Diyar
18-12-2009, 01:27 PM
http://www.ressim.net/out.php/i190590_kerbelaasura.jpg
Hırçın bir rüzgar esiyor ve alıp götürüyor bizi uzaklara.Asırların susturamadığı , bir nefes kadar yakın uzaklara…Bir toz bulutu çıkıyor karşımıza.Herkes bakıyor toz bulutunun ardına; rüzgar niçin, nereye getirmişti bizleri?Ama herkes göremiyor toz bulutunun ardındakileri.Sadece acısı taze olanlar görebiliyordu.
Ne demekti ‘acısı taze olanlar’ , hangi acıydı bu? Toz perdesinin arkasındaki gerçekleri gören bir topluluğun yanına yaklaştım.Oraya bakanlar , yere kapanıyor gökleri delercesine feryat ediyorlardı.Ve birden hepsi siyaha bürünüyordu.Sanki feryatlarının ötesinde bir matem vardı.Gözleri ağlamaktan kısılmış , kimse beni görmüyordu; seslendim : ‘’Sizi bu kadar üzen nedir?’’Benim sesim onların feryat sesleri arasında kaybolup gidiyordu.İçlerinden birisinin yanına daha da yaklaştım.’’Ey güzel kardeşim, ne olur bana da anlatın . Sizleri böyle yasa boğan nedir?O perdenin arkasında neler gördünüz?’’Göz yaşlarından buğulanmış kederli gözleriyle baktı ve titreyen dudaklarıyla : ‘’Eğer gerçekten görmek istiyorsan , bakmayı bilmelisin.’’ dedi ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
Bakmayı bilmek…Bu manidar cümleyi anlamaya çalıştım.Artık dayanamıyordum.’’İlahi!Sen her şeyi görensin, işitensin.Her şeye gücü yetensin.Azametin hürmetine bu zavallı kulunun gerçekleri görmesini engelleyen günahlarını bağışla ,dergahının kapısından içeri girebilmeyi nasip eyle.’’Duam henüz bitmemişti ki içimde , derinden bir acı hissettim.
Doğruldum ve rüzgarın bizi getirdiği uzaklara yakından baktım.Toz bulutun ardındaki perde nihayet aralanmaya başlamıştı.Aman Yarabbi!Burası neresi böyle?Bu nasıl bir manzara?Güllerin boynu bükülmüş, tabiat kızıl bir mateme bürünmüş.Yer ağlıyor , gök ağlıyor, her yer kan ağlıyor…Oraya hızla koştum.Bir parça toprak aldım elime.Topraktan elime kanlar geliyordu.Daha soğumamış bir kan…
Hırçın bir rüzgar esiyor ve alıp götürüyor bizi uzaklara.Asırların susturamadığı , bir nefes kadar yakın uzaklara…Bir toz bulutu çıkıyor karşımıza.Herkes bakıyor toz bulutunun ardına; rüzgar niçin, nereye getirmişti bizleri?Ama herkes göremiyor toz bulutunun ardındakileri.Sadece acısı taze olanlar görebiliyordu.
Ne demekti ‘acısı taze olanlar’ , hangi acıydı bu? Toz perdesinin arkasındaki gerçekleri gören bir topluluğun yanına yaklaştım.Oraya bakanlar , yere kapanıyor gökleri delercesine feryat ediyorlardı.Ve birden hepsi siyaha bürünüyordu.Sanki feryatlarının ötesinde bir matem vardı.Gözleri ağlamaktan kısılmış , kimse beni görmüyordu; seslendim : ‘’Sizi bu kadar üzen nedir?’’Benim sesim onların feryat sesleri arasında kaybolup gidiyordu.İçlerinden birisinin yanına daha da yaklaştım.’’Ey güzel kardeşim, ne olur bana da anlatın . Sizleri böyle yasa boğan nedir?O perdenin arkasında neler gördünüz?’’Göz yaşlarından buğulanmış kederli gözleriyle baktı ve titreyen dudaklarıyla : ‘’Eğer gerçekten görmek istiyorsan , bakmayı bilmelisin.’’ dedi ve hıçkırıklarla ağlamaya başladı.
Bakmayı bilmek…Bu manidar cümleyi anlamaya çalıştım.Artık dayanamıyordum.’’İlahi!Sen her şeyi görensin, işitensin.Her şeye gücü yetensin.Azametin hürmetine bu zavallı kulunun gerçekleri görmesini engelleyen günahlarını bağışla ,dergahının kapısından içeri girebilmeyi nasip eyle.’’Duam henüz bitmemişti ki içimde , derinden bir acı hissettim.
Doğruldum ve rüzgarın bizi getirdiği uzaklara yakından baktım.Toz bulutun ardındaki perde nihayet aralanmaya başlamıştı.Aman Yarabbi!Burası neresi böyle?Bu nasıl bir manzara?Güllerin boynu bükülmüş, tabiat kızıl bir mateme bürünmüş.Yer ağlıyor , gök ağlıyor, her yer kan ağlıyor…Oraya hızla koştum.Bir parça toprak aldım elime.Topraktan elime kanlar geliyordu.Daha soğumamış bir kan…