:
Hüseyin Attan düstü
Diyar
17-12-2009, 11:57 AM
Ahh! Kerbela! Ne belalı talihin var. Kaç yangını saklarsın içinde? Sen mi Kerbela’sın yüreğim mi sen, bilinmez. Evlad-ı Resul bağrında, Ehl-i Beyt sevdalılarının inkirazı ve feryadı her yerde… Ne deva bulunmaz bir yaran var ki her saat tazelenir yüreklerde. Ne talihsiz katliamları saklarsın ki içinde, sahneleri yaşadığım gibi gerçek…
“ Hasanım ağu içti, Leb-i sükker ah çeker
Hüseyin attan düştü kim eşikâr ah çeker
Nerde kalmış acaba Bak Zülfikâr ah çeker.
Fatma ana ciğeri sızlar sızlar ah çeker.”
Kahrolası o menfur zaman, aldı Nebi’nin (s.a.v.) ciğer pârelerini… Hüseyin attan düştü sahra-yı Kerbelâ’ya…
“ Hüseyin attan düştü sahra-yı Kerbelâ’ya
Cibril yetiş haber ver Sultân-ı Enbiya’ya”
Hüseyin’in kanına karıştı gözyaşı seylapları, ah etti boyun büktü Nebi’nin evlatları…
Kerbelâ’da feryatlar Medine dağlarında yankılanır. Sular sarhoş olmuş vurur başını taşlara, seller bir başka akar o gün… Kuşlar figan eder, bülbül gülü unutmuş; bugün Hüseyin için ağlar. Baykuşlar halkada Hû çeker, kendi lisanlarınca ağlar... O gün başkaydı Kerbelâ’nın çehresi; bugün daha bir başka… Kulak versen bu beldeye hala sahranın da çölün de feryadını duyarsın…
“ Medine dağlarında susamla sümbül ağlar
Dağlar haykırır inler sular sarhoş, sel ağlar.
Cümle kuşlar figanda, bak dertli bülbül ağlar.
Virânede baykuşlar “Hûu” çeker, yıl yıl ağlar.
Kerbelâ’ya kulak ver sahra ağlar çöl ağlar”
Bilmem ki lanet okumak kârın mı ey nefsim! Bu öyle bir yangın ki bugün senin ahların da karıştı mazlumların ahına… Diyenin dediğini istifham edip sakladım yüreğimde-affet Allah’ım-: zulm ile abâd olanın akıbeti hangi gün berbât olacak?!... Lânet olsun Yezide!
“Lânet olsun Yezid’e Şâh u Gedâ, kul ağlar,
Ey Murtezâ gel yetiş! Binekte düldül ağlar.
Hasan’ım ağu içmiş, gözyaşları sel ağlar
Kerbelâ imdat ister, gözetilen yol ağlar.”
Asırlar geçse de sönmedi sönesi yangın!.. Hala bugün Hasan’ın matemli feryâdı duyulur uzaklardan… O gün bugündür, Hasan matemde, Fatma ana matemde, Şah-ı Merdân / Haydar-ı Kerrâr matemde, susam matemde, sümbül matemde, sular matemde, seller matemde, dağlar matemde, Kerbelâ matemde, baykuş matemde, bülbül matemde, gözünden akacak bir damlaya damarlarımızda dolaşan bütün kanımız son damlasına kadar feda olsun, Rehber(a.s.) matemde!... Ey nefsim koy gülmeyi bi kenara, düştün bak bugün, sen de matemdesin!
Onur Akbas
gozde_GS
17-12-2009, 12:06 PM
Lanet yezide ve soyuna olsun ....
Damlaesra
17-12-2009, 12:09 PM
yezid soyun kurusun!
Alevi_İpar_24
17-12-2009, 12:17 PM
Ehli Beyt soyunda ve yolunda şehit olanların ruhları şad olsun.
Batıni
17-12-2009, 12:28 PM
Tektir ALİ!...CAnsın ALi!..
Damlaesra
18-12-2009, 07:23 AM
Hasan’ım ah’ı içti Lebi sükkar ah çeker
Hüseyin attan düştü kime şika ah çeker
Nerde kalmış acaba vah zülfü kara ah çeker
Ali’nin onbir oğlu yerde yatar ah çeker
Fatma ana ciğerin sızlar sızlar ah çeker
Hüseyin attan düştü sahrayı Kerbelaya
Cibir kurban haber ver sultanı Evliya’ya
Yektir Ali
Tektir Ali
Şah’tır Ali
Ali Ali cansın Ali
Ali Ali yar Ali
Medine dağlarında susamlar sümbül ağlar
Dağlar inim inim iniler
Sular serhoş sel ağlar
Cümle kuşlar figanda
Vah dertli bülbül ağlar
Viranede baykuşlar Hu çeker yıl ağlar
Kerbelaya kulak ver sahra ağlar çöl ağlar
Lanet olsun Yezid’e
Şahı gerdap ağlar
Ey Murtaza gel yetiş binekte Düldül ağlar
Hasan’ım ah’ı içmiş gözyaşları sel ağlar
Kerbela imdat ister gözederler yol ağlar
Hüseyin attan düştü sahrayı Kerbelaya
Cibir kurban haber ver sultanı Embiya’ya
Yektir Ali
Tektir Ali
Şah’dır Ali
Ali Ali can Ali
Ali Ali yar Ali
car$ı roza
18-12-2009, 10:05 AM
Ben Ali'nin Hüznüyüm
Ben Hüseyinim
Şehitlerin Efendisi Hamzayım Ben
Savaş Alanına Gönderilen Alinin Kılıcıyım Zülfükarım ben
Hangi söz Benden Daha Keskin Olabilirki
Ben Zeynebin Gönül Sıırıyım
Cebrailin Kanadı,Muhammedin Yetimiyim
Ben onun Eviyim onun soyu onun Kanıyım Kerbelayım Ben
Serden gecenlerin ortağıyım,Cesaret ve erdemin cadırıyırım..
Nasıl Kıydın Fatmanın Masumuna
Alinin Canına Muhammedin Göz Bebeğine??
Selant
18-12-2009, 11:47 AM
Bitmeyen bir yas, bitmeyen bir diriliştir Kerbela.
Kaleleri kin, düşüncesi zehir olanlara,
Bir kırmızı güldür Kerbela.
Ey şehidi, Ey şüheda! Adına adanmış bir yerdir Kerbela.
Ey minik Ruğayya!
Fırat’ın susuzluktan yandığı bir gündür, Kerbela.
Yarabbi! İçime akıttğım bir öfkedir Kerbela.
Ey insanlık! Unuttukça onu,
Sizi mahkûm eden bir dildir Kerbela.
Bir cana bin canla ödül verildiği yerdir Kerbela.
Elleri bağlı Abbas’ımın canını,
Canana feda ettiği candır Kerbela.
Her gün aşura! her yer Kerbela
Nidası ile insanlığın,
İmtihan edildiği yerdir Kerbela.
Ey kutsal şehir! Ey Peygamber şehri Mekke! Nerde Kerbela?
Ey kutsal dinin ümmeti! Nerde Peygamber reyhanı?
Nerde Kerbela.?
Ey Zeyneb! Her yerde seni sordum. O sana kardeşini sormuş Kerbela.
Hıçkırık var Zeyneb geçtiğin her yerde, bir nida var dillerde,
Adı Kerbela.
Ey Şam! Ver şehidimi götüreyim, bekler onu Kerbela.
Ey Zeyneb! Ey yaralı ana! Seni bile vermediler
Her gün ağlar sana, Kerbela.
Ey pazarlık konusu Mısır! Ey satılık saltanat! Sen gittin bak! Baki olan Kerbela.
Ey Kudüs! Şahit ol! Şahit ol! Dedesi şahitti sana,
Ağlıyor bak Kerbela.
Koynuma sığmayan bir yarsın Kerbela.
Seni mahkûm etmişler sanma,
Tarihe sığmayan bir yersin Kerbela.
Irmaklar içinde susuz kalmış yavrular var sinende! Kerbela.
Sonra senin bedeninde dirilmişler,
Yas tutan gözler, ey Kerbela!
Çadırları yakan eller, yansın.
Yansın, seni o mübarek baştan ayıranlar
Yansın, Kerbela!
Ey Ebul Fazl! Ne görkemli bakıyorsun ağabeyine. İkinize de Kerbela!
Ne şanslısın ki:
Cennet koynunda yatıyor, ey şanlı Kerbela.
Peygamber ağlamış toprağına, ey Kerbela!
Sana canını emanet etmiş,
Ne şanslısın Kerbela.
Peygamber adını anmış Fatma’nın kulağına, ey Kerbela!
Fatıma’nın dudağından çıkmış ya adın
Varsın bir feryat olsun, ey Kerbela.!
Resul senin koynuna vermiş, gözünün nurunu, ey Kerbela!
Hor görüleni bağrına basıp,
Bağrından vurulmuşun, Kerbela!
(alıntı)
Selant
22-12-2009, 04:39 AM
MERSİYE İ İMAM HÜSEYN (Fuzuli)
Mâh-ı Muharrem oldı şafakdan çıkup hilâl
Kılmış ‘azâ dutup kad-i ham gark-ı eşk-i âl
(Muharrem oldu; çıkıp hilâl şafaktan,
Yas tutup kızıla boyanmış, iki büklüm boyu, kanlı gözyaşından.)
Evlâd-ı Mustafâya meded kılmamış Fırât
Giçürmesün mi yerlere anı bu infi‘âl
(Mustafa evlâdına yardım etmedi Fırat,
Geçmesin mi suyu yerlere, bu ağır utançtan!)
Çokdur hikâyet-i elem-i Şâh-ı Kerbelâ
Elbette çok hikâyet olur mûcib-i melâl
(Çoktur Şah-ı Kerbelâ eleminin hikâyesi;
Elbette çok hikâye anlatmasıdır insanı bıktıran.)
Fehm eylesen gam-ı şühedâ şerhin itmege
Her sebze Kerbelâda çeküpdür zebân-ı hâl
(Bir anlasan, şehitlerin gamını şerh etmek için,
Otlar bile Kerbelâ’da hâl dillerini uzatır oradan.)
Tecdîd-i mâtem-i şühedâ kıldı rûzgâr
Zâr ağla ey gönül bugün oldukça ihtimâl
(Rüzgâr şehitlerin matemini tazeledi yine;
Ağlayıp inle ey gönül bugün yürekten, candan!)
Meydân-ı çarhı cilve-geh-i dud-ı âh kıl
Gerdûn-ı dûna kisvet-i mâtem-siyâh kıl
(Gökyüzü meydanını ah dumanına cilvegâh yap,
Şu alçak feleğin matem giysisini simsiyah yap!)
Tecdîd-i mâtem-i şühedâ nef‘süz degül
Gaflet-serây-ı dehrde tenbîh-i âmdur
(Şehitlerin matemini tazelemek faydasız değil;
Bu dünya gaflet sarayında herkesi uyarandır.)
Gavgâ-yı Kerbelâ haberin sehl sanma kim
Nakş-ı vefâ-yı dehre delîl-i tâmdur
(Kerbelâ kavgasının haberini kolay sanma ki;
Dünyanın vefasızlığını gösteren bir delil olarak tamdır.)
Her dürr-i eşk kim saçılur zikr-i Âl ile
Seyyâre-i sipihr-i ulüvv-i makâmdur
(Âl-i Abâ acısıyla saçılan her gözyaşı incisi,
Yüce makamlar göğünde bir yıldız gibi parlayandır.)
Her medd-i âh kim çekilür Ehl-i Beyt içün
Miftâh-ı bâb-ı Ravza-i Dârüsselâmdur
(Ehl-i Beyt için yürekten çekilen her feryat ve ah,
Darüsselâm cennetinin kapısına anahtardır.)
Şâd olmasun bu vâkıadan şâd olan gönül
Bir dem melâl ü gussadan âzâd olan gönül
(Şâd olmasın bu vakıadan şâd olan gönül;
Bir an üzüntü ve kederden azad olan gönül!)
Tedbîr-i katlî âl-i Abâ kıldun ey felek
Fikr-i galat hayâl-i hatâ kıldun ey felek
(Âl-i Abânın katline ferman eyledin ey felek!
Yanlış düşündün, hatalı hayâllere daldın ey felek!)
Berk-ı sehâb-ı hâdiseden tîğler çeküp
Bir bir havâle-i şühedâ kıldun ey felek
(Hadise bulutlarının şimşeğinden oklar çekip,
Bir bir şehitlerin üzerine yolladın ey felek!)
İsmet harem-serâsına hürmet revâ iken
Pâmâl-i hasm-ı bî-ser ü pâ kıldun ey felek
(Günahsızlık harem sarayına hürmet gerekirken, onu
Başsız, ayaksız düşmanların ayakları altına saldın ey felek!)
Sahrâ-yı Kerbelâda olan teşne-leblere
Rîk-i revân seyl-i belâ kıldun ey felek
(Kerbelâ çölündeki kurumuş dudaklara
Kumlardan akarsu, belâdan sel yolladın ey felek!)
Bir rahm kılmadun cigeri kan olanlara
Gurbetde rûzgârı perîşân olanlara
(Bir merhamet eylemedin ciğeri kan olanlara;
Gurbette rüzgârı perişan olanlara!)
Basdukda Kerbelâya kadem Şâh-ı Kerbelâ
Oldı nişân-ı tîr-i sitem Şâh-ı Kerbelâ
(Bastığında Kerbelâ’ya ayağını Şâh-ı Kerbelâ;
Çekti üzerine hedef gibi, sitem oklarını Şâh-ı Kerbelâ.)
Düşmen okına gayr siper görmeyüp revâ
Yakmışdı câna dâğ-ı elem Şâh-ı Kerbelâ
(Düşman okuna başka siper tutunmadı, çünkü
Yakmıştı canına elem dâğlarını Şâh-ı Kerbelâ.)
A‘dâ mukâbilinde çekende saf-ı sipâh
Kılmışdı medd-i âh ‘alem Şâh-ı Kerbelâ
(Düşmana karşı saf saf asker çektiğinde,
Kılmıştı sancak alemi, ahlarını Şâh-ı Kerbelâ,)
Dûd-ı dil-i pür-âteş-i ehl-i nezâreden
İtmişdi perde-dâr-ı harem Şâh-ı Kerbelâ
(Nazar ehlinin ateşli gönüllerinin dumanını
Eyledi harem sarayının perdedarı Şâh-ı Kerbelâ.)
Oldukça ömri râhat-ı dil görmeyüp demî
Olmış hemîşe hem-dem-i gam Şâh-ı Kerbelâ
(Ömrü boyunca bir an bile rahat yüzü görmedi;
Her an yoldaşı olmuştu gamları, Şâh-ı Kerbelâ.)
Yâ Şâh-ı Kerbelâ ne revâ bunca gam sana
Derd-i dem-â-dem ü elem-i dem-be-dem sana
(Ey Şâh-ı Kerbelâ bunca gam sana reva mı?
Bunca bitmez dert, bunca elem sana reva mı?)
Ey derd-perver-i elem-i Kerbelâ Hüseyn
Vây Kerbelâ belâlarına mübtelâ Hüseyn
(Ey Kerbelâ acılarının belâlısı Hüseyn!
Ey Kerbelâ belâlarının müptelâsı Hüseyn!)
Gam pâre pâre bağrunı yandurdı dâğla
Ey lâle-i hadîka-i Âl-i Abâ Hüseyn
(Gam pare pare bağrını yandırdı dâğlar ile,
Ey Âl-i Abâ bahçesinin kızıl lâlesi Hüseyn!)
Tîğ-i cefâ ile bedenün oldı çâk çâk
Ey bûstân-ı sebze-i tîğ-i cefâ Hüseyn
(Cefa kılıcı ile parça parça oldu bedenin;
Ey, otlar gibi baş çeken cefa kılıçlarının bahçesi Hüseyn!)
Yakdı vücûdunı gam-ı zulmet-serây-ı dehr
Ey şem‘-i bezm-i bâr-geh-i Kibriyâ Hüseyn
(Yaktı vücudunu dünya zulmet sarayının gamı;
Ey ilâhî huzur meclisinin lambası Hüseyn!)
Devr-i felek içürdi sana kana kana kan
Ey teşne-i harâret-i berk-ı belâ Hüseyn
(Feleğin dönüşü sana içirdi kana kana kan;
Ey ateşli belâ şimşeklerinin teşnesi Hüseyn!)
Yâd it Fuzûlî âl-i Abâ hâlin eyle âh
Kim berk-ı âh ilen yakılur hırmen-i günâh
(Hatıra getir ey Fuzulî, Âl-i Abâ hâlini, eyle âh;
Çünkü ah yıldırımı ile yakılır harmanlar dolusu günah.)
Asırlar geçse de sönmedi sönesi yangın!.. Hala bugün Hasan’ın matemli feryâdı duyulur uzaklardan… O gün bugündür, Hasan matemde, Fatma ana matemde, Şah-ı Merdân / susam matemde, sümbül matemde, sular matemde, seller matemde, dağlar matemde, Kerbelâ matemde, baykuş matemde, bülbül matemde, EY NEFSİM GÜLMEYİ KOY BİR KENARA, DÜŞTÜN BAK BUGÜN, SENDE MATEMDESİN !!!
Yüreğinize sağlık.Çok anlamlı ...
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.