Rojaazme
22-10-2006, 01:51 PM
Dursun Gümüşoğlu
Sarı Saltuk
Sarı Saltuk bizim alp erenler dediğimiz, yiğit dervişlerdendir. Türk halkına sadece mistik inanışlarını aşılamak ve olgunlaştırmakla kalkmayıp savaşçı arkadaşları ile düşman topraklarına akınlar yapıp çarpışmış kimselere Alp erenler diyoruz. Osmanlı’lığın kıl çadırda çıkıp cihangir bir devlet haline gelmesinde fütuhat ricali denilen Horasan erlerinin ve Bektaşi dervişlerinin rolü çok büyüktür. Fetihler yapılmadan senelerce önce Dervişler o ülkelere gider halka sevgiyi hoşgörüyü götürürdü. Kralların keyfi idareleri çok zaman aşırı baskıcı tutumları karşısında çaresiz kalan insanlara Dervişler umut ışığı ve kurtuluş yolu olurdu. Bu nedenle Avrupada’ki pek çok kale içten feth edilmiştir. İstanbul’un Fatih tarafından fethi eğer Bizansın ortodoks halka aşırı baskısı ve onları yok etmeye yönelik çabaları olmasaydı, İstanbul’un fethi daha çok uzun zaman alırdı. Fetih’ten sonra ise Bizans’ta yaşayan her milletten ve mezhebden insanlara büyük özgürlük getirmişti. Osmanlının kuruluşundan Arap tesirlerinin başladığı Yavuz Sultan Selim zamanına kadar ki dönemde Özellikle Bektaşi dervişlerinin insanlara hizmetleri ve kerametleri Osmanlı’nın yücelmesini sağladı.
Evliya çelebi Ahmed Yesevi’nin Rum diyarındaki Türklerle ilgisini kesmediğini, onlara aralıksız aydınlatıcılar, yardımcılar gönderdiğini yazmıştır. Bektaşi inanışlarına göre Sarı Saltık bir çoban olup Hz. pir’in buyruğu ile yanına iki er alarak seccadesini su üzerinde yürütüp görevini yapmaya gitmiştir. Bir dönem Rum’a yani Anadolu’ya dönmüşse de tekrar Dobriçe’ye gelip orada Hakka yürümüş vasiyeti üzerine cenazesi yedi tabuta konmuş çeşitli milletlerden kendisine bağlı olanlar birer tanesini alıp götürmüşlerdir.
Bu yüzden yedi yerde makamı vardır. Anadolu da pek çok veli’nin halkın kendilerine olan sevgisi nedeni ile aynı şahsa ait makamlar muhtelif şehirler de mevcuddur. Bu makamların çokluğu onların halkın gönlünde nasıl ölümsüzleştiğinin bir göstergesidir. Horasandan geldiğinde Anadolu’daki beyler arasında Osman Gazi’yi gözü tutmuş , ona gayret kemeri kuşatmış ( bir söylentiye göre Osman bey’i Edirne’ye davet etmiş kemeri orada kuşatmış) kendi kullandığı beyaz bayrağını da ona hediye göndermiştir. Nezihe Araz Anadolu Evliyaları adındaki eserinde Sarı Saltuk’un 93 yıllık hayatı boyunca rahat yüzü görmeden dinlenmeden bir Türk İslam cennet vatanı kurulması uğruna İran Hindistan Kafkasya, Türkistan Çin Kırım Kıpçak Endülüs Güney Doğu Avrupa dolaylarında dolaşıp emekler verdiğini yazıyor.
Söylentiye göre Edirne’nin alınışında da payı vardır ve hayatının son 40 yılında sık sık oraya gitmiştir. Dobriçe de bir ejderha öldürüp kral kızını kurtarması, Lehistan da bir papazı öldürmesi bir çoklarının İslamiyeti kabul etmesini sağlamıştır.Horasan erlerinin Alp erenlerin başarılarının sırları burada odaklanmıştır. Çünkü hem toprak fethediyorlar, hemde oradaki insanların gönüllerini kazanmak için beraberce yaşıyorlar. İstanbulun Fethi savaşlarında Fatih’in düşüne girip 1”Ben Sarı Saltuk’um Al İstanbul’un anahtarlarını Fakat bu anahtarları Edirne’de sakla Sultan’ım “ dediği bir menkıbede yazılıdır. Bu da güzel bir görüştür. İstanbul, Edirne’siz kapısı açık bir şehir demektir. II Beyazıd’ın Sarı Saltık adına yatır, imaret ve dergah, han, kervansaray yapmasının şöyle güzel bir öyküsü vardır.
Beyazıd ı Veli Akkerman ve Kili Kalelerini almaya yürümesi üzerine Köstence’nin biraz kuzeyinde Baba dağında otağını kurar. O yörede yaşayan halk Sarı Saltuk’un kaybolan mezarının bir gün gelecek bir veli hükümdar bulacak söylentisine inanırlarmış. Beyazıd ı Veli’ye bunu hatırlatırlar. O da Hocası Kara Şemseddin ile beraber istihareye yatarlar. Gördükleri düşü ayrı ayrı yazıp zarfa kor yapıştırır, İstanbul Şeyh-ül İslama gönderirler gördükleri düş ayni olduğu ortaya çıkar. Sarı Saltuk Sultan’ın mezarı böylece bulunur. Üzerine yatır ve başka yapılar yapılır. Yatırın o zaman ki halini Evliya Çelebi Seyahatnamesine uzun uzun anlatır. Velayetnameye göre Sarı Saltuk ile Hz. Pir’in karşılaması şöyledir.
Bir gün Hazreti Hünkar Çilehanedeydi. Çilehaneden çıkar ve zem zem pınarı denilen yere gelir. Görürler ki bir çoban bir bölük koyun ile o pınarın kenarına yürür. Hz. Hünkar çobanın yanına vardı arkasını sıvazladı “adın nedir ?” dedi. Çoban cevap verdi adım “Sarı Saltuk’tur. dedi . Hz. Hünkar “ Durma yürü, seni Rum’a saldık dedi çobana sefa nazar edip himmet etti. Gözün sığadı, an ı vahitte erin nazarı kimyadır, erlik mertebesine erdi. “ Erenler şahı koyunları ne yapalım dedi”. Hz. pir cevap verdi. “koyunların sahibi gelene kadar buradan ayrılma” dedi.
Sarı Saltuk
Sarı Saltuk bizim alp erenler dediğimiz, yiğit dervişlerdendir. Türk halkına sadece mistik inanışlarını aşılamak ve olgunlaştırmakla kalkmayıp savaşçı arkadaşları ile düşman topraklarına akınlar yapıp çarpışmış kimselere Alp erenler diyoruz. Osmanlı’lığın kıl çadırda çıkıp cihangir bir devlet haline gelmesinde fütuhat ricali denilen Horasan erlerinin ve Bektaşi dervişlerinin rolü çok büyüktür. Fetihler yapılmadan senelerce önce Dervişler o ülkelere gider halka sevgiyi hoşgörüyü götürürdü. Kralların keyfi idareleri çok zaman aşırı baskıcı tutumları karşısında çaresiz kalan insanlara Dervişler umut ışığı ve kurtuluş yolu olurdu. Bu nedenle Avrupada’ki pek çok kale içten feth edilmiştir. İstanbul’un Fatih tarafından fethi eğer Bizansın ortodoks halka aşırı baskısı ve onları yok etmeye yönelik çabaları olmasaydı, İstanbul’un fethi daha çok uzun zaman alırdı. Fetih’ten sonra ise Bizans’ta yaşayan her milletten ve mezhebden insanlara büyük özgürlük getirmişti. Osmanlının kuruluşundan Arap tesirlerinin başladığı Yavuz Sultan Selim zamanına kadar ki dönemde Özellikle Bektaşi dervişlerinin insanlara hizmetleri ve kerametleri Osmanlı’nın yücelmesini sağladı.
Evliya çelebi Ahmed Yesevi’nin Rum diyarındaki Türklerle ilgisini kesmediğini, onlara aralıksız aydınlatıcılar, yardımcılar gönderdiğini yazmıştır. Bektaşi inanışlarına göre Sarı Saltık bir çoban olup Hz. pir’in buyruğu ile yanına iki er alarak seccadesini su üzerinde yürütüp görevini yapmaya gitmiştir. Bir dönem Rum’a yani Anadolu’ya dönmüşse de tekrar Dobriçe’ye gelip orada Hakka yürümüş vasiyeti üzerine cenazesi yedi tabuta konmuş çeşitli milletlerden kendisine bağlı olanlar birer tanesini alıp götürmüşlerdir.
Bu yüzden yedi yerde makamı vardır. Anadolu da pek çok veli’nin halkın kendilerine olan sevgisi nedeni ile aynı şahsa ait makamlar muhtelif şehirler de mevcuddur. Bu makamların çokluğu onların halkın gönlünde nasıl ölümsüzleştiğinin bir göstergesidir. Horasandan geldiğinde Anadolu’daki beyler arasında Osman Gazi’yi gözü tutmuş , ona gayret kemeri kuşatmış ( bir söylentiye göre Osman bey’i Edirne’ye davet etmiş kemeri orada kuşatmış) kendi kullandığı beyaz bayrağını da ona hediye göndermiştir. Nezihe Araz Anadolu Evliyaları adındaki eserinde Sarı Saltuk’un 93 yıllık hayatı boyunca rahat yüzü görmeden dinlenmeden bir Türk İslam cennet vatanı kurulması uğruna İran Hindistan Kafkasya, Türkistan Çin Kırım Kıpçak Endülüs Güney Doğu Avrupa dolaylarında dolaşıp emekler verdiğini yazıyor.
Söylentiye göre Edirne’nin alınışında da payı vardır ve hayatının son 40 yılında sık sık oraya gitmiştir. Dobriçe de bir ejderha öldürüp kral kızını kurtarması, Lehistan da bir papazı öldürmesi bir çoklarının İslamiyeti kabul etmesini sağlamıştır.Horasan erlerinin Alp erenlerin başarılarının sırları burada odaklanmıştır. Çünkü hem toprak fethediyorlar, hemde oradaki insanların gönüllerini kazanmak için beraberce yaşıyorlar. İstanbulun Fethi savaşlarında Fatih’in düşüne girip 1”Ben Sarı Saltuk’um Al İstanbul’un anahtarlarını Fakat bu anahtarları Edirne’de sakla Sultan’ım “ dediği bir menkıbede yazılıdır. Bu da güzel bir görüştür. İstanbul, Edirne’siz kapısı açık bir şehir demektir. II Beyazıd’ın Sarı Saltık adına yatır, imaret ve dergah, han, kervansaray yapmasının şöyle güzel bir öyküsü vardır.
Beyazıd ı Veli Akkerman ve Kili Kalelerini almaya yürümesi üzerine Köstence’nin biraz kuzeyinde Baba dağında otağını kurar. O yörede yaşayan halk Sarı Saltuk’un kaybolan mezarının bir gün gelecek bir veli hükümdar bulacak söylentisine inanırlarmış. Beyazıd ı Veli’ye bunu hatırlatırlar. O da Hocası Kara Şemseddin ile beraber istihareye yatarlar. Gördükleri düşü ayrı ayrı yazıp zarfa kor yapıştırır, İstanbul Şeyh-ül İslama gönderirler gördükleri düş ayni olduğu ortaya çıkar. Sarı Saltuk Sultan’ın mezarı böylece bulunur. Üzerine yatır ve başka yapılar yapılır. Yatırın o zaman ki halini Evliya Çelebi Seyahatnamesine uzun uzun anlatır. Velayetnameye göre Sarı Saltuk ile Hz. Pir’in karşılaması şöyledir.
Bir gün Hazreti Hünkar Çilehanedeydi. Çilehaneden çıkar ve zem zem pınarı denilen yere gelir. Görürler ki bir çoban bir bölük koyun ile o pınarın kenarına yürür. Hz. Hünkar çobanın yanına vardı arkasını sıvazladı “adın nedir ?” dedi. Çoban cevap verdi adım “Sarı Saltuk’tur. dedi . Hz. Hünkar “ Durma yürü, seni Rum’a saldık dedi çobana sefa nazar edip himmet etti. Gözün sığadı, an ı vahitte erin nazarı kimyadır, erlik mertebesine erdi. “ Erenler şahı koyunları ne yapalım dedi”. Hz. pir cevap verdi. “koyunların sahibi gelene kadar buradan ayrılma” dedi.