PDA

: Haci Bektaş-i Velî'de Dînî Boyut


srdr_ist
28-10-2006, 10:53 AM
Mehmet Aydın



Anadolu halk Sûfîzminin Ahmet Yesevî'ye kadar uzanan çizgisinde Hacı Bektaş-ı Velî'nin ve Yunus'un çok önemli bir yeri vardır. Anadolu'nun Türkleşmesi ve İslâmlaşması uğruna başlatılan hareketin en verimli dönemleri şüphesiz XII. yüzyıl ile XIII. yüzyıl olmuştur. Anadolu'da kurulan Anadolu Selçuklu Devleti, hem siyasî plânda, hem de kültürel ve manevî plânda çağının en istikrarlı devletlerinden birini oluşturmuştur. XIII. yüzyılın ortalarına kadar özellikle siyasî istikrarını korumasını bilmiş ve Anadolu'da İslâm kültürü ile Türk kültürünün belli bir sentezine dayanan Anadolu Selçuklu medeniyetini meydana getirmiştir.



XIII. yüzyıl Anadolusu, özellikle manevî plânda büyük şahsiyetlerin yetişmesini sağlamıştır. Bunu normal bir olay olarak kabul edebiliriz. Çünkü, Anadolu, özellikle Konya başta olmak üzere Orta Anadolu, bir ucu ile İran diğer ucu ile İspanya, Suriye, Irak'tan gelen düşünce ve sûfî hareketlerle Orta Asya kökenli düşünce ve sûfî temayüllerin bir buluşma noktası olmuştur. Şüphesiz bir asırdan fazla bir zamandan beri devam eden bu kültürel birikim, büyük dahilerin yetişeceği bir kültürel ortamı meydana getirmiştir.



İşte Mevlânâ'nın, Hacı Bektaş-ı Velî'nin, Yunus'un ve Sadreddin Konevî'nin yetiştiği böyle bir ortamdı. Bu kültürel ortamın diğer bir özelliği de medrese ile tekke arasında belli oranda bir ahengin kurulmuş olmasıydı. Bu ahengin oluşmasında bu çağdaki sûfî eğilimlerin içindeki insanların, medreseden gelmiş olmasının payı büyük olmuştur. Mevlânâ'mn babası dahil, Mevlânâ ve Sadreddin Konevî ciddî medrese eğitiminden geçmiş insanlardı. Şüphesiz bu insanların içinde bulunduğu sûfî temayül, daha entellektüel bir çevre içinde gelişme göstermiş ve daha ziyade bilim dili Farsça veya Arapça olarak fikirlerini aktarmışlardır. Bunun yanında, Hacı Bektaş ve Yunus Emre kültürlü şehir çevrelerinden ziyade, halk kesimi içinde İslâm ve sûfî temayülleri sergilemişler, dil olarak da Türkçe'den başka dil kullanmamışlardır. Fakat her iki sûfî temayülün birleştikleri ana nokta, şekilcilikte kalmayan gönül Müslümanlığının benimsetilmesi olmuştur. Belki de bu medrese çevrelerinin çokça üzerinde durduğu şekilci İslâm'a karşı bir reaksiyon olarak da ifade edilebilir. Mevlânâ, Mesnevi'de anlattığı birçok hikaye ile şekilde kalıp da, özün özünde olanı anlamayanların halini sergiler. Yunus ve Hacı Bektaş Velî'de İslâm'ın özü ile şeklin bütünleşmesini görmek istemektedirler. Sadece şekilde takılıp kalanların, ne Yunus'un yanında ne de Hacı Bektaş-ı Velî'nin yanında fazla değeri yoktur.



İşte bizim tebliğde esas üzerinde durmak isteğimiz konu bu nokta olacaktır. Hacı Bektaş-ı Velî gibi Anadolu Sûfîliğinin bel kemiğini teşkil eden ve bir ucu ile Ahmet Yesevî'ye dayanan bir sûfî inancın temsilcisinin dinî boyutunun en önemli eseri olan Makalat'ı1 esas olarak incelemeye çalışacağız:



Hacı Bektaş-ı Velî, Makalât'ın I. bölümünde Allah'ın dört bölük insan yarattığını, bunların, Âbidler, Zahidler, Ârifler ve Muhibb'ler olduğunu söylemektedir. Âbid'lerin şeriat, Zahid'lerin tarikat, Ârif'lerin ma'rifet, Muhibb'lerin ise hakikat kavmi olduğunu belirtmektedir.2 Hacı Bektaş'a göre Abidler'in şeriate sımsıkı sarılmaları, nefsin arzularından uzak durmaları dünyayı terketmeleri gerekir. Bunlar avâm halk taifesi olduğu için birbirlerini incitirler. Kibir, haset, bugz, cimrilik ve düşmanlık bunlarla beraberdir.3 Zahid'ler ise, korku ile ümit içinde hayatlarını geçirirler. Başlıca kaygıları, ahiret için yararlı işler yapmaktır.4 Ârif'ler ise, bunların aslı su'dandır. Bu sebeple hem temiz olmaları, hem de temizleyici olmaları gerekir. Ârifler katında her sözün üç yüzü, önü ve bir arkası vardır. Manâ ehli katında ise, her sözün yetmişiki yüzü ve bir ardı vardır. Ârifler katında şirk murdardır. Onu içlerinde bırakmaz, dışarı atarlar. Kendileri arıdırlar ve başkalarını da arıtırlar.5 Nihayet Hacı Bektaş-ı Velî, bu sözlerini şöyle tamamlar: "Bilmek gerekir ki, kendisini arıtmayan (temizlemeyen) başkalarını da arıtamaz." Hacı Bektaş'a göre kişide yaramaz fiil olmamalı, kişi her zaman temiz olmalıdır. İnsanın piskatışıklı olmasının sebebi, içinde şeytan fiilinin olmasıdır. Yine Hacı Bektaş şöyle demektedir: "Vay sana ki içinde, kibir ve haset, cimrilik, düşmanlık, tamah, öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralık ile bunlar gibi daha nice şeytan fiili varsa, su ile yıkanıp nasıl arınacaksın?"6



Hakikat taifesi olan Muhibb'lere gelince Hacı Bektaş'a göre bunların aslı topraktandır. Toprak teslimiyet ve rızayı temsil eder. Bu yüzden Muhibb'de teslimiyet ve rıza içinde olmalıdır.7



Hünkar Hacı Bektaş-ı Velî, Makalât'ın II, bölümünde kulun Allah'a ulaşıp, onunla dost olmasının yollarını açıklamaktadır. Bunun için kırk makamın olduğunu söylemektedir. Bu kırk makamın onu şeriatta, onu tarikatta, onu marifette, onu da hakikatta'dır.



Makalât'ın III. bölümünde şeriattaki on makam açıklanmaktadır. Şeriat'ın birinci makamı, Hacı Bektaş'a göre iman getirmektedir. Onun kabul ettiği iman, dil ve gönül üzere olan imandır. Bunun için Hacı Bektaş-ı Velî şöyle der: "Kim çalap Tanrı'ya gönülden tanıklık yapmazsa, mutlak kâfirdir."8 "Öte taraftan, diliyle tanıklık yapıp da gönlü ile inanmazsa münafıktır."9 İbadet üzerinde de duran Hacı Bektaş-ı Velî, bu konuda şöyle der: "Amel imandan ayrıdır ve iman ibadettir. Değme ibadet, iman'a ermez; küfür de günahtır ama, değme günah küfre ermez." Burada Hacı Bektaş-ı Velî, Ehl-i Sünnet'in kabul ettiği "iman amelden cüz değildir" prensibini kabul etmektedir. Yapılan birçok ibadetin iman nokta-i nazarından değeri olmadığını, insanın yaptığı bazı günahların da küfre götürmediğini belirtmektedir. Yine burada Hacı Bektaş'ın istediği şey, iman ile ibadet arasındaki bağlantıdır. Şuurlu iman, şuurlu ibadete götürür düşüncesidir. Şeriatin birinci makamı üzerinde önemli bir şekilde duran Hacı Bektaş-ı Velî, ikinci makamın, ilim öğrenmek, üçüncü makamın, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, seferberlik olunca kaçmayıp düşmana karşı gelmek ve cenabetten temizlenmek olduğunu bildirmektedir. Burada üzerinde durulması gereken konu, "seferberlikten kaçmamanın" şeriatın üçüncü makamında yer almasıdır. Bunu söylemekle Hacı Bektaş-ı Velî, vatan savunmasına ne kadar önem verdiğini göstermektedir. Dördüncü makam, helâl kazanmak, beşinci makam evlenmektir. Altıncı makam, hayz ve loğusalıkta, münasebeti haram bilmektir. Yedinci makam, sünnet ve cemaat ehlinden olmaktır. Sekizinci makam, şefkattir. Dokuzuncu makam, temiz yemek ve temiz giyinmektir. Onuncu makam, iyiliği emredip, kötülükten sakınmaktır."10



Dikkat edilirse Hacı Bektaş-ı Velî III. bölümde de çok önemli konular üzerinde durmaktadır. İslâm toplumunu ayakta tutan temel öğelere değinerek Hacı Bektaş-ı Velî, bilinçli ve yaptığı amellerin şuurunda olan bir toplum özlemi duymaktadır.



- Makalât'ın IV. bölümünü Hünkar, Tarikat makamlarına ayırmıştır. Bu makamın ilk basamağının pir'den el alıp, tövbe etmek olduğunu belirtmektedir. Fakat Hacı Bektaş'ın istediği tövbe, tam pişmanlık tövbesidir.



Bunun için Hacı Bektaş şöyle demektedir: "Öyle tövbe etmek gerekir ki onda tereddüt ve şüphe olmasın, yine tövbeyi öyle yapmak gerekir ki fayda getirsin, çönkü tövbe etmek pişmanlıktır. Pişmanlığın esası budur ki, yetmiş yıllık günah, bir özüre değişilir. Şimdi tevekkülle özüre önem verin ki, hatalarınız az, yüzünüz taze olsun."11



Burada Hacı Bektaş'ın üzerinde durduğu konu, tarikat'a girmenin basit bir olay olmadığı ve bu yola sulûk eden birinin de önce geçmişini temizleyip bir daha o hatalara dönmemesi için irade sahibi olmasının gerektiği konusudur.

srdr_ist
28-10-2006, 10:54 AM
Hacı Bektaş'a göre tarikat makamlarının ikincisi mürîd olmaktır. O, mürîd'i üçe ayırmaktadır. Birincisi, mutlak mürîddir. Böyle bir mürîd'in şeyhine tam teslimiyet içinde olduğunu belirtir. İkincisi, mecazi mürîddir. Bu mürîd'in zâhirde şeyhine teslim olduğunu, ancak içinden kendi isteklerine uyduğunu belirtmektedir. Üçüncüsü, mürted mürîddir. Bu mürîd çeşidinin, şeyhinin bir halini görünce yüz çevirdiklerini söylemektir.12 Tarikatın üçüncü makamı, traş olmak ve elbise değiştirmektedir. Kâbeyi tavaftan önce yapılan işleri tarikat makamlarındaki kişilerin de yapmaları gerekir. Bunun anlamı, şeklinde temiz ve düzenli olarak kulun kendini, Allah huzuruna hazırlaması demektir. Hacı Bektaş-ı Velî, bunu dedikten sonra, şu ayeti kerimeyi delil getirmektedir: "...Başlarınızı traş etmiş veya saçlarınızı kısaltmış olarak, korkmadan mescidi Harâma gireceksiniz. "13 Tarikat'ın dördüncü makamı, nefis savaşında olgunlaşmak ve pişmektir. Beşinci makamı ise, hizmet etmektir. Bu iki makam'da çok önemli iki şeye işaret edilmektedir. Birincisi nefsanî olgunluğa ermek, ikinciside bu olgunluğa erenlerin kendilerini, insanlara hizmete adamalarıdır. Bunun için Hacı Hünkar "Hizmet eden kimse, hizmet görür" kaidesine bağlı kalmayı tavsiye etmektedir.



Hacı Bektaş, tarikatın altıncı makamının, Havf yani korku olduğunu söylemektedir. Burada da Hacı Bektaş çok ince ve hassas bir konuya temas etmektedir. Mürîd'in, yaptığı ibadetlere ve virdlere yani zikirlere güvenmemesi gerektiği, Allah'dan daima korkması icap ettiği ve hiçbir zaman kendini manevî yönden güven içinde hissetmemesi icap ettiğini belirtmektedir. Tarikatın yedinci makamı, Hacı Bektaş'a göre ümit etmektir. Aslında altıncı makam'daki korku ile yedinci makam'daki ümit birbirini tamamlamaktadır. Bu hal, mü'minlerin hali olmalıdır. Yani, mü'minlerin, bir yandan Allah'tan korkmaları, diğer yandan da Allah'dan ümit kesmemeleri gerekir. Hacı Bektaş'ı Velî, mürîdîn de böyle olması gerektiğine işaret etmektedir.14



Hacı Bektaş-ı Velî'ye göre, tarikatın sekizinci makamı, müridin sahip olması gereken, hırkaya, zembil'e, makas'a, seccadeye, tesbihe ve iğnece sahip olmaktır. Bu bir anlamda bir dervişin dünya'dan uzak kalması, bunlarla yetinmesi anlamına gelmektedir. Diğer yandan, kendi işini kendisi yapması mesajı da buradan çıkmaktadır. Tarikatın dokuzuncu makamı, makam, cemaat, nasihat ve muhabbet sahibi olmasıdır. Onuncu makam ise, aşk, şevk, sefa ve fakirlik makamıdır. Hacı Bektaş-ı Velî, bu son makamı, can makamı olarak niteler. Can can'a kavuşursa sevinmek, oynamak, zevk ve şevkle hareket etmek, şaşılacak şey değildir diyerek belirtmektedir.15



Hacı Hünkâr, Makalât'ın beşinci bölümünü marifetin makamlarına, tahsis etmiştir. Bu makamların birincisi, edeptir. Hacı Bektaş'a göre en büyük makamlara ulaşanlar, edeple ulaşmışlardır. Mahrum kalanlar da saygı ve edebî terk ettiği için, mahrum kalmışlardır. Bunun için bütün tarikatlarda EDEB'e çok önem verilmiştir. Genelde tarikatlar birer edep eğitimi yeri olmuşlardır. Bektaşî tekkelerinde de edebe, çok önem verilmiştir. Çünkü orada herşey edeb'in sonucunda elde edilmektedir.16 Marifetin ikinci makamı korkmaktır. Allah'tan yeterince korkanlara Allah, iki cennet hazırlamıştır. Bunun için Hacı Bektaş şu ayeti burada zikr etmektedir: "Rabbının makamından korkanlara iki cennet vardır."l7 Marifet kapısının üçüncü makamı, nefis terbiyesi, açlık ve kanaatkârlıktır. Aç kalmak, az yemek, insanda sezginin teşekkülünü sağlar. Hacı Bektaş-ı Velî, burada ince noktalara temas etmektedir. Çünkü karınlarını tıka basa doyuranlar, gaflete daha yakın insanlardır. Bunun için bütün tarikatlarda az yemek, az uyumak ve az konuşmak prensip haline gelmiştir. Marifet yolunun dördüncü makamı, sabır ve kanaat makamıdır. Hacı Bektaş-ı Velî, bu yolun yolcularına sabır ve kanaatı tavsiye etmektedir. Aslında sabır, seyr ü sülûk'daki imtihanların başarı anahtarıdır. Bütün tasavvuf okulları, sâlike sabır ve kanaati tavsiye etmişlerdir. Kanaat, insanın elindeki ile yetinmesi olayıdır. Nefsin başka şeylere meyletmemesi, başkasının elindekine tamah etmemesidir. Hacı Bektaş'a göre kendini bu noktaya getiren kimse marifet yolunda belli bir dereceye ulaşmış kişidir.



Marifet yolunun beşinci makamı, utanmaktır. Allah'ın resulu, hayanın, imandan olduğunu belirtmektedir. Bu yolun altıncı makamı, cömertliktir... Çünkü marifet yolunda cimriliğe yer olmaz. Cimrilik avamın işidir. Hacı Bektaş'a göre cömertlik, marifet kapısının beşinci makamını teşkil eder. Bütün tarikatlarda Allah'ın verdiği nimeti, başkaları ile paylaşmak, Allah'a teslimiyetin bir ifadesidir. Cömertlikte, Allah'a güven duygusu yatmaktadır. Bunun için Hacı Bektaş-ı Velî cömertliği marifet yoluna yerleştirmiştir. Marifet yolu'nun yedinci makamı ise ilimdir. Bu konuda Hacı Bektaş-ı Velî peygamberimizin şu hadisini zikretmektedir: "Dünya'nın durması dört şey üzerinde ve onlar sayesindedir. Âlimlerin ilmi, hükümdarların adaleti, cömertlerin el açıklığı ve yoksulların duaları." Hacı Bektaş-ı Velî, burada toplumsal konsensusun temel direklerini bize gösteriyor. Çünkü ilmin olmadığı yerde cehalet, adaletin olmadığı yerde azgınlık kendini gösterir. Böyle bir toplumda ise, sosyal dengeler altüst olur. Hacı Bektaş-ı Velî, burada bu sosyal dengelerin bilinçli olarak farkındadır. Marifet yolunun sekizinci makamı, sukûnet ve düşkünlüktür. Hacı Bektaş'ın burada kastettiği şey, Allah'tan müstağni olarak yaşamak halidir. Bu hal ise, korkunç bir haldir. İnsan, her zaman Allah'a karşı muhtaç olduğu duygusu ile yaşamalıdır. Nefsinin nankörlüğüne kendini kaptırmamalıdır. İnsan, kalbini yumuşatmak, inceltmeli ve tevazu içinde yaşamalıdır. Bunun için Hacı Bektaş-ı Velî, Peygamberimizin şöyle dua ettiğini haber verir: "Allahım beni düşkün olarak yaşat ve düşkünler topluluğu içinde haşreyle."l8 Marifet yolunun dokuzuncu makamı, kalp ve gönlü hoşnut kılmaktır. Çünkü kalp, Allah'ın arşıdır. Bunun için sûfîlikte gönül kırma, çok büyük günahtır. Hacı Bektaş da mü'minin kalbine dikkat çekmekte ve gönül kırmamaya davet etmektedir.19 Marifetin onuncu makamı, imanın kendini bilip tanımasıdır.

srdr_ist
28-10-2006, 10:54 AM
Hacı Bektaş-ı Velî Makalât'ın VI. bölümünü hakikat makamlarına tahsis etmiştir. Bu yolun birinci makamının toprak gibi olmak olduğunu belirterek, insanın tevazu içinde olmasına işarette bulunmaktadır. Bunu açıklamak için Hacı Bektaş-ı Velî şöyle demektedir: "Bir kişinin incitmesinden incinmemesi, aksine, kendine rastlayan herşeyi Allah'tan bilmesi, başına gelen musibetlerin tümüne rıza göstermesi, iradesini Allah'a terk ve havale etmesi ve istemeyi sadece Allah'a ait bilmesidir."20 Hakikat yolunun ikinci makamı "Yetmişiki milleti ayıplamamak"tır. Bu makam'daki bir kimsenin, bütün kainata tek bir gözle bakmasının gerektiğini, kişileri söz konusu etmeden, yalnızca iyiliğin ve kötülüğün kendisini görmeye çalışmasının icap ettiğine Hacı Bektaş dikkat çekmektedir. Burada Hacı Bektaş'ın vermek istediği mesaj, herkese Allah'ın yarattığı olduğu için sevmek felsefesidir. Hakikat yolunun üçüncü makamı, Allah'ın insana lütfettiği nimetlerden sakınmadan, Allah rızası için insanın vermesidir. Burada Hacı Bektaş-ı Velî, bu konudaki Kur'an-ı Kerim ayetlerini zikretmektedir.21 Bu yolun dördüncü makamı, kulun ölmeden önce nefsini öldürmesi makamıdır. Bu insanın bütün arzularından arınması ve sadece Allah'a teslim olması demektir. Bütün sûfî ekollerinin üzerinde durduğu bu noktaya Hacı Bektaş-ı Velî de çok önem vermektedir. Çünkü bu bir manada Allah'tan başka herşeyden soyutlanmak anlamına gelmektedir. Hakikat yolunun beşinci makamı, "Yaratıklardan hiçbirine zarar vermemek ve onların ondan cefa görmemeleridir." Hacı Bektaş'ın burada üzerinde durduğu temel konu, iyi bir Müslümanın özellikleridir. Çünkü Peygamberimiz bir hadislerinde "Müslüman, diğer Müslümanların, kendisinin elinden ve dilinde zarar görmedikleri kimsedir." buyurmuşlardır. Hacı Bektaş burada, bu hadisi zikretmektedir. Hakikat yolunun altıncı makamı, kulun sohbet esnasında gerçekleri söylemesi, doğru söyleyen irşadcıya isteyerek tam olarak uymasıdır. Yani, Mürîddân'ın, şeyhini can kulağı ile dinlemesi ve duyduklarını yerine getirmesi gerekmektedir. Yine bu yolun yedinci makamı, iyi ve olgun kulların girdiği yola girmektir. Yani seyr-ü sûlük yoluna girmeleri gerekmektedir. Hacı Bektaş-ı Velî burada şu ayet-i kerimeyi de
göstermektedir: "Gerek âfakda, gerek kendi nefislerinde ayetlerimizi yakında onlara göstereceğiz."22 Burada Hacı Betaş-ı Velî, insanın, seyr ü sûlük yoluna girdiği zaman neticede kendi nefislerindeki Allah'ın işaretlerini anlayacak bir duruma geleceğine işaret etmektedir. Hakikat yolunun sekizinci makamı, keramet gösterecek duruma gelenlerin, kerametlerini gizlemeleridir. Sûfî yolda, keramet izhar etmek çok ayıptır. Çünkü bu, Allah'ın bir insana lûtfetmiş olduğu bir nimetin ifşası anlamına gelmektedir. Bu durum halk nazarında bilinince işin içine riya ve şöhret karışarak, kulun sâfiyeti bozulabilir. Bunun için Hacı Bektaş, keramet göstermemeyi bu makamın bir özelliği olarak göstermektedir. Hakikat yolunun dokuzuncu makamı, sabretmek, Tanrıya ulaşmak, Tanrıyı birlemek ve Tanrıya yakarmaktır. Onuncu makamı ise, iç gözüyle gözlemde bulunmak, Tanrısal bilimi öğrenmektir.23



Hacı Bektaş-ı Velî, Makalât'ında, insanın geçmesi gerektiği dört manevî menzili şeriat, tarikat, marifet ve hakikat olarak göstermiş ve bu menzillerdeki makamları altıncı bölüme kadar açıklamıştır. Makalât'ın diğer bölümlerinde de, mükemmel kulluğun ve insanlığın basamaklarını açıklamaya devam etmiştir. Bu istikamette Hacı Bektaş-ı Velî, Makalât'ın yedinci bölümünde Gönül Şehrinden bahseder. İnsan gönlünde iki sultanın olduğunu söyler. Bu sultanlardan biri Rahmanî diğeri Şeytanî'dir.24 Rahmanî Sultan'ın adının akıl, vekilinin iman, bekçisinin de fakirlik olduğunu söylemektedir.25 Hacı Bektaş'a göre, yüreğin sağ kulağında, yedi kale vardır. Her kalede bir muhafız vardır. Bu muhafızlar, ilim, cömertlik, haya, sâbır, korku, riyazat, edeptir. Hacı Bektaş'a göre, bunlar yerine getirildiğinde, beş süslü kaftan ortaya çıkmıştır: Bunlardan birincisi ilham, ikincisi Aşktır. Burada Hacı Bektaş-ı Velî Allah adına şöyle demektedir: "Ey kullarım görmeyi göz ile mi, işitmeyi kulak ile mi, söylemeyi dil ile mi, tutmayı el ile mi, yürümeyi ayak ile mi, af olunmayı ibadet ile mi, hışmı günah ile mi, yanmayı ateş ile mi oluyor sanırsınız?"26 Hacı Bektaş Allah adına konuşmaya devam eder: "Âdem'e cehennem içinde bile olmayan azabı cennet içinde verdim, ibrahim (a.s.) 'e cennet içinde bile olmayan bahçeyi, ateş içinde verdim."27



Hacı Bektaş bu ibretli sözlerden sonra, insanın gafletinden dem vurmakta, Âdem'in anlamını çözmekte, insanın kendini bilmesinden bahsetmekte ve can'dan bahsetmektedir. Burada Hacı Bektaş Molla Sadeddinden şu beyitleri nakletmektedir:



Ol cân ki aşktan olur

Bekâsı bin cân olur

Kamu canlar ölünce

Hem o can diri kalır



Aşk dirliğin alalım

Bu dirlikte kalalım

Ölmez dirlik bulalım

Çûn can dosta birikir28



Hacı Bektaş-ı Velî Makalât'ın sekizinci bölümünde Şeytanın hallerinden bahsetmektedir. Gönül şehrinin ikinci sultanı olarak tanımladığı şeytanın bekçilerinin kibir, haset, cimrilik, açgözlülük, öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralık olduğunu söylemektedir. Daha sonra şeytanın bu bekçilerinden, hasetten, cimrilikten ve açgözlülükten kurtulmanın yolunun dünyayı terketmek olduğunu; öfke, gıybet, kahkaha ve maskaralıktan kurtulmanın yolunun ise, perhiz olduğunu söylemektedir.29 Yine Hacı Bektaş'a göre, dört türlü cömertlik vardır: Mal Cömertliği, Ten Cömertliği, Ruh Cömertliği, Gönül Cömertliğidir.30 Hacı Bektaş'a göre bütün bunların hedefi, insanın kendini bilmesidir. İnsanın kendini bilmesi için, rahmanî olanla, şeytanî olanı ayırması gerekir. İnsan, kendini bilmeyince Allah'ı da bilemez, demektedir.



Hacı Bektaş-ı Velî, Makalât'ın dokuzuncu bölümünü marifet makamının tevhid anlayışına tahsis etmiştir. Gerçek marifet, Allah'ın bildirdiği tüm şeylere inanıp, şükretmektir. Marifet, insanın kendini bilmesinden geçer. Hacı Bektaş-ı Velî, yerle gök arasında birçok şey vardır. Fakat insandan ulusunun olmadığını söyler. Yine de marifetin doğduğu insan gönlünün, sadece uyanışa erebildiğini söylemektedir.31 Hacı Bektaş'a göre Hakk'ı batıldan ayırmak, ihram giymeye benzer. Yoldan taşları temizlemek ise, Kâbe'den Batn-ı Urana'da taş atmaya benzer. Nefsin arzularını def'etmek, kurban kesmeye benzer.32 Hacı Bektaş-ı Velî, yine bu bölümde en çok insan kalbi üzerinde durmaktadır. Hatta mü'minin gönlünü Kabe'ye benzetmektedir. İnsan gönlünde dört nuranî tavafın bulunduğunu haber vermektedir. İlki sağda havf nûru tavafı, İkincisi solda reca nuru tavafı, üçüncüsü önde muhabbet nuru tavafı, dördüncüsü arkada şevk nuru tavafıdır.33



Makalât'ın X. bölümünde Hacı Bektaş-ı Velî, Hz. Âdem'in sıfatının beyanı üzerinde durmuştur. Bu bölümde, Hz. Âdem'in yaratılışından, yaratıldığı topraktan bahsedilmektedir. Daha sonraki kısımlarda Âdem ile şeytan arasındaki secde olayı dile getirilmiş ve şeytanî mantığın yanılgısı sergilenmiştir.34 Makalât'ın XI. bölümünde de yine ağırlık merkezi olarak Hz. Âdem ve çocukları üzerinde durulmuştur. Burada da Âdem ile Havva'nın yaratılışı dile getirilmiş, bir anlamda yaratılış felsefesinden bahsedilmiştir. Hacı Bektaş'ı Velî burada Âdem'in üç manâya geldiğini açıklamakta ve birinci manânın kendini bilmek, ikinci manânın, huzurda olmak, üçüncü mananın kabri mekan kılmak olduğunu söylemektedir.35



Hacı Bektaş-ı Velî, Makalâtta, şeriat, tarikat, hakikat ve marifet yollarını açıkladığını beyan etmektedir. Aslında Hacı Bektaş'ın buradaki hedefi, insanı, insan-ı kâmil çizgisine çekmek ve kulluğun tadını tattırmaktır. Bu dört kapıdan geçmesini bilenler, eliyle, diliyle ve beliyle hata işleyemezler. Çünkü hu dört kapı, elin, dilin ve belin, terbiyesi içindir. Bu terbiyeyi almış bir insan, Müslüman toplumunun en arif bir mü'mini haline gelir. Dinî emirleri yerine getirdiği halde elini, dilini ve belini terbiye edemeyenler, ne yaptıklarının farkında olmayan gafillerdir. Hacı Bektaş'a göre gafil olanlar insan değillerdir Bunlar şekilde insan, manâda hayvandır.36



Görüldüğü gibi Hacı Bektaş-ı Velî kulluğun derinliğinin peşinde olan bir gönül kahramanıdır. XIII. yüzyıl Anadolusunda halk tasavvufu şekli altında derin bir dinî uyanış hareketi başlatmıştır. Ahmet Yesevî'nin Türkistan'da yaktığı bu dindarlık ateşini, Hacı Bektaş ve Yunus gibi gönül erleri, Anadolu'da Türkmenler arasında yaymaya çalışmışlardır. Hacı Bektaş'ın bütün eserlerindeki temel fikir, iç ve dış eğilimlerdeki ahenkli dindarlıktır. Bu öylesine bir dindarlık şekli ki bu dindarlık seviyesine ulaşanlar, gerçek manada Müslüman olanlardır. Çünkü buradaki dindarlık, niyetle amellerin bir bütünleşmesini göstermektedir. İslâm'ın görmek istediği gerçek mü'minlerin vasıflan da bu değil midir?









DİPNOTLAR

1 Hacı Bektaş Velî, Makâlât, Yay.: Esad Coşan, Ankara 1950.

2 Makalât, s.3-8

3 A. g. e., s, 3.

4 A. g. e., s. 5.

5 A. g. e., s. 6.

6 A. g. e., s. 6.

7 Makâlât, s. 3.

8 A.g.e.,s. 10.

9 A. g. e., s. 10.

10 Makalât, s. 14.

11 A. g. e., s. 15.

12 A. g. e., s. 17.

13 A. g. e., s. 18.

14 Makalât, s. 18

15 Makalât, s. 18

16 A. g. e., s. 19.

17 Er-Rahman, s. 46.

18 Makalât, s. 119, (Esad Coşanın Seha Neşriyat tarafından yayınlanan Makalât'tan naklen, s. 119.)

19 Makalât, (Seha Neşriyat), s. 18.

20 A. g. e., s. 120.

21 Makalât, s. 120.

22 Fussilet Sûresi, 53.

23 Makalât, (Seha Neşriyat), s. 121.24

24 A. g. e., s. 35, sadeleştirme, s.21.

25 A. g. e., s, 35, sadeleştirme, s. 23.

26 Makalât sadeleştirme, s. 21.

27 Makalat, s. 39.

28 Makalât, s. 46.

29 Makalât, s. 50.

30 A. g. e., s. 51.

31Makalât, s. 39.

32 A. g. e., s. 75.

33 A. g. e., s. 76.

34 A. g. e., s. 90.

35 Makalât, s. 59.

36 Makalât, s. 34. (sadeleştirme).