:
Lakap Geleneği
h.alibaba
24-08-2009, 12:30 AM
Günün birinde birkaç bilim adamı karda, kışta bir köy evine zorunluluktan misafir olmuşlar. Bilim adamları, misafir oldukları köy evinde yaklaşık yerden bir metre yükseklikte gümbür, gümbür yanan kurulu sobanın önünde biraz ısındıktan sonra, yaklaşık bir metre yükseklikte kurulu soba bilim adamların çok ilgisini çeker ve neden yüksek kurulmuş, sobanın yüksek kurulmasının faydalarını, zararlarını tartışmaya başlıyorlar.
Biri, sobanın yüksekte kurulması yukarıdaki havanın bir an önce ısınıp aşağıya inmesine sebep olur daha faydalıdır, ev sahibi olan köylümüz onun için sobayı yüksekte kurmuştur der. Bir başkası, halbuki soba yerde olsa daha iyi olur aşağıda ısınan hava daha çabuk yukarıda geri dönüşü sağlanır diye görüş belirtir.
Tartışmanın seyri içerisinde içlerinde biri, hele durun bakalım bu sobayı bir metre yükseklikte kuran mucidine soralım önce onun fikrini alalım der ve köylüye dönerek, şu sobayı neden bir metre yükseklikte kurdun sebebi nedir diye sorar.
Köylü, valla efendim nasıl anlatsam, sobayı kurarken boru yetmedi, boru eksik olunca da düşündüm, taşındım nasıl yapsam diye, kara kış gelmiş kapıya dayanmış, yapacağım bir şey kalmamıştı, sonunda sobanın yerini yükseltmeye karar verdim ve sobayı kurmuş oldum der. Ve tartışmaya noktayı koymuş olur.
Şimdi diyeceksiniz bunu anlatmanın nedeni ne? Anlatmaya çalıştığım yaşamdaki her şey bilimle veya bilimsellikle ortaya çıkmamıştır. Onun için de olaylara bakışımızda hep bilimsel kalıplarla bakmak ve baktığımızın doğru tanımını yapabilmemiz çok zor olacaktır. Tarihi süreçteki bazı durumlar çok yalın, sade olaylarla akıp gelmiştir bu günlere. Bilimsel tarzla birlikte, sade, yalın halleriyle de düşünmeliyiz olayları.
İnsanlar genellikle en güzel unvanlara kendini laik görmek ister ve öyle anılmak ister. Ve yakınlarını, sevdiklerini en güzel unvanlarla düşünmek, duymak, görmek ister. Ama bu her zaman böyle olmuyor. Bazen çok farklı şeylerle karşılaşmak da mümkün olabilinir.
Bir örnek verecek olursam: daha yeni, yakın zamanda 80 yaş civarında olan öz amcamdan duyduğum Baba Mansurun var olan üç oğlunun lakapları şöyle imiş, birinin lakabı “Sıpi kûşt”, birinin lakabı “Xali xûr”, birinin lakabı “Çik fıri” imiş.
“Sıpi kûşt”, bit öldüren demektir. “Sıpi” bittir, “kûşt” öldürdü, demektir.
“Xali xûr”, toprak yiyen demektir. “Xali” topraktır, “xûr” yiyen demektir.
“Çik fıri”, ateş közünün kırılmasıdır. “Çik” köz tanesidir, “fıri” kırılmadır.
Peki, Baba Mansurun üç oğlu bu lakapları nerede ve neye dayanarak almışlar. Rivayete göre davranış biçimlerinden dolayı, Baba Mansur bu lakapları çocuklarına kendisi vermiştir. Oğlunun biri bitlerini temizlemeyle fazla uğraş veriyormuş. Baba Mansur sinirli anında bit temizleme uğraşı içinde gözüne ilişen oğluna “Sıpi kûşt” diye seslenirmiş. Baba Mansur, Toprak yiyen oğluna da “Xali xûr” diye seslenirmiş. Baba Mansurun, bir oğlu da yanan ocağın önünde otururken, kendisine alışkanlık yapmış elinde bir odun parçası ile ateş közünü kırarmış. Ateş közünü kırana da “Çik fıri” diye seslenirmiş.
Bu yazıyı yazarken çok düşündüm Baba Mansura getiri ve götürüsünü. Yanlış anlaşılmasın amaç burada Baba Mansur veya Baba Mansurlulara hakaret, kara çalmak değildir. Gerçekten Alevilerde ve özellikle dersim yöresinde kendi yakınlarına davranış biçimleriyle lakap takma özeliği ve alışkanlığı vardır. Gayet safiyane bir şekilde konulmuş bu lakaplar çok etkin ünvanlara dönüştüğü de görülmüştür. Amaç genç araştırmacı canlarımızın araştırmalarında bu gibi verileri dikkate almalarıdır.
Pire it te, bit yiğit te olur. Yerinde bir deyimdir.
devamı var
h.alibaba
h.alibaba
24-08-2009, 12:31 AM
Lakap geleneği adıyla açtığım konuda, öz amcamdan dinlediğim Baba Mansurun üç oğlunun lakaplarının rivayetini anlatmaya çalışmıştım. Baba Mansurun üç oğlundan birinin adı Sıpi Kûşt, birinin adı Xali Xûr, birinin adı da Çik Fıri olduğu şeklinde rivayet edilmektedir.
İnternet sayfalarında yazar Mehmet Bilginin buraya bir kısmını aktaracağım çalışmasıyla karşılaştım ve tesadüfe bakın Çik’lerle ilgili bir yığın coğrafi yer isimleri tespit etmiştir. Mehmet Bilgin bu yer tespitlerini Türklüğün etnik yapısına yönelik yapmış olsa da değerli bilgiler içermektedir. Çik’lerin bir halk olduğunu ve bu halkın da Türk olabileceği, ve bu Çik halkının ne zamandan beri bu bölgede yaşadığı konusunda fikir edinemediklerini ifade etmektedir.
Ben, “Çik” isminin bir halkın ismi olduğu kanaatinde değilim. O bölgede yaşayan halk kendi diline, yaşam tarzına ve kültürüne uygun olarak isimlendirmeler yapmıştır diye düşünüyorum.
“Çik” ateşin en küçük parçası, kıvılcımdır. Aynı zamanda yıldız anlamı da taşımaktadır. Gökteki Çik, yani gökteki yıldız anlamına gelir. Mehmet Bilginin bu çalışmasında ki Çik’le başlayan bütün isimler Kurmancı ve Dımıli dil kökenlidir. Dil konusunda bilgisi olanların ilgi alanına girer. Yine de örneklendirmeye çalışayım, “Çiketüre”olan bu sözcüğün aslı Çik’ê dure olduğunu düşünüyorum. Anlamı, uzaktaki kıvılcımdır. “Ziksor (Çiksor)” Kırmızı Kıvılcım demektir. Ve Çik’le başlayan bu yer isimlerinin hepsinin karşılığı Kurmanci ve Dımıli dilinde şu anda mevcuttur
“Çik” sözcüğünün Baba Mansurun oğlu “Çik Fıri” ile bir bağlantısı varmıdır şu anda bilemiyorum, fakat incelenmeye değer bir konudur. Benim araştırma bulgularımda Baba Mansurluların anavatanı hep Erzurum ve Doğu Karadeniz bölgesi arası olduğudur. Bildiğim kadarıyla bu güne kadar Erzurum, Gümüşhane havalisinde olan Baba Mansurlular “Çik Fıri” olanlardır. Xali Xûrler Ezincan ve civarında kaymışlardır. Sıpi Kûştlerin Tunceliye yerleştikleri anlaşılıyor.
“Çik’lerle” ilgili bu araştırma yazısını bir yerine müdahale etmeden aşağıya aktarıyorum. Konunun iyi anlaşılması için gerekli görüyorum. Sanırım daha çok yol kat etmemiz gerekli olduğu tartışılmazdır. Bu güne kadar bilinenlerin deveden kulak misali gibi bir şeydir.
Doğu Karadeniz'in Etnik Tarihi Üzerine
Yazar Mehmet BİLGİN
Salı, 07 Ekim 2008
Yeri gelmişken değinecek olduğumuz yer isimlerinden bir tanesi de Çik’lere işaret eden yer isimleridir. Strabon, Trabzon bölgesinde bir yerde Zygopolis kentinden bahseder. Gümüşhane yolunun dağları aştığı bölgenin adının Zigana Dağları ve geçidi olması ve bu dağların güney yamacında Zigana (şimdi Kalkanlı/Torul) köyünün bulunması bize Zygopolis’in de bu bölgede olabileceğini düşündürmüştü. Yunanca da “Ç” sesi olmadığı için “Z “ ile yazılan bu isim ile ilgili çalışma yaparken eski kaynaklarda Abhazya’nın kuzey batısında Karadeniz kıyılarında gösterilen Zyghet/Zygya/Çikhet (Çik ülkesi anlamında) ismi dikkatimizi çekti. Bazı araştırmacılar işaret edilen bu yerden dolayı Çik’lerin Adıgeylerin ataları olabileceğini yazıyorlar. Bu bölgeye Çik ülkesi isminin burada ismin verildiği dönemde oturan bir halka izafeten verilmiş olduğu muhakkak. Fakat kaynaklarda bu halkın bu bölgeye ne zaman ve nasıl geldiğine işâret eden tatmin edici bir bilgi elde edemedik.
Çik’lerle ilgili araştırmalarımızı sürdürürken eserlerinden çokça yararlandığımız Macar âlimi Rasonyi’ nin Tuna Köprüleri adlı eserinde, Türklerin
sınırındaki Köymen dağlarında oturan Çik kavminin eski Türk kitâbelerinde geçtiğini, Uygurca da Çik-tutuk ( askeri vali/ yönetici Çik anlamında) ifadenin görüldüğünü, erken dönem Uygurlarında Çik-bilge diye adlandırılan bir rütbe bulunduğunu, bu gün Sovyet atlasında Altay dağlarının kuzey batısında bulunan Novisibirsk havalisinde Çik köyünün, Ob nehir sisteminin bir kolu olarak Çik nehrinin işâretlendiğini belirtirken, Türkmenlerin Göklen kabilesinin bir alt sınıfının Çik adını taşıdığını, Başkırt toprağında da Çik adlı bir dere Türkiye de ise Çikhasan adlı bir köy varlığını kaydettiğini gördük.
Tez kitâbesinde tahta çıkan Uygur Kağanını Çiklerin büyük kağanı olarak anması 750 yılında Çiklere karşı düzenlenen seferde Uygurların Çikleri hakimiyet altına aldığını göstermektedir. Ayrıca Çik adına Orhun yazıtlarından Bilge Kağan yazıtında da rastlanır. Anıtın doğu yüzünde“ Yirmi altı yaşımda Çik halkı Kırgızlarla birlikte (bize) düşman oldu. Yenisey (nehrini) geçerek Çiklere doğru sefer ettim. (Onlarla)Örpen’de savaştım. Askerlerini mızrakladım. Az halkını zapt ettim, bağımlı kıldım.” şeklinde bir ifade vardır. Ayrıca Kuzey Moğolistanda bulunan ve 8. Yy’a ait olduğu sanılan Şin-Usus yazıtının doğu yüzünde “...dokuzuncu günde ordu ile yürüdüm. Tutuk’un kumandasında Çiklere karşı Biayı(bin kişiyi) gönderdim.” Ve kuzey tarafında “Çik kavmini Binam süregeldi... Hududu orada tayin ettim. Çik kavmine tutuk verdim. İşbaralar, Tarkanlar tayin ettim.” ifadeleri vardır. Burada bahsi geçen Çik’ler Karluk’ların alt grubundandır. Tarihçiler onları Çigil = Çik + il Türkleri olarak kabul eder. Bazı tarihçiler Çikler’i 10.asırda görülen Kimeklerin atası ve Kıpçak/Kuman boyları arasında gösterir. Türk boy veya oymaklarının tarihî gelişmesi sürecinde, dahil olunan boy birliğinin dağılması ile o ittifakı oluşturan boyların tamamen ortadan kalkmayıp, oluşturulan devlet yıkılınca dağılan boyların kısmen ya da tamamen yeni bir boy ittifakı içinde ve yeni ittifakı oluşturup adını veren hakim boyun alt grubunda yer aldığını göz önüne alarak bu ihtimali de kabul edilebilir olarak görüyoruz.
Trabzon’un hemen güneyinde yükselen Karluk Tepesi ve bu tepeyi çevreleyen Karlukhozemiya (şimdi Akkaya/Trabzon), Nefsikarluk (şimdi Karlık/Trabzon), Karlukşumeyra (şimdi Karakaya/Trabzon) köyleri bize Karluklar’dan da bir gurubun Trabzon yöresine yerleşmiş olduğunu göstermektedir. Rasony Türklerde görülen Zagor adının da Karluk-Bulak menşeli olduğunu belirtir. Akçabat’ın Osmanlı dönemine ait belgelerinde bir Zagorya köyü vardır. Rasonyi’nin Karluk menşeli olduğunu belirttiği bu isim de bölgeye yerleştirilen Karluk’lar dan kalmış olsa gerekir. Yer isimlerinden bölgede yerleştiklerini anladığımız Çik ve Karluk Türklerinin Trabzon bölgesine ne zaman geldiğini kesin olarak tespit edemedik, fakat Çikler’e işaret eden yer isimlerine bakarak Çiklerin Doğu Karadeniz Bölgesinde Karmuklular’a göre daha yaygın olarak yerleştiğini söyleyebiliriz. Değirmenderesi vadisine bağlanan Ziganoy/Çiganoy Vadisi, Çağlayan bucağına bağlı Çikanoy, Çiganoy Sovri (şimdi Yanyamaç), Maçka Esiroğlu bucağına bağlı Çiganoy Mesahor, Vakfıkebir de ki Çikatos (şimdi Karatepe), Sürmene’deki Çikoli (şimdi Yokuşbaşı), Çikaron (şimdi Ortaköy’ün bir mahallesi)), Of-Dernek’e bağlı Dağeteği (Çorukh) köyünün Çikaron mahallesi Trabzon da Çiklerle ilgili yer isimleridir. Ayrıca Trabzon sancağına ait Tapu Tahrir Defterlerinde Rize’nin en büyük köylerinden birinin adı Çıkara’dır. Günümüzde Rize de ki Çiklenar (şimdi Sarayköy), Aytanoz Çikara (şimdi Bozuk Kal’a), Çayeli’ndeki Çikaron (şimdi Yamaçköy), Güneysu İslahiye deki
Çiklaramoz, Fındıklı’daki Çikulit (şimdi Aslandere), Pazar’daki Çiketüre (şimdi Boğazlı), Arhavide ki Çukalvat (şimdi Kestane alan), Artvin Macahel de ki Çikavit-i Ulya ve Çikavit-i sufla ve Çikunet (şimdi Gürcistan topraklarında), Artvin Karçal Dağının güney yamaçlarında Çikunet Yaylası, Ardanuç Ziklovan ya da Ziklolet Yusufeli Demirkent bucağına bağlı Ziğlispir (şimdi Zeytincik), Sarıgöl’de ki Zikapor (şimdi Taşkıran), Şavşat Veliköy Bucağına bağlı Çikta (şimdi Akdamla), İspir’de Ziksor gibi yer isimleri bize Çiklerin Doğu Karadeniz bölgesindeki yayılışını açıklar.
Mehmet Bilgin ne kadar konuyu başka yöne çevirmeye çalışsa da “Az halkını zapt ettim” sözü bana Azi ve Hayaşah isimlerini hatırlatıyor. Çik isimlerinin geçtiği bölgenin ismi Hititler döneminde “Azi” ülkesi olarak geçtiği bilinendir. Azi ülkesini de tarih boyunca gelen geçen her güç işgal etmiştir. İşgalden hiç kurtulmamış. Kendi ayakları üzerine duramamıştır. Alevilerin bütün izlerini burada bulmak mümkündür.
Sevgiler
h.alibaba
kanlıbey
24-08-2009, 10:15 AM
H.alibabaya kısa notlar
"Türbesi Tunceli-Mazgirt-Muhindi'de bulunan Baba Mansur Ocağının kökenide Alevi erenlerin birinci merkezinde aramak gerekir.Baba Mansur'a bağlı olan Hacı-Küreyş ocağının pirinin mezarı Nizip-Milelis köyündedir.."
...........................................
"Mansuriye, köyü Mardin kentinin kuzey batısında idi.Köyün günümüzdeki adı yalımdır.."
Saygı ile...
h.alibaba
25-08-2009, 01:04 AM
H.alibabaya kısa notlar
"Türbesi Tunceli-Mazgirt-Muhindi'de bulunan Baba Mansur Ocağının kökenide Alevi erenlerin birinci merkezinde aramak gerekir.Baba Mansur'a bağlı olan Hacı-Küreyş ocağının pirinin mezarı Nizip-Milelis köyündedir.."
...........................................
"Mansuriye, köyü Mardin kentinin kuzey batısında idi.Köyün günümüzdeki adı yalımdır.."
Saygı ile...
Sevgili Kanlıbey,
Teşekkürler. Ben yaklaşık kırk yıldır Baba Mansuru merağımdan dolayı araştırıyorum. Birkaç yıl önceye kadar türbesi ve mezarının nerede olduğu veya akıbetinin nasıl olduğu konusunda bir bilgi edinememiştim. Şu anda da bazı ipuçları var, fakat net bir bilgi edinebilmiş değilim. Son zamanlarda bazılarının iddiası Baba Mansurun mezarı Moxundudadır demesi bana inandırıcı gelmemektedir. Baba Mansur adıyla bilinen türbenin de kendisine ait olduğunu sanmıyorum.
Baba Mansuru işaret eden yer isimleri vardır, ama tam olarak kanıt sayılacak durumda değildir. Örneğin; Kars-Sarıkamış Mıcıngirt köyünde Ebu Mensur kalesi vardır. İddiaya göre Saltukoğullarında Ebu Mensur tarafında 1232 de yapılmıştır. Oysa Saltukoğulları beyliği 1202 de Selçuklular tarafında tarih sahnesinde silindiği bilinendir. Ayni zamanda bu kale Urartular döneminde varlığı tespitlidir. Ayrıca Adıyamanın eski adı hısnı mansurdur. Hısni Mansur, Mansurun kalesi anlamındadır. Hısni Mansur adının bir başka Mansurdan geldiği iddia edilmektedir. Şayet Hısn değil de Hüsni Mansur ise, Mansurun cemali-güzelliği anlamına gelmektedir. Baba Mansur ile bir bağlantısı olabilirmi bilemiyorum.
Horasanın orijinal yazılışı Khuresandır. Khuresan ismi bildiğimiz Kureşan ocağına referanstır. Karstan batıya doğru Sıvasa kadar Khuresan olarak geçer. İki tane rivayet olduğu anlaşılmaktadır biri Baba Mansur ile Kureş arasında geçen kale duvarı yürütme, diğeri de Hacı Kureş ile Derviş Gewr ile birlikte ateşe girme rivayetidir. Bu rivayetler doğrultusunda Baba Mansurun Mürşit, Hacı Kureşin Pir, Derviş Gewrin de Rayberliği kabul edilir. Anlaşılan odur ki bu iki rivayet değişik farklı zamanlara aittir. Baba Mansur ile Kureş Baba çok daha eskilerde var olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü kaleleri vardır ki, kale duvarını yürütmüşlerdir. İkinci rivayet daha sonraki bir savaş ateşini bizlere anlatmaktadır.
Danişmen-namede Hıristiyan olarak adı geçen Amasya Şahı, Şah Şattat ile Ahmet Danişmend arasındaki savaşta Şah Şattata yardıma gelenlerden biri Horasan-ı Rûmidir, Ahmet Danışmend tarafından öldürüldüğü rivayet edilmektedir. Ordusuyla İslam ordusuna karşı, Şah Şattata yardıma gelen Horasan-ı Rûminin önderliğindeki ordu Kureşanlılardan oluşan bir ordu olduğu ve başındaki Horasan-ı Rûminin de Hacı Kureş olma ihtimali yüksektir. Ahmet Danışmendin başında olduğu ordu İslam ordusu ve karşılarında ki bütün güçleri Hıristiyan olarak isimlendirmişlerdir. Fakat Şah Şattatın ve Horasan-ı Rûminin Hıristiyan olmadığı adından da anlaşılıyor.
Sevgiler
kanlıbey
28-08-2009, 07:07 AM
Değerli dost H.alibaba
"Baba Mansur,Hacı Küreyş ve Derviş Gevr aynı gruptandır.Baba Mansur Mürşit,Hacı Küreyş Pir,Derviş Gevr ise Rehberdir."
"Baba mansur bir lakap olup anlamı Mansurluların Babası demektir.."
Mansurluların kadim zamanlarda yerleştiği bölgelerden öne çıkan coğrafyanın Hısn-ı Mansur (Adıyaman) yöresi olduğu ifade edilmektedir.
Aslolan Mansurlu diye bir kızılbaş topluluğunun olması ve bu toluluğun babası manasında Baba Mansur Ocağının günümüze kadar varlığını devam ettirmesidr..
Aşk ile..
h.alibaba
29-08-2009, 03:11 AM
Değerli dost H.alibaba
"Baba Mansur,Hacı Küreyş ve Derviş Gevr aynı gruptandır.Baba Mansur Mürşit,Hacı Küreyş Pir,Derviş Gevr ise Rehberdir."
"Baba mansur bir lakap olup anlamı Mansurluların Babası demektir.."
Mansurluların kadim zamanlarda yerleştiği bölgelerden öne çıkan coğrafyanın Hısn-ı Mansur (Adıyaman) yöresi olduğu ifade edilmektedir.
Aslolan Mansurlu diye bir kızılbaş topluluğunun olması ve bu toluluğun babası manasında Baba Mansur Ocağının günümüze kadar varlığını devam ettirmesidr..
Aşk ile..
Sevgili kanlıbey,
İlginden dolayı teşekkürler. İncelediğin kaynaklardan faydalandırırsan sevinirim. Halk arasındaki söylenceler ve sözlü gelenek bugüne kadar en köklü ve en uzun geçmişi olan iki Alevi Ocağı ve bir Rayberlik kapısını bu günlere kadar adını getirmiştir. Tabiî ki bu geleneğin ve bu isimlerin bu güne kadar gelmesinden en büyük etken aynı soydan birilerinin varlığıyla izah edilebilinir. Baba Mansurlular sadece Adıyamanda var değildirler. Esas köken doğu illerimizin hepsini sayabiliriz. Ve şu anda Türkiyenin her yerinde olmakla birlikte, dünyanın çeşitli yerlerine de dağılmış durumdadırlar.
Örneğin, benim babam ve amcalarım Göle’de ( önceleri Karsa, daha sonra Ardahana bağlandı) sekiz babalarını sayarlardı, Göle’den Erzurum Hınısa geliniyor ve orada da dedeme kadar dört baba sayarlardı. Babam gille 13. baba oluyorlar ki muazzam bir tarih hafızalarda taşınmıştır. Adıyaman, Erzurum, Kars, Bayburt, Gümüşhane, Erzincan, Bingöl, Elazığ, Tunceli, Sıvas illerinde eskiden beri Baba Mansurlular vardır.
Bu arada Erzurumun eski adlarından biri Kali Kala’dır. Dedelerin dedesi demektir.
Karsın eski adlarından biri Kaliki Karısi’dır. Üşüyen Dede demektir.
Gümüşhanenin eski adı Kaldia’dır. Dedelerin memleketi demektir.
Tuncelinin eski adlarından biri Kalan’dır. Dedeler demektir.
Urfanın eski adlarından biri Kalê roê’dır. Güneyin Dedesi demektir.
Şu ana kadar tespit edebildiğim ipuçlarından bazıları bunlardır. Yani Dedeler olarak epeyce yer isimleri vardır. Ağırlıklı olarak Baba Masnur, Kureyşan Ocaklarının ve Derviş Gewr kapısının bulunduğu yerlerdir ve ayni zamanda Talip kitlesinin en yoğun olduğu alanlardır. Geçmişleri de İslamiyet öncesine gider.
Sevgiler
kanlıbey
29-08-2009, 06:12 AM
Sevgili kanlıbey,
İlginden dolayı teşekkürler. İncelediğin kaynaklardan faydalandırırsan sevinirim. Halk arasındaki söylenceler ve sözlü gelenek bugüne kadar en köklü ve en uzun geçmişi olan iki Alevi Ocağı ve bir Rayberlik kapısını bu günlere kadar adını getirmiştir. Tabiî ki bu geleneğin ve bu isimlerin bu güne kadar gelmesinden en büyük etken aynı soydan birilerinin varlığıyla izah edilebilinir. Baba Mansurlular sadece Adıyamanda var değildirler. Esas köken doğu illerimizin hepsini sayabiliriz. Ve şu anda Türkiyenin her yerinde olmakla birlikte, dünyanın çeşitli yerlerine de dağılmış durumdadırlar.
Örneğin, benim babam ve amcalarım Göle’de ( önceleri Karsa, daha sonra Ardahana bağlandı) sekiz babalarını sayarlardı, Göle’den Erzurum Hınısa geliniyor ve orada da dedeme kadar dört baba sayarlardı. Babam gille 13. baba oluyorlar ki muazzam bir tarih hafızalarda taşınmıştır. Adıyaman, Erzurum, Kars, Bayburt, Gümüşhane, Erzincan, Bingöl, Elazığ, Tunceli, Sıvas illerinde eskiden beri Baba Mansurlular vardır.
Bu arada Erzurumun eski adlarından biri Kali Kala’dır. Dedelerin dedesi demektir.
Karsın eski adlarından biri Kaliki Karısi’dır. Üşüyen Dede demektir.
Gümüşhanenin eski adı Kaldia’dır. Dedelerin memleketi demektir.
Tuncelinin eski adlarından biri Kalan’dır. Dedeler demektir.
Urfanın eski adlarından biri Kalê roê’dır. Güneyin Dedesi demektir.
Şu ana kadar tespit edebildiğim ipuçlarından bazıları bunlardır. Yani Dedeler olarak epeyce yer isimleri vardır. Ağırlıklı olarak Baba Masnur, Kureyşan Ocaklarının ve Derviş Gewr kapısının bulunduğu yerlerdir ve ayni zamanda Talip kitlesinin en yoğun olduğu alanlardır. Geçmişleri de İslamiyet öncesine gider.
Sevgiler
Değerli can H.alibaba
Araştırmalarınızda başarılar diler saygılar sunarım..
Arayı,arayı gerçekleri bulacağız..
Aşk ile...
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.