ozani
16-07-2008, 04:20 AM
ŞAH HATAYİ
Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem…
Hatayi, ünlü Türk İran hükümdarı Şah İsmail Safevi’nin kullandığı mahlastır.Çiçek,çiçekten yapılan süsleme ve Hint kumaşı anlamlarına gelen Hatayi mahlası konusunda çeşitli düşünceler vardır:Farklı farklı güzel ve kokulu bir çiçek gibi,insanlığın mutlu olması için bu çiçeklerin ahenkli ve anlamlı olarak bir araya gelmesi gerektiğine inanan Şah İsmail’in bu mahlası kullandığını söyleyenler var.Bazı kaynaklara göreyse;bitkilerden,ipek böceklerinden,koyunlardan alınan liflerin ayrı ayrı bir mana taşımadığını ve bunların bir ozan eliyle estetik ölçütlere göre birleştirilmesi ve böylece Hint kumaşına dönüştürülmesi ile kıymetli olacağını,şiirin de böyle bir sanat olduğunu düşündüğü için kullandığı söylenmektedir.Başka bir söylenti ise Şah İsmail’in Bağdat’ı ele geçirdiği sıralarda Kerbela’yı ziyaret ettiği ve Hür Şehit’in bu faciayı yapanlar arasında olduğunu düşünmüş ve İmam Hüseyin tarafına iş işten geçtikten sonra geçtiğini düşünerek Hür’ün mezarını açtırıp sargıları söktüğünde Hür’ün vücudundan taze kan akması münasebetiyle “Hata ettim” anlamına gelen Hatayi mahlasını kullandığıdır.
Şah İsmail,17 Temmuz 1457’de Erdebil’de doğdu.Babası Şeyh Haydar,annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime(Hatice) Begüm Sultan’dır.Dedesi Şeyh Safiyüddin’dir.Buna istinaden kurduğu devletin adını Safiyüddin’den gelen Safevi koymuştur.
Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra Akkoyunlu hükümdarı Yakub;İsmail,annesi ve kardeşlerini Şiraz’da hapsetti.Şah İsmail burada 4-5 yıl kaldıktan sonra Yakub’un yerine geçen Rüstem’in düşmanları ile mücadelesinde Haydar’ın taraflarından yararlanmak için İsmail ve kardeşlerini hapisten çıkardı.Bunun üzerine Safevi müritleri İsmail ve İbrahim’i Erdebil’e götürdüler.Ancak Akkoyunlular Şah İsmail’i öldürmek istiyorlardı.Bunun üzerine İsmail,Gilan’a kaçırıldı.Burada 6 yıldan fazla kalan İsmail,çok iyi bir eğitim gördü.14 yaşında babasının yerine geçerek yönetimi eline aldı ve kısa sürede yaptığı fetihlerle bugünkü İran topraklarının tamamını ve Irak’ın büyük bir bölümünü ele geçirdi.Bu arada Anadolu’da Erzincan sınırına kadar gelen İsmail,Anadolu Türkmen boylarıyla ilişkisini güçlendirdi.1501’de Tebriz’i ele geçirerek Şah’lığını ilan etti ve On İki İmam adına hutbe okuttu.
1514’de Çaldıran Ovası’nda Yavuz Sultan Selim’e yenilen Şah İsmail savaş sırasında bir kurşun isabetiyle kolundan yaralandı ve atından düştü.Hızır adındaki askeri Şah’ın kaçması için kendi atını Şah’a verdi ve Şah kaçtı.Safevilerin yakınları savaş meydanında kaldı.Osmanlı hiçbir zorlukla karşılaşmadan Tebriz’i ele geçirdi.Ancak Bektaşi tarikatına bağlı Yeniçeri Ocağı’nda çıkan huzursuzluklar yüzünden Yavuz Sultan Selim geri çekilmek zorunda kaldı. Bu yenilgiden sonra Şah İsmail’in ruh sağlığı bozuldu ve Şah kendini içkiye verdi.İçkide derman aradı.Mayıs 1524’de 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürüdü.Cenazesi Erdebil’e getirilerek dedesi Şeyh Safiyüddin’in türbesinin yanına defnedildi.
Şah Hatayi çok güzel,etkileyici ve derin manalı şiirler yazmıştır.Şair kimliği çok zor koşullar altında gelişen Hatayi’nin şiirlerinde oldukça başarılı bir kurgu göze çarpmaktadır.Çok iyi bir öğrenim gören Şah Hatayi Arapça,Farsça ve Türkçe’yi ileri derecede çok iyi bilmektedir.Bunu şiirlerindeki işleyiş ustalığında da görmek mümkündür.
Hurufiliği çok iyi bilen Şah İsmail Kuran ayetlerini kafiyeli bir şekilde açıklayıp yorumlamıştır.Böylece yol içinde kendi açısından bir yol ortaya koymuştur.Şah Hatayi’ye göre yolun sahibi Hz.Hüseyin’indir;ancak yolun başı Hz.Muhammed ve Hz.Ali’dir.Çünkü erenlerin postu Hz.Hüseyin’den kalmıştır.Kendine pir olarak da bundan dolayı Hz.Hüseyin’i seçmiştir:Birgün Hz.Hüseyin mescitte cemaatle muhabbet ederken,Hz.Hasan kapıcıdır:
Bu yola giden hacılar
Kırklar Güruh-u Naciler
Cem kilidi kapıcılar
Kapıcıya haber olsun…
(Hatayi)
Hz.Ali mescide gelir ve Hz.Hasan’ın kapıcılık hizmetini atalık(babalık) hakkını kullanarak hiçe sayarak,Hz.Hasan’a danışmadan mescide girip cemaatin arasına oturur.Hz.Hasan bunun üzerine meydana gelerek postta oturan Hz.Hüseyin’e babasının kendi hizmetini hiçe sayıp cemaate girdiğini söyler.Hz.Hüseyin babasını meydana çağırır ve özünü dar’a çekmesini söyler.Böylece Hz.Hasan babasından davacıdır.Bu haber Hz.Muhammed’e ulaşır ve Hz.Peygamber kızı Fatıma Ana’ya Hz.Ali’nin oğlunun dar’ında mahsur kaldığını ve onun carına yetişmesini söyler.Haberi alan Hz.Fatıma Ana, alel acele koşarak mescide gider.Yolda sol ayağının baş parmağı taşa takılır ve kanar.Mescide geldiğinde oğlunun darına durur ve oğlunun yarayı görüpte üzülmemesi için sağ ayağının baş parmağıyla kanayan parmağını kapatır ve dar’a durur.Hz.Hüseyin tek tek kardeşine,annesine ve babasına sorar:”Siz mi ulusunuz yol mu ulu?”.Onlarda “Yol cümleden uludur.” derler.
Bunun üzerine Hz.Muhammed makam postunu Hz.Hüseyin’e devreder.Bundan dolayı yolun piri Hz.İmam Hüseyin’dir. Buna rağmen yolu Hz.Muhammed ve Hz.Ali’den öğrendiğinide birçok nefesinde dile getirmiştir:
Şah Hatayi eydür Muhammed Ali
Onlardan öğrendik erkanı yolu
Ali Muhammed’dir Muhammed Ali
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz…
Şah İsmail Hatayi,tasavvufu çok iyi şekilde bilip yaşamıştır.Kendi yaşantısı “Seyr-ü Sülük” denilen tasavvufi yaşam tarzı olmuş,derviş hayatı tarzında yaşamış,İnsanı-ı Kamil mertebesine ulaşmayı amaçlayarak “Dört Kapı Kırk Makam”
ilkelerini yaşamına geçirmiştir:
Ela gözlü pirim geldi
Gelen gelsin işte meydan
Dört Kapıyı Kırk Makamı
Bilen gelsin işte meydan…
Şah Hatay, Alevi-Bektaşi edebiyatının temel taşlarından birisi olup en ilgi gören ozanıdır.Onun nefesleri ibadette söylenen nefesler arasında en çok yer kaplayan deyişlerdir.Farklı farklı konularda ve biçimlerde yazan Şah Hatayi,aruz ve hece veznini çok iyi kullanmıştır.Sadettin Nüzhet’e göre Şah Hatayi’nin şiirlerinin konusu dört bölümden oluşur:
a) Tasavvuf düşüncelerini içerenler,
b) Aleviliği dile getirenler,
c) Hurufiliğin ilkelerini yansıtanlar,
d) Aşıkane olanlar.
Şah Hatayi,her zaman Ehlibeyt(Hz.Muhammed’in ailesi ve nesli) taraftarı olmuş ve Emevi tarafına düşman olmuştur.Bu da “Tevella ve Teberra” kavramları ile açıklanmıştır.Ehlibeyt’i sevene dost,düşman olana düşman olmuştur:
Muhammed Ali’yi candan sevenler
Yorulup yollarda kalmaz inşallah
İmam-ı Hasan’ın yüzün görenler
Hüseyin’den mahrum olmaz inşallah…
Görüldüğü gibi Şah Hatayi tam bir Ehlibeyt aşığıdır ve onların sevgisini dile getiren yüzlerce şiir yazmıştır.Ehlibeyt düşmanı olan Emevi gürühuna ise lanet etmeyi farz bilmiş ve Muaviye taraftarlarını sürekli yererek aşağılamıştır:
Dinlen bu nefesimi mavali canlar
Onun için okurum lanet Yezit’e
Muhammed Ali’yi sevmedi onlar
Onun için okurum lanet Yezit’e…
Şah Hatayi’nin yüzlerce nefesinin yanı sıra Erdebil Kütüphanesi’nde içinde gazelleri,mesnevileri,rubaileri bulunan bir “Divan”ı vardır.”Nasihatname” adı altında içinde şiirleri bulunan bir mesnevi eseri vardır.Ayrıca Hz.Ali’ye bağlılığını ve sevgisini belirten 1400 beyitten oluşan “Dehname” adında bir mesnevi eseri de vardır.
Ozan DEMİRCİ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Kaynakça:
*ULUSOY A.Celalettin,Yedi Ulu Ozan
*YATAĞANOĞLU Alimcan,Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri,Kaynak Yay,2002
*BOZTEPE Sinan,Şah Hatayi
*ERGÜN Sadettin Nüzhet,Hatayi Divanı,1956
*ALBAYRAK Hüseyin ve Ali Rıza,Şah Hatayi Deyişleri,Kalan Müzik,2004
Şah Hatayi’m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem…
Hatayi, ünlü Türk İran hükümdarı Şah İsmail Safevi’nin kullandığı mahlastır.Çiçek,çiçekten yapılan süsleme ve Hint kumaşı anlamlarına gelen Hatayi mahlası konusunda çeşitli düşünceler vardır:Farklı farklı güzel ve kokulu bir çiçek gibi,insanlığın mutlu olması için bu çiçeklerin ahenkli ve anlamlı olarak bir araya gelmesi gerektiğine inanan Şah İsmail’in bu mahlası kullandığını söyleyenler var.Bazı kaynaklara göreyse;bitkilerden,ipek böceklerinden,koyunlardan alınan liflerin ayrı ayrı bir mana taşımadığını ve bunların bir ozan eliyle estetik ölçütlere göre birleştirilmesi ve böylece Hint kumaşına dönüştürülmesi ile kıymetli olacağını,şiirin de böyle bir sanat olduğunu düşündüğü için kullandığı söylenmektedir.Başka bir söylenti ise Şah İsmail’in Bağdat’ı ele geçirdiği sıralarda Kerbela’yı ziyaret ettiği ve Hür Şehit’in bu faciayı yapanlar arasında olduğunu düşünmüş ve İmam Hüseyin tarafına iş işten geçtikten sonra geçtiğini düşünerek Hür’ün mezarını açtırıp sargıları söktüğünde Hür’ün vücudundan taze kan akması münasebetiyle “Hata ettim” anlamına gelen Hatayi mahlasını kullandığıdır.
Şah İsmail,17 Temmuz 1457’de Erdebil’de doğdu.Babası Şeyh Haydar,annesi Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın kızı Alemşah Halime(Hatice) Begüm Sultan’dır.Dedesi Şeyh Safiyüddin’dir.Buna istinaden kurduğu devletin adını Safiyüddin’den gelen Safevi koymuştur.
Şeyh Haydar’ın ölümünden sonra Akkoyunlu hükümdarı Yakub;İsmail,annesi ve kardeşlerini Şiraz’da hapsetti.Şah İsmail burada 4-5 yıl kaldıktan sonra Yakub’un yerine geçen Rüstem’in düşmanları ile mücadelesinde Haydar’ın taraflarından yararlanmak için İsmail ve kardeşlerini hapisten çıkardı.Bunun üzerine Safevi müritleri İsmail ve İbrahim’i Erdebil’e götürdüler.Ancak Akkoyunlular Şah İsmail’i öldürmek istiyorlardı.Bunun üzerine İsmail,Gilan’a kaçırıldı.Burada 6 yıldan fazla kalan İsmail,çok iyi bir eğitim gördü.14 yaşında babasının yerine geçerek yönetimi eline aldı ve kısa sürede yaptığı fetihlerle bugünkü İran topraklarının tamamını ve Irak’ın büyük bir bölümünü ele geçirdi.Bu arada Anadolu’da Erzincan sınırına kadar gelen İsmail,Anadolu Türkmen boylarıyla ilişkisini güçlendirdi.1501’de Tebriz’i ele geçirerek Şah’lığını ilan etti ve On İki İmam adına hutbe okuttu.
1514’de Çaldıran Ovası’nda Yavuz Sultan Selim’e yenilen Şah İsmail savaş sırasında bir kurşun isabetiyle kolundan yaralandı ve atından düştü.Hızır adındaki askeri Şah’ın kaçması için kendi atını Şah’a verdi ve Şah kaçtı.Safevilerin yakınları savaş meydanında kaldı.Osmanlı hiçbir zorlukla karşılaşmadan Tebriz’i ele geçirdi.Ancak Bektaşi tarikatına bağlı Yeniçeri Ocağı’nda çıkan huzursuzluklar yüzünden Yavuz Sultan Selim geri çekilmek zorunda kaldı. Bu yenilgiden sonra Şah İsmail’in ruh sağlığı bozuldu ve Şah kendini içkiye verdi.İçkide derman aradı.Mayıs 1524’de 37 yaşında iken Azerbaycan’da Hakk’a yürüdü.Cenazesi Erdebil’e getirilerek dedesi Şeyh Safiyüddin’in türbesinin yanına defnedildi.
Şah Hatayi çok güzel,etkileyici ve derin manalı şiirler yazmıştır.Şair kimliği çok zor koşullar altında gelişen Hatayi’nin şiirlerinde oldukça başarılı bir kurgu göze çarpmaktadır.Çok iyi bir öğrenim gören Şah Hatayi Arapça,Farsça ve Türkçe’yi ileri derecede çok iyi bilmektedir.Bunu şiirlerindeki işleyiş ustalığında da görmek mümkündür.
Hurufiliği çok iyi bilen Şah İsmail Kuran ayetlerini kafiyeli bir şekilde açıklayıp yorumlamıştır.Böylece yol içinde kendi açısından bir yol ortaya koymuştur.Şah Hatayi’ye göre yolun sahibi Hz.Hüseyin’indir;ancak yolun başı Hz.Muhammed ve Hz.Ali’dir.Çünkü erenlerin postu Hz.Hüseyin’den kalmıştır.Kendine pir olarak da bundan dolayı Hz.Hüseyin’i seçmiştir:Birgün Hz.Hüseyin mescitte cemaatle muhabbet ederken,Hz.Hasan kapıcıdır:
Bu yola giden hacılar
Kırklar Güruh-u Naciler
Cem kilidi kapıcılar
Kapıcıya haber olsun…
(Hatayi)
Hz.Ali mescide gelir ve Hz.Hasan’ın kapıcılık hizmetini atalık(babalık) hakkını kullanarak hiçe sayarak,Hz.Hasan’a danışmadan mescide girip cemaatin arasına oturur.Hz.Hasan bunun üzerine meydana gelerek postta oturan Hz.Hüseyin’e babasının kendi hizmetini hiçe sayıp cemaate girdiğini söyler.Hz.Hüseyin babasını meydana çağırır ve özünü dar’a çekmesini söyler.Böylece Hz.Hasan babasından davacıdır.Bu haber Hz.Muhammed’e ulaşır ve Hz.Peygamber kızı Fatıma Ana’ya Hz.Ali’nin oğlunun dar’ında mahsur kaldığını ve onun carına yetişmesini söyler.Haberi alan Hz.Fatıma Ana, alel acele koşarak mescide gider.Yolda sol ayağının baş parmağı taşa takılır ve kanar.Mescide geldiğinde oğlunun darına durur ve oğlunun yarayı görüpte üzülmemesi için sağ ayağının baş parmağıyla kanayan parmağını kapatır ve dar’a durur.Hz.Hüseyin tek tek kardeşine,annesine ve babasına sorar:”Siz mi ulusunuz yol mu ulu?”.Onlarda “Yol cümleden uludur.” derler.
Bunun üzerine Hz.Muhammed makam postunu Hz.Hüseyin’e devreder.Bundan dolayı yolun piri Hz.İmam Hüseyin’dir. Buna rağmen yolu Hz.Muhammed ve Hz.Ali’den öğrendiğinide birçok nefesinde dile getirmiştir:
Şah Hatayi eydür Muhammed Ali
Onlardan öğrendik erkanı yolu
Ali Muhammed’dir Muhammed Ali
Biz Muhammed Ali diyenlerdeniz…
Şah İsmail Hatayi,tasavvufu çok iyi şekilde bilip yaşamıştır.Kendi yaşantısı “Seyr-ü Sülük” denilen tasavvufi yaşam tarzı olmuş,derviş hayatı tarzında yaşamış,İnsanı-ı Kamil mertebesine ulaşmayı amaçlayarak “Dört Kapı Kırk Makam”
ilkelerini yaşamına geçirmiştir:
Ela gözlü pirim geldi
Gelen gelsin işte meydan
Dört Kapıyı Kırk Makamı
Bilen gelsin işte meydan…
Şah Hatay, Alevi-Bektaşi edebiyatının temel taşlarından birisi olup en ilgi gören ozanıdır.Onun nefesleri ibadette söylenen nefesler arasında en çok yer kaplayan deyişlerdir.Farklı farklı konularda ve biçimlerde yazan Şah Hatayi,aruz ve hece veznini çok iyi kullanmıştır.Sadettin Nüzhet’e göre Şah Hatayi’nin şiirlerinin konusu dört bölümden oluşur:
a) Tasavvuf düşüncelerini içerenler,
b) Aleviliği dile getirenler,
c) Hurufiliğin ilkelerini yansıtanlar,
d) Aşıkane olanlar.
Şah Hatayi,her zaman Ehlibeyt(Hz.Muhammed’in ailesi ve nesli) taraftarı olmuş ve Emevi tarafına düşman olmuştur.Bu da “Tevella ve Teberra” kavramları ile açıklanmıştır.Ehlibeyt’i sevene dost,düşman olana düşman olmuştur:
Muhammed Ali’yi candan sevenler
Yorulup yollarda kalmaz inşallah
İmam-ı Hasan’ın yüzün görenler
Hüseyin’den mahrum olmaz inşallah…
Görüldüğü gibi Şah Hatayi tam bir Ehlibeyt aşığıdır ve onların sevgisini dile getiren yüzlerce şiir yazmıştır.Ehlibeyt düşmanı olan Emevi gürühuna ise lanet etmeyi farz bilmiş ve Muaviye taraftarlarını sürekli yererek aşağılamıştır:
Dinlen bu nefesimi mavali canlar
Onun için okurum lanet Yezit’e
Muhammed Ali’yi sevmedi onlar
Onun için okurum lanet Yezit’e…
Şah Hatayi’nin yüzlerce nefesinin yanı sıra Erdebil Kütüphanesi’nde içinde gazelleri,mesnevileri,rubaileri bulunan bir “Divan”ı vardır.”Nasihatname” adı altında içinde şiirleri bulunan bir mesnevi eseri vardır.Ayrıca Hz.Ali’ye bağlılığını ve sevgisini belirten 1400 beyitten oluşan “Dehname” adında bir mesnevi eseri de vardır.
Ozan DEMİRCİ
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi
Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü
Kaynakça:
*ULUSOY A.Celalettin,Yedi Ulu Ozan
*YATAĞANOĞLU Alimcan,Dedemin Cönkünden Alevi-Bektaşi Şiirleri,Kaynak Yay,2002
*BOZTEPE Sinan,Şah Hatayi
*ERGÜN Sadettin Nüzhet,Hatayi Divanı,1956
*ALBAYRAK Hüseyin ve Ali Rıza,Şah Hatayi Deyişleri,Kalan Müzik,2004