PDA

: Çare Barıştır..!!


Sürgün_24
11-09-2006, 06:12 AM
İkinci Dünya Savaşı'nın fitilini ateşleyen kıvılcımın nasıl parladığını bugün çoğumuz hatırlamıyoruz.

Bir Ağustos gecesiydi. 60 yıl önce 26 Ağustos'un ilk saatlerinde Almanya'nın Polonya sını*rındaki bir gümrük bürosu ile bir radyo istasyo*nu saldırıya uğradı. Saldırılarda 9 Alman'ın öl*dürüldüğü açıklandı. Havada zaten patlamaya hazır bir bombanın tiktakları duyuluyordu. Al*man basını hemen aya*ğa kalktı. Tüm manşet*lerde Polonyalı hainle*rin yaptığı katlia mdan sözediliyordu. Almanya daha ne kadar sabredecekti?

Hitler, bu "fırsaf'ı kaçırmadı. Ertesi sabah parlamentoda konuştu ve "Bu Polonyalılar iyice azdılar. Artık Alman topraklarına açıkça saldıracak kadar şımardılar" dedi ve "Alman milletinin sabrının taştığını" ilan etti.

Bu konuşmadan 3 gün sonra da, 1 Eylül 1939 günü Alman orduları Polonya sınırını aşıp, tarihin en kanlı savaşını başlattılar.

Savaş, dünyayı öylesine şok etmişti ki, kimse o gümrük bürosu ve radyo istasyonunda "katledilen Almanlar"la ilgilenmedi. İlgilenselerdi sınır*daki binalara saldıranların Polonyalı askerlerin kılığına girmiş Alman SS komandoları olduğunu anlayacaklardı. İlgilenselerdi, bulunan ceset*lerin Alman sınır görevlilerine değil, toplama kampında öldürülmüş Nazi karşıtlarına ait olduğunu öğreneceklerdi. İlgilenselerdi, bunun savaşı kışkırtan bir sabotaj olduğunu göreceklerdi.

İlgilenmediler. Ve Hitler, bir küçük numarayla dünyayı havaya uçurdu.


Bu yöntem size de tanıdık gelmedi mi?


Bu tür "küçük numaralar" sık sık bizim de başımıza gelmiyor mu? 6 Eylül 1955 günü İstanbul Ekspres gazetesi Atatürk'ün Selanik'teki evine Yunanlılar'ın bomba attığı haberini nasıl uydurmuştu acaba? O gün, bu haberi okuyup, Beyoğlu'nda azınlıklara ait mağazaları yağmalayan ve böylece büyük bir göçün kapısını aralayan onbinler, haberin doğru olup olmadığıyla ilgilendi*ler mi?

1 Mayıs 1977'de Taksim'de kalabalığın üzeri*ne ateş açan eller kime aitti? Maraş'ta bir iç sa*vaş provasını kimler tezgahlamışlardı? Ya daha dün Gaziosmanpaşa'da bir Alevi kahvesini kur*şunlayanların dertleri neydi?

Ülke iki gün sessiz kalınca, üçüncü gün, hepi*mizi körebe oynayan gözübağlı şaşkınlar gibi "nereden bir darbe gelecek" diye bekler hale getirenler kimlerdi sahi?

Yanıtları bilmiyoruz, ilgilenmiyoruz da... El*lerimizle gözlerimizi, kulaklarımızı, ağzımızı ka*patmış, oluk oluk akan kanlara sırtımızı çevir*miş oturuyoruz.

Dünya, Hitler'in o korkunç provokasyonunu bu yıldönümünde yeniden anımsarken, biz "Ba*rış Haftası"na, kendi tarihimizdeki sabotajların üzerindeki sis perdesine hiç dokunmadan giri*yoruz, insanlık, büyük harbin başladığı gün olan 1 Eylül’ü "Barış Günü" olarak kutlamaya hazırlanırken, biz barış şarkıları yerine, savaş tamtamları dinleyerek rahatlıyoruz. Her duvarında "yurtta barış, dünyada barış" yazan ülkenin, her duvar dibinden savaşın kirli kanı sızıyor, iç barı*şı, dünya barışının garantisi sayan liderin ülke*sinde, ağzında şehvet köpükleriyle savaşa övgü*ler düzenler kaplıyor koltukların en heybetlileri*ni... Ve "Çare; barıştır" diyenler mahkemelerde ve hücrelerde sürünüyorlar.

Dışişleri Bakanlığı'ndan hergün barış mesaj*ları yayınlayan ülke, bütün komşularıyla kavga*lı... Ülkenin okullarında "uygarlık tarihi" değil, "savaş tarihi" okutuluyor. Ülkenin televizyonla*rından her gece barut ve kan kokuları yükseli*yor. Ülke "kısasa kısas, kana kan, göze göz, dişe diş" diye bağırıyor sokaklarda... Barışın ekmek kadar, su kadar acil bir ihtiyaç olduğunu hisset*meden...

Her bir kurşun yeni bir kurşuna davetiye çıka*rıyor; her bir tabut, yeni tabutlar çağırıyor sava*şın cehennemine...


Oysa çare barıştır.

Çare; siyasettir.


Geçenlerde şehit düşen Albay'ın eşi "Bu so*run, ölmek ve öldürmekle çözülemez" diye fer*yat edince ne demişti Milli Savunma Bakanı: "Biraz siyaset var o sözlerde..."

Evet... Çare siyasettir. Siyaset ise, "ya bitecek, ya bitecek" inatlaşmasında hüuuups borusu üfle*yenlerin değil, akan kanı durduracak formülü bulmanın keyfiyle sulh çubuğu tüttürenlerin silahıdır.

Çare; sorunları uygar insan aklının yaratıcı ze*kasıyla çözmektir. Çare; konuşmak, dinlemek, tartışmaktır.

Çare; Hitler'in 60 yıllık oyununu unutmadan, savaştan beslenenlerin ekmeğine yağ sürmeden, her çözüm arayanı "vatan haini" diye suçlamadan, ölüleri saymadan, yılmadan barış için tavır koymaktır. Çünkü çare; barıştır.

Barış, ekmek kadar, su kadar acil bir ihtiyaçtır.

" Can Dündar "

Mustafa Kemal
11-09-2006, 06:39 AM
Barış için yazdıkların güzeldi Türkü-Yürekli kardeş:)
Barış önce insanın kendi içinde başlamalı.İnsan kendiyle barışık olmalı.Toplum içinde herkes barışı korumakla görevlidir.Barışı urmak veya barılı yaşatmak bir devletin,bir derneğin görevi değildir.Toplumlar sosyal hayatta birbirine hoşgörülü olursa barış sağlanmış olur:)

BARIŞ

Çocuğun gördüğü düştür barış.
Ananın gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında söylenen sevda sözleridir barış.

Akşam alacasında, gözlerinde ferah bir gülümseyişle döner ya baba
elinde yemiş dolu bir sepet;
ve serinlesin diye su, pencere önüne konmuş toprak testi gibi
ter damlalarıyla alnında...
barış budur işte.

Evrenin yüzündeki yara izleri kapandığı zaman
ağaçlar dikildiğinde top mermilerinin açtığı çukurlara,
yangının eritip tükettiği yüreklerde
ilk tomurcukları belirdiği zaman umudun,
ölüler rahatça uyuyabildiklerinde, kaygı duymaksızın artık,
boşa akmadığını bilerek, kanlarının,
barış budur işte.

Barış sıcak yemeklerden tüten kokudur akşamda
yüreği korkuyla ürpertmediğinde sokaktaki ani fren sesi
ve çalınan kapı, arkadaşlar demek olduğunda sadece.
Barış, açılan bir pencereden, ne zaman olursa olsun
gökyüzünün dolmasıdır içeriye;
gökyüzünün, renklerinden uzaklaşmış çanlarıyla
bayram günlerini çalan gözlerimizde.
Barış budur işte.

Bir tas sıcak süttür barış ve uyanan bir çocuğun
gözlerinin önüne tutulan kitaptır.
Başaklar uzanıp, ışık! Işık! - diye fısıldarlarken birbirlerine!
Işık taşarken ufkun yalağından.
Barış budur işte.
Kitaplık yapıldığı zaman hapishaneler
Geceleyin kapı kapı dolaştığı zaman bir türkü
ve dolunay, taptaze yüzünü gösterdiği zaman bir bulutun arkasından
cumartesi akşamı berberden pırıl pırıl çıkan bir işçi;
barış budur işte.

Geçen her gün yitirilmiş bir gün değil de
bir kök olduğu zaman
gecede sevincin yapraklarını canlandırmaya.
Geçen her gün kazanılmış bir gün olduğu zaman
dürüst bir insanın deliksiz uykusunun ardı sıra.
Ve sonunda, hissettiğimiz zaman yeniden
zamanın tüm köşe bucağında acıları kovmak için
ışıktan çizmelerini çektiğini güneşin.
Barış budur işte.

Barış, ışın demetleridir yaz tarlalarında,
iyilik alfabesidir o, dizlerinde şafağın.
Herkesin kardeşim demesidir birbirine, yarın yeni bir dünya
kuracağız demesidir;
ve kurmamızdır bu dünyayı türkülerle.
Barış budur işte.

Ölüm çok az yer tuttuğu için yüreklerde
mutluluğu gösterdiğinde güven dolu parmağı yolların
şair ve proleter eşitlikle çekebildiği gün içlerine
büyük karanfilini alacakaranlığın...
barış budur işte.

Barış sımsıkı kenetlenmiş elleridir insanların
sıcacık bir ekmektir o, masası üstünde dünyanın.
Barış, bir annenin gülümseyişinden başka bir şey değildir.

Ve toprakta derin izler açan sabanların
tek bir sözcüktür yazdıkları:
Barış
Ve bir tren ilerler geleceğe doğru
kayarak benim dizelerimin rayları üzerinden
buğdayla ve güllerle yüklü bir tren.
Bu tren, barıştır işte.

Kardeşler, barış içinde ancak
derin derin soluk alır evren.
tüm evren, taşıyarak tüm düşlerini.
Kardeşler, uzatın ellerinizi.
Barış budur işte.



Yannis RITSOS


Çeviren : Ataol BEHRAMOĞLU

Sürgün_24
11-09-2006, 06:58 AM
Okan tesekkürler paylasımın icin :)

bitmezbusevda
11-12-2006, 03:23 PM
sevgili saygıdeğer türkü yürekli arkadaşım yazmış olduğun yazı gerçekten çok anlamlı eline düşüncene ve yüreğine sağlık...cevap veren arkadaşımızın dediği gibi barış ilk önce insanın içinde başlamalı barışı yayacak ta sürdürecekte ve sonsuzlaştıracakta bizleriz yani insanlar dünyaya barış getirir yeterki içimizde kin nefret lanet duygusu olmasın herzaman sevgi herzaman saygı ve herzaman anlayış olsun sevgi dolu barış dolu yarınlara...

Sürgün_24
27-03-2007, 02:21 AM
Çare barıştır ama nedense biz birbirimizi yemeye bir türlü ara veremiyoruz!!!