PDA

: Gül Baba


*Can*
29-10-2006, 03:08 AM
Gül Baba

Gül Baba, aslen Amasya’lıdır.
Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Gül Baba, büyük ilim, irfan sahibi bir önderdir. Geleceğin hangi temeller üzerinde gelişeceğini iyi görmüş ve bu sebeple günümüzdeki Galatasaray Lisesi olarak bilinen “Enderunu Hümayunha’yı” kurmuştur. Bu okulun bahçesinde yetiştirdiği sarı ve kırmızı güller (http://www.alevikonseyi.com/alevi/17/27/37/47/157.html), okulun sembolü olmuştur.
Gül Baba, derin bilgisi, hayata ve sorunlara olumlu yaklaşımı, yardımseverliği ve daha sayamayacağımız bir çok meziyetin sahibidir. Bir rivayete göre Gül Baba, musahibi olan Garip Dede ile bir çok diyar gezmiş ve insanları aydınlatmıştır. Gül Baba, Alevi inanç ve felsefesini Macaristan topraklarına taşımış ve 1541 yılında Macaristan’ın Budapeşte kentinde hakka yürümüştür. Günümüzde Macaristan’ın başkenti olan Budapeşte şehrinde Gül Baba’nın türbesi bulunmaktadır. Macar (http://www.alevikonseyi.com/alevi/17/27/37/47/157.html) kültüründe önemli bir yer edinen Gül Baba, filmlere, tiyatro oyunlarına, operalara, kitaplara konu olmuştur. Gül Baba, günümüzdeki yol erenlerine ışık tutmakta ve onlara bilimi, sevgiyi, dostluğu, dayanışmayı öğütlemekte. Böylece asırlar sonra bile hizmetini ifa (yerine getirmek) etmektedir. Ne mutlu Gül Baba’nın ve diğer önderlerin yolunda yürüyenlere!

Alıntı

A.adar
29-10-2006, 03:12 AM
Ne mutlu Gül Baba’nın ve diğer önderlerin yolunda yürüyenlere!

ne mutluki bizim bizim böyle güzel babalarımız var
saol can emeklerine sağlık

galtasaray renklerini alevilikten almış diyorları inanmadım şimdi inandım

*Can*
29-10-2006, 03:14 AM
Abi asıl sen saol.
Amasya'lı bir hemşerim daha var Gül Baba hemde.
Ayrıca Galatasaray'lı ve herşeyden önemlisi yolumuzu Macaristan'da dahi yaymayı başarmış bir inanç önderimiz.
İyi ki Gül Baba gibi inanç önderlerine sahibiz.
Saygılar...

Adnbaran
29-10-2006, 03:38 AM
ersoyum emegine sağlik

Mustafa Kemal
29-10-2006, 10:06 AM
Gül Baba:
Gül Baba XV. yüzyıl sonunda ve XVI. yüzyıl başında yaşamış, Budapeşte’nin Budin bölgesinde türbesi bulunan ünlü bir Türk mücahidi ve Bektâşî dervişidir.
Gül Baba hakkında ilk olarak ayrıntılı bilgi veren Evliya Çelebi’dir.
“İlk defa burada (Gül Baba) vefat edüp, Süleyman Hân namazında hazır olarak Ebüssuud Efendi namazını kılmış ve Budin toprağına gömülmüştü. Gül Baba, Bektaşî fukaralarından olup Fatih, Bayezîd, Selim, Süleyman Hânlarla bütün gazalarda mevcut olan Al-i Abadan Gül Baba’dır. O gün Süleyman Hân Budin’e bir vezir tayin eyledi. Şöyle ki: Bu mubârek günde, Bağdad veziri olan Süleyman Paşayı huzuruna çağırıp, başına bir sorguç sokup, üç kat hi’lat giydirerek:
- Üç adet tuğ ile serdâr-ı muazzamım ve müşir-i müfahhamımsın. Tâ İstanbul’a varıncaya kadar bütün Rumeli diyârı mansıpları senin arzınla olup, bütün beylerbeyiler, senin fermanın ile ola. Hattâ benim İstanbul’daki Yedikule dizdarlığım bile münhal olsa senin arzınla tâyin oluna. Allah göstermesin ne vakit ki üzerinize bir düşman gele... Kuşatıldığını bana bir ulak ile haber gönderesin. Askerlerim emrine uyup, geleler. Ve benden sonra gelecek olan çocuklarıma torunlarıma, vezir ve âyânlarıma vasiyetim budur ki, kânunumu kimse bozmaya... Çünkü bu Budin kalesini almağa çok emeğim geçmiştir. Budin uğruna altı yüz bin Müslüman şehit olup, bu temiz toprağı şehit kanı ile bulamıştım. Budin sağlam kale olup, bütün kralların hasret çektiği Macaristan pâyitahtıdır. Bu kaleyi Allah’a emanet ettim. Süleyman Paşayı Budin’e nâzır ve pâdişâh vekili tâyin ettim. Paşam, dikkatli olup, reâyâyı koruyasın. Herkesle iyi geçinesin. Gazilerime nimet ve ihsanın bol olsun. Budin kalesinde oturanlar uzun ömürlü olsun. Diye tam bir saat hayır dua ve nasihatler edip, fermanını ve tuğrasını Süleyman Paşanın eline verüp:
- Hıfz ve emânette ola, Gül Baba Budin gözcüsü olup, himmetleri hâzır ve nâzır ola. Diyerek bu niyete fâtiha okudular.
Budin’de yedi tane Bektaşi tekkesi vardır. Bunlardan Gül Baba Bektaşi Tekkesi’nin vakıfları hepsinden sağlamdır. Horoz Kapısı dışında Veli Bey ılıcası yakınında bağlı bir bayır üzerinde mâmur bir tekkedir. Dervişleri gazaya gider. Kış ve yaz meydanlarında çeşitli şamdan, çerag, kandiller, buhurdanlar, gülâptanlar vardır. Kara ve deniz seyyahları mermer kapı ve duvarlarına pek çok mânâlı beyitler yazmışlardır.

Bu tekke Gazi Mihal zâdelerin hayratı olup, gelip geçene nefis yemekleri boldur. Bizzat Gülbaba da bir çiçekli bahçe içinde kurşun örtülü bir kubbede gömülüdür. Sandukası yeşil çuha ile örtülü olup, mübarek başlarında Bektaşi tacı bulunur. Etrafı çeşitli Arap harfli Kur’an âyetleri ile süslüdür. Hakîrin yazdığım münasip beyit şudur:

Âşık ve sâdıkınım, ettim ziyâret ben gedâ
Bülbül - i güyâ gibi efgan idem ey Gül Baba
Başka bir beyit:
Gül-i gülzar-ı hakikat ve hûda
Kutbu aktâb-ı Budin Güllübaba
Başka bir beyit:
Baba bir kân - i kerem sultandır.
Değil elbette teh-i pir ü gedâ
Merzifondan gelerek tuttu vatan
Şeh Süleyman zâmânı Güllübaba

Bu çeşit beyitleri yazdıktan sonra mübârek ruhları için bir Yâsin-i Şerif okudum.”

Bilindiği gibi adalet bir elinde kılıç, bir elinde terazi olan gözü kapalı bir kadın şeklinde tasvir edilir. Gül Baba bir elinde tahta kılıç yani Zülfikâr diğer elinde bir gül ile Budin’in koruyucusu, gözcüsüdür. Adaleti temsil eder. Gül güzelliktir. İyi işlerdir. Gül ve kılıç sembolleri özgürlüğün ve yapılan iyi işlerin savunulması gereğine işaret eder. Gül Baba sağ elinde gül, sol elinde kılıç ile kızıl elmaya açılmış olan yeni ufukta yılmadan adaletle, doğrulukla yürünmesi gerektiğini ifade eder. Gül Baba; hürriyet ve insanlık düşmanlarıyla savaşmak ve zafere ulaşmak için bir elinde, mücadele ve savaşın sembolü olarak kılıç; diğerinde bütün insanlığın iyiliği, güzelliği için çalışmanın sembolü olarak gül taşımaktadır. Bu nedenle Gül Baba Budin’i kılıçla değil gülle fethetmiştir.
Zaten Fütüvvet anlayışında Hz. Ali’nin kılıcı Zülfikar; doğruluğun, adaletin ve hakkın simgesidir. Bektaşi inancına göre; Allah’ın aslanı Hz. Ali’ye Hz. Peygamber tarafından adaleti temsil etmesi için verilmiştir.
Tahta kılıç, terbiye edicidir, doğru yolda gitmeyenleri terbiye eder, yol göstericidir, mürşittir. Hoşgörünün inşasında önemli bir işlev yüklenir. Adaleti temsil eden tahta kılıç, aynı zamanda anlaşmazlıkları karşı tarafa zarar vermeden, barış yoluyla çözmenin, gerçekçiliğin, yiğitliğin, şer güçlerle mücadelenin simgesidir.
Doç. Dr. Mehmet Eröz “Türkiye’de Alevilik, Bektaşilik” isimli eserinde şöyle demektedir: “Hristiyanlığa mal edilmek istenilen diğer bir Bektâşî büyüğü, Gül Babadır. Gül Baba’nın bir Rum dönmesi olduğu iddia edilir. Macar tarihlerinin verdiği malûmata dayanarak, Budin valisi olduğunu ve adının Halayik oğlu Galaylı Goz Ali (Alaikoglou Kalailikos) olduğu söylenir. Güya, İkinci Selim’in kızı Cevher Sultan ile evli olan kaptan-ı derya Piyale Paşa’nın ölümü üzerine, dul kalan Cevher Sultan ile evlenmiş.
Peçevî (C.II, s.28) 1581-1582’de Budin valisi olan bu adamın karısının, İsmihan Sultan olduğunu yazıyor. Hâlbuki İsmihan Sultan, Sokollu’nun karısı olup, onun ölümüyle Feridun Paşa’ya verilmiştir. Rivayete göre, Rum dönmesi olan bu Budin valisi, eski karısını boşayıp Cevher Sultanı alıyor. Karısının bedduası üzerine, türbesinin bulunduğu yerde yapılan bir savaşta ölüyor. Maiyeti, oracıktaki gülfidanları arasında kendisini gömüyorlar.

Kaynak:
İsmail Tosun SARAL "GÜL BABA VE TAHTA KILICI" makalesinden alntı yapılmıştır.

astokomlu
11-01-2007, 08:44 AM
Rivayete göre bir gün Sultan II. Bayezid sad­razamı ile ava çıkmış. O zamanlar, Beyoğlu koruluklarında bir süre avlanmışlar. Akşama doğru sağnak halinde bir yağmur başlamış. Sığınacak bir yer ararken, bir gül kokusu duymaya başlamışlar. Atlarını kokunun geldiği tarafa doğru sürdüklerinde, bir gül bahçesi ortasında, küçük bir kulübe görmüşler. Kulübeye yaklaştıklarında, kapısı aralanmış ve nur yüzlü bir ihtiyar görünmüş, padişahı ve sadrazamı içeriye davet etmiş. Oturmuşlar ve bir süre sohbetten sonra, Padişah sormuş: "Burada tek başına ne yapıyorsun?"
İhtiyar cevap vermiş: "Güllerle uğraşıyorum. Tek dostum güllerdir. Bunun için de, bana Gül Baba derler."

Padişah: "Merak ettim. Güllerin hepsi iki renkli. Sebebini anlayamadım?" Gül Baba mütevazi bir şekilde cevap vermiş: "Sadece Sarı ve kırmızı renkleri severim de onun için Sultanım." O gece kurulan dostluk devam etmiş. Padişah, canı sıkıldıkça Gül Baba Hazretleri'ni ziyarete başlamış. Bu ziyaretlerden birinde, Gül Baba Hazretleri, Sultan Bayezid-i Veli'ye iki gonca gül vermiş ve: "Padişahım! Kendimi iyi hissetmiyorum. Bu güller, fakir gönlümün hediyesi olsun. Lütfen kabul buyurun efendim" demiş. Padişah gülleri almış ve çok da duygulanmış: "Böyle deme Gül Baba! Allah sana uzun ömürler versin. Ama birgün Yüce Rabbimizin emri geldiğinde ardından nasıl bir eser bırakılsın istersin?" diye sormuş. Gül Baba Hazretleri, oturduğu yerden hafifçe doğrulmuş, ileride görünen tepeyi işaret ederek: "Ruhumu şad etmek istersen, karşıdaki tepeye bir mektep yaptır Sultanım. Bu mektebin arması da Sarı kırmızı olsun" demiş. Bunun üzerine Sultan II. Bayezid, o yıl Galatasaray Sultanisi'ni yaptırmış, Gül Baba'ya da görev verilmiş, Padişah ile Gül Baba'nın o günden sonra bir daha görüşmeleri nasip olmamış. Gül Baba vefat edince, gül bahçesinin ortasında açılan kabrine defnolunmuş.

Rojaazme
11-01-2007, 12:43 PM
katkıların için sagolasın astokomlu can yüregine saglık.

ağuçan
11-01-2007, 01:06 PM
Paylaşımlarınız için sağolun canlar...

Gül Baba gibi uluların ayak bastığı bu yerlerde maalesef şimdi dejenere olmuş insanlıklarını unutmuş insanlar geziyor...(Sözüm beyoğlu ve civarında oturan tüm insanlara değil, sözüm buralara gezme ve eğlenme amacıyla giden tüm insanlara değil...Kimlere olduğunu sanırım anlamışsınızdır...)

Sevgilerle...

mendov
11-01-2007, 01:13 PM
paylaşımlarınız için sagolun canlar

Rojaazme
13-01-2007, 01:07 PM
sizlerde sağolun candostlar okuyup yorum katdıgınız için varolun.