Mustafa Kemal
12-09-2006, 12:39 AM
ATASÖZLERİMİZ, DEYİMLERİMİZ VE MANİLERİMİZDE
GELİN KAYNANA İLİŞKİSİ
Kadın, bir anne olarak fedakarlık sembolüdür. Ancak kayınvalide (kaynana) olunca araya yetiştirip büyüttüğü kızının eşi (damadı) veya oğlunun eşi (gelini) girince fedakarlık sembolü olan anne “kaynanalık etmeye” başlar. “Kaynanalık etmek” Türkçe sözlükte: “1/Gelin ve damada kötü davranmak 2/ Bir yakınına gereğinden çok karışmak” şeklinde ifade edilir.
Kaynana-gelin anlaşmazlığına dair ilk veriler 4 bin yıl önceye gidiyor:
“Bundan 4 bin yıl önce yaşayan genç bir kadın, kocasına gönderdiği çivi yazılı mektupta: “Annenden çok çekiyorum. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diye sesleniyor.
İki ezeli rakip olan gelin-kaynana arasındaki anlaşmazlığın 4 bin yıllık bir geçmişi olduğu belgelerle ispatlandı. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan çivi yazılı bir tablette, genç bir kadının kendisinden binlerce kilometre uzaktaki kocasına, “Gel beni bu annenden kurtar, yoksa öleceğim” diye seslendiği ortaya çıktı.
Kayseri yakınlarındaki Kültepe-Kaniş Höyüğü’nde, 1948 yılından beri kazı çalışmalarına başkanlık eden Prof. Dr. Tahsin Özgüç, günışığına çıkartılan çivi yazılı tabletlerde, M.Ö 2000 yılına ait önemli bilgilere rastlandığını söyledi. Özgüç, Kültepe ve Kaniş’e yerleşen Asurlu tüccarların Mezopotamya’dan getirdikleri kalay ve kumaşları Anadolu’da yüksek fiyatlarla satarak gelir elde ettiklerini belirterek şu bilgileri verdi:
“Asurlular silah yapımında kullanılan kalay ile dünya moda merkezi olan Mezopotamya’dan getirdikleri kumaşları Anadolu’da pazarlamışlar. Asurlu tüccarlar ayrıca, Mezopotamya’dan kendilerine kalay ve kumaş gönderen meslektaşlarıyla ve orada bıraktıkları yakınlarıyla karşılıklı çivi yazılı tabletler göndererek mektuplaşmışlar. Bu tabletler içerisinde Mezopotamya’da kalan bir gelin, Kaniş’de bulunan kocasına kervanla gönderdiği mektupta kaynanasını şikayet edip “Annenden çok çekiyorum, bana büyük kötülük yapıyor, artık bunu taşıyacak halim kalmadı. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diyor. Kocasının Kaniş’ten geri dönmemesi üzerine dertli gelin, eşine gönderdiği ikinci mektubunda ise “Çocukların da büyüdü, onlara da söz dinletemiyorum. Annen ve çocukların beni öldürmeden çabuk gel.” diye yazıyor. Adam, aldığı mektuplara rağmen Mezopotamya’ya geri dönmüyor ve Kaniş’te ölüyor. Prof. Dr. Özgüç, kayınvalidesinden yana dertli olan gelinin gönderdiği iki çivi yazı mektubun, Kaniş’te ölen tüccara ait mezarda bulunduğu kaydetti.
…Kayseri-Malatya karayolundaki Kültepe-Kaniş Höyüğü’nde bulunan çok sayıdaki çivi yazılı tablet ile diğer tarihi eserler, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Kayseri Arkeoloji müzesi’nde sergileniyor…”
Manilerimizde, atasözlerimizde kaynana-damat çekişmesinden daha çok gelin-kaynana çekişmesine rastladık.
1. SÖZLÜKLERİMİZDE BULABİLECEĞİMİZ GELİN VE KAYNANA İLE
İLGİLİ İFADELER:
Gelin: “1/ Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın 2/ Bir kimsenin oğlunun karısı 3/ Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın”
Gelinboğan: “Bir ahlat türü”
Gelin böceği: “Hanımböceği”
Gelincik: “1/ Yazın kırlarda, özellikle ekin tarlalarında yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bir yıllık ve otsu bitki 2/ Sansargillerden ince ve uzun yapılı, sivri çeneli küçük bir hayvan 3/ Mezgitgillerden yılanbalığına benzer eti sevilen bir balık 4/ Yılancık, arpacık, çıban vb verilen ad”
Gelin çiçeği: “Zambakgillerden bir bitki”
Gelinfeneri: “Kuş kirazı”
Gelin havası: “Denizin hafif dalgalı, çırpıntılı olması”
Gelin kuşağı: “Gökkuşağı”
Kaynana: “Kadını göre kocasının, kocaya göre karısının annesi, kayınvalide”
Kaynana dili: “1/ Dil biçiminde yassı ve dikenli dalları olan kaktüs türüne halkın verdiği ad 2/ Bir iğne oyası örneği”
Kaynanalık: “1/ Kaynana olma durumu 2/ Kaynanaya yakışır davranış--- etmek: 1/ (kaynana) geline veya damada kötü davranmak 2/ Bir yakınına gereğinden çok karışmak”
Kaynana zırıltısı: “Bir sap çevresinde çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk
oyuncağı”
GELİN KAYNANA İLİŞKİSİ
Kadın, bir anne olarak fedakarlık sembolüdür. Ancak kayınvalide (kaynana) olunca araya yetiştirip büyüttüğü kızının eşi (damadı) veya oğlunun eşi (gelini) girince fedakarlık sembolü olan anne “kaynanalık etmeye” başlar. “Kaynanalık etmek” Türkçe sözlükte: “1/Gelin ve damada kötü davranmak 2/ Bir yakınına gereğinden çok karışmak” şeklinde ifade edilir.
Kaynana-gelin anlaşmazlığına dair ilk veriler 4 bin yıl önceye gidiyor:
“Bundan 4 bin yıl önce yaşayan genç bir kadın, kocasına gönderdiği çivi yazılı mektupta: “Annenden çok çekiyorum. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diye sesleniyor.
İki ezeli rakip olan gelin-kaynana arasındaki anlaşmazlığın 4 bin yıllık bir geçmişi olduğu belgelerle ispatlandı. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan çivi yazılı bir tablette, genç bir kadının kendisinden binlerce kilometre uzaktaki kocasına, “Gel beni bu annenden kurtar, yoksa öleceğim” diye seslendiği ortaya çıktı.
Kayseri yakınlarındaki Kültepe-Kaniş Höyüğü’nde, 1948 yılından beri kazı çalışmalarına başkanlık eden Prof. Dr. Tahsin Özgüç, günışığına çıkartılan çivi yazılı tabletlerde, M.Ö 2000 yılına ait önemli bilgilere rastlandığını söyledi. Özgüç, Kültepe ve Kaniş’e yerleşen Asurlu tüccarların Mezopotamya’dan getirdikleri kalay ve kumaşları Anadolu’da yüksek fiyatlarla satarak gelir elde ettiklerini belirterek şu bilgileri verdi:
“Asurlular silah yapımında kullanılan kalay ile dünya moda merkezi olan Mezopotamya’dan getirdikleri kumaşları Anadolu’da pazarlamışlar. Asurlu tüccarlar ayrıca, Mezopotamya’dan kendilerine kalay ve kumaş gönderen meslektaşlarıyla ve orada bıraktıkları yakınlarıyla karşılıklı çivi yazılı tabletler göndererek mektuplaşmışlar. Bu tabletler içerisinde Mezopotamya’da kalan bir gelin, Kaniş’de bulunan kocasına kervanla gönderdiği mektupta kaynanasını şikayet edip “Annenden çok çekiyorum, bana büyük kötülük yapıyor, artık bunu taşıyacak halim kalmadı. Bir an önce dön ve beni bu kadından kurtar” diyor. Kocasının Kaniş’ten geri dönmemesi üzerine dertli gelin, eşine gönderdiği ikinci mektubunda ise “Çocukların da büyüdü, onlara da söz dinletemiyorum. Annen ve çocukların beni öldürmeden çabuk gel.” diye yazıyor. Adam, aldığı mektuplara rağmen Mezopotamya’ya geri dönmüyor ve Kaniş’te ölüyor. Prof. Dr. Özgüç, kayınvalidesinden yana dertli olan gelinin gönderdiği iki çivi yazı mektubun, Kaniş’te ölen tüccara ait mezarda bulunduğu kaydetti.
…Kayseri-Malatya karayolundaki Kültepe-Kaniş Höyüğü’nde bulunan çok sayıdaki çivi yazılı tablet ile diğer tarihi eserler, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi ile Kayseri Arkeoloji müzesi’nde sergileniyor…”
Manilerimizde, atasözlerimizde kaynana-damat çekişmesinden daha çok gelin-kaynana çekişmesine rastladık.
1. SÖZLÜKLERİMİZDE BULABİLECEĞİMİZ GELİN VE KAYNANA İLE
İLGİLİ İFADELER:
Gelin: “1/ Evlenmek için hazırlanmış, süslenmiş kız veya yeni evlenmiş kadın 2/ Bir kimsenin oğlunun karısı 3/ Aileye evlenme yoluyla girmiş olan kadın”
Gelinboğan: “Bir ahlat türü”
Gelin böceği: “Hanımböceği”
Gelincik: “1/ Yazın kırlarda, özellikle ekin tarlalarında yetişen kırmızı ve büyük çiçekli bir yıllık ve otsu bitki 2/ Sansargillerden ince ve uzun yapılı, sivri çeneli küçük bir hayvan 3/ Mezgitgillerden yılanbalığına benzer eti sevilen bir balık 4/ Yılancık, arpacık, çıban vb verilen ad”
Gelin çiçeği: “Zambakgillerden bir bitki”
Gelinfeneri: “Kuş kirazı”
Gelin havası: “Denizin hafif dalgalı, çırpıntılı olması”
Gelin kuşağı: “Gökkuşağı”
Kaynana: “Kadını göre kocasının, kocaya göre karısının annesi, kayınvalide”
Kaynana dili: “1/ Dil biçiminde yassı ve dikenli dalları olan kaktüs türüne halkın verdiği ad 2/ Bir iğne oyası örneği”
Kaynanalık: “1/ Kaynana olma durumu 2/ Kaynanaya yakışır davranış--- etmek: 1/ (kaynana) geline veya damada kötü davranmak 2/ Bir yakınına gereğinden çok karışmak”
Kaynana zırıltısı: “Bir sap çevresinde çevrilen, çevrildikçe takırtılı bir ses çıkaran çocuk
oyuncağı”