Kemal BAL
09-02-2009, 11:57 PM
Musa Mısır’da kürsüde konuşma yapıyordu. Hak ve hakikatı anlatıyordu, kendisine soruldu ki “Ey Tanrı elçisi! Şu anda dünyada sizden daha bilgili kimse var mıdır? Musa:
“Hayır” dedi ama şaşıp kaldı, acaba var mıydı! diye düşünmeye başladı. Yüce Allah: “Var, var” dedi, “Mecme-al Bahreyn” denilen yerde benim bir kulum var o senden daha bilgilidir”
Musa: “Yarab! Emret, göster ona hizmet edeyim, ondan senin hazinen olan bilgi öğreneyim.”
Musa: “Yüzyıllar geçse de burayı arayıp bulacağım” dedi. Arkadaşını yanına aldı ve aramaya başladı.
İlmin doğuda da, batıda da olsa aranmasının gerektiğini anlatılmak istenen mesaj budur.
“İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya balıkları unuttular. Balık denize bir delikten girip yolunu tutmuştu.” (Allah’ın mucizesi balık dirilip gitti ve gizlendi.)
“Musa arkadaşına: kuşluk yemeğimizi getir, and olsun ki bu yolculuğumuzdan yorgun ve bitkin düştük.”
“O da: gördün mü, o kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuştum. Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. Balıkta denizde şaşılacak şekilde yolunu tutup gitmişti” dedi.
Musa ona: “Aradığımız bu ya” dedi ve izleri üzerene gerisin geriye döndüler (Balığın atladığı yere kadar geldiler.)
“Derken orada kullarımızdan seçtiğimiz, tarafımızdan rahmet verdiğimiz, kendisine ledün ilmi’ni öğrettiğimiz, irfanda yüceliğe erişmiş (Tanrı dostu) bir kulumuzu (Hızır) buldular.
“Musa, Hızır’a dedi ki: “Sana öğretilen o ledün ilmi neden bana doğruyu, gerçeği, iyiyi öğretmen için sana uyayım mı! beni irşat et, bana o bilgiyi öğret
“O da Musa’ya Sen benimle her halde sabredemezsin” dedi. (Hızır burada kendi ilminin Batıni, Musa’nın ilminin zahiri olduğunu anlatmak istiyor.)
“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin.”
Musa ona: “İnşallah beni sabırlı bulursun. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
“Hızır tavsiye yoluyla “o halde bana uyacaksın, ben sana anlatmadıkça hiçbir şeyden (yani sebebinden) sorma dedik”.
“Bu sözlü antlaşma tamam olur olmaz Hz. Hızır ile Hz. Musa, ikisi birlikte sahile doğru gemiye gittiler, gemiye binince, Hızır gemiyi deldi, su dolmaya başladı, Musa bu durumu görünce, peygamberlik şefkatiyle: “Ya Hızır! İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin doğrusu korkunç bir şey yaptın”
Anlamı: Gemi beden gemisidir. Hakk’a kulluk görevini yerine getirmek için her yerde zalim olan bir nefis var. İşte burada o beden gemisinin içindeki nefisi kırmak lazım.
“Hızır ona: ben sana demedim mi benimle beraber bulunmaya dayanamazsın, dedi.”
Anlamı: Musa’nın ilminin kitaplarda yazılı olan zahiri ilim olduğunu, Hızır’daki ilmin ise Batıni “Ledün İlmi” gizli bilgiler olduğunu belirtmek istiyor.
“Musa Antlaşmamızı ve sana verdiğim sözü unuttum bundan dolayı bana çıkışma ve zorluk çıkarma dedi.”
“(Denizden çıktılar) Karada yürüyerek yollarına devam ettiler, yolda bir çocuğa rastladılar, o kul (Hızır) o çocuğu hemen öldürdü.
Hz. Musa hiddetlendi: “Günahsız bir canı öldürdün, and olsun ki çok kötü bir iş yaptın!”
Yorumu: Nefis çocuk olarak anlatılıyor. Nefsin sıfatları kalbe perde olur, çocuğu öldürmek demek: ğazap, şehvet ve kötü sıfatları yok etmektir.
“Hızır, Musa’a hiddetle: “Senin ile benim ilmim arasında bir benzerlik yok, beni bırak, ben demedim mi benimle birlikte olmaya sabredemezsin.”
“Musa ona: (özür dileyerek) “Bundan böyle sana bir şey sorarsam, bana arkadaşlık etme.”
“Yine yollarına devam ettiler, derken bir kasabadan yiyecek istediler. Onlar bu yabancıları konuk etmediler. Orada yıkılmak üzere olan bir duvarı gördüler. Hızır o duvarı eliyle düzeltti, yepyeni etti. Bu halde Musa’nın garibine gitti. “İsteseydin bu iş için ücret alabilirdin?” (onlar bize bir lokma ekmek vermediler)
“Hızır: İşte bu senin soru sorman ve sitemin, seninle ayrılmamızı gerektiriyor. O sabretmediğin şeyleri sana anlatacağım.”
“(Tanrı emriyle) yaraladığım gemi, denizde iş yapan birkaç yoksulundu. İleride bu gemiyi gasp eden zalim bir hükümdar olduğundan, gemiyi kusurlu yapmak istedim ki işe yaramaz gözüksün ve gasbetmesin.”
“Çocuğa gelince: onu öldürmemin sebebi, o kötülüklerle yoğrulmuştu. Türlü fenalıklar, azgınlıklar yapacaktı. Ana ve babası mazlumdu. Onları da azgınlığa düşürmesin dedim.”
“Rab’lerin onun yerine, onlara daha temiz ve merhametli, dürüst bir çocuk vermesini diledik.”
“Duvara gelince: bu bina iki yetim çocuğa aitti. Bu binanın altında gümüş ve altın vardı. Ana ve babası iyi insanlardı. O hazineyi Hakk yolu için yığmışlardı. O duvar yıkılsaydı, bu çocuklar aç kalacaklardı. İşte sabredemediğin olayların yorumu budur.”
Sevigili canlar bu olay beni gerçekten çok etkileyen bir hikayedir.
Sizlerinde çok begenicegimizi düşünüyorum.
“Hayır” dedi ama şaşıp kaldı, acaba var mıydı! diye düşünmeye başladı. Yüce Allah: “Var, var” dedi, “Mecme-al Bahreyn” denilen yerde benim bir kulum var o senden daha bilgilidir”
Musa: “Yarab! Emret, göster ona hizmet edeyim, ondan senin hazinen olan bilgi öğreneyim.”
Musa: “Yüzyıllar geçse de burayı arayıp bulacağım” dedi. Arkadaşını yanına aldı ve aramaya başladı.
İlmin doğuda da, batıda da olsa aranmasının gerektiğini anlatılmak istenen mesaj budur.
“İkisi, iki denizin birleştiği yere ulaşıncaya balıkları unuttular. Balık denize bir delikten girip yolunu tutmuştu.” (Allah’ın mucizesi balık dirilip gitti ve gizlendi.)
“Musa arkadaşına: kuşluk yemeğimizi getir, and olsun ki bu yolculuğumuzdan yorgun ve bitkin düştük.”
“O da: gördün mü, o kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuştum. Onu hatırlamamı bana ancak şeytan unutturdu. Balıkta denizde şaşılacak şekilde yolunu tutup gitmişti” dedi.
Musa ona: “Aradığımız bu ya” dedi ve izleri üzerene gerisin geriye döndüler (Balığın atladığı yere kadar geldiler.)
“Derken orada kullarımızdan seçtiğimiz, tarafımızdan rahmet verdiğimiz, kendisine ledün ilmi’ni öğrettiğimiz, irfanda yüceliğe erişmiş (Tanrı dostu) bir kulumuzu (Hızır) buldular.
“Musa, Hızır’a dedi ki: “Sana öğretilen o ledün ilmi neden bana doğruyu, gerçeği, iyiyi öğretmen için sana uyayım mı! beni irşat et, bana o bilgiyi öğret
“O da Musa’ya Sen benimle her halde sabredemezsin” dedi. (Hızır burada kendi ilminin Batıni, Musa’nın ilminin zahiri olduğunu anlatmak istiyor.)
“İç yüzünü kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin.”
Musa ona: “İnşallah beni sabırlı bulursun. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim” dedi.
“Hızır tavsiye yoluyla “o halde bana uyacaksın, ben sana anlatmadıkça hiçbir şeyden (yani sebebinden) sorma dedik”.
“Bu sözlü antlaşma tamam olur olmaz Hz. Hızır ile Hz. Musa, ikisi birlikte sahile doğru gemiye gittiler, gemiye binince, Hızır gemiyi deldi, su dolmaya başladı, Musa bu durumu görünce, peygamberlik şefkatiyle: “Ya Hızır! İçindekileri boğmak için mi gemiyi deldin doğrusu korkunç bir şey yaptın”
Anlamı: Gemi beden gemisidir. Hakk’a kulluk görevini yerine getirmek için her yerde zalim olan bir nefis var. İşte burada o beden gemisinin içindeki nefisi kırmak lazım.
“Hızır ona: ben sana demedim mi benimle beraber bulunmaya dayanamazsın, dedi.”
Anlamı: Musa’nın ilminin kitaplarda yazılı olan zahiri ilim olduğunu, Hızır’daki ilmin ise Batıni “Ledün İlmi” gizli bilgiler olduğunu belirtmek istiyor.
“Musa Antlaşmamızı ve sana verdiğim sözü unuttum bundan dolayı bana çıkışma ve zorluk çıkarma dedi.”
“(Denizden çıktılar) Karada yürüyerek yollarına devam ettiler, yolda bir çocuğa rastladılar, o kul (Hızır) o çocuğu hemen öldürdü.
Hz. Musa hiddetlendi: “Günahsız bir canı öldürdün, and olsun ki çok kötü bir iş yaptın!”
Yorumu: Nefis çocuk olarak anlatılıyor. Nefsin sıfatları kalbe perde olur, çocuğu öldürmek demek: ğazap, şehvet ve kötü sıfatları yok etmektir.
“Hızır, Musa’a hiddetle: “Senin ile benim ilmim arasında bir benzerlik yok, beni bırak, ben demedim mi benimle birlikte olmaya sabredemezsin.”
“Musa ona: (özür dileyerek) “Bundan böyle sana bir şey sorarsam, bana arkadaşlık etme.”
“Yine yollarına devam ettiler, derken bir kasabadan yiyecek istediler. Onlar bu yabancıları konuk etmediler. Orada yıkılmak üzere olan bir duvarı gördüler. Hızır o duvarı eliyle düzeltti, yepyeni etti. Bu halde Musa’nın garibine gitti. “İsteseydin bu iş için ücret alabilirdin?” (onlar bize bir lokma ekmek vermediler)
“Hızır: İşte bu senin soru sorman ve sitemin, seninle ayrılmamızı gerektiriyor. O sabretmediğin şeyleri sana anlatacağım.”
“(Tanrı emriyle) yaraladığım gemi, denizde iş yapan birkaç yoksulundu. İleride bu gemiyi gasp eden zalim bir hükümdar olduğundan, gemiyi kusurlu yapmak istedim ki işe yaramaz gözüksün ve gasbetmesin.”
“Çocuğa gelince: onu öldürmemin sebebi, o kötülüklerle yoğrulmuştu. Türlü fenalıklar, azgınlıklar yapacaktı. Ana ve babası mazlumdu. Onları da azgınlığa düşürmesin dedim.”
“Rab’lerin onun yerine, onlara daha temiz ve merhametli, dürüst bir çocuk vermesini diledik.”
“Duvara gelince: bu bina iki yetim çocuğa aitti. Bu binanın altında gümüş ve altın vardı. Ana ve babası iyi insanlardı. O hazineyi Hakk yolu için yığmışlardı. O duvar yıkılsaydı, bu çocuklar aç kalacaklardı. İşte sabredemediğin olayların yorumu budur.”
Sevigili canlar bu olay beni gerçekten çok etkileyen bir hikayedir.
Sizlerinde çok begenicegimizi düşünüyorum.