:
Pir Sultan Abdâl Balım Sultan İlişkisi-Şakir Keçeli
Mustafa Kemal
08-01-2009, 08:42 AM
Pir Sultan Abdâl Balım Sultan İlişkisi
Güzel vatanımız Türkiye'mizi cahilleştirme sürecinin (yani karşı devrimin) zirvesi olan 12 Eylül Askeri Darbesi'nden sonra yeni bir "bilim" çıktı. Bizim madrabazlık dediğimiz bu bilimin kalemşörleri tarihsel olayları, yirmi veya yirmi birinci yüzyılların değer yargıları ile değerlendirmeye kalkışıyorlar. Böyle yaptıkları için de, zaman zaman saçmalıyor ve Otmanlı (Osmanlı) Devleti'nin kurucusu Otman Bey'i; "Neden uçağa binmedi?" ya da "Niye bilgisayar kullanmadı?" veya "Cihat yaparak insan haklarını ihlâl etti?" diye eleştirebiliyorlar. Hatta bu alanda ciltler dolusu kitaplar bile yazabiliyorlar. Zaman zaman da tarihsel olayların son bölümünden hareketle, baş bölümü hakkında hüküm veriyorlar. Yani izledikleri filmin sonunu tümü sanıyorlar. Oysa ki Tarih bilimi bize; "Tarihsel olayları, gerçekleştikleri zamanın sosyo-ekonomik ve kültürel koşullarına göre değerlendirin" veya "Bir olayın bir bölümünü değil tamamını ele alın." demektedir.
12 Eylül cahilleştirme hareketinin ürünü olan bazı yazarlar; sağdan soldan derledikleri bilgi kırıntılarını, enine boyuna tartmadan, üzerinde ciddi bir araştırma yapmadan (eğer önyargılarını destekliyorsa) hemen kullanıyorlar.
Eğer böyle bir bilgi kırıntısı yakalayamıyorlarsa onları yaratmakta hiç sakınca görmüyorlar.
İşte bir örnek:
1 Eylül 2007 günlü Cumhuriyet Gazetesi hafta sonu ekinde Yeniçeri Bektaşi İlişkisi başlıklı incelemesinde bir yazar şunları yazmaktadır:
... 12 İmamcı / Kızılbaş ritüelleri Bektâşîliğin içine alarak halkla yaşayan kopuşmanın önünü açmaya çalışan Balım Sultan, gerçekte Kızılbaş halkın Osmanlı karşısında direnişinin ideoloji ile dayanaklarını yok etmeyi amaçlar. Bu bağlamda Balım Sultan misyonu, Bektâşîliğin biçimsel olarak yeniden şekillendirilmesi, ama buna karşılık Hacı Bektâş etkisini kullanarak Kızılbaş halkı Osmanlıya boyun eğdirmektedir.
İşte bu gerçeklik, Pir Sultan Abdal'ın Şah İsmail'e hitaben dizelerinde şöyle yansır: "Hacı Bektaşoğlun günâhkar gördüm / Aradım İsyanı özümde buldum / Yüzümün karasın elime aldım / Aman şahım mürüvet deyu geldim. [2]
Sözlerin yazarına göre Balım Sultan, "Kızılbaş halkı Osmanlıya boyun eğdirmek" görevini yüklenen bir insandır.
Bu yargının kanıtını mı soruyorsunuz?
Yazara göre bu yargının kanıtı Ali Haydar Avcı'nın kitabında yer alan ve Pir Sultan Abdal'a ait olup olmadığı bile bilinmeyen bir dörtlüktür.
Üç yüz otuz beş sayfalık bir kitaptan sadece bir kıta al ve bu kıtaya dayanarak hüküm ver. Ali Haydar Avcı'nın bu kıta ilgili söylediklerini hiç dikkate alma. Bunun da adına "tarihçilik" veya "tarihsel araştırma" de… Sevsinler böyle tarihçiliği…
Meğer tarihçilik ne kadar kolaymış, Pîr Sultân'a ait olup olmadığı belli olmayan dört dizeye dayanarak, "koskocaman bir tarih yazabiliyorsun" …
Üstelik Haydar Avcı, Erdoğan Aydın'la aynı görüşte değildir. Çünkü Avcı, Erdoğan Aydın'ın gönderimde bulunduğu kitabında, Pir Sultan Abdal- Bektâşîlik ilişkileri için şunları yazmaktadır:
Bilindiği gibi Hacı Bektâş Tekkesi Postnişini olan Balım Sultan 1500-1501 yılında tahta oturmuş, H. 922'de -1516-17- yılında Hakk'a yürümüştür. Konuyla ilgili deyişlerden anladığımız kadarıyla Balım Sultan'ı vefatından önce ziyaret ettiğine göre, Pir Sultan'ın bu sırada yetişkin bir çağda bulunması gerekir……Deyişler dikkatle incelendiğinde âşıklık geleneğinde belli bir olgunluğa ulaşan Pir Sultan'ın …..Balım Sultan'ı ziyaret ettiği anlaşılmaktadır. [3]
Bu sözlerden sonra Pir Sultan Abdal'a ait bazı nefesler (deyişler veya şiirler) verilmiştir. Bunlardan birisine ait bir kıta çok ilginçtir:
Kırk Budak'ta şem'a yanar
Dolusun içenler kanar
Aşıkların sema döner
Hünkâr Hacı Bektâş Velî
Kırk Budak adı verilen şamdan bu gün Pîr Evi'nde Kırklar Meydanı'ndadır.
Bektâşî/Alevî Ayn-ül-Cem'lerinde tören, çerağların uyarılması ile başlar. Çerağlar uyarılmadan tören yapılması olanaksızdır.
Dergâhlar kapatılmadan önce Bektâşî Ayn-ül-Cem'leri, Hacı Bektâş Dergâhı'nda Meydan Evi'nde yapılırdı. Burada bulunan Taht-ı Muhammedî üzerinde bulunan 12 çerağla birlikte, diğer çerağlar uyarılır (yani yakılır), ondan sonra törene başlanırdı.
Ayn-ül-cem'ler, 17. yüzyıldan bu yana Meydan Evi'nde yapılmakta ve çerağlar burada uyarılmaktadır. Çünkü elimizde bulunan 17. yüzyıla ait en eski erkânnâme, törenlerin Meydan Evi'nde yapıldığını söylemektedir.[4]
Ama Pîr Sultân Abdal tersini söylemekte ve "Kırk Budak'ta şem'a (mum) yanar" diyerek, katıldığı törenin Kırklar Meydanı'nda yapıldığını açıklamaktadır.
Pir Sultan erkânımızı bilmiyor muydu?
Bu soruya evet veya hayır diye yanıt vermeden, Ayn-ül cem'lerin Kırklar Meydanı'nda yapıldığını görmüş iki ayrı mürşide (aydınlatıcıya) ait iki kıta daha aktaracağım:
Sersem Alî der, Hüdâm'a dayandı
Delilimiz Kırk Budak'tan uyandı [5]
Mevâli olan bu renge boyandı
Pîrim Hacı Bektâş Velî "Hü!" deyü
Sersem Alî Dedebaba
Mahremî mahzûnu Pîr'e dayandı
Çerağımız Kırk Budak'tan uyandı
Kırklar Meydanı'nda gülbenk çekildi
Hayır himmet verdi Pîr Balım Sultan
Mahremî [6]
Bu iki kıtadan anlaşılan şudur: Balım Sultan ve Sersem Ali Dedebaba zamanında çerağlar, Taht-ı Muhammedî'de bulunan mumlardan değil de, Kırk Budak'ta bulunan mumlardan uyarılıyormuş.
Ayn-ül-Cem'ler ise, Meydan Evi'nde değil de, Kırklar Meydanı'nda yürütülüyormuş.
Anlaşılan Pîr Sultan Abdal Balım Sultan veya Sersem Alî Dedebaba zamanında Dergâh'ta hizmet görmüş [yani Bektâşî olmuş] ve Ayn-ül-Cem'lere katılmıştır. Yukarıdaki kıta bunu kanıtlamaktadır. Çünkü, biz Bektâşîler, Ayn-ül-Cem'lerimize nasibli [7] olmayanları asla almayız. Hazret-i Pîr'den bu yana bu uygulamanın tek bir istisnası yoktur.
Keza, inanç, ibadet ve ahlâk kurallarımızı anlatan, erkânnâme adını verdiğimiz yazılı belgeler çok gizlidir, nasibli olmayanlar bunu okuyamazlar. [8] Bu nedenle Pir Sultan'ın kurallarımızı okuyarak öğrenmesi de olanaksızdır. Öyleyse, Pîr Sultan Abdal meydanlarımıza girmiş ve bir Pîr'e (belki de Balım Sultan'a) ikrar vermiştir.
"Dönen dönsün ben dönmezem Yolumdan"; "Sizde Şah diyeni öldürürlerse/ Açılın kapılar Şâh'a gidelim" diye haykıran ve şehitlik şerbetini gözünü kırpmadan içen bir insanın ikrarından döneceğini ve pîrine ihanet edeceğini ve Yol'un gizlerini (sırlarını) açıklayacağını ancak bu yoldan nasip almamışlar düşünebilir.
Pir Sultan Abdal'ın yukarıya alınan bu dörtlüğü, O'nun Balım Sultan veya Sersem Ali Dedebaba zamanında yaşadığını da gösterir.
Mustafa Kemal
08-01-2009, 08:43 AM
Ali Haydar Avcı, Erdoğan Aydın'ın gönderimde bulunduğu kitabından sonra, Pir Sultan Abdâl hakkında çok kapsamlı (ekleri hariç 850 sayfa) bir kitap yazmıştır.[9] Bu kitabın 182. sayfasında şunlar söylenmektedir:
Balım Sultan Bektâşî tarikatını[10] yeniden düzenlenmesi nedeniyle ‘Pir-i Sâni' yani ikinci pir olarak kabul edilir. Pir Sultân ve Alevî/Bektâşî toplumunun saygıyla andığı önde gelen erenlerdendir. (Avcı 2006, s. 183'deki 471 nolu dip nottan aktarılmıştır.)
(…)
"Derlediğimiz bir söylenceye göre, Pir Sultan Hacı Bektâş Dergâhı'nda yedi yıl kalmış, dergâha hizmet ederek ya da Alevî / Bektâşî deyimiyle "çile" doldurarak – belli bir olgunlaşma dönemi yaşamıştır."[11]
"… Pir Sultan'ın, Balım Sultan'ı Alevî/Bektâşî deyimiyle –Hakk'a yürümeden- yani 1516-17'den önce ziyaret ettiği anlaşılmaktadır. Şimdi Pir Sultan Abdal'ın Balım Sultan ziyareti ve ilişkisini kanıtlayıcı örnekler olan aşağıda verdiğimiz deyişleri görelim." [12]
* * *
Çok şükürler olsun olsun Hüdâ demine
Hacı Bektâş Velî Sultan Balım var
Mehdi evsafı eyledim temmine
Hacı Bektâş Velî Sultan Balım var.[13]
(…)
Pir Sultan'ım biat ettik ol erden
Muhabbet kokusu geliyor serden
Katardan ayırma ey Şah-ı Merdân
Hacı Bektâş Velî Sultan Balım var.[14]
Nefeste geçen "biat ettik" sözleri, Pir Sultan Abdal'ın aydınlatıcısı'nın (mürşidinin) Balım Sultan olduğunu ve O'ndan nasib aldığını (yani O'na ikrar verdiğini) açıkça göstermektedir.
Pir Sultan'ım çekme yası
Nazar etmiş haslar hası
Sınık gönüller aynası
Silinir Sultan Balım'dan[15]
(…)
Tekkesine geyik postu döşeten
Cemine de kurban gelir köşeden
İnip Âl Osman'a kuşak kuşadan [16]
Ziyaret eyledim Balım Sultan'ı
Ali Haydar Avcı uzatılması olanaklı nefeslerden hareket ederek şu yargıya varıyor:
... Balım Sultan'ın Pir Sultan Abdal'ın âşıklığa başladığı ilk gençlik döneminde önemli bir yeri olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz.
Görülüyor ki yazar, hiç inceleme yapmadan veya eksik incelemeye dayanarak "ahkâm" kesmekte, hatta ahkâm kesmekle kalmayıp ciddi çalışmalar yapanları da küçümsemektedir. Bunlardan daha korkuncu da Babagân Bektâşîleri ile Alevîlerin, "Pîr-i Sanî (ikinci önder)" diyerek saygı gösterdikleri, kutsallık izafe ettikleri bir insana da saldırmaktadır.
2. Abdâl Mûsâ Orhan Beyle Çatıştı mı?
Tarihsel gerçekleri bilmeyen veya bilmek istemeyen yazarımız, bilmediği konularda da, hem iddialı ve hem de suçlayıcı sözler söylemekten de çekinmiyor. Onun Abdâl Musâ hakkındaki şu sözleri çok ilginçtir ve tarihsel gerçeklerle, taban tabana çelişmektedir:
Orhan Bey'in pasif bir dini hayatı kabul etmesi karşısında Bursa kaplıcaları çevresinde tekke ve arazi teklifini reddedip Antalya'ya göçen Abdâl Mûsâ, geride, Kızılbaş geleneğin önemli sözleri arasına girecek olan şu öğüdü bırakacaktır: "Zahir padişahına karıp [17] (yakın) olma. Dünyalık için ehl-i mensuba ("mansûba" olması gerekir) varma (mevki sahibi kimselere yüzsuyu dökme), meğer ki irşad ola (aydınlanmış ola). Maslahat (dünya işleri) içün vezir ve ricalin kapısına varma. Elden geldikçe yalnızca nimet yeme; Tarikat pirdaşını ve karundaşını ayrı görme. Kallaş ve pirsiz adamlarla yoldaş olma!" (Abdal Musa Velâyetnamesi, s. 46.) [18]
Tırnak içinde aktarılan bu sözler bize şu İran Fıkrasını anımsattı:
Adamın biri ötekine: "Hasanla Hüseyin üçü de Muavi'yenin kızlarıdır, Ali onları Kerbelâ'da katletti" diyor.
Bunları dinleyen: "Be kardeşim, ben bu sözün hangisini düzelteyim. Bir kere Hasan da Hüseyin de kız değil, erkektir. İkinci olarak onlar Muaviye'nin değil Hz. Alî'nin çocuklarıdır. Üçüncü olarak Hz. Hasan Kerbelâ'da değil Kûfe'de zehirlenerek şehit edilmiştir. Dördüncü olarak Hz. Hüseyin'i şehid eden Hz. Alî değil, mel'un Yezid'dir. Son olarak iki insan adı saydın, ama üç kişi dedin…"
Tarih bilimi adına yapılan bu saçmalıkların hangisini düzeltelim:
Birinci olarak: Yayımlanan velâyetnâmelerin hiç birinde[19] Abdâl Mûsâ Hazretlerinin bu sözleri Osmanlı Beyi Orhan için söylediğine ilişkin bir açıklama veya telmih (üstü kapalı anlatım) yer almamıştır.
İkinci olarak yazarın sözünü ettiği Abdâl Mûsâ Vakfı, sadece Bursa Kaplıcaları'nda değil aynı zamanda Bergama'ya bağlı bir yerde de bulunmaktadır. Söz konusu vakfiyeye ilişkin resmi kayıtları ilk kez okuyan Ömer Lütfi Barkan vakfın "Bergama tevabiinde (Bergama'ya bağlı bir yerde)"[20] olduğunu yazmıştır.
Üçüncü olarak: Abdâl Mûsâ Vakfı, Orhan Bey'in bir armağanı (lütfu) olmayıp Abdâl Mûsâ Sultân'ın alın terinin ürünüdür. Bu konuda Ömer Lütfi Barkan ve Enver Meriçli şunları söylüyor:
1049 numaralı Bursa Evkaf defteri'nden (No. 1) öğrendiğimize göre; Abdal Musa isminde bir derviş, özel girişimi ve varlığı ile bir zaviye inşa edip, kendisine ait iki çiftlik miktarı ziraat topraklarını, bağlarını ve meyve ağaçlarının mahsulünü, şehirdeki mülk dükkanını ve evlerini bu zaviyeye vakfetmiş idi.[21]
Gelelim dördüncü yanlışa: Yazar, İslâmiyeti derinliğine incelemeden, onun Peygamberi'nin buyruklarını göz ardı ederek konuşup-yazmaktadır. "Dine küfrederek, dinin gericileşmesine ve (dinin gerici yorumunun) şehitlik mertebesine yükselmesine"; neden olmaktadır.[22]
Erdoğan Aydın'a göre Abdâl Mûsâ, devlete yani Osmanlı'ya karşıdır ve "Kızılbaş geleneğin önemli sözleri arasına girecek olan" bir öğüt bırakır. Bu öğüt ise şudur: "Zahir padişahına yakın olma. Dünyalık için rütbe ve makam dağıtana varma…"
Sayın Aydın, Abdâl Mûsâ Velâyetnâmesi'nde geçen "zâhir padişahına[23] yakın olma" öğüdünün, İslâmın Peygamberi Hz. Muhammed'in bir buyruğu olduğunu bilmemektedir. Hz. Peygamber inanan bilginlere şu talimatı vermiştir:
Halkın içinde Allah'ın en fazla sevmediği kişi buyruk sahiplerini (kamu otoritesi kullananları) ziyaret eden bilgindir.
Bir bilgini padişahla fazla düşer-kalkar gördün mü, bil ki o, hırsızın biridir.[24]
Ümmetimden bana uyanların en üstünü padişahın (buyruk sahiplerinin) kapılarına yaklaşmayanlardır.[25]
Benzer buyruklar Hz. Alî tarafından da verilmiştir.[26]
Sayfalarca artırılması olanaklı olan buyruklardan hareket eden Babagân Bektâşîleri şöyle bir aforizma yaratmışlardır: "Politika hamamcının tasına benzer, bir cünübün elinden başka bir cünübün eline geçer." Bu nedenle Babagân vatan savunması söz konusu olmadıkça siyasete yüz vermez. [27]
Abdâl Mûsâ Velâyetnâmesi'nden alınan ve Erdoğan Aydın tarafından kullanılan sözler, Abdâl Mûsâ Hazretleri'nin gerçek İslâma uyduğunu, dünyanın makam ve malına tenezzül etmediğini kanıtlar. O'nun Babaîlik Okulu'nun yetiştirdiği Edeb Ali (Edebali)'nin torunu Orhan Bey'e karşı çıktığı ve bu nedenle Bursa'yı terk ettiği, Aydıngil taifesi'nin spekülasyonundan başka bir şey değildir. Esasen aşağıda sunulacağı üzere, aşiret ileri gelenlerinin seçimi ile bey olan ve Alevîlik/Bektâşîliğin atası olan Ahîliğin üyesi olan Orhan Gazî'ye Hacı Bektâş Halîfesi olan Abdal Mûsa'nın karşı çıkması asla düşünülmemelidir.
Hacı Bektâş Velî Hazretleri'ni her yıl üç milyonun üzerinde insan ziyaret etmektedir. Ziyaretçilerin büyük çoğunluğu ziyaretlerinin bir ibadet olduğuna da inanmaktadırlar. Hacı Bektâş Velî'yi ziyaret edenler, ziyaretlerini tamamladıktan sonra Balım Sultan'ın türbesine gitmekte ve O'na da saygılarını (niyazlarını) sunmaktadırlar. Türkiye'de ve Balkanlar'da yaşayan Alevî/Bektâşîlerin inancına göre: "Elmanın bir yarısı Hacı Bektâş, öteki yarısı ise Balım Sultan'dır".
Kendisine "aydın" diyen bir gurup insan çıkacak ve yalan yanlış belgelere dayanarak, masallar uydurarak, insanların gönlünde taht kurmuş bir kutsala saldıracak. Boyunu aşarak "efsaneden gerçeğe martavalları"nı atacak.
Mustafa Kemal
08-01-2009, 08:44 AM
Notlar
[1] Milli Eğitim Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Tarafından Hazırlanan Atatürkçülük, İstanbul 1988, C. 2. s. 163.
[2] Ali Haydar Avcı, Bize de Banaz'dan Pir Sultan Derler, s. 80'den aktaran: Erdoğan Aydın, Cumhuriyet Gazetesi, 1 Eylül 2007 tarihli nüshası. Siyah harfler Fakîr'e (bize) aittir.
[3] Ali Haydar Avcı, Bize de Banaz'da Pir Sultan Derler, Cumhuriyet Kitapları, İstanbul 2004, s. 95,96.
[4] Sözünü ettiğim belgeler için bakınız: Doç. Dr. Bedri Noyan Dedebaba, Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik,Ardıç Yayınları. Cilt 8. Bu eser yayıma hazırlanmaktadır.
Elimizdeki en eski erkânnâme 17. yüzyıla aittir. Bu erkânnâmede törenlerin Meydan Evi'nde yapılacağı yazılmaktadır. Bu nedenle 17. yüzyılı yazdım.
[5] Delil: Çerağlar uyarılırken (yakılırken) yakılan mum.
Uyarmak: Çerağda bulunan mumları yakmak.
Bu dörtlük Bedri Noyan Dedebaba'nın yayıma hazırlanan Bütün Yönleriyle Bektâşîlik ve Alevîlik isimli kitabın 8. cildinden aktarılmıştır.
[6] Bedri Noyan Dedebaba'nın yayımlanacak 8. cildinden aktarılmıştır.
[7] Bizim nasib adını verdiğimiz törene, Alevîler ikrar veya müsâhib kavline girmek adını vermektedirler. Alevîler de cem'lerine (gerçek cem'lerine) ikrarlı olmayanları (musahib kavline girmeyeyenleri) almazlar.
[8] Bu gizliliği Bedri Noyan Dedebaba kaldırmaktadır. Yukarıda sözünü ettiğim 8. cilt erkânnâme cildidir.
[9] Ali Haydar Avcı, Osmanlı Gizli Tarihinde Pir Sultân Abdâl, Bütün Deyişleri, Nokta Kitap, İstanbul 2006.
[10] Fakîr'e ve mürşidlerim (aydınlatıcılarım) Bedri Noyan ve Ali Sümer Babalara göre Bektâşîlik/Alevîlik bir tarikat değildir. O, Orta Çağda tarih sahnesine çıktığı için tarikat görüntüsüne bürünmüştür. Çünkü Orta çağda akıl, bilim ve felsefe vb. adına din denilen (aslında İslâmla hiç alakası olmayan) zindanda tutsaktır. Bektâşîlik bu zorunluluk nedeni ile tarikat olarak adlandırılmış ve Bektâşîler bu adlandırmaya karşı çıkmamışlardır. Çünkü çıktıkları an yok edileceklerdi. Bektâşîlik/Alevîlik Kâmil (Olgun) insan yetiştirme eğitim metodolojidir.
[11] A.g.y., s. 184.
[12] A.g.y., s. 186.
[13] A.g.y., s. 186.
[14] A.g.y., s. 186.
[15] A.g.y., s. 188. Bu dörtlünün, ölçü bozukluğu nedeniyle Pir Sultan Abdal'a ait olmaması gerekir.
[16] Âl-i Osman: Osman oğulları . Bu dize ile Balım Sultan'ın II. Bayazid'e nasib verdiği anlatılmaktadır.
[17] Bu sözcüğün aslı "karıp" olmayıp karîbdir.
[18] Erdoğan Aydın, Cumhuriyet Gazetesi, 25 Ağustos 2007 tarihli nüshasında yayımlanan Bektâşîliğin Yapı Bozumu başlıklı incelemeden aktarılmıştır.
[19] Bakınız: Musa Seyirci, Abdal Musa Sultan, Der yayınları, İstanbul 1999.
İsmail Kaygusuz, Abdal Musa Sultan Velayetname, Karacaahmet Sultan Derneği Yayınları, İstanbul 2008.
[20] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Vakıflar Dergisi, Vakıflar Umum Müdürlüğü neşriyatı, cilt 2, Ankara 1942, s. 20.
[21] Daha ayrıntılı bilgi için bakınız: Ömer Lütfi Barkan – Enver Meriçli, Hüdavendigâr Livası Tahrir Defterleri 1, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s. 140.
[22] Tırnak içindeki sözler materyalizmin piri K. Marx-Fredirich Engels, Din Üzerine, Sol Yayınları, Ankara 1995'den yorumlanarak alınmıştır. Adı geçen kitapta geçen şu sözleri dine saldırmayı meslek edinenlerin ibret alması için aynen alıyorum: "... Ama bu bizim Blankicilerimizin işine gelemez. Herkesten daha çok radikal olduklarını tanıtlamak için, 1793'teki gibi Tanrı'yı yasayla ortadan kaldırıyorlar." s. 134.
[23] Bektâşîlik iki tür padişah bilir. Bunlar zâhir padişahı (devlet yöneticileri) ve bâtın padişahı ( kâmil insan) dır.
[24] Abdülbâki Gölpınarlı, Hz. Muhammed ve Hadisleri, Bilbeyki İnşaat, İhracat Turizm, Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Yayınları, No: 2, s. 97.
[25] A.g.y.., s. 110.
[26] Ayrıntılı bilgi için bakınız: Hazret-i Alî, Nehc'ül-Belâga, Der Yayınları, İstanbul.
Ayrıca: Hazret-i Alî Divânı, Çeviren Müstakimzâde Süleyman Sadettin Efendi, Ana (Der) Yayınları, İstanbul 1981.
[27] Bu geleneği sürdüren Salih Niyazi Dedebaba 1915 yılında Dergâh'ı ziyarete gelen ve adı besmele ile anılan Osmanlı Halifesi'nin damadı, Harbiye Nâzırı Enver Paşa'yı, Hacıbektaş Dergâhı (Pîr Evi)'nın avlusunda karşılarken; boynunda padişahın idam fermanını taşıyan, paşalık ünvanı elinden alınan Gazî Mustafa Kemâl'i, 22 Aralık 1922 yılında, Dergâh'a beş altı kilometre uzak olan Beş Taşlar mevkiinde karşılamıştır.
Şakir Keçeli: Çarpıtılan Tarih. [Yayına Hazırlayan: Özgür Savaşçı] Hacıbektaş Eğitim ve Kültür Derneği Yayınları No: 3, Ankara 2008, 102 S., ISBN 978-975-01619-2-6
Harabad
11-01-2009, 08:32 AM
Paylaşım için teşekkürler, ama yukarıdaki yazı sadece sevgili yazarımızın düşüncelerini ifade eder!
Hacı Bektaş Veli Alevi midir? Bektaşi midir? bektaşiliği kurmuşmudur?
Hacı Bektaş Hazretleri Alevidir!!!
Bektaşiliği balım Sultan kurmuştur!
Aleviliğin neyini beğenmedide Bektaşiliği kurdu??
Daha doğrusu; Bektaşiliği kim kur dedi?::: Yavuz Selim değil mi?
Yavuz istedi; Balım Alevi yoluna ihanet edip Bektaşiliği kurdu; buda yetmedi Kanuninin kaynı Sersem Ali denilen ajanı Dergahımıza Pir yaptı!!!
işte Osmanlının Balımı; alevilerin ihanetçisi.
Mustafa Kemal
13-01-2009, 08:01 AM
Paylaşım için teşekkürler, ama yukarıdaki yazı sadece sevgili yazarımızın düşüncelerini ifade eder!
Hacı Bektaş Veli Alevi midir? Bektaşi midir? bektaşiliği kurmuşmudur?
Hacı Bektaş Hazretleri Alevidir!!!
Bektaşiliği balım Sultan kurmuştur!
Aleviliğin neyini beğenmedide Bektaşiliği kurdu??[/SIZE]
Daha doğrusu; Bektaşiliği kim kur dedi?::: Yavuz Selim değil mi?
Yavuz istedi; Balım Alevi yoluna ihanet edip Bektaşiliği kurdu; buda yetmedi Kanuninin kaynı Sersem Ali denilen ajanı Dergahımıza Pir yaptı!!!
işte Osmanlının Balımı; alevilerin ihanetçisi.
Terbiyesizliğinde bir sınırı yoktur.Yukarıdaki iftiralarınızdan dolayı sizi kınıyorum.
İspat edemiyorsanız bari araştırma cüretini gösteriniz.Mahalle kahvesinde Bektaşilere yapılan iftiraları burada bir bilgiymiş gibi sunmanız yanlıştır.
Yavuz bektaşiliği kurmuş,Balım Sultan Aleviliğe ihanet etmiş.Senin bahsettin alevilik nedir?Bektaşi dergahları Alevi değil mi?Abdal Musa 'da bektaşi.Neden Abdal Musa cemi yapıp duruyorsunuz?Aleviler,Hacı Bektaş Veli Dergahı'na neden her sene gidiyor?
Balım Sultan olsun,Sersem Ali DedeBaba olsun önemli şahsiyetlerdir.Sersem Ali DedeBaba pir dergahına geldiğinde dergahın kapısına klit vurulmuş,ocak kaynamaz hale gelmişti.Tarihten bir haber yaşayıp,kaynağınızı da köy kahvesinden alırsanız elbetteki Bektaşiler kötü insanlar olacaktır.
Alevilik tarifini bile ateistliğe yoran insanlar,bana kalkıp da Balim Sultan,Sersem Ali Dedebaba hakkında ileri geri laf edemez.
Sizi sözlerinizi kanıtlamaya davet ediyorum.Edemeyecekseniz terbiyesizliğinizden dolayı Bektaşi toplumundan özür dileyiniz.
Harabad
13-01-2009, 08:19 AM
Terbiyesizliğinde bir sınırı yoktur.Yukarıdaki iftiralarınızdan dolayı sizi kınıyorum.İspat edemiyorsanız bari araştırma cüretini gösteriniz.Mahalle kahvesinde Bektaşilere yapılan iftiraları burada bir bilgiymiş gibi sunmanız yanlıştır.
Yavuz bektaşiliği kurmuş,Balım Sultan Aleviliğe ihanet etmiş.Senin bahsettin alevilik nedir?Bektaşi dergahları Alevi değil mi?Abdal Musa 'da bektaşi.Neden Abdal Musa cemi yapıp duruyorsunuz?Aleviler,Hacı Bektaş Veli Dergahı'na neden her sene gidiyor?
Balım Sultan olsun,Sersem Ali DedeBaba olsun önemli şahsiyetlerdir.Sersem Ali DedeBaba pir dergahına geldiğinde dergahın kapısına klit vurulmuş,ocak kaynamaz hale gelmişti.Tarihten bir haber yaşayıp,kaynağınızı da köy kahvesinden alırsanız elbetteki Bektaşiler kötü insanlar olacaktır.
Alevilik tarifini bile ateistliğe yoran insanlar,bana kalkıp da Balim Sultan,Sersem Ali Dedebaba hakkında ileri geri laf edemez.
Sizi sözlerinizi kanıtlamaya davet ediyorum.Edemeyecekseniz terbiyesizliğinizden dolayı Bektaşi toplumundan özür dileyiniz.
Uslubunuza gerçektende diyecek söz bulamıyorum. Sizin terbiyeniz ve terbiye sınırınız belli, seviyenize inmeye asla niyetim yok. O nedenle muhatap olarak sizi almıyorum, buradanda site yöneticilerine konuya hakim olmalarını rica ediyorum.
Alevilik ve Bektaşilik birbirinden farklı inanç yapılarıdır. bunu bilmemeniz sizin eğitim sorununuzdur.
Aleviliğe uymayanlar Yavuz selimin telkinleri ile bektaşiliği kurmuştur. Senin bektaşi belgeleri dediğin osmanlının düzmece belgeleridir. Tahrip ettiği aleviliğin yerine bektaşiliği kurmuştur.
Sersem ali paşa yı savunan bir zihniyet ile asla muhatap olamam. şükür olsun ki aleviyim, yola ihanet etmemişem...
Mustafa Kemal
13-01-2009, 08:24 AM
Uslubunuza gerçektende diyecek söz bulamıyorum. Sizin terbiyeniz ve terbiye sınırınız belli, seviyenize inmeye asla niyetim yok. O nedenle muhatap olarak sizi almıyorum, buradanda site yöneticilerine konuya hakim olmalarını rica ediyorum.
Alevilik ve Bektaşilik birbirinden farklı inanç yapılarıdır. bunu bilmemeniz sizin eğitim sorununuzdur.
Aleviliğe uymayanlar Yavuz selimin telkinleri ile bektaşiliği kurmuştur. Senin bektaşi belgeleri dediğin osmanlının düzmece belgeleridir. Tahrip ettiği aleviliğin yerine bektaşiliği kurmuştur.
Sersem ali paşa yı savunan bir zihniyet ile asla muhatap olamam. şükür olsun ki aleviyim, yola ihanet etmemişem...
Seviyeme sakın düşmeyin.Siz bana cevap veremediniz ki seviyenizi ölçeyim.İyi ki Alevisin.Her şeyi çok biliyorsanız,düzmece dediğiniz Bektaşi tarihini neden açıklamıyorsunuz.Yazılı geleneği az olup,Sözlü gelenekle aktarılmış olan Alevilik tahribata hiç mi uğramadı?Yavuz Selim kurmuş Bektaşiliği kurmuşsa sizden belge istedik.Açıklayamadınız.Demek ki Seviyeniz Bektaşiliğe iftira atmakmış.
Beyefendi önce ağzınıdan çıkanın arkasındaysanız belgelerinizi de ortaya koyarsınız.Balım Sultan ve diğer Bektaşi büyüklerine hakaret edemezsiniz.Bu da sizin seviyenizi gösterir.
Harabad
14-01-2009, 11:25 AM
Karşılıklı atışmaya asla niyetim yok!
Madem bektaşilik çok ulu bir inanç; Alevi inancında dem; mürşid kelamıdır! Beltaşilikte ise şarab yada rakı içmektir.
Alevilikte posta sadece evladıresul oturur; bektaşilikte sıradan, sırf ilmi fazla diye baba oturur...
Size belge sunmamı istiyorsunuz; öyleyse bektaşiliğin iç yüzü diye bir kitabınız var; açın onu okuyun, bekvakid namaz kılınız diye emir var. Bu alevilik mi?
En iyisi siz ve balım hazretleri bektaşi kalın, zaten sizi alevi olarak görmüyorum..
Mustafa Kemal
15-01-2009, 08:31 AM
Karşılıklı atışmaya asla niyetim yok!
Madem bektaşilik çok ulu bir inanç; Alevi inancında dem; mürşid kelamıdır! Beltaşilikte ise şarab yada rakı içmektir.
Alevilikte posta sadece evladıresul oturur; bektaşilikte sıradan, sırf ilmi fazla diye baba oturur...
Size belge sunmamı istiyorsunuz; öyleyse bektaşiliğin iç yüzü diye bir kitabınız var; açın onu okuyun, bekvakid namaz kılınız diye emir var. Bu alevilik mi?
En iyisi siz ve balım hazretleri bektaşi kalın, zaten sizi alevi olarak görmüyorum..
Bahsettiğiniz eser M.Tevfik Otyan'ın 1939 yılında yazdığı "Bektaşiliğin İçyüzü" kitabıdır.Bu kitap daha çok Sucuattin Veli Dergahı'nda dervişlik yapan Genç Abdal'dan bahseder.İçerik olarak Bektaşiliği anlatmıştır.Bu kitap kütüphanemde mevcuttur.Kitabın içinde sizin bahsettiğiniz hususlara rastlamadım.
5 vakit namaz kılmak diye bir emir bu kitabın içinde geçmemektedir.
Alevilikte dem mürşid kelamı demişsiniz,içilen içki nedir?Uludağ gazozu mu içiyorsunuz?Sonra da onbin baloncuk yuttum mu diyorsunuz?
Dem divan edebiyatı içinde geçen ve Alla'ın kelaminın bir katresidir.Kelam kelimesi,bilgisinin sınırı olan İnsanoğl için kullanılmaz.
Kelam,dem Tasavvuf edebiyatının parçasıdır.Alevi ozanları tasavvuf eğitimini Bektaşi dergahlarından almıştır.Nesimi,Pir Sultan Abdal,Kaygusuz Abdal,Yunus Emre hepsi Bektaşi eğitimi almıştır.Bu saydıklarım ve niceleri BEKTAŞİ'dir.
Alevilerde posta evlad-ı resul oturuyormuş.Post,Evlad-ı resul olana babasından mı miras kalıyor?Hiç bir niteliği olmayan bir bir kişi ocakzade olsa bile posta oturabiliyor.Bektaşilikte Hakikat makamına gelmemiş biri asla posta oturtulmaz.
talip-muhib-derviş-baba-halifebaba-dedebaba olarak tarikat içinde yapılanma vardır.Turgut Koca'nın güzel bir sözü vardır:"Bektaşi tarkatı askeri ocakmı ki önüne geleni alalım! " Her önüne gelen kapıdan içeri alınmıyor.
Yazdığınız kelimelerden bihabersiniz ve kalkıp tavsiyede bulunuyorsunuz.Önce kendiniz araştırın ve kalkıpta Bektaşiliğe hakaret etmeyiniz.
Harabad
16-01-2009, 10:40 AM
1- Bahsettiğiniz eser M.Tevfik Otyan'ın 1939 yılında yazdığı "Bektaşiliğin İçyüzü" kitabıdır.Bu kitap daha çok Sucuattin Veli Dergahı'nda dervişlik yapan Genç Abdal'dan bahseder.İçerik olarak Bektaşiliği anlatmıştır.Bu kitap kütüphanemde mevcuttur.Kitabın içinde sizin bahsettiğiniz hususlara rastlamadım.
5 vakit namaz kılmak diye bir emir bu kitabın içinde geçmemektedir.
2- Alevilikte dem mürşid kelamı demişsiniz,içilen içki nedir?Uludağ gazozu mu içiyorsunuz?Sonra da onbin baloncuk yuttum mu diyorsunuz?
Dem divan edebiyatı içinde geçen ve Alla'ın kelaminın bir katresidir.Kelam kelimesi,bilgisinin sınırı olan İnsanoğl için kullanılmaz.
3- Alevilerde posta evlad-ı resul oturuyormuş.Post,Evlad-ı resul olana babasından mı miras kalıyor?Hiç bir niteliği olmayan bir bir kişi ocakzade olsa bile posta oturabiliyor.
Siz en iyisi Bektaşiliğin İçyüzü kitabını yine okuyunuz. O kitapta namaz kısmını iyice okuyunuz. bektaşiler namaz kılar mı kılmaz mı öğren! Anlaşılan sen bu eseri okumamışsın. O nedenle 5 vakid namazı bektaşilerin kitabında yazılı olduğunu ve bunla ilgili deyişlerinde içinde yazılı olduğunu her halukarda kanıtlarım.
İbadette içki alan bir alevi dedesi gösterin?
Aleviler asla ibadette içki almazlar. Sizin gibi yozlaşanlar içiyorsa buda alevileri alakadar etmez. İbadet ederken dem yaerine yani kelam yerine içki almanızın bana makul ve mantıklı bir gerekçesini söylermisin. Yunus Emre nin piri kimdir? Tapduk emre, oda mı bektaşiydi. Bu kadar bilgi yoksunu biri olacağınızı tahmin etmiyordum.
Bektaşilik balım sultan tarafından kurulmuştur. içki bu denemde ibadete dahil edilmiştir.
Posta tabiki muhammed soyundan gelen oturur. ama ilmen ve kemalen ileri olan oturur. sizde bu posta oturana talip olursunuz, ama siz bunu bile gözardı edip babalara tabii olmuşsunuz, Hacı Bektaş veli baba mı dede miydi? İmam Musa Kazım soyundan gelen bir dedeydi!
size daha fazla birşey yazmak istemiyorum, çünkü farklı düşüncelerin sahipleriyiz. siz babacı ben dedeciyim. siz içkili ibadete meyilli, ben kelamlı ibadetin içindeyim..
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.