PDA

: Hızır Hikayeleri-O Kendini tanıttı


Fukara-i Abdal
09-02-2009, 11:19 PM
Kânûnî, bir gün kayıkla Boğaz’da gezmeye çıkmıştı. Ortaköy hizâsına gelince kıyıya yanaşıp, bir adam göndererek Yahyâ Efendiyi çağırttı. O da yanında bir ahbâbı ile gelip kayığa bindiler. Birlikte giderlerken, Yahyâ Efendinin ahbâbı, devamlı olarak Kânûnî’nin parmağında bulunan çok kıymetli bir yüzüğe bakıyor ve bu bakış dikkati çekiyordu. Kânûnî bu hâli farkedince, parmağındaki o kıymetli yüzüğü çıkarıp;

-Siz gâliba, bunu merak ettiniz, alıp daha yakından, bakıp inceleyiniz, dedi.


O zât yüzüğü aldı. Evirip çevirdikten sonra, denize atıverdi. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunanlar çok hayret ettiler. Biraz sonra o kişi inmeği arzu etti

Bir müddet gittikten sonra, o zât inmek istediğini bildirince,


Pâdişâh kayıkçıya;

-Kıyıya yanaş,dedi.

Kayık kıyıya yanaştı. O zât, ineceği sırada denizden bir avuç su alıp Sultana uzattı. Avucunda biraz önce denize attığı yüzük vardı. Yahyâ Efendi hâriç, kayıkta bulunan herkes, yine çok hayret ettiler. Kânûnî, elini uzatıp yüzüğü alınca, o zât birdenbire gözden kayboluverdi.


Kânûnî, Yahyâ Efendiye dönüp;


-Ağabey, ne oluyor, bu olanlar nedir ki? dedi.


O da;


-Efendim gördüğünüz, Hızır aleyhisselâm idi, dedi.


Bunun üzerine Kânûnî;


-O hâlde, bunu ne için, daha önce demediniz, bizi niye tanıştırmadınız?” deyince,


Yahyâ Efendi;

-O kendini, tanıttı hükümdârım, lâkin siz tanımakta, geç kaldınız hünkârım, buyurdu.

Dede-baba
09-02-2009, 11:58 PM
Degerli Canlar...

Hızır Orucu'muzu kimimiz tuttu, kimimizde tutuyor yada tutacak...ve hepimizin ninelerinin anlattığı bir Hızır Söylencesi Hikayesi mutlaka vardır.. esasında bugün böyle bir hikayeden size bahsedecektim.. Fakat Cem vakfının internet sitesinde Rıza ÖKTEM'in enfes yazısını görünce, daha iyisini yazamayacağımı düşündüm ve o yazıyı sizlerle paylaşmak istedim...

Şimdi Yazarından yazısının belli bölümlerini alıntılarak size aktarayım..

"....Şubat ayıydı. Evde odun sobasının kuzine denilen fırınında, içine tereyağı ve kavurma konarak yoğrulmuş hamurdan yapılma gömme(kömbe) etrafa nefis bir koku salarak pişiyordu. Ninem ertesi sabah pişireceği keşkekin ununu bir tepsiye yerleştirmiş üzerini de bir örtü ile kapatmış, ertesi sabah unun üzerinde bir işaret olup olmayacağının heyacanı içindeydi.

Bu hazırlıkların hepsi, üç gündür oruçlarını tuttukları, büyük bir inançla bekledikleri ve evlerine uğrayacaklarını düşledikleri Hızır içindi...

Kaç kez duymuştum o sözleri büyüklerimden kim bilir “hızır yoldaşın ola, hızır yardımcın olsun, hızır ayağını taşa değdirmeye, yetiş ya hızır” yakarışlarını. Şimdi, belleğimde ezbere bildiğim bu sözlerin kahramanına ait bir hikaye dinleyecektim. Dedem önce, köyümüzün 20 km uzağında olan komşu köyden bahsetti. O köy Pir Sultan Abdal’ın yedi mezarından birinin bulunduğu Sarı Çiçek yaylasının yanı başındaydı. O köyde herkesin güven duyduğu, saydığı, niyaz olduğu bir Derviş Baba yaşıyordu.

Derviş Baba, Sarı çiçek yaylasının yamaçlarında bulunan tarlasını ekmeye gittiğinde köylülerde O’na yardıma gitmişlerdi. Hızır ayına denk gelen bu tarihte, söz dönüp dolaşır Hızır’a gelir. Derviş Baba’ya yardıma gelen komşular, O’na duydukları ulvi saygıdan dolayı bir istekte bulunurlar: “Derviş baba! Sen bizim gönlümüzde ulu birisin! Sen bilirsin herşeyi. Bize Hızır nedir, kimdir, göster.” derler...

Derviş Baba

“Siz işinize devam edin, ben size Hızır’ı göstereceğim.” der.

Herkes çalışmaya devam eder. Kısa bir süre sonra, tarlanın hemen yamacında heybetli bir atlı belirir. Atlının heybetinden panikleyen köylüler birden bir uğutu koparır, çalıştıkarı yerde adeta donup kalırlar. Atlı tarlanın yanından rahvan atıyla tozu dumana katıp uzaklaşır.

Öğle vakti gelir, bütün çalışanlar Derviş Baba’nın evinden getirilen yemekleri yemek için tarlanın kenarındaki ağacın dibinde toplanır. Derviş babanın evinden, tarlaya yemeği burnu sümüklü, saçı sakalı birbirine karışmış, eli ayağı titreyen bir yaşlı getirir.

Bunu gören komşuların midesi bulanır, birçoğu yemek yemekten vazgeçer. Akşam vakti gelir. Gün kararmaya başlamıştır. Artık işi bırakıp köye dönmenin zamanıdır. Gün boyu Derviş Baba’nın tarlasında çalışan köylüler, ayrılmadan Derviş Baba’ya sorarlar:

“Baba hani bize Hızır’ın kim olduğunu gösterecektin”

Baba gülerek cevap verir:

“Komşular, sabahleyin bir at üzerinde heybetli bir şekilde tarlanın yanında geçti, hepiniz korkup ona bakamadınız.

Öğle vakti, yemek zamanı yaşlı düşkün bir adam kılığında sofranıza geldi, tiksinip yanına yanaşmadınız. Daha nasıl göstereyim ben size Hızır’ı...”

Dedem hikayeyi bitirdiğinde sobanın gürültüsüne karışan bir çok laf edildi olay üzerine. Onlara göre Hızır her kılığa girip bize görünebilirdi. Ama Hızır’ın en önemli özelliği, zor durumda kalanların yardımına koşarak insanların dileklerini yerine getirmek, kalbi temiz, iyiliksever insanlara daima yardım etmek, uğradığı yerlere bolluk, bereket, zenginlik sunmak, dertlilere derman, hastalara şifa vermek, insanların şanslarının açılmasına yardım etmek, Uğur ve kısmet getirmekti.

Çocukluğumun en derin konferensı gibiydi o gece duyduklarım. Herkesin ağzından yakarışını duyduğum Hızır’ı o gece anlamlandırmıştım belleğimde

Ertesi sabah ninem üzgündü. Çünkü üzerini örtüyle örttüğü un akşam koyduğu gibiydi. Üzerine hiç dokunulmamıştı. Bu, ninemin söylediğine göre, Hızır’ın uğramaması anlamına geliyordu...."

Kaynak:

Rıza ÖKTEM,Hızır bize uğramaz oldu artık!, http://www.habercem.com/haberdetay.a...3&Categoryid=4