Rojaazme
09-10-2006, 10:53 AM
MAKAMI SIR OLAN KOCA KUL HİMMET
Tuğrul Asi BALKAR
Türk halk şairi. Pir Sultan Abdal’ın izinden gitmiştir.
Yaşamı üstüne bilgi çok azdır. Son araştırmalar Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (şimdi Görümlü) köyünden olduğunu, mezarının aynı yerde bulunduğunu ortaya koymuştur. Pir Sultan Abdal’ın müridlerindendi. Siyasal olaylara karıştı, İran’a giderek Şah Taşmasp’la ilişki kurdu. Pir Sultan Abdal’ın Sıvas’ta asılmasından sonra onun mücadelesini sürdürdü. Bir kaynağa göre de, Şii Safevi Devleti’nin Anadolu’da egemen olması için Osmanlılara karşı çalıştı. Kul Himmet Alevi-Bektaşi Türk halk edebiyatının en ünlü şairlerindendir. Ustası Pir Sultan Abdal’ın çizgisini izlemiş, onun etkisi altında kalmıştır. Böyleyken nefeslerinde kendi havasını koruduğu, güçlü bir şair oldu görülür. Günümüze ulaşan yaygın ünü, “ayn-ı cem”lerde şiirlerinin okunması da bunu kanıtlamaktadır. Şiirlerindeki didaktik hava hemen görülse de ince bir lirizm, içli bir söyleyiş dinleyeni sarsar. Bütün önemli zümre şairleri gibi onun da geniş bir din, tarikat ve tarih bilgisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Alevi ve Bektaşiler’ e ilişkin terimlere, Ali, Musa, Tur dağı, İsrafil, Mikail, Hüseyin gibi adlara şiirlerinde sıkça rastlanır.
“Kul” adını taşımasından dolayı bir yeniçeri ve mücerred (evlenmemiş) olduğu da öne sürülmüş ise de, Kul Himmet’in Tokat bölgesinde yaşadığı bir ailesi olduğu artık bilinmektedir.
Yaşadığı dönemin yaklaşık 1495-1585 yılları arasında olduğu söylenmektedir.
Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde yedi ulu ozandan biridir.
SÖYLENCELER DENİZİNDEN
Kul Himmet’in oğullarından Abbas çok küçük yaşta ölmüş. Oğul acısı bu, sıralı ölüm değil ki kabullenile. Kul Himmet, oğlu Abbas’ın yürek dağlayan acısından yeri göğü sarsan çığlıklar atmış. Sonra az biraz durulmuş ama sızlanmayı sürdürmüş. Günün geç bir zamanı kendisine insan kılığına girmiş bir melek (Mikail) belirmiş, elini Kul Himmet’in gözlerine sürerek ona Kerbela’ yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki insanının şehit oluşlarını an be an gözleriyle görmüş.
Melek, Kul Himmet’e:
“Ey, ben dervişim, diyen kişi! Bak şu haline. Sen hep cedd-i celalini översin. Hem Hüseyin’in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin’i? Beş kardeşi üç oğlu gözlerinin önünde şehit edildi. Yine de Allah’a davacı olmadı. Dervişlik, Allah’tan gelene kail (razı) olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır” demiş ve gözden yitmiş.
O zaman bu zaman Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvazimamlar* söylemiş.
* * *
Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet’in Yıldız dağında buluşup dem-devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatılmaktadır Kul Himmet’in köyü Varzıl’da.
İrfan Çoban’ın derlediği söylenceye göre tarikatı yürüttükten, yani cem-cemaatten sonra Yıldız dağında üçü birlikte geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturur kendilerine sunulan bir tas balı yemeğe hazırlanırken Pir Sultan “Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim!” diye bir öneride bulunur. Diğerleri de öneriyi kabul ederler.
Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri işaretini söyler.
Önce Kul Himmet başlar; hal diliyle buyurur bir arı gelip balı yemeğe girişir.
Hatayi: “Ey Kul Himmet, vızıltın kesilmesin, balını eller yesin!” der.
Bu, bir çeşit Kul Himmet’in geleceğinin görülmesi, okunmasıdır. Yani, Kul Himmet vızıltın-sızıltın eksik olmayacak, kazancını da eller yiyecek, demek oluyor. Bugün Kul Himmet evlatları arasında hiç kesilmeyen kavga-niza ve bu yüzden kazançlarını rüşvet olarak ona-buna yedirmeleri anlatılan olaya bağlanır.
Pir Sultan Abdal emreder; bir kıl takılır bala.
Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın” dediği için o da ipe çekilmiştir.
Sıra Hatayi’ye gelince; bala el atar, bal tası münevver olur (aydınlanır).
Kul Himmet ile Pir Sultan aynı anda: “Ey Hatayi, balın çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok kazanmıştır, ama yemeye doyamamıştır. Hatayi evlatları şimdi de çok mal kazanır, ama hep ellere yedirirler.
Balı yerken söyleşen üç büyük aşık, sonra Yıldız dağından aşağı inerler. Temiz ve dupduru akan Kızılırmak’ta yıkanmak isterler. Önce Kul Himmet soyunup ırmağa girer, ırmak yarı kan rengi alır. Kul Himmet: “Vahh!” der. Arkadaşları: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Şimir’in açtığı yaraya su değdi!” Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, ırmak daha çok kanlanır. “Vahh” der Pir Sultan. Arkadaşları ona “Ne oldu?” diye sorarlar. O da, “Cude kızı Esma’nın elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni” der.
En son Şah Hatayi ırmağa girer ve su tamamıyla kızılkan akmaya başlar. Hatayi de “Vahh!” diye inlar. Öbürleri “Peki sana ne oldu?” diye sorunca, “Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi” diye yanıtlar Hatayi.
İşte o zaman anlarlar ki Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan ve Şah İsmail de Ali’dir. İşte o günden beri Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır.
Bu söylence, Kalender Çelebi’nin “cümle aşık atası” üç büyük ozanın Yıldız dağı büyük Kızılbaş birlik toplantısında karşılıklı muhabbet ettiklerini açıkça göstermesi dışında, iki önemli olayı da vurgulamaktadır:
Birincisi, dönemin Anadolu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu Şah İsmail Hatayi’yi Ali olarak tanıdıkları ve onun donunda Ali’nin zuhur ettiğine inandıkları (Kızılbaş siyasetinin en önemli parçasıydı bu) gibi, Kul Himmet’i İmam Hüseyin, Pir Sultan’ı da İmam Hasan olarak öne çıkartıp değerlendirmiş ve büyük saygı göstermişlerdir. Otuzuna yaklaşmış bulunan Pir Sultan ile on yedi-on sekiz yaşlarındaki Kul Himmet’e, henüz yirmi üçüne yeni girmiş Şah İsmail’i baba seçmiş ve onları kutsal aileden, ehlibeytten saymışlardır.
İkincisi doğrudan Kızılırmak’ın,padişah fermanlarıyla katledilip içine atılan Kızılbaş yığınlarının kanlarının rengini almasının simgesel öyküsüdür. Binlerce-onbinlerce Ali’lerin, Hasan ve Hüseyin’lerin bu ırmağa karışmış kanlarına dolaylı göndermedir.
Tuğrul Asi BALKAR
Türk halk şairi. Pir Sultan Abdal’ın izinden gitmiştir.
Yaşamı üstüne bilgi çok azdır. Son araştırmalar Tokat’ın Almus ilçesine bağlı Varzıl (şimdi Görümlü) köyünden olduğunu, mezarının aynı yerde bulunduğunu ortaya koymuştur. Pir Sultan Abdal’ın müridlerindendi. Siyasal olaylara karıştı, İran’a giderek Şah Taşmasp’la ilişki kurdu. Pir Sultan Abdal’ın Sıvas’ta asılmasından sonra onun mücadelesini sürdürdü. Bir kaynağa göre de, Şii Safevi Devleti’nin Anadolu’da egemen olması için Osmanlılara karşı çalıştı. Kul Himmet Alevi-Bektaşi Türk halk edebiyatının en ünlü şairlerindendir. Ustası Pir Sultan Abdal’ın çizgisini izlemiş, onun etkisi altında kalmıştır. Böyleyken nefeslerinde kendi havasını koruduğu, güçlü bir şair oldu görülür. Günümüze ulaşan yaygın ünü, “ayn-ı cem”lerde şiirlerinin okunması da bunu kanıtlamaktadır. Şiirlerindeki didaktik hava hemen görülse de ince bir lirizm, içli bir söyleyiş dinleyeni sarsar. Bütün önemli zümre şairleri gibi onun da geniş bir din, tarikat ve tarih bilgisine sahip olduğu anlaşılmaktadır. Alevi ve Bektaşiler’ e ilişkin terimlere, Ali, Musa, Tur dağı, İsrafil, Mikail, Hüseyin gibi adlara şiirlerinde sıkça rastlanır.
“Kul” adını taşımasından dolayı bir yeniçeri ve mücerred (evlenmemiş) olduğu da öne sürülmüş ise de, Kul Himmet’in Tokat bölgesinde yaşadığı bir ailesi olduğu artık bilinmektedir.
Yaşadığı dönemin yaklaşık 1495-1585 yılları arasında olduğu söylenmektedir.
Alevi-Bektaşi şiir geleneğinde yedi ulu ozandan biridir.
SÖYLENCELER DENİZİNDEN
Kul Himmet’in oğullarından Abbas çok küçük yaşta ölmüş. Oğul acısı bu, sıralı ölüm değil ki kabullenile. Kul Himmet, oğlu Abbas’ın yürek dağlayan acısından yeri göğü sarsan çığlıklar atmış. Sonra az biraz durulmuş ama sızlanmayı sürdürmüş. Günün geç bir zamanı kendisine insan kılığına girmiş bir melek (Mikail) belirmiş, elini Kul Himmet’in gözlerine sürerek ona Kerbela’ yı göstermiş. İmam Hüseyin ve yetmiş iki insanının şehit oluşlarını an be an gözleriyle görmüş.
Melek, Kul Himmet’e:
“Ey, ben dervişim, diyen kişi! Bak şu haline. Sen hep cedd-i celalini översin. Hem Hüseyin’in soyundanım dersin, hem de vadesi gelmiş bir evlat için figan edersin. Görmez misin İmam Hüseyin’i? Beş kardeşi üç oğlu gözlerinin önünde şehit edildi. Yine de Allah’a davacı olmadı. Dervişlik, Allah’tan gelene kail (razı) olmak ve hoşnutlukla karşılamaktır” demiş ve gözden yitmiş.
O zaman bu zaman Kul Himmet de bir daha ağlamamış ve düvazimamlar* söylemiş.
* * *
Şah İsmail Hatayi, Pir Sultan ve Kul Himmet’in Yıldız dağında buluşup dem-devran geçirdikleri, hal diliyle muhabbet ettiklerini belirleyen bir söylence anlatılmaktadır Kul Himmet’in köyü Varzıl’da.
İrfan Çoban’ın derlediği söylenceye göre tarikatı yürüttükten, yani cem-cemaatten sonra Yıldız dağında üçü birlikte geziye çıkar. Bir ara kırda çiçekler arasında oturur kendilerine sunulan bir tas balı yemeğe hazırlanırken Pir Sultan “Dostlar, bu bala birer işaret koymadan yemeyelim!” diye bir öneride bulunur. Diğerleri de öneriyi kabul ederler.
Bunun üzerine her keresinde ikisi hakem olur biri işaretini söyler.
Önce Kul Himmet başlar; hal diliyle buyurur bir arı gelip balı yemeğe girişir.
Hatayi: “Ey Kul Himmet, vızıltın kesilmesin, balını eller yesin!” der.
Bu, bir çeşit Kul Himmet’in geleceğinin görülmesi, okunmasıdır. Yani, Kul Himmet vızıltın-sızıltın eksik olmayacak, kazancını da eller yiyecek, demek oluyor. Bugün Kul Himmet evlatları arasında hiç kesilmeyen kavga-niza ve bu yüzden kazançlarını rüşvet olarak ona-buna yedirmeleri anlatılan olaya bağlanır.
Pir Sultan Abdal emreder; bir kıl takılır bala.
Hatayi: “Ey Pir Sultan, sen de bala düşürdüğün kıl ile asılasın” dediği için o da ipe çekilmiştir.
Sıra Hatayi’ye gelince; bala el atar, bal tası münevver olur (aydınlanır).
Kul Himmet ile Pir Sultan aynı anda: “Ey Hatayi, balın çok olsun, yemeye doyma!” Sultan Hatayi tutkuludur ve çok kazanmıştır, ama yemeye doyamamıştır. Hatayi evlatları şimdi de çok mal kazanır, ama hep ellere yedirirler.
Balı yerken söyleşen üç büyük aşık, sonra Yıldız dağından aşağı inerler. Temiz ve dupduru akan Kızılırmak’ta yıkanmak isterler. Önce Kul Himmet soyunup ırmağa girer, ırmak yarı kan rengi alır. Kul Himmet: “Vahh!” der. Arkadaşları: “Ne oldu sana?” diye sorarlar. Kul Himmet: “Aah, Şimir’in açtığı yaraya su değdi!” Sonra Pir Sultan soyunup suya girer, ırmak daha çok kanlanır. “Vahh” der Pir Sultan. Arkadaşları ona “Ne oldu?” diye sorarlar. O da, “Cude kızı Esma’nın elinden içtiğim zehirin acısı yaktı beni” der.
En son Şah Hatayi ırmağa girer ve su tamamıyla kızılkan akmaya başlar. Hatayi de “Vahh!” diye inlar. Öbürleri “Peki sana ne oldu?” diye sorunca, “Mülcem oğlunun açtığı yaraya su değdi” diye yanıtlar Hatayi.
İşte o zaman anlarlar ki Kul Himmet İmam Hüseyin, Pir Sultan Abdal İmam Hasan ve Şah İsmail de Ali’dir. İşte o günden beri Kızılırmak kıpkızıl akmaktadır.
Bu söylence, Kalender Çelebi’nin “cümle aşık atası” üç büyük ozanın Yıldız dağı büyük Kızılbaş birlik toplantısında karşılıklı muhabbet ettiklerini açıkça göstermesi dışında, iki önemli olayı da vurgulamaktadır:
Birincisi, dönemin Anadolu Alevi-Bektaşi-Kızılbaş toplumu Şah İsmail Hatayi’yi Ali olarak tanıdıkları ve onun donunda Ali’nin zuhur ettiğine inandıkları (Kızılbaş siyasetinin en önemli parçasıydı bu) gibi, Kul Himmet’i İmam Hüseyin, Pir Sultan’ı da İmam Hasan olarak öne çıkartıp değerlendirmiş ve büyük saygı göstermişlerdir. Otuzuna yaklaşmış bulunan Pir Sultan ile on yedi-on sekiz yaşlarındaki Kul Himmet’e, henüz yirmi üçüne yeni girmiş Şah İsmail’i baba seçmiş ve onları kutsal aileden, ehlibeytten saymışlardır.
İkincisi doğrudan Kızılırmak’ın,padişah fermanlarıyla katledilip içine atılan Kızılbaş yığınlarının kanlarının rengini almasının simgesel öyküsüdür. Binlerce-onbinlerce Ali’lerin, Hasan ve Hüseyin’lerin bu ırmağa karışmış kanlarına dolaylı göndermedir.