A.adar
12-09-2006, 10:58 AM
O yüzü yaşadıkça utançtan hep kapatacaksın...
Rıza AYDOĞMUŞ
Sivas davasından hükümlü katillerden Hüseyin Kaya 12 yıllık kaçaklığına kendisi son verip, emniyete teslim olmuş. Gazetelere yansıdı fotoğrafı; iki polis arasındaydı, yüzünü kapatmıştı.2 Temmuz günü Sivas’a gelen onca yazar, çizer, sanat adamını otele kıstırıp, taşlayan ve ardından da benzin döküp yakanlar arasındaydı. Hüseyin Kaya’da o güruhun içindeydi; hayatında hiç tanımadığı, görmediği onca aydın insanın katledilmesi eylemine bizzat iştirak etmişti. Her nasılsa 12 yıl boyunca başta Sivas emniyeti olmak üzere tüm emniyet teşkilatı bu zatı diğerleri gibi yakalayamamıştı. Geçen 12 yıl boyunca iş ve aile düzeni muhtemelen devam etmiş belki de yandaşları el üstünde tutup, ayrıcalıklı yaşatmışlardır.
Yüzünü saklaması utançtan mı? Yoksa gizlenme ve tanınmamaya karşı bir refleks mi?
Yargılama sürecinde yaptığının insanlığın yüzkarası, utanç verici bir eylem olduğunu ve pişmanlık duyduğunu söylemedi. Diğer katilleri de suçlamadı.12 yıl boyunca da bu katliama katılmamış gibi elini kolunu sallayarak gezip, hayatını yaşamış. Otelde yanan 35 canın eşi yoldaşı; ana-babası, kardeşleri ev külfetinin yürekleri acıdan kavrulurken, bu katil kim bilir hangi plajda bronzlaşıyor bir yandan da ticaretini yapıyordu.
Yüzünü saklaması kendi utancından olsa, katliama katıldığı için pişman olduğunu hemen açıklardı. Hayır, utanmıyor; saklıyor kendi yüzünü.35 insanı yakmaktan hükümlü. Bu yafta boynunda asılı… İnsanlığın yüzkarası bir katliama katılmışlığı tescilli. Bu suç ve utanç kendisinden çocuğuna geçecek.35 insanı otelde kıstırıp, diri diri yakanın oğlu kızı denilecek zürriyetine. Bu onursuzlukla yaşayacak ve geridekilere yegâne mirası olacak.
Yüzünüzü saklamayıp, dik duramazsınız. Yaptığınız ve iştirak ettiğiniz katliamın insanlık tarihinde benzeri yok; öyle alçakça, öyle kalleşçe, öyle hunharca. Utancını, yüzüne doladığın montun örtemez; boşuna çekiştirmişsin. Katliamın gizlenen, açığa çıkarılmayan elebaşlarını açıklamadıkça bu utançtan ve yüz saklamaktan kurtulamazsınız.
Yüzünü saklayan katliam hükümlüsü bunca yıl sonra zahmet edip niye teslim olmuş diyesi de geliyor insanın. Öyle ya neden? Hani oteli tutuştururken olmayan vicdanı mı rahatsız etti? Yoksa AKP hükümetinin şu örtülü affı olarak bilinen yasaya güvenip; nasıl olsa kısa süre sonra salıverilirim rahatlığı ile mi teslim oldu? Muhtemelen ikinci ihtimal aslolan. Zira bir başka katliam hükümlüsü Muhammet Kılıç Almanya’dan “zaten AKP‘nin çıkardığı yasayı bekliyordum; bu duruma göre fazla yatmayacağım” diye rahatlığını ve pervasızlığını açıklıyordu gazetelere.
Yüzlerini saklayan bu katiller, ele bir türlü geçirilmeyen belediye meclisi eski üyesi Cafer Erçakmak’tan da haberdarlardır. Organize olmadan bunca yıl firar kolay iş olmasa gerek.
Yine sormadan geçemeyiz; Devlet, ele geçmeyen, firarda olan, dahası kendiliğinden gelip, teslim olmayan bu katilleri hangi duyarlılıkla, hangi ciddiyetle, hangi sorumlulukla ve hangi titizlikle arıyor?
Ya da ARIYOR MU?
Bu soruları soruyoruz; zira “ben buradayım, döner ticareti yapıyorum, işlerimi büyütüyorum, konsolosluğa da gidip, olası yasal işlerimi yürütüyorum” diyen katillerden Muhammet Kılıç’ı devlet arayıp, bulmadı. Bulundu; bu kez iade işlemlerini de gayri ciddi bir yöntemle sürdürüyor. Devlet, Madımak oteli önünde katillere gösterdiği müşfik, babacan(!) tavrını hala sürdürüyor ve bizim yüreğimizdeki yangını büyütüyor.
01.12.2005, Ankara
Rıza AYDOĞMUŞ
Sivas davasından hükümlü katillerden Hüseyin Kaya 12 yıllık kaçaklığına kendisi son verip, emniyete teslim olmuş. Gazetelere yansıdı fotoğrafı; iki polis arasındaydı, yüzünü kapatmıştı.2 Temmuz günü Sivas’a gelen onca yazar, çizer, sanat adamını otele kıstırıp, taşlayan ve ardından da benzin döküp yakanlar arasındaydı. Hüseyin Kaya’da o güruhun içindeydi; hayatında hiç tanımadığı, görmediği onca aydın insanın katledilmesi eylemine bizzat iştirak etmişti. Her nasılsa 12 yıl boyunca başta Sivas emniyeti olmak üzere tüm emniyet teşkilatı bu zatı diğerleri gibi yakalayamamıştı. Geçen 12 yıl boyunca iş ve aile düzeni muhtemelen devam etmiş belki de yandaşları el üstünde tutup, ayrıcalıklı yaşatmışlardır.
Yüzünü saklaması utançtan mı? Yoksa gizlenme ve tanınmamaya karşı bir refleks mi?
Yargılama sürecinde yaptığının insanlığın yüzkarası, utanç verici bir eylem olduğunu ve pişmanlık duyduğunu söylemedi. Diğer katilleri de suçlamadı.12 yıl boyunca da bu katliama katılmamış gibi elini kolunu sallayarak gezip, hayatını yaşamış. Otelde yanan 35 canın eşi yoldaşı; ana-babası, kardeşleri ev külfetinin yürekleri acıdan kavrulurken, bu katil kim bilir hangi plajda bronzlaşıyor bir yandan da ticaretini yapıyordu.
Yüzünü saklaması kendi utancından olsa, katliama katıldığı için pişman olduğunu hemen açıklardı. Hayır, utanmıyor; saklıyor kendi yüzünü.35 insanı yakmaktan hükümlü. Bu yafta boynunda asılı… İnsanlığın yüzkarası bir katliama katılmışlığı tescilli. Bu suç ve utanç kendisinden çocuğuna geçecek.35 insanı otelde kıstırıp, diri diri yakanın oğlu kızı denilecek zürriyetine. Bu onursuzlukla yaşayacak ve geridekilere yegâne mirası olacak.
Yüzünüzü saklamayıp, dik duramazsınız. Yaptığınız ve iştirak ettiğiniz katliamın insanlık tarihinde benzeri yok; öyle alçakça, öyle kalleşçe, öyle hunharca. Utancını, yüzüne doladığın montun örtemez; boşuna çekiştirmişsin. Katliamın gizlenen, açığa çıkarılmayan elebaşlarını açıklamadıkça bu utançtan ve yüz saklamaktan kurtulamazsınız.
Yüzünü saklayan katliam hükümlüsü bunca yıl sonra zahmet edip niye teslim olmuş diyesi de geliyor insanın. Öyle ya neden? Hani oteli tutuştururken olmayan vicdanı mı rahatsız etti? Yoksa AKP hükümetinin şu örtülü affı olarak bilinen yasaya güvenip; nasıl olsa kısa süre sonra salıverilirim rahatlığı ile mi teslim oldu? Muhtemelen ikinci ihtimal aslolan. Zira bir başka katliam hükümlüsü Muhammet Kılıç Almanya’dan “zaten AKP‘nin çıkardığı yasayı bekliyordum; bu duruma göre fazla yatmayacağım” diye rahatlığını ve pervasızlığını açıklıyordu gazetelere.
Yüzlerini saklayan bu katiller, ele bir türlü geçirilmeyen belediye meclisi eski üyesi Cafer Erçakmak’tan da haberdarlardır. Organize olmadan bunca yıl firar kolay iş olmasa gerek.
Yine sormadan geçemeyiz; Devlet, ele geçmeyen, firarda olan, dahası kendiliğinden gelip, teslim olmayan bu katilleri hangi duyarlılıkla, hangi ciddiyetle, hangi sorumlulukla ve hangi titizlikle arıyor?
Ya da ARIYOR MU?
Bu soruları soruyoruz; zira “ben buradayım, döner ticareti yapıyorum, işlerimi büyütüyorum, konsolosluğa da gidip, olası yasal işlerimi yürütüyorum” diyen katillerden Muhammet Kılıç’ı devlet arayıp, bulmadı. Bulundu; bu kez iade işlemlerini de gayri ciddi bir yöntemle sürdürüyor. Devlet, Madımak oteli önünde katillere gösterdiği müşfik, babacan(!) tavrını hala sürdürüyor ve bizim yüreğimizdeki yangını büyütüyor.
01.12.2005, Ankara