:
Alevi terminolojisinde Türkçe terim yok
Bastonlukorsan
27-03-2009, 11:02 AM
Türkiye’de Alevilikle ilgili yazılı eser sayısı binlerle ifade edilebilir. Bu eserlerin büyük kısmı 1990’lı yıllarda yayınlanmıştır. O yıllar, Alevilikle ilgili yayınlarda büyük bir patlamanın gerçekleştiği yıllardır. Aynı yıllar cem evlerinin peş peşe açıldığı yıllardır. Bu gelişmeler, Türkiye’deki alevi kitlesinde ve muhalif kesimlerde bir umut yaratmıştı. Çok geçmeden umutlanmak için acele ettiğimiz anlaşıldı. Olup bitenin devletten bağımsız olmadığı ya da devlet kaynaklı resmi ideolojinin dümeni kısa sürede ele geçirdiği anlaşıldı. Yıllar önce ittihatçıların pişirdiği bilgiler, üniversitelerde ve bazı Bektaşi derneklerinde ısıtılarak alevi kitlesinin önüne koyuluyordu. Çok geçmeden alevi kitlesinde bir kafa karışıklığı ve akabinde zorbanın dümenine girme süreci başladı. Aleviler “cumhuriyetin bekçileri” olmuşlardı. “Sahiplik” değilse de “bekçilik” onlara yakıştırılmıştı. Alevilik bir “Türk dini” olarak lanse edilmeye başlandı. Bütün alevi dervişleri, pirleri Türklüğü yaymak için Horasan’dan kalkıp Anadolu’ya gelmişlerdi. Birdenbire “her şeyin Türklük için yapıldığı” fikri ortada dolaşmaya başladı. Bu durumda Şah-ı Merdan, Kırklar Cemi, Pençe i Ali Aba, Tarik i Dar-ı Tuba, Ehlibeyt gibi kavramlar anlamsızlaşmaktaydı.
Oysa gerçek hiç de öyle değildi: Alevilikle ilgili ciltlerce kitap yazıp her şeyi Türklüğe doğru eviren kelli felli yazarlar, üniversitede kürsü kapmış proflar, bazı soruları hiç kendilerine sormuyorlardı. Örneğin “Alperen Dervişleri” dedikleri bu insanlar neden hiç Türklükten söz etmemişlerdi, Türklüğü övmemişlerdi. Bu alperen dervişlerinin neden Türklüğe ilişkin tek bir yüceltici sözcüğü yoktu? Örneğin “Türk Dini” dedikleri Aleviliğin terminolojisinde neden tek Türkçe kavram yoktu. Madem Alevilik Türk Şamanizmi’nin devamıydı neden alevi süreğindeki hiçbir terim Türkçe değildi: Abdest, Dar, Dar-ı Mansur, Dergah, Derviş, Dem, Çerağ, Gülbeng, Cem, Camat, Mürşit, Pir, Rehber, Dem, Semah, Tevt, Şah-ı merdan, Şir-i Yezdan, Hü, Tarik, Pençe-i Ali Aba, Serçeşme, Oruç gibi temel alevi terimlerinin hiçbiri Türkçe değildi. Türklük için cenk eden gaziler Türkçe konuşmayı unutmuşlar mıydı? Ulusal Alevilik dinini oluştururlarken neden Farsça, Kürtçe ve Arapça terimler kullanmışlardı? Aleviliği Türk dini gibi gösteren yazarlar bu soruların cevaplarını vermek istemezler mi?
Şimdi bu terimleri tek tek irdeleyelim;
DAR: (Farsça ): Kürtçede ağaç demektir. Kızılbaşlıkta dara durmak oldukça önemlidir. Pirin huzurunda dururken dara durulur. Buyrukta dört şekil dara durmaktan söz eder. Dar-ı Mansur, Dar-ı Fazlı, Dar-ı Nesimi Dar-ı Fatıma. Dar-ı Mansur için şu tanımlama yapılır: Dar-ı Mansur’da dara asılır gibi doğru pir nazarına durup, elini sallandırıp berdar olmaktır. TDK sözlüğüne göre, Ağaç, idam mahkumlarını asmak için dikilen direk.
DERGAH: “derge” Kürtçede kapı demektir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde “Farsça bir terim” olarak geçiyor. (Bilindiği gibi Kürtçe diye bir dilin varlığını kabul etmeyen devlet ve ona bağlı kurumlar Arapça olmayan doğu dillerine ait her sözcüğü “Farsça” diye geçiştirmişlerdir.) Dergah terimi TDK sözlüğünde, “tarikattan olanların barındıkları, ibadet ve törenler yaptıkları yer, tekke.” Şeklinde tanımlanmaktadır.
DERVİŞ: “dev-reş” kavramından gelir. Kürtçede “kara ağız” demektir. Yoksul ve divane kimselerin duruşu ve görüntüsü onların bu niteliklerle tanımlanmalarına yol açmıştır. TDK sözlüğünde “bir tarikata girmiş, onun yasa ve törenlerine bağlı kimse” şeklinde tanımlanır.
DEM: bu terim de “Farsça” olarak ifade edilmiştir. “Soluk, nefes, zaman, içki içmek, kıvama gelmek, bir şeyden söz etmek” şeklinde açıklanır. Annem bir kimseden söz ettiğinde, dedikodu gibi algılanmasın diye “zem niyu demu” derdi. Alevi inancında dem oldukça önemlidir. Alevi dervişlerinin demlenmeleri ünlüdür. Dem, sonradan İslam’ın etkisiyle şerbete ya da saka suyuna dönüşmüştür.
ÇERAĞ (çırağ-Farsça ) mum, kandil, lamba gibi ışık kaynağı. Dersim bölgesinde lambaya “çıla” denir. Alevi cemlerinde “çerağ” çok önemlidir. Hatta 12 görevliden biri çerağcı’dır. Cemi aydınlatan kişinin hizmetine “çerağcı” denir. Zerdüşt inancında da ışık ve çıra kutsanmıştır.
GÜLBENK: (Farsça) TDK sözlüğüne göre “hep bir ağızdan ve makamla söylenen dua.” Gul- bang. Gül sesi demektir. Kürtçede kullanılan bir terimdir. Dersim yöresinde gulbang, “dara durma, pirin duasını alma” anlamında kullanılır. Genel olarak Alevilikte, “cemde söylenen dualar ve deyişler” anlamındadır.
CAMAT: Cam, Farsçada saydam demektir. Cemaat ise Arapçada insan kalabalığı, toplum demektir. Camat, bir anlamda saydamlık, temizlik toplumudur. Kürtçede: cıvat, cih- vat, cay vatenı sözcükleri yerini söyleme toplumdaki statüsünü belirtme anlamındadır. Camat da bireyin toplum içindeki yerini belirten bir toplantıdır. Dolayısıyla bu eylemle doğrudan ilintili bir terimdir.
CEM: Alevilikte oldukça önemli bir terimdir. İran şahının adından geldiği varsayılır. Arapçada toplanmak demektir. Cem teriminin temeli efsanevi Kırklar Cemi’nden gelir.
EHLİBEYT: (Arapça) ev halkı anlamındadır. Muhammed ve Ali’nin soyundan gelenlere verilen addır.
TEWT: semah anında semazenlerin kendinden geçme anına verilen addır. Dersim yöresinde sendeleme, kendinden geçmek anlamında kullanılır.
MUSAHİP: (Arapça) Alevilikte yol kardeşliği anlamına gelen bir ikrardır.
MÜRŞİT: (Arapça ) Doğru yolu gösteren kılavuz demektir. Müritlerine tasavvufu öğreten, sırları ve gerçekleri gösteren tarikat şeyhi… Alevilikte mürşit “pir-i piran” demektir.
PİR: (Farsça ) Alevi toplumunda dini ve toplumsal önderlere pir denir. Mürşid-i kamil anlamındadır. Kürtçede yaşlı kimselere pir denir. Yaşlı ve bilge kadınlara da “pirê” denir. TDK sözlüğünde “bir tarikat veya sanatın ilk kurucusu” şeklinde tanımlanmıştır.
REHBER: (Farsça ) Kürtçede “ray-ber” yol gösteren anlamındadır. Alevilik inancında da aynı anlama gelir. Rehber, dinsel hiyerarşide pire göre bir alt konumdadır. Pirle talip arasındaki köprüdür.
HÜ: (Farsça ): Huda. Kürtçede xuda (tanrı) xu-da kendi kendini var eden, başka bir varlığa ihtiyaç duymadan var olan demektir. Alevi ceminde semah giderken, tanrıya yakarılırken “xudemine” diye zikredilir.
ŞAH: (Farsça ) en üstün en güzel olan! Kral Şah-ı Merdan: Mertlerin şahı. Merd, mer: erkek. Şahı Merdan yiğitlerin yiğidi anlamında. Alevilikte Hz Ali’ye uygun görülen niteliktir.
ŞİR-İ YEZDAN: bu sıfat da Hz Ali’ye uygun görülen sıfattır. Kürtçede “şir” aslan anlamına gelir. Şiri Yezdan yaşayanların aslanı demektir.
TALİP: (Arapça) bir tarikatın yoluna girmiş öğrenci, mürit. Aievilikte bir Pir’e bağlı olan ve hiçbir kutsiyeti olmayan en alt tabakadaki halkın sahip olduğu statüdüri
TARIQ: “tarik” Arapça yol demektir. “Darık” Kürtçe’de ağaç anlamına gelir. Alevilerin kutsal günlerinde, yola girme törenlerinde kullandığı ağaçtan yapılma kutsal bir obje vardır. 80-90 santim boyundaki bu süslemeli ağaca “tarıq” denir. Bazı alevi dernekleri, Aleviliğin panteist- paganist yönünü göstermemek, Aleviliği resmileştirmek ve İslam içine çekmek için bilinçli olarak bu kutsal objeyi yok saymaktadırlar. İnanca göre bu değnek cennetteki Tuba Ağacı’ndan koparılmıştır. Buyruk’ta da tarıq’tan söz edilmektedir.( Ayrıntılı bilgi için bkz: Doğan Munzuroğlu. Toplumsal Yapı Ve İnanç Bağlamında Dersim Aleviliği- Kalan Yayınları)
PENÇE: (Farsça ): pençe kavramı Kürtçedeki ve Farsçadaki beş sayısından gelmektedir. Alevilikte Pençe-i Ali Aba oldukça önemlidir. Muhammed, Ali, Fatıma, Hasan ve Hüseyin’i temsil etmektedir.
ABDEST(Farsça TDK) Ab:su. Dest: el. Abdest, El suyu anlamındadır.
ORUÇ (Farsça ): “Roc” gün sözcüğünden gelir. Bir günlük açlığı ifade ettiği için bu bir günlük perhize oruç denmiştir.
SERÇEŞME Ser: baş. Çeşm- çım: göz, göze. Türkçe karşılığı baş çeşmedir.
SEMAH: “sema” Arapçada gökyüzü anlamındadır. Semazen: “semah bilen” anlamındadır.
ZAKİR: Arapça zikir teriminden gelir. Zakirlik, Cemde dua deyiş ve gülbengleri okuyan 12 hizmetten biridir.
Görülüyor ki Alevi-Kızılbaş yolunda adı geçen temel kavramların, ritüel ve hizmetlerin neredeyse hiçbiri Türkçe değil. Bu durum, Orta Asya kaynaklı göçlerden önce bu inancın var olduğunu, bu coğrafyanın yerli halklarının Kızılbaşlık inancını onlardan önce şekillendirdiğini gösteriyor.
Amistofes
27-03-2009, 02:45 PM
Sevgili Bastonlukorsan
Böylesine güzel bir arastirman icin sizleri kutlarim, resmi tarihciler bu gercekleri sürekli saptirmakta ve manipolizide etmektedir.
Cünkü tüm tarihi degerleri ellerinden geldigince yok etmege cabalamislaradir.
Fakat akli basindaolan kisi biraz etimolojikle,ve morfolojikle ilgisi olan bu gercekleri görmekten kendisini alikoyamayacaktir, cok tesekkürler .
Saygilarim Insan sevgilerimle
masjaron
27-03-2009, 02:47 PM
Türk dini , şamanizm devamı alevilik için ilginç bir araştırma olmuş:)
Alevi_İpar_24
06-04-2009, 04:42 AM
*Ademe secde demek bile arapçadır. Ne kürt nede Türklükle alakası olamaz.
*Ayrıca ÇARMIH kısaca Hz İsa nın gerildiği dar ağaç buda kürtçe bir kelime ( 4 çivi demektir) bu durumnda Hz İsa yı çarmıha kürtler mi gerdi. Yoksa senin kürtçe konuşulması arapça konuşulması farsça olması konusunda fikir veriyor mu? Fars dili çok etkili bir dildir geçiş noktasında herkes farsça arapça konuşur halk ne konuşursa konuşsun bu osmanlıda böyleydi halk türkçe konuşurdu devlet resmi dili karışık dildi.
*Alevilik dervişleri pirleri Abdal Musa gibi Horasan Hoy dan geldim der altını çize ama Türküm doğruyum çalışkanım gibi şeylerin Türklüğü yüceltecek şeyler söylememişlerdir. Araştırmalar şunu gösteriyor ki anadoluda bu ilim bilginin kayması yeri belli Türkistan erenleri Horasan pirleri siz Battal gazi vede Türkcülük adına yapılan filmleri çok seyretmişsiniz.
12 ocak pirleri dedeleri ile hala görev yapanları var. İlkin neyse şuanda odur.Çarpıtacak yeriniz çok ama çarpıtmaktan çılkı çıktı insaf edin hizmet adına gelmiş sizin gibi insanları talip deyip şuanki kültürüne sahip çıkmana sebeb olanları yad etmen en doğrusudur. Türklük kürtlük senin görüşünde olan bişey bir dede arap ama talibi kürt olur Türk olur fark etmez ortak amac Alevilik erkanı içinde dede görevine talibide yoluna gitmelidir. Bu kadar.
*Ayrıca 1900 yıllardan kalma eseler listesi ulaşmak zor değil bak bakalım Türklüğü yücelten kaç kitap yayınlanmış.
Alevi_İpar_24
06-04-2009, 04:47 AM
TÜRKÇE KİTAPLAR
· A.Rıfkı : BEKTAŞİ SIRRI,
4 cilt, İstanbul, Asır Matbaası ve Kitabevi, 1325-1328 (1909-1912).
· A.Recep :
TÜRK EDEBİYATINDA EVLİYA MENKIBELERİ, İ.Ü.Edebiyat Fakültesi, Mezuniyet Tezi, İstanbul, 1935.
· ABBASLI, Mirza :
AZERBAYCAN ŞİFAHİ HALG EDEBİYATINA DAİR TETKİKLER, Azerbaycan CCP Elmler Akademiyası Yayını, c.IV, Bakı, 1973.
· ABDAL MUSA SULTAN VE VELÂYETNAMESİ, Haz.:A.Ali ATALAY,İstanbul, Can Yayınları,1978.
· Abdullah Çelebi (Derleyen) :
AMASYALI FEDAYİ BABA DİVANI, İstanbul, Can Yayınları, 1991.
· ACAR, İsmail Hakkı :
ZARA FOLKLORU, Sivas, Emek Matbaası, 1975.
· ACZİ, Remzi : YENİ GÜLZAR-I HASENEYN VAKA-İ KERBELA, İstanbul, Ergin Kitabevi, 1955.
· AĞAR, Ömer Kemal : TUNCELİ DERSİM COĞRAFYASI, İstanbul, Türkiye Basımevi, 1940.
· Ahmed Cemaleddin Çelebi : BEKTA
Şİ SIRRI NAM RİSALEYE MÜDAFAA, Musahhihi: Rıza Lütfi, İstanbul, Manzumei Efkâr Matbaası, 1328 (1910).
· Ahmed Sırrı Baba : ER-RİSALETÜL-AHMEDİYYE Fİ TARİHİT TARİKATÜL-BEKTAŞİYYE Bİ-MISRİL-MAHRUSE, Kahire, Matbuatuş Şark-ı Şarig Hayzan el-Mersule, 1937.
· Ahmet Cemal :
16NCI ASIRDA ANADOLU İHTİ-LALLERİ (1512-1566), İ. Ü. Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Basılmamış Mezuniyet Tezi, İstanbul, 1934.
· Ahmet Eflaki :
ARİFLERİN MENKIBELERİ, Çev. Tahsin Yazıcı, 2. cilt, MEB Yayınları, Ankara, 1989.
· Ahmet Refik :
ANADOLUDA TÜRK AŞİRETLE-Rİ, İstanbul, 1930.
· Ahmet Refik :
ONALTINCI ASIRDA RAFIZİLİK VE BEKTAŞİLİK, İstanbul, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1932. (1994te sadeleştirilerek Mehmet Yaman tarafından yeniden yayınlandı.)
· Ahmet Rıfat :MİRATÜL MAKASİD Fİ DEFİL-MEFASİD, İstanbul, İbrahim Efendi Matbaası, 1295 (1876).
· Ahmet Talat :
AŞIK TOKATLI NURİ, Çankırı, Çankırı Basımevi, 1933.
· Ahmet Talat :
ÇANKIRI ŞAİRLERİ, Çankırı, Çankırı Basımevi, 1932.
· AKBULUT, Yılmaz : BİNGÖL TARİHİ, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1995.
· AKDAĞ, Mustafa : TÜRK HALKININ DİRLİK VE DÜZENLİK KAVGASI, CELALİ İSYANLARI, Ankara, Bilgi Yayınları, 1975.
· AKDAĞ, Mustafa : TÜRKİYENİN İKTİSADİ VE İÇTİMAİ TARİHİ, cilt 1, 1243-1453, 3b., İstanbul, Tekin Yayınları, 1979.
· AKGÜL, Suat :
YAKIN TARİHİMİZDE DERSİM İSYANLARI VE GERÇEKLER, İstanbul, Boğaziçi Yayınları, 1992.
· AKIN, G.OĞU VE GÜNEYDOĞU ANADOLUDAKİ TARİHSEL EV TİPLERİNDE ANLAM , İTÜ Mimarlık Fakültesi, Doktora Tezi, 1985.
· AKINCI, Ahmet Cemil :
HZ.ALİ, Demir Kitabevi, İstanbul.
· AKINCI, Ahmet Cemil :
VEYSEL KARANİ, Esma Yayınları.
· AKSEL, Malik :
Alevi_İpar_24
06-04-2009, 04:49 AM
TÜRKLERDE DİNİ RESİMLER, İstanbul, Elif Yayınları, 1967.
· AKSOY, Bilal :
TARİHSEL GELİŞİM SÜRECİNDE TUNCELİ I , Ankara, Yorum Yayınları, 1985.
· AKSOY, Mustafa :
SAHA ARAŞTIRMALARININ ÖNEMİ VE TÜRK KÜLTÜRÜNDE ALEVİLİK, (Basılmamış Doktora Tezi), İ.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü.
· AKTAŞ, Ali : KIRSAL KESİM AİLESİNİN YAPI VE İŞLEVLERİ: HIDIRBABA (SÜNNİ) VE KARAÇAVUŞ (ALEVİ) KÖYLERİ ÜZERİNE KARŞILAŞTIRMALI BİR ARAŞTIRMA, Elazığ, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı Yüksek Lisans (Master) Tezi, 1992.
· AKTAŞ, Ali : ALEVİLİK - BEKTAŞİLİKTE ÖLÜM - CENAZE VE YAS RİTÜELLERİ, İstanbul, Göçebe Yayınları, 1997.
· AKTAY, Salih Zeki : HALLAC-I MANSUR,
İstanbul, 1942.
· ALAETTİN, İbrahim :
FUZULÎ, İstanbul, Kanaat Kütüphanesi, 1933.
· ALGÜL, Rıza : ALEVİLİĞİN SOSYAL MÜCADE-LEDEKİ YERİ, İstanbul, Pencere Yayınları, 1996.
· Ali Kemali :
ERZİNCAN TARİHİ : TARİHİ, COĞRAFİ, İÇTİMAİ ETNOGRAFİ, İDARİ İHSAİ TETKİKAT TECRÜBESİ, İstanbul, Resimli Ay Matbaası, 1932. (1992de Kaynak Yayınlarınca yeniden yayınlandı.)
· Ali Nizami (Profesör 1400) :
EHLİBEYT MUHİBBİ-NİN EL KİTABIDIR, ER RİSALE-İ EHLİBEYTİY-YE, İstanbul, Gülbay Yayıncılık, 1990.
· ALİ ÖZSOY DEDE GÖRÜŞLERİ VE ŞİİRLERİ, Haz. : R.Yürükoğlu, İstanbul, Alev Yayınları, 1991.
· Ali Rıza : HADİSEİ KERBELA, İstanbul, 1294/ 1877.
· Ali Ulvi Baba
: BEKTAŞİ MAKALATI, İzmir, Marifet Matbaası, 1341 (1925).
· Ali Zaki :
MEDHİYYE VE MERSİYE, İstanbul, 1301/1883.
· ALKOR, Haydar :
MEVLEVİLİK VE BEKTAŞİLİK, Konya, Yeni Kitap Basımevi, 1946.
· AND, Metin : TÜRK KÖYLÜ DANSLARI,
İstanbul, Sıralar Basımevi, 1964.
· ANDREWS, Peter Alford,
TÜRKİYEDE ETNİK GRUPLAR, İstanbul, Ant-Tüm Zamanlar Yayıncılık, 1995.
· ARAZ, Nezihe :
ANADOLU EVLİYALARI, 8.b., İstanbul, Atlas Kitabevi, 1988.
· ARISOY, M.Sunullah :
TÜRK HALK ŞİİRİ ANTOLOJİSİ, Ankara, Bilgi Yayınevi, 1985.
· ARIT, Fikret :
BEKTAŞİ FIKRALARI , İstanbul, 1971.
· ARSEVEN, Veysel : A
ÇIKLAMALI TÜRK HALK MÜZİĞİ KİTAP VE MAKALELER BİBLİYOG-RAFYASI, İstanbul, Milli Folklor Enstitüsü Yayınları, 1969.
· ARSUNAR, Ferruh :
ANADOLU HALK TÜRKÜLE-RİNDEN ÖRNEKLER I, Ankara, Ulus Basımevi, 1947.
· ARSUNAR, Ferruh :
ANADOLU HALK TÜRKÜLE-RİNDEN ÖRNEKLER II, Ankara, Ulus Basımevi, 1948.
· ARSUNAR, Ferruh :
TUNCELİ-DERSİM HALK TÜRKÜLERİ VE PENTATONİK, İstanbul, Resimli Ay Matbaası, 1937.
· ARSUNAR, Ferruh :
TÜRK ANADOLU HALK TÜRKÜLERİ, Ankara, Başnur Matbaası, 1965.
· ARTUN, Erman :
TEKİRDAĞ FOLKLOR ARAŞ-TIRMASI (1), Tekirdağ, Taner Matbaası, 1978.
· ARTUN, Erman:
TEKİRDAĞ FOLKLORUNDAN ÖRNEKLER(2), Tekirdağ, Taner Matbaası, 1983.
· ARTUN, Erman :
CEMAL RİTÜELİ VE BALKAN-LARDAKİ VARYANTLARI, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları, 1993.
· ASENA, Orhan :
HÜNKÂR HACI BEKTAŞ VELİ, Müzikal, İstanbul, İlke Yay., 1995.
· ASLANBAY, Muhiddin :
SEYYİD BATTAL GAZİ NİN HAYATI VE BAZI MENKIBELERİ, Eskişehir.
· ASLANOĞLU, İbrahim : DİVRİĞİ ŞAİRLERİ,
Sivas, 1961.
· ASLANOĞLU, İbrahim : KUL HİMMET ÜSTADIM, Sivas, Emek Matbaası, 1976.
· ASLANOĞLU, İbrahim : HER YÖNDEN SİVAS,
3.b., Sivas, Kâmil Kitabevi, 1979.
· ASLANOĞLU, İbrahim : PİR SULTAN ABDALLAR, İstanbul, Erman Yayınevi, 1984.
· ASLANOĞLU, İbrahim :
SÖZ MÜLKÜNÜN SULTANLARI, İstanbul, Erman Yayınevi, 1985.
· ASLANOĞLU, İbrahim : ŞAH İSMAİL HATAYİ VE ANADOLU HATAYİLERİ, İstanbul, Der Yayınları, 1992.
· AŞAN, Muhammet Beşir : ELAZIĞ, TUNCELİ VE BİNGÖL İLLERİNDE TÜRK İSKAN İZLERİ (XI-XIII. YÜZYILLAR), Ankara, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1992.
Alevi_İpar_24
06-04-2009, 04:50 AM
AŞIK SEYRANÎ , İstanbul, Bozkurt Kitabevi, 19
44.
· AŞIK SÜMMANÎ DİVANI , İstanbul, Bozkurt Kitabevi, 1944.
· AŞKUN, Vehbi Cem : SİVAS FOLKLORU, Sivas, Sivas Halkevi Neşriyatı, 1940.
· ATALAY, Adil Ali : KERBELA VE MATEM,
İstanbul, Can Yayınları, 1991.
· ATALAY, Besim :
BEKTAŞİLİK VE EDEBİYATI, İstanbul, Matbaa-i Amire, 1340, (İkinci Baskı, Çev. Vedat Atila, İstanbul, Ant Yayınları, 1991).
· ATAMAN, Sadi Yaver :
ANADOLU HALK SAZLARI, YERLİ MUSİKİCİLER VE HALK MÜZİK KARAKTERLERİ, İstanbul, Burhanettin Basımevi, 1938.
· AYAS, M.Rahmi :
TÜRKİYEDE İLK TARİKAT ZÜMRELEŞMELERİ ÜZERİNE DİN SOSYOLO-JİSİ AÇISINDAN BİR ARAŞTIRMA, (Doktora Tezi), Ankara, 1970.
· AYGÜN, Belgün :
ALEVİ - BEKTAŞİ TÖRENLERİ VE SEMAH, A.Ü.Tiyatro Bölümü, Yayınlanmamış Tez, 1982.
· AYKEN, Gülzemin :
PERTEK AĞZI VE HALK MUTFAĞI, Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (Yayımlanmamış Lisans Tezi), Elazığ, 1987.
· AYTEKİN, Sefer (Hazırlayan) : HÜSNİYE, 2 b. Ankara, Emek Basım-Yayım Evi, 1957.
· AYTEKİN, Sefer (Hazırlayan) : VELAYETNAME-İ HACI BEKTAŞ VELİ - HACI BEKTAŞ VELİNİN H
AYATI, Ankara, Emek Basım-Yayım Evi, Tarihsiz.
· AYTEKİN, Sefer :
BUYRUK, Ankara, Emek Basım Yayım Evi, 1958.
· AYTEKİN, Sefer :
MAKALAT, Ankara, Emek Matbaası, 1954.
· AYVANSARAYÎ, Hafız Hüseyin: HADİKAT-ÜL CEVAMİ
,
· AYYILDIZ, Bektaş : BASINDA ALEVİLİK,
Ankara, Ayyıldız Yayınları, 1990.
· BABINGER, F. - F. KÖPRÜLÜ :
ANADOLUDA İSLAMİYET, Çev: Ragıp Hulusi, Haz. Mehmet Kanar, İstanbul, İnsan Yayınları, 1996.
· Baha Said :
İTTİHAT VE TERAKKİNİN ALEVİLİK BEKTAŞİLİK ARAŞTIRMASI, Haz. Nejat BİRDOĞAN, İstanbul, Berfin Yayınları, 1994.
· BAL, Hüseyin :
ALEVİ-BEKTAŞİ KÖYLERİNDE TOPLUMSAL KURUMLAR, İstanbul, Ant Yay., 1997.
· BAL, Hüseyin :
SOSYOLOJİK AÇIDAN ALEVİ-SÜNNİ FARKLILAŞMASI VE BÜTÜNLEŞMESİ, İstanbul, Ant Yay., 1997.
· BAL, Hüseyin :
ALEVİ-BEKTAŞİ SOSYOLOJİSİ, İstanbul, Ant Yay., 1997.
· BALCIOĞLU, Tahir Harimi : TÜRK TARİHİNDE MEZHEP CEREYANLARI, İstanbul, Kanaat Kitabevi, 1940. (Hilmi Ziya ÜLKENin Mukaddemesi ile.)
· BALDEMİR, Hamit : DİN VE ALEVİLİK ÜZERİNE, İstanbul, Nam Yayınları, 1994.
· BALOĞLU, Bülent :
PERTEK (TUNCELİ) VE ÇEVRESİ TARİHİ : İDARİ, KÜLTÜREL VE SOSYAL DURUMU, 1987.
· BANOĞLU, Niyazi Ahmet : BEKTAŞİ HİKAYELERİ ,İstanbul, 1943.
· BARDAKÇI, Cemal :
ALEVİLİK, AHİLİK, BEKTA-ŞİLİK, 2.b., Ankara, Yeni Matbaa, 1950.
· BARDAKÇI, Cemal :
ANADOLU İSYANLARI, İstanbul, Rıza Koşkun Basımevi, 1940.
· BARDAKÇI, Cemal :
DEVŞİRMELERLE SIĞIN-TILARDAN VE MÜTEGALLİBEDEN NELER ÇEKTİK, Bolu, 1942.
· BARDAKÇI, Cemal :
Sürgün_24
06-04-2009, 04:57 AM
ALeviLigi neden her fırsatta kürtLük ve arapLık iLe çakıstırmaya caLısıyorsunuz ????
Hadi diyeLim terimLer Türkce degiL , peki 7 uLuLarda mı Türk degiL di ? EserLeride mi Türkce degiL di ???
Alevi_İpar_24
06-04-2009, 05:11 AM
KIZILBAŞLIK, İstanbul, Işık Basımevi, 1945.
· BARTHOLD, W. :
TÜRKLERDE VE MOĞOL-LARDA DEFİN MERASİMİ MESELESİNE DAİR, Çev: Abdülkadir İnan, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1947.
· BARTHOLD, Wilhelm : (Başlangıç İzah ve Düzeltmeler Fuat KÖPRÜLÜ) İSLAM MEDENİYETİ TARİHİ, Ankara, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, 5.b.
· BAŞBUĞ, Hayri : İKİ TÜRK BOYU ZAZALAR VE KURMANCALAR,
Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1984.
· BAŞBUĞ, Hayri :
TÜRK ERGENEKON BAYRAMI NEVRUZ, İstanbul, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, 1985.
· BAŞGÖZ, İlhan : İZAHLI TÜRK EDEBİYATI ANTOLOJİSİ, Ahmet Halit Yaşaroğlu Kitapçılık ve Kağıtçılık, 1986.
· BAYATLI, Osman :
ALEVİLİKTE SAYILAR, İzmir, 1948.
· BAYATLI, Osman :
BERGAMADA ALEVİ GELİNİ VE İNANÇLARI, İzmir, Teknik Kitap ve Mecmua Basımevi, 1957.
· BAYKARA, Barbaros :
DERSİM 1937, İstanbul, Akyar Yayınları, 1974.
· BAYKARA, Barbaros : NEF
RET KÖPRÜSÜ (ŞIRZİ), İstanbul, Akyar Yayınları, 1982.
· BAYKURT, Şerif :
TÜRK HALK OYUNLARI, Ankara, Başnur Matbaası, 1965.
· BAYRAK, Mehmet :
AÇIK-GİZLİ / RESMİ-GAYRİ RESMİ KÜRDOLOJİ BELGELERİ, Ankara, Öz-Ge Yayınları, 1994.
· BAYRAK, Mehmet : HALK HAREKETLER
İ VE ÇAĞDAŞ DESTANLAR, İstanbul, Yorum Yayınları, 1984.
· BAYRAM, Mikail : BACIYAN-I RUM,
Konya, 1986 (Bu kitabın yeni baskısı Fatma Bacı makalesi ile birleştirilerek 1994 tarihinde yapıldı.)
· BAYRAM, Mikail: FATMA BACI VE BACIYAN-I RUM, Konya, Damla Matb
aacılık, 1994.
· BAYRAM, Mikail :
AHİ EVREN VE AHİ TEŞKİ-LÂTININ KURULUŞU, Konya, Damla Matbaacılık, 1991.
· BAYRAM, Mikail :
ŞEYH EVHADÜD-DİN HÂMİD EL KİRMANİ VE EVHADİYYE TARİKATI, Konya, Damla Matbaacılık, 1993.
· BAYRI, M. Halid :
VİRANİ, İstanbul, İstanbul Maarif Kitaphanesi, 1957.
· BAYRI, Mehmet Halid :
HALK ŞAİRLERİ HAKKINDA KÜÇÜK NOTLAR, İstanbul, Bürhaned-din Basımevi, 1937.
· BEN KILDIM OLDU,
Bektaşi Fıkraları, Der: Günel Altıntaş, İstanbul, Seçme Kitaplar, 1995.
· BENDER, Cemşid : 12 İMAM VE ALEVİLİK, İstanbul, Berfin Yayınları, 1993.
· BENDER, Cemşid : KÜRT UYGARLIĞINDA ALEVİLİK, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1991.
· BENEKAY, Yahya :
YAŞAYAN ALEVİLİK, İstanbul, Varlık Yayınları, 1967.
· BERGAMA'DA KÖYLER , PINARKÖY NARLICA TEPEKÖY YALNIZEV
, İkinci Kitap, İzmir , C.H.P. Halkevi Yay., 1944.
· BERGAMA'DA KÖYLER ,TIRMANLAR
,Üçüncü Kitap, İzmir, C.H.P. Bergama Halkevi Yay., 1945.
· BERGAMA'DA KÖYLER , BÖLCEK KÖY
, IV. Kitap, İzmir, .C.H. P. Bergama Halkevi Yay., 1945.
· BERGE, Metin :
CUMHURİYET DÖNEMİNDE BEKTAŞİLİK, H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 1990.
· BEŞİKÇİ, İsmail : DOĞU ANADOLUNUN DÜZENİ, İstanbul, E Yayınları, 1969.
· BEŞİKÇİ, İsmail : TUNCELİ KANUNU (1935) VE DERSİM JENOSİDİ, İstanbul, BelgeYayınları, 1990.
· BEZİRCİ, Asım : PİR SULTAN, YAŞAMI, KİŞİLİĞİ, SANATI, BÜTÜN ŞİİRLERİ, 2.b., İstanbul, Say Yayınları, 1990.
· BİLGE, Süheyla Kurtulmuş : OSMANLI İMPARA-TORLUĞUNDA BEKTAŞİ TEKKELERİ, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Basılmamış Mezuniyet Tezi, İstanbul, 1975.
· BİLGİSEVEN, Amiran Kurtkan : TÜRKİYEDE MİLLİ BİRLİĞİ BOZAN AYRILIK (ALEVİ SÜNNİ AYRILIĞI), İstanbul, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Yayınları, 1991.
· BİLGİSEVEN, Amiran Kurtkan : TÜRKİYEDE SOS-YAL ÇÖZÜLME TEHLİKELERİ, İstanbul, Filiz Yayınları, 1990.
· BİRDOĞAN, Nejat : ALEVİ KAYNAKLARI-1, İstanbul, Kaynak Yayınları, 1996.
· BİRDOĞAN, Nejat : ALEVİLERİN BÜYÜK HÜKÜMDARI ŞAH HATAİ, İstanbul, Can Yayınları, 1991.
· BİRDOĞAN, Nejat : ANADOLU ALEVİLİĞİNDE YOL AYRIMI, İstanbul, Mozaik Yayınları, 1995.
· BİRDOĞAN, Nejat : ANADOLU VE BALKANLARDA ALEVİ YERLEŞMESİ, OCAKLAR - DEDELER - SOYAĞAÇLARI, İstanbul, Alev Yayınları, 1992.
· BİRDOĞAN, Nejat : ANADOLUNUN GİZLİ KÜLTÜRÜ ALEVİLİK, Hamburg, Hamburg Alevi Kültür Merkezi Yayınları, 1990.
· BİRGE, John Kingsley : BEKTAŞİLİK TARİHİ, Çev.Reha ÇAMUROĞLU, İstanbul, Ant Yayınları, 1991.
· BORATAV, P.Naili - FIRATLI, H.V. :
İZAHLI HALK ŞİİRİ ANTOLOJİSİ, Ankara, Maarif Matbaası, 1943.
Amistofes
08-04-2009, 01:26 AM
Hızır Cemi (Şewa Xeylas)
--------------------------------------------------------------------------------
HIZIR CEM'İ (ŞEWA XEYLAS)
Xeylas gecesi, duaların kabul ve muradların hasıl olduğu mukaddes bir gecedir. Bu mukaddes geceyi ibadetle geçirenlere, Hızır hanelerine uğramakla beraber sıhat, mutluluk ve rızık dağıttığı bir gecedir. Xeylas gecesi Rayver, ibadethanede hizmet alan kişileri tespit etmekle birlikte, görevlendirir. Oniki hizmetten görev alan kişiler, ibadethane'nin temizlik, aydınlatma ve su ihtiyacı gibi, hizmetleri tehmin ettikten sonra, ibadethanede ulu divan kurulur. Ulu divandan maksat, evvela yere keçe serilir, keçenin üzerine, düşek serilir, düşeyin üzerine de, dağ-keçisinin postu serilir. Rayver, bizzat çıra (çıra, kurban yağı ve fitil konularak yakılan aydınlatma kabı) yakar ve postun baş ucuna bırakır.
Rayver, ulu divanda yerini aldıktan sonra, bütün köylüler madi imkanları dahilinde, miazınıda yanına alarak ibadethane'ye gelip, Ayin'i Cem'e katılır. İbadethaneye gelen canları, kapıcı hizmeti ile görevli kişi, karşılar ve gözcü'ye teslim eder. Gözcü canlarla birlikte, ulu divan ününe kadar gelir ve ulu divan ününde sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol göğüs üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup «nefes Pir'de dir» diye buyurup, miazlar için dua ister. Pir veya Rayver, miazlarla beraber dara duran canlara miaz duası okur:
MİAZ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Geldğiniz yolda, durduğunuz darda
Çağırdığınız yüce Hakk'ın dergahında
Miazınız nur olsun. Hızır zuhur olsun.
Kadaya kalkan olsun. Belaya bekçi
Olsun. Ne muradınız varsa hasıl
Olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Bütün köylüler ibadethane'ye gelip, cemal-cemale yerini aldıktan sonra, Rayver, Pir ve Mürşid makamında oturacak pirlerin içeri gelmesi için, gözcü hizmeti ile görevli kişiye haber verir. Gözcü hizmeti ile görevli kişi, pirleri içeri çağırmakla birlikte, ulu divan ününe kadar gelir ve ulu divana niyaz olduktan sonra, usuluna uygun olarak dara durup «nefes Rayver'de dir» diye buyurur. Rayver, Ayin'i Cem'e katılan canlara, ulu divana oturacak pirlerden «râzı ve hoşnud» olup olmadıklarını sorar. Şayet Ayin'i Cem'e katılan canlar, «biz râzıyız, Hakk ve Hızır râzı olsun» diye rızalık verirse, Rayverde, hazır canlara, Hakk ve Hızır sizden râzı olsun der.
Bu rızalık usulundan sonra, pirler üç kez ulu divana niyaz olduktan sonra, ulu divandaki yerlerine geçip otururlar. Pirler ulu divandaki yerlerini aldıktan sonra, Rayver, Hızır nebi'nin hayatı, Hızır orucu, Hızır kurbanı, Hızır Semahı, mukaddes Xeylas günün mana ve önemi üzerine, konuşma yapar. Rayver'in konuşmasından sonra, Rayver veya Dewrēs, iki nefes okur. Bunu müteakip sıra Hızır nebi'nin makamı olan mêyman postu sermesinde. Mêyman postu süpürgeci hizmeti ile görevli kişi «ya Hekk, ya Hızır, ya Pir» deyip, ulu divana doğru üç adım gelip, mêyman postunu pirlerin önüne serer ve usuluna uygun olarak dara durup: «Ayin'i Cem birliğine, sohpet sırlığına, Hızır demine, nefes Pir'de dir» diye buyurup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, postu seren görevliye post duası okur:
POST DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Post sahibi Hızır nebi'nin himmet
ve hidayeti, üzerimizde hazır ve nazır olsun.
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl olsun.
Gerçeğe Hü.
Post duasından hemen sonra, sıra çıraların yakılmasındadır. Çıra hizmeti ile görevli kişi gelir meydanda hazır olan çıraların yakılması için ulu divan önüne diz üstü oturur, çıraları yakarken: «Çıra yaktık Hakk aşkına, çıra yaktık Hızır aşkına, çıra yaktık Pir aşkına» deyip, üç adet çıra nurlandırır ve usuluna uygun olarak dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, çıraları nurlandıran görevliye çıra duası okur:
ÇIRA DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Sonsuza dek yolumuzun ışığı olsun.
Birliğimizin, varlığımızın nuru olsun.
Hizmetin kabul, muradın hasıl olsun.
Hızır nebi yoldaşın olsun.
Gerçeğe Hü.
Çıra hizmeti ile görevli kişiye verilen duadan sonra, Mürşid, ibadethanede hazır bulunancanlardan rızalık almak için şöyle bir konuşma yapar: «Sevgili Canlar, İbadethanemizde kine, hırsa ve nefse yer olmadığı gibi, sınıf, dil, din, ırk, renk ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin, yüce Hakk'ın özenerk ve beğenerek yarttığı yetmişiki milleti aynı gözle görürüz. Yolumuz sevgi, barış ve kardışlik yoludur. Biz sizi sizin özünüze teslim edeceğiz, aranızda anne ve babasına evlatlık görevi yapmayanlar, nefsine hakim olamayanlar, üzerinde kul hakkı olanlar, komşusunu incetenler, küskün ve dargın olanlar varsa, ulu divan önünde özünü dara çekip, dile gelsin, şayet düşkün olanlar varsa, ibadethane'yi terk etsin.»....Bu rızalık duyrusu üç kez tekrarlanır!
Mürşid'in bu rızalık duyurusundan sonra, şayet ulu divana intikal eden davalar varsa, mümkün mertebe suçlu olanı kötülüklerinden arındırarak tekrar toplumsal yaşam içerisine dönmesi sağlanır. Küskün vaya dargın olanlar ise, umumiyetle barıştırılır. Böylece bütün köylüler arasında barış, huzur ve göven ortamı sağlanmış olunur.
Köylüler arasında kalıcı barış, huzur ve göven ortamı sağlandıktan sonra, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi «ya Hakk, ya Hızır, ya, Pir» diye buyurup, üç kez ulu divan önüne süpürge çalar, yüzü ulu divana dünük, süpürgeyi sol kolunun altına alıp, sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol göğüs üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, süpürgeci görevlisine süpürgeci duası okur
Amistofes
08-04-2009, 01:26 AM
SÜPÜRGECİ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Hizmetin kabul olsun.
Ne muradın varsa, hasıl olsun.
Eli Şah'ı merdan yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, sıra oniki hizmette. Rayver veya Dewrēs, oniki hizmet nefesini okur. Kıt'ada hangi hizmetin ismi ifade edilirse, o hizmetten görevli kişi, ulu divan önüne gelip, ulu divana niyaz olur ve yüzü ulu divana dünük, sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş parmağı'nın üzerinde kenetli olacak şekilde, sağ el, sol göğüs üzerinde, baş hafif eğik olmakla birlikte, dara durur. Bunu müteakiben oniki hizmetten görevli kişiler, aynı şekilde dara durup, hizmetlerine karşılık dua ister. Pir, oniki hizmet görevlilerine oniki hizmet duası okur:
ONİKİ HİZMET DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Akşamlar yayr olsun, hayırlar fet olsun.
Şerler def olsun, talib toplumu şad olsun.
Hizmetleriniz kabul, muratlarınız hasıl olsun.
Eli Şah'ı merdan yardımcınız ve yoldaşınız olsun.
Gerçeğe Hü.
Oniki hizmet görevlilerine verilen duadan sonra, her kişi üstlenmiş olduğu hizmeti yerine getirmek üzere yerini alır. Bu sırada süpürgeci hizmeti ile görevli kişi, ulu divan önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir süpürgeci görevlisine süpürgeci duası okur.
Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, semah ibadetine geçilir. Rayver, Hızır Semahı üzerine şöyle bir konuşma yapar:
Sevgili Canlar, talib Yolu'nun temel ibadeti olan Ayin'i Cemin ayrılmaz bir rüknü de, semah yürümektir. Semah ibadeti, çalınan tanbur ve okunan nefeslerin ahengine uyularak, kadın-erkek ayrımı gözetmeksizin, birlikte icra edilir.
Semah ibadeti yürüyen canlar için beli bir kıyafet yoktur. Günlük giysiler içinde, edeb ve erkan dairesinde, aslına uygun olarak icra edilir.
Semah ibadetin değerini taktir edemeyenlerin huzurunda semah icra etmek doğru değildir. Çünkü, semah ibadeti bir gösteri veya bir raks mahiyetinde değil, Hakk için icra edilir.
Semah ibadetine kalkan canlar, önce ulu divan'da oturan pirleri niyaz ederler. Semah ibadeti yürüdüğü zaman ise, ulu divana asla sırt dönülmez her seferinde mutlaka ulu divan niyaz edilir.
Semah ibadeti yüriyen canlar, dikatlerini tanbur sesine verirler. Çünkü, kelam tellerle buluşur nefes olur, insanın Hakk'a olan aşkını artırır, kalbteki tüm sıkıntılara gıda olur, derde, gama, kedere derman olur, uyandırır insanı zahirde alıp, batına çeker, can gözleri açılır, Hakk'a vardırır.
Yukarıda zikredilmiş olan Rayver'in bu semah konuşmasını mütakiben, Rayver veya Dewrēs semah nefesini okur, çalınan tanbur ve okunan nefeslerin ahengine uyularak, semah yürür. Semah nefesi bitince Rayver «hala hala deyip» semah yürüyen canlar yüzleri ulu divana dünük, sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş parmağının üzerinde kenetliyerek, sağ el sol göğüs üzerinde, baş hafif eğik olmakla birlikte dara durup, dua ister. Pir, dara duran canlara semah duası okur:
SEMAH DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Semahlar saf olsun, günahlar af olsun.
İbadetiniz kabul olsun. Ne muratlarınız
varsa hasıl olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcınız olsun. Ayağınıza taş,
gözünüze yaş döşürmesin.
Gerçeğe Hü.
Kaynak: Varto'ya tabi Taşçı köyünden kain, Pir Bozi ocağında bulunan elle yazılmış risale (1)'den alınmıştır.
--------------------------------------------------------------------------------
Last edited by Pir Ali Baba; 11-08-2008 at 20:12.
Amistofes
08-04-2009, 01:27 AM
Cevap: Hızır Cemi (Şewa Xeylas)
--------------------------------------------------------------------------------
Semah duasını mütakiben, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi, ulu divan önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, süpürgeci görevlisine süpürgeci duası okur. Süpürgeci görevlisine verilen duadan sonra, sıra Ayin'i Cem birlenmesinde. Pir, itikat üzerine şöyle bir konuşma ile Ayin'i Cem'i birler:
Sevgili Canlar, Xeylas gecesi, duaların kabul ve muradların hasıl olduğu bir gecedir. Bu mukaddes gecede, cümle canlar usuluna uygun olarak dize gelsin, dile gelsin, Hakk kelamını dilinde eksik etmesin, car'u indadımıza Hızır gelsin, ibadethanenin kilidi kapıcıdır, kapıcı'ya, gözcü'ye haber olsun.
Pir'in bu itikat duyrusu üzerine Ayin'i Cem'e katılan bütün canlar dize gelir. Bu esnada Rayver veya Dewrēs içinde Hakk, Hızır ve Pir'in adı geçen dört nefes okur. Nefesler bitince Rayver «hala hala deyip» bütün canlar secdeye gelir. Pir, secde duası okur:
SECDE DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Ya Rebil alemin! Hazineyi kereminde
Cümle kusur ve günahlarımızı bağışla.
Dertlerimize derman, hastalarımıza şıfa eyle.
Talib toplumunu afatlardan, acılardan emin eyle.
Evlat istiyene evlat, rısk istiyene rısk ihsan eyle.
Varlığımızı, birliğimizi ve dirliğimizi sonsuz eyle.
Gökde hayırlı rahmetler, yerden hayırlı bereketler eyle.
Bu dualarımızı dergahi izzettinde makbul ve kabul eyle.
Gerçeğe Hü.
Secde duasını mütakiben, süpürgeci hizmeti ile görevli kişi, ulu divan önüne üç kez süpürge çalar, usuluna uygun olarak dara durup, hizmetine karşılık dua ister. Pir, süpürgeci görevlisine süpürgeci duası okur. Pir, süpürgeci hizmeti ile görevli kişiye dua verdikten sonra, şöyle buyurur: «Dar çeken, didar görsün, canlar seffasına varsın» diyerek herkes rahat oturur.
Bu rahat oturmayı mütakiben, miaz hizmeti ile görevli kişi veya kişiler, bir tepsi üzerine konulmuş miazlarla birlikte ulu divan önüne gelerek sağ ayak baş parmağı, sol ayak baş parmağı'nın üzerinde kenetliyerek, sağ el, sol göğüs üzerinde, başı hafif öne eğik, dara durup «nefes Pir'de dir» diye buyurup, miazlar için dua ister. Pir veya Rayver, miaz duası okur:
MİAZ DUASI
Bismi Şah hala hala diyelim
Geldğiniz yolda, durduğunuz darda
Çağırdığınız yüce Hakk'ın dergahında
Miazınız nur olsun. Hızır zuhur olsun.
Kadaya kalkan olsun. Belaya bekçi
Olsun. Ne muradınız varsa hasıl
Olsun. Eli Şah'ı merdan
yardımcın olsun.
Gerçeğe Hü.
Pir, miazlara dua verdikten sonra miazcı, miaz tepsine niyaz olduktan sonra, miaz tepsisini ulu divanda oturan pirlerin önüne bırakır. Bunun anlamı ise, umumiyetle her hangi bir hastalık veya marazdan kurtulmak için, şifa niyetine Pir elinde Hızır Miazı almak istiyen canlar olursa Pir, Hızır Miaz'ını verir. Miaz hizmeti ile görevli kişi veya kişiler, ulu divanda oturan pirlerin izni üzerine, miazları düzenli ve eşit şekilde, Ayin'i Cem'e katılan bütün canlara dağıtır. Dağıtım işi bittikten sonra miazcı, Ayin'i Cem'e katılan canlardan rızalık ister:
RIZALIK DUYRUSU
Dağıttım Hızır Miyazı
Elimde yoktur tüğt ile terazi
Herkes hakkına oldumu râzı?
Bu rızalık duyrusu üç kez tekrarlanır! Miazcı'nın bu duyrusu üzerine, şayet miaz almamış veyahut hakına râzı olmayan canlar varsa dile gelip, miazcı alehine davacı olurlar. Bu dava üzerine miazcı, Hakk yolunda, herkesten miaz toplar, miaz almamış veyahut hakına râzı olmayan canlara verir ve tekrar rızalık ister. Bu kez Ayin'i Cem'e katılan bütün canlar şayet hakkına râzı ise «biz râzıyız, Hakk ve Hızır miazcıdan râzı olsun» der. Böylece bütün canlar arasında eşitlik sağlanmış olur.
Miazların yenilmesine izin verilmeden önce, bilerek veyahut bilmiyerek miaz yiyen canları görenler, onları ulu divanda oturan pirlere şikayet ederler. Bu şikayet üzerine Mürşid, miazların yenilmesine izin verilmeden önce, miaz yiyen canlara seslenerek özünü dara çekmelerini süyler.
Mürşid'in bu duyrusu üzerine, özünü dara çeken canları Mürşid, şöyle sorgular: «Ey talib! Senin de malumun olduğu gibi, Yola mensup bütün canlar, eşit haklara sahiptir, bu eşitlik sağlanmadan, niçin miaz yediniz» diye sorar. Cevaben: «talib diyebilir ki, nefsime hakim olamadım» Mürşid'in telkini: «Ey talib! Nefsin tabii isteklerini makul kıl» tarzında telkin edildikten sonra, Ayin'i Cem'de hazır bulunan canlara şöyle seslenir: «Sevgili Canlar, Yol talib (Msl. Mustafa)'nın dediklerini duydunuz, ona ne gibi ceza verelim» diye sorar. Ayin'i Cem'de hazır bulunan canlar: 1.Mürşid cömerttir, daima af edicidir, af edin; 2.Bir miaz cezası verin; 3.Bir kurbanlık davar ceza verin diye görüş beyan ederler.
Mürşid, Ayin'i Cem'de hazır bulunan canların büyük bir ekseriyetinin müşterek görüşü üzerine muhtelif cezalar verme yetkisine sahiptir. Böylece Ayin'i Cem'e katılan cümle canlar arasında eşitlik sağlanır. Bu eşitlik sağlandıktan sonra, miazların yenmesi için Pir veya Rayver, sofra duası okur:
Amistofes
08-04-2009, 01:31 AM
Xızır/Hızır İnancında Oruç/Roce/Roje/Roju
Yolumuzda yani talip toplumunda çok önemli bir yeri olan Xızır Orucu, senenin,son iki ayı olan (Çile,Sebat) Xızır Haftaları'nın Son 3 günün'de tutulur.(Bazı yörelerde 5 ve 7 gün'de Xızır Oruç tutulur.)Salı, çarşamba ve Perşembe-yi Cumaya bağlayan Xeylas Civat-ı(Xızır ayin-i Cemi) sonuçlandırılır.Yılın son ayin-i Cemi olan Xeylas Civat-ı, Şave Xeylas(Xeylas akşamı)Xızır'ın Nur-a gark oldugu, yani ölümsüzlüge eriştigi gündür. Hiristiyanlarda Noel neyse Muslümünlarda kadir ğecesi nekadar kutsalsa bizdede Xelyas geceside bizde kutsal İnancsal bir gündür.
Yolumuzun takviminde(Salname)Xızır Haftaları Yılın son iki ayı Çile ve Sebat-a dağılır. Miladi takvime göre ocak'ın 15 de başlar. Şubat'ın 15 kadar devam eden
Haftalardır. Xızır Orucu (Peniya Çeli) Ocak'ın son günü olan 31 Ocak'dabaşlar 2 Şubat gecesi,Şave Xeylas, Xeylas Cıvat-ı (Xeylas ayin-i cemi)Sonusonuçlandırılır. (31 Ocak,1 ve 2 Şubat)
Miladi takvime göre Şubat'ın 2 ci Haftası, Salı,Çarşamba ve Perşembe Xizır Oruçu tutulur. Perşembeyu Cumaya bağlayan gece Xeylas Civat-ı Bağlanır.
SORULARIM ????
Son iki yıldır yani 2005 ve 2006 da yolumuzdaki iki kutsal gülerimiz olan
Xızır Orucuyla, Şükran Orucu aynı günlere deng geldi.Dolaysıyla Aşurede.Neden?
Xızır Orucu tarihi degişmezken. Şükran Orucunun tarihi neden her yıl degişiyor?
Şükran Orucu,Yassı Matem Orucu, 12 imam Orucu ve Aşure Orucu 4 de aynı Oruçu oldugu halde neden 4 ayrı isim kullanılıyor, Dogru olanı hangisidir?
Miladi olarak 10 ekim olan Aşure günü neden hersene degişiyor?
Kerbela katliami 10 ekim Aşure gününe deng geliyor, aralarındaki bağlantı ve ayrılık nedir? Şükran Orucu kaç gün tutulur? Aşure kaçıncı gün Pişirilir?
Hiç bir İnanç ve Din'de iki kutsal gün aynı zamana deng gelirmi bizde niye deng geliyor? Newroz-u kendi takwimimiz olan Salnameye göre kutluyoruz. Xızır Orucunu Miladi takvime göre. Şükran Orucu ve Aşureyi Hiçri takvime göre neden?
Hiçbir İnançda ve Din'de 3 takvim kullanılıyormu?
Bu takvimlerin arasındaki farklar nelerdir?
Hangi takvimi kullanmalıyız neden? Bu sorularım tüm Talip Toplumuna ve Pirime.
Zulmat deryasını nur edip gelen Şah-ı Merdan Xızır İlyas'dır.
Garibin,mazlumun halini bilen Yezdanım Xızır İlyas'dır.
Gerceklerin demine hü
The Following 10 Users Say Thank You to Rayver For This Useful Post:
Remove Your Thanks Amistofes (
Dostlar dikkat edin dualardaki Halla Hala bile günümüzde ALLh Allah olarak yer degistirmistir,
Asimile propagandalarin uzantisinin asikaridir, ask ile
Saygilarim Insan sevgilerimle
Amistofes
08-04-2009, 01:32 AM
BOZATLI HIZIR
Elaman Mürvet huzura geldik
Yardım eyle bize bozatlı Hızır
Yüz sürüp yerlere yardım diledik
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır
Toplanmış canlar dua ediyor
Hızır gelir diye herkes bekliyor
Çağıran kişiye yardım ediyor
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır
Talib olan yüzün hep Haka döner
İrfan meydanında kaynayıp pişer
Diz çökmüş önünde affını diler
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır
Seni seven canlar elini açmış
Hızır günü diye duaya durmuş
Nebilik velilik tek sana gelmiş
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır
Talib ikrarına sadık olunca
Kusurunu ele alıp gelince
Ağlayıp sızlayıp af dileyince
Yetiş yardım eyle bozatlı Hızır
Kemter derviş diler özüne himmet
Mahrum etme beni eyle mürüvet
Evliya embiyanın yüzü suyu hürmeti
Geçerken
08-04-2009, 01:32 AM
ALeviLigi neden her fırsatta kürtLük ve arapLık iLe çakıstırmaya caLısıyorsunuz ????
Hadi diyeLim terimLer Türkce degiL , peki 7 uLuLarda mı Türk degiL di ? EserLeride mi Türkce degiL di ???
Birileri Türkleştirmeye, birileri de Kürtleştirmeye çalışır olan alevilere olur :)
Amistofes
08-04-2009, 01:33 AM
Cevap: Hýzýr Cemi (Þewa Xeylas)
--------------------------------------------------------------------------------
Xýzýro Xeylaþi
Tý Xéylasa tý Xýzýra
Hem hazýra hem nazýra
Tý Xéylasa tý Xýzýra
Ge feqýra, ge vezira
Ewro roza tuya nura
Halé ma aseno tora
Týya týya týya týya hasar u haydara
Roze gureto rozé Xýzýri
Gul u cemali biye nuri
Roze gureto rozé Xýzýri
Cem biye talýv u piri
Cevlan býde astoro qýri
Caré made endi bé mekuye düri
**
Ya Xýzýré seré deyrayi
Týya wayiré puk u vayi
Ya Xýzýré seré deyrayi
Týya wayiré puk u vayi
Tý biya rayveré Musayi
Caré made mekuye hereyi
Týya týya týya týya hasar u haydara
Kam ke piré xo nas nékeno
Ra u welaðé xo rew sas keno
Kam ke piré xo nas nékeno
Ra u welaðu lewlas beno
Roz u cemalé na alemde
Piré mý Sa Heyder Duzgýno, serveré pilano
kýlame: Khan/ Seyid Mahmut Yýldýz(Désim )
aredaoð/aranje: Kemal Kahraman
Xeylaþlar Hýzýrý (Türkçesi)
Sen Xeylas´sýn sen Hýzýr´sýn
Hem hazýrsýn hem nazýrsýn
Sen Xeylas´sýn sen Hýzýr´sýn
Bazen fakir bazen vezirsin
Bugün senin nurlu günündür
Halimiz sana ayandýr
Sensin sensin sensin Ayýk ve Uyaran´sýn
Oruç tutmuþlar, Hýzýr Orucu
Yüzler, çehreler nurlanmýþ
Oruç tutmuþlar, Hýzýr Orucu
Cem olmuþ talipler, pirler
Çevir kýratýný, koþtur
Darýmýza gel artýk uzak düþme
**
Ey Deryalarýn-Üstündeki-Hýzýr
Sensin fýrtýnanýn, rüzgârýn sahibi
Ey Deryalarýn-Üstündeki-Hýzýr
Sensin fýrtýnanýn, rüzgârýn sahibi
Sendin Musa´nýn rehberi
Darýmýzda geç kalma
Sensin sensin sensin Ayýk ve Uyaransýn
Kim pirini tanýmýyorsa
Ýzini-yolaðýný çabuk þaþýrýr
Kim pirini tanýmýyorsa
Ýzini-yolaðýný çabuk þaþýrýr
Þu gün-güneþ ki, alemler cemali (önünde söylüyorum)
Pirim Sa Heyder Duzgýn´dýr; Büyükler Önderi
Söz: Geleneksel/Seyit Mahmut Yýldýz
der./düz.: Kemal Kahraman
Metin & Kemal Kahraman kardeþlerin Çevere Hazaru (Binler Kapýsý) albümünde dinlemiþtim.. Seyit Mahmut Yýldýz yorumunu dinleyemedim belki ama düzenlenmiþ halini ve türkçesinide paylaþmak isterim..
Amistofes
08-04-2009, 01:37 AM
Bahis mevzuu olan "hala hala" konusuna gelince, Hala hala, bu tabir, umumiyetle dualarýn baþýnda kullanýlmaktadýr. Bu kelimenin mana ve anlamý ise, Ayin'i Cem'lerde Rayver, miaz'larla beraber dara duran canlara miaz duasý okurken, hazýr canlara hitaben "hala hala diyelim" biye buyurur; yani ben dua okurken, sizlerde "öyle olsun, deyin", manasýna tekabül eder.
Amistofes
08-04-2009, 01:41 AM
YARADILIŞ EFSANESİ AÇILIMI
--------------------------------------------------------------------------------
DERSİM
YARADILIŞ EFSANESİNİN BATİNİ ÖZELLİĞİ
Seyfi Muxundi
-1-
1970 li yıllarında Alevi yaşlıların dile getirdikleri dua ve Gülbeng’ini dinlediğimde Bir yönü ile suni dualarında fark dikkatimi çekmişti. “Yarabbi alemin bizi cemaline nail eyle” sonra okuyan pire “niye Cennetine nail eyle.” Demedin de “cemaline nail eyle” dediğimde. Bana dönüp unutamadığım şu cevabı verdi. “Hiç bir şey sonsuz değildir. Ebedi olan tek şey Cemaldir. Cennet, geçici rahatlık istemenin bencilliğidir.”dedi. Yıllar sonra Yunus’un “Cennet dediğin birkaç gılman ile huri isteyene vet sen onu Bana seni gerek seni” sözü ile karşılaşınca. Bu konu üzerinde Mazgirt bölgesinde bir araştırma yapma ihtiyacı duydum gerek kendi seyit çevremde gerek ovacık ve Hozat’taki seyitlerle yaptığım konuşmalarda ilginç anlatımlarla karşılaştım. Bu konuda en iyi kaynak olarak Mazgirt Bamasurlu Süleyman Şahin (Se sıleymane Anay Nur) ve Mankrek de Yakup Şengezer (Yaqoy Mısti Yaqan) adlı bektaşinin anlatımları şiirdeki anlatımları yansıtıyorlardı. Ayrıca Kutuderede Ormancı olan amcamın eve Alabalık getirirken Bir yaşlı (Adını anımsayamamağım.) adamın, amcamın önüne geçerek: “Sen Pir’sin Alabalık yenmediğini bilmez misin? Kendini de bizi de günaha sokuyorsun.” Dedi. Balık kutsallığını çok sonraları yazar Comerd, H. Çakmak, M. Çem tarafında defalarca ele alındı. Kendim de birçok anlatımlara tanık oldum. “Peki bu kerametler niye yok oldu.” Sorusuna büyük bir çoğunlukla “Ne zamanki yezid ile diz dize oturup yan yana yemek yedik, sırlarda batın oldu.” Şiirin en sonunda “Kırk bin tabuta binip selamsız döndüler, /ışığın başladığı o ilk noktaya.” Dizeleri dile geldi.
Eski Seyitler ve Bektaşilerden Alevi yaradılış efsaneleri ve yaradılış mitosu anlatırken. Az bir farkla Ehli –Haq ve Ezidi topluluğuna örtüştüğünü çok sonraları öğrendim.
Yazdığım dört bölümlü “Yaradılış Efsanesin sadece iki bölümünü internet sayfalarından yayınladım.
Şunu hep duyardık “Yer yok iken gök yok iken yeşil kubbe var idi.” Bu yaradılış mitosu insanın evren önce varlığının delilidir. Zaten Tanrı âdemi kendi Aynası “qarutul aynım” temelinde yarattığı için Elewilerde(Alevi) Kabe insandır. Her şey onun varlığı içinde saklı idi. Alevi inancında “ol” demekle yaratılım yoktur. Her şey onun cemalinde saklıdır. Onu sadece dışa çıkarmıştır. Cemale nazarı kul talep etmiştir. Sunilik bunu “kendini bilsinler diye yarattı” der ki bu Alevi inancında tanrıya şirk koşma olarak yorumlanır. Çünkü Tanrıyı yalnızlıktan bıkmış gibi ortaya koyar ki tanrı asla zayıf değil. Karanlık kavramı din peygamberleri veya evliyalarına ya da şamanlarına şu şekilde yansımıştır. Hemen hepsi bu işe bir mağarada (Karanlık ortam ya da karanlıktan çıkıp gelme.) başlamıştır ki bu karanlıkta çıkıp gelme yaradılış mitosudur. Aleviliğin ilk inancı olan Mu dininde kıble Kuzey kutbudur. Bu geleneği mısırlar ilk dönemlerde uygulamış. Zaten piramitlerin kot alma da kutup yıldızına göre yapılmıştır.
Evvel zaman içinde
Sonsuzluk karanlık içinde
Devran yürüdüm kendimle
Hayalinizden öte uzun
Ama kısa bir an.
Sonsuz karalık denizinde
Sonsuz bir zaman içinde
Ben zerrenin, zerre benim içimde.
Hem karanlık hem ışık idim.
Siyah da, beyaz da ben idim.
Sıfır iken dahi yine bir idim.
O bir’den ışık, o ışıktan âlem oldum.
Âlemin her noktasını içimden taşır iken,
Dışa vurdum.
“Ben zerrenin, zerre benim içimde.” Zerre en küçük varlıktır. Tanrını birer parçasıdır. Aynı zamanda tanrı da onun içindedir. Alevilik bunu Vahdeti vücut olarak yorumlar. Zıtların bir arada varlığı (Siyah-Beyaz; Karanlık-Işık…) bütün dinlerde var olan bir inançtır.
İki şeyi aldım benimle eş derecede
Bir zamanı, bir de boyutu.
Ki o da yine benim.
Üç olduk, biz olduk.
Olmadan evvelîde yine beraberdik.
Ne zamanın evveli var idi
Ne de olmaz sonu.
Bakındım sonsuz ufka
Boyutun sonu yok idi.
Görünmez Sonun başlangıcı,
Yine ben idim.
Evren ve içindeki canlıların yok olarak tasarlanması insanın yargısıdır. Aslında o yine de vardır. Sıfır iken dahi yine bir idim. Sıfır insan için yokluk olarak değerlendirilse de aslında tanrı yanında yine de vardır. Mu dininden tutun İslamlığa kadar, Ayştay’nın “Bing-Bang” (büyük patlama) kabul edip kendine göre yorumlar. O sıfırdan bir olma Dersim seyitleri hep anlatırlardı. Bir’in ışık olması nedeni ile Alevilerde cem çerağı olarak yaşanır. Hatta meydana hiç kimse gelmeden tek bir çerağ yakma eskiden yapılan bir uygulama idi. Bu evrenin ve ışığın yaradılışını anlatır. Cem dağılır 12 hizmetliye (Burç- Sizin göremediğiniz evreni dengede tutan direkler) duası verildikten sonra Çerağı sır eder. Yani Evren tekrar büzülüp iç içe girer. Batini anlam olarak Her şey tanrının özüne yani cemale döner. Bunun böyle olduğunu hafızalar unutmasın diye de cemdeki semaların karyografisi ile anlatılır ki insanlar unutmasın. Her cem aslında evren yaradılış ve yok oluşunu anlatılır. Ne olursa olsun sonunda öze döneceğini bilmek için Özün anlaşılması için de hep parmağa bağlanan kırmızı kurdele ise musahipliktir.
Üç kavramı özsel olarak aslında yine birdir. Çünkü zaman sonsuzluk ifadesidir. Boyut da yine sonsuzluk ifadesidir. (Buradaki anlamı hacim veya derinlik anlamındadır. Yani bir ufuk noktasına seçip bir doğrultudan nereye kadar gidersiniz. Evrenin son noktasına gidersiniz ama daha ötesi bir devamlılık yine de var peki nereye kadar.) bu ik hep tanrı ile birlikte var olduğu için aslında yine de bir sayılır. Üçün asıl anlamı budur. Üçü bir arada birçok dinde bir arada kutsal sayı olarak anılır kullanılır. Hıristiyanlar bunu “baba-oğul-kutsal ruh” olarak adlandırırken, Aleviler Allah-Muhammed-Ali olarak adlandırmışlardır. (Her ne kadar bu kavram İslamlıktan sonra Alevilerin kültüne girmişse de İslam öncesinde de Alevilerde bu üçlem var idi.) Aleviliğin sözlü söyleminde şunu hep duyarız. “Ali(Eli) o kadar yücedir ki o hiçbir yere sığmaz. Merdi meydan kavramı da buradan gelir. İşte Ali bu üçün içinde boyutun tümünü temsil eder. Ahir zaman sıfatı ile (asr) Muhammedi zamanın temsil ettiğini, Işık (Nur) ise tanrının direk kendisini ifade eder. Işık sadece aydınlatma değil (Aydınlatma, bilge, yol gösterme ) anlamına da gelmektedir. Cemlerdeki Mürşit-Pir-Reyber aynı üçlemin yansıması olarak görülür. Zerdüştlükten tutun da bir çok şaman inançlarında değişik ifadelerle üç sayısı sembolize edilmiştir.
Dört bir yönde sonsuzluk,
Ben ortalarında yeşil kubbe misali.
Benimle beş olduk, ulaşılmaz sonsuz giz.
Bakındım, aşağı ben.
Ve de en yukarıda ben.
İşte o an dört iken yönü altı eyledim.
Ben ortalarında, cümlemiz yedi.
Döneriz sema misali.
Zaman ile birlikte
Cümlemiz oluşturduk sekiz cenneti.
Güneşe temsil dam penceresinden içeri.
Dört ve beş saysı açıkça ifade edilmiştir. Evreni oluşturan dört nesneden dolayı dört kutsallığı çok kullanılmaktadır. Ama dört nesne kendi başına bir şey ifade etmez. Onu yaradan tanrı olmazsa bir varoluş değildir. Tanrı ile birlikte anılır. Beş kutsallığı buradan gelir. Yeşil kubbedeki “Penci Ala”’nın anlamı buradan gelir. Tanrı ve dört nesne, Aleviler İslamla birlikte oradaki kişileri eklemişlerdir, yada birileri dayatmıştır.
Yönü bulunduğumuz noktaya (zerre) tayin ederiz. Altı ana yön ve tanrı yedi. Ayrıca insandaki beş duyu artı altıncı his duyusu ve yedincisi tanrı olmak üzere yedinin kutsallığını vurgular.Bu örnekler çoğaltılabiliriz. Yedi ulu ozan dillerine baktığımızda hep bu yedi duyuyu işlerler.
Hangi bir yöne gitsem,
Bir sonsuzluk, evren ötesi.
Denizde damla gibi,
Evren sonsuzluk içinde nokta misali.
Zamanın başlangıcına ermez iken akıl.
Bitirmeye yetmez kimsenin gücü.
Çünkü o benim. Yediler misali.
Her yediye bir zıt eyledim.
Her iyiye bir kötü.
Yedi kat göğe yedi kat yeri.
Üst üste yığıp on dört eyledim,
Ayna misali.
Zıtların dülazi Aleviliğin her döneminde karşımıza çıkar. Bununla ilgili örnekler Mezopotamya’dan tutun da Hatti Hititlere kadar rastlamak mümkün. Zıtların sonunu tanrı kendi suretini yarayarak tamamlar. Bu dönemde henüz dünya yaratılmamıştır. Daha doğrusu özünde dışa çıkarmamıştır. Yarattığı modeli(çünkü insan tanrının –evrenin bir modelidir) 72 iki defa yıkar. Dünya yetmiş iki defa dolup boşalması bir yerde buraya dayanıyor. Yada 72 milleti bir bilmek anlamı da yoksa Şu anda dünyada milletleri sayarsan sadece bağımsız millet sayısı bile devlet düzeyinde 160 küsurdur. Birileri çıkıp da “72 den sonrasını yok mu sayıyorsun?” der ve haklı konuma düşer. Minnettarlığını 48 perşembe (ki hiç bir inançta perşembe yoktur) 3 gün Hızır. 12 Muarrem (Ki bu 12gerek Mezopotamya gerek Anadolu’da binlerce yıldan beri var. Aleviler Aşure orucunu İbrahim Xelilulah’dan kaldı derler ki İbrahim Xelilulah Anadoluludur.) 1-9 mart tutulur. Yani 48+12+9+3=72 alevi oruç süresidir.
Bir ben yarattım özümden
Geçip karşısına nazar eyledim
O ana ben olmaktan silkinip
Biz oldum
Bıkmadım sabırla
Sual eyledim
“Sen kimsin ben kimim”
Her seferinde
“Sen sensin ben benim”,
Cevabına sabır taşı oldum.
Doğru cevap uğruna
72 kez boşaltıp
Yine doldurdum evreni
Tıpkı yapboz misali
Altı günde yaratılan evren değil düzenleme ve yerine oturtmadır. Yani dizayn etmedir. İslam ve diğer dinler dahi burada kendileri ile çelişirler. “Altı gün” kavramını kabul etmeleri bir zaman dilimidir “ol” deme emrine ters düşer. Çünkü ol “andır” Buradaki altı bir yerde yön anlamındadır.
En nihayetinde
Altı günde cümle âlemi
Bir günde, aynamı yarattım.
Sonsuzluğun ortasında evreni,
Dev inci misali,
Evrenin incisi dünyayı,
Dünya incisi insanı.
Yani ki:
Ben kendimi yarattım.
Ölümsüz insan ve ölümlü Tanrı’yı.
Bizim için çok büyük olan evren Tanrı için sonsuzluk içinde bir inci kadardır. Model küçülerek insan hücresine kadar inmektedir. Kendisi bu yaradılışın her şeyidir. Musa Eroğlu’nun ‘sentez’ adlı eserindeki “Zerreden küçüğüm/ Buğdaydan büyük.” Bunu ifade eder. Ölümlü tanrı nitel değişimimizdir.
Amistofes
08-04-2009, 01:42 AM
YARADILIŞ EFSANESİ
2
(Bazı güzel dostlar şiirin bu bölümünü genelden koparıp özele indirgediğimi söylediler. Haklıdırlar aslında ilk bakışta öyle görünüyor. Ama açılım yapılınca dilerim bu berraklık ortaya çıkar.)
Ayakları ışıktan
Başı rüzgardan.
Bedeni dağlardan oluşan
Ve kanatları rüzgardan oluşan
Atlara atladılar.
Karanlık denizinin derinliğinde ki inciden çıkıp,
Islanmadan üzerinden yürüdüler.
Burada dört nesne dile getiriliyor. Yaradılış başlangıcındaki yolculuğu dile getirmektedir.
Kamçıları şimşekten ve çataldı.
Ve kendi bedenlerindendi
Güneşi kalplerinde kızıl kıyamet ısıtıp,
Avuçlarında soğuttular.
Anadolu’daki bütün tanrıların ya elindeki mızraklar çatal şimşek ya da bunu boynuzla ifade eder ki bu çift kavramının kutsallığıdır. Sazların püskülünün çift olma (du gulık) olması bile bu kutsallığın temelinde gelir. “Ben tanrı içindeyim tanrı benim içimde.” Tanrıyı içinde aşk edip yani ısıtıp, diğer insanlara anlatmadır. Pirlerin elinin öpmesi buradan gelir.
Önce altından
Sonra bulutlar misali içinden geçtiler.
Kamçıları şimşekten ve çataldı.
Ve kendi bedenlerindendi
Güneşi kalplerinde kızıl kıyamet ısıtıp,
Avuçlarında soğuttular.
Arkalarına bakmadan
Suların kılıç kadar keskin,
Dağların kaldırılmayacağı kadar ağır,
Yarılamayacağı kadar sert,
Ateşin soğumadığı ve
Rüzgârın tükenmediği Dersim diyarına vardılar.
Anadolu bin tanrılı diyardır Hititler bu inancı Hattiler’den (Hatuni) almışlardır. Hattuniler Dersim ve çevresidir. Oli’nin bin bir ismi de buradan gelir. Yoksa Arabistan’da da İslam kavramında da Ali’nin bin bir ismi tanımlamasına rastlamasınız. Dersim toprağının ağırlığı (Herde xa grane) buradan gelir.
Atlarını çayıra çakmadan,
Saldılar özgürce yaylalara.
Bin tanrılı diyarın,
Bin birinci meydanında,
Daldılar otuz bin yıllık muhabbete
Cümle âlem halka oluverdi.
Melek-i Tavus da ümmetiyle
Yundu ilişiverdi bir köşeye.
Nazar eyledi inciyi muhabbet penceresinden
Munzur’un tam ortasına halka olup
Kurdular sofralarını
Hak lokması yeşil elle dağıttılar.
Bir an nefislerini tutamayıp oldular bir sınav
Kendileri gibi bir can olan balıkları
Attılar ateşe
Pulları al al kızıllaşıp renklendi
tam sofraya hak lokması olacakken
Kızıllaştılar pişip can aldılar ve de kutsallaştılar.
Daldılar Munzur’un ak süt sularına.
Munzur Hızır suyu ve de alabalıklarıyla
Ogün bu gün
Dersimin on iki ocağı öteden beri var olan bir inançtır. Hatta diğer yerlerdeki seyitler bile kökenlerinin oradan geldiğini söylerler. Bu toplum binlerce yıl kendi gelenek ve inançları ile o dağlarda yaşadılar. Ovacıkta yaptığım röportajlarda “Mercan dağlarının çıplaklığını kırmızı renginin haqa olan sınavdan geldiğini Munzuru ve ala balıkları da bu sınavın ürünü olduğunu. Aslında Alabalıkların can alması ile Xızır burada sır olmuştur.” Denmekteydi. Cemler ve semanın da bu olayla ortaya çıktığı söylemler arasındaydı.
Dersimdeki ibadetler burada yaratıldı. Dışarıdan gelen bütün evliya peygamberlerden hiçbir şey almadan onlara kendi kültürlerini yüklediler. Yani mihraç oldular.
Cümle evliyalar ve peygamberler.
Miraç odular sinelerine.
Doksan bin kelam muhabbetine
Yazdılar seccere misali
Ters çevirili Kutsal kasenin
Yani ki yeşil kubbenin hatırına,
On iki bin Yeşil öküz derisine
Doksan bin kere doksan bin,
Cümle mahlukun cemaline.
Lefi Mahfuz Demir kalem ile
Arapçadaki B’nin altındaki nokta (zere) Olidir. İsa’nın Kutsal kâsesi ile pirlerin tası aynı kavramdır. Bu misyonları yine biz yükledik. Ga (emek-güç) tanrı anlamı bütün dinlerde boynuz olarak geçer ve sembol olmuştur. Daha önceki “Ga” yazımda detaylı dile getirmiştim bir kere daha dile getirmek istemiyorum. Oli ile doksan bin kelam muhabbet herkesçe bilinen bir anlatımdır. Bu doksan bin kelam Tanrının sıfatlarıdır, her sıfatı bir nesnede yansır. Yani lefi mafuz (alnına ) yazılır.
Ve karanlıktan çıkıp gelen bu süvariler,
Munzur suyu beyaz süt yerine,
Kızıl akınca:
Cellatlarını kılıç yerine kalemle kestiler.
Şelaleleri yukarı tersine akıttılar.
Binlerce mazlumun adını,
Silgilerle deftere yazdılar.
Atlarını bıraktıkları yaylalara
Almadan Hızır’a teslim eyleyip,
1938’in Miladında ve bir yaz sabahı
Bindiler kırk bin tabuta
Selamsız döndüler.
Işığın başladığı o ilk noktaya.
Bu kültürü yok etmeye çalışanlar. Bu kültürün asıl kaynağı olan ve onlara göre “çiban başı” olan Dersim’i “Sefer olur Zafer olmaz” ilkesini kanla yok edip kalanı sürgün edip temelde yok etmeleri ve geride kanıt bırakmamak için toplu mezarlara dahi fırsat bırakmadan yazıda bırakıp kurda kuşa yem bırakılarak silgilerle kanıt bıraktılar. Foterli dedeler ise “Dersimliler azmışlardı.” Deyip kendi halkını haksız gösterme ihanetine girip zalimle dirsek temasa girince; kırk bin tabuta binip selamsız döndüler ışığın başladığı noktaya.
masjaron
08-04-2009, 01:59 AM
Amistofes dostum ne olursun link at.. Böyle kopyalayıp yapıştırınca konular dağılıyor..
Amistofes
08-04-2009, 02:18 AM
Sevgili Can Masyaron.
Onu bir becerebilsem sorun kalmayacak, bu iside Baris cana veya Biati cana birakiyorum, sanirim bu degerli dostlar aktarmada yardimci olunacaktir. ask ile
Turku(a)z
10-04-2009, 07:35 AM
Komik ama,simdi mevlana farsca yazdigi icinde kurdmu oldu?
osmanlida bir suru farsca kelime kullaniyordu,kurdi bir devletmi oldu,yada azeriler bir suru farsi kelime kullaniyorladi kurdmu oldular,Turkler yakin zamana kadar arapca ve farscayi edebiyatta cok kullandilar.
siz ancak kurdcenin arapca ve farscadan olustugunu ispatladiniz,baska bir sey,sonucda bu cografyada devlet yaratabilmis toplumlar arap,iran ve turklerdir.
biraz dusunun,acaba buyuk bir medeniyet yaratmis iranlilar mi mezra ve koylerde yasamakda ve dilleri sadece gunluk konusma ili sinirli bir toplumdan mi kelime alir yoksa tam tersimi olur.
Bugun ahmet yesevi,haci bektas veli,pir sultan apdal Gerceklerdir kokenleride bellidir,horasanin da gercegi bellidir,17 yuzyildan sonra oraya yerlestirilmis kurdlerle o gercek degistirilemez.biz sizi zorla turksunuz de demiyoruz,oyle bir israrimizda yok ama yalan yanlis eksik bilgilerle,kelime oyunlari yaparsanizda cevap vermekden cekinmeyiz.
sizin soyledikleriniz kelimeri cevirip alavere dalavere yapmakdir.
soru sormadan once biraz arastirma yapsaniz ,anlarsiniz!yetiskin insanlar arastirla yapmali,internet gibi bir ortam var artik.hicri takvim,miladi takvim,hizir peygamber ve digerleri hepsi internette.biraz caba gosterin.
yapici seyler yazin,ayristirici degil
Barakbaba
06-08-2009, 05:09 PM
Basindan sonuna kadar sacma bi yazi...
O zamanlar hakim olan bu dillerden tabiki bazi kelimeler baska dillere gececektir,ayni suanda kullandigimiz türkcede her kelimenin nerdeyse ingilizce ve sonra fransizca olmasi gibi...
O zamanki türklerinde kabul ettigi din araplardan,yasadiklari yerde iranlilarin cografyasina yakin oldugundan,bundan daha dogal ne olabilir ki?
Yani illa bi kulp bulacaksiniz...
Semah nerden gelir bilmiyormusun?
Hala türkistanda ayni alevilerin döndügü gibi dönen samanlar yokmu?
Ayrica kopuz,tnbur,saz,ceste bunlar eski türklerin caldigi aletler degilmidir?
Bize bu saz sevdasi nerden gelmedir bilmezmisin?
Bilirsin ama isine gelmez...
Madem tükceye önem vermediyse aleviler neden yedi ulu ozan türkce yazmistirda arapca veya farsca yazmamistir?
Neden bin yil gecmesine ragmen hala cemler türkce siirlerle yürüyor?
Sah ismail neden sarayin resmi dilini türkce yapmistir irana hükmetmesine ragmen?
Alevilerin sirf Haci Bektas-i Veli gibi bir ulu türkmen kocasini bas pir yapmalari,onun ziyaretgahini kabe saymalari bile bu yazilan sacmaliklara cevap olarak yeter....
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.