Rojaazme
09-10-2006, 12:39 PM
Kabemiz insan bizimhttp://www.milliyet.com.tr/1997/10/20/yasam/alevdizi.html
Cem töreni, insanlık dersi gibi.. Küskün de alınmıyor, dargın da.. Üzerinde kul hakkı olanın, karısını boşayan erkeğin yeri olmuyor.. Suçlular adım atamıyor; eline, beline, diline sahip olamayanın, Cem'de yeri yok..
KARLI köyü, Sivas'a 45 kilometre mesafede. Çorak dağların tam ortasında. Aydınlık yürekler, köyün imajına da yansımış. Köyden çok, bakımlı bir ilçeyi andırıyor. Anadolu'nun en ücra köşesinde bile olsanız, bu çağdaş görüntü Alevi köylerin değişmez damgası. Coşkuyla bizi karşılayıp, Cem'in yapılacağı köyün en büyük binasına götürüyorlar. İçeri adım attığınızda göze ilk çarpan, Atatürk'ün fotoğrafı ve Hz.Ali'nin temsili resmi. Yerlere rengarenk kilimler serilmiş. Salonun dörtbir yanına tahta sıralar, iskemleler yerleştirilmiş. "12 Hizmet" görevlileri yerlerini almış. Cem'den onlar sorumlu.
Ocak alev alev yanıyor. Ve üzerinde bir kazan. Kurbansız Cem olmazmış. Girişin biraz ötesinde sandık sandık elmalar, şeftaliler, kuruyemiş torbaları istiflenmiş. Cem'e lokma getirmek bir gelenek. Bir kilo elma da olabilir, bir kurban da. Ben de Sivas'tan aldığım çikolatalarla "lokma"ya katılıyorum.
Dede'siz Cem olur mu? Cafer Dede, herkesin görebileceği bir yerde, elinde bastonuyla bağdaş kurmuş. Kapıdan her giren "can" önce cemaatı selamlıyor, sonra da Dede'ye niyaz ediyor. Ardından çoluğu çocuğuyla birlikte Dede'nin önünde selam durarak duasını alıyor. Sadece onlar mı? Kurban da katılıyor törene. Dede'nin önüne getirilip, duasını alıyor. "Duasız kurban olmaz" diyor Sivas Üniversitesinde Eğitmen Doğan Aykanat. "Dua almazsa, lokma olmaz."
Cemaat yavaş yavaş toplanıyor. Kadın erkek bir arada, harem - selamlık yok. Ardından aşık alıyor sazını eline, yüzlerce yıllık felsefe, sazdan söze dökülüyor. Aşık, Pir Sultan Abdal Köyü'nden. Bakın ne diyor:
"Cem'e küskünü de almayız, dargını da. Üzerinde kul hakkı olanın, karısını boşayan erkeğin yeri olmaz bu yolda. Hele suçlular adım atamaz Cem'e. Eline, beline, diline sahip olamamışsan, kapıdan içeri adım bile atamazsın."
Eğitmen Aykanat'a, "Cem'in vakti var mıdır?" diye soruyorum.
"Yoktur. Eskiden üretimin olmadığı, herkesin zamanının olduğu kış aylarında ve haftada birgün yapılırdı, ancak göçler ve ekonomik gelişme, Cemleri hafta sonlarına kaydırdı."
Yazar Cemal Şener, Aleviler'in, Cem'in kaynağı olarak Hz. Muhammed'in Miraç'tan dönüşte uğradığı dergahtaki topluluğun birlikte yaptığı ve adına "Kırklar Cem'i" denilen ibadeti gördüğünü söylüyor. Bu mitolojik meclisin kendini ifadesi şöyle: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir."
Eşitliğin, birlik ve beraberliğin bundan güzel ifadesi mümkün mü?
Cem töreni, insanlık dersi gibi.. Küskün de alınmıyor, dargın da.. Üzerinde kul hakkı olanın, karısını boşayan erkeğin yeri olmuyor.. Suçlular adım atamıyor; eline, beline, diline sahip olamayanın, Cem'de yeri yok..
KARLI köyü, Sivas'a 45 kilometre mesafede. Çorak dağların tam ortasında. Aydınlık yürekler, köyün imajına da yansımış. Köyden çok, bakımlı bir ilçeyi andırıyor. Anadolu'nun en ücra köşesinde bile olsanız, bu çağdaş görüntü Alevi köylerin değişmez damgası. Coşkuyla bizi karşılayıp, Cem'in yapılacağı köyün en büyük binasına götürüyorlar. İçeri adım attığınızda göze ilk çarpan, Atatürk'ün fotoğrafı ve Hz.Ali'nin temsili resmi. Yerlere rengarenk kilimler serilmiş. Salonun dörtbir yanına tahta sıralar, iskemleler yerleştirilmiş. "12 Hizmet" görevlileri yerlerini almış. Cem'den onlar sorumlu.
Ocak alev alev yanıyor. Ve üzerinde bir kazan. Kurbansız Cem olmazmış. Girişin biraz ötesinde sandık sandık elmalar, şeftaliler, kuruyemiş torbaları istiflenmiş. Cem'e lokma getirmek bir gelenek. Bir kilo elma da olabilir, bir kurban da. Ben de Sivas'tan aldığım çikolatalarla "lokma"ya katılıyorum.
Dede'siz Cem olur mu? Cafer Dede, herkesin görebileceği bir yerde, elinde bastonuyla bağdaş kurmuş. Kapıdan her giren "can" önce cemaatı selamlıyor, sonra da Dede'ye niyaz ediyor. Ardından çoluğu çocuğuyla birlikte Dede'nin önünde selam durarak duasını alıyor. Sadece onlar mı? Kurban da katılıyor törene. Dede'nin önüne getirilip, duasını alıyor. "Duasız kurban olmaz" diyor Sivas Üniversitesinde Eğitmen Doğan Aykanat. "Dua almazsa, lokma olmaz."
Cemaat yavaş yavaş toplanıyor. Kadın erkek bir arada, harem - selamlık yok. Ardından aşık alıyor sazını eline, yüzlerce yıllık felsefe, sazdan söze dökülüyor. Aşık, Pir Sultan Abdal Köyü'nden. Bakın ne diyor:
"Cem'e küskünü de almayız, dargını da. Üzerinde kul hakkı olanın, karısını boşayan erkeğin yeri olmaz bu yolda. Hele suçlular adım atamaz Cem'e. Eline, beline, diline sahip olamamışsan, kapıdan içeri adım bile atamazsın."
Eğitmen Aykanat'a, "Cem'in vakti var mıdır?" diye soruyorum.
"Yoktur. Eskiden üretimin olmadığı, herkesin zamanının olduğu kış aylarında ve haftada birgün yapılırdı, ancak göçler ve ekonomik gelişme, Cemleri hafta sonlarına kaydırdı."
Yazar Cemal Şener, Aleviler'in, Cem'in kaynağı olarak Hz. Muhammed'in Miraç'tan dönüşte uğradığı dergahtaki topluluğun birlikte yaptığı ve adına "Kırklar Cem'i" denilen ibadeti gördüğünü söylüyor. Bu mitolojik meclisin kendini ifadesi şöyle: "Bizim küçüğümüz, büyüğümüz yoktur. Küçüğümüz de uludur, büyüğümüz de. Birimiz kırkımız, kırkımız birimizdir."
Eşitliğin, birlik ve beraberliğin bundan güzel ifadesi mümkün mü?