PDA

: Matem


Diyar
17-12-2009, 01:26 PM
Merhabalar sevgili canlar cümlenizi aşkı niyaz ediyor; Haktan cümlemiz için hayırlı rahmet, bereket,
Sağlık ve selamet diliyorum. Şehitler şahı Hazreti Hüseyi nin bayraklaştırılıp, büyük ozanımız pir Sultanın haykırdığı gibi “ Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan “ diyerek, yol cümleden uludur şiarına gönül verildiği kutlu bir ay olan Muharrem ayı inancımızın beslendiği mukaddes bir kaynaktır. Bu kaynaktan içerek zulme karşı duran tüm canlara selam olsun.
Öyle acılar vardır ki! Yüzyıllar geçse de değerinden hiç bir şey yitirmez. Dün olmuş gibi, dün yaşanmış gibi taptazedir. O acıyı da yüreklerinde hissederler ve yine o acı etrafında kenetlenirler. Belki de farkında olmadan o acı insanları kardeş yapar. Aynen Kerbela’da yaşanan acı gibi...
Peki niçin, Matem’i ve Kerbela şehitlerinin şahadetlerini anlatma gereği duyduk? Tüm İslam aleminin bilmesi gerekir ki, Kerbela çölünde bir destan yazılmıştır. Bu destan yiğitlik destanıdır. Bu destan, İslam’ın sancaktarlarının, Muhammedi İslam’ı canı pahasına nasıl savunduğunu ve vazgeçmediğini gösteren bir destandır. Ben İslam’ım, ben Müslüman’ım, diyen her insanın bu acıyı bilmesi ve idrak etmesi gerekmektedir. Çünkü;
Muharrem: Bu ay bütün peygamberlere kurtuluş ayı olan ama Hz. Muhammed ve Ehl-i Beyt-i Hanedan’a matem olan ayın adıdır.
Muharrem: Erdemli, ilkeli, dürüst; şefkatli, mert ve yiğit bir kahramanın, zamanın zalimleri tarafından altı aylık süt emen çocuğuna varıncaya kadar bütün yakınlarıyla birlikte acımasızca, susuz olarak şehit edildikleri ayın adıdır.
Muharrem: Zalim karşısında mazlumların ölümcül suskunluk ve durgunluğunu, zalimi kahredici bir çığlığa, yok edici bir volkana çeviren bir özgürlük destanın adıdır.
Kahramanı; Alemlerin rahmeti Peygamber efendimizin torunu Hz. İmam Hüseyin’dir.
İşte o destanın yazıldığı gün Muharrem ayıdır. Muharrem denince gözümüz yaşarır, gönlümüz mahzunlaşır. Özümüzde aynı sevgiyi, aynı hüznü ve aynı kederi paylaşırız. Bu gün yiğitler şahı Hz. İmam Hüseyin’i ölümsüzlüğe, Hakk’a uğurladığımız gündür.
Bu gün yüreğimiz Kerbela da yanmakta…
Hayat, ölüm ve şehitler diyarı Kerbela…
Cennet ve cehennem Kerbela…
Su, toprak, rüzgar ve güneş Kerbela…
Yiğitlerin kurban olduğu Kerbela…
Susuzluğun, güneşin, çölün ve ihanetin “ölüm tuzağı” kurduğu mekan Kerbela.
Ve sonra hepsinin birden oturup ağladığı, yas tuttuğu kutsal divan Kerbela.
Ve o yasın halen devam ettiği ve insanlığın vefa borcu olarak gözyaşı döktüğü Kerbela.
Kerbela denilince, bir yiğitlik, zalime baş eğmemenin destanı gelir akla. O destanın kahramanı yiğitler şahı Hz. İmam Hüseyin’dir. O, bu destanı kanıyla yazmıştır. Zalime, zulme ve haksızlığa karşı bir yiğitlik destanıdır. Fuzuli; “Zalimin zulmünü, ancak inanmışlığın direnci yener”diye buyuruyor.
Bu destan, kul hakkı yenmemesinin, Tanrı sevgisinin, onurlu yaşamanın destanıdır.
Hz. İmam Hüseyin öyle bir destan yazmıştır ki, o destanın sözleri kılıç kadar keskin, kıyamete kadar kanayan bir yaranın destanıdır.
Muhammet İkbal; “Hüseyin, Hakk ile batılın arasını kanı ile ayırdı” demiştir. Devamla; “Ve Hüseyin, Zıbh-i azim’in manası olarak, benim gözlerimi de yüce kurban sırrına açtı” deyip, Kerbela sırrına vakıf olmanın önemini arz etmiştir.
Hindistan’ın kurucusu Gandi; “Hasan ve Hüseyin sadece İslam aleminin değil, tüm dünya insanlığının azizleridir,” deyip, dünya insanlığının bu değerlerden ders aldığını belirtiyor.
Hz. Peygamber efendimiz de buyurmuş ki; “Ben sizlere iki emanet bırakıyorum; biri, asla delalete düşmeyeceğiniz Kur-an Kerim, diğeri, Ehlibeyt’imdir...”

Diyar
17-12-2009, 01:26 PM
Evet, Hüseyin sevgisinden yoksun olan kimse, zahirde Müslüman, batın da münafık olan kimsedir. İlk peygamber Adem’den, Resulü Ekrem’e kadar bütün Allah elçileri Hüseyin’i biliyorlardı. Niçin mi?
Çünkü, Hz. Adem, İblis’in, insanlığa düşmanlık edeceği ve Hüseyin’in örnek şehit olarak “yüce kurban” seçileceği bildirilmişti.
Allah, Hüseyin’in kutlu kanının Kerbela toprağına akacağını elçileri ve velilerine bildirdi. Ama ne yazık ki zahir uleması bunu da kıskandılar, yüce kurbanı büsbütün unutturmak için de gökten indirilmiş hayali bir kınalı-telli koç getirip yüce kitabımızı da tahrip edip, Hz. Muhammed’i de ağlattılar.
İmam Hüseyin, ruhlar aleminde kurban olmayı kabullenmiştir. Ne yazık ki, Rabbin sevgilisini ve Kerbela’yı tam olarak unutturabilmek için neler neler yaptılar.
Hüseyin’in kutlu kanının Kerbela’da niçin döküldüğünü bilmek ve Hüseyin’i öyle sevmek gerekiyor.
İmam Hüseyin’i sevmek demek, dedesi Muhammed Mustafa’nın ve babası İmam Aliyy’el Murtaza’nın yakmış oldukları ışığın sönmemesine destek vermektir.
İmam Hüseyin’e bu onurlu yaşam, babası İmam Ali’den kalmıştır. O da canı pahasına haksızlığa boyun eğmemiştir.
İmam Hüseyin’in şahadeti, bütün edebiyatçılara, bütün şairlere, felsefecilere ve tüm insanlığa verimli bir alan yaratarak günümüze kadar taşınmıştır. Yüzlerce, binlerce kaynak yaratarak, insanlık için, insanlığın ders ve ibret alması için kaynak olmuştur. İmam Hüseyin’in kavgası hilafet kavgası değil; “Emânetin ehline verilmesi” olayının kavgasıdır.

Diyar
17-12-2009, 01:28 PM
HZ. İMAM HÜSEYİN ve KERBELA
10 Ekim 680….Muharrem’in onuncu günü….İmam Hüseyin’in kaybedeceği kimsesi kalmamıştı. Bir yaşındaki Ali Asker’i, on sekiz yaşındaki delikanlısı Ali Ekber’in kanlar içindeki cesetlerini kucağına alıp “inna lillahi inna ileyhi raciun” ( Allah’tan geldik, yine Allah’a döneceğiz) diyerek Hakk yoluna yolcu ettiği çocukları da yoktu artık. Sadece kadınlar kalmıştı, kardeşi Abbas geldi aklına: çocukların su, su diye feryatlarına dayanamamış, atını Fırat’a sürmüş, su içmek istemiş, çocuklar aklına gelince vazgeçip önce tulumlarını doldurmuş ve atını sürmüştü ki yezit’in askerlerine yakalandı. Bir kılıç darbesiyle önce bir kolunu, başka biri de diğer kolunu koparır, matarasını ağzına alır, ok atarlar onu da parçalarlar. Yere düşerken bağırır: “ya âhi! edrik ehâk” (Ey kardeşim! kardeşini bul) İmam Hüseyin avazı duyunca: “elena inkeser zahri” (Türkçesi: Şimdi belim kırıldı) İmam Hüseyin’in ahıyla Kerbela toprağı sarsıldı. Oğlu Ali Ekber gözlerinin önüne geldi! Onun güneş misali yüzü, dedesi Hz. Muhammed’e çok benziyordu. Onun şahadetini ve susuzluktan parçalanmış dudaklarını, atından kanlar içinde düşerken “edrikni yâ baba” (Yetiş ya baba) sesini ve feryadını duyunca onun imdadına yetişip “Ey gönlümü bağladığım oğul, senide mi kaybediyorum” diye feryat ettiğini hatırladı. Ali Ekber; “Baba, üzülme! susuzluğum gitti. Karşımda dedem Muhammed Mustafa, elinde iki bade, birini sana, birini de bana uzatıyor. Al baba al, al” dediğini anımsadı.
İmam Hüseyin’in isyanı büyüktü. Acısı yüreğini parçalamaktaydı, dayanılmaz acılar, ızdırablar içindeydi.
“İç dedenin elindeki suyu oğul iç” artık dayanası kalmamıştı.
İmam Hüseyin, Zülcenah isimli atına bindi, yıldırım gibi ölüm meydanına sürdü. Hz. İmam Hüseyin, Yezit ordusunun önünde durdu:
“Geldim işte… Bir ben kaldım, ben ve sizler. Cesareti olan varsa yer değiştirelim. Gelsin buraya ve benim bulunduğum yerden, tek başına sizlere baksın. Korkudan durabilirse atın üzerinde, kendi başımı kendim keserim. Ama bende korkunun zerresi yok.”
Çünkü bilirim ki; zalimin zulmünü, inanmışlığın direnci er ya da geç yener. Bugün yenmezse yarın yener. Çünkü: “Yaşamak, inanmak ve uğrunda mücadele etmektir.”
Bu dünya ne yezitler görmüştür. Ne zalimler görmüştür. Ama sonu hüsran olmuştur. İnsana zulmedenin, insanları ayıranların, hakkı, hukuku gözetmeyenlerin sonu olmamıştır. Pınarlar kurur ama dağın suyu bitmez. İşte bunu anlamadınız.
Günlerdir çöldeki susuzluk ve acılar sarsmıştı şehitler şahını. O bin kez, milyon kez yakınlarının şahadetinde, evlatlarının şahadetinde ölüm şahadetini tatmıştı.
Yarabbi! Kendine sözde Müslüman’ım diyenlerin, kâinatın efendisi ve âlemlere rahmet olan Muhammed Mustafa’nın öz torunlarının çektiklerine, yaşadıklarına bir bakın hele.
Güneş bile isyan etmişti bu zulme, bu haksızlığa…
İmam Hüseyin’in elinde dedesinin kılıcı, başında babasının sarığı, altındaki atı dedesinin hediye ettiği Zülcenah adlı soylu bir at vardı.
İmam Hüseyin’in karşısına kimse çıkmıyordu.
Maneviyatları sarsılmıştı melunların. Çadırlara saldırmışlardı. “Medet ya Hüseyin…” feryatlarına geri döndü. Kadınların feryadıydı. Çadırlara saldıranları püskürttü. Bacısı Zeynep aslan kesilmişti. Hasta Zeynel Abidin’e ve diğer kadınlara kalkan oluyordu. Çünkü eli silah tutanların hepsinin kanlı cesetleri meydanlardaydı.
Zeynep İmam Hüseyin’i yanında görünce, sarıldı kardeşine. Kardeşi yara almıştı ve yaralarından kanlar akıyordu.
O yürekli asil Zeynep ana katılarak ağlıyordu…
İmam Hüseyin, dalar yezit ordusunun içine, artık kaybedecek bir şeyi kalmamıştı. Bir ok atarlar, dedesinin öpüp kokladığı ağzına gelir. Bir kılıç sallarlar sol eline, diğeri sağ omzuna, bir diğeri melun arkadan oku saplar, önden çıkarır. Kanlar fışkırır, İmam Hüseyin attan düşer.
Düştü Hüseyin atından sahrayı Kerbela’ya,
Cibril git haber ver sultanı enbiyaya”.
Kaalu’dan belua’dan bu yana gelen
Kullar ya Hüseyin deyip ağlaşır
Mazlumun masumun halinden bilen
Eller ya Hüseyin deyip ağlaşır.
Çadırlara bakmak istiyordu… Gücü kalmamıştı. Başını kaldıramadı, o boyun eğmeyen mübarek baş düşmüştü toprağa, toprakta isyan etmişti, çölde isyan etmişti bu zulme.
Kerbela’da kan vardı, zulüm vardı, ağıt vardı. Bu soylu insanların şahadeti vardı. Birde güneşin isyanı vardı. Çünkü güneş batmıştı o gün Kerbela’da.
Hz. Resulullah’ın öpüp kokladığı, “Hüseyin’i inciten beni incitir.” dediği İmam Hüseyin’in başsız vücudu kanlar içinde yatıyordu. Acısı bitmişti ama zulme, batıla isyanı bitmemişti.
Zülcenah kanlar içinde çadırlara gelmişti…Kadınların feryadı arşa yükseliyordu…O soylu at Zülcenah’ın yanına koştular. Zeynep ve Ümmü Gülsüm saçlarını yolarak haykırıyorlardı.
İmam Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep, kardeşinin vasiyetini hatırladı. Zeynel Abidin’in yanına koştu. Onu saklayacak ve canı pahasına koruyacaktı..
Sonrada Şehribanı elinden tutup, Zülcenah’a bindirir; Sen kaç, Zülcenah seni varacağın yere götürür ve de esir olmayacaksın” der.
Diğer kadınları yanına topladı, canları pahasına İmam Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin’i koruyacaklardı.
Ertesi gün.
Bütün şehitlerin kanlı başları birer mızrağa takılarak, perişan haldeki kadınlar çıplak bir halde develere bindirilerek, yerdeki cesetleri de atlara çiğnettirerek Küfe’ye hareket ettiler.. Zeynep ve diğer kadınlar, cesetlerin önünden geçerken, Kerbela Şahının mübarek bedenini kana ve toprağa bulaşmış bir şekilde görünce feryadına mani olamadılar.
Kerbala çölüne mekan kurulmaz
Kalk kardaş kalk sılamıza gidelim
Senin yaraların burda sarılmaz
Kalk kardaş kalk sılamıza gidelim.

Diyar
17-12-2009, 01:29 PM
MUHARREM ORUCUNUN İNANÇSAL KAYNAKLARI
Kuranda: “andolsun tan yerinin ağarma vaktine ve on geceye (Fecr suresi 1-2 ) yine kuranda “ey iman sahipleri oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin üzerinize de yazılmıştır
Bu sayede korunmanız umulmaktadır. (Bakara.183 ) .
Alevi inancına göre bu ayetler; muharrem orucu ile ilgilidir. Sözü edilen on geceden kasıt, on gün tutulan oruçtur. Sizden öncekilere farz kılınmıştır derken de Hz. Muhammed öncesi peygamberler kastediliyor.
İşte Hz. Muhammed ve tüm peygamberlerin tuttuğu oruç muharrem orucudur. Muharerem orucu tutan peygamberler şunlardır.
1- Hz. Adem, on muharrem günü eşi Havva ile buluştuğu zaman, yüce Allaha şükür amacıyla bu orucu tutmuştur.
2- Hz. Nuh, on muharrem günü tufandan kurtulunca, Allaha şükür için bu orucu tutmuştur.
3- Hz.İbrahim, nemrutun attığı ateşten kurtulunca, Hakka şükür orucu tutmuştur.
4- Hz. İsmail, kurban olmaktan kurtulunca Hakka şükür orucu tutmuştur.
5- Hz. Yakup, oğlu yusufa kavuşunca şükretmek için bu ayda oruç tutmuştur.
6- Hz. Eyüp, ağır dertlerinden kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
7- Hz. Yunus, balığın karnında kurtulunca şükretmek için oruç tutmuştur.
8- Hz. Musa, firavunun gazabından kaçarken Kızıl denizin, mucizevi bir şekilde kendisine yol vermesine şükretmek için oruç tutmuştur.
9- Hz. İsa, şükretmek için bu ayda oruç tutmuştur.
10- Son peygamber Allah’ın elcisi Hazreti Muhammed Mustafa da Mekkeli müşriklerin zulmünden kurtulmak için Medine ye hicretti Medine ye sağ salim dönmesi üzerine Allaha şükretmek için on gün oruç tuttu ve aşure pişirdi.
11- İşte isimlerini saydığımız bu peygamberler, kendileri için kurtuluş ve müjde günü sayılan bu günlerde oruç tutmuşlardır. Bu peygamberlere kurtuluş veya müjde günü olan on muharrem günü, Hazreti peygamberin torunlarına felaket ve musibet günü olmuştur. Biz Aleviler işte bu dinsel nedenlerle Muharrem ayında oruç tutmaktayız orucumuz peygamberlerin tuttuğu bir oruçtur, aynı zamanda bizler için bir yastır.

Ne mutlu Allah rızası için oruç tutan canlara! Ne mutlu Ehli –Beyte gönül verenlere!
Ne mutlu insani değerleri canı pahasına koruyanlara!
İşte tüm peygamberlerde olduğu gibi bizde bu orucu tutup aşure pişirip dağıtıyoruz
Aşurede; öncesinde olduğu gibi Hz imam-ı Zeynel Abidinin kerbelada ki katliyamdan kurtuluşu sebebiyle pişirilip dağıtılmaktadır.

İlhami BÜTÜN( Dede )