Sürgün_24
11-09-2006, 06:25 AM
KUR'AN-I KERÝM VE EHL-Ý BEYT
» Ahzâb Sûresi’nin 33. âyeti:
“Ýnnemâ yüriydullahü liyüzhibe ankümürricse ehlelbeyti ve yütahhireküm tathiyrâ”
Meâli: “Ey «Ehl-i Beyt», Allah sizden günahý, her türlü fenalýklarý ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kýlmak murad eder.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduðunda, Hz.Peygamber zevcelerinden Ümmü Seleme’nin evinde idi. Hz.Muhammed; Hz.Ali, Hz.Fâtýma, Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’i çaðýrdý, onlarý örtündüðü abasýnýn altýna aldý ve “Allah’ým, iþte bunlar benim «Ehl-i Beyt’im» dir” buyurmuþlardýr.
» Ahzâb Sûresi’nin 56. âyeti:
“Ýnnallâhe ve melâiketehü yusallûne alennebiyy, yâ eyyühelleziyne âmenû sallû aleyhi ve sellimû tesliymâ”
Meâli: “Þüphe yok ki Allah ve melâikesi Peygamber’e selâvat getirirler. Ey îman edenler! Siz de O’na selâvat getirin; selâm getirin.”
Açýklama: Kendilerinden; “Sana nasýl selâvat edelim” diye sorduklarýnda Hz.Peygamber; “Allahümme salli Alâ Muhammedin ve Alâ Âl-i Muhammed” deyin buyurmuþlardýr.
Þu halde, Allah ve Peygamber’in emriyle Peygamber’e selât ve selâm verilirken Âl-i’ne; Ali, Fâtýma, Hasan ve Hüseyin’e de selât ve selâm veriliyor.
» Âl-i Ýmran Sûresi’nin 61. âyeti:
“Femen hacceke fiyhi min ba’di mâ câeke minel’ilmi fekul te’âlev,ned’u ebnâenâ ve ebnâeküm ve nisâena ve nisâeküm ve enfüsenâ ve enfüseküm sümme nebtehil fenec’al la’netallahi alelkâzibiyn”
Meâli: “Sana ilim vâsýl olduktan sonra ÃŽsâ hakkýnda her kim sana karþý çene çalarsa onlara dersin: Gelin oðullarýmýzý, oðullarýnýzý;kadýnlarýmýzý, kadýnlarýnýzý çaðýralým siz de gelin biz de gelelim sonra lânetleþelim, Allah’ýn lâneti yalancýlara olsun, diye niyaz edelim.”
Açýklama: Bu âyet “Ehl-i Beyt” hakkýnda nâzil olmuþtur. Kitap ehlinin vergi vererek dinlerinde kalabilecekleri teþri edilmiþ ve Ýslâm iktidarý altýndaki kitap ehlinin hepsi de buna râzý olmuþtu. Ancak Necran Hýristiyanlarý, buna râzý olmamýþlardý.
Bunlarýn içlerinde Ebû Hârise adlý bilgili bir keþiþ de vardý. Hz.Peygamber’e; Hz.ÃŽsâ Peygamber ile ilgili sorular sordular ve “Biz senin Peygamberliðine inanmýyoruz bize bunu ispat et” dediklerinde, yukarýdaki âyet-i kerîme nâzil olmuþtur.
Bunun üzerine Hz.Muhammed, Necran Hýristiyanlarýna hitaben:
“Her ne kadar size hüccet(delil) getirdim ise siz inat ettiniz ve nizâyý artýrdýnýz” diyerek onlarý mübâheleye, yani bir araya gelip Allah’ýn lânetini yalancýya havale etmeye çaðýrdý. O gün mühlet istediler, ertesi güne býrakalým bu iþi dediler. Ýçlerinden, Ebû Harise adlý keþiþ onlara; “Muhammed yarýn «Ehl-i Beyt’i» ile gelirse, sakýn onunla mübâheleye giriþmeyin; ashâbýyla gelirse mübâheleye giriþin” dedi.
Ertesi günü, mübâhele yerine geldiler. Hz.Muhammed; Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin önlerinde, Hz.Fâtýma arkalarýnda olduðu ve Hz.Ali’nin elini tuttuðu halde teþrif buyurdular. Necranlýlar da aralarýnda oðullarýnýn ve kadýnlarýnýn da bulunduðu, yetmiþ kiþiyle gelmiþlerdi.
Ebû Hârise, tercümanlarýna;
“Muhammed’le beraber gelenlerin kimler olduklarýný” sordu. Kýzý Fâtýma, dâmâdý Ali, onlarýn iki oðlu Hasan ve Hüseyin olduðunu anlayýnca, taifesine dönüp; “Bakýn görün dedi, nasýl kendisinden emin; bir þüphesi, bir tereddüdü olsaydý bunlarla gelmez, mübâheleye cesaret edemezdi. Kayser’den korkmasaydýk îman ederdik; mübâheleye kalkýþmayalým; yoksa yeryüzünde su içer bir tek Hýristiyan kalmaz” demiþ ve “Mübâheleye giriþmeyeceklerini” söyleyip, vergi vermeye râzý olmuþlardýr.
» Bakara Sûresi’nin 274. âyeti:
“Elleziyne yünfikuüne emvâlehüm billeyli vennehâri sýrren ve alâniyeten felehüm ecrühüm inde rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.”
Meâli: “Gece, gündüz, gizli, âþikâr olarak mallarýný harceden kimselerin Rableri yanýnda mükâfatlarý vardýr; onlar için korku yoktur, onlar mahzûn da olmazlar.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme Hz.Ali hakkýnda nâzil olmuþtur. Dört dirhemi varsa birini sýrren, birini alenen, birini gece karanlýkta ve birini de gündüz aydýnlýkta verirdi.
Hz.Muhammed:
“Niçin böyle verirdin?” diye sorduklarýnda:
Hz.Ali:
“Þâyet, biri kabul olur ümidiyle…” diye cevap verdi.
» Maide Sûresi’nin 55. âyeti:
“Ýnnemâ veliyyikümullâhü ve resûlühü velleziyne âmenülleziyne yukýymûnessalâte ve yü’tûnezzekâte ve hüm râki’ûn”
Meâli: “Sizin yârýnýz, iþinizi gören ancak Allah’týr, Peygamberidir, namazý dosdoðru kýlan, zekât veren, rükûda bulunan mü’minlerdir.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîmenin Hz.Ali hakkýnda nâzil olduðunu, tefsirciler hem de Hz.Resûlullah’ýn duâsý ile beraber aynen yazmýþlardýr. Bu âyetin nâzil olmasýna sebep olan olayý Ebû Zer-Gaffari Hazretleri þöyle anlatýr:
“Bir gün, mescide giren bir muhtaç kiþi, Yâ Rabbî þâhid ol! Resûlullah’ýn mescidine geldim, þey’en lill’âh(yardým) istedim kimse bana bir þey vermedi” diye yakýndý.
Hz.Ali namaz kýlýyordu ve rükû da idi. Yoksula serçe parmaðýndaki yüzüðünü almasý için iþaret etti ve elini uzattý o da sevinerek yüzüðü çýkarýp aldý. Bu durumu Resûlullah bakýþlarýyla izliyordu. Bakýþlarýndaki hâli, orada bulunan sahâbelere bir heyecan vermiþti.
Bundan duygulanan Hz.Muhammed mübarek ellerini kaldýrarak:
“Allah’ým! Kardeþim Mûsâ, birlik makamýndan; «Yâ Rabb! Meþakkete tahammül için göðsümü aç, Firavun’a karþý iþimi kolaylaþtýr. Dilimden düðümü çöz ki, sözümü anlasýnlar. Bana ailemden birini, kardeþim Harun’u vezir yap da onunla arkamý kavi kýl. Onu iþimde bana ortak yap. Þunun için ki seni çok tesbih edelim, seni çok analým»” diye yalvardý. (Tâ-Hâ 25-34. âyetler)
Ve “Allah’ým!Ben de Peygamberin Muhammedim. Benimde göðsümde geniþlik ver, iþimi kolaylaþtýr, bana da ehlimden Ali’yi vezir yap ve bununla güçlendir beni” diye duâ etti.
Henüz sözlerini bitirmeden Cebrâil nâzil oldu:
“Yâ Muhammed! Ýnnemâ veliyyikümullâhü ve resûlühü” âyetini oku dedi. Maide Sûresi’nin 55. âyeti bunun için nâzil olmuþtur.
Allah’ýn emirlerine uyarak Hz.Ali’nin halîfe tayin edilmesi Kur’ân buyruðudur.
» Ýnsan (Dehr) Sûresi'nin 8 ve 9. âyetleri :
“(8) Ve yut’ýmûnettâ’âme alâ hubbihi miskiynen ve yetiymen ve esiyrâ. (9) Ýnnemâ nut’ýmüküm livechillâhi lâ nüriydü minküm cezâen ve lâ þükûrâ.”
Meâli: “(8) Onlarda taamýn azlýðý ve ihtiyaçlarý varken, Allahü Taâlâya muhabbetlerinden dolayý fakiri, yetimi ve esiri it’âm ederler. (9) Bu it’amýmýz size ancak livechillâhtýr. Sizden onun için mükâfat ve teþekkür murat etmeyiz.”
Açýklama : Bu âyet-i kerîmeler; Hz.Ali, Hz.Fatýma, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin hakkýnda nâzil olmuþtur. Ýmâm-ý Hasan ve Ýmâm-ý Hüseyin bir gün hastalandýklarýnda, Hz.Peygamber ve ashâbýn ileri gelenleri onlarý ziyaret etmeye geldiler. Hz.Resûlullah, iki hazretin iyileþmeleri için Ýmâm-ý Ali’ye nezir tutmalarýný önerir. Ýmâm-ý Ali, bunun üzerine üç gün nezir olarak oruç tutmaya karar verir.
Orucun birinci gününde, arpadan yapýlmýþ ekmekler akþam namazýndan sonra sofraya konulduðunda, yoksul biri kapýya gelip; “Aç olduðunu söyleyerek bir þeyler ister”. Bunun üzerine hazýrlamýþ olduklarý ekmekleri o yoksula verip, su ile iftar ederler.
Ýkinci oruç gününün sonunda, iftar vaktinde kapýya bir yetim gelip; “Yiyecek bir þeyler ister.” Hazýrlamýþ olduklarý o ekmekleri yetime verip, o gün de su ile iftar ederler.
Üçüncü günün sonunda da ayný hazýrlýk yapýldýktan sonra, kapýya bir esir gelip; “Yiyecek bir þeyler ister.” Ona da hazýrlamýþ olduklarý ekmekleri verip, su ile iftar ederler.
Dördüncü gün olduðunda Ýmâm-ý Ali; Ýmâm Hasan ve Ýmâm Hüseyin’in ellerini tutarak Hz.Resûlullah’ýn huzûruna gider. Hz.Resûlullah, onlarýn bu durumlarýný gördüðünde aðladý ve o anda Cebrâil Aleyhisselâm’da, Kur’ân-ý Kerîm’in þu âyetini getirdi:
“Ýnne hâzâ kâne leküm cezâen ve kâne sa’yüküm meþkûrâ” (Ýnsan 22. âyet)
Meâli: Bütün bunlar mükâfat olarak size verilecek. Sa’yiniz hoþa gidecek, makbul olacak.
» Þûra Sûresi’nin 23. âyeti:
“Kul lâ es’eleküm aleyhi ecren illelmeveddete fiylkurbâ”
Meâli: “De ki; Risaletimin (Peygamberliðimin) tebliði hususunda, akrabamý (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden baþka hiçbir ücret istemiyorum.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduðunda, sahâbe suâl ettiler ki; “Yâ Resûlullah, meveddet buyurulmuþ bu kurbâ kimlerdir?”
Hz.Muhammed cevâben; “Ali, Fâtýma, Hasan ve Hüseyin” demiþlerdir.
» Ahzâb Sûresi’nin 33. âyeti:
“Ýnnemâ yüriydullahü liyüzhibe ankümürricse ehlelbeyti ve yütahhireküm tathiyrâ”
Meâli: “Ey «Ehl-i Beyt», Allah sizden günahý, her türlü fenalýklarý ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kýlmak murad eder.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduðunda, Hz.Peygamber zevcelerinden Ümmü Seleme’nin evinde idi. Hz.Muhammed; Hz.Ali, Hz.Fâtýma, Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin’i çaðýrdý, onlarý örtündüðü abasýnýn altýna aldý ve “Allah’ým, iþte bunlar benim «Ehl-i Beyt’im» dir” buyurmuþlardýr.
» Ahzâb Sûresi’nin 56. âyeti:
“Ýnnallâhe ve melâiketehü yusallûne alennebiyy, yâ eyyühelleziyne âmenû sallû aleyhi ve sellimû tesliymâ”
Meâli: “Þüphe yok ki Allah ve melâikesi Peygamber’e selâvat getirirler. Ey îman edenler! Siz de O’na selâvat getirin; selâm getirin.”
Açýklama: Kendilerinden; “Sana nasýl selâvat edelim” diye sorduklarýnda Hz.Peygamber; “Allahümme salli Alâ Muhammedin ve Alâ Âl-i Muhammed” deyin buyurmuþlardýr.
Þu halde, Allah ve Peygamber’in emriyle Peygamber’e selât ve selâm verilirken Âl-i’ne; Ali, Fâtýma, Hasan ve Hüseyin’e de selât ve selâm veriliyor.
» Âl-i Ýmran Sûresi’nin 61. âyeti:
“Femen hacceke fiyhi min ba’di mâ câeke minel’ilmi fekul te’âlev,ned’u ebnâenâ ve ebnâeküm ve nisâena ve nisâeküm ve enfüsenâ ve enfüseküm sümme nebtehil fenec’al la’netallahi alelkâzibiyn”
Meâli: “Sana ilim vâsýl olduktan sonra ÃŽsâ hakkýnda her kim sana karþý çene çalarsa onlara dersin: Gelin oðullarýmýzý, oðullarýnýzý;kadýnlarýmýzý, kadýnlarýnýzý çaðýralým siz de gelin biz de gelelim sonra lânetleþelim, Allah’ýn lâneti yalancýlara olsun, diye niyaz edelim.”
Açýklama: Bu âyet “Ehl-i Beyt” hakkýnda nâzil olmuþtur. Kitap ehlinin vergi vererek dinlerinde kalabilecekleri teþri edilmiþ ve Ýslâm iktidarý altýndaki kitap ehlinin hepsi de buna râzý olmuþtu. Ancak Necran Hýristiyanlarý, buna râzý olmamýþlardý.
Bunlarýn içlerinde Ebû Hârise adlý bilgili bir keþiþ de vardý. Hz.Peygamber’e; Hz.ÃŽsâ Peygamber ile ilgili sorular sordular ve “Biz senin Peygamberliðine inanmýyoruz bize bunu ispat et” dediklerinde, yukarýdaki âyet-i kerîme nâzil olmuþtur.
Bunun üzerine Hz.Muhammed, Necran Hýristiyanlarýna hitaben:
“Her ne kadar size hüccet(delil) getirdim ise siz inat ettiniz ve nizâyý artýrdýnýz” diyerek onlarý mübâheleye, yani bir araya gelip Allah’ýn lânetini yalancýya havale etmeye çaðýrdý. O gün mühlet istediler, ertesi güne býrakalým bu iþi dediler. Ýçlerinden, Ebû Harise adlý keþiþ onlara; “Muhammed yarýn «Ehl-i Beyt’i» ile gelirse, sakýn onunla mübâheleye giriþmeyin; ashâbýyla gelirse mübâheleye giriþin” dedi.
Ertesi günü, mübâhele yerine geldiler. Hz.Muhammed; Hz.Hasan ile Hz.Hüseyin önlerinde, Hz.Fâtýma arkalarýnda olduðu ve Hz.Ali’nin elini tuttuðu halde teþrif buyurdular. Necranlýlar da aralarýnda oðullarýnýn ve kadýnlarýnýn da bulunduðu, yetmiþ kiþiyle gelmiþlerdi.
Ebû Hârise, tercümanlarýna;
“Muhammed’le beraber gelenlerin kimler olduklarýný” sordu. Kýzý Fâtýma, dâmâdý Ali, onlarýn iki oðlu Hasan ve Hüseyin olduðunu anlayýnca, taifesine dönüp; “Bakýn görün dedi, nasýl kendisinden emin; bir þüphesi, bir tereddüdü olsaydý bunlarla gelmez, mübâheleye cesaret edemezdi. Kayser’den korkmasaydýk îman ederdik; mübâheleye kalkýþmayalým; yoksa yeryüzünde su içer bir tek Hýristiyan kalmaz” demiþ ve “Mübâheleye giriþmeyeceklerini” söyleyip, vergi vermeye râzý olmuþlardýr.
» Bakara Sûresi’nin 274. âyeti:
“Elleziyne yünfikuüne emvâlehüm billeyli vennehâri sýrren ve alâniyeten felehüm ecrühüm inde rabbihim, ve lâ havfün aleyhim ve lâ hüm yahzenûn.”
Meâli: “Gece, gündüz, gizli, âþikâr olarak mallarýný harceden kimselerin Rableri yanýnda mükâfatlarý vardýr; onlar için korku yoktur, onlar mahzûn da olmazlar.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme Hz.Ali hakkýnda nâzil olmuþtur. Dört dirhemi varsa birini sýrren, birini alenen, birini gece karanlýkta ve birini de gündüz aydýnlýkta verirdi.
Hz.Muhammed:
“Niçin böyle verirdin?” diye sorduklarýnda:
Hz.Ali:
“Þâyet, biri kabul olur ümidiyle…” diye cevap verdi.
» Maide Sûresi’nin 55. âyeti:
“Ýnnemâ veliyyikümullâhü ve resûlühü velleziyne âmenülleziyne yukýymûnessalâte ve yü’tûnezzekâte ve hüm râki’ûn”
Meâli: “Sizin yârýnýz, iþinizi gören ancak Allah’týr, Peygamberidir, namazý dosdoðru kýlan, zekât veren, rükûda bulunan mü’minlerdir.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîmenin Hz.Ali hakkýnda nâzil olduðunu, tefsirciler hem de Hz.Resûlullah’ýn duâsý ile beraber aynen yazmýþlardýr. Bu âyetin nâzil olmasýna sebep olan olayý Ebû Zer-Gaffari Hazretleri þöyle anlatýr:
“Bir gün, mescide giren bir muhtaç kiþi, Yâ Rabbî þâhid ol! Resûlullah’ýn mescidine geldim, þey’en lill’âh(yardým) istedim kimse bana bir þey vermedi” diye yakýndý.
Hz.Ali namaz kýlýyordu ve rükû da idi. Yoksula serçe parmaðýndaki yüzüðünü almasý için iþaret etti ve elini uzattý o da sevinerek yüzüðü çýkarýp aldý. Bu durumu Resûlullah bakýþlarýyla izliyordu. Bakýþlarýndaki hâli, orada bulunan sahâbelere bir heyecan vermiþti.
Bundan duygulanan Hz.Muhammed mübarek ellerini kaldýrarak:
“Allah’ým! Kardeþim Mûsâ, birlik makamýndan; «Yâ Rabb! Meþakkete tahammül için göðsümü aç, Firavun’a karþý iþimi kolaylaþtýr. Dilimden düðümü çöz ki, sözümü anlasýnlar. Bana ailemden birini, kardeþim Harun’u vezir yap da onunla arkamý kavi kýl. Onu iþimde bana ortak yap. Þunun için ki seni çok tesbih edelim, seni çok analým»” diye yalvardý. (Tâ-Hâ 25-34. âyetler)
Ve “Allah’ým!Ben de Peygamberin Muhammedim. Benimde göðsümde geniþlik ver, iþimi kolaylaþtýr, bana da ehlimden Ali’yi vezir yap ve bununla güçlendir beni” diye duâ etti.
Henüz sözlerini bitirmeden Cebrâil nâzil oldu:
“Yâ Muhammed! Ýnnemâ veliyyikümullâhü ve resûlühü” âyetini oku dedi. Maide Sûresi’nin 55. âyeti bunun için nâzil olmuþtur.
Allah’ýn emirlerine uyarak Hz.Ali’nin halîfe tayin edilmesi Kur’ân buyruðudur.
» Ýnsan (Dehr) Sûresi'nin 8 ve 9. âyetleri :
“(8) Ve yut’ýmûnettâ’âme alâ hubbihi miskiynen ve yetiymen ve esiyrâ. (9) Ýnnemâ nut’ýmüküm livechillâhi lâ nüriydü minküm cezâen ve lâ þükûrâ.”
Meâli: “(8) Onlarda taamýn azlýðý ve ihtiyaçlarý varken, Allahü Taâlâya muhabbetlerinden dolayý fakiri, yetimi ve esiri it’âm ederler. (9) Bu it’amýmýz size ancak livechillâhtýr. Sizden onun için mükâfat ve teþekkür murat etmeyiz.”
Açýklama : Bu âyet-i kerîmeler; Hz.Ali, Hz.Fatýma, Hz.Hasan ve Hz.Hüseyin hakkýnda nâzil olmuþtur. Ýmâm-ý Hasan ve Ýmâm-ý Hüseyin bir gün hastalandýklarýnda, Hz.Peygamber ve ashâbýn ileri gelenleri onlarý ziyaret etmeye geldiler. Hz.Resûlullah, iki hazretin iyileþmeleri için Ýmâm-ý Ali’ye nezir tutmalarýný önerir. Ýmâm-ý Ali, bunun üzerine üç gün nezir olarak oruç tutmaya karar verir.
Orucun birinci gününde, arpadan yapýlmýþ ekmekler akþam namazýndan sonra sofraya konulduðunda, yoksul biri kapýya gelip; “Aç olduðunu söyleyerek bir þeyler ister”. Bunun üzerine hazýrlamýþ olduklarý ekmekleri o yoksula verip, su ile iftar ederler.
Ýkinci oruç gününün sonunda, iftar vaktinde kapýya bir yetim gelip; “Yiyecek bir þeyler ister.” Hazýrlamýþ olduklarý o ekmekleri yetime verip, o gün de su ile iftar ederler.
Üçüncü günün sonunda da ayný hazýrlýk yapýldýktan sonra, kapýya bir esir gelip; “Yiyecek bir þeyler ister.” Ona da hazýrlamýþ olduklarý ekmekleri verip, su ile iftar ederler.
Dördüncü gün olduðunda Ýmâm-ý Ali; Ýmâm Hasan ve Ýmâm Hüseyin’in ellerini tutarak Hz.Resûlullah’ýn huzûruna gider. Hz.Resûlullah, onlarýn bu durumlarýný gördüðünde aðladý ve o anda Cebrâil Aleyhisselâm’da, Kur’ân-ý Kerîm’in þu âyetini getirdi:
“Ýnne hâzâ kâne leküm cezâen ve kâne sa’yüküm meþkûrâ” (Ýnsan 22. âyet)
Meâli: Bütün bunlar mükâfat olarak size verilecek. Sa’yiniz hoþa gidecek, makbul olacak.
» Þûra Sûresi’nin 23. âyeti:
“Kul lâ es’eleküm aleyhi ecren illelmeveddete fiylkurbâ”
Meâli: “De ki; Risaletimin (Peygamberliðimin) tebliði hususunda, akrabamý (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden baþka hiçbir ücret istemiyorum.”
Açýklama: Bu âyet-i kerîme nâzil olduðunda, sahâbe suâl ettiler ki; “Yâ Resûlullah, meveddet buyurulmuþ bu kurbâ kimlerdir?”
Hz.Muhammed cevâben; “Ali, Fâtýma, Hasan ve Hüseyin” demiþlerdir.