PDA

: Alevilerin Ali’si Ahistorik Mi ?


Türkmen
18-10-2006, 06:06 AM
ALEVİLERİN ALİ’Sİ AHİSTORİK Mİ ?

Alevilik üzerine yazı yazan, fikir üreten kimi çevreler ve kimi bağnaz Sünni ve Şii araştırmacılar tarafından sıkça gündeme getirilen konulardan biri de Alevilerin inancının odağında yer alan Hazreti Ali’nin İslam tarihindeki “ dördüncü halife” , Hazreti Muhammed’in kuzeni ve damadı olan Ali olmadığı; tarihteki gerçek Ali’ de olmayan özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla ahistorik / tarih dışı, üretilmiş ve menkıbesel bir kişilik olduğu yönündeki tartışmalardır.

Bu tartışmaların iki amacı vardır: Birincisi; Alevilere; “ Hazreti Ali, Sünni ve Şii müslümanlar gibi namaz kılan, Ramazan orucu tutan, Hac ibadeti yapan vb. bir İslam ulusudur, o halde siz de onun gibi olun, Sünni ve Şiiler gibi namaz kılıp Ramazan Orucu tutun.” şeklinde propaganda yapıp onları asimile etmektir. Ulaşılmak istenen nokta bellidir. Bu yaklaşımda olanlara göre, Kırklar Meclisi ve Kırklar Cemi bir uydurmadan ibarettir. Dolayısıyla cem ve semah diye bir ibadet yoktur. Asıl farz olan Muharrem orucu değil, Ramazan Orucudur. Yani yüzyıllardır Alevi / Bektaşi ozanları tarafından anlatılan miraç ve Kırklar Cemi ve Kırklar Meclisi yalandır. Yüzyıllardır tutulan Muharrem oruçları boşunadır. O halde tüm Alevi / Bektaşi ozanları, tüm dede ve babalar yalancıdır. Sadece Sünni ve Şii hadis kitapları ve diğer Sünni ve Şii kaynaklar doğrudur.

İkincisi; “Alevilik İslam dışı bir inançtır. Başlı başına bir dindir. Ya da Zerdüştiliğin, Yezidiliğin vb. devamıdır. Alevilerin Ali’si aslında Sümer metinlerinde geçen ve ateş ruhu anlamına gelen “ Al “ veya “Alu” ya da ateşperestlerin ilahının Harran bölgesindeki adlandırması olan “ Alla “ veya “ Al “ dır. Alevilik bir Kürt dinidir. Kökeni mezopotamya’dır. O halde Aleviler, İslam dışı olduklarını kabul etsinler. Kürtleşsinler. Hatta ateistleşsinler.” Diye propaganda yaparak, Alevileri kendi siyasal hedeflerine ve inançsızlıklarına payanda yapmaya çalışmaktır.

Birinci amaç için çalışanlar zaten yüzyıllar boyu Alevi Müslümanları ezen, katleden, onları kafir gören, zındık sayan, düşman belleyen geleneğin devamıdırlar. Bunlara göre Aleviler, Alevi gibi yaşadıkları sürece kafirdirler, zındıktırlar; Müslüman sayılabilmeleri için Sünni veya Şii olmaları gerekmektedir. Bu bağnazlara kızıp “ Evet biz Müslüman değiliz.” demek, deyim yerindeyse onların ekmeğine yağ sürmektir. Eğer İslam’ı sadece Sünnilik veya Şiilik olarak görecek olursak Aleviliği İslam dışı saymak kabil olacaktır. Ancak bu doğru değildir. Aleviliğin tarihsel arka plan anlamında gerçek İslam’a sahip çıkma ve onu yaşama egemen kılma hareketi olduğu düşünülecek olursa bu tutum Aleviliğe zarar vermekten başka bir işe yaramayacaktır. Ebussuudların, İbni Kemallerin, İdris – i Bitlisilerin süreği olan bağnazlara rağmen ve onlara inat tüm Alevi / Bektaşiler müslüman ve mümin olduklarını haykırmaya devam etmelidirler. Çünkü bu, hakikatin ta kendisidir. Hazreti Ali efendimizin Sünni ve Şii müslümanlar gibi namaz kılıp kılmadığı ve Ramazan orucu tutup tutmadığının Aleviler için hiçbir önemi yoktur. Tıpkı onun Arap olmasının, Arapça konuşmasının, entari giymesinin, kefiye takmasının, birden çok kadınla evlenmesinin, sakallı olmasının vb. önemi olmadığı gibi. Çünkü Alevilik, Ali’yi körü körüne taklit etmek değildir. Alevilik, Sünni ve Şii müslümanların çoğunun yaptığı gibi Ali’yi ve İslam’ı şekilciliğe boğmak, zahirde takılıp kalmak değildir. Onu örnek almak, ona sınırsız bir sevgiyle bağlanmak, ondan medet dilemek, Tanrının onda tecelli ettiğine inanmak, zulme ve zalimlere karşı direnişinden güç almaktır. Alevilerin Ali’si doğrudan doğruya historik / tarihseldir. Hazreti Muhammed’in kuzeni ve damadı olan İmam Ali’dir. Ancak Alevi / Bektaşiler, tarihsel süreçte ona olan sınırsız ve eşsiz sevgilerinin bir sonucu olarak Hazreti Ali’yi historik kimlik ve kişiliği ile asla çelişmeyecek şekilde yüceltmişler, uğradıkları her zulüm ve katliam sonrası direniş kaynağı ve yeniden ayağa kalkmada tükenmez bir güç menbaı olarak görmüşler, Sünni ve Şiilerin silmeye çalıştıkları uluhiyetine vurgu yapmışlardır. Zaten, “ Ali’yi seven, beni sever. Beni seven Allah’ı sever. “ diyen Hazreti Muhammed onu sevmeyi Allah’ı sevmekle bir tutarak ondaki uluhiyete/ tanrısallığa işaret etmiyor mu ?

“Ali, camiye gitti, namaz kıldı, Ramazan Orucu tuttu. Eğer onu seviyorsanız siz de namaz kılın, Ramazan orucu tutun.”, diye baskı yapan zalimlere Pir Sultan’ın verdiği yanıtı yineleyelim:

“Alınmış abdestim aldırırlarsa,
Kılınmış namazım kıldırırlarsa,
Sizde Şah diyeni öldürürlerse,
Ben de bu yayladan şaha giderim.”

Yine Alevi / Bektaşileri Kabe’ye yönelip secde etmeye ve onu ziyarete yani Hacca çağıranlara da Yunus’un dilinden yanıt vermek gerek:

“ Çalış, kazan, ye, yedir.
Bir gönül ele getir.
Yüz Kabe’den yeğrektir.
Bir gönül ziyareti.”

İkinci amaç için çalışanlar, tıpkı birinci amaçta olduğu gibi Hazreti Ali’yi sadece 7. asırda yaşan Ali olarak düşünmekte ve ona ilişkin yazılan Seyyid Radıy’a ait “ Nehc’ül – Belaga “ adlı kitapta Hazreti Ali’ye atfedilen söz / hadisleri temel alarak, ona şeriatçı, cihatçı vb. yakıştırmalar yapmaktadırlar. Buradan hareketle de günümüz Alevilerinin şeriata, cihatçılığa karşı oluşunu temel alarak Ali’siz yeni bir Alevilik inşa etmeye çalışmaktadırlar. Oysa Hazreti Ali pek çok kez dünyaya gelmiştir. Hünkar Hacı Bektaş Veli, Şah Hatai, Pir Sultan Abdal, Ali’den başkası değildir. Dolayısıyla, Ali denildiğinde sadece 7. asırda yaşayan Ali anlaşılamaz. Kaldı ki şeriatçı, cihatçı oluşu da onların anladığı anlamda değildir.

İkinci amaç için çalışanlara verilecek yanıt da şudur:

Biz Allah’a kul, Muhammed’e ümmet, Ali’ye talip olanlarız. Ya siz kimsiniz ? Zerdüşti mi ? Yezidi mi ? Yoksa ateist mi? Ya da din düşmanı mı ?

(Aleviliği İslam dışı gösterme çalışmalarındaki amaçlardan biri de eski Türk inançları ve kimi kültler ve inançlar ile olan bağını temel alarak onu İslam dairesinin dışına taşımaktır. Bu bağlamda dikkat çekici analizlerden biri de Nejat Birdoğan’a aittir:

“ … Tanrısal köklerine bakıldığında, yani Alevi tapınmalarında ve inanmalarındaki ritüellerine bakıldığında, hiçbir özelliklerinin İslam dairesinden gelmediğini görüyoruz…cemlerdeki müzik, şiir ve semahın İslam kaynaklarında reddedildiğini bilmekteyiz. Ruh göçü, tanrının insanda tecelli etmesi, halka namazı, Kıbleye değil insana secde vb.davranmalar da bizi İslam dairesinin dışına taşımaktadır. Ehl- i Beyt yandaşlığı ise Şah İsmail Hatayi’den sonra, yani 16. yy. başlarından sonra bir takıyye, yani kimlik saklama… çabasından ileri gelmektedir.” (Aktaran: Burhan Oğuz, Türk Halk Düşüncesi ve Hareketlerinin İdeolojik Kökenleri, 3. cilt, s. 24 )

Arapların yaşadığı biçimiyle ( ortodoks İslam ) İslam dini tam anlamda özgün bir din midir ki , Türklerin İslam’ı yaşayış biçimlerinden olan Alevilik tümüyle özgün olsun ? İslam’da, Arap toplumunun İslam öncesi gelenekleri, inançları ve diğer kültürel birikimi yok mudur ? Elbette ki vardır. Arap / Emevi / Abbasi İslam’ı ya da diğer bir ifadeyle ortodoks İslam, Hazreti Muhammed’in tanrıdan aldığı vahiyden ibaret olmayıp Tanrısal vahiy ile kadim Arap kültürünün tabii bir sentezidir.)

Ali’ye şeriatçı diyorsunuz. Ali’nin şeriatı her Alevinin de şeriatıdır. Alevilerin karşı çıktığı şeriat, egemen Emevi / Abbasi İslam’ının ürettiği ve gerçek İslam’da bulunmayan bir sürü çağ dışı unsurların oluşturduğu şeriattır. Ali’nin, dolayısıyla gerçek İslam’ın şeriatı; eşitlikçilik, adalet, özgürlük, ahlak, erdem, zulme karşı çıkış, iyilikten yana olup kötülüğü önlemek, insanları sevmek, Tanrı’yı bir bilip ona itaat etmek ve ona kul olmaktır. Büyük Alevi ozanı Yunus Emre’nin tarzıyla söyleyelim ki;

“ Bu, bildiğin şeriat değil,
Şeriat var şeriat içinde.
Gittiğin yol tarikat değil,
Tarikat var, tarikat içinde.”

Ali’ye cihatçı diyorsunuz. Hazreti Ali gerçek İslam şeriatını yaymak için; yani ahlakı, erdemi, iyiliği, sevgiyi, adaleti yaymak için mücadele etmiştir. İşte gerçek cihat budur. Bu anlamda elbetteki cihatçıdır. Hazreti Ali yaşadığı dönemin koşulları ve mensup olduğu toplumun gelenekleri çerçevesinde davranmıştır. Ancak Alevi / Bektaşilere göre Hazreti Ali, sadece İslam’ın ilk yıllarında yaşayıp gitmiş bir kişi değildir. O, Bektaş Veli donunda, Şah Hatai donunda, Pir Sultan donunda tekrar gelmiştir. Her gelişinde de geldiği dönemin koşullarına göre davranıp müminlerin yol göstericisi olmuş, zulme karşı direnişin simgesi olmaya devam etmiştir.

Münkirlere sözün kar etmeyeceği bellidir. İnançsızların, müminleri / Alevileri, Ali’den ayırmaya güçleri yetmeyecektir. Onların Ali’ye duyulan sevgi ve bağlılığı idrak edecek güçleri de yoktur. Kişi idrak edemediği şeyleri inkar edermiş. Bu nedenledir ki, onların Ali yolunu anlamalarını ve benimsemelerini beklemek boşunadır. Bu bilinç ve duyguyla sözlerimizi Kaygusuz Abdal’ın Ali sırrını açıkladığı bir nefesiyle bağlayalım:

“Ali’ ye ismullah derler
Yüzüne secde ederler
Taş yerine koyarlar
Koyamazsın demedim mi ?

Bu Kaygusuz ezeliden
Himmet almış ol veliden
Oku ilmini Ali’den
Doyamazsın demedim mi ? “

MUSTAFA CEMİL KILIÇ / "YÜKSELEN ALEVİLİK"

ozkan_gunduz
18-10-2006, 07:20 AM
ellerine saglık bu guzel paylasımı bizimle paylaştıgın için
Alınmış abdestim aldırırlarsa,
Kılınmış namazım kıldırırlarsa,
Sizde Şah diyeni öldürürlerse,
Ben de bu yayladan şaha giderim.”

yağmur yüreklim
18-10-2006, 08:55 AM
Ahistorik ne demek?

Bir teori, meşgul olduğu konuyu sanki hiç tarihi yokmuş veya bu meselenin mahiyetinin açıklanmasında onun tarihinin hiçbir önemli payı bulunmamaktaymış gibi ele aldığı vakit, onun ahistorik bir teori olduğu söylenir. Keza, bir terimin kısmen veya tamamen üzerine inşa edildiği bir yaklaşımın (sosyal sözleşme gibi) tarihsel temeli, tarihsel gerçekliği yoksa, o teorinin veya teorinin söz konusu kısmının ahistorik olduğu söylenir.

Marksistler, muhafazakârlar ve son yıllarda komüniteryenler sık sık liberalizmin insan tabiatıyla ve siyasi kurumlarla ilgili görüşlerinin ahistorik olduğunu söylerler. Bundan maksat, liberalizmi, insanın sosyal ve siyasal tabiatını bunların tarihi olarak geliştiği veya tarihi gelişmenin hem politik olarak mümkün olanı hem de politik olarak haklı olanı belirlediği gerçeğine atıfta bulunmaksızın tasvir etmekle/tanımlamakla suçlamaktır.

Marksistler, daha da ileri giderek, ahistorik görüşün kendisinin belirli tarihi durumların ve şartların yansıması olduğunu söylerler. Marksistlere göre bu şartlar insanların evrensel bir insan tipi tahayyül etmelerini mümkün kılar. Bu tahayyülde, aslında kapitalist gelişmenin muayyen bir safhasının ürünü olan bir insan tipi sanla esas, hiç değişmez, ebedi bir gerçekmiş ve her ekonomik ve siyasi sistemin ortak bir özelliğiymiş gibi algılanmaktadır.

Bu Marksist bakış açısının bâzı karışıklıklara yol açtığı görülmektedir. İster insan tabiatıyla isterse bir eşyanın veya hayvanın tabiatıyla ilgili olsun, birşeyin esasıyla ilgili her tanım evrensel geçerliliğe sahip olmalıdır. Aksi takdirde tanım yapılamaz. Bundan dolayı, tekemmül etmiş hiç bir tanım sâdece belirli bir zamana mahsus olamaz.

Eğer zamana bağlı olarak ve zamanın akışı içinde gelişmek insan tabiatının esasıysa, bunun insan tabiatı hakkında zamandan bağımsız bir gerçek olması gereklidir. Bir liberal teori, pekâlâ, ahistorik olma ithamıyla karşılaşmaksızın, temel haklar ve görevlerle ilgili doktrin inşa etmekte zamandan bağımsız bir hakikate dayanabilir.

Türkmen
18-10-2006, 09:03 AM
sayın yagmur yürekli,

metinde zaten o konuda açıklam var ama ben yine de metinden bir bölüm alarak tekrar yazayım.


Alevilik üzerine yazı yazan, fikir üreten kimi çevreler ve kimi bağnaz Sünni ve Şii araştırmacılar tarafından sıkça gündeme getirilen konulardan biri de Alevilerin inancının odağında yer alan Hazreti Ali’nin İslam tarihindeki “ dördüncü halife” , Hazreti Muhammed’in kuzeni ve damadı olan Ali olmadığı; tarihteki gerçek Ali’ de olmayan özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla ahistorik / tarih dışı, üretilmiş ve menkıbesel bir kişilik olduğu yönündeki tartışmalardır.

yağmur yüreklim
18-10-2006, 09:13 AM
sayın yagmur yürekli,

metinde zaten o konuda açıklam var ama ben yine de metinden bir bölüm alarak tekrar yazayım.


Alevilik üzerine yazı yazan, fikir üreten kimi çevreler ve kimi bağnaz Sünni ve Şii araştırmacılar tarafından sıkça gündeme getirilen konulardan biri de Alevilerin inancının odağında yer alan Hazreti Ali’nin İslam tarihindeki “ dördüncü halife” , Hazreti Muhammed’in kuzeni ve damadı olan Ali olmadığı; tarihteki gerçek Ali’ de olmayan özelliklere sahip olduğu, dolayısıyla ahistorik / tarih dışı, üretilmiş ve menkıbesel bir kişilik olduğu yönündeki tartışmalardır.

Öncelikle açıklaman için saol..Ben bilimsel anlamı dışında bir anlamı varmı merak etmiştim..Onu da sen açıkladın..Terimsel anlamını araştırdım ve buldum şimdi de açıklamanla daha iyi anladım..

ozgur_ozcan
18-10-2006, 09:23 AM
paylaşımın için çok teş. türkmen kardeş.

“Ali, camiye gitti, namaz kıldı, Ramazan Orucu tuttu. Eğer onu seviyorsanız siz de namaz kılın, Ramazan orucu tutun.”, diye baskı yapan zalimlere Pir Sultan’ın verdiği yanıtı yineleyelim:

“Alınmış abdestim aldırırlarsa,
Kılınmış namazım kıldırırlarsa,
Sizde Şah diyeni öldürürlerse,
Ben de bu yayladan şaha giderim.”

srdr_ist
18-10-2006, 10:32 AM
Alevilerin Alisi varsa 124 bin peygamberde vardır.
Allah ın hitabı kalu beladan kimlerle öğrendiler.
olmayan bir Ali olmayan bir din islam demektir.
o Ali değil midir ki peygamber yatağına yatan.Hayberi alan kalesini kıran.
Bunu başka Ali değil O Hz Dediğimiz Ali yapmıştır.
30 yıla yakın halifelerin yaptığı her pisliği ancak düzelten o değilmi.
Yoksa hariciler bilmem nelerle yok olmazmıydı.
Evlatlarına bıraktığı ilim ile bu zaman gelen Ali o Ali dir.
Boşuna uğraşmasınlar camilerinde küfür ettirdikleri isimini yere yazıp basan geçtikleri Ali de oydu bunları yaptıkları zülüm kinlerinden başkasına yapmadılar.
o Ahistoluluğu onlar yarattılar asıl ömer osman ebubekir ahistorik sicilleri bir dünya hal ile doluyken cennet efendileri yapanlara sormak lazım onların yaptıklarına bakacak olursak bir karış toprağın altında sorgu meleklerini kovan bizden biri varmıymış onlarda var ama bizde oluyor öylemi.
Allah Allah ne iş Allah bunlara akıl fikir versin.

poyrazz
18-10-2006, 12:43 PM
O Ali bizim alimizdir.Sevgilerimle..

tuerkay
18-10-2006, 01:52 PM
İşin ilginç yanı şudur ki; Aleviliği bir inanç değil de, felsefe-yaşantı v.s. olarak tanımlayanlar, Aleviliği İslam dışı ilan ederken, nedense, o Aleviliği zerdüştlük-şamanlık-hıristiyanlık gibi, başka inançlara bağlamaya çalışıyorlar.

Geçmişte solculuk adına dinle savaşanlar (yani aslında İslam'a karşı koyan Türkiye solunda yer alan bu kimseler), bu çalışmalarında hep Avrupa Devletleri istihbaratlarınca desteklenmişler.

Ve şimdi yine Türkiye'de İslam'a karşı açılan savaşta Aleviler'i ön cepheye çıkaran bu kişiler, yani geçmişte o Avrupa istihbaratları ile çalışan örgütlerden gelenler ve yine İslam dışılıkla ilgili bütün tezleri ortaya atanlar olarak, yine Avrupa örgütlenmesi ile birlikte hareket ediyorlar.

Bu hiç dikkat çekici değil mi, sizce?

Ve bu da beni düşündürüyor:

Bir inançtan alıp başka inanca götürmeye neden çalışıyorlar?

Ve aklıma şu cevap geliyor:

Bunlar zaten inanmıyor.Dolayısı ile Aleviliğin nerede olduğu önemli değil.Sadece bir yerlere malederken acaba bireysel olarak neler elde edebilirler?Bu hesapla yola çıkmış ve geçmişteki gibi de devam ediyorlar.Geçmişin bölüşümcü paylaşımcıları şimdi bir numaralı kapitalist konumuna nasıl geldiler?Bunlar bulduğunu paylaşmıştı ya.Peki bu birikim birden nasıl oluştu da, zenginleştiler ve bize de bu ekonomik güçle önderlik etmeye başladılar?Yıllarca Dedeleri Talipleri sömürmekle suçlayan bunlar, kimseyi sömürmedikleri, çalmadıkları, soymadıkları, bulduklarını da hemen halkla paylaştıklarına göre, bu servetleri nereden acaba?

Türkmen
19-10-2006, 07:30 AM
hazreti imam ali sünnilerin ya da şiilerin kafasındaki ali değildir.

alevinin alisi haydar - ı kerrar, şah - ı merdan olan, kün deyince onsekizbin alemi yaratan alidir !

Kizilbas 66
19-10-2006, 08:11 AM
hazreti imam ali sünnilerin ya da şiilerin kafasındaki ali değildir.

alevinin alisi haydar - ı kerrar, şah - ı merdan olan, kün deyince onsekizbin alemi yaratan alidir !


Konuya ilerideki yazismalarda devam edecegim sayin Türkmen..Kün deyince onsekizbin alemi yaratanin aciklamasi Ali nin tanrisalligidir ki bu bizi Islam disina itmektedir .. öyle ise sizin tezleriniz bu dogrultuda degil..Burada celiski yatmiyor mu..?

saygilarimla..

Türkmen
19-10-2006, 08:28 AM
Konuya ilerideki yazismalarda devam edecegim sayin Türkmen..Kün deyince onsekizbin alemi yaratanin aciklamasi Ali nin tanrisalligidir ki bu bizi Islam disina itmektedir .. öyle ise sizin tezleriniz bu dogrultuda degil..Burada celiski yatmiyor mu..?

saygilarimla..

çelişki yok. tanrısallık inancı İSLAMİ BİR İNANÇTIR.

ilk yazıyı okursanız sanırım demek istediklerimi göreceksiniz.

selam ile !

yolcu44
21-10-2006, 03:34 AM
çelişki yok. tanrısallık inancı İSLAMİ BİR İNANÇTIR.

ilk yazıyı okursanız sanırım demek istediklerimi göreceksiniz.

selam ile !

Kün deyince onsekizbin alemi yaratan alidir.

Buradaki Ali, Ebu Talip oğlu Ali ise;
İnsanı tanrısallaştırmak olur ki,buda islami bir inanç olamaz çünki bu islamda Allah'a şirk koşmaktır.

poyrazz
21-10-2006, 04:24 AM
Hz.Ali Allahın aslanı,aynı zamanda Ali Allahın adlarından biri.Yazılanı okumak ve anlamak önemlidir.Deyişlerimiz deki Ali, yer yer bu şekilde bilerek kullanılmış.Allaha şirk koşma diye bir olgu biz Alevilerde olamaz.Çünkü Hallacı Mansur,Yunus Emre ve birçok Alevi ozanı ,hatta pirler bu konuda diyeceklerini demişlerdir.Sevgilerimle..

yolcu44
21-10-2006, 09:14 AM
Hz.Ali Allahın aslanı,aynı zamanda Ali Allahın adlarından biri.Yazılanı okumak ve anlamak önemlidir.Deyişlerimiz deki Ali, yer yer bu şekilde bilerek kullanılmış.Allaha şirk koşma diye bir olgu biz Alevilerde olamaz.Çünkü Hallacı Mansur,Yunus Emre ve birçok Alevi ozanı ,hatta pirler bu konuda diyeceklerini demişlerdir.Sevgilerimle..

Evet zaten konudaki incelikde orda zaten,ozanlarımızın yazdıklarını anlayabilmek.

Anladığınız zaman göreceksinizki bizim alimiz ,ebu talib oğlu ali değilmiş.