:
Hacý Bektaþ Veli
Sürgün_24
11-09-2006, 06:37 AM
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN HAYATI
Menkýbevi Hayatý
Velâyetnâme’ye göre, Hacý Bektaþ Velî, Horasan Hükümdârý Ýbrahim-al-Sani diye anýlan Seyyid Muhammed ile Þeyh Ahmed adlý Niþabur’lu âlim bir zatýn kýzý Hatem Hatun’un oðullarýdýr.
Sultan Ýbrahim-al-Sani ile Hatem Hatun 24 yýl evli kaldýklarý halde çocuklarý olmaz. Sultan Ýbrahim, þehrin din âlimlerini toplayarak, bir erkek çocuðunun olmasý için duâlar edilmesini, Kur’ân-ý Kerîm’den hatimler indirilmesini ister. Buna karþýlýk ihsânlarda bulunur. Bir hafta kadar hatimler yapýlýr, duâlar edilir. Nitekim Hâteme Hatun, Sultan Ýbrahim’den hâmile kalýr, müddeti dolunca da nur topu gibi bir erkek çocuklarý olur. Çocuðun adýný Bektaþ koyarlar.
Tarihi Hayatý
Asýl adý Muhammed Bektaþ olan Hacý Bektaþ Velî’nin, yaþadýðý dönem ve çevre iyi bilinmekle beraber, tarihi kaynaklarda yaþadýðý dönemler hakkýnda farklý bilgilere rastlanmaktadýr.
Anne ve babasý Türk soyundan olan Hazret-i Pîr Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, Ýran-Horasan’ýn Niþabur þehrinde dünyaya gelmiþtir. Hacý Bektaþ Velî’nin doðum ve göçüþ tarihleri konusunda; kütüphanelerde bulunan yazma eserlerde, ansiklopedilerde ve yazýlý tarihi kaynaklarda farklý bilgiler verilmektedir. Velâyetnâme adlý eserde adý geçen; Mevlâna, Seyyid Mahmud Hayrâni, Hacým Sultan, Yunus Emre v.s. gibi bir çok zât 13. yüzyýlýn ikinci yarýsýnda yaþamýþ erenlerdir. Bu bilgilerde bize, Hacý Bektaþ Velî’nin yaþadýðý çað hakkýnda tahmini bir fikir vermektedir.
Hacý Bektaþ Velî; Horasan diyarýndan Anadolu’ya gönül erleri uyandýrmak için kopup gelen pek çok Türk mutasavvýfýndan biri, belki de en mühim kiþisidir.
Hacý Bektaþ Velî; Osmanlý Ýmparatorluðunun kuruluþundan önce 13. yüzyýlda, Anadolu’da gönülleri aþkla, insan sevgisiyle, birlik ve beraberlik çeraðýyla tutuþturan, büyük bir “Velî”, büyük bir “Düþünür”dür.
Hacý Bektaþ Velî; Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî’nin talebelerinden Lokman Perende elinde yetiþmiþ ve daha sonra da kendisinin geliþtirmiþ olduðu inanç sisteminde, öz be öz Türkçe’yi kullanmýþ, Ýslâm dîninin aþk ve bilgi mahiyetini arz diliyle yorumlayarak pek çok gönül er’i yetiþtirmiþtir.
Hacý Bektaþ Velî; Anadolu’nun Türkleþmesi ve Ýslâmlaþmasýnda birlik ve beraberliði temin eden güçleri, kendi fikir þemsiyesi altýnda toplayarak; büyük bir hoþgörü, insan sevgisi ve îman ile Türk tarihinin belki en kritik bir zamanýnda, büyük aksiyonunu kârizmâtik yapýsýyla gerçekleþtirmiþ, Anadolu Türklüðünün ayakta kalmasýný temin etmiþtir.
Hacý Bektaþ Velî’nin yaktýðý îman, aksiyon ve inanç çeraðý, tekkeleri yoluyla Anadolu’ya ve hatta Balkan ülkelerinin içlerine, Avrupa’ya kadar ulaþmýþ, neticede Ýslâm kültürü, diðer milletlerin hayatýnda da tesirini göstererek, günümüzde Amerika’ya kadar yayýlmýþtýr.
Soyu Þeceresi ve Eðitimi
Hacý Bektaþ Velî; Hz.Muhammed, Hz.Ali’nin soyundan ve yedinci Ýmâm Mûsâ Kâzým’ýn neslindendir. Ve kendileri “Seyyid”dir.
Hacý Bektaþ Velî hakkýnda bilgi veren eski kaynaklardan biri olan Velâyetnâme’de, Hazret-i Pîr’in soy þeceresi hakkýnda geniþ bilgi verilmektedir.
Menkýbeye göre okul çaðýna geldiði zaman babasý, Hacý Bektaþ Velî’yi, Hoca Ahmed Yesevî’nin talebesi ve halîfesi Lokman Perende’ye teslim etmiþtir. Lokman Perende, bâtýn ve zâhir ilimlerine sâhip mübarek bir zâttýr. Lokman Perende’nin himayesinde ve Yesevilik’ten feyiz alarak yetiþen Hacý Bektaþ Velî, iyi bir eðitim almýþtýr. Parlak zekâsý ve düzenli eðitimi sayesinde küçük yaþta kendisini yetiþtiren Hacý Bektaþ Velî, Kur’ân-ý Kerîm, dîni bilgiler ve bâtýn ilmine vâkýf olmuþtur.
Hacý Bektaþ Velî olgunluk çaðýna gelince icâzetnamesini alýr, daha sonra irþad göreviyle Anadolu’ya gönderilir. Velâyetnâme’de, Hacý Bektaþ Velî’nin vehbî bir ilme sahip olduðuna delil olarak, hocasýyla arasýnda geçen bir vak’a gösterilir. Bu vak’a, Hacý Bektaþ’ýn henüz çocukken birçok kerâmetler gösterdiðini de belirtmektedir.
Velâyetnâme’de yer alan bu vak’a þöyledir:
Bir gün Lokman Perende, aniden Hacý Bektaþ’ýn bulunduðu odaya girer, odayý nûr ile dolmuþ görüp þaþýrýr; etrafýna bakýnýr, Bektaþ’ýn saðýnda ve solunda iki nûrâni zât görür. Onlar Bektaþ’a Kur’ân okutuyorlardýr. Lokman Perende girer girmez hemen onlar kaybolurlar. Lokman Perende þaþýrýr kalýr.
Hacý Bektaþ’a; “Bunlarýn kim olduklarýný” sorar. O da; “Saðýmda oturan iki cihân güneþi Ceddim Muhammed Mustafa idi, solumda oturan Allah’ýn Arslaný, insanlarýn emîri Hz.Ali idi” der.
Lâkabý ve Ünvanlarý
a- “Hacý” Ünvanýný Almasý
Birçok önemli þahsiyetlerde olduðu gibi Hacý Bektaþ Velî’nin hayatý ile ilgili olarak anlatýlanlarda da menkýbe ile tarihi gerçeklik, iç içe girmiþ bulunmaktadýr. Bu yüzden onlarý birbirinden ayýrmak oldukça güçtür.
Hacý Bektaþ Velî’ye, “Hacý” ünvanýnýn atfý da onun þu þekilde vuku bulan bir kerâmetine baðlanmaktadýr.
Hocasý Lokman Perende hacca gitmiþ, diðer görevlerini yerine getirdikten sonra Arafat’a çýkýp vakfe’ye durmuþtu.
Lokman Perende yanýndakilere; “Bugün arefe günü, þimdi memlekette bizim evde «biþi» piþirirler” demiþ. Bu söz Hünkâr’a mâlum olmuþ. Hünkâr hemen Lokman Perende’nin evine giderek, þeyhin hanýmýndan; bir tepsiye birkaç tane “biþi” koyup kendisine verilmesini istedi. Tepsiye konulup kendisine takdim edilen “biþi”yi alan Hünkâr, göz yumup açýncaya kadar Lokman Perende’ye götürüp sundular. Bundaki hikmeti anlayan Þeyh Lokman Perende, arkadaþlarý ile beraber bu “biþi”yi yerler.
Hac dönemi bitip Hicâz’dan dönülünce Niþabur halký, Lokman Perende’yi karþýlamaya çýktýlar. “Haccýn kabul olsun” diyerek tebrik ettiler, elini öptüler. Lokman Perende, gelen halka Bektaþ’ýn kerâmetlerini anlattýktan sonra; “Esas hacý olan Bektaþ’týr” diyerek onu tebrik etti. Bunun üzerine adý, “Hacý Bektaþ-al-Horasan”i oldu. Bu menkýbevi anlatýmýn yaný sýra, onun Horasan’dan Anadolu’ya gelirken hac vazifesini bizzat yerine getirdiði de, tarihi kaynaklarda yer almaktadýr.
b- “Hünkâr” Lâkabýný Almasý
Bektaþî kaynaklarýnda Hacý Bektaþ Velî için çok sýk kullanýlan bir de “Hünkâr” lâkabý vardýr. Hacý Bektaþ Velî’ye “Hünkâr” denilmesi de yine onun bir kerâmetine baðlanmaktadýr.
Hocasý Lokman Perende bir gün Bektaþ’a ders verirken abdest almak için dýþardan su getirmesini ister. Bunun üzerine Bektaþ;
“Hocam, bir nazar etseniz, mektebin içinden su çýksa da dýþarýdan su getirmeye muhtaç olmasak” cevabýný verir.
Lokman Perende ise;
”Bizim buna gücümüz yetmez” deyince, Bektaþ el kaldýrýp; “Duâ” eder.
Lokman Perende; “Amin” der. Bektaþ elini yüzüne vurup secdeye kapandýðýnda, mektebin bahçesinden bir pýnar akmaya baþlar.
Hacý Bektaþ’ýn bu kerâmetini gören hocasý Lokman Perende sevinçle;
“Yâ Hünkâr!” demekten kendini alamaz. Bundan sonra da Hacý Bektaþ Velî’nin adý “Hünkâr Hacý Bektaþ” kalmýþtýr.
Gerek Velâyetnâmelerde, gerekse Hacý Bektaþ Velî ile ilgili diðer bazý eserlerde, Hacý Bektaþ Velî için söylenen þu sýfatlar vardýr:
“Kutb’ul-Aktâb, Mesned-i ul’lul-elbâb, Sultânu’l-evliyâ, Burhânü’l-asfiya, Fahr-i erbab-ý, Bâbullah, Envârü’l-yâkin, Fatihü’l-evbâb-ý sülâle-i hazret-i sâhib-i sýrr-ý ve’l-keþf, Aþk Deryasý, Küþade-i bâb-ý hikmet, Nesl-i sâki-i kevser, Sâhibi keþf-i ledünnî, Fahr-ý ma’den-i erkân, Sultânü’l-ârifin, Ser-çeþme-i nûr-ý dîn, Tâcü’l-ârifin, Gavsü’l-vasýlîn, Heykel-i nûrânî, Kutb-ý Rabbânî ... v.s.”
Sürgün_24
11-09-2006, 06:40 AM
Devamý ;
Anadolu'ya Gelisi
Aslen Horasanlý olan ve Niþabur þehrinde doðduðu bilinen Hacý Bektaþ Velî, Hoca Ahmed Yesevî dergahýnda üç yýl hizmet ettikten sonra þeyhinden emanetleri ve icâzeti alýr.
Þeyhinin:
“Müjde olsun ki; «Kutb’ul-aktâblýk» senindir; kýrk yýl hükmün vardýr. Þimdiye kadar bizimdi, bundan sonra senindir. Biz bu yokluk yurdunda çok eðlenmeyiz, âhirete gideriz. Var, seni Rûm’a saldýk, Sulucakarahöyük’ü sana yurt verdik. Rûm abdâllarýna seni baþ tayin ettik” demesiyle Hacý Bektaþ Velî, Anadolu’ya gelmek için yola çýkar. Velâyetnâmedeki bu kayýt, tarihi kaynaklarca da doðrulanmaktadýr.
Türkistan Pîri Hoca Ahmed Yesevî’nin kültür ocaðýnda, engin bilgi hazinesini dolduran Hacý Bektaþ Velî, daha sonra siyâsi ve iktisadi düzeni bozulan Anadolu Türk halkýna öncülük etmek, Türk birlik ve beraberliðini saðlamak, Türk dilini yabancý etkilerden korumak, Anadolu’yu Türkleþtirmek ve Ýslâmlaþtýrmak amacýyla, Hoca Ahmed Yesevî’nin isteði ve iþareti üzerine Anadolu’ya gelmiþtir.
Hacý Bektaþ Velî’nin, kesin olarak tarih belli olmamakla birlikte, tahminen Milâdi 1275-1280 yýllarý arasýnda Anadolu’ya geldiði kabul edilmektedir. Bu yýllarda Anadolu bir yandan Moðol istîlâsý altýnda ezilirken, bir yandan da büyük bir siyâsi ve ekonomik buhran ile beraber, taht kavgalarýna sahne oluyordu. Böyle bir ortamda Anadolu’ya gelen ve Kapadokya yöresindeki Hýristiyanlýk merkezine karþý bir Türklük merkezi tesis etmek isteyen Hacý Bektaþ Velî; bugünkü ismi Hacý Bektaþ (O zaman yedi haneli bir köy ve adý Sulucakarahöyük) olan yere gelerek buraya yerleþir.
Türkistan’dan gelen Hacý Bektaþ Velî, Türklerin yoðun olduðu Anadolu’yu gezmiþ, Türk gelenek ve göreneklerinden korunabilenleri birer birer tespit etmiþtir. Bunlarý, Sulucakarahöyük’te kurmuþ olduðu ilim yuvasýnda, Ýslâm inancý ve Türk kültürü ile yoðurarak birleþtirmiþ, ileri sürdüðü düþüncelerini, bu birleþiðin üzerine yerleþtirmiþ ve burada öðrenci yetiþtirmeye baþlamýþtýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin, hoþgörü ve insan sevgisine dayalý düþünce sistemi; kýsa bir sürede Hýristiyanlýðýn büyük bir merkezi durumundaki Kapadokya’da bile, geniþ halk kitlelerine ulaþmýþ ve benimsenmeye baþlanmýþtýr. Hacý Bektaþ Velî’nin felsefi düþüncelerinin temelinde, insanýn varoluþu ve insan sevgisi vardýr.
Deðiþik kaynaklarda Hacý Bektaþ Velî’nin, Anadolu’ya gelmeden önce Necef, Kerbelâ, Baðdat’a gittiði ve buralardaki “Ehl-i Beyt” imâmlarýnýn makamlarýný ziyaret ettiði; Kâ’be’ye gittiði, Þam, Kudüs, Halep, Gaziantep, Elbistan, Tarsus, Bozhöyük, Muðlan kalesi gibi birçok yerleri de dolaþtýðý kaydedilmektedir.
Hacý Bektaþ Velî’nin; Amasya, Kayseri, Sivas þehirlerine de uðrayarak, daha sonra Sulucakarahöyük’e yerleþtiði de anlatýlmaktadýr.
a- Hacý Bektaþ Velî Rûm Ülkesinde
Hacý Bektaþ Velî, Rûm ülkesine, Türkmen içinde, Zülkadirli ilinde Bozok’dan girer. Burada yol üzerinde bir çoban koyun gütmektedir. Koyunlar Hünkâr’dan Velâyet kokusu alarak ona doðru koþarlar. Çoban, sürünün önünü keserek daðýlmalarýný engellemek ister. Ancak bu kez arkadakiler de Hünkâr’a koþunca, çoban kendi kendine; Olsa olsa bu er Tanrý dostlarýndandýr, koyun kadar da aklým yokmuþ diyerek, Hacý Bektaþ Velî’nin ayaklarýna kapanýr.
Hacý Bektaþ Velî, çoban’a:
“Çoban, adýn ne?” diye sorar.
Çoban; “Ýbrahim Hacý” diye cevap verir.
Hacý Bektaþ Velî; “Baþýndakini çýkar” der.
Ýbrahim Hacý, baþýndaki geyik postundan dikilmiþ börkü çýkarýr. Hünkâr, o börkü tekbirleyip Ýbrahim Hacý’nýn baþýna giydirir; “Yürü, Bozok’la Üçok’u sana yurt verdik ekmeðin olsun, koyuncuklar da beraber varsýnlar” diyerek yoluna devam eder.
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, Kayseri’ye varýr. Orada erenlerden biri ile görüþürler. Konuþma sýrasýnda erenler, elini koynuna koyarak bir salkým üzüm çýkarýr ve huzûra koyar. Bunu gören Hünkâr:
“Sizin erenlerden olduðunuz, bizce mâlumdu, sizden kerâmet isteyen de yoktu. Böyle yapmaya ne hâcet vardý” der. Bir müddet daha otururlar. Hünkâr gitmek için ayaða kalkýnca, eteðinin arasýndan bir tane Hindistan cevizi düþer.
O eren:
-Böyle yapmaya ne hâcet vardý dediniz, peki ya bu sizin yaptýðýnýz ne oluyor?
Hünkâr:
-Hak’ka giden hak uðrum hakký çün, benim bundan haberim yoktu. Siz o kerâmeti gösterdiðiniz için Horasan erenleri gayrete geldiler, bunu getirdiler, diye cevap verir.
Hacý Bektaþ Velî, o erenle vedâlaþýp yola revân olur. Kayseri’den Ürgüp’e gelirken yolda Sineson adlý bir Hýristiyan köyüne ulaþýr. Burada pek durmayýp Üçhisar adlý diðer bir köye geçer. Bu köyde halk, birbiriyle kavgaya tutuþmuþtur.
Hacý Bektaþ, köylülerden birine;
-Bu köyde derviþ konaklayacak yer var mý? diye sorar.
Köylü:
-Halk konuk kaygýsýnda mý? Þimdi kavgacýlar gelir seninle de kavgaya tutuþurlar, var git, diye tersler.
Bu sýrada halktan birkaç kiþi Hacý Bektaþ Velî’yi merak edip baþýna toplanýrlar. Hacý Bektaþ Velî, bunu bir fýrsat bilerek konuþmaya baþlar:
“Birbirinizin gönlünü kýrmayýn. Çünkü mü’minin gönlü Kâ’be’ye benzer, lâkin gönül ondan da yeðdir. Zira Beytü’l-ma’mur göktedir. Orayý melekler tavâf eder. Halbuki gönül Tanrý’nýn nazargâhýdýr. Tanrý ile gönül arasýnda perde yoktur. Kâ’be nasýl dokunulmaz, harim ve mübarek ise gönül de Tanrý’nýn tecelli ettiði yer olduðu için mübarektir, ona dokunmayýn.”
Bu nutku dinleyen halk, büyük bir suskunluk ve hayranlýkla onu süzerler.
Topluluktan biri:
-Ey Tanrý dostu! Bize ismini, nereden gelip nereye gittiðini ve maksadýný söyler misin? der.
Hacý Bektaþ:
-Adým Hacý Bektaþ’dýr. Horasan’dan Hicaz’a, oradan da Sivas þehrine gitmekteyim. Maksadým, þâki olana amân vermemek ve ahâlinin sulh ile bir arada yaþamasý için lüzûmlu olan hakikat sýrlarýný anlatmaktýr. Bunun için Pîrim Hoca Ahmed Yesevî’den emir alýp Anadolu’ya (Rûm’a) geldim.
b- Hacý Bektaþ Velî Sulucakarahöyük’te
Hacý Bektaþ Velî Sulucakarahöyük’e güvercin donunda indikten sonra bu durum Rûm erenleri arasýnda bir huzûrsuzluða sebep olur. Hacý Bektaþ’ýn alt edilmesi için Karaca Ahmed adlý bir eren gönderilir. Karaca Ahmed, her mahlûkun eþiyle oturduðunu, yalnýz Sulucakarahöyük’de güvercin þekline girmiþ bir erenin tek baþýna oturduðunu, murakabe sonunda anlar. Bu eren Hacý Bektaþ Velî’dir.
Hacý Bektaþ Velî, Ýdris Hoca ile karýsý Kutlu Melek’in (Kadýncýk Ana) misafiri olarak bir süre evlerinde kalýr. Ama daha sonra câmide kalýp ibâdetle meþgul olmaya baþlar. Sulucakarahöyük’te, Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’nin kýsa zamanda müridleri çoðalýr. Gördükleri kerâmetler, ona baðlanmak istemeyen âsi ve inatçý mizaçtaki insanlarý bile yumuþatýr.
Evli Olup Olmadýðý
Ansiklopediler, bilimsel eserler, birçok yazýlý kaynaklar Hacý Bektaþ Velî’nin evlenmemiþ (Mücerred) olduklarýný yazar. Hacý Bektaþ Velî’nin evli olduðunu iddia ettikleri Kadýncýk Ana (Kutlu Melek, Fatýma Nuriyye de denilir) ki, Ýdris Hoca adýndaki kiþi ile evli bir hanýmdýr. Her ikisi de Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’ye ilk intisâb edenlerdendir. Hacý Bektaþ Velî, Kadýncýk Ana’yý kendisine mânevî evlât edinmiþtir.
Halifeleri
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, Sulucakarahöyük’e yerleþtikten sonra; kimi gelir nasîbini alýr giderdi; kimi gelir kalýr, hizmet ederdi; kimisini de Hünkâr bir yere yollar, kendisine halîfelik verirdi. Halîfe olan gittiði her yerde mürid, muhib edinir, halký uyarýrdý. Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, otuz altý bin çeraðý uyarmýþ, otuz altý bin halîfe dikmiþti. Bunlarýn üçyüz altmýþý, gece gündüz, Hünkâr’ýn huzûrunda hizmette bulunurdu.
Hünkâr, âhiret âlemine göçünce onlarýn her biri, Hünkâr’ca daha evvel tesbit edilen yerlerine gittiler. Bunlarýn en meþhurlarý Cemal Seyyid, Sarý Ýsmail, Kolu açýk Hacým Sultan, Baba Resûl, Pîr Ebi Sultan, Recep Seydi, Sultan Bahâeddin, Yahyâ Paþa, Barak Baba, Ali Baba, Saru Kadý, Atlas-pûþ-Sultan, Dust-ý Hudâ, Hýzýr Sâmit v.s. idi.
Sürgün_24
11-09-2006, 06:42 AM
Devamý ;
http://img220.imageshack.us/img220/1051/hbektassandukaov6.jpg
Hacý Bektaþ Velî, bir gün namaz kýldý, evrâdýný okudu, halvete vardý. Sarý Ýsmail’i çaðýrdý. Dedi ki:
-Sen benim has halîfemsin. Bugün Perþembe, ben bugün âhirete göçeceðim. Göçünce kapýyý ört. Çile daðý tarafýný gözle. Oradan bir boz atlý gelecek, yüzünde yeþil örtü olacak. Bu zât, atýný kapýda býrakýp içeri girecek, bana Yasîn okuyacak. Attan inip selâm verince selâmýný al, onu aðýrla. Hulle donundan kefenimi getirir, o beni yýkar. Beni yýkarken su dök, ona yardým et. Ceviz aðacýndan tabut yapar, beni tabuta kor, ondan sonra beni gömün. Onunla söyleþmeyin sakýn. Benden sonra Fâtýma Ana (Kadýncýk) oðlu Hýzýr Lala Civan, yerime geçsin. O elli yýl hizmet eder, ondan sonra yerine oðlu Mürsel geçer. O, kýrk sekiz yýl þeyhlik eder, ölür, yerine oðlu Yûsuf Bâli geçer. O da otuz yýl hizmet eder, sonra Hak yakýnlýðýna ulaþýr.
Dünyanýn hâli budur, gelen gider. Sen de hizmet et, sofra yay. Himmet dilersen cömertlikte bulun. Murtazâ’dan halk, erlik kerâmet istediler. Kanber’e, sofrayý yay buyurdu. Benden kisvet giyen her mürid, konuk istesin, konuða hizmet etsin. Þeytan gibi kendisini görmesin, kimsenin yatan itini kaldýrmasýn. Kimseye karþý ululanmasýn, hased etmesin, dedikten sonra, ikinci vasiyyete geçer ve þöyle devam eder:
-Öðüdümü tut, ölümümden sonra bin koyunla, yüz sýðýr kurban et, bütün halký çaðýr, hizmet et, onlarý doyur. Yedinci günü, kýrkýncý günü, helva daðýt, korkma, erin harcý eksilmez. Ne kadar muhib ve mürid varsa davet et, onlarý topla. Öðüt ver, aðlamasýnlar. Bir halîfem de Barak Baba’dýr (Ali Emîri), gerçek bir er’dir. Ona da söyleyin, Karasiye varsýn, Balýkesir’e gidip orasýný yurt edinsin.
Hünkâr böylece vasiyyette bulunduktan sonra, Sarý Ýsmail aðlamaya koyuldu;
“Tanrý bana o günü göstermesin” dedi.
Hünkâr:
“Biz ölmeyiz, sûret deðiþtiririz” diyerek onu teselli etti. “Sonra dýþarý çýk, bizden ses kesilince içeri gir” dedi.
Hünkâr daha sonra Tanrý’ya niyâzda bulundu, Peygamber’e selâvat getirdi. Kendisi, kendisine yâsin okudu ve Hak’ka kavuþtu.
Sarý Ýsmail, vasiyyet gereði dýþarý çýktý. Sonra içeri girdiðinde, Hünkâr bu fena âlemini terk etmiþlerdi. Hünkâr’ýn yüzünü hýrkasýyla örttü. Halvetin kapýsýný çekip tekrar dýþarý çýktý. Hünkâr’ýn muhibleri dört bir yandan gelerek aðlaþtýlar.
Derken birde baktýlar ki, Çile daðý tarafýndan bir tozdur koptu. Bir anda yaklaþtý. Hünkâr’ýn dediði bu zâtýn elinde bir mýzrak vardý. Yüzüne yeþil nikâb örtmüþtü. Altýnda da tarife uygun olarak boz bir at vardý. Erenlere ve muhiblere selâm verdi. Selâmýný aldýlar. Mýzraðýný yere dikti ve atýndan inerek doðruca halvete girdi. Kendisiyle beraber içeriye yalnýz Sarý Ýsmail girdi. Karaca Ahmed kapýda durdu, kimseyi içeriye sokmadý. Sarý Ýsmail su döktü, yüzü örtülü er yýkadý. Cennetten gelmiþ bulunan yanýndaki hulle donlarý, kefen yaptý. Tabuta koyup doðruca musallaya götürdüler. Boz atlý er imamlýk etti, erenler de saf olup ona uydular. Namazý kýlýndý, götürüp mezara koydular.
Boz atlý kiþi, erenlerle vedalaþtýktan sonra atýna atlayarak yürüdü. Sarý Ýsmail atýn yularýndan tutarak köyün dýþýna kadar gittiler, vedalaþacaklarý zaman acaba bu kim, diye merak etti. Eðer Hýzýr ise görüþtüðüm için tanýmam lâzýmdýr deyip;
-Namazýný kýldýðýn, yüzünü gördüðün er hakký için, kimsin bildir bana, dedi. Boz atlý er, Sarý Ýsmail’in yalvarmalarýna dayanamadý, örtüsünü açtý. Hacý Bektaþ Velî’nin kendisinden baþkasý deðildi.
Sarý Ýsmail atýnýn ayaðýna düþüp yalvardý:
-Lûtfet erenler þahý, otuz üç yýldýr hizmetindeyim, kusurum var seni bilememiþim, suçumu baðýþla, dedi.
Hünkâr:
-Er odur ki, ölmeden ölür, kendi cenazesini kendi yýkar. Sen de var buna gayret et, dedikten sonra Çile daðý’na yönelip gözden kayboldu.
Rivâyete göre, Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, Hak’ka vuslat ettiðinde 63 yaþýndaydý.
En doðrusunu Allah bilir.
Sürgün_24
11-09-2006, 06:45 AM
http://img223.imageshack.us/img223/3185/aslansc6.jpg
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN KÝÞÝLÝÐÝ
Türk-Ýslâm tarihini süsleyen büyük þahsiyetlerden biri olan Hacý Bektaþ Velî, kitleleri etkilemiþ ve peþinden koþturmuþtur. Pek çok insanýn gönlüne taht kuran Hacý Bektaþ Velî’nin bir gönül eri olmasý; Ahmed Yesevî gibi büyük bir mutasavvýfýn mânevî ocaðýnda, Ýslâm’ýn hayat düsturlarýný özümlemesi, aldýðý ölçüleri uygulama safhasýnda gösterdiði hassasiyet, onun kiþiliðini ortaya koyan en önemli özellikleridir.
Þu bir gerçektir ki dünya üzerindeki kavga, dövüþ ve savaþlarýn altýnda yatan en önemli sebepler; Bencillik, hoþgörüsüzlük, kibir, gurur, hýrs ve haseddir.
Hacý Bektaþ Velî’nin;
“Ýncinsen de, incitme”,
“Her ne ararsan kendinde ara” sözleri, onun hoþgörüsünü ortaya koyarak bütün insanlýðý sevgi, barýþ ve kardeþliðe çaðýrmýþtýr.“Düþmanýnýzýn bile insan olduðunu unutmayýnýz” sözü ile de insana verdiði deðeri anlatmaya çalýþmýþtýr.
Hacý Bektaþ Velî, önce olgun eðitilmiþ insan; sonra olgun toplum olarak yaþamayý þiâr edinmiþ; din ve mezhep savaþlarýný insan potasýnda eritmeyi hedeflemiþ ve yukarýdaki sözü ile de insaný merkez yapmýþtýr.
Hacý Bektaþ Velî’de; Allah aþký ve sevgisi ile insan sevgisi, hatta hayvan sevgisi en yüksek noktaya ulaþmýþ; bu sevgi yumaðý etrafýnda toplanan insanlar, gönül erliðine ulaþmanýn hazzýný yaþamýþtýr.
Ýnsanlýðýn ancak 20. Yüzyýlda, üstelikte çoðu kez politik amaçlarla kullandýðý insan sevgisi ve insan haklarýný; Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’de 13. Yüzyýlda, üstelik insanlarýn birbirlerinin kanýný su gibi akýttýðý bir dönemde, en içten duygularla dile getirmiþtir.
Dîni kurallara baðlýlýðý, mânevî gücü, “Ehl-i Beyt” sevgisi, engin zekâsý ve sarsýlmaz inancýyla Hacý Bektaþ Velî kitleleri etkilemiþ; günümüzde de etkilemeye devam etmektedir.
Hacý Bektaþ Velî; “Oturduðun yeri pak et, kazandýðýn lokmayý hak et” diyerek temizlik, dürüstlük, çalýþmak ve helâl kazanç konusunda tavsiyede bulunurken yýkýcýlýða, zulme, sömürüye ve tembelliðe karþý da tavrýný ortaya koymuþtur.
Hacý Bektaþ Velî:
“Ayaða kalkarsan hizmet amacýyla kalk,
Eðer konuþacaksan hikmet ile konuþ,
Oturacaðýn zaman, saygý ile otur!”
Hacý Bektaþ Velî, bu sözleri ile toplumda birlik ve dirliðin saðlanmasý, gönüllere sevgi yumaðýnýn dolmasý, insanlarýn kardeþ gibi yaþamasý hususlarýný dile getirirken; “Gelin canlar bir olalým” mesajýný da vermektedir.
“Bir olalým, diri olalým, iri olalým” diyerek gönüllere taht kuran Hacý Bektaþ Velî; birleþtirici, yapýcý, hoþgörü sahibi, sevgi dolu bir gönül eri; büyük bir mutasavvýftýr.
Bir toplumun kimliði o toplumun kültürüdür. Kültürün temeli dildir, hakiki dindir. Toplumlarýn kültürleri asla mý asla dilsiz, dinsiz oluþamaz.
Hacý Bektaþ Velî, Türkçe’yi ibâdet dili olarak benimsemiþ ve uygulamýþtýr. Yedi yüzyýl öncesinden günümüze kadar da uygulanmasýna öncülük etmiþtir. Eðer atalarýmýz Ýslâm’ý kabul etmekle, Arap ve Fars (Ýran) kültürünü de benimsemiþ olsalardý; benliklerini de yüzyýllar içinde kaybederek, bugün Anadolu topraklarýnda ne Türkiye Cumhuriyeti ve ne de Türk Devletlerinin hiçbiri olmayabilirdi. Dilini kaybedince; kültürünü ve benliðini de kaybederdi.
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, insaný öldürmekle bir yere varýlamayacaðýný; gönülle hem insana, hem de Hak’ka ulaþýlacaðýný; kadýn, erkek, ýrk, din, mezhep ayýrýmý olmadan insanýn merkez olduðunu, þu özlü sözüyle ne kadar güzel dile getirmiþlerdir:
“Karþýsýndaki insanýn iyi olmasýný isteyen, önce kendisi iyi olmalýdýr.”
Hacý Bektaþ Velî, Allah’ý insan eliyle yapýlmýþ mabetlerde deðil; insanýn gönlünde ve onun özünde ki sevgi de bulmuþtur. Hacý Bektaþ Velî, Türk’ün Orta Asya bozkýrýnda zaten rûhunda var olan engin hoþgörüsünü Ýslâm’la geliþtirerek; baþka milletlere ve dinlere karþý da kullanmýþtýr.
Ýnsan olmanýn onurunu, Hacý Bektaþ Velî:
“Eðer insan isen, ölmezsin korkma,
Aþýk’ý kurt yemez uc’da deðildir” sözleriyle ne güzel ifade etmiþtir.
Hacý Bektaþ Velî, önce insaný sonra Ýslâmlýðý savuna gelmiþtir. Ýnsan olmadan Ýslâm’ýn olamayacaðýný savunmuþtur. Ýnsan olmanýn temelini de, þu vecîzesinde ne güzel öz Türkçe olarak ifade etmiþlerdir:
“Eline, diline, beline sahip ol.” Ýþte Türk’ün özünde olan bu olgu; “Edeb” tir, “Terbiye” dir.
Hacý Bektaþ Velî, kadýna büyük deðer vermiþ, kadýný hiçbir zaman ikinci sýnýf bir insan olarak görmemiþ, kadýna cinsiyet olarak bakmamýþ, insanýn diðer yarýsý olarak görmüþtür. Hacý Bektaþ Velî, kadýnýn dört duvar arasýnda kalmamasý gerektiðini savunmuþ, kadýnla erkeðin toplum içinde yan yana mutlu, birbirine kardeþ, eþ, ana, bacý olduðunu belirtmiþtir. Kendisine ikrarla baðlý canlar da, bu ulu Velî’nin sözlerinden yüzyýllardýr çýkmamýþlardýr.
Bu konuda biz sözü yine Hünkâr Pîr Hacý Bektaþ Velî’ye býrakalým:
“Erkek diþi sorulmaz muhabbetin dilinde,
Hak’kýn yarattýðý her þey, yerli yerinde.
Bizim nazarýmýzda kadýn, erkek farký yok,
Noksanlýkla, eksiklik senin görüþlerinde.”
Sürgün_24
11-09-2006, 06:48 AM
http://img209.imageshack.us/img209/5295/meydanevish2.jpg
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN ÝNANÇ SÝSTEMÝ
Hacý Bektaþ Velî’de Allah sevgisi esastýr. Allah’ý seven, yaratýlmýþ kullarý sever; yaratýlmýþlarý bu sevgiden dolayý kucaklar. Bu inancý benimseyen kiþi, kendisinin yücelmesi için fedakarlýkta bulunur.
Hacý Bektaþ Velî’nin inanç yapýsýnda mutlak bir hoþgörü, samimiyet ve sevgi vardýr. Ýyilik etmek, hüsn-i niyyet sahibi olmak, tevâzu ve edeb içinde olmak, kulun mutlak varlýða karþý baþlýca sorumluluklarýndandýr. Yoksa insan gerçek kimliðini bulamaz, hayvanî davranýþlardan kurtulamaz.
Hacý Bektaþ Velî’nin en fazla deðer verdiði þey; “Fazîlet ve bilgidir”. Fazîletli bir insan tipi oluþturmak için tek bir yol vardýr. O da ilimdir. Ýlmi pek bir üstün deðer kabul eden Hacý Bektaþ Velî, Makâlât’ýnda þöyle der:
“Her kim ki ilme yakýn olsa, öðrenmelikten mahrum kalmaya.” Elbette ki baþta; “Allah ilmi” gelir.
Türk ve Dünya Ýslâm tarihinde derin ve benzersiz izler býrakan Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’nin, felsefi düþüncelerinin temelinde Allah ve insan sevgisi vardýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin þu sözleri, felsefesini en iyi ve en güzel bir biçimde açýklamaktadýr:
Araþtýrma açýk bir sýnavdýr.
Eline, diline, beline sahip ol.
Her ne arar isen kendinde ara.
Kadýnlarýnýzý okutunuz.
Ýlimden gidilmeyen yolun sonu karanlýktýr.
Düþmanýnýzýn dahi insan olduðunu unutmayýnýz.
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’nin bu dünya görüþü, asýrlar sonra 1948 yýlýnda yayýnlanan; “Ýnsan Haklarý Evrensel Beyânnamesi”nin temelini oluþturmuþtur ve ayný anlayýþý aksettirmektedir.
Hacý Bektaþ Velî’nin bu düþüncelerinin bir kýsmý, kendisinden yaklaþýk 600 yýl sonra 1923 yýlýnda Mustafa Kemal Atatürk tarafýndan hayata geçirilmiþtir. Atatürk’te kadýnlarý okutmuþ, ilme büyük deðer vermiþtir.
Hacý Bektaþ Velî’nin aradan geçen bunca zamana karþýn, düþünceleri hâlen güncelliðini korumakta, bütün insanlýðýn yolunu da aydýnlatmaya devam etmektedir.
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî’nin verdiði eðitimde dört devre bulunmaktaydý. Bunlar:
1. Allah aþký: Ýnsan gerçek olgunluða ve huzûra ancak Allah aþký ile ulaþabilir. Baþka hiçbir þey bunu saðlayamaz.
2. Maddeden manaya geçme: Gizli ilimler ve Allah ile ilgili þeylerin ilmi; ancak Allah’ýn kendi istediði kiþilere tanýdýðý özel bir lütûftur. Allah hiçbir zaman sizin davranýþlarýnýzýn dýþ görünüþüne bakmaz, onlarý yaparken ki niyetinize bakar.
3. Ýnsanlar arasý sevgi ve birlik: Dünya malý insana, eðer kullanmasýný bilmezse hiçbir þey kazandýrmaz. Allah aþký ve insan sevgisi ise insanýn yolunu aydýnlatýr. Âhiret âlemine gidenler bu gerçeði orada görürler ama, dünyadakiler neyin orada kýymetli olduðunu burada bilemezler. Ancak erenler bilir. En yüce mertebe, seven gönülün ulaþtýðý mertebedir.
4. Ýnsandaki enerjinin ortaya çýkarýlmasý (Kerâmet): Ýnsanlar, Allah’ý doðuda, batýda aramaktan vazgeçmelidirler. Eðer kiþi yeteri kadar olgunlaþtýðýna inanýyorsa, gözünün kudretine güveniyorsa, dalgýn müneccim gibi göklere bakmamalýdýr. Aranýlan yukarýda deðil, kiþinin dýþ görünüþünün altýndadýr, kiþinin içindedir.
Bütün bunlarýn yanýnda Hacý Bektaþ Velî’nin inanç sistemi, gönül birliðine dayanýr. Kimseyi ayýplamayan, her türlü varlýðý en üstün vasýflarla görmeye çalýþan, sohbet ve muhabbeti toplumun birliðinde kesin ilke kabul eden bu görüþ; Vefalý, sabýrlý, çalýþkan, vatansever bir insan modelinin gerçek temsilcisidir. Kadýna, toplumun kutsal varlýklarý olan analarýmýza, kardeþlerimize Hünkâr Hacý Bektaþ Velî kadar deðer veren pek nadir gönül er’i vardýr..
Sürgün_24
11-09-2006, 06:49 AM
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN TÜRK TASAVVUF HAYATINDAKÝ
YERÝ VE TESÝRLERÝ
Hacý Bektaþ Velî’yi anlayabilmek için, Hoca Ahmed Yesevî’ye kadar uzanmakta fayda vardýr. Hacý Bektaþ Velî, Hoca Ahmed Yesevî’nin Kur’ân’dan aldýðý feyizle ateþlediði, Türk insanýnýn gönül dünyasýnýn aydýnlýðýný da beraberinde taþýyan ilim, irfân ve mâna meþ’alesini Anadolu’da yeniden tutuþturmakla kalmamýþ; ayný zamanda asýrlara uzanan ve parlaklýðýndan hiçbir þey kaybetmeyen bir ýþýk kaynaðý olmuþtur. Ýlâhi takdir böyle olsa gerek.
Hoca Ahmed Yesevî tarafýndan ana çizgileri belirlenen, Hacý Bektaþ Velî tarafýndan geliþtirilen ve daha sonra Bektaþilik olarak tarihteki yerini alan gönül seferberliðine dayalý Tasavvufî harekete; Türkçe’nin, Türk edebiyatýnýn, Türk sanatýnýn, çok þeyler borçlu olduðunu söylemek yanlýþ olmasa gerek.
Hacý Bektaþ Velî, Türk kültürünün en önemli kiþilerinden birisidir. O, Anadolu’nun Ýslâmlaþma ve Türkleþme sürecinde etkili olmuþ; kalýcý izler býrakmýþtýr. Hacý Bektaþ Velî’nin din anlayýþýný ve inanç sistemini ortaya koyabilmek için öncelikle, Onun yaþadýðý ortamýn birtakým özelliklerinin bilinmesi lâzýmdýr.
Türk tarihinde 13. asýr, Selçuklu Devletinin; siyâsi, ictimâî ve iktisâdî buhranlarýn sonu gelmez tazyiki altýnda can çekiþtiði, istikrarsýz ve huzûrsuz bir devridir. Yine bu devirde vukû bulan Moðol istîlâsý, mutasavvýflarýn yorumuyla; dizlerinin dermaný kesilmiþ, gözlerinin feri sönmüþ Ýslâm dünyasýnda, Allah’ýn yeni bir doðuþ için insanlarýn baþýna musallat ettiði, bir kahýr ve celâl tecellisi olmuþtur.
Ýþte Hacý Bektaþ Velî; bu çaresiz ve muztarib kitleleri engin sevgi, birlik, kardeþlik anlayýþýyla Ýslâm tasavvufunun; zengin ve mûnis þevk ile îman potasýnda mayalayýp, yeniden doðuþu (halk-ý cedid’i) gerçekleþtiren ulularýn, kahramanlarýn ön saflarýnda yer alýr.
Hoca Ahmed Yesevî’nin Türkçe söylediði “Hikmetleri”, kendi ifadesiyle “Mâna-i Kur’ân”dýr. Hoca Ahmed Yesevî’nin günümüze kadar ulaþan “Hikmetleri”; dikkatlice incelendiðinde, onlarýn Kur’ân’ýn rûhunun Türk insanýnýn gönül dünyasýnda mayalanmasý sonucu; þiir (nefes) kalýplarýna dökülen özlü sözler, gönülden kopup gelen deyiþler hemen fark edilmektedir. Hoca Ahmed Yesevî; Ýlmin, ilmiyle âmil olan âlimin üstünlüðünün farkýndadýr.
Hacý Bektaþ Velî, Kur’ân’da belirtilen îman esaslarýna inandýðýný, âyetlerden deliller de göstererek tek tek belirtir.
Din; insan için, insanýn en iyi þekilde insanlýðýný gerçekleþtirebilmesi için bir araçtýr, þarttýr. Din; dünya içindir, burada uygulanýr ve âhireti kazandýrýr. Din denildiði zaman akla ilk gelen de, îman esaslarý olmaktadýr. Hacý Bektaþ Velî’nin; “ÃŽmanýn akýl üzere” olduðunu belirtmiþ olmasý, onun Ýslâm’ýn inceliklerini çok iyi bildiðinin bir kanýtýdýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin; üstün karakteri, geniþ hoþgörüsü, keskin zekâsý, teþkilatçýlýðý, yöneticiliði, derin ilmi ile birleþince; Hacý Bektaþ Velî’nin yerleþmiþ olduðu Sulacakarahöyük’ün çehresi deðiþmiþ ve mânevî bir potansiyel merkezi durumuna gelmiþtir.
Hacý Bektaþ Velî; ilmi, irfâný, kiþiliði ve engin hoþgörüsü ile kýsa sürede pek çok dost edinmiþ, düþmanlarýn dahi takdirini kazanmýþtýr. Bu dostlarýn sevgisi önce Sulucakarahöyük’ü aþmýþ, daha sonra da Anadolu sýnýrlarýndan taþarak, Rumeli’ye, Balkanlar’a ve Avrupa’ya ulaþmýþtýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin; ÃŽman büyüklüðü, ibâdet üstünlüðü, ilim, hoþgörü ve sevgi gibi konularda verdiði mesajlar, geçmiþte olduðu gibi günümüze ve geleceðe de ýþýk tutacak açýklamalarýdýr..
Sürgün_24
11-09-2006, 06:52 AM
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN ESERLERÝ
Fevâ’idnâme
Eserin yazmasý Türkçe’ye çevrilmiþ ve basýlmýþtýr. Eser muhtevâ olarak Makâlât’la çok büyük benzerlikler göstermektedir. Dîni, ahlâki ve tasavvufî konularý ihtivâ eder.
Fâtiha Sûresi Tefsiri
Hacý Bektaþ Velî’nin böyle bir eseri bulunduðunu ilk defa Fuat Köprülü haber vermiþtir.
Þathiyye
Hacý Bektaþ Velî’nin iki sayfa kadar tutan bir þathiyyesi olduðunu Abdülbâki Gölpýnarlý nakletmektedir.
Hacý Bektaþ Velî’nin Nasîhatlarý
Hacý Bektaþ Velî’ye ait nâsihat ve vasiyyetler, bir nüshasý Hacý Bektaþ Ýlçesi Halk Kütüphanesinde kayýtlý olan ve Dedemoðlu tarafýndan yazýlan “Akâidi Tarîkat” müteakiben kaydedilmiþtir.
Besmele Þerh-i
Bir nüshasý Manisa Kütüphanesinde bulunan bu eser Türkçe olarak kaleme alýnmýþtýr. Eser, Hacý Bektaþ Velî’nin Besmele Tefsiri adýyla yayýnlanmýþtýr. Hacý Bektaþ Velî bu eserinde Besmelenin mânâ ve rûhunu yorumlar. Bunu yaparken de âyet, hadîs ve birtakým kýssalardan deliller getirir.
Hacý Bektaþ Velî’nin Þerh-i Besmele isimli eseri, genellikle ilâhi merhamet ve hoþgörü konusunu iþlemektedir. Bu eserde Rüþtü Þardað tarafýndan 1985 yýlýnda Manisa Ýl Halk Kütüphanesindeki el yazmalarý arasýndan bulunarak, ayný yýl yayýnlanmýþtýr.
Makâlât
Sefer Aytekin, Prof.Dr. Esad Çoþan ve Mehmet Yaman tarafýndan yayýmlanan Makâlât’ýn aslý Arapça’dýr. Velâyetnâme’de Said Emre’nin Makâlât’ý Türkçeye çevirdiði söylenir. Oldukça zengin bir nüsha özelliðine sahip olan eserin manzûm ve mensûr olarak kaleme alýnmýþ nüshalarý da bulunmaktadýr. Makâlât, bilindiði gibi, dört kapý-kýrk makam tertibi üzere kaleme alýnmýþtýr. Dört kapý (Þerîat-Tarîkat-Marifet-Hakikat), kýrk makam anlayýþý Türk mutasavvýflarýnýn kabûl ve takip ettikleri bir sülûk anlayýþýdýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin dünyevi, dîni ve tasavvufî konularýndaki duygularýný, düþüncelerini ve nihayet bütünüyle “insan imajýný” en açýk, sade, anlaþýlýr, tabiî söyleyiþlerle ortaya koyduðu eseri hiç þüphesiz “Makâlât”dýr.
Makâlât; Þerîat, Tarîkat, Marifet ve Hakikat gibi dört kapýdan ve her kapýnýn da on makamýndan bahseder. Makâlât’ta; tasavvuftan, kalp ahvalinden, zâhid, ârif ve muhiblerden bahsedilerek insan övülmekte, kendisine verilen nimetler dile getirilmektedir.
Makâlât’ýn ilgi çeken en önemli hususu, düþüncelerin Kur’ân-ý Kerîm’in âyetlerine ve Hz.Peygamber’in Hadîs-i þeriflerine dayandýrýlmýþ olmasýdýr. Bazý bölümlerinde, konular sadece âyetler zikredilerek anlatýlmaya çalýþýlmýþtýr.
Sekiz ayrý bölümden oluþan Makâlât’ýn, birinci bölümünde; “Anâsýr-ý Erbaa”, yani; hava, su, toprak ve ateþ’ten ibaret dört unsura baðlý olarak, dört çeþit Müslüman imajý tipi bulunduðundan bahisle, bunlarýn sýrasýyla; Âbidler, Zâhidler, Marifet Ehli ve Muhibler olduðu belirtilir.
Hünkâr Hacý Bektaþ Velî Makâlât’ta; Ýslâm dîninin îman, ibâdet ve ahlâk konularýna yer vermiþ, ele aldýðý konularý âyet ve hadîslerin ýþýðýnda ve onlarla destekleyerek incelemiþtir. Ýyi bir Müslüman olabilmek ve Allah’ýn rýzâsýna erebilmek için dikkat edilmesi gereken hususlarý, dört ana baþlýk ve her birini de on alt baþlýk halinde sýralamýþ, kendi üslubu ile de dört kapý, kýrk makam olarak ifade etmiþtir.
Þimdi dört kapý, kýrk makam olarak ele alýnan konularý sýralamaya çalýþalým. Þerîat, Tarîkat, Marifet ve Hakikat olarak isimlendirilen dört kapýnýn makamlarý da aþaðýdaki þekilde sýralanmýþtýr:
1 . Birinci Kapý – Þerîat ve On Makamý:
1. ÃŽman getirmektir.
2. Ýlim öðrenmektir.
3. Namaz kýlmak, oruç tutmak, zekât vermek, gücü yeterse hacca gitmek, gazâ etmek ve gusletmektir.
4. Helâl kazanç kazanmak ve ribâ’yý (faizi) haram bilmektir.
5. Nikah kýymak-evlenmektir.
6. Hayýz ve lohusalýkta (Kadýnlardan uzak durmak), cima’ý haram bilmektir.
7. Ehl-i sünnet ve’l-cemââtten olmaktýr.
8. Þefkat ve merhamet sahibi olmaktýr.
9. Helâl yemek ve temiz giyinmektir.
10. Emr-i bi’l ma’ruf ve nehyi’ani’l münkerç (Ýyiliði emredip, yaramaz iþlerden sakýnmaktýr).
2. Ýkinci Kapý – Tarîkat ve On Makamý:
1. Mürþitten el alýp tövbe etmektir.
2. Talîb ve mürîd olmaktýr.
3. Saçýný, sakalýný ve elbiselerini temiz tutmaktýr.
4. Mücâhede etmektir (Nefsine söz geçirmektir).
5. Hizmet etmektir.
6. Korkmak, sakýnmak, emin olmamaktýr.
7. Hak’tan ümidini kesmemektir.
8. Hýrkadýr, zenbildir, makasdýr, seccâdedir, ibrettir, hidâyettir.
9. Sâhib-i makam, sâhib-i cemiyyet, sâhib-i nasîhat, sâhib-i muhabbet olmaktýr.
10. Aþk, þevk ve fakirlik (yokluk) üzere olmaktýr.
3. Üçüncü Kapý – Marifet ve On Makamý:
1. Edebtir.
2. Korkmaktýr.
3. Perhizkârlýktýr.
4. Sabýr ve kanâattýr.
5. Utanmaktýr.
6. Cömertliktir.
7. Ýlimdir.
8. Miskinliktir (Gösteriþsiz yaþamaktýr).
9. Marifettir.
10. Kendi özünü bilmektir.
4. Dördüncü Kapý – Hakikat ve On Makamý:
1. Toprak gibi olmaktýr (Alçak gönüllü, tevâzu ehli olmaktýr).
2. Yetmiþ iki milleti bir görmek ve kimseyi ayýplamamaktýr.
3. Elinden gelen yardýmý kimseden esirgememektir.
4. Dünyada yaratýlmýþ bütün nesnelerin, kendisinden emin olmasýdýr.
5. Her bir iþ için mülkün sahibi Allah’a güvenip yalnýz ondan yardým ve baþarý dilemektir.
6. Sohbettir. Sohbette hakikatýn sýrlarýný söylemektir.
7. Seyr-i sülûk sâhibi olmaktýr.
8. Sýr’dýr. Kendinden sadýr olan kerâmetleri saklamaktýr.
9. Münâcât etmektir (Allah’a yalvarmaktýr).
10. Müþâhede’dir (Tanrý’ya ulaþmak- Fenâfillah makamýdýr).
Hacý Bektaþ Velî’ye Ait Olduðu Söylenen Diðer Eserler
Abdülbaki Gölpýnarlý tarafýndan Hacý Bektaþ Velî’ye ait bir “Hadîs-î Erba’in Þerhi” bulunduðu nakledilmiþtir. Ayrýca “Makâlât-ý Gaybiyye ve Kelimât-ý Ayniyye” adlý bir diðer eserin de ona ait olduðu söylendiði hâlde, esere dair herhangi bir kayda rastlanmamýþtýr.
Hacý Bektaþ Velî’nin “Hunda-nâme” ve “Üssü’l-Hakika” adlý iki eserinin daha olduðu söylenmekteyse de, þimdiye kadar hiçbir nüshasýna rastlanýlmamasý, bizim bu eserlerin niteliði hakkýnda bir yargýda bulunmamýzý güçleþtirmektedir.
Sürgün_24
11-09-2006, 06:53 AM
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN VECÝZELERÝNÝN BÝR KISMI
Abdal, Hak’ka hayran olandýr.
Adâlet her iþte, Hak’ký bilmektir.
Âdem suretinde olan herkes, Âdem deðildir.
Âdem’in Âdemliði; akýl, hayâ ve ilim iledir.
Âlimlere ve kendini bilenlere, alçak gönüllülük yaraþýr.
Allah ile gönül arasýnda perde yoktur.
Ara, bul.
Araþtýrma, açýk bir sýnavdýr.
Ârifler hem arýdýr, hem arýtýcý.
Âriflerin içinde, murdar nesne (kötülük) eðlenmez.
Aþk meydaný, erenlerin ve bilenlerindir.
Bilim, gerçeðe giden yollarý aydýnlatan ýþýktýr.
Bir olalým, iri olalým, diri olalým.,
Bizi sevenlerin gönüllerinde biz oturur, dillerinde de biz konuþuruz.
Bizim erkânýmýz; ahlâký Muhammed’i ve edebi Ali’dir.
Cahiller ve hak tanýmazlara, sükût ile karþýlýk veriniz.
Cennet için ibâdet geçersizdir.
Çalýþan insan kötülük düþünmez.
Çalýþmadan geçinenler, bizden deðildir.
Dâimâ iyiyi, güzeli, doðruyu öðrenebilmek için okuyunuz, okutunuz.
Devletli odur ki; cehli sile, gafletten uyanýp kendini bile.
Dil mýzraktan, daha derin yaralar.
Dili, dini, rengi ne olursa olsun iyiler iyidir.
Dînine dizlerinle deðil, kalbinle baðlan.
Doðruluk dost kapýsýdýr.
Düþmanýnýzýn bile, insan olduðunu unutmayýnýz.
Düþünce karanlýðýna ýþýk tutanlara ne mutlu.
Düþünce, davranýþ ve sevgiyi, Allah lezzeti olarak tadýn.
Edeb elbisesini, sýrtýnýzdan ölünceye kadar çýkartmayýnýz.
Elden gelen her iyiliði, herkese yapýnýz.
Eline, diline, beline sahip ol.
En büyük kerâmet çalýþmaktýr.
En yüce servet, ilimdir.
Hak’ka eriþebilmek için, büyüklere ve doðrulara yaklaþýn.
Hakikatýn ilk makamý, toprak olacaðýmýzýn bilinmesidir.
Hamý piþiremezsen bari, piþmiþi ham etme.
Her ne arar isen, kendinde ara.
Hiçbir milleti ve insaný ayýplamayýnýz.
Hükümdar (idareci), ancak adâleti ile baþarýlý olur.
Ýbâdetin yeri baþkadýr, iþin yeri baþkadýr.
Ýçi murdar kimseyi ne kadar dýþtan yýkarsan arýnmaz.
Ýlim, hakikate giden yollarý aydýnlatan ýþýktýr.
Ýlimden gidilmeyen yolun sonu karanlýktýr.
Ýlmi ve bilgiyi yüce tutan kimse hiçbir zaman küçülmez, alçalmaz.
ÃŽmanýn kemâli, âhlak güzelliðidir.
Ýncinsen de, incitme. Ýnsan dilinin arkasýnda gizlidir.
Ýnsanýn kemâli, ahlâk güzelliðidir.
Ýnsanýn olgunluðu, davranýþlarýnýn doðruluðundadýr.
Ýslâmýn temeli güzel ahlâk; ahlâkýn özü bilgi; bilginin özü akýldýr.
Kadýnlarýnýzý okutunuz, kadýnlarý okumayan millet yükselemez.
Kanâatkâr olanlar, en büyük zenginliðe sahiptir.
Karþýsýndaki insanýn iyi olmasýný isteyen, önce kendisi iyi olmalýdýr.
Kendini tanýmayan, Yaratan’ý da bilemez.
Kibrin aslý þeytan, tevazûnun aslý Rahmân’dýr.
Kimsenin ayýbýný arama, kendi ayýbýný görür ol.
Mevki hýrsý, koðu, gýybet, edebsizlik, hýyânet Hak’ký inkâr eder.
Murada ermek, sabýr iledir.
Mürüvvet hoþ görme ve affetmektir.
Nebîler, Velîler, insanlýða Tanrý’nýn hediyesidir.
Nefsine aðýr geleni, kimseye tatbik etme.
Oturduðun yeri pâk et, kazandýðýn lokmayý hak et.
Özünde ve sözünde temiz olmayanlarýn, îmaný tam deðildir.
Sevgi ve acýma, insanlýk; hiddet ve þehvet ise hayvanlýk vasfýdýr.
Yolumuz; ilim, irfân ve insanlýk sevgisi üzerine kurulmuþtur..
Sürgün_24
11-09-2006, 06:54 AM
HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÝ'NÝN KITA VE BEYÝTLERÝNÝN BÝR KISMI
Hararet nârda’dýr, sac’da deðildir,
Kerâmet sendedir, tâc’da deðildir.
Her ne arar isen, kendinde ara,
Kudüs’te, Mekke’de, Hâc’da deðildir.
Sakýn, bir kimsenin gönlünü yýkma,
Gerçek erenlerin sözünden çýkma.
Eðer insan isen ölmezsin, korkma,
Âþýðý kurt yemez, uc’da deðildir.
Gönül kâbesine girmesin hülya,
Nefsine hakim ol düþme bed hûya.
Kirleri arýtan baksana suya,
Hep yüzü yerlerde, buc’da deðildir.
*******
Dostumuzla beraber, yaralanýr kanarýz,
Her nefeste aþk ile, yarataný anarýz.
Erenler meydanýna, vahdet ile gir de gör,
Kýrk budaklý þamdanda kýrkýmýz bir yanarýz.
Edeb, erkâna baðlýdýr, ayaðýmýz baþýmýz,
Güllerden koku almýþtýr, topraðýmýz taþýmýz.
Soframýzda bulunan, lokmalar hep helâldir,
Yiyenlere nûr olur, ekmeðimiz aþýmýz.
*******
Erkek diþi sorulmaz, muhabbetin dilinde,
Hak’kýn yarattýðý her þey yerli yerinde.
Bizim nazarýmýzda, kadýn erkek farký yok,
Noksanlýkla eksiklik, senin görüþlerinde.
*******
Hak’ka tâlib olan kiþi, baþka murâd isteme,
Dostun seninle beraber, baþka vuslat isteme.
Bu dünya bir sofradýr, arzular gelir geçer,
Eðer bizi buldun ise, baþka murâd isteme.
*******
Sevgi muhabbet kaynar, yanan ocaðýmýzda,
Bülbüller þevke gelir, gül açar baðýmýzda.
Hýrslar, kinler yok olur, aþkla meydanýmýzda,
Arslanlarla ceylanlar, dosttur kucaðýmýzda.
*******
Madde karanlýðý, akýl nûru;
Cehâlet karanlýðý, ilim nûru;
Nefis karanlýðý, marifet nûru;
Gönül karanlýðý, aþk nûru ile aydýnlanýr.
*******
Malým mülküm servetim, hepsi evde kaldý,
Eþim dostum akrabam, geçtiðim yolda kaldý,
Dostlarýmdan birisi, benden hiç ayrýlmadý,
Allah için yaptýðým iyilikler bende kaldý.
*******
Sensiz benim bir dem karara mecâlim yok,
Ýhsânýný ta’dâ da imkâným yok.
Tenimdeki her tüy eðer dillense,
Binde bir þükrümü ifâya imkâným yok.
soreþ
12-09-2006, 01:05 AM
Bektaþiler bazý konularda ayrýlýklara düþmüþtür.. Mesela Bektaþi Alevileri Hacý Bektaþ öðretisini aynen devam ettirir. Fakat Hacý Bektaþýn evlenip evlenmediði konusunda ayrýlýklara düþmüþler.. Sanýrým tarihi kaynaklarda bunlar anlatýlmýyor..
Ablacým paylaþýmýn için eline saðlýk..
Sürgün_24
12-09-2006, 11:50 AM
Sen sagol ablasýnýn güzeli :)
srdr_ist
26-10-2006, 11:28 PM
Konuya baþka bir kaynakça eklemek istedim. Sanýrým buda gerekli sayýlacakkadar yararlý bir araþtýrma olmuþ.
>HÜNKÂR HACI BEKTAÞ VELÃŽ
>(Hayatý ve Eserleri)
>
Ethem Ruhi Fýðlalý
Hayatý
>Ahmet Yesevî ocaðýndan,
Horasan erenlerinden bir büyük isim olan Hacý Bektaþ Velî, son derece yaygýn bir
þöhrete sahip olmasýna raðmen, hayatý hakkýndaki bilgilerimiz, nerede ise yok
denecek kadar azdýr ve olanlar da gerçek ile menkîbelerin
bazen taban tabana zýt rivâyetleriyle örtülüdür.
>Nitekim onun hayatý
hakkýnda bilgi veren ve en eskisi vefatýndan yaklaþýk iki asýr sonra müridleri
tarafýndan kaleme alýnmýþ olan Vilâyet-Nâme'ler, tarihî olmaktan çok onu
yücelten ve olaðanüstü gösteren menkîbelere dayalý rivayetleri nakleder. Biri
yine onun vefatýnda yaklaþýk yüzyýl, diðeri de ikiyüz yýl sonra kaleme alýnmýþ
olan Eflâkî (1360)'nin Menâkýbu'l-'Arifin'i ile Aþýk Paþazâde
(1481)'nin Tevârih'i Al-i Osmân
(Aþýkpaþaoðlu Tarihi)'ý Hacý Bektaþ Velî hakkýnda sadece birkaç satýrlýk bilgi
verir.
>Vil âyet-Nâme'ye1
göre Hünkâr Hacý Bektaþ Velî, Horasan hükümdarý Ýbrahim es-Sânî Seyyid Muhammed
ile Þeyh Ahmed adlý Niþâburlu bir âlim zâtýn kýzý olan Hatem (Hatme)'nin
oðludur. Asýl adý da Bektaþ'týr (4). A. Rýfký ise, "... isimleri (Muhammed),
mahlâslarý (Bektaþ) dýr" der.2 Onun devrine
yakýn kaynaklar ve vakfiyelerde, kendisinden daima Hacý Bektaþ þeklinde
bahsedilmiþ; ayrýca Bektaþî kaynaklarýnda da sýk sýk Hünkâr lâkabý ile
anýlmýþtýr.3 Hacý lâkabý ise, Vilâyet-Nâme'de
zikredilen bie keramet sonucu ortaya çýkmýþtýr (6). Buna göre Bektaþ'ýn
hocasý Lokman Perende Horasan'dan Hacca gider. Arafat'ta vakfede iken,
arkadaþlarýna, "Bugün arife günü, þimdi bizim evimizde biþi piþirilir"
der. Lokman'ýn bu sözü Hünkâr'a mâlûm olur. Hemen Lokmanýn evinde piþirilen
biþiden bir tepsiye koyar; göz açýp kapayýncaya kadar Arafat'a Lokman Perende'ye
ulaþtýrýr. Orada bunu yerler. Hac dönüþü Niþâbur halký Lokman'ý karþýlamaya
çýkarlar ve tebrik ederler. Lokman, o zaman, "Asýl hacý olan Bektaþ'týr"
der ve giderek onu tebrik eder; Kerametlerini bir bir sayar. Ancak biraz sonra
da üzerinde durulacaðý üzere, Hacý Bektaþ'ýn Horasan'dan Anadolu'ya hicreti
esnasýnda bizzat hacca gitmiþ olduðu da anlaþýlmaktadýr.
>Vilâyet-Nâme
onun baba tarafýndan Hz. Ali'ye mensup olduðunu bildirir ve þu þecereyi verir
(1):
>"Hacý Bektaþ Velî,
Seyyid Muhammd Ýbrahim es-Sânî-Seyyid Musa es-Sânî-Ýbrahim Mükerrem el-Mucâb-Ýmam
Mûsa el-Kâzým-Ýmâm Cafer es-Sâdýk Mulýammed el-Bâkýr-Ýmam
Zeynel-Âbidin Ali-Ýmam Hüseyin Ýmam Emîrül-Mu'minin Ali."
>Vilâyet-Nâme'ye
göre Hacý Bektaþ'ýn dedesi Musâ es-Sânî, 27 Safer 203/818
tarihinde þehîd olan Ýmam Ali er-Rýzâ ile görüþmüþtür. Hacý Bektaþ'ýn babasý, bu
görüþme sonucunda, karýsý Zeynep Hatun'un Ýmam Ali er-Rýzâ'nýn aðzýna alýp
sonra bardaða boþalttýðý þerbeti içmesi üzerine dünyaya gelir ve atasý Ýbrâhim
el-Mucâb'a benzediði için Ýbrâhim es-Sânî adýný verirler
(2-3).
>Buna göre Ýmam Ali
er-Rýzâ'nýn þehâdetiyle Hacý Bektaþ'ýn vefatý arasýnda 450 yýlý aþan bir süre
vardýr ve bu kadar uzun bir süreyi sâdece Hacý Bektaþ'ýn babasý ve dedesi
doldurmaktadýr.4 Bu bakýmdan Hacý Bektaþ'ýn soy þeceresinin Hz.
Ali'ye ulaþtýrýlmasý, devrin geleneðine uyularak ayrýca bir de "seyyid"
sýfatýnýn verilmesi isteðinden kaynaklanmýþtýr5 ve tarihî vakýalara
uygunluðu henüz tahkik imkânlarýndan son derece uzaktýr.6 Buna raðmen
Bektaþî geleneðinde Hacý Bektaþ'ýn soyunun Hz. Ali'ye baðlanmasý keyfiyeti
Bektaþîler için son derece önemlidir. Meselâ Vilâyet-Nâme'de (5), Hacý
Bektaþ'ýn bir kerametine hocasý Lokman Perende þöylece þahit olmuþtur: Bir gün
Lokman Perende ders vermek üzere Hacý Bektaþ'ýn yanýna girdiði zaman, Bektaþ'ýn
saðýnda ve solunda iki nûrânî zâtýn oturmakta olduðunu; bunlarýn, o girer girmez
kaybolduklarýný görür. Bunun üzerine Bektaþ'a onlarýn kim olduklarýný sorar. O
da cevaben, "Saðýmda oturan iki cihan güneþi ceddim Muhammed Mustafa idi.
Solumda oturan Tanrý Aslaný Mü'minlerin emiri Hz. Ali idi. Biri gelip zâhir
bilgisinden, öbürü bâtýn bilgisinden bahsederler ve bana Kur'an-ý öðretirler"
der.
srdr_ist
26-10-2006, 11:30 PM
>Horasan bölgesinin
31/651 yýlýnda fethedilmesi üzerine birkaç yüzbin Arap'ýn bölgeye yerleþmesi ve
arkasýndan þiddetli Emevî baskýsý sebebiyle Hz. Ali soyundan kimselerin
Horasan'a sýðýnmalarý ve orada evlenip barklanmalarý, üstelik Hacý Bektaþ'ýn
Makalât'ýný Arapça yazmýþ olmasý gibi hususlarýn onun Hz. Ali soyundan
olduðuna bir delil olabileceðini ileri sürmek,7 yukarýda belirtilen
tarihler açýsýndan pek geçerli olmasa gerekir. Kaldý ki, Makalât'ýn
Arapça yazýlmasý, Hacý Bektaþ'ýn Araplýðýna deðil, devrinde Arapça yazmak
geleneðinin devamýna delil olabilir. Diðer taraftan esas dikkate lâyýk ve
çarpýcý olan nokta, o devirde hiç yaygýn olmadýðý halde, Hacý Bektaþ'ýn Türkçe
yazmasý, kendisine atfedilen Risâle-i Besmele'yi devrin sâde ve
temiz Türkçesiyle kaleme almýþ olmasýdýr.8
>Hacý Bektaþ Velî'nin
doðumu, yetiþmesi ve Anadolu'ya kadarki hayatý hakkýnda, güvenilir belgeler
maalesef yok denecek kadar azdýr. Bu bakýmdan, hayatýn o dönemi ile ilgili
söylenenler, menâkýbnâmeler ve dolaylý belgelerden ve rivayetlerden derlenmiþ
genellemelerdir.
>John Kingsley Birge'ün
Ýstanbul Üniversitesi Kütüphanesinde bulduðu Yunus Emre Divaný'nýn iç
kapaðýndaki dört cümlelik bir kaydýn ebced hesabýyla yapýlan deðerlendirmesine
göre Hacý Bektaþ, 645 veya 646/1248'de doðmuþ; 680/1281'de Horasan'dan
Anadolu'ya geçmiþ; 92 sene yaþamýþ ve nihayet 738/1337 tarihinde vefat etmiþtir.9
>Bu ve buna yakýn
tarihlerin, Hacý Bektaþ Velî'nin onüçüncü yüzyýlýn ilk yansýnda Anadolu'daki
"bilinen" hayatý gözönüne alýnacak olursa, sýrf Yeniçeri Ocaðý ile irtibatýný
saðlamak ve Osmanlý Devleti'nin kuruluðunda hisse sahibi kýlmak isteyenlerce
ortaya atýlmýþ tarihî gerçekliði henüz ispatlanamamýþ iddialar olarak görülmesi
gerekir. Bu husustaki en açýk ve kesin bilgiyi Âþýk Paþazâde vermektedir. O,
Hacý Bektaþ'ýn Osmanlý Hanedanýndan kimse ile görüþmediðini; aksini ileri
sürenlerin yalan söylediðini sert bir dille ifade eder.10
>Diðer taraftan Hacý
Bektaþ'm 1273'te vefat eden Mevlânâ Celaleddin Rumî'nin çaðdaþý olduðu hem Menâkýbu'l-
Arifin'de hem de Vilâyet-Nâme'de belirtilir.11 Ayrýca
Ahmed Eflâkî, onun 1240'taki Babaîler isyanýnýn önderlerinden Baba Ýshak'ýn
halifelerinden olduðunu da söyler.12 Eflakî, her ne kadar Hacý Bektaþ
ve Türkmenler hakkýnda pek dostça ifadeler kullanmaz ve onlarý fýrsat buldukça
karalamaya çalýþýrsa da, verdiði bilgiler Hacý Bektaþ ile Mevlânâ'nýn hemen
hemen ayný yýllarda yaþadýklarýný ortaya koyar. Esasen, daha sonra haklarýnda
söz edilecek halifelerin kesin bilinen ölüm tarihleri ve Hacý Bektaþ'ýn vefatýna
delil olmak üzere "kuddise sýrruhu" ve "merhum" kayýtlý 695/1295,
697/1297 tarihli vakfiyeler ile 706/1306 tarihli Ahî Evren Vakfiyesi'nde Hacý
Bektaþ Velî'nin saðlýðýnda yaþadýðý "Karacahöyük" veya "Suluca Karahöyük" adýný
taþýyan kasabanýn artýk "Hacý Bektaþ Kazasý" þeklinde kaydedilmiþ olmasý ve
özellikle Ankara Kütüphanesi'nde Hacýbektaþ'tan gelen bir yazma risalenin baþ
tarafýndaki "Hazine-i celileden þeref-vürud eden tumar-ý kebirde muharrer
oldýðý üzre tarih-i viladet'i þerifleri 606 (1209-1210) olarak müddeti ömr-i
þerifleri 63 olmaðýla 669 senesi (1270-1271) vefat-ý þerifleri muharrer
olduðundan iþbu mahalle tahrir olundý" kaydý dikkate alýnacak olursa, onun
606/1209-1210 yýlýnda doðup 669/1270-1271 yýlýnda vefat etmiþ olduðu daha doðru
gibi görünmektedir.13
>Hacý Bektaþ Velî, ilk
tahsilini Niþapur'da yaparak Arapça ve Farsçayý kitap yazacak kadar iyi
öðrenmiþ,, zamanýn ilimlerini elde etmiþ ve manevî terbiyesini de ayný yerde
tamamlamýþtýr. Hacim Sultan Vilâyet-Nâme'si onun feyz kaynaðýnýn ve ilk
hocasýnýn Ahmet Yesevî olduðunu söylemektedir.14 Tarihî açýdan Ahmet
Yesevî 1166'da vefat ettiðine göre onun ilk hocasý olmasý mümkün deðildir. Ancak
Yesevî ocaðýndan feyzaldýðý hususuna mevcut araþtýrmalar, neredeyse ittifak
halindedir. Vilâyet-Nâme bu baðlýlýðý, Ahmet Yesevî ile Hacý Bektaþ
arasýna Lokman Perende'yi yerleþtirmek suretiyle çözer.
>Buna göre, (5) Lokman
Perende, her ne kadar Yesevî halifelerine dair bilgi veren kaynaklarýn
hiçbirinde adýna rastlanmýyorsa da, Ahmet Yesevî'nin halifelerinden biri
sýfatýyla, çocuk Bektaþ'ýn talim ve terbiyesi Ýle görevlendirilmiþ zahir ve
batýn ilminde çok derin mürþiddir.15
>Kim ne derse desin
Vilâyet-Nâme'nin Lokman Perende'den, dolayýsýyla bütün Türkistan'ýn ve
Türklerin piri Hâce Ahmed Yesevî ocaðýndan feyz aldýðýný söylediði Hacý Bektaþ
Velî'nin tarikat silsilesinden de bu bað ortaya çýkmaktadýr: "es-Seyyid Bektaþ
el-Horasanî-Ahmet el-Yesevî-Abdu'I-Hâlýk el-Gucdavanî-Yusuf el-Hemedanî-Ebu Ali
el-Fârmedî-Ebu'1-Hasan el-Harkanî-Ebû Yezid el-Bistamî (veya Ebû Ali el-Fârmedî-Abdu'1-Kasým
el-Gurganî Ebû Osman el-Maðribî Ebû Ali el-Katib-Ebû Ali er-Ruzbarî-el-Cuneyd
el-Baðdâdî...)"16 Bu silsile, elbette, sonunda Hz. Ali ve Hz.
Peygamber'e baðlanmaktadýr. Bu noktada dikkatlerden kaçýrýlmamasý gereken husus,
Yesevî ocaðýndan, Nakþîlik ve Bektaþîlik gibi iki büyük tarikatýn doðmuþ
olmasýdýr.17 Bunlardan Nakþîlik silsile itibariyle Hz. Peygamber'e Hz.
Ebû Bekir'le ulaþýrken, Bektaþîlik Hz. Ali ile ulaþmaktadýr.
>Hasýlý Yesevî ocaðýnýn
Anadolu'nun fethini ve Ýslâmlaþtýrýlmasýný bir iman borcu olarak gören Türkmen
erenleri kafilesine katýlan Hacý Bektaþ Velî'nin Horasan'dan Anadolu'ya gelmeden
önce, hacca niyet ederek Necef, Mekke, Medine, Kudüs, Halep, Elbistan ve oradan
Sivas, Kýrþehir, Kayseri ve nihayet Suluca Karahöyük'e uðradýðý; bunlardan
erbain18 çýkardýðý ve hatta Mekke'de üç yýl mücavir kaldýðý rivayet
edilmektedir.19 Esad Coþan, onun Makalât'ýnda Kabe ve haccýn
menasýki hakkýnda verdiði canlý malûmata dayanarak, hacca gidiþinin muhakkak
olduðunu söyler.20 Aþýk Paþazâde, Hacý
Bektaþ'ýn Anadolu'ya geliþini ise þöyle anlatýr: "... Bu Hacý Bektaþ
Horasandan kalktý. Bir kardeþi vardý. Menteþ derlerdi. Birlikte kalktýlar.
Anadolu'ya gelmeye heves ettiler. Evvelâ doðru Sivas'a geldiler. O zaman da Baba
Ýlyas gelmiþ Anadolu'da oturur olmuþtu. Meðer onu görmek isteðiyle gelmiþler.
Onun dahi hikayesi çoktur. Bu Hacý Bektaþ, kardeþiyle Sivas'a, Sivas'tan Baba
Ýlyas'a geldiler. Oradan Kýrþehir'e, Kýrþehir'den Kayseri'ye geldiler. Menteþ
yine memleketine yöneldi. Hacý Bektaþ, kardeþini Kayseri'den gönderdi. Vardý
Sivas'a çýktý. Oraya varýnca eceli yetiþti. Onu þehit ettiler. Bunlarýn hikayesi
çoktur. Hepsini doðru haberlerle bildirmiþimdir. Hacý Bektaþ, Kayseriden Kara
Öyüð'e (Suluca Karahöyük) geldi þimdi mezarý oradadýr...."21
srdr_ist
26-10-2006, 11:31 PM
>Ýlk Osmanlý
tarihçilerinden biri olan Aþýk Paþazâde'nin verdiði ve doðruluðundan çok az
þüphe edilebilecek bu bilgilere göre, Hacý Bektaþ'ýn Anadolu'ya Baba Ýlyas'ýn
öldürüldüðü 1240 yýlý sonbaharýndan çok önce gelmiþ olmasý gerekir. Onun
Kayseri'de Battal Mescidinde Evhadüddin-i Kirmanî -ki son olarak 631/1234'te
Anadolu'dan ayrýlmýþtýr- ile görüþmeleri dikkate alýnacak olursa, Anadolu'ya
geliþi en geç 1220 dolaylarýnda olmalýdýr.22 Bu durumda onun
669/1270-1271 yýlýnda vefat ettiðine kesin gözüyle bakýlabileceðine göre,
Anadolu'ya eðer 63 yýl yaþamýþ ise 13 yaþlarýnda, ama 92 yýl ömür sürmüþ
(557-669/1181/82), kýrk yýl ibadet hayatý yaþamýþ (Vilâyet-Nâme, 8) ise
40 yaþlarýnda gelmiþ olmasý gerekir. Esasen 40 gün 40 gece 40 yýl ibadet, 40
arkadaþ vb. þeklinde tecelli eden 40 sayýsýnýn edebiyatta mübalaða ifade ettiði;
dinî edebiyatta ise ilk Müslümanlarýn 40 kiþi olduktan sonra açýktan ibadete
baþlayarak dinin olgunluða eriþtiði ve en önemlisi Hz. Peygamber'in 40 yaþýnda
bi'sete nâil oluþu dolayýsýyla 40 sayýsýnýn önemi; ayrýca
63 yaþ meselesinin de Hz. Peygamber'in hayat süresi ile ayniyet kurma endîþesi
ve geleneði ve onun Horasan-Anadolu arasýndaki seyahatlarý göz önüne alýnýrsa,
Hacý Bektaþ'ýn olgunluða adým atmakta olduðu bir yaþta Anadolu'ya gelmiþ olmasý,
daha makul gibi görünüyor.
>Biraz önce nakledildiði
üzere Âþýk Paþazâde Anadolu'ya gelen Hacý Bektaþ ve
kardeþi Menteþ'in ilk olarak Baba Ýlyas'ý ziyaret ettiklerini söyler.
>Ebu'1-Beka Þeyh Baba
Ýlyas b. Ali Horasânî, Moðol
istilasýndan kaçarak Anadolu'ya gelmiþ bir Türkmen babasýdýr. I. Alaeddin
Keykûbad zamanýnda Dede Garkýn'ýn halifesi sýfatýyla Amasya yakýnlarýndaki Çat
köyüne yerleþerek bir zaviye açmýþtýr. Baba Ýlyas, torunu Âþýk
Paþazâde'nin "Ben ki Fakir Derviþ Ahmed Âþýkî'yim.
Babam Þeyh Yahya, onun babasý Þeyh Salman, onun babasý Âþýk
Paþa, onun babasý Muhlis Paþa, onun babasý da zamanýn kutbu Baba Ýlyas'týr ki,
Seyyid Ebu'l-Vefâ'nýn halifesidir. Tanrý hepsinin mezarlarýný nurlandýrsýn"23
ifadelerinden anlaþýldýðýna göre Vefâiyye tarikatýna mensuptur.24
>Bu durumda Baba Ýlyas,
hem Dede Garkýn'ýn halifesidir, hem de Ebû'l-Vefa'nýn tarikatýna mensuptur. Dede
Garkýn, muhtemelen Elbistan'a yerleþmiþ ve burada yüzlerce mürid yetiþtirmiþ bir
Türkmen babasýdýr. Hacý Bektaþ'la da burada görüþmüþtür. Buna göre Hacý Bektaþ
da ayný Türkmen çevrelerine ve ayný tasavvuf cereyanýna mensuptur.25
Ancak o zaman Baba Ýlyas'ýn ve dolayýsýyla halifesi olarak zikredilen Hacý
Bektaþ'ýn,26 Yesevîlik ile ilgileri ve mensubiyetleri meselesinin
açýklýða kavuþturulmasý gerekir. Maamafih Dede Garkýn ve Baba Ýlyas'ýn
Harezm'den göç ettikleri ihtimal dahilinde olduðuna göre eðer Dede Garkýn Yesevî
ise, Baba Ýlyas da Yesevî'dir veya hem Yesevî hem Vefâî'dir. Aslýnda onüçüncü
yüzyýlda bu tarikatýn Anadolu'da varlýðý bilinmekte idi ve piri, Ebu'1-Vefa
(501/1108) da, Ebu Muhammed Abdullah eþ-Þenbaki'ye baðlý idi. Bu tarikatýn
Rifâîlikten ayrý bir hüviyet taþýmadýðý ve Ahmed er-Rifâî (578/1182)' nin meþhur
olmaya baþladýðý tarihten itibaren Rifâîlikle mezcedildiði ve hatta Ahmet
Yesevî'nin Ümmü Abide'de Ahmet er-Rifâî ile görüþüp teberrüken Rifâî hýrkasýný
da giydiði rivayet edilmektedir. Bu ise, Rifâîlik ile Yesevîlik arasýnda bazý
irtibatlar bulunduðunu göstermek bakýmýndan çok önemlidir ve Hacý Bektaþ'ýn Baba
Ýlyas'la olan yakýnlýðýna yeni bir ýþýk daha tutar.27
>Üstelik Ebu'l-Vefâ'nýn
da Ahmed Yesevî gibi, kadýn erkek bir arada ayinler yaptýðý için sapýk inançlar
yaymakla itham edilmesi28 ve ayný durumun Baba Ýlyas hakkýnda da
varid olmasý29 doðrusu Dede Garkýn, Baba Ýlyas ve Hacý Bektaþ'ýn
Yesevî Ocaðý ile Vefâîliði mezcetmiþ olmalarý ihtimaline aðýrlýk
kazandýrmaktadýr. Kaldý ki, Vefâîliðe mensubiyet manevî anlamda olabilir veya
bir þeyhin birçok tarikatý mezcetmesi yahut bir sûfînin,
birçok mürþidden, dolayýsýyla birçok tarikattan feyz almasý; ama sadece biriyle
meþhur olup o isim altýnda anýlmasý, tasavvuf tarihinde sýk sýk rastlanan bir
hadisedir.
>Âþýk Paþazâde'nin
"Sivas'tan Baba Ýlyas'a geldiler..." dediði Hacý Bektaþ, "onu görmek
isteðiyle" geldiðine göre acaba onunla ne görüþtü? Mevcut rivayetler, bu
hususta, tatminkâr olmak bir yana, biç bir bilgi vermemektedir. Öyle görünüyor
ki, Hacý Bektaþ ayný ocaktan demlendiði, ayný pýnarýn suyundan içtiði ve
Anadolunun o günkü huzursuzluk ve istikrarsýzlýk içinde bulunan insanlarýna
manevî bir çýkýþ yolu bulma hususunda ayný endiþeleri paylaþtýðý bir dostu ve
belki hemþehrisini ziyaret için gitmiþ olabilir. Tabii bu ihtimal onun Baba
Ýlyas adýna giriþildiði söylenen Baba Ýshak tarafýndan baþlatýlan isyana niçin
katýlmadýðý, sorusunu cevaplandýramaz. Ancak kesin olan husus, onun Baba
Ýshak'ýn halifesi olmadýðýdýr.
>Acaba onun bu isyana
katýlmayýþýnda, hangi niyetle olursa olsun isyanýn bir "fitne" demek olduðunu
ârif kiþiye düþen iþin ise, insanlarý ýslah etmek ve
aydýnlatmak olduðunu, ve "Anadolu'ya barýþçý amaçla geldiðini"30
mi göstermek istemiþti? Acaba o, bu isyaný, Anadolu'ya göç eden Türkmenlerin
yerleþik hayatýn ve þehirleþmenin tabiî bir sonucu olan içtimaî nizamdan
rahatsýzlýklarýnýn bir ifadesi ve anarþi olarak gördü de, bu "fanatizm"e bir son
vermenin ve onlarý, tasavvufun engin sevgi ve iman aþkýndan oluþan potasýnda
yoðurup mayalayarak "yeniden doðuþu", "nizam" ve "huzur"u gerçekleþtirmek için
mî bu isyana katýlmadý?
>Þüphesiz Hacý Bektaþ, Anadolu'ya yurt edinme için gelen Türkmenlerin ve baþlarýndaki dedeler v
babalarýn, Þamanîliðin tesirinden henüz kurtulamamýþ olduklarýndan, iyi
niyetlerinden ve Ýslâm'a baðlýlýklarýndan þüphe etmiyordu. Ancak onlarýn,
olaylarý deðerlendirmede, içtimaî ve iktisadî buhranlar karþýsýnda almalarý
gerekli tavýr konusunda farklý bir yaklaþma ve anlayýþa mý sahipti? Bize öyle
geliyor ki, Hacý Bektaþ'ýn iktdarlarýn devrilmesinde ve "sultanlarýn tacýnda"
hiç gözü yoktur. O, bir kahramandýr; ama elinde kýlýçla isyandan isyana koþan
biri deðil, "elinde çapasý31 ile elinin emeði ve alnýnýn teriyle dað
baþlarýna yer açýp yerleþen, bað ve bahçe yetiþtiren; dolayýsýyla göçebe ruhunu
þehirlileþtirip medenileþtiren, onlardan imanlý, þuurlu, kendini bilen yepyeni
bir "Türkmen toplum" yaratan bir kahramandýr. O çok iyi biliyordu ki,
insanoðlunun bizzat kendisiyle barýþmamasý halinde, kütlelerin huzur, sükûn ve
adalet içinde olabilmesi; içtimaî, iktisadî ve sair buhranlarýn dinmesi mümkün
deðildir.
srdr_ist
26-10-2006, 11:34 PM
>Yine o biliyordu ki,
insanoðlu nefsinin, hýrslarýnýn ve zaaflarýnýn esiri olmaktan kurtulmadýkça
hürriyetini elde edebilmesi, insanî eþitliðe ve yüceliðe erebilmesi söz konusu
olamaz. Bu bakýmdan o, ne kadar haklý sebeplere dayanýrsa dayansýn, neticede
"bozguncu" sýfatýný almak yerine, hikmet, irfan ve sevgiden örülü þuurlu
dayanýþma, basiretli görüþ, dengeli davranýþ, þeref, namus, hak ve adalet
ölçüleriyle mücahid-i fî-sebîlillah olmayý, en büyük cihadýn da insanýn kendi
nefsiyle savaþý olduðunu yaþayarak göstermeyi hayat felsefesi kýlmýþ; bu
sebepten de hem Babaîler hem de Ahî Evren'in Kýrþehir isyanýna katýlmayýp Suluca
Karahöyük'te ocaðýný tüttürmeyi tercih etmiþtir.
>Hasýlý o, Suluca
Karahöyük gibi sakin bir yöreye çekilir ve onüçüncü yüzyýlýn huzursuz ve
darmadaðýnýk Anadolusunda yeni bir sesin, yeni bir doðumun müjdecisi olmayý
tercih eder. Bundan dolayý da bazýlarýnýn karalamalarýna hedef olur.32
>Bu sebeplerden
dolayýdýr ki, Ýran kültürü ve zevkine hayran yüksek tabakanýn daha çok raðbet
ettiði ve felsefesi daha aðýr Mevlânâ ve çevresinden ziyade, þehirli ve köylü
esnafýn, zanaatkârýn ocaðý durumundaki Ahî Evren ve Ahîlerle
daha sýcak ve samimî münasebetler içinde olmuþtur. O kadar ki, Vilâyet-Nâme
Hacý Bektaþ ile Ahî Evren arasýndaki samimî dostluðu muhtelif vesilelerle
dile getirdikten baþka,33 Bektaþîlikteki tarikata giriþ ayini, eþik
öpme, kuþak (þedd) baðlama, ayný tastan þerbet (içki) içme, kýyafetler,
ayinlerde okunan tercemanlar (dua), her sâlikin iki yol arkadaþý, bir de yol
atasýnýn bulunmasý vb. hususlar tamamýyla Ahîlikle aynýdýr.34
>Suluca Karahöyük gibi,
o sýrada sadece yedi haneli sakin, ama þirin bir köy olduðu rivayet edilen bir
beldeye yerleþen Hacý Bektaþ Velî'nin buradaki hayatý, evlenip-evlenmediði
meselesi, eldeki belgelerin yetersizliði karþýsýnda hâlâ esrarýný korumaktadýr
ve bir bakýma Bektaþîleri iki ayrý zümreye ayýracak ve tarihte zaman zaman
birbirine düþürecek kadar önemlidir.
>Vilâyet-Name'ye
göre (26 vd.) Hacý Bektaþ Suluca Karahöyük'te bilgin bir kiþi olan Ýdris ile "âhiret
hatunlarýndan" olan karýsý Kutlu Melek (Kadýncýk) tarafýndan misafir edilmiþtir
ve buradaki ifadelere göre de evlenmemiþ, yani, mücerred olarak göçmüþtür.
Maamafih bir yerde (64-65), Hünkâr'ýn bir gün abdest alýrken burnunun kanadýðý;
Kadýncýk'tan bu abdest suyunu ayak deðmeyecek tenha bir yere dökmesini istediði,
bunun üzerine Kadýncýk Ana'nýn bu suyu o görmeden içip leðeni tekrar götürdüðü,
Kadýncýk'ýn bu suyu içtiðini anlayan Hünkâr'ýn sorusu üzerine, "erenlere ne
malûm deðil, erenlerden artanýn bir yudumunu bile dökecek yer bulamadým, ancak
karnýmý buldum" dediðini, Hünkâr'ýn da "bizden umduðun nasibi aldýn;
senden iki oðlumuz gelecek, adýnýzla onlar yurdumuz oðlu olacak; halkýn yetmiþ
yaþýndakileri, onlarýn yedi yaþýna olanýnýn elini öpsünler. Dünya bozulsa onlar
sýrlan üstüne yatsýnlar, hiç zahmet görmesinler..." dediði, bu söz üzerine
Kadýncýk'ýn üç oðlunun olduðu ama bunlardan birinin Hünkâr'ýn saðlýðýnda ölüp
diðer ikisinin yaþadýðý soylarýnýn yürüdüðü anlatýlmaktadýr..35
>Bu rivayete dayanan
Babaðan (Babalar=Mücerred) kolu, Hacý Bektaþ'ýn kesinlikle evlenmediðine
inanmaktadýr. Onlara göre Hacý Bektaþ bekâr göçmüþtür. Kadýncýk Ana evlâdý, onun
burun kanýndan gelme mânevi evlâdýdýr, "bel evlâdý"deðil "nefes
evlâdý" dýr. Fermanlarda diðer bazý kayýtlarda rastlanan "evlâd-ý Hacý
Bektaþ Velî" ifadesi genel olarak Hacý Bektaþ Velî'nin yoluna mensup
olanlar, "yol evlâdý" anlamýna gelir.36
>Bu görüþe karþý
Çelebiler ise, Hacý Bektaþ'ýn Suluca Karahöyük'te yerleþmesinin sebebi, oraya
gidince Ýdris Hoca'nýn kýzý Fatma (Kadýncýk Ana) ile evlenmesi ve bu evlilikten
Ýbrahim Þeydi (Seyyîd Ali Sultan=Timurtaþ) adý verilen bir çocuðun dünyaya
gelmesidir, demektedirler.37 Buna göre asýl adý Fatma Nûriye
olan Kadýncýk Ana, Ýdris Hoca ile Kutlu Melek'in kýzlarý ve Hacý Bektaþ'ýn da
eþidir. Ayrýca resmî kayýtlar ve belgeler de Bektaþ'ýn evliliðini ve çocuklarý
bulunduðunu kullandýklarý ifadelerle teyid eder.38
>Yüzyýllardýr çözülemeyen bir düðüm olan bu konuya o dönemler üzerinde araþtýrmalarda bulunan
Mikâil Bayram, yeni bir düðüm daha atmýþtýr. Ona göre Fatma Bacý, Ahî Evren'in
karýsý ve Ahî Evren'in mürþidi Þeyh Evhadüddin-i Kirmânî'nin kýzýdýr. Ahî Evren
ve Ahilerin 659/1261'de Kýrþehir'de Nurettin Caca tarafýndan katliama tâbi
tutulmalarýndan sonra kaçarak Suluca Karahöyük'te Hacý Bektaþ Velî'ye
sýðýnmýþtýr. Orada Bedrettin Ýdris adlý biriyle evlenmiþ: Hacý Bektaþ da onu
evlâd edinmiþ, o da Hacý Bektaþ'tan ve babasýndan kalan serveti erenler yolunda
harcamýþ, hattâ Hacý Bektaþ Velî'nin vefatýndan sonra ona türbe yaptýrmýþtýr.39
Ayrýca onun Abdal Musa ile de akrabalýk baðlarý, hem Ahî Evrenin hem de Abdal Mûsâ'nýn
"Hoy"lu oluþuna bakýlarak bir "Ýhtimal" olarak Ýleri sürülebilir.40
>Ýddialar ne olursa
olsun, eldeki bilgi ve belgeler karþýsýnda Hacý Bektaþ'ýn evliliði veya "mücerred"liði
yani evlenmemiþ, olarak göçtüðü konusu, tarih boyunca Çelebiler ile Babalar
arasýnda bazen alevlenen bazen de küllenen bir konu olmuþtur.41 Ve
bugün de aydýnlatýlmasý, ancak ilk dönemle ilgili yeni belgelerin ele geçmesiyle
mümkün olabilecektir.
>Esasen Hacý Bektaþ
Velî'nin yaþadýðý yýllarla ilgili bilgi ve belgeler yok denecek kadar az ve
olanlar da menkýbelerle örülü olduðu için, aydýnlanmasý gereken hususlar, sâdece
evlilik konusuyla sýnýrlý deðildir. Meselâ tarihî rivayetlerin aksini ortaya
koymasýna raðmen Hacý Bektaþ Velî, hâlâ daha Yeniçeri Ocaðý'nýn kurulmasýnda
doðrudan ilgili imiþ gibi gösterilir.42
>Aslýnda Hacý Bektaþ
Velî'nin doðrudan Yeniçerilikle bir ilgisinden ve hele onlara "Akbörk"
giydirmesinden kesinlikle söz edilemez ise de, menkîbeler "ak börklü" askerlerin
onun tarafýndan kutlanmasýný ve kendilerine "yeniçeri" adým vermesini
anlatýrlar. Bu durumu, tarihî gerçekliklere uygun düþmese de yadýrgamamak
gerekir. Çünkü fütüvvet geleneðinin yaygýn olduðu bir dönemde her meslek ve
sanat kolunun bir pirinin bulunmasýnýn þart olduðu þeklindeki yaygýn inançla,
yeniçeriliði "erenler serveri ve gazîler serdarý"
sayýlan Hacý Bektaþ Velî gibi bir din ulusunun ruh ve fütüvvet ehlinin börkü
olmasý43 ve Kayseri'de Külâh-dûzlar Mahallesindeki Bâciyân-ý Rum
tarafýndan iþlenmesi ve Fatma Bacý ile yakýn ilgisi dolayýsýyla Abdal Mûsâ'nýn
"bükme elif tâc'ýnýn burada imal edilmiþ bulunmasý"44
pek o kadar önemli deðildir. Önemli olan o devrin insanlarýnýn, daha sonraki
dönemlerinde Devlet'in baþýna belâ olmasýna raðmen, kuruluþunda, ordunun
temeline Hacý Bektaþ Velî gibi bir Türkmen gazinin yerleþtirilip, Gülbank'inin
onu pîr saymasýdýr;
>
Mü'miniz Kâlû Belâ 'dan beri,
Hakkýn birliðine eyledik ikrar
>
Bu yolda vermiþiz seri
Nebîmiz vardýr, Ahmed-i Muhtâr
La-yezâl mestâneleriz
Sayýlmayýz parmak ile,
Kimse bilmem ahvâlimiz,
Taþramýzdan sormak ile,
Onikimam, oniki tarikat,
Cümlesine dedik beli
Üçler beþler yediler
Nûr-t Nebi, Kerem-i Ýmâm-ý Alî
Pirimiz üstâdýmýz Hacý Bektaþ-ý Velî
Demine, devranýna Hû dikelim Hûû...
>Hacý Bektaþ Velî'nin
hayatýndan söz ederken, Vilâyet-Nâme'nin de tesiriyle Yunus Emre'den kapý
açmamak, Bektaþî geleneðine göre, mümkün deðildir.
srdr_ist
26-10-2006, 11:37 PM
>Vilâyet-Nâme'ye
göre, Hacý Bektaþ Velî, Anadolu'ya geldiði sýrada, orada Hacý Ýbrahim Sultan
(21), Mahmud Hayrânî Mevlânâ
(49-50), Molla Sâdeddin (56-64) gibi büyük alim ve mutasavvýf arasýnda Emre adlý
"çok kuvvetli bir er" vardý (s.21). Bu Rum erenleri, Hacý Bektaþ Velî'ye
gidecekleri zaman Emre'ye "gidelim" derlerse de o gitmez. Bunun üzerine o,
Karaca Ahmet45 ile Sarý Ýsmail'i gönderip Emre'yi çaðýrtýr ve
gelmemesindeki hikmeti sorar. Emre, Dost dîvanýnda perde arkasýnda çýkan bir
elin kendisine nasîb verdiðini, o mecliste de Hacý Bektaþ adlý hiç kimse
görmediðini söyler. Hacý Bektaþ Velî, elin bir iþareti olup olmadýðýný sorunca,
ayasýnda lâtif yeþil bir ben vardý: þimdi bile görsem tanýrým, cevabýný verir. O
zaman Hacý Bektaþ elini açar. Emre, Hacý Bektaþ'ýn avucunda o latif yeþil beni
görür görmez, üç kere "Tapduk Hünkârým" der. Ýþte bundan sonra adý Tapduk
Emre kalýr. Emre, baþýndaki tacý çýkarýp Hünkâr'a teslim eder. O da tacý
tekbirleyip giydirir.
>Bu, Yûnus'un þeyhi
Tapduk Emre ile Hacý Bektaþ arasýndaki münasebetle ilgilidir. Yine
Vilâyet-Nâme (48-49), bu defa Yûnus hakkýnda þunlarý söyler.
>Sivrihisar'ýn güneyinde
Sarýgök'te46 doðmuþ Yûnus Emre adlý ekincilikle geçinen yoksul bir
adam vardýr. Bir yýl kýtlýk olur ve Yûnus'un fakirliði büsbütün artar. Sonunda
kerâmetlerini ve yardýmlarýný çok duyduðu Hacý Bektaþ'a
giderek bir þeyler istemek için yola çýkar. Bir sýðýrýn üstüne alýç koyup Suluca
Karahöyük'e gelir ve Hünkâr'a "yoksul bir adamým, ekinimden bir þey alamadým.
Yemiþimi alýn, karþýlýðýný lütfedin" der ve kendisine buðday ister. Hacý
Bektaþ Velî, onu birkaç gün misafir eder; ama Yûnus dönmek için acele eder.
Hünkar, Yûnus'a bir derviþini gönderir ve sorar: "Buðday mý verelim, nefes
(erenler himmeti) mi.?" Yûnus, "Ben nefesi ne yapayým, bana buðday
gerek" der. Bunu duyan Hacý Bektaþ, "her alýcýn çekirdeði baþýna on nefes
vereyim" diye haber gönderir. Yûnus buðday almak için ýsrar edince, Hacý
Bektaþ'm emriyle sýðýrýn üzerine buðday yüklenir. O da yola düþer. Ancak köyün
aþaðýsýna gelince iþlediði hatanýn büyüklüðünü anlar ve geri dönerek Hünkâr'ýn
kendisine vereceðini söylediði himmet'i, nefes'i istediðini
söyler. O vakit Hacý Bektaþ, artýk onun kilidini Tapduk Emre'ye verdiðini, bu
yüzden ona gidip nasibini ondan almasýný söyler. Yûnus, Tapduk Emre'ye gider.
Hünkâr'ýn selamýný söyler ve olaný biteni anlatýr. Tapduk Emre dergahýnda kýrk
yýl odunculuk yapan Yûnus dergaha bir tek gün eðri ve yaþ odun getirmez. Bir
gün, erenler meclisi kurulur. Tapduk mecliste bulunan þair Yûnus-u Gûyende'ye
"þevkimiz var, terennüm et" derse de o nazlanýr. Bunun üzerine Tapduk, Yûnus
Emre'ye döner ve "Haydi" der, "artýk zamaný geldi: kilidin açýldý:
Hünkâr Hacý Bektaþ'ýn nefesi yerine geldi: durma söyle!" Yûnus'un gözünden
perde kalkar ve söylemeye baþlar, Söylediði nefesler, büyük bir dîvan olur.
>Bana göre Yunus
Emre'nin tarikat nisbeti:
>Yûnus'a Tapduk'tan
oldu hem Baraktan Saltuk'a
>Bu nâsib çün cûþ
kýldý, ben nice pinham olam
>beytiyle de ifade
ettiði üzere,47 Tapduk Emre, Baba ve Sarý Saltuk vasýtasýyla Hacý
Bektaþ'a ulaþmaktadýr. Hacý Bektaþ Velî ile Yûnus Emre arasýndaki münasebetin
mahiyeti ve seyri ne þekilde olursa olsun,48 bu iki büyük isim
arasýnda doðrudan veya dolaylý yolla da olsa fikrî açýdan son derece benzerlik,
hattâ iç-içelik mevcuttur. Elbette bu durum, bir intisâbý
ifade etmese de, Hacý Bektaþ'ýn eserlerindeki görüþ ve düþüncesi Yûnus'ta da
aynen görülür; üstelik bir sanat þaheseri olarak... Bu sebepten Alevî-Bektaþî
þiiri denince Yûnus daima ön sýrada yer alýr.49
>Eserleri
>Hacý Bektaþ Velî'nin
eserleri hakkýnda, son yýllarda yapýlan ve oldukça deðerli bilgileri ihtiva eden
yayýnlar, Hacý Bektaþ'ýn görüþ ve düþüncelerini daha açýk ve kesin hatlarla
tanýmamýza imkân saðlamýþ bulunmaktadýr. Bunlara göre,50 Hacý
Bektaþ'a ait olduðu belirlenen eserleri þunlardýr:
>1. Kitâbul Fevâid:
Ahmed Yesevî'nin Dîvân-ý Hikmet'i örnek alýnarak Farsça yapýlmýþ bu eser
her ne kadar üçüncü bir þahsýn aðzýndan hikaye edilmekte ise de, anlatýlanlarýn
Hacý Bektaþ'ýn kendi kaleminden çýktýðý, eserin isminin bizzat onun tarafýndan
verildiði belirtilmektedir.
>Ýstanbul Üniversitesi
Kütüphanesi Türkçe yazmalar kýsmýndaki yazma nüsha Türkçeye çevrilerek
basýlmýþtýr: "Ý.Ö.... Hazreti Hünkar Hacý Bektaþi Velînin Vasiyetnâmesi (Kitâbu'l
Fevâid), Ýstanbul: Dizergonca Matbaasý, 1959, 63 sayfa.
>Esad Coþan, eserde Hacý
Bektaþ'tan sonra yaþadýðý bilinen kiþilerin sözlerinin yer almasýna raðmen,
neþrini gerçekleþtirdiði Makalât ile þaþýlacak bir yakýnlýk gösterdiðini
söyler.51
>2. Makalât: Hacý Bektaþ Velî'nin bugün elimizde bulunan en tanýnmýþ ve en hacimli eseridir.
Eserin aslý Arapçadýr. Eksik bir nüsha, Esad Coþan tarafýndan bulunarak,
tenkidli neþrini yaptýðý mensur Türkçe nüsha ile karþýlaþtýrma ve inceleme
imkaný saðlamak için tercüme edilmiþ ve çalýþmasýnýn sonuna eklenmiþtir.52
>Makalât'ýn
kütüphanelerimizde pek çok Türkçe tercüme nüshasý vardýr. Eserin manzum bir
tercümesi, 812/1409 tarihinde Hatiboðlu Muhammed tarafýndan yapýlmýþ; mensur
tercüme de Molla Sa'deddin veya þimdi elimizde bulunan þekliyle Molla
Sa'deddin'in ilk tercümesinden faydalanan biri tarafýndan yapýlmýþtýr.53
>Tereddütsüz öðretici
mahiyette bir tasavvuf Ýlm-i hâli sayýlabilecek Makalât'ýn tenkidli
neþrini gerçekleþtiren Esad Coþan, kendi çalýþmasýndan54 önce, mensur
nüshanýn iki defa eski harfle basýldýðýný bildirmektedir. Yeni harflerle Sefer
Aytekin tarafýndan "Molla Sa'deddin'in tercüme ve tertibi esas tutulmuþtur"
kaydýyla yapýlmýþ olan, ama ilmî yayýn kurallarýna uymayan bir baský
elimizdedir: Hacý Bektaþ Velî, Makalât, Ankara: Emek Basým-Yayýmevi,
1954.
>Son olarak da Hüseyin Özbay, Esad Coþan'ýn tenkidli neþrini sadeleþtirerek yayýnlamýþtýr: Hacý Bektaþ
Velî, Makalât, Ankara: Kültür Bakanlýðý, 1990, XX+63 s.
>3. Þerh'i Besmele:
Manisa Kütüphanesi 3536 numarada kayýtlý ve Kitâb-ý Tasfir-i Besmele ma'a
Makalât-ý Hacý Bektaþ Rahmetullah baþlýðýný taþýyan ve 827/1422 yýlýnda
Ca'fer b. Hasan tarafýndan istinsah edilmiþ 57 sayfa tutarýndaki eser, Rüþtü
Þardað tarafýndan, ilmî neþir kaidelerine baðlý kalmaksýzýn yayýnlanmýþtýr:
Her Yönü ile Hacý Bektaþ-ý Velî ve En Yeni Þerh-i Besmele, Ýzmir: Karýnca
Matbaacýlýk, 1985.
>Hacý Bektaþ Velî, ona
ait olduðu hususu çok þüpheli olan bu küçük ve fakat anlamlý eserinde Allah,
Rahîm ve Rahman adlarým zikretmenin ve bunlarýn hepsini bünyesinde toplayan
Besmelenin her iþte söylenmesinin büyük yarar ve yüceliðinden söz eder.55
>4. Þathýyye:56Ýki sayfa kadar tutan bu Þathýyye, 1091/1680 yýlýnda Enverî Hurûfi ve
Nakþi bir müellif tarafýndan nazým ve nesir karýþýk olarak Tuhfetu's Sâlikîn
adýyla Türkçe þerh edilmiþtir.57
>5. Hacý Bektaþ Velî'ye
Atfedilen Diðer Eserler:
srdr_ist
26-10-2006, 11:38 PM
>Fatiha Sûresi
Tefsiri, Makalât-ý Gaybiyye ve Kelîmât-ý Ayniyye, Hurde-Nâme, Üssü'l Kakîka
gibi bazý eserlerin de Hacý Bektaþ Velî'ye ait olduðundan söz edilierse de,58
bunlarýn ona aidiyeti henüz ortaya konabilmiþ deðildir.
DÝPNOTLAR
1 Vilâyet-Nâme veya
Menakýb-ý Hünkâr Hacý Bektâþ-ý Velî, Abdulbâkî Gölpýnarlý tarafýndan
neþrolunmuþtur (Ýstanbul 1958). Bundan böyle Vilâyet-Name'den yapýlacak
nakillerin sayfa numaralarý dipnot yerine satýr arasýnda parantez içinde
gösterilecektir.
2 A. Rýfký,Bektaþi Sýrrý Ýstanbul 1325, s. 21.
3 Bektaþ, eþ, benzer, denk, misil anlamýna gelen ve Selçuklularda daha önce de
rastlanan bir isimdir. Bektaþ, bekteþlik, beðdeþ, bendeþ þekilleri ile Anadolu
Türkçesi ebedî mahsullerinde sýk sýk kullanýlmýþtýr. Bkz.: Hacý Bektâþ-ý Velî,
Makalât, nþr. Esad Coþan, Ýstanbul, (trz.) s. XX-XXI.
4 Bunun için olsa gerek, Baha Saîd ("Bektâþîler", Türk Yurdu, 5/s. 141-42); A.
Rýfký (ayný eser, s. 31-32) vo Besim Atalay (Bektaþîlik ve Edebiyatý, Ýstanbul
1340, s. 7) daha farklý bir þecere verirler ve "Ýbrahim Mükerrem el-Mucâb" ile "Seyyid
Musa es-Sânî" arasýnda yeni isimler koyarlar. Þecere için ayr. bkz.: A.
Celâlettin (Çelebi) Ulusoy, Hünkar Hacý Bektaþ Veli ve Alevî-Bektâþî Yolu, Hacý
Bektaþ 1986, s. 20-21; M. Tevfýk Oytan, Bektaþîliðin Ýçyüzü, Ýstanbul 1970, s.
362; C. Sunar, Melâmîlik-Bektâþîlik, Ankara 1875, s. 37.
5 Vilâyet-Name, A.
Gölpýnarlý'nýn 'açýklama'sý, 100-101. Seyyid, soyu Hz. Hüseyin'e ulaþan kiþiler
için kullanýlan bir sýfattýr. Özellikle tarikat çevrelerinde, þeyhlerin Hz. Ali
ve soyuna baðlanmasý anlayýþý, dâima önde gelmiþtir. Esasen soy zincirini, Hz.
Ali'ye baðlarlar. Seyyid'lik meselesi, Ýslâm tarihi boyunca özellikle Erdebil
tekkesi tarafýndan siyâsî mahiyette istismar konusu kýlýndýðý gibi, Þiîlikte
Enfal Suresi'nin 41. âyeti öne sürülerek ganimetlerin ve mallarýn beþte birinin
Hz. Peygamber'in yakýnlarýna verilmesi emri dolayýsýyla, mâlî bir gelir kaynaðý
olarak da kötüye kullanýlmýþtýr. Bu husus için bkz.: E. R. Fýðlalý, Ýmâmiyye
Þiasý, Ýstanbul 1984, s. 233 vd.
6 Msl. krþ.: B. Noyan, Bektâþîlik-Alevîlik Nedir?, Ankara 1987, s.22; Makalût
XXI; Rýza Çavdarlý, Bektaþî Sýrrý Çözüldü, Ýstanbul 1944, s. 19 vd. Karþý iddia
için bkz.: A. C. Ulusoy, ayný eser, s. 21, 185.
7 Makalât, E. Coþan'tn "Ýncelemeler''i, XXI-XX1I
8 Krþ.: Y. N. Öztürk, Tarih Boyunca Bektâþilik, Ýstanbul 1990, s. 53.
9 J. K. Birge, The Bektashi Order ofDenishes, s. 34-35. Baha Saîd (ayný makale,
142-144); B. Atalay (Bektaþilik ve Edebiyatý, s. 7-8); A. Rýfký (Bektaþî Sýrrý,
21); C. Ulusoy, (ayný eser, 19, 60-66) ve diðer bazý yazarlar da ayný tarihleri
verirler. Krþ.: B. Noyan, ayný eser, s. 19 vd.
10 Âþýkpaþaoðlu Tarihi, Ýstanbul 1970, s. 221, 224- Ayr. krþ.: M. Öztürk, "Hacý
Bektâþ-ý Velî", Belleten, 50/885.
11 A. Eflâki, Menâkýbul'Ârifin, çev. T. Yazýcý, Ankara 1954, l/371-72,481-82;
Vilâyet-Nâme, 49-50,70-93.
12 Menâkýbu'l'Arifin, 1/371. Hacý Bektaþ'ýn Baba Ýshak'ýn halifesi olmadýðý
kesindir.
13 Bu husustaki deliller için bkz.: B. Noyan, ayný eser, s. 19 vd.; Makalât,
XXII vd.; Rýza Zelyut, Öz Kaynaklarýna Göre Alevîlik, Ýstanbul 1990, s. 208-10;
Türk Kültürü ve Hacý Bektaþ Velî, Ankara 1988, s. 42-43.
14 Vilâyet-Nâme, s. 102. Ayr. krþ.: F. Köprülü, Ýlk Mutasavvuflar, Ankara 1976,
s. 48 vd.
15 Þeyh Lokman-ý Perende'nin tarihî þahsiyeti ve hayatý hk. bkz.: F. Köprülü,
ayný eser, s.50vd.;Vilâyet-Name, s. 101-104
16 Bkz.: Ebu'l-Ferec el-Vasýfi (744/1343), Tiryâku'l-Muhibbfn, s.47'den naklen;
Makalât, E. Çogan nþr., XXXIII-XXXIV Bektaþî silsileleri hk. ayr. bkz.: F.
Köprülü, Ýlk Mutasavvuflar, 110. n. 42; Makalât, XXX; A. C. Ulusoy, ayný eser,
s. 25; M.TevfikOytan, ayný eser, s- 363-364; C. Sunar, ayný eser, s. 36.
17 Krþ.: Fuat Köprülü ayný eser, s. 108-114.
18 Erbaîn, Arapça kýrk demektir. Esma yoluyla sülûku kabul eden tasavvuf yollarý
da þeyh, derviþi, kýrk gün, az yemek, az içmek, az uyumak, kendini bütünüyle
ibadete vermek üzere çile ve riyâzâta sokar. Buna erbaine sokmak veya girmek;
tamamlamaya erbaîn çýkmak denir. Aslýnda esmâ'yý yani Allah'ýn isimlerini
zikrederek sülûku kabul etmeyip melâmeti esas tutan Bektaþîlik ve Mevlevîlik'te
sülük, hizmetledir. Maamafih Bektaþîlikte de erbaine mukabil çile-i merdân ve
çile-i zenan vardýr. Bkz.-.Vilâyet-Nâme, 110. Ayr.: A. Gölpýnarlý Tasavvuftan
Dilimize Geçen Deyimler ve Atasözleri, Ýstanbul 1977, s. 81, 117.
19 Vilâyet-Nâme, 17 vd.; Âþýkpaþaoðlu Tarihi, s. 221; A. Rýfký, Bektaþî Sýrrý,
s. 22-23.
20 Makalât, XXVI, metin kýsmý: s. 74-76.
21 Aþýkpaþaoðlu Tarihi, s. 221-222.
22 Krþ.: R. Zelyut, ayný eser, s. 213. Mikail Bayram, ayný çalýþmada iki tarih
verir: En erken 620/1223 ve 625/1228 Bkz.: Bâciyan-ý Rum, 31, n. 43 ve s. 25.;
Y. N. Öztürk (ayný eser, s. 66). 1230 dolaylarýnda; M. T. Oytan, (ayný eser, s.
355) ise, 669/1271 'de geldiðini söylerler.
23 Aþýkpaþaoðlu Tarihi, s.3.
24 J. S. Trimingham, The Sufi Order of Islam. New York 1973, s. 70, 49-50,281;
A. Y, Ocak, Bakîler Ýsyaný, Ýstanbul 1980, s. 95 vd.
25 A. Y. Ocak, ayný eser, 91-94.
26 Ahmet Yaþar Ocak ve Mikail Bayram'ýn araþtýrmalarýyla Hacý Bektaþ'ýn Baba
Ýlyas'ýn halifesi, Baba Ýshak'a mensup ve onun halifesi olarak gösterilen Eflâkî
(Ariflerin Menkýbeleri, 1/371), F.Köprülü ("Bektaþ", ÝA), A.
Gölptnarlý"Bektaþ"Türk Ans., "Bektaþîlik", Meydan Laurousse, R.Tschuldi ("Bektashiyya"
El2), E. Co§an, (Makalât, XXXI), C. Cahen ("Baba Ýshak..." AÜÝFD, XVIII, s. 19
vd.) ve diðerlerinin iddialarý tamamen çürütülmüþ bulunmaktadýr.
27 Týryakul-Muhibbm, s. 47 ve Kasým Kufralý, Nakþibendîliðin Doðuþu ve Yayýlýþý,
s. 124-126'dan; E. Coþan, Makalât. XXXII, n. 9.
28 A. Y. Ocak, ayný eser, s. 97-98,100.
29 A. Y. Ocak, Baba Ýlyas'ýn dipnotunu Elvan Çelebi'nin
Menâkýbu'l'Kudsiye'sinden (v. 15 a-b) þu deðerli bilgiyi nakleder (ayýn eser,
100, n. 48)
30 A. C. Ulusoy, ayný eser, s. 15.</f
Sürgün_24
29-10-2006, 01:18 AM
Katkýn için teþekkür ederim sayýn serdar_ist
huseyn esedi
18-09-2007, 09:16 AM
Ben Vilayet Nameyi Okudum çok Güzel Bi Kitap özelliklede Haci Bektaþin Perendeden Haci Lakabini Alma Olayi çok Güzel Okuyun Tavsiye Ediyorum Bu Kitap Haktir Haci Bektaþin Seyit Olduðunu Ve Arap Olduðunu Bildiriyor Bütün Bektaþiler Okuyun Ki Haci Bektaþin Türk Olmadiðini Anlayin Selam Olsun Siratal Müstakime O Dosdoðru Yola O Yol Ki Alinin Yoludur
Er-Ryan
19-09-2007, 05:46 AM
Elinize yüreðinize saðlýk.. Teþekkürler..
þah kalender
20-11-2007, 10:58 AM
mücerretim diye dava kýlanlar
kýrklarýn baþý MURTEZA deðilmi
ÝMAMLARIN anasý KIRKLARIN aynasý
FATIMA ALÝNÝN eþi deðilmi
bilmem küstahmýdýr ademe tapan
ademin baþýnda güller kokan
diþi kuþ deðilmi yuvayý yapan
erkek aslan ise diþisi aslan deðilmi
anamýz HAVVA atamýz ADEM
anlardan ayrýlmaz yüzümüz bir dem
HAVVA anamýza hor bakan
TANRININ hýþmýndan þaþý deðilmi
HAVVAYA hor bakýp kendini yýkma
lanet halkasýný boynuna takma
MUHAMMET ALÝNÝN yediði lokma
aný sunanlarýn iþi deðilmi
PÝR SULTAN ABDALIM cümlesi ekber
MURTEZA ALÝ deðilmi onlara rehber
evlada inanmayan þüphesiz.kafir
PENÇE ALÝ ABA BEÞÝ deðilmi
PÝR SULTANIN HACI BEKTAÞÝ VELEYE mücerret diyenler verdiði cevap
HACI BEKTAÞÝ VELÝ
HÝCRÝ 645-738
TÝMURTAÞ [kýzýl deli seyit ali sultan hýzýr lala]
1310-1402
RESUL BALÝ MÜRSEL BALÝ
1361-1414 1384-1483
[ÞAH KALENDER]
HÜDADAT ÇELEBÝ BALÝM SULTAN KALENDER ÇELEBÝ
1361-1441 1473-1516 1478-1527
KALENDER ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
ÝSKENDER ÇELEBÝ YUSUF BALÝ ÇELEBÝ
1512-1604 1516-1569
YUSUF ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
[1] [2] [3]
ÝSKENDER MÜRSEL ÇELEBÝ RESUL BALÝ ÇELEBÝ BEKTAÞ ÇELEBÝ
1561-1604 1548-1569 1544-1582
[1]
ÝSKENDER ÇELEBÝ OÐLU KASIM ÇELEBÝ
1578-1646
[2]
RESUL BALÝ ÇELEBÝ OÐLU
BEKTAÞ ÇELEBÝ HASAN ÇELEBÝ
1568-1632 1563-1607
[3]
BEKTAÞ ÇELEBÝ OÐLU YUSUF ÇELEBÝ
1562-1656
YUSUF ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
HÜSEYÝN ÇELEBÝ HACI ZÜLFÝKAR ÇELEBÝ
1609-1674 1605-1667
HACI ZÜLFÝKAR ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
ABDULKADÝR ÇELEBÝ
1628-1685
ABDULKADÝR ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
MURTEZA ALÝ ÇELEBÝ HACI FEYZULLAH ÇELEBÝ
1646-1730 1684-1759
HACI FEYZULLAH ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
BEKTAÞ ÇELEBÝ [ÞÝRÝ] ABDÜLLATÝF ÇELEBÝ
1730-1781 1724-1803
BEKTAÞ ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
ÞEHÝT FEYZULLAH ÇELEBÝ
1742-1824
MEHMET HAMDULLAH ÇELEBÝ VELEYETTÝN ÇELEBÝ
[HASRETÝ AMASYA] 1772-1828
1767-1846
VELÝYETTÝN ÇELEBÝ ÇOCULLARI
ALÝ CELALETTÝN ÇELEBÝ FEYZULLAH ÇELEBÝ
1808-1871 1811-1878
FEYZULLAH ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
AHMET CEMALLETÝN ÇELEBÝ VELÝYETÝN HÜRREM ÇELEBÝ
1862-1921 1867-1940
sýrasýyla
AHMET CEMALLETTÝN ÇELEBÝ ÇOCUKLARI VELÝYETTÝN ÇELEBÝ ÇOCUKLARI
MEHMET HAMDULLAH ULUSOY HÜSEYÝN FEYZÝ ULUSOY
ALÝ HADÝ ULUSOY FEYZULLAH ULUSOY
MUSTAFA ULUSOY ALÝ NAKÝ ULUSOY
ALÝ CELALETTÝN ULUSOY
VE ÞÝMDÝKÝ POSTNÝÞÝMÝZ
VELÝYETÝN ULUSOY
1609-1674
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.