PDA

: Dedelik Kurumunun İncelenmesi ve Sorgulanması


polata
12-09-2006, 10:24 PM
Çeşitli yazılı ve sözel kaynaklarda dedelik ve dedelik kurumu ile ilgili bilgiler verilmeye çalışılmıştır. Bunlardan bir kısmı bilimsel ve akademik araştırmalara dayansa da bir kısmı daha çok duyumsal, öğretilsel ve mistik kavramlardan ibarettir. Basit bir örnek vermek gerekirse 20 yaşında ki bir genç soyu nedeni ile kendisini dede olarak nitelendirebilmektedir. Çeşitli platformlarda görüş bildiren herkes bu kurumu ayrı bir şekilde değerlendirmekte, kimimizin dedeliğin ilk şartını soy’a dayandırırken kimimizin ise bilgiyi en önemli şart koştuğu görülmektedir.

Dedelik kurumunu günümüz şartları içerisinde işlevsel bir yapıya kazandırmak, Alevilik inanışında önemli yeri olmakla kalmayıp bu inanışın devamını sağlayan, ibadetlerine öncelik eden, felsefesinin uygulanmasında görev alan kurum bugün ki yapı içerisinde önemli sektelere uğramakla kalmamış çeşitli nedenlerle zayıflamış ve etkinliğini kaybetmeye başlamıştır. Etkinliğini kaybetmesinde devletin dine bakış ve yönetiş açısı bulunduğu kadar Alevi inanışında meydana gelen erozyonun, iç göçlerin, çağımızın hastalığı olan ben kavramının ve diğer etkilerin yanı sıra bu kurum içerisinde yer alanların kimilerinin kurumun gereklerini yapmamaları da etkilidir.

Dedelik kurumunun bu açıdan önce tanımlanması, geçmiş düzeninin incelenmesi ve akabinde bugünkü yapısının değerlendirilerek sorgulanması gerekirse yeniden yapılandırılması yerinde olacaktır.

Dedelik kurumunu öğrenmek, geçmişten bugüne taşımak için Ali Yaman’ın “Alevilik Nedir” kitabından ve 23-28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp'te ERVAK tarafından düzenlenen Uluslararası Anadolu İnançları Kongresi'nde sunduğu Anadolu Aleviliği’nde Ocak Sistemi Ve Dedelik Kurumu bildiriden ve diğer kaynaklardan yararlanmakta yarar vardır.

"Dede Alevilerin inançsal önderidir. Dede kavram olarak büyük, ata demektir. Dede’nin başka bir ismi ise Seyyid’dir. Bunun anlamı dedenin soy olarak On İki İmamlar dolayısıyla Hz. Ali, Hz. Muhammed soyundan gelmeleridir. Yani "Evladı Resul"’dür. Dedelik önderliktir. Toplumun bütün sorunlarına çözüm bulandır dede. Bu sebepten dede olmak için belli bir eğitim almış olmak gerekir. Yani bir dedenin beş oğlu olduğunu düşünün. Bu beş oğglun içinde dedeliği ancak yeterli derecede ikrar sahibi, ilim, irfan ve yetkinlik sahibi olan alır. Dedelik salt bir kişi değil, bir kurumdur. Dede toplumdan (taliplerinden) sorumludur. Onların yaşamsal, düşünsel bütün sorunlarını paylaşsan yol gösterendir.

Dedelik Kurumu Alevileri örgütleyen, eğitip aydınlatan, yol gösteren ve denetleyen bir kurumdur. Kendi içinde yukarıdan aşağıya doğru, bir zincirin halkaları gibi birbirine bağlı hiyerarşik bir örgütlülüğe sahiptir. Her dede, hem dededir aynı zamanda hem de Piri Rehberi ve Mürşidi olan bir taliptir." açıklaması ile dedelik belirtilmiştir. Ancak bu açıklama ocakzade dedeler için kabul edilebilecek bir açıklamadır.

" Bugün genel olarak Alevi olarak adlandırılan kitleler üç dinsel gruba bağlıdırlar:
• Ocakzade Dedeler
• Çelebiler
• Dedebabalar
Bu üç grupdan Anadolu’da en fazla etkinliğe ve nüfuza sahip olan Ocakzade Dedeler’dir. Daha sonra Çelebiler gelir. Dedebabaların ise Anadolu’da nüfuzları zayıftır, Balkanlar’da daha etkindirler." (1)

polata
12-09-2006, 10:28 PM
"Alevi Ocaklarında Dedelik Kurumu üçlü bir hiyerarşiye dayanır: 1-Mürşid, 2-Pir, 3-Rehber. Kimi yörelerde bu hiyerarşi Pir ve Mürşid’in yer değiştirmesi şeklinde uygulanmaktadır. Yani şu şekildedir: 1-Pir, 2-Mürşid, 3-Rehber Şüphesiz bu üçü de dedesoylu olan kişi için varolan bu sıralama işlevseldir. Birbirlerini tamamlarlar, biri olmaksızın diğeri anlamsızlaşır. Tümü de ocakzade olan yani dedesoylu olan dede aileleri bu görevleri paylaşmışlardır. Görev paylaşımı daha çok aynı ocak ve yakın akraba Dede aileleri arasında gerçekleşmektedir. Bazı yerlerde bu hiyerarşik görevlendirmeyi çeşitli Ocaklardan Dedeler toplanarak bir seçim şeklinde yapıyorlarmış. Ancak genel uygulama seçim şeklinde olmamaktadır. Kızılbaş Alevi dedelerini genel olarak üç kategoriye ayırabiliriz:

1-Bağımsız ocakzade dedeler: Daha çok Erzincan, Malatya, Elazığ, Tunceli, Erzurum yörelerinde bulunan bağımsız ocakzade dedeler Hacı Bektaş Veli’yi pir ve serçeşme kabul etmekle birlikte, Hacı Bektaş’ın postunda oturan ve onu temsil ettiğine inanılan Çelebilerden icazetname (hüccet veya izin) almaksızın taliplerinin hizmetlerini görürlerdi. Bu durum hem ulaşım ve iletişim olanaklarına dayandırılabileceği gibi, hem de Osmanlıların Safevilerle olan siyasal mücadelesinin bir sonucu olarak görülebilir. Çünkü Kızılbaş-Alevi Ocaklarının Şah İsmail Hatayi’ye ve hareketine olan sevgisi tartışılmazdır. Bunun nişaneleri deyişlere adeta işlenmiştir. Osmanlı bu kitlelere karşı düşmanca bir tavır takındı ve bu tavrını psikolojik araçlarla desteklemesi sonucunda da ortaya “mum söndü iftiraları” çıktı. Osmanlı’nın Bektaşi Dergahları ile Kızılbaş Alevi Ocakları’na yönelik farklı bakış bu durumdan kaynaklanmaktadır düşüncesindeyiz. Böylece Kızılbaş Alevi Ocakları ve onlara bağlı kitleler, Bektaşi Dergahlarından farklı olarak, içlerine kapanmışlar, sosyo-ekonomik gereksinimlerini karşılayabilecek bir düzeni bu yüzyılın başına kadar sürdürmüşlerdir. Bu düzende Ocak sistemi ve Dedelik kurumu büyük rollere sahiptir. Kırda varolan sosyal yapılanma Ocak sistemi ile oldukça uyumlu çalışmış ve zaten bu yapılanma gereği Ocaklar ve onu temsil eden Dedeler oldukça inisiyatif sahibi, güçlü konumda olmuşlardır. Orta Anadolu’da bulunan bazı Ocakların aksine sözünü ettiğimiz yörelerdeki Ocaklar, Hacı Bektaş Çelebisinden izin almaksızın talipleri görmeyi sürdürmüştür. Bu nedenle biz bu Ocakzade dedeleri “bağımsız” olarak nitelendiriyoruz. Osmanlı-Safevi mücadelesini Safevilerin kaybetmesi sonucunda zaman içerisinde Safevilerin Ocaklar üzerindeki nüfuzunu da azalması ve Hacı Bektaş Dergahı’nın Anadolu’daki Kızılbaş Ocakları ile ilişkilerinde ilerlemeye neden olduğu ve Hacı Bektaş Dergahı’nın merkezi bir konum kazandığı da ileri sürülebilir. Şöyle ki bu süreç sonucunda kimi ocaklar Cemlerdeki uygulamalarda dahi değişikliklere gittiler. Bazı Ocaklar tarîk, erkân, evliya olarak adlandırılan ağaç asa ile cem yapmayı bırakıp, Çelebiler gibi pençe ile cem görmeye başladılar. (Yaman 1996: 60-61) Bu ayrılık bazı dedeler arasında büyük mücadelelere hatta aşiretler arası çatışmalara yol açtı. (Dersimi: 1997: 121) Alan çalışmalarım sırasında bugün bile bu iki farklı ekole mensup Dedeler arasında sert tartışmalar yaşandığını gördüm. Bu konunun Dedeler bakımından ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

polata
12-09-2006, 10:28 PM
2-Hacı Bektaş Çelebilerine bağlı dedeler/babalar: İkinci grup dedeler ise belli aralıklarla -genellikle yılda bir- Hacı Bektaş Veli postunda oturan Çelebilerden onay almak ve dergaha parasal veya ayni bir ödemede bulunmak suretiyle dedelik/babalık hizmetlerini yerine getirebilirlerdi. Bu hizmet de genellikle babadan oğula geçmekle birlikte, Ocakzade dedelerde olduğu gibi Evladı Resul olmak koşulu aranmıyordu. Özellikle Orta Anadolu bölgesi’nde Amasya, Tokat, Yozgat, Çorum gibi illerde bu tip dede aileleri bulunmaktadır.

3-Ocakzade dedelerce görevlendirilen dikme dedeler/babalar: Dikme dedeler/babalar ise Ocakzade dedelerce görevlendirilirler ve tanınmış bir ocağa mensup değillerdir, ancak ocakzade dedenin yokluğunda taliplerin hizmetlerini görürler. Bazı bölgelerde dikme dedelere mürebbi de denir. Dikme dede, taliplerin şikayeti ve onu atayan dedenin isteği üzerine görevden alınabilirdi. Ancak bu uygulamada o kadar da kolay değildi. Dikme dedelik uygulaması da koşulların doğal bir sonucu olarak görülebilir. Uzakta bulunan taliplerini sık sık ziyaret edemeyen dedeler taliplerin dedelik hizmetleri yokluğunda da sürsün diye bu çözümü bulmuşlardır. Büyük ölçüde Ocakzade dedelerle taliplerin arasındaki coğrafi uzaklıktan kaynaklanan bu uygulama, uzun vadede ocakzade dede-dikme dede ve ocakzade dede-talip ilişkilerinde zayıflamaya ve kopmaya yol açmış ve sonuçta yeni ocakların ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bazı bölgelerde, bu dikme dede aileleri zamanla oldukça etkili bir hale gelmişlerdir.

Genel olarak ifade edersek Aleviler-Bektaşiler Ocaklar ve Dergahlar olarak ikili bir yapılanmaya bağlıdırlar. Ocakları Dede aileleri oluşturur. Alevi köylerinde cemaatin lideri dedelerdir. Böylece Dedeler sosyal hiyerarşinin en üst noktasında bulunurlar. Yüzyıllar boyunca Dedelerin sahip oldukları yetkiler ve yaptırım güçleri cemaatin sosyal düzenini sağlayan çok etkili bir güç olmuştur. Bu şekilde farklı bölgelerde yaşayan Alevi topluluklar, aynı gücün yani dedelerin sıkı kontrolü altında yaşamışlardır. Yüzyıllarca işlemiş bu sistem çerçevesinde “...Cemaat sıkı bir disiplin bulunmakta, kaideler ve müeyyidelere göre hareket etmektedir..”(Eröz 1977: 106)

polata
12-09-2006, 10:29 PM
Alevi Dedeleri, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde bulunan “Ocak”lara bağlıdırlar. Bundan dolayı kendilerine Ocakzade de denilir. Ocakzade dedelerin Peygamber soyundan geldikleri yani evlad-ı resul oldukları kabul edilir ve bu nedenle “seyyid” adı ile de anılırlar. Dede ailelerinde bu durumu kanıtlamak üzere belli dergahların (Örneğin Kerbela’daki Dergah) ve Nakibül Eşrafların onaylarını taşıyan belgeler yani şecereler bulunur. Dedelerin peygamber soyundan gelip gelmedikleri konusu ve yine aynı bağlamda şecerelerin doğruluk meselesi konuları çok tartışmalı konulardır ancak biz burada bu konuya değinmeyeceğiz. . . . . .

Ocakzade dedeler arasında “El ele, el Hakka” şeklinde de ifade edilebilen, “Mürşid-Pir-Rehber” şeklinde bir görev bölümüne gidildiği de bilinmektedir. Taliplerin hizmetlerini görmek üzere ocak mensubu dedeler böyle bir iç hiyerarşik düzen oluşturmuşlardır. Burada Mürşid en üst başvuru makamıdır. Rehber Pir’e, Pir Mürşid’e bağlıdır. Mürşid de davranış ve kararlarında bağımlıdır. Bu hem manevi anlamda “Yol”a bağlılık, hem de Buyruklar gibi yazılı kutsal metinlere bağlılık şeklinde ortaya çıkar. Talipler Dedeler tarafından denetlenirken, dedelerde bağlı oldukları dedelerce kontrol altındadırlar. Bunu “El ele, el Hakka” şeklinde ifade edilen bir sistem çözmektedir. Örneğin görüştüğüm bir İmam Rıza Ocağı’ndan bir Dede bunu şu şekilde ifade etmiştir: “...Birbirimize kelle kesip, El ele, el Hakka olmuşuz...” Bu sistem çerçevesinde ifade edilen “Yol cümleden Uludur.”, “Gönül kalsın Yol kalmasın.”, “Eri erden seçen kördür.” deyimleri Aleviler arasında sık sık anılan temel düsturlardandır. Özetle her Ocağın ve Dedenin aslında Yol içinde bir olduğunu, önemli olanın “Muhammed Ali’nin Yolu”nun devam etmesi olduğu ifade etmektedir. Ocaklar ve dolayısıyla dedeler bu sistem çerçevesinde birbirlerine bağlıdırlar.

Aleviler arasında Dedesoylu’ların oranı konusunda somut bir veriye sahip değiliz. Şunu da belirtmek gerekir ki dedesoylu olmakla Dedelik hizmetlerini yerine getirebilmek, yani posta oturabilmek, cem cemaat görebilmek birbirinden farklıdır. Dedesoylu aileler arasında Dedelik hizmeti görmeyenler de bulunurdu. Görüştüğüm Dedesoylu kişilerin bir bölümü bu tür Dede ailelerine mensup Dedelerdi. Dede olarak biliniyorlar, taliplerden gerekli saygıyı görüyorlar, ancak Cem yürütmüyorlar, talip görmüyorlardı. Ayrıca Dede’nin çocuklarının tümü dedelik yapamaz genellikle çocuklarından biri Dedelerin deyimiyle “hakkından gelen”, babasından sonra onun yerine geçerek Dede olur talipleri ziyaret ederdi. Bazı dedesoylular zaten bunu dile getirerek “Bizim yolumuz kıldan ince kılıçtan keskindir. Hele Dedelik ateşten bir gömlek. Biz buna layık vasıflara sahip değiliz. O nedenle atamız, dedemiz yaptı ama biz yapamayız.” şeklinde görüş belirtiyorlar. Alan çalışmalarım sırasında dedelerin köylerindeki dedesoylu oranına ilişkin veriler de edinmeme karşın henüz bunları değerlendirmediğim için bu konuda bir şey söylemek için henüz erken diye düşünüyorum" (2)

polata
12-09-2006, 10:30 PM
"Aslına bakılırsa Alevi Ocakları arasında ayrım gözetilmez ve bu da Aleviler arasında “Eri erden seçen kördür.” denilerek ifade edilir. Ancak buna karşın “El ele el Hakka Sistemi” çerçevesinde Ocakların arasında mürşitlik, pirlik ve rehberlik bağı vardır. Her Dede ailesi bu şekilde kendini bağlı saydığı Dede ailesinin talibi, müridi sayılır. Bu da doğal olarak hiyerarşik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Bu hiyerarşik yapılanmanın kökeni hala tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. Ocakların bir bölümü, başka ocaklara bağlıdır. Bağlı olunan ocak mürşid ocağı, bağlı olan ocak ise pir ocağı olarak, yine rehberlik de bir başka ocağın hizmeti olarak paylaşılır. Bu görev paylaşımı “El ele El Hakka Sistemi”’nin doğal bir sonucudur. Bu görevler farklı ocaklar arasında olabildiği gibi, aynı ocak içerisinde farklı dede ailelerince de üstlenilebilmektedir."(2)

"Hem benim yaptığım alan araştırmalarında hem de diğer alan çalışmalarında görülmektedir ki Ocak sistemi ve Dedelik Kurumu artık eskiden olduğu gibi kırsal yapıdaki gibi işlememektedir. Kentlere yerleşme süreci hem yurtiçinde hem de yurtdışına doğru yoğun nüfus hareketlerine yol açmış. Ocak sisteminin çökmesine yol açmış, Dede-talip ilişkileri parçalanmıştır. Özellikle 1980lerle başlayan yeniden canlanma süreci Dedelik Kurumu’nu yeniden gündeme getirmiş ve yapılmaya başlanan Cemevlerinde Dedeler görevledirilmeye onlardan yardım istenmeye başlanmıştır. Ancak Dedelerin bu yeniden dönüşü hiç şüphesiz çok daha farklı bir statüyle olmaktadır. Kırsal yapının çok yetkili, işlevli Ocak Sistemi artık yoktur ve Dedeler sadece dinsel hizmetlerin görülmesinde yararlanılan, maaşlı ve çalışıp çalışamayacağı, bulunduğu Cemevinin yöneticilerine bağlı görevliler durumuna gelmişlerdir. Bu süreç çok karmaşıktır ve kentlere göçlerle birlikte yaşanan bu sürecin çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir." (1)

(1) : Ali Yaman’ın “Alevilik Nedir” kitabından

(2) : Ali Yaman’ın 23-28 Ekim 2000 tarihinde Ürgüp'te ERVAK tarafından düzenlenen Uluslararası Anadolu İnançları Kongresi'nde sunduğu Anadolu Aleviliği’nde Ocak Sistemi Ve Dedelik Kurumu bildiriden

polata
12-09-2006, 10:31 PM
Görüleceği üzere dedelik kurumu yöreye, bağlı olduğu ocağa ve hatta ocak içindeki hiyerarşi yapının farklılığına göre çeşitlilikler içermektedir. Bu nedenle de günümüzde farklı uygulamalarla karşılaşan Aleviler doğruluk konusunda ihitlafa düşebilmekte, çelişkiler yaşamaktadır.

Burada dikkati çeken bir nokta da genel itibarla dedeliğin Ehl-i Beyt soyundan gelenlere yapılması gerektiğine inanışın temelinde yer alan düşüncenin geliş noktası;

"Altıncı imam Caferi Sadık dedeliği ve talipliği buyruğunda şöyle anlatıyor:
"Dedelik (mürşitlik) Muhammed-Ali’den kalmıştır. Bu nedenle Evladı Resûlden başkasına dedelik etmek ve talib olmak caiz değildir. Bir dede talibi irşat etmezse ve talip irşat olmasa, o nasıl dede olur? Ve nasıl talip olur? Dede olan, talip kimseler kamil vücud ola ki; ikrarı caiz ola, emeği, kurbanı ve niyazı kabul ola, boşsa gitmeye. Pir (dede) olan kimseler gerektir ki kamil olalar, Dört Kapı nedir bileler ki, bunlar nereden geldi ve neden, nasıl oldu ve aslı nedir, bunların edebi nedir, tövbesi nedir, farzı nedir, sünneti nedir, hayası nedir bunları bilmelidir. Ve talipler de öyle gerektir ki; çerağ gibi doğru duralar, fitil gibi yanalar, yağ gibi eriyeler, nur gibi ışık vereler, Erenler meydanından dönmeyeler, tarikat halinde duralar ve de Hakikat’ten çıkmayalar, mürebbiden-müsahipten dönmeyeler, onlar talip olalar, kalıp olmayalar. Dedenin bilgili olması gerektir. Eğer karadan bilmezse, ilmi Ledün bilmelidir. İlmi Ledün şudur ki; aklen düşsüne, ahireti ve dünyayı fark eder. Eğer doğru yolu fark edemezse, bir kamil mürşit (eğitim görmüş mürşit) bulup aydınlana, ondan sonra talibi göre. Zira bunda çok güçlük vardır. Talibin köşesine çekilip "ben falan oğlu falanım, senin günahını bağışlarım" deyip yiyip içip nefsini eğlendiren boşsuna emek çeker. Ben dedeyim diyen kişinin üzerine düşsen şudur ki; gece yarısından sonra kalkıp, gün doğuncaya dek, hakka niyaz, rica etmeli. Gör şimdi, o dedenin nefesi nasıl geçer. Günümüzdeki dedeler yiyip içip kuşluğa değgin gaflet uykusunda uyurlar da demezler ki; "Hazreti Kuran bizim dedemize indi, bakalım ne buyurmuş. Biz dünyaya niçin geldik, yarın ne yüzle tanrı katına varacağız? Bu taliplerin sorgusunu bizden elbette isterler o zaman ne cevap verelim". Böyle demez ve üstüne düşsen görevi yerine getirmezse, vay o dedenin haline başına ne gele!"Caferi Sadık, dede talipliği böyle anlatıyor."

polata
12-09-2006, 10:32 PM
Ancak ocakzade dedelerin secerelerin doğruluğu tartışmalıdır. Bu secerelerin soy mu yoksa yol seceresi mi olduğu bilinmemektedir. Türk-Anadolu Aleviliğinin doğuşunu incelediğimiz zaman dedelerin en azından çok az bir kısmının soy olarak Ehl-i beyt’en gelebileceği görülecektir. Bu manada ocakzade dedelerin hepsinin soyunu Ehl-i Beyt’ e dayandırmak yanlıştır.

Diğer bir açıdan düşünüldüğünde Alevilik inanışının temelinde yer alan kimi kavramlar açısından da bilgiye değil de soydan gelenin önder kabul edilmesi geçmiş açısından olmasa bile günümüz açısından hata olmaktadır. Bu bağlamda dedelik kurumunun incelenmesi, yeniden yapılanması ve tek merkezden bilgi ve görgünün temel alınarak bu sıfatın hak edene verilmesi uygundur.

srdr_ist
12-09-2006, 11:31 PM
polat can hak emeğine zayi etmeye kabul vede makbul ede.

Çok güzel açıklanmış.


Alevilik inanışının temelinde yer alan kimi kavramlar açısından da bilgiye değil de soydan gelenin önder kabul edilmesi geçmiş açısından olmasa bile günümüz açısından hata olmaktadır.

Bu düşüncenizde haklı olduğunuz belkide dede soyu ile evladı resül olmayanlar çıkacaktır kabul.
Ama dedelik kurumu yer yerinden oynasa yinede evladı resülden başkasına verilemez.
Verilsede manen çökeriz dede dediğimiz eli öpülesidir siz her bilgiliyi posta oturtursanız gelecek zamanda öss sınavı gibi başarılı olanı pir makamına posta mı oturtalım tamam dedelik kurumunu yapılandıralım ama bunu yaparken de maneviyatı yok etmeden şart kesin vede değiştirilemez tek şey dede evldı resül olacak.Kadınlar pir olamaz posta oturtulamaz bu zamanın düşünceleri gecici özel durumlarda olsa erlik ere verilmelidir.
Bu devri zamanda herşeyin hızlı olduğu için herşeyin kısası düşünülüp herşeyi bir birine karıştırmanın mantığı bize zarar verir.
Her zaman dediğim gibi kuralı biz koymadık ama uyguladık her uygulayan gibi bizde uygulayacaz kural koyucu olamayız.

Sevgilerimle

polata
12-09-2006, 11:50 PM
Her zaman dediğim gibi kuralı biz koymadık ama uyguladık her uygulayan gibi bizde uygulayacaz kural koyucu olamayız.

Sevgilerimle
Kuralı koyan kimdir sevgili Serdar, kural insanoğlu tarafından mı konmuştur yoksa yaratıcı tarafından mı?

srdr_ist
13-09-2006, 12:38 AM
Kuralı koyan kimdir sevgili Serdar, kural insanoğlu tarafından mı konmuştur yoksa yaratıcı tarafından mı?

Kuranda kurtaranda insan oğlu insan demeye çalışıyorsun ki burda haklısın.

Yaratıcı tarafından olup olmadığı sana kalıyor.
Aklın vede inancın birleşiminden söz ediyorum.

Konuyu genişletirsek Kuran Abbasi halifesi memun du galiba yorumu şu idi: Kuran Muhammed ve arkadaşları tarafından çıkarıldı demiştir.
emevinin vurup öldüemediğini Abbasiler ypmaya çalıştı yani.

Biz evladı resülü peygamber soyu olarak değil Hz Adem den Hz şite ordan hz İsmaile ordan hz Resüle vede 12 imamlardan bir peygamber soyu görürüz.
Yani silsile okadar basit değil ki.

Hünkarın Makalatı vede 40 kapıyı açıklamnası kendincemidir yoksa Haktan mıdır.
kandince ise İlmi Ledün diye bişeyde yok demektir.

Kuralı onlarda koyamaz Hünkarın bir sözünde Veliler nebiler Allah ın inasan hediyesidir demekteki gaye Akkah tan gelen bir zat bu şu demekki herkes kural koyucu olarakta gelmiyır sadece irşata geliyor demektir. Bu hediye dediği bazı kişilrin buyruk vede makalat gibi gelişi bazı kuralların sağlamlaştırılmasırıdır.
Kurallardan bazısı Dede evladı resül diyorsa bunu red edecek bir sebeb olmaz.

Bunu kurallar biz yapmıştır Dedelik makamı şekil değiştirmesi kendisini değiştirmesi olamz bayanı dede yapamayız ama dedelik yapacak kişiyi gerekli donanımla halka kazandırmakta kurala uymak değilmidir.

Bunuda yapan bizlere göre adı yine eski addır yeni bişey demeye gerek yoktur.

Sevgilerimle

polata
13-09-2006, 12:55 AM
Biz evladı resülü peygamber soyu olarak değil Hz Adem den Hz şite ordan hz İsmaile ordan hz Resüle vede 12 imamlardan bir peygamber soyu görürüz.
Yani silsile okadar basit değil ki.


İnsanoğlunun soyu nereye dayanmaktadır? Din inancına göre bütün insanlar Hz. Ademden değil mi?
O halde bütün insanlar sizin yazdığını açıdan Evlad-ı resul olmaz mı? Bütün insanların secereleri Hz.Adem'e bağlanmaz mı?

srdr_ist
13-09-2006, 01:01 AM
emevilerde öyle demektir emevi ile hz Ali arasında kardeşlik yok muydu.
hele ehlibeyti katledenler amcaları değilmiydi.Abbasiler değilmiydi.

Alakası yok.
Yol başka gider yolun adamı ile diğer adamları bir ayırmak gerek.

insanlar özsel zaten kardeş :D
Herkes peygambermiydi eskden değil di şimide herkes evladı resül mü değil.

sanırım bu ayıraç konuyu doğru yere çeker.

Gevrenci
13-09-2006, 01:37 AM
Buyrukta sermayesi olmayananın dedelik yapamayacağı yazıyor. Ancak bunun yanında bilgide olmalı. Halkın kendini aydınlatacak ve bilgilendirecek dedelere ihtiyacı var. Türk toplumun bir çözülme içine girdiği bu dönemde bunun eksikliğini daha fazla hissediyor Alevi toplumu.

polata
13-09-2006, 02:04 AM
emevilerde öyle demektir emevi ile hz Ali arasında kardeşlik yok muydu.
hele ehlibeyti katledenler amcaları değilmiydi.Abbasiler değilmiydi.

Alakası yok.
Yol başka gider yolun adamı ile diğer adamları bir ayırmak gerek.

insanlar özsel zaten kardeş :D
Herkes peygambermiydi eskden değil di şimide herkes evladı resül mü değil.

sanırım bu ayıraç konuyu doğru yere çeker.
Dediğiniz doğru herkes peygamber miydi? Hayır, peygamberler sadece Hakk Taala tarafından seçilmiş insanlara verildi. Dolayısı ile herkesin Hz.Adem den gelmiş olması ve seçilmişiliğin sadece Hakk Taala tarından belirlenmesi nedeni ile peygamber soyu demek hele de bunu Hz.Adem veya Hz.Şit'e bağlamak yanlış olur. O halde nasıl ki peygamberlik Hz.Adem den itibaren Hakk Taala tarafından belirlenen kişilere verildiyse bu bir soya endeklenmeyip bir ayrıcalık verilmediyse, aynısı dedelik içinde geçerlidir.

Kuran da bie Hz.Muhammed'in sadece bir elçi, bir iletici, bir uyarıcı olduğu onun dışında diğer insanlardan farkı bulunmadığı özellikle belirtilir.

Peygamberliğe atanan kişilerin ortak en öenmli özellikleri ahlak ve erdemde yüksek oluşları tek yaratıcıyı bulma yolunda çabaları, yaratılışı ve kendilerini sorgulamalarıdır. Hakk Taala bütün insanları eşit yaratmıştır, önemli olan onun bahşettiği nimetleri iyi kullanmaktır.

ekremkilic
13-09-2006, 02:58 AM
DEDELIK kurumu su ankı konumuyla maalesef deforme bır sekıldedır.
bunu duzenlemenın en ıyı yolu tek bır ocak olması ve egıtılmıs kısılerın anadoluya tıpkı hacı bektası velı hazretlerının salması gıbı teker teker dagılmaları.elbette bu kolay olmayacak.
sımdıye kadar alısılagelmıs duzenın bır anda yıkılmasını dusunmekte mantık dısı zaten.
yuzyıllardır talıplere hukum surmus bır kıtleden bahsedıyoruz.elbette ıclerınde allah korkusu olan helal ve haram sınırlarını koruyabılmıs sahsıyetlı dedeler var.
ama yıne ıclerınde hala ıckıyı savunabılecek bırılerıde var.
dedıgım gıbı hıc bır sey bılmıyormuscasına sıfırdan yepyenı bır nesıl ortaya cıkarmak ıcın ocak tek olacak herkes ordan egıtım alacak soy sop aranmadan turk-dede ılıskısı olmadan hakedenın dede olacagı ımam olacagı bır duzen dılegıyle

polata
13-09-2006, 03:38 AM
Sn. Ekrem Kılıç,
Açıklamalarınızdan ötürü teşekkür ederim....

kızılırmak
13-09-2006, 12:01 PM
dedeler özellikle toplumu bilgilendirmeli,eğitimli olmalı,topluma örnek olmalı kısacası Alevi-Bektaşi kültürüne yakışır düzeyde olmalılar...

aLeVi_aKiN
14-09-2006, 11:27 PM
arkdaşlar bende aleviyim ama bakın bu sene köye gittim ben tokat artovanın bi alevi köyündenim köye dede geldi dedeyi kapı kapı gezdirip yiyecek para falan veriyolar bu cohq yanlış bizim köylümüz zaten fakir devlette bi yardım da bulunmuyoo bide dede gelip ellerindekileri alıyoo ama ne olursa olsun dedenin böle yapması yanlış bence siz ne düşünüyorsunuz..???

srdr_ist
16-09-2006, 02:19 AM
arkdaşlar bende aleviyim ama bakın bu sene köye gittim ben tokat artovanın bi alevi köyündenim köye dede geldi dedeyi kapı kapı gezdirip yiyecek para falan veriyolar bu cohq yanlış bizim köylümüz zaten fakir devlette bi yardım da bulunmuyoo bide dede gelip ellerindekileri alıyoo ama ne olursa olsun dedenin böle yapması yanlış bence siz ne düşünüyorsunuz..???

dedenin bunu yapmasında mantığı bilmiyorum ama Hakullah olarak vermek ne b izde bişeyi eksiltir nede aç bırakır.
Ordaki millet ne kadar bir adama bişey verebilir ki bence burdaki dede bişeyler topluyor geri kalan millette dede yüzünden aç kalıyor demekteki mantığı anlamış değilim dedelere kuru saygı mantığı gütmenin bir manası yok olmazda ordaki insanların zaten gelen dede vede misafirler aldıkları ağırlanırken verilen nimeti hakkın onlara verdiği diye düşünür buda aleviliğin en güzel açıklanamaz yanıdır.
Bir kaç şey verildi diye vay dede para topluyor demeyelim ama dede de insafiyetini göstermelidir.
Öyle herkesten te almamalılıdır.

Rojaazme
16-09-2006, 02:53 AM
Alevilik ve İbadet” ; “Hadis ve Sünnet” ; “İslam” ; “İman” ; “Tasavvuf” ; “Tevhid” ; “Teslimiyet” ; “Orucun Hikmetleri Nelerdir” ; “Kurban” gibi bir nice konuları ve oluşumları .. “DEDE” nasıl tarif ediyordur :

bençe “Dede, kıymetler taşıyıcısıdır. Güzellikler ve iyilikler bütünüdür. Peygamberin manevi varisidir. Onun manevi zenginliklerinden nasiplenmemiş kişi, yol gösterici olamayacaktır

dedeler hakk erenleridir bilgili kültürlü yol bilen olmalıdır bunun içinde kurumlarımız gereken hasasiyetle çalışmalar yapmalıdır......

asli_33
16-09-2006, 03:25 AM
Dedeler yol gösterici..edep ve erkan öğreticidir ..topluma örnek insanlar olmalı ve tarafsız davranmalıdırlar..lakin serdar..örnek davranıs göstermeyen dedelerimizde mevcuttur ..dedelik kurumunu kullanan..bu gibi durumlarda şikayet mercii açıktır ...ilgili olan kuruma açık ve net şekilde arzuhalinizi yazıp bildirin ..dede'lik kurumu nu yerle bir etmesinler ve insanlarda antipati oluşturmasınlar diye ...!

Av.A.Guvercin
16-09-2006, 09:15 AM
Dedelik makami konusnuda canlarimizin yazdiklarini saygiyla karsilayarak okudum.

Sahsi gorusum, dedelik makaminin dede soyundan gelenler tarafindan mi yurutulmesi konusu neden Kurani Kerim'in Ehli beyt ten ayrilmayisi gerceginde yatmaktadir.

Nedeni iyi algilarsak, ve analiz edersek, ve analizimiz de dogru olursa, verecegimiz yanit ta zaten dogru olacaktir.

Ehli beyt bel ve yol evladidir. Ornegin Ali ve sonraki imamlar Ehli beyt olaraka degerlendirilirken, Amcanlar ehli beyt olarak degerlendirmemisler. Ozellikle de Abbasiler.

Diger yandan Polata can in acikladigi Pir, Mursit ve rehperlikj, makaminin icersinde bir de babalar ve babadedeler vardir. Bu kisiler yasamlarini yola adamis, bir pir e hizmetle egitimine baslamis ve sonunda pirden el alan babalardir, baba dedelerdir.

yani noterden tasdikli bir vekaletname gibi bir yetki vardir ellerinde. Dedeyi temsil ederler ancak onlarin cocuklari dede olarak adlandirilmaz.

Diger yandan dede cocuklarina gelince, eger yolu surerlerse ve dedenin onayini alirlarsa, dedelik yapabilirler ancak tabi ki, once dedelerin bir kurum olarak bir araya gelmeleri gerekmektedir ki boyle bir yetkiyi kime verip kime vermeyeceklerine karar versinler.

Aksi halde her onune gelen dede olur. babadan ogula kalan bir makam olursa dedelik, ve salt kriter bu 9olursa delisi de dede olur, sorumsuzu da bilgisizi de.

Dolayisiyla, hem dede cocugu olup, bu ocakta pisip, bilgilenip, edep erkanini ogrenip, toplum tarafindan da sevilen sayilan ayni alinin evi gibi evinin zizyaretlerinin dogal olarak gelistigi ve toplumun saygisini kazandigini gosteren, tarafsiz, otoriter ancak bir o kadar da alcak gonullu kislige sahip bir zat olmali.

Saygilarimla

polata
29-11-2006, 09:05 PM
Aleviliğin gelecek yapılanması açısından önemli olabilecek bir konu olmasına karşın gözden kaçmış ve uzun süredir aktif olamamış bu konunun gündeme gelmesi ve forum üyelerinin görüş ve tercihlerini bellirtmesi gerektiğini düşünüyorum.

Aleviliğin geçmişini, tarihini, oluşumunu tartıştığımız veya günümüzdeki önemli ayrımları masaya yatırdığımız gibi geleceğe yönelik tartışmalarıda yapmamaız gerekmektedir.

Gökmen
29-11-2006, 11:44 PM
Alevilik konusunda en önemli mihenk taşı olan dedelik kurumu hakkında açılan
bu konuda yorum ve düşüncelerini kendilerine saklıyan canlara seslenmek istiyorum;bizler bazı şeyleri yeterince algılayamıyoruz sanırım,bugün hemen hemen herkes Aleviliğin içinde bulunduğu sorunlarla muzdarip,kaygı taşımakta
bu kaygı ve sorunları bir bilinç etrafında toparlamanın sorumluluğunda,yazılan
söylenen,tartışılan konular herkesi ilgilendirmekte,herkesin bu paylaşımdan yana
katkısı,dile getireceği gerçeği,düşünce pınarından bir damla misali hizmeti olmalı
işte bu esirgenen damlalarla hayat pınarının gözü kurumakta,ne susayan bir damla su ile ferah bulabilmekte,ne içebilen bu damla ile derya deniz olup akabil
mekte. O sebeple duyarsızlığımız bizi mahkum eden en büyük yıkım,başkalarına
cesaret bize esaret kapılarını yüreğimize kapamakta. Gelin canlar bir olalım,özü
öze bağlıyalım,sular gibi çağlayalım,tevekkeltü taalallah" sözleri ile önderlik eden koca Haydar bu inanca bu itikate bu bağlılığına rağmen o Sivas elinde Hınzır paşa elinden darağacında sallandırlıdı. Nerdeydi pir sultan dostları,nerdey
di Ehlibeyt dostları,halk daima uyudu,uyutuldu,sindirildi,duyarsız, umarsız kaldı.
Yüzyıllardır süren bu suskunluk, bu edilgenlik bu gelen ağam giden paşam anlayışı ilk Gazi Mustafa Kemal'in önderliği ile adını dünyaya altın harflerle yazdırdığı Bağımsız Türkiye cumhuriyeti ile duyurdu. Bu dünyaya örnek teşkil eden tüm dünya insanlığının emperyalizme karşı gösterilen en büyük direnç,en
önemli ilk adımdı. İşte makuz kaderi halkın böyle bir uyanışla mümkin olabildi..
Sevgili canlar bizler toplum olarak hep mazlum olduk,hiç zalim olmadık,hep mazlumdan yana durduk,zalimliğe karşı durduk,kan emici mervanlar elinde kolsuz kanatsız,susuz bırakılan bir neslin evlatları olarak ceddimize saygımızı asla yitirmemeliyiz,bugün yaşadığımız bu coğrafyada her yan tehdit ve kuşatmalar altında,içte ve dışta bu ülkeyi bölmek isteyen,kendi içimizde bizi bize düşman etmeye çalışan bir takım odakların olduğu gerçeğini herkes bilmekte, o yüzden özellikle Alevi toplumu Cumhuriyet Türkiyesinin en önemli kalesi olarak dimdik ayakta olmakla beraber en çok yıpratılmaya çalışılan toplumudur da aynı zamanda,T.S.K ve cumhuriyetin duyarlı vatan evlatları bu
bilinç ile mücadele etmekteler. Konuyu bu yönleriyle ele almamdaki maksat şu ki;Aleviliği her yönüyle ele almak gerekir,salt bir dedelik kurumu ve sistemle değil, Pir Hünkar Hacı Bektaş'i Veli'nin önderlik ettiği bu inanç yolunda Anadolu
topraklarına ne sebeple gelmesi icap etmiş ve nasıl bir gayret ve mücadele ile
hizmet etmişse halkına,şu an ki hal ve vaziyet onu icap ettirmekte.
Anadolu'ya akınlarla gelen halkı canından bezdiren,şiddetin yakıp yıkmaların
kol gezdiği,ağır vergi ve baskılara maruz bırakılan halk ve Hıristiyanlığın cirit attığı bu anadolu topraklarında Hazreti pir Cenabı Hak'kın bir lutfu olarak geldi.
O günün şartlarında bir yandan parçalanan ülke toprakları,bir yandan akınlarla
tarumar edilen mazlum halklar ne yaşam olnağı bulabilmekteydi ne inanç denilen
maneviyatın sofrasından bir lokma nimet bulabilmekteydi.
Sevgili canlar bu anlamlarla ve bu gerçeklerle baktığınız zaman şu anki konjek
türe, herşeyin tekerrür ettiğini fark edeceksiniz, o sebeple önemlidir mühimdir
bu mesele,dedelik önderlik pirlik yol gösterici olmak,o maneviyatı Yüce Rabbin
tecelli ettiği gönüllerle yol alabilir,her kişi darı çec üstünde namaz kılıp bir tek
tane dökmeden kalkamaz o erlik makamından,her er cansız duvara hülul eyleyip
yürü diye emir eyleyemez.
Bu hasletlerle bakarsanız meseleye dedelik, pirlik, mürşitlik, önderlik etmek
gönüllerdeki bu cansız duvarı yürütme erk'ini gösterebilmek için toplumun bu
ihtiyacı talep etmesi icap eder,talep edilenden. Ortada böyle bir ihtiyaç yok ise herkes mevcut yaşam koşulları ve geleceğinden endişe içinde değil ise
ortada konuşulacak ne bir konu vardır ne de konulara ilgi.
Teşekkürlerimi sunarım okuma zahmetinde bulunan değerli canlarımıza..

zeynep
30-11-2006, 12:47 AM
soy ve bilgiye dayanmalı kesinlikle

Mustafa Kemal
30-11-2006, 01:40 AM
Alevilikte dedelik kurumun sorgulanmasının aslı sebepleri toplumun dağınık yaşamasıdır.Çelebiler dede değildir.Bunu iyi bilmek lazım.Pir Hünkâr Hacı Bektaş Veli mücerreddir.Çelebiler pir dergahının postnişini değildir.Postnişine Dedebaba oturur.
Bir halka düşünün ve bu halkayı Alevi dede ocakları oluştursun.1925 yılına kadar Anadolu ve Balkanlar'daki Alevi-Bektaşi tekkeleri ve ocakları Dedebaba tarafından yönetilirdi.Senelik eğitim için Pir dergahında toplanılırdı.Günümüzde bu işlev ise aksamaktadır.

Yapılmasıgereken yola talip,hakkını verebilecek eğitimli,dini bilgisi yüksek insanların dedelik görevini yapmasıdır.

Hayri Dede ise şunları söylüyor:
“Peygamber soyundan olmak” şartını yerini getirmek zorunda olduğunu, ikinci olarak, “Eline beline diline sahip olmak” kuralına uyması gerektiğini belirtiyor. Bu ikinci söylem, çok yaygın bir deyim olarak kolayca azletilebilir, ancak Hayrı Dede deyimi açarak, bir manevi liderin sahip olması gereken davranış özelliklerinin çerçevesini kesin olarak çiziyor. Bu konuya değinirsek: Eliyle koymadığını rızasız almamak, kimseyi incitmemek, aldığını tekrar geri vermek, her türlü yardımı herkese yapmak; diliyle yalan, dedikodu, kötü söz söylememek, konuşurken etrafını aydınlatan kişi olmak; beline sahip olmasıyla kötülükten arınmak, zina etmemek, gayrımeşru ilişkilerden uzak durmak. Bu tavsiyeler davranış gereklilikleri üzerinde yoğunlaşırken, başka bir makale de kişilik özellikleri ve gereken bilgi seviyesi üzerinde duruyor: “nesli saada olmak… ilim irfan sahibi olmak… nefs-i emmareden arınma.”

Bu konuda dedelerden kendi fikirlerini almak üzere Cem Vakfı’nın anketinde “Dede olmak için günümüzde, geçmişten farklı olarak hangi özelliklere sahip olmak gerekiyor?” diye soruldu. 119 yanıtlayandan sadece 28 dede cevapladı. Dedeler en çok [1] bilgi veya eğitim üzerinde durdular. 7’si dedenin eğitimli olmalarını söylediklerinde, 3’ü üniversite veya yüksek okulundan mezun olmaları gerektiğini belirttiler. Dedelerin cevaplarına göre, kendileri de diğer dini inanışları, gençlere istediği bilgi, yolu ve erkânı, cem, seceresi ve tarih, edebiyat, psikoloji, felsefe, dört kapıyı, zahir ve batın ilmini, Alevilik ile ilgili konularda bilgili olmalıdırlar. Dedelerin bilgiyi önemsedikleri halde, sadece 5’i dedenin ahlaklı olması gerektiğini söyledi. Bu 5 dededen birinin “eline diline beline sahip” yanıtı dahildir. Bunun dışında, dedelerin örnek kişiler, hizmet seven, kültürlü, aydın, toplumun becerisini kazanan, faziletli kişiler, örnek kişiler, ilim irfan sahibi, çağdaş, araştırmacı olması ile Hurufi düşüncelerden uzak durmaları gerektiğini belirttiler.

Literatürde bazı yazarlar dede ve dedelik arasında ayırım yapmaya çalışıyorlar ve bir ocak ailesinin bütün erkek üyelerine dede denildiğini, ancak her ocak ailesine mensup erkeğin bir cem yönetemeyeceğini belirtiyor. Bunlara göre, bir cem yönetebilme yeteneği ile dedelik rolünü yerine getirebilme özelliği eşleştirilmiş oluyor. Dede denilenler ile dede-rahip rolünü üstlenmişler arasında ayırım yapmaktayken, dede ailesine mensup birinin bu rolü üstlenmesi için sahip olması gereken özellikler hakkında net kriterler olmadığı ortaya çıkıyor.

Ankette, dedenin özelliklerini daha iyi anlayabilmek için, dedelere “Dede nasıl seçilmiş?” diye soruldu. Dedelerin % 88.6’sı seçimin kan bağına ve sadece % 11.4’ünün kan bağı ve yetenek bileşimine bağlı olduğunu söylemiştir. Çoğunluk seçimin sadece kan bağına dayandığını belirtse de, çeşitli yorumlar dedelerden bazılarının cevaplarında, belirli koşullar koyma ihtiyacı hissettikleri görülüyor. Bütün yorumlarda adayın bilgi seviyesine ve görevlerini yerine getirme becerisine değiniliyor. Sadece bir dede, bireyinin ilgi alanının önemini dile getirdi. “Kimin havası varsa” cevabı, kişisel karizma kavramının da, kalıtımsal özellik kadar, en azından bazıları için, önemli olduğunu gösteriyor.

Dedeler arasındaki büyük yaş farklılıkları, “dede” kavramının ne kadar farklı anlaşılabildiğini gösteriyor. Bazı ocaklarda, her erkek dede kabul ediliyor. Diğerlerinde, seçilme, mevkiye hazır olma, görevin faal olan dedenin ölümünden sonra bir akrabasına devredilmesi gibi faktörler rol oynuyor. Ortamala yaş 24 ise de dedelerin % 69’u bu pozisyona 15-25 arası geçiyorlar. Olgunluklarının başlamasıyla çoğunun, görevlerine geçmesine rağmen, iki uçtaki örnekler daha çok, babaların ölüm tarihi ile bağlantılı olarak işleve geçmiş görünüyor.

Dedenin Talipleriyle İlişkileri
Alevilerde talip-dede ilişkisi önceden belirlenmiştir: Tarikatta, isteyen, istediği şeyhe intisap eder; Alevilikte, Alevinin babası, ataları, hangi ocağın talibiyse, (hangi ocağa bağlıysa) oğul da o ocağın talibidir; başka ocağa intisab edemez.

Hayri Dede ,dede-talip ilişkisinin öğretmen-öğrenci yönü üzerinde durur ve dedelerin verdiği eğitimin üç taraflı olduğunu belirtir: Yolu öğretmek, talibe seçmiş olduğu çalışma alanında yetkinlik kazandırmak ve inanışlara ve geleneklere saygı ve itaat de dahil olmak üzere, sosyal davranışı öğretmek.

Dedeler geleneksel olarak cemiyetteki en bilgili ve taliplerini manevi, sosyal ve mümkün olduğu kadar mesleki olarak eğitmekle sorumlu kişi olsa da modern zamanlardaki korkunç bilgi birikimi karşısında, dedeler son zamanlarda bilgi seviyelerini canlı ve yeterli tutmayı başaramamışlardır. Dedeler sık sık taliplerinin beklentilerini karşılayamadıkları için, talipler manevi liderlerinin çekim alanının dışına çıkmışlar ve inançları zayıflamıştır. Dedeler sadece ahlaki öğreti sağlayabiliyorlardı ve bu bile onların eğitim seviyesine bağlıydı. 1990’lardan beri, yeni kimlik arayışı süreci içinde, liderlerin eğitimine de daha fazla ağırlık verildiğini ve bu durumun yavaş yavaş düzeltildiğini gözlemlemişlerdir.
Ali Yaman’ın işlevler listesi, sosyal ve dini sorumluluklar üzerinde yoğunlaşıyor:
• Sosyal ve dinsel bakımdan, cemaate önderlik etme, cemaati irşad (aydınlatma) ve bilgilendirme,
• Dinsel ayinleri yönetme,
• Suçluları düşkün etme, dargınları barıştırma,
• Bayram, cenaze, evlenme, sünnet gibi törenlerdeki görevleri.

Dedelere ve bireylere göre, dedelerin rolleri

• Anlaşmazlıkları yargılamak, tarafları barıştırmak, cezalandırmak adalet sağlamak.
• Güzel davranışlarıyla esin kaynağı olmak.
• Güzel sesi ve müzik yeteneğiyle topluluğun duygusallığına hitap etmek
• Genç çiftlerin aile kurmasına yardımcı olmak.
• Çocukların bakımı, eğitimi, manevi ve toplumsal kimlik kazanmaları konusunda öncülük etmek.
• Siyasi tercih anlarında görüş belirtmek.
• Topluluğun maddi kaynaklar oluşturması ve dergâh ile çevresindeki sosyal tesisleri kurmasını sağlamak.
• Bir mutfak oluşturulması ve bununla görevli hizmetçilerin atanmasını sağlamak.
• Çeşitli durumlarda kurban kesimini ve bununla birlikte görevli hizmetçilerin atanmasını yapmak.
• Anabacı ile düzenli bir aile yaşamı sürerek güvenli manevi ve sosyal güç yaratmak.
• Erkânı yürütmek.
• İnancı muhafaza etmek.
• İnanca ilişkin bilgileri ve gelenekleri muhafaza etmek.
• Topluluğu bilgilendirmek.
• 12 hizmeti görecek canları görevlendirmek.
• Çevreye davranışlarıyla örnek olmak.
• Ocağın geleceğini planlamak.
• Ocağın gelecek kuşaktaki liderlerini seçmek ve yetiştirmek.
• Güvenilir bir kişi olarak bireylere sırdaş olmak, sorularını tahlil etmek, danışmanlık ve rehberlik yapmak.
• Canlar arasında sosyal iktisadi manevi dayanışma sağlamak.


Kaynaklar:
Hayri Dede: “Alevilikte Dedelik Kurumu” Nefes (1995)
Hayri Dede: “Tozlu Rafların İçindeki Alevilik ve Günümüz Dedeler” Nefes (1995)
Yaman, Ali: Alevilikte Dedeler Ocaklar. İstanbul 1998
Yaman, Ali: Alevilikte Dedelik Kurumu ve İşlevleri. (İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyasal Tarih Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi) İstanbul 1996.
Gloria L. Clarke,Ocakzâde Dedelerin Geleneksel ve Güncel Durumu
[1]Aydın, Ayhan: Anket Verileri 12-15 Mayıs 2000, İstanbul’daki Cem Vakfı’nda düzenlendiği “Anadolu İnanç Önderleri İkinci Toplantısı”ndaki “Soru Kitapcığı”na verilen cevaplardan alınmıştır.

mehmet005
30-11-2006, 02:29 AM
bence dedelik soya ve bilgiye dayanmalıdır.Herkes dede olmamalı

zeynep
05-12-2006, 03:50 AM
ortalıkta sahte dede de çok bunlara da bi çare bulunmalı.Ben ufakken komşularımıza bi dede geliyordu para vermeyene beddua ediyordu :)) valla millet de korkusundan para veriyordu o insan ne kadar dede olabilir yani

erdal
11-07-2007, 09:16 PM
dedelik hacı bektaşı veli dergahına baglı olmalı

degişimde lazım
fakakt degişim derken aslında eski dedeler gibi olmalıdırlar yani nefsten,dünya malından,ikilikten,günahlardan, arınmış olmalıdırlar

safbilgi
17-07-2007, 01:28 PM
Sevgılı Dostlar

Tarıkat ve cemaatler,diğer insanlar içinde üstun sayılıp öne çıkan şeyh,dede,hacı,hoca..vs kişiler maalesef islama zarar vermiş,cahıl halk için çoğu zaman kul ıle Allah arasaında aracı olmuştur.İslam dınınde ruhban sınıfı yoktur,ister sunnılık olsun,ister alevılık tum mezheplerde ve diğer semavi dinlerde bu tur yapılaşmalar hep istismara açıktır ve şirke kapı aralamaktadır.Allahın affetmeyewceği tek gunak ise şirktir o yuzden en hassas konu budur,yuzumuzu hanif yani halis olarak İbrahim gibi,Muhammed gıbı,Ali gıbı yalnız Allaha dönup ondan medet umalım,kımsenın göruşunu,fetvasını sorgulamadan dın dıye almıyalım yada tabu yapmayalım,aklımızı kıraya vemeyelım.Yunus 100 deki ögude uyalım, kendi aklımızı işletelım ki pislık yağmasın.

Yukarıdaki duşunceler benım çekincelerımdir elbette istisnalar,yaşamış görmüş tecrube sahıbı gönul ınsanları vardır.

Maddi değerlerin manevi degerleri ezıp geçtıği şu devırde sızlerden dedelık kurumunada bu zamanda ıhtıyaç olup olmadığı konusunu duygusallık yerıne ılmı davranarak sorgulamanızı rıca edıyoırum...


Barış ve esenlıkle