PDA

: Halac-ı Mansur (Mansur el-Hallâc)


kemalay
12-09-2006, 07:23 AM
Mansur el-Hallâc
Tam Adı : Ebu Abdullah Hüseyin Mansur el Beyzavi el-Hallâc
Kısaca : Mansur el-Hallâc
Doğumu : Miladî 858
Doğum Yeri : Tur
Hocaları : Sehl Abdullah et-Tüsterî, Amr Osman el-Mekki,
Sadık Dostu : Şıblî
Ölümü : 26 Mart 922
Yaşı : 65
Suçu : Zındıklık
Ceza Süresi : 8 yıl, 7 ay, 8 gün
Ölüm Fermanı : "Kanı Helâl"
Gördüğü İşkenceler : Hapis, sürgün,eziyet, sinir tahribi,kırbaç,asma,
kılıç, yakma,organların tek tek doğrandıktan sonra
asılıp teşhir edilmesi.

Alevi inancının felsefesini derinden etkileyen ve şekillendirenlerin başında Hallac-ı Mansur gelmektedir. Hallac-ı Mansur, düşüncesiyle, eylemiyle sadece islami coğrafyalarda değil, bütün dünyada çeşitli inançlara mensup insanları tarafından da saygınlık görmüş, etki bırakmıştır. Tabii ki en büyük sahiplenme Aleviler tarafından gösterilmiştir.

Bütün Alevi önderlerinde olduğu gibi Hallac-ı Mansur hakkında da sağlam ve güvenilir bilgi yoktur. Hallac-ı Mansur hakkındaki bütün bilgiler sözlü gelenekle yaşatılmıştır. Yazılı kaynaklar tahrip edilmiş, Hallac-ı Mansur gerçeği yok edilmek istenmiştir.

Bütün tahribatlara rağmen Hallac-ı Mansur düşüncesi günümüze dek gelmiştir. Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan felsefesi bütün boyutlarıyla Alevi öğretisinde yer almıştır. Örneğin Cem töreninin en önemli aşamalarından biri olan ve haklıyı, gerçeği ortaya koyan "Dar-ı Mansur" en büyük kanıttır. Dar-ı Mansur bir noktada mahkeme işlevi görmektedir. Ama bu öyle bildiğimiz mahkemelerden olmayıp, halk mahkemesi şeklindedir. Böyle olduğu için de haklı ve gerçek her zaman daha yoğun gerçeklişmiştir.

Hallac-ı Mansur, düşüncesi için darağacını göze almış ve hiç bir karanlıktan çekinmeden düşüncesini açıklamıştır. Düşünce(si)leri ne kadar "aykırı" olsa da onları ölümüne savunmuştur.

Hallac-ı Mansur kendisini kırbaçlara, darağacına götüren düşüncesini iki kelime ile özetlemiştir: Enel Hak. Enel Hak, ben Hakkım, hakikatim anlamına gelmektedir. Şüphesiz bu iki kelimenin altında yüzlerce cilt kitaba sığmaz derin anlamlar yatmaktadır. Hallac-ı Mansur düşüncesine göre; insan Tanrı’nın bir yansımasıdır. İnsan Tanrı’dan ayrı düşünülemez ve eğer insan kalbini kötülüklerden arındırırsa Tanrı ile bütünleşebilir.

Aradan 1000 bin yıl geçmesine rağmen Hallac-ı Mansur’un düşünceleri tartışılmaya ve etkilemeye devam ediyor. Anlaşılan daha da devam edecek

ÖLÜMÜ
"...onu katletmek icin alip goturduler, cevresinde yuzbin kisi toplandi. Gozunu hepsinin uzerinde dolastirarak:
-Hak! Hak! Ene'l-Hak! diyordu. Dervisin biri ona:
-Ask nedir, diye sordu.
-Askin ne oldugunu, bugun, yarin ve oburgun goreceksin dedi. O gun oldurduler, ertesi gunu atese atip yaktilar. Ucuncu gun de kulunu ruzgara verdiler. Ardindan oyle guldu ki gozlerinden yas geldi. Sonra kendisini seyreden topluluga dondu. Gozune Sibli ilisti.

Cagirdi: "Ey Ebu Bekir, yaninda seccade var mi? Ser suraya!" Sibli seccadeyi serdi, Hallac iki rekat namaz kildi.Birinci rekatta Fatiha'dan sonra su ayeti okudu: 'Andolsun ki sizi biraz korku, biraz aclik, biraz da mallardan, canlardan ve urunlerden yana eksiltmeyle imtihan edecegiz. Sabirli olanlara mujdele!' (Bakara Suresi, 155) Ikinci rekatta Fatiha'dan sonra su ayeti okudu: 'Her benlik olumu tadacaktir. Sizi, bir imtihan olarak hayir ve ser ile de imtihan ediyoruz. Sonunda bize donduruleceksiniz.' (Enbiya, 35) Namazi bitince dua etti:

'Allahim! Sen her yonden tecelli edersin. Fakat sen tum yonlerden arinmissin. Benim hakikatime iliskin varligin ve senin hakikatine iliskin varligim hurmetine beni bagisla! Benim, Senin hakikatine bagli olan varligim nasutiyet (insan realitesi); Senin, benim hakikatime iliskin varligin lahutiyet (ilahilik)tir. Benim nasutiyetim senin lahutiyetinde yok olmustur; ona karismadan. Ve senin lahutiyetin benim nasutiyetimi kusatmistir; onunla ic ice girmeden.'

'Allahim! Sonradan olmuslugumu kusatan ezeli varligin hurmetine! Senin ilksizlik kivrimlarin arasindaki sonradan olmuslugum hurmetine!Bana, lutf ettigin nimetin sukrunu yerine getirme imkani ver. Guzelliginin acilan sirlarini baskalarindan gizleyerek onlari fark etme imkanini bana vermek ve kinayanlardan beni esirgemis olmakla bahsettigin nimete tesekkur etmeyi bana nasip kil.'

'Su topluluk senin kullarindir. Dinlerine olan bagliliklari yuzunden ve sana yaklasmak umidiyle beni oldurmek icin toplanmislar. Onlari affet. Iyi biliyorum ki, bana actigin sirlari onlara acsan, yahut onlardan gizledigin seyleri benden de gizleseydin bu hal basima gelmezdi. Yaptigin seyler icin sana hamd, istedigin seyler icin de yine sana hamd olsun!' [Ibrahim b. Fatik'ten nakildir]

Evvela daragacina dayali merdiveni optu, sonra ayagini merdivene basti, 'Bu ne hal boyle' diyenlere:
-Daragaci, erenlerin miraci!, dedi.
Beline bagli bir pestemal, omuzlarinda bir taylasan vardi. Ellerini semaya dogru kaldirdi, yuzunu Kible'ye cevirdi, niyazda bulundu ve ne istiyorsa onu diledi. Sonra yurudu, daragacinin tepesine cikti.

Cellat once bin kirbac vurdu. Hallac aldirmiyor sadece "Ehad, Ehad" (Bir, yalniz Bir) diyordu. Bir ara Hallac cellada soyle dedi: "Az musade eder, beni dinlersen sana, Istanbul'u fethetmeye esdeger bir ogut veririm." Cellat bu istegi reddetti. [Ibn Hallikân, 2/144]

O hala konusuyordu. Bundan sonrasi icin sadik dostu Sibli'yi dinleyelim: "Ellerini, ayaklarini kestiler, o hala konusuyordu. Birseyler soylemek icin sokuldum. "Tasavvuf nedir?" diye sordum. Cevap verdi: 'En basit mertebesini su anda gordugun sey. Yemin olsun ki, Allah'in verdigi nimetlerle istiraplar arasinda asla fark gormedim!" Ben: 'En yuce mertebesi nedir?' diye sorunca: 'Onu yarin gorursun!' dedi. ("Yarin", yakilan cesedinin kulleri dicle nehrine dokuldu.)

"
"O gece agaca bagli olarak sabahladi. Sabahleyin oraya gitmis ona bakiyor, dusunuyordum. Bana:"Yaklas!' diye seslendi. Yaklastim. Dedi ki bana:"Bak, iste beni gercege cagidi ve bana su gordugunu yapti".[Deylemî Sîre, 238-239]

Herkes ona recm tasi atti, Sibli de fetvaya uymus olmak icin bir gul atinca, Huseyin Mansur bir "ah" cekti. "Sana atilan bunca taslardan hicbirine nicin ah etmedin? Atilan bir gule ah etmendeki sir nedir? dediler. Sunun icin dedi: "Onlar bilmiyorlar, onun icin de mazurdurlar. Sibli'nin yaptigi gucume gitti. Zira o biliyor, bunu yapmamaliydi!" Sonra elini vucudundan ayirdilar, guldu. "Bu gulme neye boyle?" dediler. "insanin elini vucudundan ayirmak kolay bir istir, er odur ki, nefsin elini kesip atar, zira beseri sifatlari terkedenin basina konan himmet taci ta Ars'a dayanir." Sonra ayagini kestiler, bu sefer tebessum eti, ve : "Bu ayakla arz uzerinde sefer yapiyorum, diger bir ayagim daha var ki, simdi onunla iki alemde sefer yapacagim, eger gucunuz yetiyorsa, o ayagimi kesin", dedi. Sonra al kan olmus kesik ellerini yuzune surerek yuzunu ve kollarini kana boyadi. "Nicin boyle yaptin", diyenlere, "cunku" dedi: "Cok kan kaybettim, biliyorum ki yuzum sararacak, "beti benzi sarardi", sanacaksiniz, yuzumu kana buladim, ta ki size karsi kipkirmizi yuzlu olayim. Zira erkeklerin yuz boyasi onlarin kanlaridir." "Diyelim ki, yuzunu bunun icin al kan ettin, "Peki kollarini niye kana buladin", dediklerinde, soyle dedi:

-Abdest aliyorum!
-Ne abdesti?
-Ask'ta kilinan iki rekat namazin abdesti ancak ve ancak kanla alinirsa sahih olur!
Sonra gozlerini oydular, bunun uzerine halk arasinda bir kiyamettir koptu, bazisi agliyor, bazisi tas atiyordu. Sonra dilini kesmek istediler."Bir iki kelime soyleyebilmek icin biraz sabredin", dedi ve yuzunu semaya cevirerek niyazda bulundu.
-Ilahi! Senin rizan icin bana bu ezayi ve cefayi yapanlari sevaptan mahrum etme! Bu yuzden onlari nasipsiz, amellerini sevapsiz birakma! Elhamdullillah ki, ellerimi ve ayaklarimi senin yoluna kestiler! Sayet bir de basimi bedenimden ayirirlarsa, celalini musahede ugrunda beni daragacinin tepesine cikarmis olacaklar!

"Sonra kulaklarini ve burnunu da keserek uzerine tas yagdirdilar. Elinde bir lata parcasi bulunan bir ihtiyar kadin oradan geciyordu, "Su zavalli ve bencil Hallac'a iyice vurunuz, esrardan bahsetmekle isi ne?", dedi.

"Hüseyn'in en son soyledigi soz: "Vahid'in kendini vacide (vecde gelene) ozgulemesi, ona kafirdir!" veya: "Bulana, 'Bir' yeter" ifadesi idi. Sonra": "Kiyamet gunune inanmayanlar onun cabuk gelmesini istiyorlar, muminler ise o gunden korkuyor ve o gunun hak oldugunu biliyorlar, dikkat edin, kiyamet konusunda inatla cedellesenler, acik bir sapikligin icindedirler." (Sura Suresi, 18) mealindeki ayeti okudu, son sozu bu oldu.

Sonra dilini de kestiler. Basini kestikleri vakit aksamdi. Basini bedeninden kopardiklari sirada tebessum ederek can verdi. Butun organlarindan tek tek "Ene'l-Hak", diye bir ses geliyordu. "Daha sonra onu yaktilar, kulunden "Ene'l-Hak" diye ses geliyordu. Katledildigi esnada, ondan yeryuzune dokulen kan damlalarinin: "Allah" kelimesini yazdigi goruldu.

"Hüseyn b. Mansur, hizmetciye: "Benim kulumu Dicle nehrine attiklarinda, su kuvvetle cosacak, oyle ki, suda garkolma korkusu Bagdad'i saracak, o saatte hirkami Dicle kenarina gotur ki, su sakinlessin!" demisti. Ucuncu gun Huseyn'in kulunu Dicle'ye verdiler, yine sudan ayni sekilde: "En'el-Hak", sesleri geliyor, nehrinsulari kopurerek akiyordu. Bunun uzerine hizmetci, seyhin hirkasini Dicle'nin sahiline goturdu., su sakinleserek eski haline dondu; kuller de sustu. Daha sonra kulleri toplayip defnettiler. Ona verilen bu harikalar tasavvuf yolunun yolcularindan hicbir kimseye verilmedi."

Celladi diyor ki: "Butun organlarini teker teker dogradim da ne bir kez inledi, ne de rengi degisti!."

Hallac'in bas, kollar ve ayaklarina gelince; Bas bir sure Bagdat'in Mutref mevkiinde, halk seyretsin diye asildi. Eller ve ayaklar da basin sagina ve soluna asilmisti.

Bas, daha sonra indirilip sarayda korumaya alindi. Daha sonra da baska sehirlere "ibret" icin goturulup dolastirildi.

wengesodiri
19-09-2006, 08:06 AM
HALLAC-I MANSUR
Alevi inancının felsefesini derinden etkileyen ve şekillendirenlerin başında Hallac-ı Mansur gelmektedir. Hallac-ı Mansur, düşüncesiyle, eylemiyle sadece islami coğrafyalarda değil, bütün dünyada çeşitli inançlara mensup insanları tarafından da saygınlık görmüş, etki bırakmıştır. Tabii ki en büyük sahiplenme Aleviler tarafından gösterilmiştir.
Hallac-ı Mansur, 857 Tur’da doğmuştur. (Şahadeti: Mart 922 Bağdat).
Bütün Alevi önderlerinde olduğu gibi Hallac-ı Mansur hakkında da sağlam ve güvenilir bilgi yoktur. Hallac-ı Mansur hakkındaki bütün bilgiler sözlü gelenekle yaşatılmıştır. Yazılı kaynaklar tahrip edilmiş, Hallac-ı Mansur gerçeği yok edilmek istenmiştir.
Bütün tahribatlara rağmen Hallac-ı Mansur düşüncesi günümüze dek gelmiştir. Hallac-ı Mansur’u bu kadar güçlü kılan ve günümüze kadar gelmesini sağlayan felsefesi bütün boyutlarıyla Alevi öğretisinde yer almıştır. Örneğin Cem töreninin en önemli aşamalarından biri olan ve haklıyı, gerçeği ortaya koyan "Dar-ı Mansur" en büyük kanıttır. Dar-ı Mansur bir noktada mahkeme işlevi görmektedir. Ama bu öyle bildiğimiz mahkemelerden olmayıp, halk mahkemesi şeklindedir. Böyle olduğu için de haklı ve gerçek her zaman daha yoğun gerçeklişmiştir.
Hallac-ı Mansur, düşüncesi için darağacını göze almış ve hiç bir karanlıktan çekinmeden düşüncesini açıklamıştır. Düşünce(si)leri ne kadar "aykırı" olsa da onları ölümüne savunmuştur.
Hallac-ı Mansur kendisini kırbaçlara, darağacına götüren düşüncesini iki kelime ile özetlemiştir: Enel Hak. Enel Hak, ben Hakkım, hakikatim anlamına gelmektedir. Şüphesiz bu iki kelimenin altında yüzlerce cilt kitaba sığmaz derin anlamlar yatmaktadır. Hallac-ı Mansur düşüncesine göre; insan Tanrı’nın bir yansımasıdır. İnsan Tanrı’dan ayrı düşünülemez ve eğer insan kalbini kötülüklerden arındırırsa Tanrı ile bütünleşebilir.
Aradan 1000 bin yıl geçmesine rağmen Hallac-ı Mansur’un düşünceleri tartışılmaya ve etkilemeye devam ediyor. Anlaşılan daha da devam edecek

Rojaazme
19-09-2006, 08:13 AM
paylaşımın için sağolasın can

astokomlu
19-09-2006, 09:01 AM
paylaşımın için teşekkürler..