A.adar
11-10-2006, 11:06 PM
ALİ MURAT İRAT
Aleviler, Türkiye’de büyük Sünni parçadan inançsal olarak farklılık gösteren ve heterojen bir iç yapılanmaya sahip olan en büyük topluluktur. Aleviliğin genel tanı mlama ve yaklaşımlarla açıklanmayacak kadar karmaşık ve heterojen bir “düzen” içerisinde olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bu nedenle Aleviliği tanımlamak için geliştirilen söylemlerin çoğu, bütünlükçü ve pozitivist kaygılar güdüldüğünden eksiklikler ve yanlışlı klar içermektedir.
Alevilik, Batın ilmi ve iktidar anlayışı içerisindeki kimi grupların ve kendisini İslami halka içerisinde konumlayan bazı toplulukların üst adıdır. Bütün bunlardan dolayı, “Alevilik İslamiyetin içerisindedir” yaklaşımı ne kadar yanlışsa ve reel politikalardan köken alıyorsa, “Alevilik İslamiyetin dışındadır” yaklaşımı da bir o kadar yanlış ve reel politik çıkarlardan kaynaklanmaktadır.
ALEVİLİĞİ ANLAMAK
Bugün “Alevilik nedir?” gibi bir sorunun takipçileri ve ısrarcıları genel olarak muhafazakar sağ/sol ve devlet kurumlarıdır. Bu soru çoğu Alevi örgütü tarafından da sorulmakta ve ayrışmaya bilinçli ya da bilinçsiz destek verilmektedir. Bu nedenle, sorulacak soru Alevilik İslamiyetin içerisinde mi? gibi modernist kaygılar taşıyan ve pozitivist bilim anlayışından köken alan bir soru olmamalıdır. Bunun yerine, Aleviliğin ne olduğuna yönelik soru sormadan ve Aleviliği tasnif etmeden onu anlamaya çalışan alternatif bir yaklaşım geliştirilmelidir.
Devletin ve çoğu muhafazakar-sağ/sol grupların yeni bir Alevilik tanımı yapmaya başladığı 1980 sonrası dönemde, bazı Alevi örgütleri altı iyi doldurulmamış olan “Alevilik İslam’ı n dışındadır” savıyla karşı-söylem oluşturmuşlardı r. Ancak, alternatif gibi görünen bu sav da muhafazakar halkanın belirlediği ve adeta “karşı tarafa” bıraktığı bir savdır. Ancak baskı n söylemleri bu iki alternatif oluşturmuş ve Alevi birey için başka seçme şansı bırakılmamı ştır. Aleviliğin İslam’ın neresinde olduğuna dair söylemlerin genellikle Aleviliği değil Alevileri eksen alarak geliştirildiği de görülmektedir. Bu süreçte atlanılan tek şey (ve oldukça önemli olan şey) Alevilerin kendilerinin, Aleviliğ e, yani inanca ilişkin problem ve yaklaşımları dır. Aleviliğin inançsal boyutu üzerine ve bu inançsal yapının değişen dünyadaki yerinin saptanmasında herhangi bir alternatif söylemin oluşturulamaması da inanca ilişkin problemlerin gittikçe artmasına neden olmuştur. Alevilerin, toplumsallığa olan duyarlılığının bilincinde olan çeşitli örgütlerin ve dahi hükümet edenlerin, bu duyarlılık üzerinden reel politik alanlarda Alevi kitlelerinin desteğini alma anlamı nda yaptıkları girişimler zaman zaman ses bulmuş ve hem yönetenler hem de çeşitli örgütler Alevilerin desteğini almışlardı. Bu arada unutulan elbette ki inanç olarak Aleviliğin kendisiydi. Alevilik inançsal boyutuyla, büyük kültürel ve edebi birikimiyle ortada duruyordu ve bunun farkına varan bazı yapılar, Alevileri değil ama “Aleviliği” hızla ele almaya başlamışlardı. Bu yapıların başında hiç kuşkusuz devletin tek ve “sahih” bir İslam yaratma amacıyla kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı geliyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı, çoğu İlahiyat Fakültesi hocası (çoğu zaman Şii yaklaşımlara bile tahammülü olmayan) ve muhafazakar yazarların çoğunun, Aleviliği ele alışları da benzer şekilde oldu. Alevilik bu süreçte Türkmen Sünniliği gibi anlamsız ve dar tanımlamalarla “Hz. Ali sevgisine” indirgenmeye çalışıldı ve bu, bazı Alevi önderlerinin bilinçli ya da bilinçsiz desteğiyle büyük oranda sağlandı. Peki ortamın bu yapılar eliyle şekillendirilmesine neden olan sorumlular kimlerdi?
SOL VE ALEVİLER
Aleviler 1960 ve 1970’li yıllarda artan sol hareketlili k içerisinde kendilerine oldukça önemli bir yer edinmişlerdir. Sol ideolojinin modernizmin kriziyle birlikte saldırıya uğraması, Alevilerin solla olan bağlarında oynamalar yaratmı ştır. Sol ideoloji içerisinde kendisine yer edinmiş ve bu ideolojiyi temsil ettiğini söyleyen örgütlerle sıkı bağlar geliştirmiş olan Alevilerin, bu süreçte kimlik problemine düştüğü ve kendilerini neye göre, kime karşı ve nerede konumlayacakları konusunda büyük tereddütler yaşadıkları da görülmektedir. Dünyevi olana ilişkin bütün konumlamalarını çoğunlukla pozitivist sol ideoloji bağlamında gerçekleştiren ve dünyayı anlama ve algılamalarında genel olarak pozitivizmi kendilerine ilke edinen Alevi topluluklarının, inanca ilişkin herhangi net ve homojen bir tanımlamalarının olmaması nın nedeni, en başta, soldaki pozitivist kalı ntılar ve pozitivizmin her tür inancı “geri bir form” olarak değerlendirme yaklaşımıdır. Reel politik örgütlenmelerin çözülmesi, Alevilerin dinsel ağırlıklı örgütlenmelere yönelik ilgisindeki artışın en önemli nedenlerinden birisidir. Alevilerin yıllar boyunca unutulmuş, unutturulmuş olan inanç boyutları kimliklenme sürecinde elde kalan tek alan olarak görülmüştür. Alevilerin, pozitivist bakış açısıyla, geri kalmış olarak görülen ve çoğunluğu pozitivist Marksist kesimlerce budanan inanca ilişkin öğeleri, bu yeni dönemde Alevilerin kimliklenme alanlarını oluşturmuştur.
SORUMLULAR
Buna karşın Alevilerin, bu kimliklenme sürecinde etkin olan ve bu süreci yönlendirmeye çalışan bilimsel aktörleri yetersiz kalmıştır. Hükümet edenler, açık bir biçimde Aleviliği önce indirgemeye sonra da İslami halka içerisine almaya çalışmaktadır. Bu çabaya destek hiç kuşkusuz öncelikle muhafazakar ideologlar tarafından gelmiştir. Ancak daha önemli olan, bazı Alevi yazarların Aleviliği resmi ideoloji içerisine hapsetme ve pozitivist felsefenin gizli savunucusu haline getirme çabalarıdır. Bugün Alevi bireyin Aleviliğini algılama sürecine müdahale tepe noktasındadır.
Kendisinin “Sünni olmadığını” iyi bilen Alevi birey, bu tutarlı durum kırılamayınca farklı bir açıdan kazanılmaya çalışıldı. Alevilik bir inançtan öte, bir kültür ya da yaşam biçimine dönüştürüldü. Yapılan anketlerdeki sorularda yalnızca iki alternatif yer buldu: “Alevilik İslamdır” ya da “Alevilik bir yaşam biçimidir”. Alevi birey için “yaşam tarzı” kabul edilebilir ve mantıklı bir alternatifti çünkü geçmişte yaptığı ittifakların sahipleri bu bağlamda düşünmeyi kolaylaştıran ideolojik bir yapılanmaya sahiptiler. İttifak yapılan bu yapılardan Türkiye solunun pozitivist “okulları”, dini ve dinle ilgili bütün yaklaşımları pre-modern ürünler olarak değerlendiriyor ve onları geçmişte kalan/kalması gereken geri bir form olarak görüyordu. Dolayısıyla metafizik olan inanca ilişkin yapıların tümü bu bağlamda ele alınıyordu.
Öncelikle güçlü bir inanç nüvesi içeren Aleviliğ in bu bağlamda değerlendirildiğinde ittifak yapılmamaması gereken bir form olduğu açıktı. Ancak Türkiye solu bu “problemi” kabaca bulduğu çözümle, Aleviliğe bir kültür ya da yaşama biçimi misyonu yükleyerek halletti. Alevi bireyin tahayyülündeki pozitivist bakış açısının da kabülüyle, örneğin semah bir ibadet olmaktan bir halk oyunu olmaya kolaylıkla indirgendi. Bunun sorumlusu elbette tek bir inanç yapısının baskın hakimiyeti altındaki bazı devlet aparatları ve pozitivizmin batağına saplanmış olan çoğu Türkiye solcusu ve bazı Alevi ileri gelenleriydi.
Görülmektedir ki, Alevilerin kimliklenme sürecine ciddi müdahaleler bulunmaktadır. Bugün Alevilerin “Aleviliğin ne olduğu” konusunda bilinçli bir yoksunluğa itildiği ve bu sorunun Türkiye’deki her çoğunluğun kendi ötekilerini anlamak üzerine kurduğu ilişkiler ağıyla aşılabileceğini belirtmek isterim.
BirGün, 12 Aralık 2005
Aleviler, Türkiye’de büyük Sünni parçadan inançsal olarak farklılık gösteren ve heterojen bir iç yapılanmaya sahip olan en büyük topluluktur. Aleviliğin genel tanı mlama ve yaklaşımlarla açıklanmayacak kadar karmaşık ve heterojen bir “düzen” içerisinde olduğunu da belirtmek gerekiyor. Bu nedenle Aleviliği tanımlamak için geliştirilen söylemlerin çoğu, bütünlükçü ve pozitivist kaygılar güdüldüğünden eksiklikler ve yanlışlı klar içermektedir.
Alevilik, Batın ilmi ve iktidar anlayışı içerisindeki kimi grupların ve kendisini İslami halka içerisinde konumlayan bazı toplulukların üst adıdır. Bütün bunlardan dolayı, “Alevilik İslamiyetin içerisindedir” yaklaşımı ne kadar yanlışsa ve reel politikalardan köken alıyorsa, “Alevilik İslamiyetin dışındadır” yaklaşımı da bir o kadar yanlış ve reel politik çıkarlardan kaynaklanmaktadır.
ALEVİLİĞİ ANLAMAK
Bugün “Alevilik nedir?” gibi bir sorunun takipçileri ve ısrarcıları genel olarak muhafazakar sağ/sol ve devlet kurumlarıdır. Bu soru çoğu Alevi örgütü tarafından da sorulmakta ve ayrışmaya bilinçli ya da bilinçsiz destek verilmektedir. Bu nedenle, sorulacak soru Alevilik İslamiyetin içerisinde mi? gibi modernist kaygılar taşıyan ve pozitivist bilim anlayışından köken alan bir soru olmamalıdır. Bunun yerine, Aleviliğin ne olduğuna yönelik soru sormadan ve Aleviliği tasnif etmeden onu anlamaya çalışan alternatif bir yaklaşım geliştirilmelidir.
Devletin ve çoğu muhafazakar-sağ/sol grupların yeni bir Alevilik tanımı yapmaya başladığı 1980 sonrası dönemde, bazı Alevi örgütleri altı iyi doldurulmamış olan “Alevilik İslam’ı n dışındadır” savıyla karşı-söylem oluşturmuşlardı r. Ancak, alternatif gibi görünen bu sav da muhafazakar halkanın belirlediği ve adeta “karşı tarafa” bıraktığı bir savdır. Ancak baskı n söylemleri bu iki alternatif oluşturmuş ve Alevi birey için başka seçme şansı bırakılmamı ştır. Aleviliğin İslam’ın neresinde olduğuna dair söylemlerin genellikle Aleviliği değil Alevileri eksen alarak geliştirildiği de görülmektedir. Bu süreçte atlanılan tek şey (ve oldukça önemli olan şey) Alevilerin kendilerinin, Aleviliğ e, yani inanca ilişkin problem ve yaklaşımları dır. Aleviliğin inançsal boyutu üzerine ve bu inançsal yapının değişen dünyadaki yerinin saptanmasında herhangi bir alternatif söylemin oluşturulamaması da inanca ilişkin problemlerin gittikçe artmasına neden olmuştur. Alevilerin, toplumsallığa olan duyarlılığının bilincinde olan çeşitli örgütlerin ve dahi hükümet edenlerin, bu duyarlılık üzerinden reel politik alanlarda Alevi kitlelerinin desteğini alma anlamı nda yaptıkları girişimler zaman zaman ses bulmuş ve hem yönetenler hem de çeşitli örgütler Alevilerin desteğini almışlardı. Bu arada unutulan elbette ki inanç olarak Aleviliğin kendisiydi. Alevilik inançsal boyutuyla, büyük kültürel ve edebi birikimiyle ortada duruyordu ve bunun farkına varan bazı yapılar, Alevileri değil ama “Aleviliği” hızla ele almaya başlamışlardı. Bu yapıların başında hiç kuşkusuz devletin tek ve “sahih” bir İslam yaratma amacıyla kurduğu Diyanet İşleri Başkanlığı geliyordu. Diyanet İşleri Başkanlığı, çoğu İlahiyat Fakültesi hocası (çoğu zaman Şii yaklaşımlara bile tahammülü olmayan) ve muhafazakar yazarların çoğunun, Aleviliği ele alışları da benzer şekilde oldu. Alevilik bu süreçte Türkmen Sünniliği gibi anlamsız ve dar tanımlamalarla “Hz. Ali sevgisine” indirgenmeye çalışıldı ve bu, bazı Alevi önderlerinin bilinçli ya da bilinçsiz desteğiyle büyük oranda sağlandı. Peki ortamın bu yapılar eliyle şekillendirilmesine neden olan sorumlular kimlerdi?
SOL VE ALEVİLER
Aleviler 1960 ve 1970’li yıllarda artan sol hareketlili k içerisinde kendilerine oldukça önemli bir yer edinmişlerdir. Sol ideolojinin modernizmin kriziyle birlikte saldırıya uğraması, Alevilerin solla olan bağlarında oynamalar yaratmı ştır. Sol ideoloji içerisinde kendisine yer edinmiş ve bu ideolojiyi temsil ettiğini söyleyen örgütlerle sıkı bağlar geliştirmiş olan Alevilerin, bu süreçte kimlik problemine düştüğü ve kendilerini neye göre, kime karşı ve nerede konumlayacakları konusunda büyük tereddütler yaşadıkları da görülmektedir. Dünyevi olana ilişkin bütün konumlamalarını çoğunlukla pozitivist sol ideoloji bağlamında gerçekleştiren ve dünyayı anlama ve algılamalarında genel olarak pozitivizmi kendilerine ilke edinen Alevi topluluklarının, inanca ilişkin herhangi net ve homojen bir tanımlamalarının olmaması nın nedeni, en başta, soldaki pozitivist kalı ntılar ve pozitivizmin her tür inancı “geri bir form” olarak değerlendirme yaklaşımıdır. Reel politik örgütlenmelerin çözülmesi, Alevilerin dinsel ağırlıklı örgütlenmelere yönelik ilgisindeki artışın en önemli nedenlerinden birisidir. Alevilerin yıllar boyunca unutulmuş, unutturulmuş olan inanç boyutları kimliklenme sürecinde elde kalan tek alan olarak görülmüştür. Alevilerin, pozitivist bakış açısıyla, geri kalmış olarak görülen ve çoğunluğu pozitivist Marksist kesimlerce budanan inanca ilişkin öğeleri, bu yeni dönemde Alevilerin kimliklenme alanlarını oluşturmuştur.
SORUMLULAR
Buna karşın Alevilerin, bu kimliklenme sürecinde etkin olan ve bu süreci yönlendirmeye çalışan bilimsel aktörleri yetersiz kalmıştır. Hükümet edenler, açık bir biçimde Aleviliği önce indirgemeye sonra da İslami halka içerisine almaya çalışmaktadır. Bu çabaya destek hiç kuşkusuz öncelikle muhafazakar ideologlar tarafından gelmiştir. Ancak daha önemli olan, bazı Alevi yazarların Aleviliği resmi ideoloji içerisine hapsetme ve pozitivist felsefenin gizli savunucusu haline getirme çabalarıdır. Bugün Alevi bireyin Aleviliğini algılama sürecine müdahale tepe noktasındadır.
Kendisinin “Sünni olmadığını” iyi bilen Alevi birey, bu tutarlı durum kırılamayınca farklı bir açıdan kazanılmaya çalışıldı. Alevilik bir inançtan öte, bir kültür ya da yaşam biçimine dönüştürüldü. Yapılan anketlerdeki sorularda yalnızca iki alternatif yer buldu: “Alevilik İslamdır” ya da “Alevilik bir yaşam biçimidir”. Alevi birey için “yaşam tarzı” kabul edilebilir ve mantıklı bir alternatifti çünkü geçmişte yaptığı ittifakların sahipleri bu bağlamda düşünmeyi kolaylaştıran ideolojik bir yapılanmaya sahiptiler. İttifak yapılan bu yapılardan Türkiye solunun pozitivist “okulları”, dini ve dinle ilgili bütün yaklaşımları pre-modern ürünler olarak değerlendiriyor ve onları geçmişte kalan/kalması gereken geri bir form olarak görüyordu. Dolayısıyla metafizik olan inanca ilişkin yapıların tümü bu bağlamda ele alınıyordu.
Öncelikle güçlü bir inanç nüvesi içeren Aleviliğ in bu bağlamda değerlendirildiğinde ittifak yapılmamaması gereken bir form olduğu açıktı. Ancak Türkiye solu bu “problemi” kabaca bulduğu çözümle, Aleviliğe bir kültür ya da yaşama biçimi misyonu yükleyerek halletti. Alevi bireyin tahayyülündeki pozitivist bakış açısının da kabülüyle, örneğin semah bir ibadet olmaktan bir halk oyunu olmaya kolaylıkla indirgendi. Bunun sorumlusu elbette tek bir inanç yapısının baskın hakimiyeti altındaki bazı devlet aparatları ve pozitivizmin batağına saplanmış olan çoğu Türkiye solcusu ve bazı Alevi ileri gelenleriydi.
Görülmektedir ki, Alevilerin kimliklenme sürecine ciddi müdahaleler bulunmaktadır. Bugün Alevilerin “Aleviliğin ne olduğu” konusunda bilinçli bir yoksunluğa itildiği ve bu sorunun Türkiye’deki her çoğunluğun kendi ötekilerini anlamak üzerine kurduğu ilişkiler ağıyla aşılabileceğini belirtmek isterim.
BirGün, 12 Aralık 2005