Diyar
19-12-2009, 02:50 AM
“Yezid’in Başımı Kopardığını Duyarsanız, Biliniz ki O Baş Biatsızdır.”
Adını Hz Peygamber koymuştu Hüseyin. Hüseyin altı aylıkken doğup yaşayan mucizevi bir insandı. Gururluydu. İnançlarından taviz vermez, geri dönmez kararlı bir ruha sahipti.
http://www.habercem.com/imgs/0.gifPeygamberin en çok sevdiği, kızı Fatma’ya “bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir” diyerek çıkıştığı derecede değer verdiği torunuydu. Yine peygamberin “onlar benim dünyadaki iki demet çiçeğimdir” dediği iki torunundan biriydi. Ama peygamberin ölümünden sonra ne onun tasavvur ettiği dünya kalmıştı, ne de o dünyaya bıraktığı iki demet çiçeği. Çiçeklerden biri olan Hasan hem halkı, hem de eşi tarafından ihanete uğramış ve ölmüştü. Sırada ikincisi vardı. O da ihanete uğrayacak, ancak baş eğmez, taviz vermez inançlı duruşuyla asırlara varan simge bir isim olacaktı.
Ağabeyi Hasan’ın Muaviye ye biat etiği günlerde isyankar bir biçimde buna karşı çıkmış, sonra Muaviye ölüp Yezid halifeliğe geçince ona da karşı çıkmış, ve kendisinden Yezid’e biat isteyen dönemin Mekke valilisine
“Şu dünyanın gidişatına bak ya Velid…Haksızlık ağaçlar gibi büyüyüp dal budak salar oldu. Muaviye zaten bin bir hile ile halifeliği ele geçirmişti. Bu da yetmezmiş gibi şimdi oğlu Yezid halifeyim diye hak iddia ediyor.” demişti.
Hüseyin bu açıklamadan sonra Yezid’e boyun eğmeyeceğini ilan etti. Önce Mekke’lilere hitaben şunları söyledi:
“Zalimler her yanı tuttu. Müslümanlar onların kulu kölesi yapıldı. Bugün imansız kişiler iş başındadır. Ey halk! Bize haklılığımızda yardım etmezseniz zalimlerin esareti üzerinizde olacaktır. Peygamberimizin dininin nuru sönecektir.”
Sonra dedesinin, babasının mezarını ziyarete gitti. Mekke’den ayrılacaktı. Dedesinin kabrinin başında
“Senin yanından istemeyerek ayrılıyorum. Seninle aramıza girdiler. Şarap içen günahkâr Yezid’e baş eğmeye zorladır. Bunu yaparsam kâfir olurum. Yapmazsam beni öldürürler Resulullah!” diyerek hem atalarıyla hem de Mekke topraklarıyla son kez vedalaştı. Kardeşleri aile üyeleri ve yeğenleriyle Medine’ye gitti.
Yezide biat etmemişti. Medine’ye gitmesi Kufelilerce bir başkaldırı olarak düşünüldü. Kufeliler birleşerek Hüseyin’e mektuplar yazmaya başladılar. Mektuplarda Emeviler’e, dolayısıyla Yezid’e karşı kendisini tüm güçleriyle destekleyecekleri yazılıydı. 680 yılıydı. Üst üste kendisine ulaşan davet mektuplarına ortak bir yanıt yazdı. Bu mektupta halifenin ancak Kuran’a inanan ve adalete hükmeden, hakka boyun eğen kişilerin hakkı olduğunu, peygamberin yolunun öldürüldüğünü, yerine uydurmaların geçirildiğini bildirdi. Mektupla birlikte yakın adamı Müslüm’ü Kufe’lilerin niyetlerinin ciddiyetini öğrenmek için oraya yolladı. Temmuz ayıydı. O yaz sıcağında at sırtında soluk soluğa Kufe’ye varan Müslüm, Hüseyin adına biat almaya başladı. 15 bin civarında kişi Hüseyin’e biat etmişti. Bunu duyan Yezid küplere bindi. Önce Kufe valisini görevden aldı. Yerine zalimliği ve Yezid gibi kan içiciliğiyle tanınan Ubeydullah’ı atadı. Ubeydullah’a “derhal Müslüm’ü yakala , öldürüp başını bana yolla, Kufe’de Ali soyundan kimseyi sağ bırakma!” emrini verdi. Bu emir verilirken Müslüm Kufe’lilerin kendilerine biat ettiğini Hz Hüseyin’e mektupla bildirmişti. Mektup Hüseyin’e ulaştığında Müslüm yakalatılıp öldürülmüştü. Cesedi Kufe sokaklarında sürüklenmiş, kellesi Yezid’e yollanmıştı. Bu olay Kufelileri bir kez daha çark ettirdi. Bir çoğu Hüseyin’e biattan vazgeçtiler. Hüseyin bu olanlardan habersiz 9 Eylül 680 de Kufe’ye doğru yola koyuldu. Kufe’ye geldiğinde acı gerçekle yüz yüze geldi. Müslüm öldürülmüştü. Kufe sokakları yüzlerce kesilmiş başla doluydu. Bu zulüm ve ihanet şehrinin ortasında 70-80 kişiydiler. Hepsi de haktan yana, peygamberin ehlibeytinden yanaydılar. Hepsi bir birinin akrabalarıydı. Başlarında Hz Hüseyin vardı. Karşılarında Yezid’in görevlendirdiği ve ilk Müslümanlardan Ebu Vakkas’ın torunu Ömer vardı. Hüseyin’den, Yezid’e biat etmesi isteniyordu. Babasının, abisinin hilelerle kurban gittiği Kufe de kendisi de büyük bir saldırı ve ihanetle karşı karşıyaydı. 10 bin kişilik bu orduya hükmeden Ömer’i yanına çağırttı. Başından aşağı salınan yeşil serpuşunun altından siyah saçları gözlerinin üstüne salınıyordu. Tombul gürbüz suratı, kan kırmızı kesilmişti. Ok gibi kirpiklerinin altındaki hiddetli, sitemkâr bakışlarıyla Ömer’in karşısına çıktı:
“Yazıklar olsun sana! Senin baban, benim savunduğum islamı yükseltmek için canını ortaya atanların en başındaydı. Sen şimdi sapıkların koruyucusu olmuşsun. Ey Ömer ! Bu sözleri senden yardım almak için söylemiyorum. Yanlış yoldasın. Yanlış yolda olduğunu göstermek benim için borçtur. Yezid soyuna uyup peygamber soyuna kılıç çekmenin azabını düşün. Bu suçu hiçbir dünya malı ile gideremezsin.”
Ömer bu sözlerden pek etkilenmese de bu görüşmeyi duyan Yezid, ordunun komutasını Şimr adlı birine devretti. Ne Ömer, ne Şimr Hüseyin’i Yezid’e biat etmeye ikna edebildi. Etrafı sarılan Hüseyin ve aile üyelerine
“Ya teslim olup Kufe’ye götürüleceksiniz, ya da hepiniz susuz bir yerde konaklayacaksınız.” emri bildirildi. Teslim olmayı reddetti Hüseyin. Çoluk çocuk, büyük, küçük 70-80 kişi, 16 bin kişilik bir ordunun çembere aldığı Kerbela denilen susuz yere götürülecekti.
Adını Hz Peygamber koymuştu Hüseyin. Hüseyin altı aylıkken doğup yaşayan mucizevi bir insandı. Gururluydu. İnançlarından taviz vermez, geri dönmez kararlı bir ruha sahipti.
http://www.habercem.com/imgs/0.gifPeygamberin en çok sevdiği, kızı Fatma’ya “bilmez misin ki onun ağlayışı beni incitir” diyerek çıkıştığı derecede değer verdiği torunuydu. Yine peygamberin “onlar benim dünyadaki iki demet çiçeğimdir” dediği iki torunundan biriydi. Ama peygamberin ölümünden sonra ne onun tasavvur ettiği dünya kalmıştı, ne de o dünyaya bıraktığı iki demet çiçeği. Çiçeklerden biri olan Hasan hem halkı, hem de eşi tarafından ihanete uğramış ve ölmüştü. Sırada ikincisi vardı. O da ihanete uğrayacak, ancak baş eğmez, taviz vermez inançlı duruşuyla asırlara varan simge bir isim olacaktı.
Ağabeyi Hasan’ın Muaviye ye biat etiği günlerde isyankar bir biçimde buna karşı çıkmış, sonra Muaviye ölüp Yezid halifeliğe geçince ona da karşı çıkmış, ve kendisinden Yezid’e biat isteyen dönemin Mekke valilisine
“Şu dünyanın gidişatına bak ya Velid…Haksızlık ağaçlar gibi büyüyüp dal budak salar oldu. Muaviye zaten bin bir hile ile halifeliği ele geçirmişti. Bu da yetmezmiş gibi şimdi oğlu Yezid halifeyim diye hak iddia ediyor.” demişti.
Hüseyin bu açıklamadan sonra Yezid’e boyun eğmeyeceğini ilan etti. Önce Mekke’lilere hitaben şunları söyledi:
“Zalimler her yanı tuttu. Müslümanlar onların kulu kölesi yapıldı. Bugün imansız kişiler iş başındadır. Ey halk! Bize haklılığımızda yardım etmezseniz zalimlerin esareti üzerinizde olacaktır. Peygamberimizin dininin nuru sönecektir.”
Sonra dedesinin, babasının mezarını ziyarete gitti. Mekke’den ayrılacaktı. Dedesinin kabrinin başında
“Senin yanından istemeyerek ayrılıyorum. Seninle aramıza girdiler. Şarap içen günahkâr Yezid’e baş eğmeye zorladır. Bunu yaparsam kâfir olurum. Yapmazsam beni öldürürler Resulullah!” diyerek hem atalarıyla hem de Mekke topraklarıyla son kez vedalaştı. Kardeşleri aile üyeleri ve yeğenleriyle Medine’ye gitti.
Yezide biat etmemişti. Medine’ye gitmesi Kufelilerce bir başkaldırı olarak düşünüldü. Kufeliler birleşerek Hüseyin’e mektuplar yazmaya başladılar. Mektuplarda Emeviler’e, dolayısıyla Yezid’e karşı kendisini tüm güçleriyle destekleyecekleri yazılıydı. 680 yılıydı. Üst üste kendisine ulaşan davet mektuplarına ortak bir yanıt yazdı. Bu mektupta halifenin ancak Kuran’a inanan ve adalete hükmeden, hakka boyun eğen kişilerin hakkı olduğunu, peygamberin yolunun öldürüldüğünü, yerine uydurmaların geçirildiğini bildirdi. Mektupla birlikte yakın adamı Müslüm’ü Kufe’lilerin niyetlerinin ciddiyetini öğrenmek için oraya yolladı. Temmuz ayıydı. O yaz sıcağında at sırtında soluk soluğa Kufe’ye varan Müslüm, Hüseyin adına biat almaya başladı. 15 bin civarında kişi Hüseyin’e biat etmişti. Bunu duyan Yezid küplere bindi. Önce Kufe valisini görevden aldı. Yerine zalimliği ve Yezid gibi kan içiciliğiyle tanınan Ubeydullah’ı atadı. Ubeydullah’a “derhal Müslüm’ü yakala , öldürüp başını bana yolla, Kufe’de Ali soyundan kimseyi sağ bırakma!” emrini verdi. Bu emir verilirken Müslüm Kufe’lilerin kendilerine biat ettiğini Hz Hüseyin’e mektupla bildirmişti. Mektup Hüseyin’e ulaştığında Müslüm yakalatılıp öldürülmüştü. Cesedi Kufe sokaklarında sürüklenmiş, kellesi Yezid’e yollanmıştı. Bu olay Kufelileri bir kez daha çark ettirdi. Bir çoğu Hüseyin’e biattan vazgeçtiler. Hüseyin bu olanlardan habersiz 9 Eylül 680 de Kufe’ye doğru yola koyuldu. Kufe’ye geldiğinde acı gerçekle yüz yüze geldi. Müslüm öldürülmüştü. Kufe sokakları yüzlerce kesilmiş başla doluydu. Bu zulüm ve ihanet şehrinin ortasında 70-80 kişiydiler. Hepsi de haktan yana, peygamberin ehlibeytinden yanaydılar. Hepsi bir birinin akrabalarıydı. Başlarında Hz Hüseyin vardı. Karşılarında Yezid’in görevlendirdiği ve ilk Müslümanlardan Ebu Vakkas’ın torunu Ömer vardı. Hüseyin’den, Yezid’e biat etmesi isteniyordu. Babasının, abisinin hilelerle kurban gittiği Kufe de kendisi de büyük bir saldırı ve ihanetle karşı karşıyaydı. 10 bin kişilik bu orduya hükmeden Ömer’i yanına çağırttı. Başından aşağı salınan yeşil serpuşunun altından siyah saçları gözlerinin üstüne salınıyordu. Tombul gürbüz suratı, kan kırmızı kesilmişti. Ok gibi kirpiklerinin altındaki hiddetli, sitemkâr bakışlarıyla Ömer’in karşısına çıktı:
“Yazıklar olsun sana! Senin baban, benim savunduğum islamı yükseltmek için canını ortaya atanların en başındaydı. Sen şimdi sapıkların koruyucusu olmuşsun. Ey Ömer ! Bu sözleri senden yardım almak için söylemiyorum. Yanlış yoldasın. Yanlış yolda olduğunu göstermek benim için borçtur. Yezid soyuna uyup peygamber soyuna kılıç çekmenin azabını düşün. Bu suçu hiçbir dünya malı ile gideremezsin.”
Ömer bu sözlerden pek etkilenmese de bu görüşmeyi duyan Yezid, ordunun komutasını Şimr adlı birine devretti. Ne Ömer, ne Şimr Hüseyin’i Yezid’e biat etmeye ikna edebildi. Etrafı sarılan Hüseyin ve aile üyelerine
“Ya teslim olup Kufe’ye götürüleceksiniz, ya da hepiniz susuz bir yerde konaklayacaksınız.” emri bildirildi. Teslim olmayı reddetti Hüseyin. Çoluk çocuk, büyük, küçük 70-80 kişi, 16 bin kişilik bir ordunun çembere aldığı Kerbela denilen susuz yere götürülecekti.