezopotamya inançlarını etkilemiş, bilinen en eski inanç kaynağı olmakla da ayrı ve önemli yeri olan bu felsefi ve yaşam kaynağının tarihsel kökenini şunun şurasında en fazla 1200 yıl geçmişi olan Muhammed-Ali-İmam Hüseyin’le başlatmak Aleviliği özünden koparmaktır. Günümüzde hiç bir mezhebin tarihi, kendi asıl tarihsel kökeninden koparılarak 1000 li ya da 1500 lü yıllarla başlatılamaz, bu saçmalığıda aklı başında kimse yapamaz.
Kaynak olarak, neolotik çağlara kadar giden, ilk ilkel inanca dayanan verilerle hareket etmek aleviliğin özüne inmek kadar önem arzeder.
İlk ilkel inanç biçimi olarak iman etme, yakarış, ibadet, kutsama, vaz geçilmez saygın davranış biçimi olarak vahşi çağın insanlarının tapınışı: Ateşe-Güneşe, suya, toprağa, havaya duyduğu saygıdan doğar. Yaşamın kutsallığının, bu gün belki de bizler için çok anlam ifade etmeyen, yaşam kaynaklarına duyulan saygı belki bizden on binlerce yıl öncesi ilk ilkel insanlık için vazgeçilmez biçimde hayranlık derecesinde idi. Ateşle pişirilen etin tadı, soğuk ve dondurucu bir günden sonra gülen yüzünü açarak ısıtan güneş, susuzluktan kuruyan dudaklara can veren bir damla su, toprağa düşen ve başaklar halinde yukarıya doğru başını kaldırıp, bire on veren başakların ana rahmi toprak, solunan havayı derince içine çekiş. Bunlar ilk insanın kutsadığı, ilk yaşamın ve tanrısal saygının kaynağı olan elementler neden olmasın ki.
Yaşam altın hilalde [Mezopotamya] başladı. Bu tez üzerine tüm toplum bilimciler, tarihçiler, kazıcılar, arkeologlar, velhasıl hasılı tüm bilim insanları bunda hem fikir. Fikir birliği içinde olmayanlar sadece inkarcılar ve haramzadeler. İnkarcılar zaten inkara dayalı, yok saymacı zihniyete sahip, haramzadeler ise devşirme olduklarından dolayı kendi gerçekliklerine yabancı. Ya bizler: bizim yaklaşımımız nasıl olmalı? Tabi ki aleviliğin bu güne değin yaşayan canlı kaynağına bağlı kalmak.
Günümüzde aleviliği sözcük bazında bir yerlere bağlama heveslisi olan insanların niyeti, aleviliği kendi gerçek temellerinden koparıp, inkarcı, asimilasyoncu, türk-islam sentezcisi merkezlere bağlayarak nemalanmaktır. Yüz yılların inkarcı mantığı öylesine bilinç ve bilgi kirliliği yaratmışlardır ki günümüzün insanı kaynak nerede, kiminle, hangi koşullanmalar sonucu başlıyor bunun araştırma ve inceleme zahmetine girişmiyor. Kendisine, verili koşulların inanç kirliliği empoze edilerek ve bilgisizliğin kurbanı olarak zavallı birer inançsız ve amaçsız, ortada gezen avarelere dönüyorlar.
Evvela Alevi’liği sadece kelime düzeyinde irdelesek dahi ‚Ali taraftarlığı ya da Ali evine bağlı olmak‘ anlamıyla açıklamayla meseleyi ele almaya çalışanları çürütmek işten değil. Ali taraftarlığını ifade eden aidiyet sözcüğü; ‚Aliciliktir‘. Ya da ‚Ali taraftarlığıdır‘. Örneğin Muhammet yanlılarına ‚Muhammedi‘ denir. Musa yanlılarına ‚Musevi‘ denir, İsa yanlılarına İsevilik denir ve bu böyle gider. Ancak Alevi sözcüğü tüm bu kişisel tanımlardan uzak, ateş anlamına gelen Alaw ve tarafgirlik belirlemesi olarak ‚Alevi‘ tanımlamasını şart koşar. Buna bağlı olarak Kızılbaşlık belirmesini konuşacak olursa doğrudur; bu aidiyet sözcüğü tastamam Ali tarafgirliği ile direk bağlantılıdır. Ancak ne var ki kızılbaşlık aleviliğe sonradan dahil olmuş Ali ve İmam Hüseyin tarafgirliğinden ziyade Aleviliğin mazlumdan yana olma ve insani özüyle direk ilintili durumdur.
Gelen yazım tarih ve kaynağa bakış yazısı olacak
ZERDÜŞT

yolaşkına
29-12-2007, 05:19 AM
zerdüşt arkadaşımız zaten nikindende belli olduğu üzere zerdüştlüğü kabullenmiş bi arkadaşımız yani alevi deyildir alevi olmak için ikrar verilir hak muhammed ali yoluna girdiğine dair. arkadaşımız muhammed aliyi kabul etmediği için yola girmediği anlaşılıyor
arkadaşımız gelenksellikten bahsediyor ben tunceli kökenli bi aleviyim kendisi gidip geleneksel dedelerimize sorup yolumuzu öğrenebilir bize zerdüştlüğü kabul ettiremezsiniz
ayrıyettende nikinde türk bayrağı ve atatürk olmasına rağmen demişsiniz yani burda zaten atatürkümüze ve bayrağımıza nasıl bi bakış açısı içinde olduğunuz anlaşılıyo

alevilikte h.z ali sevgisinide şii ile indirgemişler yazıda allah aşkına o şiiler deyilmiydi h.z hüseyini yanlız bırakanlar kerbela çölünde sadece 72 kişiyle savaşmıştır h.z hüseyin hep o sözde ali taraftarları yüzünden. aleviler h.z ali için canını vermeye hazırdırlar anadoluda çocuklar topla oynadığında o topu görünce akıllarına h.z hüseyinin başı gelir ve top oynayan çocuklara kızarlar

bide alevilerin h.z aliyi kabul etmedikleri iddiasına canlar alevilere tarihte kimse zorla bi inancı kabul ettirememiştir zaten öyle olsaydı pir sultan abdal asılmazdı nesiminin derisi yüzülmezdi eğer biz başkalarının bize dayattığı bi inancı kabul etseydik canlar biz yolumuzu inandığımız gibi yaşayabilmek için dağlara gitmezdik oralarda yaşadık kapalı bi toplum olarak bazıları aleviler takıyye yapıyor diyor allah aşkına bu kadar gizli yaşayan bi inanç grubu nasıl olacakta takıyye yapacak kime takıyye yapacak kendi kendisinemi tabiki hayıır aleviler bugün yaşadığı inancını tamamiyle kendi isteğiyle kabul etmiştirler ve birisi aleviliği öğrenmek istiyosa gelenekselliğini kaybetmemiş dedelerimizden öğrenmeli yoksa kürt milliyetçisi veya türk milliyetçilerinden deyil veya çeşitli idolojilerin mensuplarından deyil

pirimiz pir sultan abdaldan

Ben de şu dünyada üç güzel gördüm
Birisi kalbimde durana benzer
Birisi Muhammet birisi Ali
Şu garip halimden bilene benzer

Mümin olanların tez gelir yazı
Cennette huriye benziyor yüzü
Şu nazlı dilberin hercayi sözü
Mart ayında esen borana benzer

Yaz gelince sular köpük saçılır
Lâle sümbül çiçekleri açılır
Zoğal avcı çıkmış diye kaçınır
Çöllerde sevdiğim cerana benzer

Mümin olanların kalbi tacıdır
Mürşit eşiğine varan hacıdır
Berk basma sabana boynum acıdır
Zor edip zerveyi kırana benzer

Abdal Pir Sultan'ım göğe süzüldü
Sırat'ın üstünde nizam kuruldu
Mümin olan gaflet gıllet yazıldı
Dört kitap içinde KUR"AN"A benzer

BİR DEYİŞ DAHA

BİZ MUHAMMED ALİ DİYENLERDENİZ

Ey yezit bizlerde kıl ü kal olmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz
Tarikat ehline mezhep sorulmaz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Eğnimize kırmızılar giyeriz
Halimizce her manadan duyarız
İmam Cafer mezhebine uyarız
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Her kimin çerağın yoksa Hak yakar
Mümin olanları katara çeker
Aslımız on iki imama çıkar
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Muhammet Ali'dir kırkların başı
Anı sevmeyenin nic'olur işi
Atalım yezide laneti taşı
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Biz tüccar değiliz alıp satmayız
Erkandır yolumuz yoldan sapmayız
Karnımız geniştir biz kin tutmayız
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Baharda açılır gonca gülümüz
Ol dergaha doğru gider yolumuz
On iki imamı okur dilimiz
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

Pir Sultan abdalım eyder erenler gani
Evveli Muhammet ahiri Ali
Anlardan öğrendik erkanı yolu
Biz Muhammet Ali diyenlerdeniz

işte alevilerin islamı kabul ettiğinin belgesi

yolaşkına
29-12-2007, 05:28 AM
Hakınızda:
"Seninle ta baştan beri gönüldaşız: Havaya,suya,toprağa,ateşe-güneşe ortağız.Aynı acıya da ortağız"
Yaşadığınız Yer:
Almanya
Memleketiniz:
Dersim
Alevi Misiniz?:
zerdüst-alevi
Cinsiyet:
Bay

canlar zerdüştün profilinde zerdüşt alevi yazıyo yeni bi alevilik çıkmışta haberimiz yok

Kandemir
29-12-2007, 09:37 AM
Hakınızda:
"Seninle ta baştan beri gönüldaşız: Havaya,suya,toprağa,ateşe-güneşe ortağız.Aynı acıya da ortağız"
Yaşadığınız Yer:
Almanya
Memleketiniz:
Dersim
Alevi Misiniz?:
zerdüst-alevi
Cinsiyet:
Bay

canlar zerdüştün profilinde zerdüşt alevi yazıyo yeni bi alevilik çıkmışta haberimiz yok

Son yılların modasıdır bu sayın yolaşkına. :) Kimisi Ateist Alevi olur, kimisi de Zerdüşt Alevi olur. Yakında Hrıstiyan Alevi, Musevi Alevi, Budist Alevi, Hindu Aleviler de piyasaya çıkar.

Kendi kafalarına göre bir Alevilik uydururlar, iyice oyuncak ettiler güzelim Aleviliği. Birde o kadar pişkinler ki anlatamam; Aleviliği kimseye kaptırmazlar. Kendilerini en kral en saf Alevi olarak görürler. Allah'ı, peygamberi, İslâm'ı inkâr edenlere, hatta ona küfredenleri kendi çapında en kral Alevi yaparlar. Müslümanlığı asla kabûl etmezler, edenleri de Sünnileşmiş Alevi, bir nevi light Alevi olarak görürler. Ozan Emekçi'nin kalıntılarıdır bunlar sevgili can (hani şu "Temsili Zerdüşttür, bizim Alimiz" diyen insancık). Kendileri gibi düşünmeyenlere "asimile olmuş", "Türk-İslâmcı" vs vs demeyi de asla ihmal etmezler.

N'aparsın. Birilerinin desteği ve teşfikiyle Avrupa'ya yerleşirler sözde "siyasi mülteci" olarak, adamı böyle konuştururlar işte. Öyle konuştururlar ki, adamda akıl ve mantık denilen birşey bırakmazlar.

Zerdüşt Aleviymiş. Hakatten bu nasıl birşeydir bende merak ettim doğrusu. Komünist kapitalist olmak gibi birşey mi? Yada hamile erkek gibi birşey mi? Bu komik tanımlama aynı white nigger (beyaz zenci) kavramına benzer. E malûm bir insanın hem beyaz hemde zenci olması, hem komünist hemde kapitalist olması, hem hamile hemde erkek olması aklen ve mantıken mümkün değil. Keza Zerdüşt Alevi olmak da. Akıl ve mantık olmayınca zor tabi.

"Gidi Yezit bize Kızılbaş demiş / Hüseyniyem Aleviyem ne dersin" (Pir Sultan Abdal)

Fukara-i Abdal
29-12-2007, 09:51 AM
Bismişah Allah Allah

Herkes Birseyler yazıyor Ondan sonra İsim Hep Aynı Alevilik..

Diyorlarki Alevilikte İkilik Olmaz

Ben hayatımda Bu kadar Cok ikiliği Bırakın Binlik gormek Uzereyim Bu nedir ya..

HAk Muhammed Ali diyorrsak

Hak Yani Allah Emir Ve yasakları SEvgisi HErseyiBelli
Muhammed Dİyorsak Nebiliği Nübüvetliği yaşayışı İnancı Belli
Ali diyorsak yaşayışı Onu Arkası Dili Gonlu Herseyi Belli

Demekki Mürşidim Muhammed Rehberim Ali diyorsak Nerde Bu Mürşid Sozunu Ve Rehber YOlunu İnkar Etmek ..

Aleviliğin Kökeni Arabistan Mekke Ve Medine'dir..

İlk Alevilerden Selamanı Farisi,Gulam Kamberi Ve diger On Yedi Kemerbesttir..
Nerde yav Tarih Var Gerçekler Var ..

Alevilik Ole basit Değildir On İki Tarik Barındırır Bunlar Kırka Ayrılı SOnradan Bozulmalar olsa Sunnileşme Olsada Sonucta Koken Alevidir..

Rafizilik,Bektaşilik,Nusayrilik,Anadolu ocak Aleviliği,Çelebi Kolu,Halveti lik gibi Bakalım BinlerceSürek Var Sana benzemiyor diye kovamazsın Ozaman Bİr Nazarla bakma Olmaz..

Her Sey Ap açık ortada ..Alevilik işte budur..

Gerçeğe HÜ

illegal
29-12-2007, 09:54 AM
canlar zerdüştün profilinde zerdüşt alevi yazıyo yeni bi alevilik çıkmışta haberimiz yok

Son yılların modasıdır bu sayın yolaşkına. :) Kimisi Ateist Alevi olur, kimisi de Zerdüşt Alevi olur. Yakında Hrıstiyan Alevi, Musevi Alevi, Budist Alevi, Hindu Aleviler de piyasaya çıkar.



SIZLER aleviligi tek kaliba sokarsaniz o alevilikten hos görü insani kamil baristan yana tüm insanlagin birlikte yasama kavramlarinin nafile ve gereksiz kavramlar oldugu tezi göze carpar ki o zaman alevilik farkli inanclarda oldugu gibi sadece tanri kitap ve peygamber üclemesinin SIKISTIRMAYA calisir ve ALEVILIGIN EVRENSEL hos görü ve hümanist anlayisini cürütmüs olursunuz
birakin alevi zerdüstü alevi hiristiyani alevi yahudisi alevi dinlisi dinsizi vs vs alevilik ve alevi anlayisi bu ayirisimlara kapali bir anlayistir kiside farkli inanc kültür gelenek din dil irk vs vs aramaz

sizde alevi hiristiyan alevi dinli -dinsiz yada alevi zerdüst vs vs olabilirsiniz yeterki aleviligi kullanip alevilige zarar vermesin kim ne olmak istiyorsa öyle olsun

Fukara-i Abdal
29-12-2007, 10:03 AM
SIZLER aleviligi tek kaliba sokarsaniz o alevilikten hos görü insani kamil baristan yana tüm insanlagin birlikte yasama kavramlarinin nafile ve gereksiz kavramlar oldugu tezi göze carpar ki o zaman alevilik farkli inanclarda oldugu gibi sadece tanri kitap ve peygamber üclemesinin SIKISTIRMAYA calisir ve ALEVILIGIN EVRENSEL hos görü ve hümanist anlayisini cürütmüs olursunuz
birakin alevi zerdüstü alevi hiristiyani alevi yahudisi alevi dinlisi dinsizi vs vs alevilik ve alevi anlayisi bu ayirisimlara kapali bir anlayistir kiside farkli inanc kültür gelenek din dil irk vs vs aramaz

sizde alevi hiristiyan alevi dinli -dinsiz yada alevi zerdüst vs vs olabilirsiniz yeterki aleviligi kullanip alevilige zarar vermesin kim ne olmak istiyorsa öyle olsun

Bismişah Allah Allah

O Ağzınıza Aldıgınız Allah Kitap Muhammed Arasında Ali'yi almamış olmanız Neden ACaba ??? Yoksa Bunlar Bizimde ALi Seninmi :)

O Dortu yeter Zaten butun Evrene Sonsuza ..Kendilerinin aşkı yeter Biz Kimseyi Kovmadık
Nasıl oluyor O İnanc yok Ama CEm Yok Alevi olucak

Aleviliğin Belli Kuralları VArdır İkrar Verme Gibi

Zerdust Kime VEricek İkarar,Hristyan İsa'yamı

Alevilikte İkilik YOk Hersey Bire Gider O'ndan Gayrisi yoktur Bende Dahil işte Ben gider Yerine O Kalır Sadece O'nu Anlamak Gul Bahceisnde Bulbulun Sesine Benzer ..Dunya DErdi Sıkıntısı olmaz..

Gerçeğe Hü

illegal
29-12-2007, 10:18 AM
O Ağzınıza Aldıgınız Allah Kitap Muhammed Arasında Ali'yi almamış olmanız Neden ACaba ??? Yoksa Bunlar Bizimde ALi Seninmi :)




SAYIN dermani sizin beni anlamadiginizi, benim iyi anlatamadigima baglarim.
ben genel anlamiyla tanri peygamber kitap dedim sizler allah kitap muhammedd anlamissinizki tek bir göz ile bakmissiniz benim anlayisima, oysaki ben ne muhammedi ne isa yi ne musayi ne kurani ne incili nede tevrati vs ayrintilandirmadim
BEN anlatamadim SIZ anlamadiniz

Fukara-i Abdal
29-12-2007, 10:26 AM
Bismişah Allah Allah

Direk Sekilde Soylerseniz Ve Bu ithamda Gerekli Bir Acıklama yapılmazsa ise yazınıda o Anlam Cıkar..

Ama dediğim Gibi
,

14. yy Suregeleln kişilere Baktığımda Erenlere,Seyyidlere,Dede Lere,Pirlere, Ozanlara
Allah Muhammed Ali dilinden Diger Peygamberler VE Kitaplara İman Değişmemiş Hep Aynı Dille Aktarılmış Ve bu yolda Nasıl Nefes ile Temiz Bir Sekilde Gerçeğe ulaşabilceğini yazdıkları Kitaplar HArici EN buyuk Kitap yaşayışlarını bizlere Bırakmışlardır..
Bundan Dolayı Alevilik yolu Bellidir..Bu Zaman Kadar yazdıklarım Hepsi kendi bilgim değil Onların yaşayışları Ve yazdıklarıdır.Eğerki Ben Diye yola cıkarsam Ben birsey bilmiyorumki onlar bu sekilde gostermeselerdi Zaten yazamazdım.Bu herkes İçin Geçerlidir..

Ama İnsan Nefis Denilen Zumreye yenildiği için ve Gözlerini bile bile Kör Ettikleri ve Kendi yaşayışlarına ters GEldiği için yapabilcekleri tek Şey onları yalanlamak ve kendilerinedoğru demek ..

Gerçeğe Hü

Ebru
29-12-2007, 10:39 AM
Aleviliğin temel şartları ?

Her inançta olduğu gibi Alevilikte de Alevi olmanın olmazsa olmaz şartlarıi vardır. Söyle ki:
1-Her insan, inanç olarak bir Alevi adayı olabilir.
2-Alevi kurallarına erkan denir ve bir Alevi adayının ilk erkanımaddi ve manevi yaşam ortağını bulması ile başlar. Bu ancak çiftler arasında mümkün olup ve buna "Müsahip kardesliği" denir. Aleviliğe giriş için Müsahip olmak "şarttır.
3-Müsahipler bir Pir'e ve Ocağa bağlanmak zorundadırlar.
4-Pir'e bağlanmış ve Pir'den izin (nasip) almış müsahipler, birer Talip (taraftar, bağımlı) olarak, Aleviliğin diğer töre, kural, gelenek ve göreneklerini ögrenme, yerine getirme hakkını kazanırlar.
5-Her Alevi (talip) yılda bir kez görgüye (muhasebeye) girmek ve yıllık yaptıklarının hesabini vermek durumdadır.
6-Tarike girmiş her Alevi, yalan söylememek, iki yüzlü olmamak ve aslına sadık olmak zorundadır.
7-Her Alevi, sadece Alevi olanlarca bilinmesi gereken alevi kural töre ve geleneklerini korumak ve yabancilara açiklamamak zorundadir. Bu kurallara sonrada, islamiyetin hakimiyeti ile birlikte, siyasette Hz. Ali taraftarlığı söz konusu olunca; Hz. Ali'nin dostuna dost, düşmanına düşman olma (teberra temenna) kuralıi da eklenmiştir. Bu da aleviliğin dostuna dost düşmanına düşman olmak anlamindadır.


Goncam emeğine sağlık. Geniş bağlamda ele alınarak açıklamış Aleviliği.
Güzel bir paylaşımdı.. Teşekkürler...

zerdüst
29-12-2007, 02:26 PM
Daha çok şey duyacaksınız Zerdüştilik üzerine bu kadarla kalsak iyi. İşin tuhaf yanı; hem kemalist, hem seyit Rıza; hem İmam Hüseyin Hem de İslamiyeti bir arada yürtümedeki maharetiniz yokmu, insan bu çelişkiyle kahroluyor, ya da en incesinden ey tarih sen daha nelere şahit olacaksın diyesi geliyor. Haremzadelik denilen şey bu olsa gerek. Arkadaşın bir kendi aidiyetini ifade ederken 'Tunceli' asıllıyım demeyide, dili sürçtü her halde, satır arasında belirtmeden edememiş. Budur işte haramzadelik, budur işte aslını inkar etme. Bak dostum sen tuncelili olabalirsin buna zinhar bir diyeceğim tek söz olamaz. Ama katiyen sen Dersimli olamazsın. Buna da ben adım ve ceddim gibi eminim. Olamazsın çünkü; Dersimlilik; Duruş, onur, haysiyet, isyan, başkaldırı, zulmün direğini kıran, zalime karşı çıkan, sistemle uyuşmayan, mazlumun yanında yer alan, kısacası ulu seyit Rıza'mızın dediği gibi, ''Dünya yaşantımın sonu geldi. Ulusum için kurban edildiğimden dolayı pişmanlık duymuyorum. YETER Kİ TORUNLARIMIZ BİZİ DÜŞMANLARIMIZ ÖNÜNDE MAHÇUP ETMESİNLER. Bir Seyit Rıza ölür ama her taşin altında binlerce Seyit Rıza Çıkar'' Ama nerde o torunlar ulu Seyidim? Torunların senin yenilginden sonra haramzade oldular, kendi aslını inkar eden inkarcı, kafirin, mükirin kırması, devşirmesi durumuna getirildiler. Dersim tuncelileşti. Kendi aslını seni inkar eder oldular. Anlayacağın ulu Seyit sana ihanet eden ve ibadet etmeyenlerin neredeyse okulu oluyordu. Devşirmelerin, kılıç artıklarının, ağacın kurdu kendinde olur misali kendi soyunu tırtıklayanların mekanı olmaya ramak kalmıştı. Şükür ki ulu Seyid'im imdadımıza, aslımıza bağlı kalmanın ruhu yetişti. Bu ruh bizi kendimize getirdi, silkindik, yeniden Dersimlişeyoruz. Birileri seni ve seni katledeni yan yana koymaya, kaynaştırmağa çalıştılar, beyaz deri ve siyah maskeler misali asimile olmuşluğun ihanetinin anaforuna bizleri de çekmeğe çabaladılar, başaramadılar. Başaramıyacaklar ulu çınar. Biz Dersimli'leşmeğe and içtik.
Bir kaç eleştiri demiyeceğim, ama eleştiriden öte haramzadeliğe en iyi örnek olması itibariyle, yukarıda yazılanları referans olarak vermek sanırım doğru tespit olur.
Biliyormusunuz beyler: Maddi fukaralık kötü ya da utanılacak insani bir durum değil, En fazla ekmeğin, katığın, erzağın, suyun, tuzun ya da buzun az olur maddi geçim sıkıntısı çekersin. Ne varki manevi fukaralık o kadar berbattır ki; farkına varırsan [farkına varmak için insan olmak şartı aranır burada] ruhsal acı çekersin, zihinsel ızdırap hissedersin, ceddinin kemikleri sızlar, yüreğin varsa yürek daralması yaşarsın. Beyin travması olur, fikirsel ve zihni felce uğrarsın. Bir insanın hicab duyacağı en berbat haldir bu hal. Ama halden bilene tabii.

Biz Dersimliler, kıyımdan kıyamdan geçirilmiş halkız. İnkar eden beri gelsin. Hemde ana karnındaki doğmamış bebelere varıncaya dek. Rahimleri deşilen kadınlarımızın çocukları havaya fırlatılıp süngülere çakılmışlar, yakılıp-parçalanan insanlar, tecavüzlere uğrayan genç kızlarımız kadınlarımız. Uçurumlardan tililli söylerek ırz düşmanlarına teslim olmayan Beselerimiz, ihanete kurban giden Alişerlerimiz var. Bunları, tarih dili döndüğünce dile getirir. Eli yettiğince yazıya döker. Nefesi çıktığınca ağıtlar yakarak söyler. Vicdanın varmı senin ey tunceli’li geçinen zat. Sanmıyorum senin vicdanın olsun. Aslında sen tunceli’li de değilsin. Ne beni kandır ne kendini. Sen olsan olsan iyi bir bilinç saptırıcısı olursun. En iyi tuncelileştirilmiş insanımızın dahi sökülmedik bir yanı varki o da yüreğinin ve vicdanın hala kendisiyle birlikte olduğudur. Kolay kolay kaybetmez. Buna inanırım ben.
Biz Mecusiyiz, Zerdüştüz, Maniyiz, Mazdeizmin takipçileriyez, Fatimileriz, Biz Alamutun fedaileriyiz, ya imam Hüseyin diyenleriz, Hallacı Mansur aşıklarıyız, Nesiminin yoldaşları, Pir Sultanın soydaşlarıyız. Biz aynı zamanda: Bir parça Budist, biraz taocu, Süryani, Keldani, Nasturi, Musevi ve İseviyiz.
Sen, ey kendini aslından soyutlayan çıplak kalmış ruhsuz beden bunları söyleme cesaretine sahipmisin? Ben, Muhammed-Ali soyundan değilim. Ben Arap değilim, ben ne Kureyş kabilesinin nede Haşimi kabilesinin el pençe kapısında divan duran kapı kulu değilim. Ben Zerdüştün Ahura Mazda ve Ehriman’ın zıtlığını kendinde arayan, en-el Hakka yürüyorum diyen Hallac-ın izinden yürüyen yolcuyum. Sen, hem Hz. Aliyi katledenlerin safında, hem İmam Hüseyin’i Kerbela’da kıyanların yanındasın.
Bu çelişkiyi seninle daha çok tartışacağız en gafil..

Fukara-i Abdal
30-12-2007, 02:34 AM
Bismişah Allah Allah

Syn ZErduşt..

ZErdüştlüğü Türklüğün İmam Hüseyini Tanıması ile Bitti


İmam Hüseyin Hiç Bİr Zaman Zerdüşt Olmadı Bende Değilim..

Sen ARap Değilim DErken İmam Hüseyine Arapmı Demek istedin Yoksa Muhammed Ali'ye Araplığıama Yakınlaştırdın Onlar Arap ise Ben de Arabım .
Seyyid Rıza'da ARap Pir Sultan da Arab Ama Muhammed Mustafa Ben ARap Değil Araplarda Benden DEğil demişti... yani Seyyidliğin Nerde Sureceğini Ta O zaman Soylemişti ..Seyyid Rıza Kürtlüğü Zerdüştlüğü Savunmadı Alevliği Ve ASlevilikte Olan Görgü Ceminni Savundu Cunki Biz de Kötülük Olmaz biz HAta yapmayıoz Askerni Al git dEdi..

Kürtlük Ugruna Can VErmedi 72 Millet için Verdi ,Faşizme Karşı Durdu Çünki Yol Faşizm istemez Halkçıdır Mahsumun Yanındadır Bu Kürt Türk İyada Her Hangi Bİr Irk Olabilir....

Zerdüştlük Neden Az da Cok da Olsa Alevilikte Var NEdemi Hallac'ın Enel Hak Demesinde Gizli Sırda :Yunus Emre'nin yaratılan Her Seyi Sevin Demesinde yatar ..

O Cihanda Mutlaktır İki Tarafta da Sadece O Vardır..

O kadar Dİn Saydın Emevileri de niye Almadın Neden Dışladın Onlar ?
İslamı Neden Almadın İçine ?
Neden Dersim Senin Elindemide Kişilerin Dersimli Olup olmayacagına Karar Veriyorsun..

DErsim Büklü Dedeler Köyüne Gitte Alevi Ve Dersimli Gör...

AH NE Güzel Demiş Düzgün Baba ''BOzuldular Bozuldular '' Der Generalin Ruyasında derki Gene ''Bozulmasalardı Ben VErmezdim Dersimi Sana '' Ne demek Bu Cok iyi Biliyorsun ..

Sonra Ben Buyum Su ndan Bundanım Derken Dersimii Alarak SAdece Sende HAni Türküz Biz Diyenler Gibi Oldun Nerde Yol İkilik Yapıyorsun Hem Dersimliyim Diyerek Diğerlerini Almıyorsun içine Sonrada Tam TErsi Ben Buyum Ben buyum diyorsun..


Sen, ey kendini aslından soyutlayan çıplak kalmış ruhsuz beden bunları söyleme cesaretine sahipmisin? Ben, Muhammed-Ali soyundan değilim. Ben Arap değilim, ben ne Kureyş kabilesinin nede Haşimi kabilesinin el pençe kapısında divan duran kapı kulu değilim. Ben Zerdüştün Ahura Mazda ve Ehriman’ın zıtlığını kendinde arayan, en-el Hakka yürüyorum diyen Hallac-ın izinden yürüyen yolcuyum. Sen, hem Hz. Aliyi katledenlerin safında, hem İmam Hüseyin’i Kerbela’da kıyanların yanındasın.

Hallac Zerdüşt Değildi Dimi Onun yolundan gitmek nasıl oluyor Zerdüştlük ile Baglantısını Alabilirmiyim..
İmam Ali'de Değildi Allah Muhammed Derdi İmam ALi ?
İmam Hüseyin Zerdüştlük İçin Can Vermedi Muhammet Mustafa Nebi Allah Birdir Diyerek Can Verdi...
İmam ALi Ne Budist, taocu, Süryani, Keldani, Nasturi, Musevi, İsevi Ve digerleri için Hayberi Feth Etti Kendini Şehit Ettirdi...
Pir Sultan Abdal da Diğerleride Seyyit Rızada .Bu Erenler Cem Ederdi Cemde Muhammed Ali Derdi İkrar Ederdi Şiirlerinde Yoldan Bahsederdi..Zerdüştlükten Bahs Etmezdi..

Bunlar Acık iken Neden Hala Kendi Tarafına Cekiyorsun Onları Sen Kendine CEkme Seni Onlar Ceksin Kendi Tarafına..

Gerçeğe Hü

Roja-Welat
30-12-2007, 02:35 AM
GONCA ablam eline sağlık....

zerdüst
30-12-2007, 04:11 AM
Dermani, adın Dermani ancak ne acıdır ki söylemek zorundayım; sen cidden fikren ve zikren dermansız birisin. Çok ama çok zavallı biri gibi geliyor senin profilin bana:
Birincisi: ben Büklüleri tanırım, Almanya Lörrachta, Türkiye'de Erzincan'da, İstanbul'da Kadıköyde üslenmesini çok mükemmel yapmış dede geçinen kasttan oluşma ezbettir. Sanırım sende o taifedensin. Almanya Lörrachta ki Büklülerin bir zamanlar mehmetçik vakfına yardım için sürdürülen kamapanyaya çok ciddi miktarda yardımda bulunduğunu bilirmiydin. Bilsen de ne fayda, sen zaten su katılmamış haramzadesin, ne farkeder ki. bana Büklü-büksüz teranesini okuma. Sen, gene iddia ediyorum çok zavallı kalmış, bir o kadarda biçare bezer hale düşmüş inkarcı ya da bilinçsiz devşirme ve kılıç artığısın.
İkincisi: Ben Sarı saltık ocağındanım. Ocakların ve postların mekanı-meskeni Dersimdir. Bizim geleneğimizde kültür, ocak ve posttur, posta yüzünü süren dosttur. Destursuz meskene giren [çok özür dilerim] puşttur.
Dersimde ki ocaklar; BABA MANSUR OCAĞI, KUREYŞAN OCAĞI, DERVİŞ CEMAL - SEYİT CEMAL OCAĞI, SARI SALTIK OCAĞI, AĞUİÇEN OCAĞI. vs.Bu ocakların dışından başka bulunan ocaklar Osmanlı-Safeviler arasında meydana gelen savaşlarda içimize Şia-şii merkezli, islamiyetin farklı versiyonları olarak yerleştirilen ocak-bucak benzeri oluşumlardır. Benzeri durum dikme ve atama ocaklar içinde geçerlidir. Tıpkı senin övdüğün Büklüler gibi. Dikmedir. Mazbatası Dersim ocaklarına bağlıdır. Kerameti ancak senin itikatin kadar kendinde menkuldur.
İslamiyet, Arap kavmine sunulmuş dini-kurtuluş ideolojidir. Arap kavmi yoldan çıkmış, tıpkı tarihte SOMORA ve GODOMA'nın yaşamına benzer çirkeflik içine düşmüş bir toplum gerçeğini yansıtıyordu. İsa döneminde İmanın ve itikatin çok zayıf olduğu zamanlarda GODOMA ve SOMORA insanlıktan çıkmışların, rezaletin, fuhuşun, her türlü insanlık dışı yaşamın merkezi olmuş şehirlerdi. Buralar o zamanın toplumlarına zehir saçan birer bataklık durumundaydılar. İsa Kudüs üzerinde yoğunlaştığında bu şehirleri, çirkefe batmış Kudüslü'lere ibret-i alem oslun diye örnek olarak gösterir. Ve Kudüs'ün kendisine gelmesi için mücadele eder. Çünkü zehirli yaşam buradan Orta doğu toplumlarına yansıyordu. Gene buradaki yaşam Köleci Roma yaşamı idi. Sanırım bilirsin kimlerdir Romalı’lar dermani efendi!
Arapların içine düştüğü acı gerçek, tıpkı yukarıda bahsettiğim döneme benzer haldeydi. Arap toplumu için zaman, kurtarıcı ve kurtuluşu bekleyen bir süreçti. Ticaret, alış veriş, alım-satım, kadın-erkek ilişkileri, ailevi yaşam, hepten ticaretin çirkefliği üzerine kuruluydu.
Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları Kureyş kabilesindendir. Her iki sülâlenin soyları, Kusay’ın oğlu Abdümenaf’ta birleşmektedir. Haşim ve Abdüşems, Abdümenaf b. Kusay’ın oğullarıdır ve rivayete göre ikiz olarak dünyaya gelmişlerdir; onların bu durumları aralarında bir çekişme ve mücadelenin olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. Abdüşems’in oğlu Ümeyye ise -ki Emevî sülâlesi ondan gelmektedir- Muaviye’nin dedesinin babasıdır. Bu iki sülâle arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele, Haşim ile Ümeyye arasında başlamıştır: Haşim b. Abdümenaf, Kureyş’in büyüklerinden ve efendilerindendi. Ticaretle meşgul olan Haşim, kışları Yemen’e, yazları da Suriye’ye ticarî amaçlı seferlerde bulunuyordu. Aynı amaçla kardeşlerinden Abdüşems Habeşistan’a, Muttalib Yemen’e, Nevfel de Irak’a seferler düzenliyorlardı. Haşim, bu arada hacılara ziyafet verme (rifâde) ve su dağıtma (sikâye) görevlerini de yerine getiriyordu. Muhtemelen Abdüşems erken bir dönemde Mekke’de ölünce kumandanlık (kiyâde) görevini oğlu Ümeyye b. Abdüşems üstlendi. Ümeyye, akraba ve yakınları çok olan, aynı zamanda zengin bir kişiydi. Belki de bu durumuna güvenerek amcası Haşim b. Abdümenaf ile anlaşmazlığa düşmüş, onunla rekabete girmişti. Fakat o, bu mücadeleyi kaybetti ve Hicaz’ı terk ederek, on yıl boyunca Şam’da kaldı. Tarihte böylece Haşim ile Ümeyye arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele başlamış oluyordu.
Buyur Dermani dermansız beyimiz sana Arap aleminin içine düştüğü reel durum budur. Bana Emeviler kimlerdir niçin bunlarında adını vermiyorum derken sanırım kendini Emevi sülalesinden gördüğünden olsa gerek ki adını anmadığım için çok üzülmüş olmalısın sana Emevileri de anayım burada:

Emeviler Dört Halife Dönemi’nden (632-661) sonra Müslüman Arap devletine egemen olan hanedandır. Ali’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de Abbasiler tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.
Emevi hanedanın kurucusu Muaviye, Mekkeli Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuş ve Suriye'yi denetimi altına almıştı. Muaviye, 656’da başa geçen Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife Osman'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Ali, Şam valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, Sıffin Savaşı'nda (657) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı ve böylece Ali'nin ordusunu durdurdu. Hilafet sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti. Söylenen şudurki Ali'nin hakemi ile Muaviye'nin hakemi anlaşdıktan sonra Ali'nin hakemi orduların önünde yüzüğünü çıkartarak Ali'yi halifelikten aldım der.Aynı şeyi yapması beklenen Muaviye'nin hakemi masadan yüzüğü alır ve ben Muaviye'yi halife yaptım der.böyle ufak bir hile ile Ali halifelikten indirilmiş olur. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.
Muaviye, Ali'nin 661'de öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etti ve böylece Emevi yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney İspanya'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başaramadı. Muaviye 680’de öldüğünde ardında mikrop bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki Mekke’den Şam’a taşıdı. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu I. Yezid halife oldu.
Üzgünüm Dermani kardeş sen bunlardanmısın?
Hallac-ı Mansura gelince: Hallac-ın önceleri İslami ideoloji etrafında döndüğü doğrudur. Ne var ki sonradan tanıdığı Cüneyt’in Hallac üzerinde ki olumlu ve olumsuz etkilenmeleri sonucu Hallac kendisini Enel Hakka yürüyenlerin yoluna adayınca ilk eğitimini aldığı İslamın kastlaşmış dini mollarınca Bağdat meydanında derisi yüzülerek, günlerce askıda bırakıldı, teşhir edildi.
Sen ve senin gibileri Hallacın, Pir Sultanın, İmam Hüseyinin, Dersimdeki masumların katillerine hayranlık duyacak kadar acz içindesiniz. Sen benimle yazışırken vicdan gözüylemi yazışıyorsun yoksa, lafı ola beri gele sözüylemi yazışıyorsun?

simurg76
30-12-2007, 04:22 AM
yazı genel olarak siyasi kaygılarla yazılmış bir makale olma özelliğinde .

aleviliğin inanç esasları , yol kuralları tamamen zerdüstlüğe bağlanmaya çalsışılmış. yazıda alevilik zerdüstlüğün devamı gösterilmeye çalışılırken ,iddalara herhangi bir kaynak gösterilmemiş

bırakalım aleviliği , herhangi bir dinin kaynaklarına inmek için daha fazla veri gerekmez mi?

bilimsel bir kaynak gösterilmeden ,yazılan böyle yazıların aslında herhangi bir geçerliliğide yoktur

aleviliği tanımlarken , onun tarihsel kökenini anlamaya çalışırken onun teololjik yapısını ,inanç sistemini bir bütün olarak ele almadan yalnızca bazı rituellerin şekilsel benzerliğinden yola çıkılarak teoriler sürmek ne derece doğrudur

dinler incelendiğinde , aynı coğrafyada ortaya çıkan inaçların kendilerinden önce gelenlerden etkilendiği onlarla şekilsel yada düşünsel benzerlikler gösterebildiği net bir şekilde görülebilir

insan yaşantısının ayrılmaz bir parçası olan dinlerde kuşkusuz insanın yarattığı medeniyet gibi bilim gibi birikimsel tarzda ilerler . yani insanlar kendilerinden öncekilerin bulduğu bilgileri yoksaymaz. o bilgileri geliştirerek o bilgileri bir taslak olarak alarak ona yeni eklemeler yaparlar

yeni ortaya çıkan dinler hem kendilerinden önce gelenlerden ögeler aldığı onlarda var olan düşünceleri geliştirdiği gibi , yeni dine geçen halk yığınlarının eski inançlarını tamamen silemez . çoğu zaman halkın bilincinde eski dinden kalan inanışlar yeni dinle bütünleşerek ve onun bir parçası olarak yaşamaya devam eder

bu açıdan en eski tek tanrılı inançlardan olan zerdüştlüğün kendinden sonra aynı coğrafyada ortaya çıkan diğer tek tanrılı dinleri etkilememesi düşünülemez

aleviliğin kaynağı olarak sunulmaya çalışılan zedüstlüğün aslında yakın coğrafyada ortaya çıkmış semavi dinlerin düşünce yapısınıda çok köklü biçimde etkilediği görülebilir

örnek vermek gerekirse zerdüstlükteki ölüm sonrası ahiret inancı cennet ve cehennem hakkında şu alıntı bile zerdüştlüğün aslında tek tanrılı bütün semavi dinlerle olan benzerliğ göstermeye yetecektir

zerdüşt dini inancında ölenlerin ruhları cinvat köprüsünden geçmeye çalışırlar ,iyiler geçer kötüler için ise köprü incelir keskinleşir ve kötüler
köprüden aşağıya karanlıkların içine düşerler.aşagıya düşen kötüler üçe ayrılırlar .tamamen kötü olanalr tamamen cehennemde kalırlar.çok günah işlemiş ama iyiliğide olanlar 12 bin yıl cehenmede kaldıkatan sonra cennete girerler .günahları ve sevapları eşit olanla r günahlarından arınıncaya kadar cehennemde kalıp sonra cennete gdeceklerdir.

bu açılardan bakıldığında alevilik içindeki bazı rituelleri cımbızla arayıp bularak bunalrın başka inançlarla olan sekilsel beznerliğinden yola çıkarak siyasal görüşlerimizin doğrultusunda aleviliği o inancın ardılı ilan etmek son derece yanlıştır.çünkü görüldüğü gibi he r din bir öncekinden yada aynı coğrafyada bulunnadan kolayca etkilenebilir.

bir inanç araştırlırken , tanımlanmaya çalışılırken onun inanırlarının kendini tanımlaması esas alınmalıdır.

alevilik inancı sahipleri yüzyıllardır kendilerini hak muhammmed ali yolunda görmekte islam ümmeti olarak saymakta ve hatta kendilerini islamın özü olarak görmektedir

bir inanç sahiplerinin geleneksel söylemlerini siyasal nedenlerle yada hangi nedenle olursa olsun yok saymak , onun inanırlarının tanımlamalarını gözardı ederek yeni bir dinmiş veya eski dinlerin inanışların devamıymış gibi göstermek bu inançta bir kırılma noktası oluşturacak onun geçmişle bağlarını kopararak , yeni bir oluşum ortaya çıkacaktır

hiç kuşku yok ki bu yeni oluşum geleneksel alevilik olmayacaktır

bu tarz söylemlerin aleviliğe herhangi bir yararı yoktur. aleviliği kendi kaynaklarından uzaklaştırmakta ve alevileri kendi içinde bölmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir

oysa yapılması gereken , köyden kente göçle başlayan modern çağın gereklilikleri karşısında yıpranmaya başlayan dedelik kurumunu geleneksel yapısını yani özünü koruyarak güçlendirmeye çalışmaktır

yolumuza sahip çıkmak onu ,diğer islam yorumlarına (şii ve sünni)yada siyasal nedenlerle ve etnik milliyetçilik gereği kadim inançların devamıymış gibi göstermeye çalışan zihniyetin asimilasyonundan korumaktır .


yolumuza sahip çıkarak onun el ele el hakka ilkesine dayalı rehbere ikrar vererek talip olmaya dayalı , eline beline diline sahip olmak şekilde formülize edilmiş 4 kapı 40 makam yoluyal kamil insan olabilmeyi hakka ulaşmayı amaçlamış ve yolumuzu sürdürebilrisek aleviliği yeniden tanımlamaya yada ona yeni kurgulanmış bir tarih olusturmayada gerek kalmayacaktır.


yapmamız gereken 72 milllete ve her türlü inanca saygı çercevesinde kendi inancımızı yaşamak onu gelecek kuşaklara eksiksiz ve özünü koruyarak aktarmak olmalıdır . her alevi bunu gerçeleştirmek için kendini sorumlu hissetmeli ve bunun için çaba göstermelidir


[SIZE="2"]
alıntı için kaynak : dunyadinleri adlı site

zerdüst
30-12-2007, 04:25 AM
Dermani, adın Dermani ancak ne acıdır ki söylemek zorundayım; sen cidden fikren ve zikren dermansız birisin. Çok ama çok zavallı biri gibi geliyor senin profilin bana:
Birincisi: ben Büklüleri tanırım, Almanya Lörrachta, Türkiye'de Erzincan'da, İstanbul'da Kadıköyde üslenmesini çok mükemmel yapmış dede geçinen kasttan oluşma ezbettir. Sanırım sende o taifedensin. Almanya Lörrachta ki Büklülerin bir zamanlar mehmetçik vakfına yardım için sürdürülen kamapanyaya çok ciddi miktarda yardımda bulunduğunu bilirmiydin. Bilsen de ne fayda, sen zaten su katılmamış haramzadesin, ne farkeder ki. bana Büklü-büksüz teranesini okuma. Sen, gene iddia ediyorum çok zavallı kalmış, bir o kadarda biçare bezer hale düşmüş inkarcı ya da bilinçsiz devşirme ve kılıç artığısın.
İkincisi: Ben Sarı saltık ocağındanım. Ocakların ve postların mekanı-meskeni Dersimdir. Bizim geleneğimizde kültür, ocak ve posttur, posta yüzünü süren dosttur. Destursuz meskene giren [çok özür dilerim] puşttur.
Dersimde ki ocaklar; BABA MANSUR OCAĞI, KUREYŞAN OCAĞI, DERVİŞ CEMAL - SEYİT CEMAL OCAĞI, SARI SALTIK OCAĞI, AĞUİÇEN OCAĞI. vs.Bu ocakların dışından başka bulunan ocaklar Osmanlı-Safeviler arasında meydana gelen savaşlarda içimize Şia-şii merkezli, islamiyetin farklı versiyonları olarak yerleştirilen ocak-bucak benzeri oluşumlardır. Benzeri durum dikme ve atama ocaklar içinde geçerlidir. Tıpkı senin övdüğün Büklüler gibi. Dikmedir. Mazbatası Dersim ocaklarına bağlıdır. Kerameti ancak senin itikatin kadar kendinde menkuldur.
İslamiyet, Arap kavmine sunulmuş dini-kurtuluş ideolojidir. Arap kavmi yoldan çıkmış, tıpkı tarihte SOMORA ve GODOMA'nın yaşamına benzer çirkeflik içine düşmüş bir toplum gerçeğini yansıtıyordu. İsa döneminde İmanın ve itikatin çok zayıf olduğu zamanlarda GODOMA ve SOMORA insanlıktan çıkmışların, rezaletin, fuhuşun, her türlü insanlık dışı yaşamın merkezi olmuş şehirlerdi. Buralar o zamanın toplumlarına zehir saçan birer bataklık durumundaydılar. İsa Kudüs üzerinde yoğunlaştığında bu şehirleri, çirkefe batmış Kudüslü'lere ibret-i alem oslun diye örnek olarak gösterir. Ve Kudüs'ün kendisine gelmesi için mücadele eder. Çünkü zehirli yaşam buradan Orta doğu toplumlarına yansıyordu. Gene buradaki yaşam Köleci Roma yaşamı idi. Sanırım bilirsin kimlerdir Romalı’lar dermani efendi!
Arapların içine düştüğü acı gerçek, tıpkı yukarıda bahsettiğim döneme benzer haldeydi. Arap toplumu için zaman, kurtarıcı ve kurtuluşu bekleyen bir süreçti. Ticaret, alış veriş, alım-satım, kadın-erkek ilişkileri, ailevi yaşam, hepten ticaretin çirkefliği üzerine kuruluydu.
Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları Kureyş kabilesindendir. Her iki sülâlenin soyları, Kusay’ın oğlu Abdümenaf’ta birleşmektedir. Haşim ve Abdüşems, Abdümenaf b. Kusay’ın oğullarıdır ve rivayete göre ikiz olarak dünyaya gelmişlerdir; onların bu durumları aralarında bir çekişme ve mücadelenin olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. Abdüşems’in oğlu Ümeyye ise -ki Emevî sülâlesi ondan gelmektedir- Muaviye’nin dedesinin babasıdır. Bu iki sülâle arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele, Haşim ile Ümeyye arasında başlamıştır: Haşim b. Abdümenaf, Kureyş’in büyüklerinden ve efendilerindendi. Ticaretle meşgul olan Haşim, kışları Yemen’e, yazları da Suriye’ye ticarî amaçlı seferlerde bulunuyordu. Aynı amaçla kardeşlerinden Abdüşems Habeşistan’a, Muttalib Yemen’e, Nevfel de Irak’a seferler düzenliyorlardı. Haşim, bu arada hacılara ziyafet verme (rifâde) ve su dağıtma (sikâye) görevlerini de yerine getiriyordu. Muhtemelen Abdüşems erken bir dönemde Mekke’de ölünce kumandanlık (kiyâde) görevini oğlu Ümeyye b. Abdüşems üstlendi. Ümeyye, akraba ve yakınları çok olan, aynı zamanda zengin bir kişiydi. Belki de bu durumuna güvenerek amcası Haşim b. Abdümenaf ile anlaşmazlığa düşmüş, onunla rekabete girmişti. Fakat o, bu mücadeleyi kaybetti ve Hicaz’ı terk ederek, on yıl boyunca Şam’da kaldı. Tarihte böylece Haşim ile Ümeyye arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele başlamış oluyordu.
Buyur Dermani dermansız beyimiz sana Arap aleminin içine düştüğü reel durum budur. Bana Emeviler kimlerdir niçin bunlarında adını vermiyorum derken sanırım kendini Emevi sülalesinden gördüğünden olsa gerek ki adını anmadığım için çok üzülmüş olmalısın sana Emevileri de anayım burada:

Emeviler Dört Halife Dönemi’nden (632-661) sonra Müslüman Arap devletine egemen olan hanedandır. Ali’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de Abbasiler tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.
Emevi hanedanın kurucusu Muaviye, Mekkeli Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuş ve Suriye'yi denetimi altına almıştı. Muaviye, 656’da başa geçen Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife Osman'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Ali, Şam valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, Sıffin Savaşı'nda (657) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı ve böylece Ali'nin ordusunu durdurdu. Hilafet sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti. Söylenen şudurki Ali'nin hakemi ile Muaviye'nin hakemi anlaşdıktan sonra Ali'nin hakemi orduların önünde yüzüğünü çıkartarak Ali'yi halifelikten aldım der.Aynı şeyi yapması beklenen Muaviye'nin hakemi masadan yüzüğü alır ve ben Muaviye'yi halife yaptım der.böyle ufak bir hile ile Ali halifelikten indirilmiş olur. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.
Muaviye, Ali'nin 661'de öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etti ve böylece Emevi yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney İspanya'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başaramadı. Muaviye 680’de öldüğünde ardında mikrop bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki Mekke’den Şam’a taşıdı. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu I. Yezid halife oldu.
Üzgünüm Dermani kardeş sen bunlardanmısın?
Hallac-ı Mansura gelince: Hallac-ın önceleri İslami ideoloji etrafında döndüğü doğrudur. Ne var ki sonradan tanıdığı Cüneyt’in Hallac üzerinde ki olumlu ve olumsuz etkilenmeleri sonucu Hallac kendisini Enel Hakka yürüyenlerin yoluna adayınca ilk eğitimini aldığı İslamın kastlaşmış dini mollarınca Bağdat meydanında derisi yüzülerek, günlerce askıda bırakıldı, teşhir edildi.
Sen ve senin gibileri Hallacın, Pir Sultanın, İmam Hüseyinin, Dersimdeki masumların katillerine hayranlık duyacak kadar acz içindesiniz. Sen benimle yazışırken vicdan gözüylemi yazışıyorsun yoksa, lafı ola beri gele sözüylemi yazışıyorsun?

Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. Abdüşems’in oğlu Ümeyye ise -ki Emevî sülâlesi ondan gelmektedir- Muaviye’nin dedesinin babasıdır. Bu iki sülâle arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele, Haşim ile Ümeyye arasında başlamıştır: Haşim b. Abdümenaf, Kureyş’in büyüklerinden ve efendilerindendi.
Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. tespitinni düzeltiyorum. Benim peygameberimmiş gibi bir anlam çıkıyor. Benim peygamberim değil, belirteyim..

Ametist7474
30-12-2007, 04:36 AM
Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. Abdüşems’in oğlu Ümeyye ise -ki Emevî sülâlesi ondan gelmektedir- Muaviye’nin dedesinin babasıdır. Bu iki sülâle arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele, Haşim ile Ümeyye arasında başlamıştır: Haşim b. Abdümenaf, Kureyş’in büyüklerinden ve efendilerindendi.
Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. tespitinni düzeltiyorum. Benim peygameberimmiş gibi bir anlam çıkıyor. Benim peygamberim değil, belirteyim..

:) sözün banada garip gelmişti . mesajlarından sonra muhammed den peygamberim diye bahsetmen çelişki oluyordu ama düzelttin :)

Fukara-i Abdal
30-12-2007, 04:52 AM
Bismişah Allah Allah

neGaribitir Ki zerdust Adlı Kişi İsevi Musevi Budist Zerduşt Oluyor Ama Muhammedi Olamıyor Ahahahaha :) Gulerim Ben Buna

Gerçeğe HÜ

yolaşkına
30-12-2007, 05:18 AM
zerdüşt kardeşimiz olaya kürt milliyetçiliği açısından bakıyor ve kürtlerin bi bakıma milli dini olan zerdüştlüğü kabul etmiş hayırlı olsun aynı şekilde türk milliyetçileride son zamanlarda türklerin milli dini olan şamanlığa ilgi duyması gibi

son zamanlarda sanki dersimli olmanın bazı kuralları varmış gibi vede bu kuralların (kendini kürt olarak görmek islamı reddetmek ve devlet düşmanı olmak gibi gösteriyolar) bu düşüncelere uymayanlara dersimli deyilsin diyolar varsın desin onun demesiyle biz dersiğmlilikten çıkmayız bu dediğim tarzda düşünen arkadaşlar konu aleviliğe gelince nedense kural tanımıyarak bütün dinleri içimize almaya çalışıyolar ama iş dersimli olmaya gelince islam düşmanı ve kürt milliyetçisi olmak gerektiğini söylüyolar

arkadaşım size söylüyorum benim bütün dedelerim islamı kabul eder (ki dersime git dedelerimiz islamı kabul etmiştir aslımız horasan neslimiz on iki imamlar derler)ama siyasallaşan ve milliyetçi geçinen bazı kişiler aleviliğin gelenekselliğini yıpratmaya başladılar

bunun nedeni sehirleşme sonucunda geleneği devam ettiren kişilerle bağ kopoukluğu oldu bunun sonucunda siyasi idolojilere giren aleviler aleviliğinden önce idolojilerine inandılar ve bunu gerçek alevilik gibi sunmaya çalıştılar çünkü dedelerimizle irtibatları olmadı

bir de ben burada savunduklarımı dedelerimden öğrendim ve çoğu dedelerimiz de böyle düşünürler asıl siz uydurma bi alevilik yaratmaya çalışıyosunuz


FATİHA SURESİ(VİRANİ YORUMU)


BİSMİLLAHI BİLMEYEN FAKI
FATİHA OKUSA İMAM OLAMAZ
Elham Muhammed Dülillah Ali'dir
İKİSİNİ BİR BİLMEYEN HAKK'I BULAMAZ

Rabbülalemindir HATİCE KİBRİYE
MAKBULE SALAVAT FATIMATÜZ ZEHRA
Errahman BAKİDİR HASAN'I HULKI RIZA
BAHRE GİRMEYENLER DURU BULAMAZ

Rahim İMAM HÜSEYİN'İ BİLMEYEN
İSMİNİ ZİKREDİP ÜSTÜN GÖRMEYEN
İKRAR VERİP İKRARINDA DURMAYAN
NAKŞİ HAYAL GEÇER AMEL BULAMAZ

Maliki yevmiddin ZEYNEL EBA'DIR
MUHAMMED BAKIR HAKK REHNÜMADIR
BUNLARI BİLMEYEN KÖRDÜR,AMADIR
BİN SENE OKUSA İMAM OLAMAZ

İyyake nabüdün CAFER'İ SADIK
BUNLARIN YOLUNA SERİMİZ KODUK
HAKİKAT BAB İLE ÇEŞMİMİZ YUDUK
MÜNKÜR OLAN, KALP AYNASIN SİLEMEZ

HAKK TEALANIN BİZ EDNA KULUYUZ
VE iyyake KAZIM'IN BİZ BENDESİYİZ
Nestain RIZA'NIN YOLUNDA ÖLÜYÜZ
ŞÜKÜR CENAZEMİZ DECCAL GÖREMEZ

İhtinas sıratel müstakim TAKİ'Yİ BİLMEYEN
NAKİ'NİN NUTKUNDAN HABER ALMAYAN
ADAMİ AZAMA SECDE KILMAYAN
NAMAZI FASIKTIR MİHRAP BULAMAZ

Sıratelleziyne ASKERİ'DİR AYAN
ON DÖRT MASUM-U PAK BUNLARDIR BEYAN
En amte aleyhim MEHDİ'DİR TAMAM
MÜNKİR BU HARFLERE SECDE KILAMAZ

FATİHA BUNLARDIR BİLMEYEN NADAN
Gayrıl mağdubiye SECDELER KILAN
HÜNKARI VELİ'DEN GAYRİYE GİDEN
ARASA DERDİNE DERMAN BULAMAZ

VELEDDALLİN ERKANINDAN OLDUDUR
YETİŞ CARIMIZA YA HAZRETİ PİR
BİZ MUHAMMED ÜMMETİYİZ ÇOK ŞÜKÜR
VİRANİ GAYRİDEN DERMAN BULAMAZ


Öğmüş te yaratmış kendi nurundan
Padişah eylemiş ilin üstüne
Cemalini gördüm salâvat verdim
Çıkılar sokunmuş serin üstüne

Vallahi kur'ân'dır senin sözlerin
Yâsin-i şerife benzer yüzlerin
İnnâfetahnâ sûresi gözlerin
Vedduha inmiştir dilin üstüne

Kaşların üstüne benler düzülür
İkrarından dönen Hak'tan üzülür
Ak göğüsün üstüne Tebbet yazılur
Veşşemsi inmiştir kolun üstüne

Alnımıza yazıldı böyle yazı
Hak içün kılarız biz de niyazı
Âyetelkürsile güzel ihlâsı
Okudum giderim yolun üstüne

Teslim Abdal eder Şemsin çırası
Errehmandır iki kaşın arası
Güzel Bismillâhla Elham sûresi
Elif lâm mîm inmiş hattın üstüne

Fukara-i Abdal
30-12-2007, 05:20 AM
Dermani, adın Dermani ancak ne acıdır ki söylemek zorundayım; sen cidden fikren ve zikren dermansız birisin. Çok ama çok zavallı biri gibi geliyor senin profilin bana:
Birincisi: ben Büklüleri tanırım, Almanya Lörrachta, Türkiye'de Erzincan'da, İstanbul'da Kadıköyde üslenmesini çok mükemmel yapmış dede geçinen kasttan oluşma ezbettir. Sanırım sende o taifedensin. Almanya Lörrachta ki Büklülerin bir zamanlar mehmetçik vakfına yardım için sürdürülen kamapanyaya çok ciddi miktarda yardımda bulunduğunu bilirmiydin. Bilsen de ne fayda, sen zaten su katılmamış haramzadesin, ne farkeder ki. bana Büklü-büksüz teranesini okuma. Sen, gene iddia ediyorum çok zavallı kalmış, bir o kadarda biçare bezer hale düşmüş inkarcı ya da bilinçsiz devşirme ve kılıç artığısın.
İkincisi: Ben Sarı saltık ocağındanım. Ocakların ve postların mekanı-meskeni Dersimdir. Bizim geleneğimizde kültür, ocak ve posttur, posta yüzünü süren dosttur. Destursuz meskene giren [çok özür dilerim] puşttur.
Dersimde ki ocaklar; BABA MANSUR OCAĞI, KUREYŞAN OCAĞI, DERVİŞ CEMAL - SEYİT CEMAL OCAĞI, SARI SALTIK OCAĞI, AĞUİÇEN OCAĞI. vs.Bu ocakların dışından başka bulunan ocaklar Osmanlı-Safeviler arasında meydana gelen savaşlarda içimize Şia-şii merkezli, islamiyetin farklı versiyonları olarak yerleştirilen ocak-bucak benzeri oluşumlardır. Benzeri durum dikme ve atama ocaklar içinde geçerlidir. Tıpkı senin övdüğün Büklüler gibi. Dikmedir. Mazbatası Dersim ocaklarına bağlıdır. Kerameti ancak senin itikatin kadar kendinde menkuldur.
İslamiyet, Arap kavmine sunulmuş dini-kurtuluş ideolojidir. Arap kavmi yoldan çıkmış, tıpkı tarihte SOMORA ve GODOMA'nın yaşamına benzer çirkeflik içine düşmüş bir toplum gerçeğini yansıtıyordu. İsa döneminde İmanın ve itikatin çok zayıf olduğu zamanlarda GODOMA ve SOMORA insanlıktan çıkmışların, rezaletin, fuhuşun, her türlü insanlık dışı yaşamın merkezi olmuş şehirlerdi. Buralar o zamanın toplumlarına zehir saçan birer bataklık durumundaydılar. İsa Kudüs üzerinde yoğunlaştığında bu şehirleri, çirkefe batmış Kudüslü'lere ibret-i alem oslun diye örnek olarak gösterir. Ve Kudüs'ün kendisine gelmesi için mücadele eder. Çünkü zehirli yaşam buradan Orta doğu toplumlarına yansıyordu. Gene buradaki yaşam Köleci Roma yaşamı idi. Sanırım bilirsin kimlerdir Romalı’lar dermani efendi!
Arapların içine düştüğü acı gerçek, tıpkı yukarıda bahsettiğim döneme benzer haldeydi. Arap toplumu için zaman, kurtarıcı ve kurtuluşu bekleyen bir süreçti. Ticaret, alış veriş, alım-satım, kadın-erkek ilişkileri, ailevi yaşam, hepten ticaretin çirkefliği üzerine kuruluydu.
Haşimoğulları ve Ümeyyeoğulları Kureyş kabilesindendir. Her iki sülâlenin soyları, Kusay’ın oğlu Abdümenaf’ta birleşmektedir. Haşim ve Abdüşems, Abdümenaf b. Kusay’ın oğullarıdır ve rivayete göre ikiz olarak dünyaya gelmişlerdir; onların bu durumları aralarında bir çekişme ve mücadelenin olacağı şeklinde yorumlanmıştır. Haşim, Peygamberimizin dedesinin babasıdır. Abdüşems’in oğlu Ümeyye ise -ki Emevî sülâlesi ondan gelmektedir- Muaviye’nin dedesinin babasıdır. Bu iki sülâle arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele, Haşim ile Ümeyye arasında başlamıştır: Haşim b. Abdümenaf, Kureyş’in büyüklerinden ve efendilerindendi. Ticaretle meşgul olan Haşim, kışları Yemen’e, yazları da Suriye’ye ticarî amaçlı seferlerde bulunuyordu. Aynı amaçla kardeşlerinden Abdüşems Habeşistan’a, Muttalib Yemen’e, Nevfel de Irak’a seferler düzenliyorlardı. Haşim, bu arada hacılara ziyafet verme (rifâde) ve su dağıtma (sikâye) görevlerini de yerine getiriyordu. Muhtemelen Abdüşems erken bir dönemde Mekke’de ölünce kumandanlık (kiyâde) görevini oğlu Ümeyye b. Abdüşems üstlendi. Ümeyye, akraba ve yakınları çok olan, aynı zamanda zengin bir kişiydi. Belki de bu durumuna güvenerek amcası Haşim b. Abdümenaf ile anlaşmazlığa düşmüş, onunla rekabete girmişti. Fakat o, bu mücadeleyi kaybetti ve Hicaz’ı terk ederek, on yıl boyunca Şam’da kaldı. Tarihte böylece Haşim ile Ümeyye arasındaki ilk düşmanlık ve mücadele başlamış oluyordu.
Buyur Dermani dermansız beyimiz sana Arap aleminin içine düştüğü reel durum budur. Bana Emeviler kimlerdir niçin bunlarında adını vermiyorum derken sanırım kendini Emevi sülalesinden gördüğünden olsa gerek ki adını anmadığım için çok üzülmüş olmalısın sana Emevileri de anayım burada:

Emeviler Dört Halife Dönemi’nden (632-661) sonra Müslüman Arap devletine egemen olan hanedandır. Ali’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de Abbasiler tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.
Emevi hanedanın kurucusu Muaviye, Mekkeli Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuş ve Suriye'yi denetimi altına almıştı. Muaviye, 656’da başa geçen Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife Osman'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Ali, Şam valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, Sıffin Savaşı'nda (657) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı ve böylece Ali'nin ordusunu durdurdu. Hilafet sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti. Söylenen şudurki Ali'nin hakemi ile Muaviye'nin hakemi anlaşdıktan sonra Ali'nin hakemi orduların önünde yüzüğünü çıkartarak Ali'yi halifelikten aldım der.Aynı şeyi yapması beklenen Muaviye'nin hakemi masadan yüzüğü alır ve ben Muaviye'yi halife yaptım der.böyle ufak bir hile ile Ali halifelikten indirilmiş olur. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.
Muaviye, Ali'nin 661'de öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etti ve böylece Emevi yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney İspanya'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başaramadı. Muaviye 680’de öldüğünde ardında mikrop bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki Mekke’den Şam’a taşıdı. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu I. Yezid halife oldu.
Üzgünüm Dermani kardeş sen bunlardanmısın?
Hallac-ı Mansura gelince: Hallac-ın önceleri İslami ideoloji etrafında döndüğü doğrudur. Ne var ki sonradan tanıdığı Cüneyt’in Hallac üzerinde ki olumlu ve olumsuz etkilenmeleri sonucu Hallac kendisini Enel Hakka yürüyenlerin yoluna adayınca ilk eğitimini aldığı İslamın kastlaşmış dini mollarınca Bağdat meydanında derisi yüzülerek, günlerce askıda bırakıldı, teşhir edildi.
Sen ve senin gibileri Hallacın, Pir Sultanın, İmam Hüseyinin, Dersimdeki masumların katillerine hayranlık duyacak kadar acz içindesiniz. Sen benimle yazışırken vicdan gözüylemi yazışıyorsun yoksa, lafı ola beri gele sözüylemi yazışıyorsun?


Bak En Basit Muhammed'i Kabul eTmiyorsun Sen Ondan DEğilim Diyorsun Sen
İmam Ali'den ANsıl Olabilirsin Ki Onu savunuyorsun Muaviye 'nin Babası Ebu Sufyan Muhammed Sevmediği için Muaviyede O soydan Aldı Ocunu

Sen Burda Kopliman yapacagına Alevileri Kürtlüğün Peşine Cekeceğine 72 Millete Bir Nazarla Bak Biz Mazlumlarlayız

Ne Kadar Hak oluyor Bir bektaşi Balıkesirden kalkıp Askere Gitmiş Orda O Aleviyi Olduruyor oo Dagdakiler Bu Mu Hak işte ikiside Hak

Bir Kardeşliği OĞrenemediniz ???

zerdüst
30-12-2007, 07:07 AM
Ne gariptir ki cevap veren arkadaşların hiç biri kendi araştırmalarına dayanarak cevap verme gereksinimi duymuyor, buna ihtiyaçları yok ki zaten. Birileri söylemiş onlarda söylenenin basit sıradan taşıyıcısı durumdalar sanki. Acı bir durum.

Dersimlilik aynen dediğin gibi dostum belirli kriterleri var ve o kriterler Dersimli olmanın ölçütü ve barometresidir. Tıpkı inançların kadim inanç olan Zerdüştiliğin 'ZAMAN VE ZERVAN' ya da tekvinde geçen yaradılış destanındaki ADEN BAHÇELERİNDE başlayan yaşamdan belendikleri gerçeği misali. Kaynağa dönüş halinde olan ve kendine bunu dert edinen inançlar toplumlar kendi özüne dönüşü gerçekleştiremedikleri müddetçe; yozlaşma, çürüme, bitme, piçleşme [kendi gerçekliğinden kopma anlamında kullanıyorum], bir başkasının olma, kendi ne ait olamama, kendi celladına sevdalanmayla açıklamak mümkün... Bir diğer sorunda benim Kürt milliyetçiliği babınsa soruna yaklaşım gösterdiğim noktasındaki eleştiridir. yarası ve derdi olan gocunsun. Eğer kaynak beni oraya götürüyorsa hiç de alınmam, varsın Kürt olsun, yok kaynak Budizm ise ben bundan da irkilmem. Zerdüştiliğin etkilediği kos koca bir coğrafya var ve bu coğrafya da bir çok kadim kavim var. Taa Uyguristana kadar, bir zamanlar Özbekistan, Hindistana, Azerbaycan'a kadar etkisi altına alan Zerdüşti inanç bu coğrafyayı yaşama felsefi bakış ve toplumsal kurallar manzumesiyle etkisi altına almıştır. Kırılma yaşandı denecekse, Pers imparatoru Darius'un döneminde ki kırılmadır ya da Sasani dönemindeki Maniciliğin vahşice ortadan kaldırılma kırılmasıdır. Gene aynı biçimde İslamiyetin yarattığı kırılmadır. İleride daha genişçe açacağız dinleri ve inançları...

Fukara-i Abdal
30-12-2007, 07:11 AM
Elin Dili Konuşur,Molla Demişler
Nice Erenleri Hice saymışlar
Kur'anı bilmeyip dil Uzatışlar
Yüce Allah'ım Sana Havele EyLedim

Ulu Divanı bir Gun kurarsın
Suclu sucsuzu Sorarsın
Dini yalanlayanı kovarsın
Yüce Allah'ım Sana Havele EyLedim

Muhammed Dedi İki Emanet
Biri Kuran'dır Biride Ehlibeyt
Dedinya Yobaz cahile dikkat et
Yüce Allah'ım Sana Havele EyLedim

beni sen yarattın inkarım yok
Muhammed nebindir yalanım yok
Ali velin,Kur'an Yolundur Sözüm yok
Yüce Allah'ım Sana Havele EyLedim

Dermani Bu yoldakiler mollaysa
ben mollayım Allah Eyvallah
Bir Elim darda bir Elim İkrarda
Yüce Allah'ım Sana Havele EyLedim

zerdüst
01-01-2008, 02:35 AM
Aleviliğin kökeni ve Zerdüştlük inancı ile arasındaki bağ:
Aleviliğin kökeni [Bölüm I]
Alevilik gerçek anlamıyla araştırılıp incelendeiğinde, Aleviliğin gerek felsefi yönden, gerek kültürel, sosyal inanç alanında kutsadığı değerler açısından büyük oranda Mazda inancı ve Zerdüşt öğretisinin bir devamı olduğu, öz ve anlam itibarıyle her ikisi aasında büyük bir aynilik veya çok büyük bir yaklaşım benzerliği olduğunu açık bir şekilde görmek mümkündür. Bu temelde Mazda inancı ve Zerdüşt öğretisinin oluşum konusundaki belirlemelerine geçmeden önce, ona temel teşkil eden Zervan inancının bu konudaki mitolojisine değinmek gerekir.

Zervan (Zaman inancı) mitolojisi:

Çok eskilerde, Kürdistan'ın şimdiki Doğu Anadolu denilen alanlarında Zervan isimiyle anılan bir zaman tanrısına inanılmaktaydı. Hakkında pek çok yazılı belge bulunan bu inancın, Ermeni yazar Enzik tarafından yazılmış bir yazılı belgesinde mitoloji şöyle anlatılmaktadır.

Daha hiç bir şey yokken, gök yüzü ve dünya ve hiç bir varlık yokken, gökte, yer üstünde bir şey vardı ki adı Zervan'dı. Bu, kader ve mutluluğun anlamına gelir. Bu Ahura Mazda (Ormizd) adında bir oğlunun olması için bin yıl süreyle kurbanlar sundu. Böylece doğacak olan Ahura Mazda adındaki oğlu; yeri, göğü ve ne varsa yaratacaktı. Bin yıllık kurbanlar sunmasından sornra düşünmek iççin çekildi ve dedi ki:

Sunduğum kurbanlar neye yarayacak? Benim Ahura Mazda adında oğlum mu olacak ya da boşuna mı bu kurbanları sundum? Bunları düşündüğü süre içinde Ahura Mazda ve Ahriman ana rahmine düştüler. Ahura Mazda kurbanların sunulduğunda, Ahriman ise bu düşünceye daldığı surada oluştu. Zervan bunu öğrenince dediki:

İki oğlum ana rahminde, onlardan hangisi önüme gelirse onu kral yapacağım. Ahura Mazda babasınn bu düşüncesini öğrenince kardeşi Ahriman'la konuştu. Dediki:

Babamız Yervan düşünüyor ki; hangimiz önce önüne çıkarsa onu kral yapacak. Ahriman bunu duyunca. anasının karnını yararak çıktı ve babası Zervan'ın önüne geldi. Zervan onü görünce tanımadı ve sordu:

Kimsin? dedi. Ahriman da:

Ben senin oğlunum dedi. Zervan ona dediki:

Benim oğlum bereket kokan ışıktır, fakat sen kıtlık kokan karanlıksın. Bunlar konuşulurken, Ahura Mazda zamanında doğup, bolluk ve berekt kokan ışık olarak babası Zervan'ın önüne geldi. Zervan onu görünce oğlu Ahura Mazda olduğunu bildi. Onun için kurbanlar sunmuştu. Hangi eliyle kurbanlar sunmuşsa o eline bir çubuk aldı Ahura Mazda'ya verdi ve dedi ki:

Şimdiye kadar ben senin için kurbanlar sundum, bundan sonra sen benim için kurbanlar sunmalısın. Zervan çubuğu Ahura Mazda'ya verince Ahriman geldi ve Zervan'a dedi ki:

Sen söz vermedin mi? Ki benim oğullarımdan hangisi önce önüme gelirse onu kral yapacağım? Şimdi sözünü bozuyorsun. Zervan da Ahriman'a dedi ki:

Seni yalancı ve kötülüklü, ben sana 9000 yıllık krallık verdim, fakat Ahura Mazda'yı senin üzerine hükümdar yaptım. 9000 yıldan sonra Ahura Mazda kral olacak ve o ne istiyorsa onu yapmakta serbest olacak.

Bundan sonra Ahura Mazda ve Ahriman varlıkları yapmaya başladılar. Ahura Mazda ne yapıyorsa iyi ve haklı iken, Ahriman ne yaptı ise kötü ve haksız idi. Ahriman gördü ki, Ahura Mazda iyi ve haklı şeyleri yapıyor ve yaratıyor,ama ışığı yapmasını bilmiyor. Bunları devlerine anlattı ve dedi ki: 'Ahura Mazda bu kadar güzel ve iyi şeyleri yapmasına rağmen bunlar karanlıkta kalırlarsa, bunlar bir şeye yaramaz. Çünkü o ışığı yapmasını bilmiyor. Ahura Mazda akıllı olsa annesinin yanında oturur ve böylece güneş doğar.' Ahriman, bu sırrın açıklanmaması için emirler verdi. Fakat bunu duyan dev Mahmi hemen Ahura Mazda'ya gidip her şeyi analttı', diye belirtilir.

Bu inancın tanrısın isminin Zervan olmasından dolayı, bu inanca Zervanizm denilmektedir. Bu inançta tanrı anlamlandırılırken, bazen uzay ve esas da zaman olarak nitelenmektedir. Bu tanrının ismine Kürt olan bölgenin Huri halkının Kuzey Mezopotamya'da kurdukları Nuzi devletinin yazılı belgelerinde rastlanırken, daha sonraları Yunan yazılı belgelerinde de bu tanrının ismine rastlanmaktadır.Bu tanrının gün ve zaman tanrısı olduğu belirtilir.

4. yüzyıl belgelerinde anlatıldığı gibi, M.Ö. 3. yüzyılda yaşamış olan Berosos'un bir yazısında, Zervan'ın dünyayı yöneten tanrısal bir yapı olduğu belirtilir. Nizip'li yazar Mar Abbas, Zevan'ı mitolojik olguların meydana getirdiği ve varlığı halk tarafından kabul edilen bir tanrısal olduğunu belirlerken, yer yer bu tanrıyı zaman, yer yer de uzay olarak anlamlandırdığı görülür.

Damaskius (M.S. 453-533) un belirrtiğine göre, bu inanca mensup olanların aydınlık ile karanlık gibi, iyi bir tanrı olan Zervan'a ve kötü bir tanrı olan Ahriman'a inandıklarını belirlerken, yine bazı yazılı belgelerde Zervan, zaman zaman kutsal bir tanrı, bazan da bölge veya mekan olarak değerlendirilir.

Bu inanca göre tanrısal bir yaratık olan insanların kaderlerini belirleyen tanrı Zervan, onların iyi olan Ahura Mazda, ya da kötü olan Ahriman'a bağlanmaları konusunda etkin bir tavır alır. İnsanların ruhlarının, iyi olan Ahura Mazda'ya bağlanmaları ve bağlılıklarını sürdürmeleri için başlıca tanrısal kutsallıkları da yarattığı belirtilir.

Bu inançta iyi ile kötünün daha başlangıçta karşılaştıkları belirlenirken, Tanrı Zervan'ın iyi olan yirmi dört tanrısalı bir yumurtaya yerleştirdiği sırada, Ahriman'da var olan veya onun var ettiği aynı sayıda ki kötü olan ruhun da yumurtayı deldiği ve içine girerek, bunların,iyi olan tanrısalların ışıklı ve parlak yapılarına katılmak istedikleri, ve böylece yumurta içinde iyi ile kötünün birbirlerine karışmış oldukları belirtilir.. Ancak burada, yumurta ile gerçek anlamda yumurta kastedildiği gibi, bu inanca göre uzayda kristal bir yumurtadır. Böylece iyi ile kötü veya zıt güçlerin, daha evrende hiç bir şey oluşmamışken uzada ruh halinde iç içe karıştıkları analtılmak istenmektedir.

Yine Ermeni yazar Enzik'in bir yazısına göre. "Ahura Mazda kardeşi olan Ahriman'ı bir eğlenceye davet etti. Ahriman geldi. Fakat yemek yemeği çocukların yarışması şartına başladı. Bu yarışma için her iki baba bir hakem ararlarken kimseyi bulamadıklarından, bunun için güneşi (tanrı Mitra'yı) yarattılar. Sonuçta ise Ahriman'ın çocukları Ahura Mazda'nın çocuklarını yendiler." Diye belirtir.

Zerdüşt öğretisinde oluşum:

Zerdüşt'ün, uzayın oluşum konusundaki öğretisi bizzat kendisi tarafından yazılmış olan eski Gatha bölümlerinde mevcuttur. Üçüncü Gatha olarak adlandırılan Yasna otuz, uzayın veya evrenin oluşumunu anlatan bir şiirdir. Bu şiir de dünyanın ve uzayın oluşumu anlatılırken, birbirlerinin karşıtı olan iki ruhsal gücün çelişkileri ve savaşımları ile oluştukları belirtilmektedir. Bu ruhsal güçlerden biri düzen va haklılığı, iyiliği ve güzelliği oluşturmaya çalışırken, düğeri ise düzeni bozan, haksızlık yapan, kötülük ve çirkinlikleri oluşturan bir ruhsal güçtür.

Zerdüşt öğretisinde, bu ruhsal güçlerin her şeyi oluşturmaları şöyle anlatılır. "Ve kendinden tüm varlıkları oluşturdu. Varlıkları oluşturunca onları gövdesinde taşıdı. Böylece devamlı olarak çoğalıp büyüdü ve her şey giderek güzelleşti. Sonra diğerlerini birbiri arkasında var etmeğe başladı.

Ve sonra kafasından göğü,
Ve yeri ayaklarından var etti,
Ve suları göz yaşlarından,
Ve bitkileri tüylerinden,
Kaynak ya da referans isteyen meraklısına ithaf olunur:
mezopotamya.biz

zerdüst
01-01-2008, 02:36 AM
[Bölüm II]
Ve ateşi kendi anlamından var etti." (Riv.Dat.Den.XiVi 3-5, 11, 13, 28) Diye belirlerken, burada esas olarak anlatılanın tanrının kendsi, yani Ahura Mazda olduğu açıkca belirlenmektedir. Bu anlatımla Kürt halkının tanrıya neden Xa-de (kendini veren veya kendinden veren) diye adlandırdıkları da ortaya çıkmaktadır. Böylece uzayda var olan, görünen ve görünmeyen her şey tanrının, görünen veya görünmeyen parçalarıdır. Bu varlıklardan her biri olan insan da tanrının bir parçasıdır. Diğer tüm varlıklarla ortak özelliği, hepsinin, tanrının kendisinden birer parça olarak var etmiş olmasıdır. Bu temelde tüm varlıklar ve insan tanrının parçaları olark kutsaldırlar.

Yine burada tanrının oluşturdukları varlıkları gövdesinde taşıdığı ve onların büyüyüp çoğalmalarından sonra, gövdelerinden bıraktığı belirlenir. Bu analmıyla Kürt halkının tabiata neden Xa-za (kendini doğurdu, veya kendinden doğurdu) dedikleri de ortaya çıkmaktadır. Bir Pehlevi rivayetine göre,..'Tanrı olan sonsuz ışık dev bir gövde oluşturdu ki, onun paçaları dünya parçaları oldu'. Diye açıklarken, bulunan bir başka yazılı belgede ise tanrı Ahura Mazda'nın 'Ben dünyayı tamamen kendimden var ettim. ...' Dediği belirtilir.

Yukardaki şiirsel belirleme de anlatıldığına göre, tanrı önce göğü, sonta yeri, arkasından suları, sonra bitkileri, ondan sonra da ateşi var etmiştir.

Zerdüşt öğretisi ile ilgili yazılı kaynaklara göre de, "her şyi bilen tanrı Ahura Mazda yanlız başına göğün yedinci katında yaşıyordu ve sonsuz olan hükümdarlığında tek başına idi.

Bunun üzerine kendisinin hoşuna gidecek ve seveceği bazı şeyleri var etmeye karar verdi. Ahura Mazda neyi ne şekilde düşünüyor idiyse, onlar o şekilde var oldular. En önce parlayan güneş olarak Mitra'yı düşündü. Çünkü tanrı Ahura Mazda, ışık verip parlayan şeyleri severdi. Bu nedenle de tüm var ettiği tanrısallardan en çok da Mitra'yı severdi.

Mitra'nın yanına 'Maonha', zayıf ve titreyen ışıklı Ay'ı var etti, Maonha ile Mitra günü bölüştüler. Işıkları Mitra'nınkiler kadar güçlü olmadıkları için günün başlangıcını (ki bizler ona gece diyoruz) üstlendi. Fakat ışıkları çok zayıf olduğu gibi, bazanda tamamen sönmekteydi. Bu durumu gören tanrı Ahura Mazda, ona yardımcı olarak parlayan paltosu ile Tişhtra'yı verdi. Bu paltosunda ki parlayan yıldızları ile yıldız tanrısalı oldu.

Bunun üzerine Mitra'da tanrı Ahura Mazda'ya rica ederek, 'Sen Maonha'^ya bir yardımcı kardeş verdin, bana da bir kardeş ver ki, ben de yanlızlıktan kurtulayım', dedi.

Ahura Mazda da Mirtra'ya ateş ruhu olan Atar'ı ve yıldırım tanrısalını var edip verdi. Mitra, onlarında kendisi gibi ışık saçtıklarını görünce sevindi. Sonra tanrı Ahura Mazda, Vahu adındaki hava tanrısalını var etti. Daha sonra da suyu var etti. (Burada sıralama olarak ateş, hava ve su sıralaması verilmektedir.)

Göğün yedinci katında tanrı Ahura Mazda bu varlıkları ile yaşarken, bunların kendisinden aşağıda, kendisi ise yukarıda seyredebileceği yer yüzünde, dünyada yaşamlarını düşündü ve böylece dünya var odldu Dünyada ki dağlar; kayalar, ovalar, sular, bitkiler ve hayvanalr, tanrı Ahura Mazda'nın düşüncesinde var oldular.

Dünya yüzeyinde çok uzun süre yaşıyan bu tanrısallar, tanrı Ahura Mazda'ya çıkarak kendilerinin hüzmetinde olacak varlıkların oluşrulmasını istediler. Ahura Mazda, bu varlıkların ne şekilde olması gerektiğini sorunca, tanrısal Anahita 'Büzlere benzemeleri gerekir derken', tanrısal Atar ise 'Onların tamamen değişik olmalarını istedi ve onlarla eğlenebilelim', dedi.

Ahura Mazda'da tanrısal Anahita'nın isteği doğrultusunda, yani tanrısalların benzeri olarak insanı, tanrısal Atar'ın isteği doğrultusunda ise boğayı var etti. Uzun süre içerisinde insanlar çoğaldı. İnsan ırkları giderek meydana gelirken, boğadan da tüm diğer hayvanlar meydana geldi.

Tanrı Ahura Mazda, yeryüzündeki insanların çoğalıp tanrısallara bağlandıklarını, onlara hizmet ederek esas var edeni unuttuklarını gördü. Bunun üzerine insanlara yardım etmek ve onları mükafatlandırmak için, onları tanrı Ahura Mazda'ya yakınlaştıracak birini düşündü. Bu ise, kendisi ve tanrısallar arasında bir konuma sahip olacaktı. Bu da gerçekler olup, nereye gönderilirse orada gölge olmayacaktı. Onun niteleiği temizlik olacak, inanmayanlar için, ona yaklaşılması ve erişilmesi imkansız, ama ona inanıp yönelenler için, her zaman erişilir ve yanlarında olacaktı.

Tanrı Ahura Mazda, bunu var edip insanlar arasına gönderince, insanalr onu istismar etmeye başladılar. Böylece insaların kendilerine yardımcı olan ve kendilerine güzel şeyleri getireni, kötü değerlendirip istismar ettiklerini, tanrı Ahura Mazda gördü. İnsanların yaptıkaları tüm kötülükler yerin altına girer. Orada tüm kötülüklerin toplandığı bir yer vardır. Orada tüm kötü düşünceler, bütün kötü sözler ve tüm kötü yapılanlar orda birikir. Dünyanın oluşumu ve insanın varlığından beri orada çok kötü olan ile yanlışlıklar birikmiştir. Burada toplanmış olan kötülüklerin birikiminden kötülük tanrısı Ahriman denilen kötü ruh meydana geldi. Ahriman kendisini Ahura Mazda ile aynı derecede eşit görmeye başladı, dediki: 'Eğer sen yedi kat yerin üstünde, gökte kalırsan, ben de yedi kat yerin altında kalacağım ve senin bütün yaptıklarını harab edeceğim', dedi.

Tanrı Ahura Mazda'nın gerçeklerine karşı , Ahriman yalanı var etti; Yalan ilk bakışta güzel görünümlüdür. İnsalara o kadar dostça ve sevgice istenilen derecede iyi görünümlüdür. Gerçekler ise daha sevimsizdirler. Bu nedenle insanlar yalana akın ederken, kendilerinin aldatıldıklarını göremezler. Aldatıldılarını öğrenseler bile, bu defa gerçek olmayan yalan şeyleri de görüp, öğrenmiş olurlar. Böylece Ahriman üç şey dha ver etti;

istekler,
korku,
yalan.

Tüm bu oluşum süreçlerinde Mazda inancı ve Zerdüşt öğretisine göre Ahura Mazda ve Ahriman ile anltılmak istenen nedir, oluşumdaki etkileri nelerdir sorusu önem kazanır.

Zerdüşt öğretisine göre bunlar başlangıçta ikizler olarak var oldular ve sonsuza ya da kıyamate kadar da olacaklardır. Bunların ikizler olarak başlangıçta var oluşları veya Zervanizm'e göre bunların, anne karnında ikizler olarak var olurlarken, kastedilen, evrende güneşten başka hiç bir şeyin olmadığıdır. Mazda, güneşte var olan iyilik ışınları ve enerji iken, kötü olarak değerlendirilen Ahriman ise güneşin yapısında var olan maddesel yapıydı. Bunlar güneşten doğduktan sonra evrendeki mücadeleleri de başlamıştır.

Bu anlamde Mazda inacında ve Alevilikte olduğu gibi evrende görünen ve görünmeyen her türlü varlık veya oluşumda tanrı vardır.

1-Tüm bu varlık ve oluşumlar, tanrı olarak tkabul edilen güneşin, yani ateşin kendi yapısından parçalar olmaları nedeniyle vardır. Çünkü; parça bütünün tüm özelliklerini ve niteliklerini kendi yapısında taşır. Tanrı olan güneşin yapısından parçalar olarak oluşan bütün varlıklardaki, güneşteki tüm tanrısal nitelik ve özelliklerini taşırlar. Böylece görünen ve görünmeyen her şeyde tanrı vardır deyimi Alevi-Kızılbaş anlayışındaki doğru yaklaşımı açığa çıkarır.

2-Yine tanrı olan güneş, yani ateş, kendi kutsal ışınları ile tüm maddesel ve ruhsal yapılara ve oluşumlara etkide bulunarak onların bünyelerine girmiştir.

Zerdüşt 'Her şeyde ateş (tanrı) vardır. Bunların bazılarında bu görülebilir, bazılarında hissedilebilir, bazılarında da görülmesi veya hissedilmesi için onların yapılarını değişime uğratmak gerekir.' Diye belirlerken; Mazda ve Kızılbaş-Alevi inançlarına göre her şeyde tanrı vardır veya her şey tanrının bir parçasadır deyimlerinin felsefi kaynakları da ortaya çıkmış olur. (Bkz. kaynak Ethem Xemgin: Mazda İnancından Aleviliğe cilt I)
Kaynak ya da referans isteyen meraklısına ithaf olunur:
mezopotamya.biz

Fukara-i Abdal
01-01-2008, 06:17 AM
Bismişah Allah Allah

Zerdüşt Olmanızda kendinize Buldugunu o Tanrılar Hurefeden İbarettir Ayrıyetten Buda Kızmazmı Biraz Budisttinizya Yoksa Musevi idiniz Musa yada İSevi Diniz İsa Kızmamı Sİmdi Size ????

Syn Zerdüşt Ateş Soner Su Doktugumuzde O zaman Su Ateşin Tanrısımı ??
Güneş Geceleri Başka Yeri gidiyor Sonuyor diyeli m gece oluyor ? Neden Hep Durmuyor..
Kışın Düşüyor Sıcaklığı Dunayda Darılıyormu Yoksa ?

Alevlikte Her Seyde Tanrının Birliğini Kabul Etme Kur'anda Her Seyi Kendisinin yarattığını yani her Seyin Sahibi o Oldugunu belirtir yani kendi Vecdinden Kendi Tecellisinin den yaratmıştır....

SAdece O Vardır


Alevilikteki değilde Türklerin veO zamanki Zerdüştlüğü yaşayan Diğer İnsanların Alevilik ile tanışması İmam Hüseyin Olayı ile Kendilerine Katletmeye Gelen Emevilerin Bu oyunu ile aynı olması dolayısı ile İmam Hüseyinni Buyuk Bir Pir Sahib olarak Kabul EDip O nun dini ni almıştır..

İstediğin Tarih Kitaplarına bakabilirsin Herkes bunu Sadece Türk Değil Bütün Yabancı kaynallar tarihçiler Kabul ediyor..

Alevilik İmam Hüseyinin yaşayışıdır ...Gerisi Hikaye İspat Cumle Erenler Evliyalar

Syn Zerdüşt Bir tane Alevi Ozanlarında yedi Ulu ozanın bir Şiirinde Zerdüşt GEctiğini Gormedim Aslı Yoksa Siz Verin birtane Ornek ???

Olmadı ben size Allah Muhamme dALi geçen binlerce Şiir Orenk Soylerim

Siz Ben Muhammed Benim Peygamberim Değil dediniz

Pir Sultan Dediki Şiirlerin Allah Muhammed Ali diye,Mürşidim Muhammed Rehberi m Ali'dir Demiş

İmam Hüseyinin Dedesi Muhammed Mustafayı inkar ettin kendinden gormedin İmam Hüseyinde Seni kendine Talibmi gorur Sandın ..

Sen İmam Hüseyini Sevebilirmisin Muhammed Mustafa gibi



Başka Hangi Pire Gidersen Git aynı seyi soyler
Seyyit Rızada Allah Bir Muhammed Ali dedi

Ama SEn Pirininin sözlerini İnkar Ettin !!!

Alevilikte Düşkün sayılmalardan biride Pirinin Rehberinin Mürşidinin Sözünü dinlemeyenler,İnkar edenler Düşkün Sayılır ...

Alevilkte Anadolu Ocaklarında Kurallara Gore İkrarınızdan Donup Düşkün Sayılmışsınız Bunu gidelim istediğiniz Dedenin yanında Soyleyelim Sizi Düşkün ilan Eder benim Sozume İtimat Etmiyorsanız Siz
Kendi Aslını zolan Erenlerin Anadolu Abdallarının Sozu Olan seyleir yalanlayaıp Alelviğe diger inançları aldınız Muhammediliği yani Muhammed PEygamberi yalanladanız Kendinizi ondan saymadınız O Halde Düşkünsünüz '''

Aslını İnkar Edene Yuf, Muhammed'i Mürşid Ali'yi Rehber saymayana Yuf ,İnkar Edene Yuf

GErçeğe Hü

zerdüst
01-01-2008, 10:48 AM
sana inan cevap vermek içimden gelmiyor. Yazdığın cümlerler, sözcükler, anlamlar bir biriyle çatışma halinde. Sözcükler küskün, cümleler dargın, içerik kırgın. Anlamlar bezgin bırak sen bunları dermansız dostum. Sana göre değil.

zerdüst
01-01-2008, 10:55 AM
Bak dermansız dostum ben bu yazıları sana cevap olsun diye yazmıyorum sakın, olaki sana cevap olsun diye gönderilmiş yazılar gözüyle bakma. Lütfen, biraz engin gönüllü ol, yazdıklarını anlayan beri gelsin. Kelimeler çarpışıyor, sözcükler savaş halinde, anlamsız paragraflar, sana tavsiyem oku ve araştır sonra tartışmalara katıl.

Fukara-i Abdal
01-01-2008, 11:15 AM
Sene bin ikiyüz seksen ikide
Bir Gammaz çoğaldı,bir de dil iti
Can-u dilden üstadının buyruğun
Tutmaz amma öğüt veriri hal iti

hem altınım Hem De gümüşüm diyor
Bunca Soohbetleri demişim diyor
Kimi şal giyinir dervişim diyor
Ara yerde Şunun gibi çul iti

Bana Derler bulduğunu yitirmiş
Özüne kibirlik benlik getirmiş
Kimi Gördün Cihana sohbet yitirmiş
ara yerden kesilmezse dil iti

Hak korku vermemiş hariç kimseye
Ne Muhammed'e Ümmet,Nede İsa'ye
Ne Camiye gider ne kiliseye
Ara yerde yeler gezer mal iti

Kul Mustafa'm eydür ol Hakk'a yakın
Sabrile Selamet bul Hakk'a yakın
El Ne derse desin Sen seni sakın
Ürme Senden geri kalmaz el iti




Münkirler didar görmedi
gitti vızıdı vızıdı
Al evladı Hak demedi
Kaçtı Tozudu tozudu

Yalancıdır yalan söyler
Haddince ummanı boylar
Güzel Şah Onları neyler
Gezer Azıdı azıdı

Münikrler Şahıma Küser
Yok Ondan İmandan eser
SAkalın Bıyığın keser
Lanet kazıdı kazıdı

Teslim Abdal hayran Düşer
Müminim der Yoldan Şaşar
Şeytanlar Yüzüne İşer
Eteğin Çözüdü çözüdü




Sefer otur yerinde arif
Dur Görelim Kamilsin
Bir yapıya Duvarını
ör görelim kamilmisin

Yapın Kup ise direk has
Eylemeyerek bir kadem bas
İçersein Sevdayı tas tas
Der Görelim Kamilmisin


GERÇEĞE HÜ

Fukara-i Abdal
01-01-2008, 11:19 AM
Seyn Zerudüşt Bir Cevapla Hele

Hayatınızda Tevella Ve Tebberra Vardır Bilirmisin..

Yol itikat İmam Hüseyinden ise Neden Eylemesin Muhammede Biat ???


Ali dersin Al Muhammedin Kendisidir Ol aynadan Goruntusudur Ali'dir Muhammed Muhammed Ali Muhammedİ Sayman Ali'yi nasıl sever Sole hele bir

Ali Canını ortaya Koydu Muhammed Mustafa Hicret Ederken yatagına Yattı

Savaşta Muhammed Mustafa Edrikni ya Ali dedi Ali canını koyarak Siper Etti govdesini Zulfikarı Verdi Muhammed ona Ve dediki ''LA FETA İLLA LA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR'' Ki Sen Peygamber nasıl Gormezsin ki kendini Aleviliğe sayarsın ??

Fukara-i Abdal
01-01-2008, 11:23 AM
Ah Bu Arada Bir Acıklarmısın Syn Zerdüşt

Pir Sultan Diyorki

Medet Ya Muhammed Medet Ya Ali
Ya Muhammed Sana İmdata Geldim
Karlı Dağlar Gibi yığdım Günahı
Ya Muhammed Sana Mürvete Geldim

Sen Pir Sultan Abdal Diyorsun Ama Pir Sultan Abdal Muhammed demiş ?? Peygamber Demiş

comandante
01-01-2008, 12:19 PM
Bence Aleviliğin kaynaklarını İslam dışında aramak ALeviliğe karşı yapılmış en büyük hakarettir. Mum söndü neyse buda odur.

Her cemde Allah Allah , Allah Muhammed ya Ali diyerek yeri göğü inleten , Muharremde Kerbela yası tutan , Kur'an'ı özümseyerek yaşatan , din görevlileri bile Peygamber soyu olan bir toplum üzerine söylenecek başka ne olabilir.
Bunu tartışmak en büyük hakarettir.

Aleviliğin İslam dışı olduğunu vurgular kende referans alınan noktalar bile ayrı bir komedi mi desem trajedi mi desem artık bilmiyorum .


Dermani can ''dibi delik tasda Hakk'ın suyunu uğraşma boşuna dolduramazsın , dolduramazsın . '' Gönül kendini kapadıktan sonra kulağını açmış ne fayda .