:
12 imam ve faziletleri
Adnbaran
07-10-2006, 11:15 PM
1. İmam Hz. Ali
Hz. Ali, Milâdi takvime göre 21 Mart 598'de (bazı kaynaklara göre 21 Mart 599’da) Mekke / Kabe’de doğmuştur. 24 Ocak 661 tarihinde ise, Abdurrahman İbni Mülcem-i Murâdî adlı bir Harici tarafından zehirli bir kılıçla şehit edilmiştir. (Kimi kaynaklar Hz. Ali’nin şahadetini 28 Ocak 661 olarak (4) açıklarlar) Kabrinin Necef’de olduğu sanılıyor. Asıl adı Abd’ül Menaf’tır.
Hz. Ali’yi şehit eden bir Harici’dir. Hariciler, Hz. Ali taraftarları içinden çıkan bir guruptur. Hz. Ali Halife olduktan sonra ona başkaldıran ve onu tanımayan Muaviye ile Hz. Ali arasında çeşitli ihtilaflar çıktı. Kılıç zoru ile müslüman olanlardan olan Muaviye eskiden beri kin güttüğü ve fırsatlar kolladığı Hz. Ali’ye karşı Osman’ın öldürülme olayını bahane ederek savaş açtı. Sıffeyn savaşı denilen bu savaşı Hz. Ali kazandı. Ancak Muaviye hile ile başka çelişkiler yarattı ve Hz. Ali taraftarları arasında huzursuzluklar çıkarttı. Bu huzursuzluklar sonucu Hz. Ali taraftarları içinden çıkan Harici’ler hem Hz. Ali ve hemde Muaviye’nin ortadan kaldırılmasını planlayarak Hz. Ali’yi şehit ettiler. Muaviye ise yaralı kurtuldu.
Hariciler bu olaydan sonra hep Hz. Ali taraftarları ile savaşarak varlıklarını sürdüren bir gurup olarak günümüze kadar geldiler. Bugün Afrika'nın kuzey taraflarında, Cezayir, Tunus ve Trablus'un bâzı yerlerinde, Doğu Afrika'da, Zengibar'da Maksat ve Oman'da bir miktar mensupları vardır. Asıl merkezleri Zengibar'dır
Alevi inancında Hz. Alinin doğum tarihi 21 Mart’tır ve bugün Nevroz (Nevruz) Bayramı kabul edilir. Aleviler ayrıca bugünün başka kudsiyetlerine de inanırlar. Nevruz da kimi yörelerde 9 güne kadar oruç tutulur, kurbanlar kesilir, kabirler ziyaret edilir ve sadakalar dağıtılır. Ateşler yakılır, halaylar çekilir, türküler söylenir, yaşama coşku ile bağlanarak umutlar yinelenir. Nevruz Alevilikte bir neşe ve barış bayramıdır.
Hz. Ali, İslam Peygamberi Hz. Muhammed'in amcasının oğludur. Onun yanında büyümüş ve eğitimini önemli ölçüde ondan almıştır. İslamiyet’i ilk kabul eden kişidir. Ayrıca Hz. Muhammed'in kızı Hz. Fatima ile evlenmesi vasıtası ile onun damadıdır. Hz. Muhammed’in ‘’Ehli Beyt’im’’ yani ailem dediği kişilerden biridir. Hz. Fatima’dan doğan çocukları vasıtası ile Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.
Hz. Peygamber, kendisinden sonra Halifenin kim olması gerektiği konusunda belirttiği beyan ve Hadisleri doğrultusundan yerine Vekil bırakmak istediği kişidir.
Hz. Peygamber bir çok Hadis ve sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali'yi Halife olarak tanıtmıştır. Ne var ki Hz. Peygamberin vefatı ile verilen sözler unutulmuş ve Hz. Ali ile bazı taraftarları Hz. Peygamberin defin işlemleri ile ilgilenirken, diğerleri acele tarafından Ebu Bekir’i Halife seçerek bir oldu-bitti vakası ile Hz. Ali’nin hakkı olan Halifelik makamını gasp etmişlerdir.
Hz. Muhammed’in Halifelik makamını Hz. Ali’ye layık görmesi ve onu önermesi elbette sıradan bir akrabalık ilişkisi olamazdı. Böyle olsa Hz. Muhammed’in kendi diğer bazı akrabalarını da bu mantıkla gözetmesi gerekirdi. Hz. Muhammed bir Hadislerinde Hz. Ali’yi kast ederek ‚’’Ali'nin on sekiz özelliği var ki, bunların hiçbiri bu ümmetten hiç kimsede yoktur’’ buyurmuşlardır. Bu özelliklerden bir kısmı sadece akrabalık ilişkisi ve benzeri anlamlarla değerlendirilse bile, diğer başka özellikleri muhakkak ki Hz. Ali’nin olağanüstü birikim ve yeteneklerinden kaynaklanıyordu.
Hz. Muhammed ‚’’ Ben İlim şehriyim, Ali onun kapısıdır, İlim isteyen kapısına gelsin’’ derken, diğer bir yanı ile de muhakkak ki Hz. Ali’nin bilgeliğine dikkat çekiyordu.
Hz. Ali’nin en önemli özelliklerinden bir kaçı, insani ahlâk, yiğitlik, mazlumu koruma, cömertlik, yardımseverlik, erdem, vefa, olgunluk ve yola bağlılık konusunda “güvenilir olmak”tır. 1400 yıllık tarih boyuna dillere destan olacak ölçüde sevenlerinin gönlünde taht kurmasının hikmetlerinden biri budur.
Alevi - Bektaşiliğin temel ahlak ilkesi olan “Eline, Diline, Beline sahip olmak” anlayışı Hz. Ali’de simgelenir. Onu bu yolun ana ilkesi haline getirir. Onun güncel yaşam ilkeleri ve yüzlerce söz ve konuşmalarını içeren deyimlerini bir araya getirdiğimizde bu anlamın ne kadar doğru olduğu çok net bir şekilde ortaya çıkar.
Hz. Ali’nin öğretileri arasında en çok öne çıkan öğelerden biri onun büyük ilim sahibi olması ve bunu insanlarla paylaşmak istemesidir. Ayrıca ilimi iyi anlamak, halkın yararına kullanmak, yolu gözetmek anlaşılmalıdır.
Gereksiz ve yanılgılı konuşmamayı özellikle gözetmekte, barış içinde ve hoşgörülü olmayı telkin etmektedir. Zulmü ve insanlara haksızlığı şiddetle men etmekte, defalarca haksızlığa uğranılsa dahi, insanların kendilerine haksızlık edenlere zulüm yapmamalarını ısrarla vurgulamaktadır.
Her türlü yalan, dolan, iftira, ikiyüzlülük ve kem sözden insanları caydırmaya çabalar. Mütevaziliği ve alçakgönüllüğü öven, cahil ve yeterince erdem sahibi olanlardan mesafeli durulmasını öneren, dayanışmayı, dürüstlüğü ve adaleti bayrak edinen bir ulu zattır Hz. Ali. İnsan olmanın temel ilkelerinden biri olarak da nefsin köreltilmesini (kontrol altına alınmasını) tavsiye eder ve uygular.
Hiçbir insanı kınamayı hoş görmediği gibi, insanları mensup olduğu kavimler (ırklar) konusunda da eşit tutar. İnsan haklarına son derece uyan ve saygı duyan, kul hakkını kutsal gören, insanların kul hakkına riayet etmelerini, müslüman olmasalar dahi tüm insanlara adaletle yaklaşılmasını telkin eder.
Kimsesizleri, yetimleri, dulları, köleleri, yaşlıları, bedensel özürlüleri ve çaresizleri korur. Onlara toplumun dayanışma ruhu ile sahip çıkmalarını, onlara umut verilmesini ister.
Hz. Ali, gönül zenginliğini, mal zenginliğinden üstün tutar. Erdemi, olgunluğu; kişinin kendisini bilmesi olarak görür. Dünyevi tutkulardan uzak mutasavvıf bir kişilik sergiler. Şöhret ve zenginliği önemsemez. İnsanların gönül gözünü açmalarını ve tasavvufa yönelmelerini telkin eder.
Tarihin akışı boyunca binlerce devlet yöneticisi, kahraman, imparator ve din adamı yaşamıştır. Bunların kendi çaplarına göre etkileri olmakla birlikte çoğu unutuldu veya adeta unutulma noktasın gelindi. Hz. Ali ise unutulması bir yana araştırılıp incelendikçe, gizemi ve büyüklüğü daha da arttı. Günden güne daha da fazla bir ilgi ile aranılan bir Evliya oldu.
1400 yıldır dünyanın pek çok farklı coğrafyalarından milyonlarca kişi “Medet ya Ali” diyor. Eşiğine yüz sürmek, kapısına kul olmak dileği ile feryat ve figan ediyor. Yalvarıyor. Yakarıyor. Ona yakın olmanın hayali ve umudu ile çırpınıyor. Onu anıyor. Onu okuyor, deyişlerinde, semahlarında, ayinlerinde ve muhabbetlerinde derin bir coşku ile yad ediyor.
Bunun nedenlerine bakınca karşımıza pek çok olağanüstü özelliklerle donanmış bir dahi ve ulu Evliya çıkıyor.
Hz. Ali hem din adamı ve hem de büyük bir din alimidir.
O hem olağanüstü bir bilgi ile donamış bir filozof hem birikimini toplumu ile paylaşan bir bilge.
O hem arı, hem de arıtıcı.
O hem bir asker hemde bir kahraman.
O hem zengin, hem de yoksul.
O hem devletin başındaki Halife hem de bir işçi veya köylü.
O hem toplumsal hem de siyasal bir önder.
O hem hatip, hem de bilgisine ve kalemine erişilmez bir yazar
O hem zahiri, hem de batini bir sır.
O hem başta, hem sonda.
O hem insan, hem nur.
O hem yaratanın nuruna ulaşmış bir yaratıcı, hem de yaratılmış fakir bir kul.
O hem gözlerin, hem de kalplerin görmeye çabaladıkları deha.
O hakkında yüzyıllardır ’’Sırrı hakikatına eremedik’’
Adnbaran
07-10-2006, 11:19 PM
Hz. ALİ HAKKINDA İNEN AYETLER : (6)
Asbağ bin Nebate şöyle demektedir : ‘’ Kuran’ın çeyreği Ehli Beyt’i kapsamaktadır. Hz. Ali de Ehli Beyt’ in reisi konumundadır. Yalnız Hz. Ali için özel olarak inen ayetler üç yüzün üstündedir’’.
Bu ayetlerden bazıları şunlardır :
1- Velâyet Ayeti
“Sizin veliniz, ancak Allah, O'nun Resulü ve zikir ederken rüku halinde zekât veren müminlerdir. Kim Allah’ı, O'nun Resulü'nü ve sözü edilen müminleri veli edinirse, hiç şüphesiz, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır."(Maide : 55-56)
2- Tebliğ Ayeti
“Ey Peygamber, Rabbinden sana indirilen emri insanlara ilet. Eğer yapmazsan, O'nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur..."(Maide : 67)
"Tebliğ Ayeti" diye bilinen bu ayet, Hz. Peygamber, Veda Haccı'ndan Medine’ye döndüğü zaman, Gadirhum'da nazil oldu. Hz. Muhammed, Cuhfe'ye vardıklarında “Gadirhum” denilen yerde şöyle buyurdular:
“Benim Allah tarafından davet edilip de icabet etme zamanın yaklaşmıştır. Şüphesiz ki, ben de sorumluyum, siz de sorumlusunuzdur. Öyleyse şimdi siz ne diyorsunuz?”
Ashab şöyle dediler: “Biz şahadet ediyoruz”.
Sonra Hz. Muhammed şöyle buyurdular:
“Siz, Allah’tan başka bir ilah olmadığına, Muhammed'in O'nun kulu ve elçisi olduğuna, cennet ve cehennemin hak olduğuna şahadet ediyor musunuz?"
Ashab yeniden.“Şahadet ediyoruz." dediler.
Hz. Muhammed: “Allah'ım, sen şahit ol.” diyerek şöyle buyurdular.
“Ey insanlar! Ben sizden önce (Kevser Havuzu başında) hazır olacağım ve siz havuz başında benim yanıma geleceksiniz. O havuzun genişliği, Busra ile San’a arası kadardır. O havuzda, gökteki yıldızlar kadar gümüş kadehler vardır. Orada, ben iki değerli ve kıymetli emanetim hakkında sizi sorguya çekeceğim. O halde onlara karşı benden sonra nasıl davranacağınıza dikkat edin."
Ashabdan biri : “Ya Resulullah! O iki değerli emanetin nedir?” diye sordu.
Hz. Muhammed şöyle buyurdular: ’Kuran ve Ehli Beytimin ipine sım sıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehli Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular’’
Hz. Muhammed sonra Hz. Ali’nin elinden tutup yukarıya kaldırıp şöyle buyurdular:
“Ey insanlar! Allah benim mevlâmdır, ben de sizin mevlânızım ve ben kimin mevlâsı isem, Ali de onun mevlâsıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol, ona yardım edene yardım et, onu yalnız bırakanı yalnız bırak, onu seveni sev, ona buğzedene buğzet."
Ve peşinden buyurdular: "Allah'ım, şahit ol!"
Tam o sırada ayet nazil oldu:
“…..Bugün dininizi size kâmil ettim, size verdiğim nimetimi tamamladım ve İslâm’ı size din olarak beğendim." (Maide : 3)
“(Ey Peygamber!) Sen ancak bir uyarıcısın ve her topluluk için bir hidayet önderi vardır.” (Ra’d : 7)
Taberî, Fahr-i Razî ve Suyutî’den rivayet edilmiştir:
‘’Hz. Muhammed elini göğsüne koyup şöyle buyurdu: “Benim vazifem uyarıp korkutmaktır, ve her kavmin bir hidayet önderi vardır.” Sora Hz. Ali’yi işaret ederek şöyle buyurdu: “Hidayet önderi sensin ya Ali!
“İman etmiş olan kimse, yoldan çıkmış olan kimse gibi olur mu hiç? Elbette bir olmazlar”. (Secde : 18)
Velid bin Ukbe’den aktarıldığına göre bu ayette ki “mümin"den maksat, Hz. Ali’dir.
"Acaba Rabbinden apaçık bir delile sahip bulunan, onu yine ondan bir şahit izleyen (...) kimse mi (yalanlanacak)?"(Hûd : 17)
Bu ayette zikredilen “apaçık bir delil" , Hz. Muhammed, "şahit" ise Hz. Ali'dir.
“... şüphesiz ki Allah onun (Peygamber'in) dostudur, Cebrail ve müminlerin salihi de...” (Tahrim : 4)
Gene bu ayette anılan “müminlerin salihi”. Hz. Ali’dir.
“Belleyip kavrayan kulak da onu bellesin.” (Hakka : 12)
Hz. Muhammed, bu ayeti okuduktan sonra Hz. Ali’ye bakarak buyurur: “Allah’tan istedim ki bu belleyip kavrayan kulak senin kulağın olsun.” Hz. Ali’de daha sonra şöyle der: " Hz. Peygamber'den duyduğum hiçbir şeyi unutmadım.”
“Şüphe yok ki Rahman, iman edenler ve iyi işlerde bulunanlara karşı (gönüllerde) bir sevgi bırakacaktır.” (Meryem : 96)
Hz. Muhammed, Hz. Ali'ye şöyle buyurur: “Ya Ali, de ki: Allah'ım, benim için kendi katında bir ahit kıl ve müminlerin kalbinde bana karşı bir sevgi bırak.”
“İman edenler ve iyi işlerde bulunanlarsa, işte onlardır yaratılmışların en hayırlıları.” (Beyyine : 7)
Hz. Muhammed, şöyle buyurur: “Ya Ali! Ayette sözü edilen kişiler, sen ve sana uyanlardır."
Hacılara su dağıtmayı ve Mescid-i Haram'ı onarmayı, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad edenlerin imanı ile bir mi tutuyorsunuz?...” Tevbe : 19)
Burada İman edenden maksat, Hz. Ali'dir. Tevbe süresi indiğinde (Hicretin 9. yılı) Hz. Muhammed, Hz. Ali’yi ‘’Hacılara tebligatları bildirmeye elçi olarak tayin eder ve Hz. Ali orada Hacılara 4 Maddelik bir teblikatta bulunur. Bunun bir anlaşma olup anlaşma süresinin sonuna kadar yürürlükte kalacağını beyan eder.
“Durdurun onları, onlar sorguya çekileceklerdir” (Saffat : 24)
Hz. Muhammed bu ayet için şöyle buyurur : “Onlar, Ali bin Ebi Talib’in velayetinden sorguya çekileceklerdir”
“Biz seni onlardan alıp götürsek de yine onlardan intikam alırız” “(Zuhruf : 41)
Hz. Muhammed bu ayet için de şöyle buyurur : ‘’ Bu ayet Ali bin Ebi Talib hakkında indi. Kendisi benden sonra ahdi bozanlardan, adaletten sapıp zulmedenlerden ve dinden çıkanlardan intikam alacaktır.
“Nihayet o gün (dünyada yararlandığınız) nimetlerden elbette ve elbette hesaba çekileceksiniz.” (Tekasür : 8)
İmam Cafer Sadık bu ayet için şöyle buyurur : ‘’Nimetler, Emirül Müminin Ali bin Ebi Talib’ in velayetidir’’.
“Allah gönüllerinde hastalık olanların kinlerini hiç meydana çıkarmayacak mı sandılar, dileseydik biz sana onları gösterirdik, sen de onları yüzlerinden tanırdın, ant olsun ki sen onları sözlerinden tanırdın” (Muhammed : 29-30)
Bu ayette de Hz. Ali’ye kini olanlar kast edilmektedir.
‘’Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, bilenlere sorun’’. ( Nahl : 43)
‘’Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız bilenlerden sorunuz’’. (Enbiya : 7)
Burada Nahl Suresi 43 ve Enbiya Suresi 7. ayetlerde bahs edilen ‘’Bilenlerden’’ kast edilen kişi gene Hz. Ali’dir. Keza Hz. Ali’de bunu şöyle doğrulamaktadır. ‘’Zikir Ehli biziz’’.
Hz. Ali şöyle buyururlar : Bu ümmet yetmiş üç fırkaya bölündü, yetmiş ikisi ateşin içinde ve biri -Ki Allah haklarında şöyle buyurmuştur: “Yarattıklarımızdan hakka hidayet eden ve adaleti yerine getiren bir ümmet vardır” (Araf : 181), onlar ben ve benim tabilerim (benim yolumu takip edenler)'dir.
“De ki : Hak geldi, batıl yıkıldı, batıl zaten yıkılacaktı” (İsra : 81)
Hz. Ali, Hz. Muhammed’in omuzlarına çıkarak putları kırdığında bu ayet iner. Bu ayette haktan maksat Hz. Ali, batıldan maksat da putlardır.
“İman edip de salih ameller işleyenler yaratılmışların en hayırlısıdır”. (Beyyine : 7)
Hz. Muhammed. Hz. Ali’ye şöyle buyurur : Onlar sen ve sana uyanlardır Ya Ali. Kıyamet gününde razı olmuş ve rıza görmüş olarak geleceksiniz, senin düşmanların ise gazap ve suç yüklü olarak gelecekler.
‘’Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Adem oğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk (Kalü belâ), dediler”. (Araf : 172)
Hz. Muhammed bu ayet için şöyle buyururlar. ‘’Allah da onlara şöyle buyurdu : Ben Rabbinizim, Muhammed Peygamberiniz, Ali de Emir’inizdir’’.
“Ve aralarında bir müezzin (münadi), Allahın laneti yalancıların üzerine olsun diye bağırır.(Araf : 44)
Muhammed bin Hanefi’den aktarıldığına göre babası Hz. Ali şöyle buyurdu: “..ayetindeki müezzin (münadi) benim’’.
“Önde geçenler, öne geçmişlerdir” (Vakia : 10)
Bu ayette bahs edilen ümmetin önde gideni Hz. Ali’dir.
“Senden önceki peygamberlere sor” (Zuhruf : 45)
Resulullah Miraca çıktığında Allahu Teala onunla birlikte bütün Peygamberleri bir araya topladı ve şöyle buyurdu : “Ey Muhammed, ‘Senden önceki peygamberlere sor,’ ne üzere gönderildiniz?” Hz. Peygamber sorunca dediler ki : Biz, Lâ ilâhe illallâh şehadeti, senin peygamberliğinin ikrarı ve Ali bin Ebi Talib’in velayeti üzerine gönderildik.
“Aralarında perde vardır, Araf’ın üzerinde onları yüzlerinden tanıyan adamlar vardır.” (Araf : 46)
Hz. Muhammed, Ey Ali, sen ve senden sonraki vasiler Cennet ve Cehennem arasındaki Araf’sınız. Cennete, sizi tanıyıp, sizin de kendisini tanıdığı kimseden başka kimse geçmeyecek. Cehenneme de sizi inkar eden ve sizin de kendisini inkar ettiği kimseden başka geçmeyecektir.
Hz. Ali de bu konuda şöyle buyurur : ‘’Kıyamet gününde Cennet ve Cehennem arasında duracaklar biziz. Bizi seveni yüzünden tanıyıp onu Cennete geçireceğiz, bizi buğzedeni de yüzünden tanıyacağız ve Cehenneme geçecek’’.
“De ki : Benimle sizin aranızda tanık olarak Allah ve yanında kitabın ilmi bulunan yeter” (Ra’d : 43)
Hz. Muhammed, şöyle buyurur. “.. sizin aranızda tanık olarak bulunan Ali bin Ebi Talib’dir’’.
Adnbaran
07-10-2006, 11:24 PM
2. İMAM Hz. HASAN
İmam Müçteba (seçkin, seçilmiş)ismi ile de çağrılan Hz. Hasan, Peygamberin kızı Hz. Fatıma'nın ve Hz. Ali’nin büyük oğludur. 11 Nisan 624 tarihinde Medine'de dünyaya gelmiştir. Hz. Peygamber torunları için "Hasan ve Hüseyin benim oğullarımdır." buyurmuştur. Bundan hareketle Hz. Ali diğer çocuklarına "Siz benim oğullarımsınız. Hasan ve Hüseyin de Peygamberin oğullarıdır." demiştir. (7)
Babası Hz. Ali şehit olunca, onun vasiyeti ile İmamet ve Hilafet makamlarını üstlendi. Bu süre içinde Ehli Beyt’e aşırı düşmanlık güden ve yıllarca hilafet için savaşan Muaviye ile savaşmak durumunda kaldı. Muaviye, 3. Halife Osman’ın asiler tarafından katledilmesini bahane ederek, ama gerçek niyeti Halife olmak istediği için daha önce Sıffeyn Savaşında da Hz. Ali’ye karşı savaşmıştı. Ancak Hz. Hasan’ın bazı ordu komutanları Muaviye tarafından rüşvet karşılığında Hz. Hasan’a karşı cephe almaya başladılar. (8)
Bu durumda Hz. Hasan mecburen Hilafeti geçici olarak Muaviye’ye bırakmak ve barış imzalamak zorunda kaldı. Anlaşma maddelerinden en önemli 2 maddesi ’’Halka adaletli davranmak’’ ve ’’Muaviye öldükten sonra Hilafetin Hz. Hasan’a tekrar iade edilmesidir’’ (9)
Böylece Muaviye hilafeti hile ile ele geçirdi. Ancak hemen sonra Irak'ta yaptığı bir hutbe barış anlaşmasının şartlarının ortadan kalktığını beyan etti. (10) Bütün bu gelişmelerden sonra Muaviye tarafından anlaşmanın Hz. Hasan ile ilgili boyutunun da ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bunun için Hz. Hasan’ın hanımı Cüde’yi ’’ Hz. Hasan’ı zehirlediği takdirde oğlu Yezit ile evlendireceğini’’ vaat ederek İbnil Hakem adındaki özel doktoruna hazırlattığı zehiri yardımcılarından Mervan’a verip, Emevilerden Kuttame adındaki bir kadın tarafından Cude’ye ulaştırarak onu kendi eşi eliyle zehirleterek şehit etti. (11) Amacına ulaşan Muaviye daha sonra sahte üzüntü belirtileri göstererek, Cüde ile yaptığı anlaşamayı bozarak onu idam ettirmiş ve tüm sorumluluğu onun üzerine atmıştır.
Şehadet tarihi hakkında 25 Mart 670 veya 18 Eylül 670 olarak iki farklı tarih bilinmektedir. Babası Hz. Ali’nin 24 Ocak 661 veya 28 Ocak 661 tarihinde Şehit edildiği göz önüne alınırsa Hz. Hasan’ın İmameti 10 yıla yakın sürmüştür.
Hz. Hüseyin ve diğer Ehli Beyt bendeleri, Hz. Hasan’ın cenazesini dedesi Hz. Muhammed’in yanına defn etmek istemişlerse de, Ebu Bekir’in kızı Aişe (Ayşe), yanına topladığı bir miktar savaşçı ile cenaze kafilesinin önüne çıkarak ’’ Kendisinin Hz. Muhammed’in eşi olduğu vesilesi ile Hz. Hasan’ı, Peygamberin yanına defn ettirmeyeceğini’’ beyan ederek tarihte Fil Vakası olarak anılan bir çatışma çıkartmış ve Hz. Hasan’ın naaşını oklatmıştır. Bunun üzerine cenazede gerginlik istemeyen kafile İmamın naaşını Medine’de Baki mezarlığında defn etmişlerdir.
Adnbaran
07-10-2006, 11:24 PM
3. İMAM Hz. HÜSEYİN
Hz. İmam Hüseyin, Hz. Ali’nin ve Peygamberin kızı Hz. Fatıma'nın ikinci oğludur. 25 Şubat 625 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. Ağabeyi İmam Hasan Mücteba şehit olduktan sonra onun vasiyeti üzerine İmamet makamına geçti. Hz. Hüseyin, yaklaşık altı aylık bir süre dışında, Muaviye'nin hilafetinin zor koşulları altında, acılar ve en ağır baskılar altında on yıl imamet etti.
Muaviye’nin döneminde, İslamın dini kuralları toplumda değerini kaybetmiş, hükümetin istekleri, İslam dini adı altında yeniden bezenerek büyük yanlışlıklara büründürülmüştü. Muaviye bir yandan bütün yollara baş vurarak Ehli Beyt'i ve bendelerini ezip, Hz. Ali'nin ismini yok etmek isterken, diğer yandan da alttan alta oğlu Yezid'in hilafetin koşullarını oluşturmaya, hilafetine razı olmayacak kesimler üzerinde büyük baskılar oluşturmaya başlamıştı. Üzerinde baskı oluşturulan kişilerden biri de İmam Hüseyin’di.
Hicretin altmışıncı yılında Muaviye öldü ve oğlu Yezid babasının yerinde oturdu. Muaviye hayattayken tanınmış kişilerden Yezid'e biat almıştı. Yezit, Biat etmemiş olan Hz. Hüseyin’in biatını vermesi, aksi halde başını vurması için Medine valisine emir verdi (12).
İmam Hüseyin, meseleyi duyunca ailesi ile beraber daha güvenceli yer olduğuna inandığı Mekke'ye sığındı ve yaklaşık 4 ay burada kaldı. Bu haber yavaş yavaş her tarafa yayıldı İslam ülkelerine yayıldı. Muaviye devrinde haksızlıklara uğrayanlar ve Yezid'in hilafetine karşı çıkanlar İmam Hüseyin'den destek istemeye ve bir girişimde bulunulursa kendilerine yardım edeceklerine dair söz vermeye başladılar. Irak'tan ve bilhassa Kufe şehrinden gönderilen binlerce mektup bu konuda İmam Hüseyin’in girişimde bulunmalarını, ve kendilerini destekleyeceklerine dair haber yolluyorlardı.
İmam Hüseyin Mekke'de ikamet ettiği için bir türlü yolu oraya düşenler veya Hac’ca gelenler guruplar halinde İmamı ziyaret ederek, Yezit yönetimine karşı ona bağlılıklarını bildiriyor ve her halükârda yanlarında olacaklarını ifade ediyorlardı. Hz. Hüseyin, hacı kılığında bir grup memurun Yezid tarafından onu öldürtmek amacıyla Mekke’ye gönderildiği haberini alınca (13) bir halka kısa bir konuşma yaptı ve Irak'a hareket edeceğini (14) ve burada şehit olacağını, Müslümanların da onun yanında olmaları gerektiğini, "Ben biat etmeyeceğim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eğmeyeceğim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrılmamın nedeni ise, benim kanımın dökülmesiyle Kabe'nin hürmetinin kırılmamasıdır." (15) belirterek ailesi ve dostları ile birlikte Irak'a doğru hareket etti.
Hz. Hüseyin, Küfe taraflarına doğru yola koyuldu. Yolda 14 Masum Paklar olarak ifade edilen akarabaları olan bazı çocukların Küfe ve yakınlarında Yezid'in adamları tarafından şehit edildiklerini ve cesetlerinin Küfe sokaklarında teşhir edildiğini duydu (16). Bir kaç gün sonra Hz. Hüseyin ve taraftarları Kufe’ye 70 km. mesafede Kerbelâ denilen çöl bir mıntıkada Yezid’in onbinlerce askeri tarafından muhasara altına alındılar.
Hz. Hüseyin, yanında bulunan dostlarına seslenerek "Bizim ölüm ve şahadetten başka bir yolumuz yoktur. Ben biatımı sizden kaldırdım. Gitmek isteyen, gecenin karanlığından faydalanıp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsın. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar." Diyerek, isteyenin ayrılabileceğini ve gidebileceğini bildirdi. Bazı kişiler mevcut durum karşısında sesizce Hz. Hüseyin’i terk edip gittiler. Geride 40 kişi civarında sadık dostları ve akrabaları kaldılar.
Hz. Hüseyin geride kalanları toplayıp onlara, "Sizden her kim isterse gecenin karanlığından faydalansın ve kendisini tehlikeden kurtarsın. Onlar bir tek beni istiyorlar." Dedi. İmamın vefalı dostları kendisini terk etmeyeceklerini ve Hakk yolunda şehadet şerbetini birlikte içmek istediklerini teker teker belirttiler. (17)
Hicretin 61. yılı, Muharrem ayının 10. günü (18) Hz. Hüseyin, yakın akrabaları ve bir kısım yakın dostları, daha önceleri Küfe civarında şehit düşen bazı Masumlar dahil toplam 72 ulu kişi olmak üzere hepsi Yezid’in askerleri tarafından Kerbelâ’da şehit edildiler. Bunlar, içinde oğulları, kardeşleri, yeğenleri amca çocukları dahil, çoğu yakın akrabalarından oluşuyordu. Ancak gene de Yezid’in ordusu içinden bu zülme dayanamayarak Hz. Hüseyin saflarına katılarak şehit olanlarda (Hürr bin Yezid-i Riyahi) vardı. (19)
Hz. Hüseyin ve yakınlarına yapılan zulüm Kerbelâ’da sona ermedi. Çadırları ateşe verildikten ve geride kalan malları talan edildikten sonra, kadınlar, kızlar ve sağ kalanlar, Yezid’in askerleri tarafından çıplak olarak develere bindirilerek, şehitlerin başları da mızraklara takılarak halk sindirmeye dair ibret için şehir şehir gezdirildiler. Bu süreç içinde geride kalanların bir kısmı daha bu acıya dayanamayarak şehit düştüler. Ancak Ehli Beyt’e yapılan bu zulüm halk içinde dalga dalga yayılarak Emevilere karşı çok daha büyük bir nefretin doğmasına sebebiyet verdi. Ehli Beyt’e yapılan bu zulme karşı, inananlar her yıl Muharrem ayında yas tutmaya ve bunun acısını diri tutmaya başladılar. (20)
Kerbela Vakasının oluşmasından kısa süre sonra ülkenin her yanında Emevi iktidarına karşı isyanlar başladı. İsyanlar yer yer büyük halk desteği gördü ve iktidarı zorladı. Yezid bu olaydan 2 sene sonra öldü. Yerine geçen oğlu 2. Muaviye babasının icraatlarının yanlış olduğunu ve onaylamadığını belirterek, Hilafet hakkının Ehli Beyt soyuna iade edileceğini açıkladı. Ancak Annesi ve Mervan tarafından zehirlenerek Hilafetinin 40. gününde şehit edildi. Bu olay ile birlikte iktidar Ümeyye oğulları içinde Ebu Süfyan soyundan Mervan soyuna intikal etmiş oldu.
Emevi Devleti 90 yıl kadar varlığını sürdürdü. Bu süreç içinde Emeviler kendi düşüncelerini ve icraatlarını ’’İslam dini budur’’ adı altında topluma kabul ettirmeye çalıştılar. İslam dininin en önemli temel değerleri bu süreç içinde yok edildi veya zayıflatıldı. Bu süreç içinde Mescit’lere minarelerin eklenmesi ve ibadethanelerin Cami olmaları sağlandı. Ayrıca iktidar tarafından tüm Cami’lerde Hz. Ali ve Ehli Beyt’e küfür edilmesi için emirler verildi. Bu emirlere uymayanlar çok ağır cezalara çarptırıldılar. Ehli Beyt’i sevenler doğal olarak bu çevrenin dışına çıkmak zorunda kaldılar ve çoğu göç ederek başka coğrafyaları mekan tuttular. Özellikle Orta Asya, Horasan, Türkistan, Taşkent, Nişabur ve şimdiki kuzey batı İran tarafları, Afrika’nın bazı uzak yerleri Ehli Beyt ve bendelerinin yeni mekânları oldular. Emeviler döneminde sadece Ömer bin Abdülaziz döneminde genelgeler yayınlanarak Ehli Beyt’e yapılan zulüm durdurulmuş oldu. Bunun dışında tüm Emevi dönemi İslam dini ve Ehli Beyt için zulüm ve sapkınlık dönemi olmuştur.
Ancak bu süre içinde Emevi Devleti sınırlarını genişleterek Orta Asya’dan Anadolu içlerine, Kuzey Afrika kıtasının tümünü ele geçirerek arka taraftan şimdiki İspanya toprakların kadar genişlediler. Doğuda da sınırları şimdiki Afganistan civarlarına kadar ilerlettiler.
Adnbaran
07-10-2006, 11:26 PM
Emevi katliamlarından ve zulmünden bıkan halk 750 yılında Horasanlı Eba Müslüm önderliğinde ayaklanarak Emevi Devletini yıktı ve yerine Abbasi Devletini kurdu.
Hz. Hüseyin kardeşi Muhammed bin Hanifiye'ye yazdığı vasiyetnamede şöyle buyuruyor: "Dünya insanları bilsinler ki, Ben makamperest, mevkiperest, bozguncu, müfsid ve zalim bir kişi değilim. Benim böyle hedeflerim yok. Benim kıyamım ıslah etmek içindir. Ceddimin ümmetini ıslah etmek için kıyam ediyorum. Ben marufu emretmek ve münkeri nehyetmek istiyorum." Gene benzeri sözleri ile ’’Ben azgınlık, makam, fesat çıkarmak ve zulüm yapmak için Medine'den ayrılmadım. Ben ceddim'in ümmetini ıslah etmek, marufa emir, münkeri nehyetmek, ceddim Resulullah'ın ve babam Ali'nin çizgisinde hareket etmek için kıyam ettim’’ (21) buyurmuşlardır.
Hz. Hüseyin’in hedefleri ve öncelikleri Ceddi’nin yoludur. Emevi ordularının Kerbelâ olayı sonrası Ehli Beyt bendelerine yaptıklarına biraz göz atarsak durum daha iyi anlaşılmış olur.
1. Çocukların, süt emen bebeklerin bile susuz ve aç bırakılması, dövülmesi ve korkutulması.
2. Kadınların ve yetim çocukların korkutulması, aç bırakılması, dövülmesi, şehirlerde gezdirilmeleri, ölülerine ağlanmasının engellenmesi, feci bir şekilde zinetlerinin gasbedilip alınması ve hatta öldürülmeleri.
3. İçinde hasta çocuk ve küçüklerin de olduğu bir esnada uyarmadan çadırların yakılması.
4. Kur'an’a vakıf salih müminlerin öldürülmesi.
5. Bulûğa ermemiş çocukların öldürülmesi.
6. İnsanın en basit tabii hakları sayılan ibadet ve zikire engel olunması.
7. Şehitlerin, başlarının kesilip Ehl-i Beyti ve yakınlarının gözleri önünde taşınması.
8. Kendini savunamayan aciz insanlara hatta hastalara bile acınmaması, dövülmesi ve zincirlere vurulması.
9. Şehitlerin başları, yakınlarının gözleri önünde ayaklar altına alınması, atlara çiğnetilmesi ve parçalatılması.
10. İslami değerlerle alay edilmesi.(22)
Hz. Hüseyin bir açıklamasında şöyle buyuruyor: "Hamd Allah'a mahsustur. O, ne isterse olur. Güç ve kudret sadece O'ndandır. Allah'ın rahmeti Resulüne olsun. Gerdanlık kızların boyununu çizdiği (onda eser bıraktığı) gibi ölüm de insanoğlunun üzerine yazılıp çizilmiştir. Yakup, Yusuf'u görmeyi arzu ettiği gibi ben de atalarımı görmeyi arzu ediyorum. Bana, varacağım bir katligah tayin edilmiştir. Öyle ki, o ıssız çöllerin yırtıcı kurt ve hayvanlarının Nevavis ve Kerbela arasındaki bir yerde benim uzuvlarımı parçaladıklarını görüyorum. Allah'ın kaza kalemiyle yazılmış olan böyle bir günden kurtuluş yoktur. Allah'ın razı olduğu şeye biz Ehli Beyt de razıyız. O'nun bela ve imtihanı karşısında sabır ve istikamet gösteririz; o sabredenlerin sevabını bize (tamamıyla) verecektir. Resulullah'ın bedeninin parçası olan evlatları ondan hiç bir zaman ayrı düşmüyeceklerdir. Cennette de onun yanında olacaklardır. Çünkü onlar Peygamber'in hoşnutluğu ve gözünün aydınlığına vesile olup vadesi de (ilahi hükümetin istikrârı da) onların vasıtasıyla tahakkuk bulacaktır. Bizim uğrumuzda canından geçen ve Allah'a ulaşmak yolunda kendisini fedâ etmeye hazır olan kimse, bizimle birlikte hareket etmelidir. Çünkü ben yarın sabah erkenden hareket edeceğim inşaallah."(23)
Hz. Peygamber, Hüseyin’in şehit olacağını, diğer musibet ve sıkıntılarını kızı Fatıma’ya haber verdiğinde Fatıma çok ağladı ve şöyle dedi: “Bu sıkıntı ve musibetler ne zaman vuku bulacaktır?”
Peygamber, “ Ben, sen ve Ali dünyada olmadığımız bir zamanda” buyurdular.
Fatıma bu sözü duyunca ağlaması şiddetlendi. Sonra; “ Kim Hüseyin’ime ağlayacak ve onun için ezadarlık edecektir?” dediğinde Peygamber şöyle buyurdular: “Ümmetimin içinden, Kıyamete kadar Ehli Beyt’imin kadınlarına, ve erkeklerine ağlayacaklar çıkacaklardır. Kıyamet günü olduğunda sen kadınlara, ben de erkeklere şefaat edeceğiz, Her kim ki Hüseyin’imin musibetine ağlar ise, o ağlayan gözler, cennet nimetlerine ulaşmak için gülecektir’’ (24).
Hz. Hüseyin’den bir alıntı. Araplardan biri Hz. Hüseyin’ın yanına gelerek şöyle dedi: “Ey Peygamber’in oğlu! Ben birinin kan parası için kefil olmuştum, ama onu ödemeye gücüm yok. Onu halkın en şereflisinden istersem daha iyi olur diye düşündüm; Hz. Peygamber’in ailesinden daha şerefli bir kimse aklıma gelmedi.”
İmam şöyle buyurdular:
“Ey Arap kardeş! Ben senden üç soru soracağım, eğer birine cevap verir isen, borcunun üçte birini ödeyeceğim; ikisine cevap verir isen borcunun üçte ikisini ödeyeceğim, hepsine cevap verdiğin takdirde de bütün borçlarını ödeyeceğim.”
Adam; “Ey Peygamber’in oğlu! Senin gibi ilim ve şeref ehli bir kimse, benim gibi bedevi (göçebe cahil) bir Arap’tan soru sormak mı istiyor?” dedi.
Hz. Hüseyin, “Evet! Çünkü ceddim Resulullah’ın şöyle buyurduğunu duydum: “İyilik ve ihsan, ilim ve bilgi miktarınca yapılmalıdır.”
Adam, “Pekâla buyurun ne isterseniz sorunuz; bilirsem cevap veririm, aksi takdirde sizden öğrenirim. Güç ancak Allah’tandır.”
Hz. Hüseyin “Hangi amel, bütün amellerden üstündür?”
Adam: “Allah’a iman.”
Hz. Hüseyin: “Hangi şey insanı helak olmaktan kurtarır?”
Adam: “Allah’a güvenmek ve O’na tevekkül etmek.”
Hz. Hüseyin “İnsanı süsleyen şey nedir?”
Adam: “Kendisiyle amel edilen ilim ve bilgi.”
Hz. Hüseyin “İlimin dışında insanı süsleyen şey nedir?”
Adam: “Cömertlik ve mertlikle birlikte olan servet.”
Hz. Hüseyin “Eğer o olmazsa nasıl?”
Adam: “Sabır ve tahammülle birlikte olan fakirlik.”
Hz. Hüseyin “Ona sahip olmazsa nasıl?”
Adam: “Böyle bir durumda, gökten bir ateş gelsin o adamı yaksın; çünkü o böyle bir azaba layıktır.”
Hz. Hüseyin gülerek içerisinde bin dinar altın olan bir keseyle, kaşı iki yüz dinar değerinde olan kendi yüzüğünü o adama verip şöyle buyurdular: “Bu altın dinarları borç sahiplerine ver, bu yüzük ile de (onu satarak) geçim masraflarını karşıla.”
Adam onları alarak şu ayeti okudu: “Allah Teala, risaletini nerede karar kılacağını daha iyi bilir.”(25)
Hz. Hüseyin için Göz Yaşı Dökmek :
“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Tam aksine, onlar dirilerdir ama siz farkında olmazsınız.” (Bakara : 154)
Aleviler her yıl Kerbela olayının yıl dönümünde Muharrem yası tutar, karalar bağlar. Yas bitiminde de İmamların neslinin tamamen kesilmediğine şükür eder, kurban keser ve Aşure pişirir.
İmamların neslinin devamı için yapılan tüm İbadetler aslında önceden Kuran’da belirtilmiştir.
Hz. Muhammed’e müşrikler tarafından nesli kesik denildiği için‚
’’(Resûlum!) Kuşkusuz biz sana Kevser'i verdik. Şimdi sen rabbine kulluk et ve kurban kes. Asıl sonu kesik olan, şüphesiz sana hınç besleyendir’’. (Kevser 1-3) iner. Burada İmamların neslinin yürüyeceği görülerek Peygambere ‘’Şükür et ve Kurban kes’’ denilmektedir. Aleviler de Kerbela Vakasından kurtulan Ehli Beyt nesli için Muharrem yası bitimi kurban keser ve Aşure dağıtarak şükür ederler.
Hz. Muhammed’in 23 Şubat 632 tarihinde, Gadirhum’da, Veda Hutbesinde rivayetlere göre 80 bini kişiyi aşkın bir topluluğa söylediği ‘’Size 2 Emanet bırakıyorum. Biri Allahın kelamı Kuran-ı Kerim, diğeri benim Ehi Beyt’imdir. Kuran ve Ehl-i Beytime ipine sım sıkı sarılın. Kevser Havuzunda her iki emanet bir birinden ayrılmadan bana ulaşacaktır. Ehli Beyt’im, Nuh’un gemisi gibidir. Gemiye binenler kurtuldular, binmeyenler helak oldular’’ vasiyetine Aleviler sım sıkı sarılarak, arada bir gelen İmamlar, Evliyalar ve diğer Din Ulularının yaptığı gibi candan, gönülden bağlanarak Muharrem yasını, bugünlere taşıdılar.
Alevilerin 7 Ulu Ozanlarının;
Alemlerin serverisin
Ah Hüseyin, vah Hüseyin
Şehitlerin serdarısın
Ah Hüseyin, vah Hüseyin (Pir Sultan Abdal)
Düştü Hüseyin atından, Sahrây-ı Kerbelâ’ya
Cibril var, haber ver, Sultan-ı Enbiyâya! (Fuzuli)
Evvela meydanı Hür şehit açtı
Gökteki melekler kanlı yaş saçtı
Yetmişüç pehlivan hep şehit düştü
Ah senin dertlerin İmam Hüseyin (Şah Hatayî)
Örneklerinde görüldüğü gibi Beyit ve Deyişlere uyarlayıp Cemlerde huşu içinde söyleyip feryat ve figan ederken, öte yandan, “...Herkes duysun ki, Allah’ın lâneti zalimler üstünedir.” (Hûd : 18) ayetinde görüldüğü gibi Kuran’a dayanarak, Kerbela şehitlerine kast edenleri lanetle andılar.
Bu yüzden biz Aleviler bir yandan Kerbela yasını tutarken, diğer taraftan inancımız gereği Zalime lanet okuruz.
Tarihte hiç bir örneği bulunamaz ki Kerbela Vakası kadar derin, Kerbela Vakası kadar içten, Kerbela Vakası kadar uzun süreli bir anma, bir yas tutulmuş olsun.
Alevi insan Kerbela vakasını öyle sahiplenmiş ve onu yaşamının öyle bir yerine oturtturmuş ki Muharrem ayında sadece oruç tutmuyor, bir de yas çekiyor.
Alevi can Muharrem de karalar bağlar.
Alevi can Muharrem de eşi ile, kızı ile, tornu ile onun feryat ve figanını işler, Ya Hüseyin diğerek yürekleri dağlar, Ah- Vah ederek feryat ve figan eyler.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında su içmediği gibi, hayvanına eza etmemek için onu bile çifte koşmaz.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında eşi ile aynı yastığa baş koymaz.
Bu öyle derin ve içten bir sahiplenmedir ki Muharrem yasında kokular sürünmez, traş bile olunmaz.
Bunun adı Hz. Ali sevgisidir,
Bunun adı Hz. Hüseyin sevgidir.
Bunun adı Ehli Beyt sevgisidir.
Bu öyle derin bir sevgidir ki babasının yasını 40 gün tutan Alevi can, Kerbela yasını 1400 senedir tutmakta, o aşkı ve sevgiyi ailesinden fazla onlara göstermektedir.
Alevilerin Ehli Beyt sevgisi ve o sevgi içinde Hz. Hüseyin aşkı tamamen gönüllü bir sevgidir.
Ona bağlanmış, onu sevmiş, o olmuş ve ondan olmuşlardır.
Adnbaran
07-10-2006, 11:27 PM
Şah Hatayi´m muhabbete bakarım
Ben doluyum ben dolana akarım
Güzel pirim bir dert vermiş çekerim
Bir derdim var bin dermana değişmem (Şah Hatayii)
Ehli Beyt sevgisi ile onların çektiği eza ve cefa onlara kudret, dertlerine derman olmuştur. Onların ilacı, onların silahı, onların sığınağı, onların tesellisi olmuştur.
Alevi bir Can, Ehli Beyt sevgisi olmadan Alevi olamaz, Alevi olarak yaşayamaz. Ehli Beyt ve dolayısı ile Seyyid-i Şuheda Hz. Hüseyin onların sadece tenine değil, ruhuna da işlemiştir.
Onu Türkü yapar düğünde eğleşir,
Onu Ağıt yapar Cem’de ağlaşır,
Onu Deyiş yapar, muhabbette söyleşir,
Onu İman eder, Yezid’e karşı savaşır,
Onu Hızır yapar, eteğine yapışır.
Kerbela Vakası onun için Alevilerde 1400 yıla yakın bir süredir Hz. Hüseyin şahsında Can ve Canan olmuştur.
· İmam Rıza’ın ashabından olan Seyyid Ali Hüseyini şöyle naklediyor: Ben Ali bin Musa er-Rıza’nın komşusu idim. Aşura günü olduğunda, din kardeşlerimizden bir kişi İmam Hüseyin’nin şehadet olayını okuyordu. İmam Bakır’ın buyurmuş olduğu şu rivayete yetişti: “Kimin gözlerinden sivri sineğin kanadı kadar göz yaşı akarsa, Allah Teala onun günahlarını, denizin köpüğü kadar da olsa affeder.”
· "Cebrail, Peygamber'in nezdinde olduğu zaman Hasan ve Hüseyin, Resulullah'ın yanına gelerek ve sırtına atlıyarak onunla oynuyorlardı. Resul-i Ekrem anneleri Fatıma'ya "Niçin bunları bir şeyle meşgul etmiyorsun? dediğinde Hz. Fatıma onları aldı, ama çok geçmeden çocuklar annelerinin elinden kaçarak Hz. Peygamber'in yanına gelerek onunla yeniden oynamaya başladılar. Resulullah onları kucağına aldı ve dizleri üzerine oturttu. Cebrail arzetti: Ey Allah'ın Resulü, yavrularınızı çok sevdiğinizi görüyorum." Peygamber Cebrail'e: "Elbette ki çok severim, onlar yaşantımın iki güzel gülleridir" diye cevap verdi. Cebrail Hüseyin'e işaret ederek şöyle dedi: "Bil ki ümmetin bu oğlunu şehit edecektir." Daha sonra kanatlarıyla uçarak elinde biraz toprak getirdi ve Resulullah'a hitaben: "Yavrun bu toprağın üzerinde öldürülecektir." Hz. Muhammed bu toprağın adını sorduğunda Cebrail adının Kerbela olduğunu söyledi.(26) Hz. Hüseyin müsibetlere uğrayacağı ve düşmanları tarafından sarılacağı yere vardığında yakın bölgelerde yaşayan birisini Hz. Hüseyin'in yanına getirdiler. Hz. Hüseyin o şahıstan bu yerin ismini sorduğunda Kerbela cevabını aldı. Hz. Hüseyin : "Allah'ın Resulü'nün buyruğu doğrudur. Burası bela ve hüzün yeridir." diye buyurdu. Daha sonra ashabına şöyle buyurdu: "İnin artık, sefer yükümüzü indireceğimiz ve kanlarımızın döküleceği yer burasıdır."
· Şerif Ebu-l Hüseyin Akiki "Ahbar-u Medine" adlı kitabında Hz. Ali'den şöyle rivayet ediyor. Resulullah bir gün bizleri görmek için eve gelmişti. Hazırladığımız yemeği ve Ümm-ü Eymen'in bize gönderdiği bir kâse süt ve bir kap hurmayı da yemek için ortaya bıraktık. Resulullah yedi, biz de yedik. Daha sonra ben Resul-ü Ekrem'in ellerini yıkadım. Hazret; ellerini başına yüzüne ve sakalına çektikten sonra kıble'ye doğru oturdu ve istediği duaları etti. Sonra gözyaşı dökerek kendisini üç defa yere vurdu. Biz yaptığı bu işin sebebini sormaktan korkuyorduk. Bu esnada Hüseyin o Hazret'in sırtına çıktı ve Resulullah tekrar ağlamaya başladı. Hz. Hüseyin bu durumu görünce: "Anam, babam sana feda ağlamanızın sebebi nedir? "Babacığım, şimdiye kadar sizde şahit olmadığım bir davranış gördüm" diye sorduğunda Resul-ü Ekrem ona hitaben şöyle buyurdu: "Evladım bugün sizleri ziyaret etmekten o kadar sevinçli oldum ki şimdiye kadar öylesine sevinçli olmamıştım, ama habibim Cebrail yanıma gelerek sizlerin ölümünüzü ve ölüm yerlerinizin dağınık olduğunu bana haber verdi; bu haber beni çok üzdü. Allah'tan sizin için hayır ve iyilik niyaz ederim."(27)
· Hz. Muhammed, bir hadisinde Hz. Ali, Hz. Fatıma Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'e hitaben şöyle buyurmuştur: "Ben size düşman olup savaşanlara düşmanım ve sizinle sulh içinde olup sizi sevenleri severim.(28)
· Hz. Peygamber, Hz. Hasan ve Hüseyin'in ellerinden tutarak şöyle buyurdu: "Her kim beni, bu ikisini ve bu ikisinin anne ve babasını severse kıyamet günü benim derecemde benimle birlikte olur." (29)
· "Hasan ve Hüseyin benim dünyadan iki gülümdürler" (30)
· "Bunlar benim ve kızımın yavrularıdır; Ey Allahım, ben bu ikisini seviyorum; Sen de onları sev ve onları sevenleri de sev." (31).
· Bir adam Hz. Hüseyin’e selam vermeden: "Nasılsınız? Allah âfiyet versin." dediğinde İmam şöyle buyurdu: "Evvel se*lam, sonra sohbet. Allah sana da âfiyet versin." Daha sonra buyurdular ki: "Selam vermedikçe hiçbir kimseye konuşma müsaadesi vermeyiniz."
· Rivayete göre Ensardan biri Hz. Hüseyin’e ihtiyacı için başvurunca İmam şöyle buyurdu: "Ey ensari kardeş, yüzünün suyunu dökme, isteğini bir kâğıda yaz, ben Alla*h'ın izniyle seni sevindirecek bir şey yaparım." Ensari şöyle yazdı: "Ya Eba Abdillah, filan adamın benden beş yüz dinar alacağı vardır, beni sıkıştırıyor; durumum düzelinceye kadar bana mühlet vermesi hakkında onunla konuş." Hz. Hüseyin’e mektubu okudu ve evine gidip içerisinde bin dinar olan bir kese getirip buyurdu: "(Bu) beşyüz dinarla borcunu öde, geri kalan beşyüz dinar*la da geçimini sağla. Bu üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma: Dindar, yiğit ve soylu. Çünkü dindar kendi dinini koruması için ihtiyacını karşılar. Yiğit seni ümitsiz etmeyi kendi yiğitliğine sığdırmaz, utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden, haysiyetini koru*mak için seni eli boş geri çevirmez." (32)
· Mü'min, Allah'ı kendisine sığınak, sözünü ise ayna edinir; bazen mü'minlerin, bazen de gaddarların sıfatına bakar; onların sıfatların*dan incelikler elde eder, kendisini iyice tanır, üstün zekâsıyla yakin makamına ulaşır ve nefsini temizlemekte de güçlü olur. (Hz. Hüseyin)
· Özür dilenecek hareketten sakın. Zira mü'min ne suç işler ve ne de özür diler, ama münafık her gün suç işleyip özür diler. (Hz. Hüseyin)
· Gerçek cimri, selam vermekte cimrilik yapan kimsedir. (Hz. Hüseyin)
· Allah'a isyan ederek bir şeye ulaşmak isteyen kimse um*duğun*dan uzaklaşarak, korktuğu şeye yaklaşmaktadır. (Hz. Hüseyin)
Adnbaran
07-10-2006, 11:27 PM
Kerbelâ hakkında 101 Soru ve Cevapları :
S. 1- Hz. Hüseyin'in meşhur lakabı nedir?
C. 1-. Seyyid’i Şüheda
S. 2- Hz. Hüseyin’in künyesi nedir?
C. 2- Ebu Abdullah.
S. 3- Hz.Hüseyin ne zaman ve nerede dünyaya gelmiştir?
C. 3- Hicretin 4. yılı, 3. Şaban günü Medine'de dünyaya gelmiştir. Miladi olarak da 25 Şubat 625 tarihi bilinir.
S. 4- Hz. Hüseyin’in hayatı kaç döneme ayrılır?
C. 4- Dört döneme ayrılır:
· Resulullah dönemi.
· Babası Hz. Ali dönemi.
· Ağabeyi Hz. Hasan'la birlikte olduğu dönem.
· Kendi İmamet dönemi.
S. 5- Hz. Hüseyin’in İmametlik dönemi kaç yıldır?
C. 5- On yıl civarında. Ağabeyi İmam Hasan’ın şehadeti hakkında 2 tarih vardır. 25 Mart 670 veya 18 Eylül 670 tarihleridir. Kerbela Vakası ise 10 Ekim 680 yılıdır.
S. 6- Hz. Hüseyin kaç yıl Hz. Resulullah'ın zamanında yaşamıştır?
C. 6- Yedi yıl civarında.
S. 7- Hz. Hüseyin kaç yıl babasıyla birlikte oldu?
C. 7- Otuz yıla yakın zaman civarında.
S. 8- Hz. Hüseyin, babasından sonra kaç yıl kardeşi İmam Hasan'la birlikte yaşamışlardır?
C. 8- On yıl civarında.
S. 9- Hz. Hüseyin’in şehadetinden bu yana kaç yıl geçmiştir?
C. 9- Miladi 1326, Hicri 1362 senedir. (Bu tarih 2006 itibarıyla geçerlidir)
S. 10- Hz. Hüseyin’in oğlu Ali Ekber'in sima ve ahlakı nasıl idi?
C. 10- Ali Ekber güzel yüzlü, temiz ahlaklı biridir. Bir iddiaya göre, Aşura günü Ehl-i Beyt'ten ilk şehit olan odur.
S. 11- Hz. Hüseyin’in sancaktarı kim idi?
C. 11- Kendisine “Sakka” lakabı verilen, Hz. Ebu'l- Fazl'il Celal Abbas idi.
S. 12- Hz. Hüseyin’in kölesinin ismi ne idi ve ne özelliğe sahipti?
C. 12- Hz. Hüseyin’in kölesinin ismi, “Eslem” idi. Yanık sesle Kur’ân okunması ile tanınır.
S. 13- Hz. Hüseyin hakkında yazılan en etkili beyit hangisidir?
C. 13- Fuzuli’nin ‚’’Düştü Hüseyin atından Sahra-i Kerbela’ya, Cibril koş haber ver Sultanı Enbiya’ya’’ beyitidir.
S. 14- Hz. Hüseyin ve ashabı, ne zaman Medine'den Mekke'ye hicret etmiştir?
C. 14- Hz. Hüseyin, Hicretin 60. yılı olan Recep ayının 28'inde, Pazar akşamı çocukları, kardeşleri (Muhammed bin Hanefiyye hariç) ve akrabalarından bir grup kimseyle birlikte geceleyin Medine'den Mekke'ye doğru hareket ettiler ve Şaban ayının üçünde Cuma akşamı Mekke'ye ulaştılar.
S. 15- Hz. Hüseyin ve ashabı, kaç gün Mekke-i Muazzama'da kalmış ve hangi tarihte Mekke'den Irak'a doğru yola çıkmışlardır?
C. 15- Hz. Hüseyin ve ashabı, takriben 95 gün Mekke'de kaldılar; ama haclarını tamamlayamadıklarından onu umreye çevirerek Zihicce'nin 8. günü ailesi ve evlatlarıyla birlikte Mekke'den Irak'a doğru yola koyuldular (33).
S. 16- Hz. Hüseyin neden hac günlerinde Temettu Haccını Umre-i Müfrede'ye çevirerek Mekke'den ayrıldı ?
C. 16- Hz. Hüseyin, Yezidi'n adamlarının, kendisine suikast düzenlemek için Hac maskesi altında Mekke'ye gönderildiklerini öğrendiği için halka kısa bir konuşma yaptıktan sonra 8 Zilhicce tarihinde bir gurup yakını ve dostları ile birlikte Mekke'den çıkarak Irak'a doğru hareket etti (34).
S. 17- Hz. Hüseyin, Mekke'den ayrıldığında okuduğu hutbe hangi isimle bilinir ?
C. 17- Hz. Hüseyin, Mekke'den çıkmadan bir gün önce “Hutta'l- Mevt” hutbesi adıyla bilinen bir hutbe okudu. Hutbenin sonunda şöyle “Kim bizim yolumuzda kalbinin kanını dökmeye ve Allah'a kavuşmaya hazırsa, bizimle gelsin; ben yarın saban inşaallah hareket edeceğim.” Dedi.
S. 18- Hz. Hüseyin'in Mekke'ye gönderdiği elçi kim idi?
C. 18- Müslim bin Akil.
S. 19- Küfe halkı Hz. Hüseyin'e kaç tane davet mektubu göndermişti?
C. 19- Yüz elli civarında.(35)
S. 20- Küfe halkı, Hz.Hüseyin'i davet ettiği zaman, kaç kişi Hz. Müslim'e biat etmişlerdi?
C. 20- On sekiz bin kişi.
S. 21- Hz. Müslim'in çocuklarının isimleri nelerdir?
C. 21- Büyüğü Muhammed, küçüğü İbrahim'dir. Her ikisi de on yaşından küçük idiler.
S. 22- Cebrail, İmamların isimlerini Hz. Nuh'a bildirdiğinde, onların hangisinin ismini duyunca ağlamıştır?
C. 22- Hz. Hüseyin’in ismini duyunca ağladı.
S. 23- Hz. Hüseyin’in kıyamına sebep olan en önemli faktör nelerdi?
C. 23- Hz. Hüseyin’in kıyamına sebep olan üç önemli faktör şunlardır: 1) Yezid’in, Hz. Hüseyin'den biat istemesi ve onun buna şiddetle direnip “Zillet bizden uzaktır” buyurması. 2) Kıyam için hazır olan Kufe halkının, İmam’ı ısrarla oraya davet etmeleri. 3) İslam'ın, iyiliğe emretmek, kötülükten sakındırmak emriyle amel etmesi.
S. 24- Kerbela'nın sözcük anlamı nedir?
C. 24- Kerbela, gam ve bela anlamınadır. Hz. Hüseyin, Kerbela ismini duyduklarında şöyle buyurdular: “Allah'ım kerb (gam) ve beladan sana sığınıyorum.”
S. 25- Hz. Hüseyin’in yası tarihte hiç kesintiye uğradı mı?
C. 25- Hayır, tüm baskı ve zulme rağmen bu inanç kesintiye hiç uğramadı.
S. 26- Beni Haşim ailesinden Aşure günü ilk şehit olan kimdi?
C. 26- Ali Ekber’dir.
S. 27- Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit düşen 72 ashabından kaç kişi Beni Haşimlerdendi?
C. 27- On yedi kişi.
S. 28- Önceleri Yezid ordusundan olan fakat sonra tövbe ederek Hz. Hüseyin’in ordusuna katılıp şehit olan şahsın ismi nedir?
C. 28- Hür bin Yezid-i Riyahi’dir.
S. 29- Neden, Hz. Hüseyin’in düşmandan bir gece (Aşure gecesini) izin istedi?
C. 29- Hz. Hüseyin’in kardeşi Ebu'l Fazl’il- Abbas'a şöyle buyurdu: “Kardeşim! Düşmana doğru git, onlara de ki; “Zikir etmemiz, dua etmemiz ve Allah'la münacatta bulunmamız için bu geceyi bize mühlet verin. Çünkü ben zikir etmeyi, Kur’ân okumayı, çok dua ve istiğfar etmeyi seviyorum.” (36)
S. 30- Aşure gecesi Yezid ordusundan kaç kişi Hz. Hüseyin’in ordusuna katıldı?
C. 30- Hz. Hüseyin ve yarenlerinin Aşura gecesi ibadet etmeleri, Yezid askerlerinden 32 kişinin İmam'ın ordusuna katılmalarına sebep oldu.(37)
S. 31- Aşure günü şehit olan damat ve gelinin isimleri nelerdir ve nasıl şahadete eriştiler?
C. 31- Onların isimleri “Veheb” ve “Haniye”'dir. Veheb, savaş meydanına gitmek için Hz. Hüseyin'den izin istedi. İzin alınca meydana gidip bir müddet savaştı ve büyük yararlılıklardan sonra iki elleri kesilerek esir düştü. Onu Ömer-i Sa'dın yanına götürdüler. Ömer onun öldürülmesini emretti. Boynunu vurduktan sonra kesilmiş başını Hz. Hüseyin'in çadırlarına doğru attılar. Veheb'in annesi onu alıp yüzünün kanını temizledikten sonra, tekrar karşı tarafa doğru attı. Veheb'in eşi “Haniye” kendisini kocasının kana boyanmış bedenine ulaştırdı, onun kanlarını temizleyerek şöyle dedi: “Cennet sana hoş olsun” Şimr bu durumu görünce, kölesine onu öldürmesini emretti, köle de elindeki demir sopayla onu şahadete eriştirdi.
S. 32- Kerbela'da şehit edilen ilk ve tek kadının ismi nedir?
C. 32- Veheb'in eşi olan Haniye’dir.
S. 33- Hz. Hüseyin’in Aşure günü, savaşın tam kızgın zamanı ameli olarak açıkça yerine getirdiği İlahi farizalardan biri ne idi?
C. 33- Cemaate topluca zikir yaptırması oldu. Hz. Hüseyin bir grup ashabıyla birlikte öğle vakti topluca zikir yaparken, Yezid taraftarlarının attığı oklarla 2 kişi zikir yaparken şehit oldular.
S. 34- Aşura günü öğle vakti, Hz. Hüseyin’e topluca zikir yapılmasını talep eden kişi kimdi ve ne istedi?
C. 34- Aşura günü “Ebu Sumame-i Seydavi” güneşe bakarak öğle vakti topluca zikir yapmak istediğini Hz. Hüseyin’e bildirerek “Gerçi düşmanın fırsat vermeyeceğini biliyorum, ama son ibadeti sizinle yapıp öylece Allah'a kavuşmak istiyorum.” Dedi. Hz. Hüseyin de şöyle buyurdular: “Bana zikiri hatırlattın, Allah seni zikiri kabul edilenlerden kılsın. Şimdi düşmandan zikir için mühlet isteyin.”
S. 35- Beni Esed tayfasından olup Hz. Hüseyin’in ashabından olan, Bedir ve Huneyn savaşlarına katılmış olup Aşura günü İmamın yanında şahadete erişen yaşlı kişinin ismi nedir?
Adnbaran
07-10-2006, 11:29 PM
C. 35- Habib bin Mezahir'in akrabalarından olan “Enes bin Haris-i Kahili”dir.
S. 36- Ebuzer'in azad edilmiş kölesi olan ve Hz. Ali, Hz. Hasan ve daha sonra Hz. Hüseyin’in evinde yaşayan ve Kerbela'da Hz. Hüseyin'in yanında şahadete erişen şahsın ismi nedir?
C. 36- Cevn’dir.
S. 37- Hz. Hüseyin, neden Aşura günü düşmanlarından bazılarını öldürmüyordu?
C. 37- İmam Seccad şöyle buyuruyor: “Babamın öldürmediği kimselerin soyundan biz Ehl-i Beyt'i sevecek kimseler dünyaya gelecektir. İşte İmam bu yüzden bizi sevecek insanların babalarının sulbünde korunması için onları öldürmüyordu.” (Diğer İmamların hakkında da buna benzer bir çok rivayetler vardır.(38)
S. 38- Aşure günü, neden en büyük musibet günü olarak tanıtılmıştır?
C. 38- Abdullah bin Fazl-i Haşimi şöyle diyor: İmam Cafer- i Sadık'a; “Neden Resulullah'ın Hakka yürüme günü, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan vs. İmamların şahadet günleri tam değil de sadece Aşura günü en büyük musibet, gam, üzüntü ve matem günü olarak tanıtılmıştır?” dediğimde şöyle buyurdular:
“Bunun sebebi şudur: Ashab-ı Kisa (Âl-i Aba) Allah katında insanların en değerlisi idiler. Bunlar 5 kişidirler: ‘Hz. Peygamber, Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin. Hz. Peygamber vefat ettiğinde gerçi musibet çok büyüktü, ama Ashab-ı Kisa'dan dört kişi yaşıyordu, bunlar halkın mercii ve sığınağı idiler. Hz. Fatıma şahadete eriştiğinde musibet çok büyük olmasına rağmen Ashab-ı Kisa'dan üç kişi vardı ve halk ihtiyaç duyduklarında onlara sığınıyorlardı. Hz. Ali ve Hz. Hasan’da da durum aynıydı. Ama Hz. Hüseyin şehit olduğunda, Ashab-ı Kisa'dan halkın mercii ve sığınağı olacak kimse kalmamıştı. Bundan dolayı İmam Hüseyin bekası Ashab-ı Kisa’nın bekası olduğu gibi, onun şahadeti de onların hepsinin şahadeti gibiydi. Bu sebepten dolayıdır ki Aşura günü, gam, üzüntü ve matem açısından günlerin en musibetlisi olarak tanıtılmıştır.” Abdullah bin Fazl-i Haşimi devamla; ’’Ben İmam Sadık'a; “Öyleyse İmam Seccad için ne diyorsunuz?” dediğimde şöyle buyurdular: “Hz. Zeynel- Abidin, İmam ve halka hüccetti. Fakat Resulullah'ı görmemişti, onun ilmi baba ve cetlerinden miras olarak ona yetişmişti. Ama Hz. Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, Peygamberle uzun süre birlikte olmuşlardı. Halk da onları Peygamber ile birlikte görmüştü. Bundan dolayı Onlardan birini gördüklerinde, Peygamber'in hatıraları, söz ve davranışları onlar için canlanıyordu.” (39)
S. 39- Hz. Hüseyin ve Yahya bin Zekeriyya arasında ne gibi benzerlikler vardır?
C. 39- Bu iki yüce şahsiyet arasında olan benzerlikler çoktur. Biz yedi tanesini verelim :
1) Bu iki masuma isim takılmadan önce, onların isminde hiç kimse yoktu.
2) Her ikisi de altı aylık iken dünyaya gelmişlerdi.
3) O ikisinin doğumundan önce, semavi haber ve vahiyler onların doğum ve durumlarını açıklamıştı.
4) Gök her ikisine de ağladı. “Fema beket aleyhim'is- semau ve’l arz” (40) ayetinin tefsirinde bununla ilgili hadis nakledilmiştir.
5) Her ikisinin katili veled'üz- zina idi.
6) Her ikisinin de başını altın leğene koyup fasık ve zalimlere götürdüler.
7) Bu iki mazlumun, rivayetlere göre başları dile gelip konuşmuştu.
Adnbaran
07-10-2006, 11:30 PM
S. 40- Hz. Hüseyin'in Aşure günündeki en son askeri kimdi ve kimin eliyle şahadete erişti?
C. 40- Hz. Hüseyin'in Aşura günü en son askeri, Hz. Ali Esğer (Ali Asker) idi. Babası Hz. Hüseyin'in elleri üzerinde, Hermele bin Kamil-i Esedi'nin okuyla şahadete erişti.
S. 41- Kerbela şehitlerinden kimlerin başlarını bedenlerinden ayırmadılar? Niçin?
C. 41- Ali Esğer ile Hür bin Yezid-i Riyahi'nin başlarını bedenlerinden ayırmadılar. Çünkü Hz. Hüseyin oğlu Ali Esğer'i defnetmişti; Hür bin Yezid-i Riyahi'nin de akrabaları onun başının bedeninden ayrılmasına mani oldular.
S. 42- Hz. Hüseyin'in Kerbela'da kendisiyle birlikte şehit olan ashabı kaç kişiydi?
C. 42- Büyük kanaate göre 72 kişidir.
S. 43- Hz. Hüseyin'in yaya olarak cenazesinin baş ucuna geldiği ve onun için ağıt okuyup ağladığı şahsın ismi nedir?
C. 43- Hür bin Yezid-i Riyahi'dir.
S. 44- Rivayetlerimizde Beytullah'il Haram Haccının bedeli olarak tanıtılan şey nedir?
C. 44- Beytullah'il Haram'ın (sevap bakımından) bedeli olarak tanıtılan şey, Hz. Hüseyin’in kabrinin ziyaretidir. Hz. Hüseyin’in kabrinin ziyareti büyük sevaptır.
S. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti nasıl bir ziyarettir?
C. 45- Nahiye-i Mukaddese Ziyareti, Sahib'uz- Zaman İmam Mehdi'dan nakledilen bir ziyarettir. Hazret Kerbela şehitlerinin hepsinin isim ve nişanelerini bu ziyarette zikredip onlara selam gönderdiği gibi, onlardan her birinin katilinin de ismini zikredip onlara lanet etmiştir.
S. 46- Zikir yaparken Kerbela toprağına secde etmenin fazileti nedir?
C. 46- Kim Kerbela toprağı üzerinde ulu şehitleri anarak zikir ederse büyük fazilette bereket sahibi olur.
S. 47- Hz. Hüseyin’in şahadetinden sonra Kerbela'da en son şehit olan kimdi?
C. 47- Kerbela’da en son şehit olan “Süveyd bin Amr” isminde yaşlı bir adamdır. Bu şahıs Aşure günü, var gücüyle savaştı, aldığı çok yara ve darbeler neticesinde bayılıp yere düştü. Yezid’in askerleri öldüğünü zannederek ondan vazgeçti. O bir müddetten sonra kendine gelip Hz. Hüseyin’in şehit olduğunu anlayınca o haliyle kalkıp yanında bulunan hançerle saldırıya geçti. Bir müddet savaştıktan sonra şehit oldu.
S. 48- Kerbela şehitlerinin başları ne zaman ve kimin emriyle bedenlerinden ayrıldı?
C. 48- Muharrem'in on birinci günü, Ömer Sa'd'ın emriyle.
S. 49- Hz. Hüseyin’in ne zaman ve nerede şahadete erişti?
C. 49- Hicretin 61. Yılı Aşura günü Kerbela'da şahadete erişti.
S. 50- Hz. Hüseyin’in kaç yaşında şehit oldu?
C. 50- 57 yaşında.
S. 51- Hz. Hüseyin’in şehit olduktan sonra, kaç atlı Hazretin bedenini atların tırnaklarıyla çiğnetti?
C. 51- Hz. Hüseyin’in şehit olduktan sonra, on kişi İmam'ın bedenini atların tırnaklarıyla çiğnettiler.
S. 52- Hz. Hüseyin’in katili kimdir?
C. 52- Şeyh Şuşteri şöyle yazıyor: “ Hz. Hüseyin’in katili ilk başta Yezid'dir. Çünkü O, Hz. Hüseyin’den zorla biat alınmasını, biat etmediği takdirde hazretin başının kendisine gönderilmesini emretmişti. Yezid'den sonra Hz. Hüseyin’in katili İbn-i Ziyad'dır. Çünkü o, bu katliamı hazırlamış ve İmamın aleyhine ordu toplamıştır. Ondan sonra da İmam'ın katili İbn-i Sa'd'dır. Çünkü Kerbela vakasından sonra onu, Hz. Hüseyin’in katili olarak çağırıyorlardı. Onlardan sonra da İmamın katili Şimr'dir. Çünkü o da Hz. Hüseyin’in kellesini bedeninden ayırmıştır.
S. 53- Hz. Hüseyin’in bedeninde kaç ok, mızrak ve kılıç yarası var idi?
C. 53- İmam Bakır'ın buyurduğuna göre, Hz. Hüseyin’in bedeninde 320 kılıç, mızrak ve ok yarası vardı.
S. 54- Hz. Hüseyin’in atının ismi ne idi?
C. 54- Hz. Hüseyin’in atının ismi Zulcenah’dır.
S. 55- Zulcenah, Hz. Hüseyin’in bedeniyle nasıl vedalaştı?
C. 55- Hz. Hüseyin’in şahadetinden sonra, Zulcenah İmamın parçalanan bedeninin yanına gelerek yelesini Hz. Hüseyin’in kanına boyadı, O'nun bedenini kokladı ve yüksek sesle kişnemeye başladı. İmam Bakır buyuruyor ki; “Zulcenah kişnerken şöyle diyordu: Peygamber'in evladını öldüren ümmetin zulmünden dolayı vay hallerine!”
S. 56- Kerbela şehitlerinin naaşı ne zaman ve kimlerin vasıtasıyla defnedildi?
C. 56- Kerbela şehitlerinin naaşı, Hicri 61. Yılın Muharrem ayının 13. günü defnedildi. Şöyle ki, “Alkame” nehirinin yakınında, Dadiriyye adlı bir köyde yaşayan “Beni Esed” kabilesi, gelip Kerbela şehitlerinin mübarek bedenlerini defnederken Hz. Hüseyin’in ve başları bedenlerinde olmayan diğer şehitlerin bedenlerini tanımıyorlar, bu yüzden ne yapacaklarını bilmeyerek şaşırıp kalıyorlar, bu esnada aniden bir atlı onların yanına gelerek; “Niçin buraya gelmişsiniz?” diye soruyor. Onlar da cevaben: “Bu cesetleri defnetmek için gelmişiz, fakat onların kim olduğunu tanımıyoruz.” diyorlar. İmam Seccad’ın (İmam Zeyenl Abidin) kendisi olan o atlı, bütün şehitleri tek - tek tanıtıyor ve onları defnediyorlar. İmam Seccad, babasının da pare - pare olmuş bedenini bir hasrın içerisine koyarak onu da defnediyor.
S. 57- İmam Hüseyin (a.s)'ın mübarek bedeni kimin vasıtasıyla tanındı ve defnedildi?
C. 57- İmam Seccad lakabı ile bilinen İmam Zeynelabidin’dir.
S. 58- Hz. Hüseyin’in kabri nerededir?
C. 58- Kerbela'dadır.
S. 59- Hz. Hüseyin’in kabri neden altı köşelidir?
C. 59- Ali Ekber'in mübarek naaşı, babası Hz. Hüseyin’in yanında defnedildiğinden dolayı kabir altı köşeli olmuştur.
S. 60- Hz. Hüseyin’in kabrinin üst tarafında, halis altın suyuyla ne yazılmıştır?
C. 60- Nur ayetinden sonra Hz. Peygamber'in buyurmuş olduğu şu hadis yazılmıştır: “Ey Cabir! Hüseyin'in kabrini ziyaret et. Çünkü Hüseyin'in kabrini ziyaret etmenin sevabı, (müstahap olan) yüz Haccın sevabıyla eşittir. Kuşkusuz Hüseyin'in kabri, cennet bahçelerinden bir bahçedir... Kerbela da cennet yeridir.”
S. 61- Resulullah, Hz. Hüseyin'in kabrini ziyaret etmenin sevabı hakkında ne buyurmuştur?
C. 61- Peygamber, Ayşe’ye şöyle buyurdu: “Kim, oğlum Hüseyin vefat ettikten sonra onun kabrini ziyaret ederse, Allah Teala benim haclarımdan bir haccın sevabını onu ziyaret edene verir.” Ayşe; “Haclarından bir haccın sevabını mı?” dediğinde Hz. Peygamber; “İki haccımın sevabını ona verirler.” buyurdular.
Ayşe daha fazla şaşırarak; “İki haccının sevabını mı?!” dediğinde Resulullah: “Hatta üç haccımın sevabı, onu ziyaret edene verilir.” buyurdular. Bu mevzu böylece tekrarlandı; nihayet Resulullah; “Allah Teala, benim doksan haccımın sevabını Umre sevaplarıyla birlikte onun kabrini ziyaret edene verecektir.” buyurdular.(41)
S. 62- Hz. Hüseyin'in vasiyeti ne gibi sözleri içermektedir?
C. 62- Hz. Hüseyin, Irak'a doğru hareket ettiğinde bir vasiyetname yazarak kardeşi Muhammed-i Hanefiyye'ye verdi. Bu vasiyetnamede, Allah'ın birliğine, Hz. Muhammed'in peygamberliğine ve ahiretin hak olduğuna ikrar ettikten sonra şöyle geçmiştir: “Ben bencillik, zulüm ve yeryüzünde bozgunculuk yapmak için kıyam etmedim; ben ceddimin ümmetini ıslah etmek, babam Ali bin Ebu Talib’in yolunda gitmek ve iyiliği emredip kötülükten sakındırmak için kıyam ettim.
S. 63- Hz. Hüseyin'in kaç çocuğu vardı?
C. 63- Büyük bir alim ve mühaddis olan Şeyh Mufid şöyle diyor: “Hz. Hüseyin'in altı çocuğu vardı:
Adnbaran
07-10-2006, 11:30 PM
Annesi Şehrbanu olan İmam Seccad,
2) Annesi Leyla olan Ali Ekber,
3) Kerbela vakasından önce vefat eden Cafer.
4) Annesi Rubab olan ve Hz. Hüseyin'in kucağında boğazından oklanarak şahadete erişen Abdullah (Ali Esğer / Ali Asker).
5) Annesi Rubab olan Sekine (Sakine),
6) Annesi Ümmü İshak olan Fatime.(42)
S. 64- Hz. Hüseyin'in en büyük oğlunun ismi nedir?
C. 64- Şeyh Mufid ve Şeyh Saduk, İmam Seccad'ı Hz. Hüseyin'in en büyük oğlu bilmişlerdir. Ama allame seyyid Muhsin “A'yan'uş- Şia” kitabında Ali Ekber'in, Hz. Hüseyin'in en büyük oğlu olduğunu vurgulamıştır.(43)
S. 65- Hz. Zeyneb ne zaman ve nerede dünyaya gelmiş ve vefat ettiği yer neresidir?
C. 65- Hz. Zeyneb Hicretin 5. veya 6. yılı Cemadelula'nın beşinde Medine'de dünyaya geldi; Hicretin 62. yılında ise Medine veya Şam'da vefat etti. Bazı rivayetlere göre ise Hicretin 64. yılında vefat etmiştir.
S. 66- Hz. Zeyneb'in evlenme şartı ne idi?
C. 66- Hz. Zeyneb evlenme yaşına ayak bastıklarında pek çokları onu istedi. Fakat amcası oğlu Abdullah bin Cafer'in istemesi şu şartla kabul edildi: “Kardeşi Hz. Hüseyin ne zaman yolculuğa çıkarsa, onunla beraber olacak ve Abdullah buna mani olmayacaktır.” Abdullah da bu şartı kabul etti, böylece Hz. Zeyneb onunla evlendi.
S. 67- Hz. Zeyneb neden, Hz. Hüseyin onun şehit olan oğullarını çadıra getirdiğinde dışarı çıkmadı?
C. 67- Hz. Zeyneb daima şehitlerin mübarek naaşlarını bütün kadınlardan önce karşılıyordu, ama kendi oğullarının mübarek naaşlarını getirdiklerinde çadırdan dışarı çıkmadı. Çünkü kana boyanan oğullarının bedenlerini görmekle sabırsızlık göstererek mükafatını azaltabilir ve kardeşi de onu bu halde görerek bacısı karşısında mahcup olabilirdi. İşte bu yüzden çadırdan dışarı çıkmadı.
S. 68- Hz. Hüseyin'in kardeşi olan ve Celâl Abbas adı ile de anılan Hz. Ebu'l Fezl'il- Abbas'ın lâkapları ne idi?
C. 68- Hz. Ebu'l Fazl'il- Abbas'ın bir çok lâkapları vardır :
1- Ebu'l Fazl; çok faziletleri olduğundan veya “Fazıl” isminde bir oğlu olduğundan dolayı bu lakap ona verilmiştir.
2- Ebu'l Kırba, susuzlara su taşıdığı için bu lakabı almıştır.
3- Kamer-i ben-i Haşim, Haşim oğulları arasında ay gibi yüzü güzel ve nurlu olduğundan dolayı bu lakabı ona takmışlardır.
4- Abd-i Salih.
5- Fadi (fedakar).
6- Hami (himayet edici).
7- Vaki (koruyucu).
8- Bab’ul- Havaic (hacetler kapısı).
9- Sai (ayretli, çaba sarf eden).
10- Hamil’ul- Liva (sancaktar, alemdar).
S. 69- Hz. Mehdi'nin, Nahiye-i Mukaddese Ziyaretindeki Hz. Ebu'l-Fezl için beyan ettiği beş fazilet nedir?
C. 69- İmam Mehdi'den naklolunan Nahiye-i Mukaddese Ziyareti'nde O Hazret, Ebu'l Fazl'a hitaben şöyle buyuruyor: “Selam olsun Emir’ul- Muminin Hz. Ali’nin oğlu Ebu'l Fazl’il- Abbas'a. O Abbas ki, canını kardeşi için feda etti, dünyayı ahirete ulaşmak vesilesi kıldı, kardeşine feda oldu, muhafız idi, suyu susuzlara ulaştırmak için çok gayret etti ve iki eli Allah yolunda kesildi.”
S. 70- Hz. Hüseyin'in ve ashabının aileleri ne zaman ve kimin vasıtasıyla esir edilerek Kerbela'dan Küfe'ye götürüldü?
C. 70- Hz.Hüseyin ve ashabının aileleri, Muharrem'in on birinci günü öğleden sonra Ömer-i Sa'd vasıtasıyla esir edilerek Kerbela'dan Kufe'ye götürüldü.
S. 71- Meşhed'us- Sıkt Nedir?
C. 71- Rivayete göre Hz. Hüseyin'in hanımlarından biri Muhsin isminde bir çocuğa hamile imiş; Küfe ve Şam arasında Halep denen yerde aşırı rahatsızlıktan dolayı çocuğunu düşürüyor. Bundan dolayı oraya Meşhed'us- Sıkt denilmiştir. Şimdi orası Muhsin'in defnedildiği yer olarak bilinen bir ziyaretgahtır.(44)
S. 72- Hz. Hüseyin'in kesik başı nerede Kur’ân okumuş ve hangi ayetleri dile getirmiştir?
C. 72- Rivayetlere göre Hz. Hüseyin'in başının Küfe'de Kur’ân okuduğu ve çeşitli ayetleri dile getirdiği
nakledilmiştir. Şeyh Mufid şöyle naklediyor : Zeyd bin Erkam diyor ki; Hz. Hüseyin'in kesik başını Küfe'nin yol ve sokaklarında dolaştırdıklarında Hz. Hüseyin'in mızraktaki başının şu ayeti okuduğunu gördüm: “Sen, yoksa Kehf ve Rakım ehlini bizim şaşılacak ayetlerimizden mi sandın?” (45) Yine Hz. Hüseyin’in kesik başının şu ayeti okuduğu nakledilmiştir. “Sana, onlara karşı Allah yeter. O işitendir, bilendir.” (46). Yine başka bir rivayette Hz. Hüseyin’in kesik başından bir nur kalktığı ve şu ayeti okuduğu nakledilmiştir: “Zulmetmekte olanlar, nasıl inkılâba uğrayıp devrileceklerini pek yakında bileceklerdir.” (47)
S. 73- Hz. Hüseyin’in kesik başı nerede defnedilmiştir?
C. 73- Hz. Hüseyin’in kesik başının nerede defnedildiğine dair Sibt bin Cevzi, “Tezkire” kitabında 5 görüş zikretmiştir:
1- Medine'de; annesinin kabri yanında.
2- Dimaşk'de.
3- Kahire'de.
4- Hz. Ali’nin kabrinin yanında.
5- Kerbela'da
Ancak Ehli Beyt dostlarında yaygın inanışa göre İmam Seccad (İmam Zeynel Abidin), babası Hz. Hüseyin’in başını Kerbela'ya getirip o hazretin yanında defnetti. (48)
S. 74- Kerbela şehitlerinin kesik başları ne zaman ve kimin vasıtasıyla defnedilmiştir?
C. 74- Sefer ayının yirmisinde Erbein günü İmam Seccad vasıtasıyla defnedilmiştir.
S. 75- Nu'man bin Beşir kimdir?
C. 75- Nu'man bin Beşir, Resulullah’ın ashabından güvenilir bir şahıstı. Yezid bir grubu onun önderliğinde Hz. Hüseyin’in ailesinin muhafızı kılarak onları tam bir dikkatle Medine'ye döndürmelerini tavsiye etti. Nu'man bin Beşir de, Hz. Hüseyin’in ailesini emniyet içinde Şam'dan Medine'ye götürdü.
S. 76- Kerbela şehitlerini ilk olarak ziyaret eden, Ehli Beyt dostlarından sayılan ve Beni Ümeyye'nin kan içici hükümdarlarından Haccac bin Yusuf-u Sakafi'nin eliyle Ali ve Ali evlatları dostluğu suçundan dolayı bedeni dağlanan sahabenin ismi nedir?
C. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari.
S. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari kimdir?
C. 77- Cabir bin Abdullah-i Ensari, Hicretten 15 yıl önce Medine'de doğdu. Babası Abdullah, Uhud savaşında şehit oldu. Cabir, Peygamberin yanında çok bulundu. Peygamber zamanında vuku bulan 19 savaşa katılmıştır. Peygamberden sonra kendini tamamen Hz. Ali ve Ehl-i Beyt'e adadı, Hz. Hüseyin’in kabrini ilk ziyaret eden de o olmuştur. Daha sonra Hz. Ali’ye dostluğu suçuyla bedeni, Haccac bin Yusuf-i Sakafi tarafından ateşte dağlanmıştır.
S. 78- Hz. Hüseyin’in ailesi ve onlarla birlikte esir edilenler ne zaman Şam'a ulaştılar?
C. 78- Hicretin 61. yılı Sefer ayının birinci günü.
S. 79- İmam Seccad'ın naklettiği, Şam'da kendilerine ve esirlere yapılan 7 zulüm nedir?
C. 79- İmam Seccad, Numan bin Munzir-i Medaini'ye şöyle buyurdu:
“Şam'da bize 7 zulüm yapıldı ki esir olduğumuz süre içerisinde bu denli bir zulüm bize yapılmamıştı:
1- Şam'da zalimler kılıçlarıyla bize saldırdılar ve davul çaldıkları halde büyük bir toplumun arasında bizi beklettiler.
2- Şehitlerin başlarını hanımlarımızın tahtırevanları arasına soktular, babam ve amcam Abbas'ın başlarını, halam Zeyneb ve Ümmü Gülsüm'ün karşısına; kardeşim Ali ve amcam oğlu Kasım'ın başlarını ise bacılarımın gözleri önüne getirdiler; bazen başlar yere düşüp atların nalları altında kalıyordu.
3- Şam'ın kadınları, damların üzerinden başımıza su ve ateş döküyorlardı.
4- Günün doğuşundan batışına kadar, sokak ve pazarda saz ve avazla halkın gözleri önünde bizi dolaştırıp; “Ey insanlar! Bunları öldürün; zira bunların İslam'da hiçbir saygınlığı yoktur” diyorlardı.
5- Bizi tavanı olmayan bir yerde bekletiyorlardı, gündüzleri şiddetli sıcaktan, geceleri ise soğuktan rahatsızdık, daima korku ve ıstırap içerisinde idik.
6- Bizi köle satılan pazara götürdüler, bizi köle ve cariye olarak satmak istediler, ama Allah Teala bu ameli onlara mümkün kılmadı.
7- Bizi bir ipe bağladılar, böylece Yahudi ve Hıristiyanların evlerinin önünden geçirirken onlara; ‘Bunların babası sizin babalarınızı Hayber, Hendek....savaşlarında öldürdüler, bugün onların intikamını bunlardan alın’ diyorlardı.” (49)
S. 80- Hz. Hüseyin’in Ehl-i Beyt'inin, Medine'den çıktığı andan Medine'ye döndüğü ana kadar kaç acı vedalaşmaları olmuştur?
C. 80- Dört acı vedalaşmaları olmuştur:
Adnbaran
07-10-2006, 11:33 PM
1- Hz. Peygamber ile Hz. Fatıma'nın kabirleri ve Resulullah’ın haremiyle vedalaşmaları.
2- Aşura günü Hz. Hüseyin ile vedalaşmaları.
3- Muharrem ayının on birinci günü şehitlerin başsız bedenleriyle vedalaşmaları.
4- Hz. Zeyneb, İmam Seccad ve onlarla birlikte olanların, Erbein günü Kerbela'ya gelip 3 gün yas ve ağıt tuttuktan sonra şehitlerin kabirleriyle vedalaşmaları.
S. 81- Hz. Hüseyin’in Ehl-i Beyt'i, hangi günü Medine'ye varmış ve kaç gün genel yas ilan edilmiştir?
C. 81- Hz. Hüseyin’in Ehl-i Beyti Cuma günü Medine'ye vardı, o gün Medine halkından bir grup zikir için toplanmışlardı; Velid bin Utbe bir hutbe okuyordu. Aniden ağlama sesleri Medine'yi kapsadı, halk, “Ah Hüseyin, Vah Hüseyin” deyip ağlıyordu. O gün Medine şehrinde Resulullah’ın vefat ettiği gün gibi yas oldu. Bundan dolayı Medine'de 15 gün genel yas ilan edildi, kadın ve erkek, küçük ve büyük gruplar halinde yas tutup ağladılar.
S. 82- Cabir bin Abdullah-i Ensari ve Hz. Hüseyin’in akrabaları ne zaman Hz. Hüseyin’in kabrinin ziyaretine gittiler?
C. 82- Tarih, rivayet ve alimlerin sözlerini incelediğimizde, Cabir ve Ehl-i Beytin, Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etmeleri hususunda 5 görüş ortaya çıkıyor:
1- Hicretin 61. yılının Sefer ayının 20'sinde.
2- Aynı yılın ikinci Erbein'inde.
3- Hicri 62. yılın Erbein'inde.
4- Cabir ve arkadaşları Hicri 61. yılın ilk Erbein'inde, Hz. Hüseyin’in kabrini ziyaret etmeye muvaffak olmuşlar. Fakat Hz. Hüseyin’in ailesinin Cabir ile karşılaşması, başka bir ziyaretinde tesadüf etmiştir.
5- Hz. Hüseyin’in ailesi Küfe'den Şam'a gittiklerinde, birinci Erbein'de Kerbela'ya varmışlar ve aynı gün Cabir ve arkadaşlarıyla görüşüp sonra Şam'a gitmişlerdi.
S. 83- Kuran'da "Hüseyin Suresi" diye adlandirilan Sure hangisidir?
C. 83- Ey, Rabbine iyiden iyiye inanmış, şüpheden kurtulmuş can. Dön Rabbine ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak. Artık katil kullarımın arasina. Ve gir cennetime." (Fecr : 27 – 30)
S. 84- Abbasi halifelerinden hangisi Hz. Hüseyin’in kabrini yıkarak ziyaret edilmesine mani oldu?
C. 84- Abbasi halifelerinin onucusu olan Mütevekkil.
S. 85- Hz. Hüseyin’in mersiye okumak hangi tarihten başladı?
C. 85- Hz. Hüseyin’e mersiye okumanın tarihçesi, Hz. Peygamber’in hatta Hz. Adem'in zamanına dayanır. Çünkü Hz. Muhammed’in kendisi ve masum İmamlar, Hz. Hüseyin için mersiye okumuş ve halkı buna teşvik etmişlerdir. Hz. Hüseyin’e mersiye okumak çok eski zamanlardan başlamış ve Ehli Beyt dostları tarafından kesintisiz devam etmiştir.
S. 86- Hz. Hüseyin’in hakkında Farsça ilk mersiye kitabı ne zaman yazıldı, kitabın ve yazarının ismi nedir?
C. 86- Hz. Hüseyin’in hakkında Farsça yazılan ilk maktel (mersiye) Revzat’uş- Şüheda kitabıdır. Yazarının ismi ise Kemaluddin Hüseyin bin Ali Vaiz-yi Kaşifı’dir.
S. 87- Muhtar kimdir? Muhtar’ın iktidarı ne kadar ayakta kalabildi?
C. 87- Muhtar, Ebu Ubeyd bin Mes'ud-i Sakafi'nin oğludur, Hicretin 1. yılında Taif'de doğmuştur. Muhtar 13 yaşında olmasına rağmen Kadisiye savaşında babasıyla birlikte savaş cephesine gelmiş ve düşmanla savaşmak istemiş, fakat babası ona mani olmuştur. Yiğit ve atılgan bir insan olan Muhtar, Irak'ta Ehl-i Beyt taraftarlarının faziletlerini yayanlardan, Hz. Ali, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'in İmametine inanan birisiydi. Muhtar'ın, Hz. Hüseyin'in intikamını almak için Kerbela'da savaşanlardan binlerce kişiyi öldürdüğü nakledilmiştir (50). İktidarı On sekiz ay, (Hicri 66. Rabi-ul Evvel’den, 14’den, Hicri 67. Yılı Ramazan ayı 14.e kadar) ayakta kalmıştır.
S. 88- Hz. Hüseyin’in katillerinden intikam almak amacıyla yapılan ilk kıyam, ne zaman başlatıldı ve bu intikamı kim aldı?
C. 88- Bu kıyam, Kerbela Vakasından yaklaşık 6 yıl sonra, Hicretin 66. yılında, Muhtar bin Ebu Ubeyd-i Sakafi tarafından başlatıldı.
S. 89 “Kiysaniyye” kimlerdir ve neden bu isimle meşhur olmuşlardır?
C. 89- “Kiysaniyye” Muhtarın takipçilerine verilen bir isimdir. Bunun sebebi ise Esbağ bin Nebate’nin naklettiği şu rivayettir: “Muhtarı çocukluk günlerinde Hz. Ali’nin dizleri üzerinde gördüm, Hazret onun başını okşayarak şöyle buyuruyordu: “Ya keyyis! Ya keyyis!” (Ey zeki! Ey akıllı!) Bundan dolayı onun takipçilerine “Kiysaniyye” dediler (51)
Adnbaran
07-10-2006, 11:34 PM
S. 90- Hz. Peygamberin, Hz. Hüseyin’i "oğlu" olarak (oğlu gibi) kabul ettiği, Kuran’da hangi ayetlerde belirtilmiştir?
C. 90- 1)- Sana (gerekli) bilgi geldikten sonra artık kim bu konuda seninle tartışacak olursa, de ki: "Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da lanetleşelim; Allah'ın lanetinin yalancılara olmasını dileyelim". (Ali İmran : 61). Bu ayete göre Hz. Muhammed tarafından, çağrılan "oğullar" Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir.
2)- Hz. Muhammed'in erkek evladı olmadığı için kafirler ona soyu kesik diyorlardi. " Muhakkak biz sana Kevser'i verdik. Öyleyse Rabb'in için zikir yap ve kurban kes. Şüphesiz sana buğzeden yok mu? (asıl) odur nesli kesik (Kevser : 1- 3), Kevser Suresi ile, Hz. Muhammed'in soyunun kesik olmadığı ve neslinin Hz. Fatima’nın oğulları, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin ile devam ettiği anlaşılmaktadır.
S. 91- Muhtar kaç yaşında, nerede şahadete erişti ve kabri nerededir?
C. 91- Muhtar 67 yaşında, Mus'ab bin Zübeyr'in ordusuyla savaştığında şehit oldu. Kabri ise Hz. Müslim'in Küfe'deki kabrinin bulunduğu yerdedir.
S. 92- Hz. Hüseyin'nin Ehl-i Beyt'i ve Haşimi kadınlar ne zaman matemden çıktılar?
C. 92- Haşimi kadınlar, 5 yıl gözlerine sürme çekmediler, saçlarına kına yakmadılar; hatta onların evinden, yemek pişirmenin nişanesi olan bir dumanın çıktığı bile görülmedi; ancak Ubeydullah bin Ziyad, Hicretin 67. Yılında Muhtar'ın eliyle öldürüldüğü zaman matemden çıktılar.
S. 93- İmam Seccad kaç yıl babasının başına gelen musibetlerden dolayı ağladı?
C. 93- İmam Sadık şöyle buyurmuştur: “İmam Seccad kırk yıl, gündüzleri oruç tutup geceleri ibadetle geçirdiği halde babasının musibetleri için ağlıyordu, kölesi ne zaman ona su veya yemek götürüp önüne koysaydı şöyle buyuruyordu: “Resulullah’ın oğlu susuz ve aç olarak öldürüldü’ Bu cümleyi tekrarlayıp ağlıyordu; öyle ki yemeği göz yaşlarıyla ıslanıyordu, ömrünün sonuna kadar da böyle yaşadı.” (52)
S. 94- Tevvabin’in kıyamı, ne zaman ve kimin önderliğiyle gerçekleşti?
C. 94- Tevvabin'in kıyamı, Hicretin 65. Yılında “Süleyman bin Sured-i Huzai”nin önderliğiyle gerçekleşti.
S. 95- Tevvabin kimlerdir?
C. 95- Tevvabin (tövbe edenler), Küfe halkından olan ve Hz. Hüseyin'e yardım etmediklerinden dolayı kendilerini çok kınayan bir gruptu. Bunlar, günahlarının bağışlanması için Hz. Hüseyin’in intikamını düşmanlarından almanın, katillerini cezalandırmanın veya bu yolda öldürülmelerinin gerekli olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden, Şam ordusuyla savaşa girdiler, Emevilere ağır darbeler indirdikten sonra bunlardan çoğu şehit oldular.
S. 96- Muharrem yası günümüzde nasıl tutulmaktadır?
C. 96- Muharrem yası boyunca Hz. Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerinin yasına ortak olmak için 12 gün boyunca gündüz oruçla birlikte yas tutulur. Akşam niyet açıldığında mümkün olabildiğince su içilmemeye çalışılır. Fazla eğlenmemeye, fazla yememeye dikkat edilir. Yas boyunca düğünler ve eğlenceler yapılmaz. Etli yemek yenilmez. Hayvan kesilmez. Kişi biri tarafından incinse bile incitmemeye dikkat eder. (53) Eskiden köy yaşamlarında insanlar yas boyunca traş olmaz, radyolarını kapatarak müzik bile dinlemez, zevk ve sefadan uzak durur, hatta karalar giyinerek evdeki aynaları ters çevirirlerdi. Ancak şehir ve metropol koşullarında inancı bu şekilde sürdürmek zorlaştığı için kısmi değişimler söz konusudur.
S. 97- Muharremde Oruç tutmak Matem midir, yoksa Yas’ın bir parçasımıdır?
C. 97- Muharremde Oruç tutmak, yasın bir parçasıdır. Bu yüzden Alevilerin Muharrem ve Hızır veya benzeri oruçları arasında farklar vardır. Muharrem orucunda dikkat edilmesi gereken özellikler diğer oruçlarda uygulanmaz.
S. 98- Alevilerin en kesintisiz ve bütünlüklü ibadeti hangisidir?
C. 98- Alevilikte inancın uygulanmaları konusunda kısmi farklılıklar mevcuttur. Bunun için ’’ Yol bir, sürek 1001’’ deyimi vardır ve her sürek de kudsi kabul edilir. Ancak Muharrem Yası konusunda Alevilerde ciddi bir bütünlük mevcuttur. Aleviler Muharrem yasında kendi aralarında tam bir benzeşme yaşarlar.
S. 99- Cemler de Kerbela olayı anlatılır mı?
C. 99- Evet anlatılır. Kerbela olayı anlatılarak huşu içinde hep birlikte gözyaşı dökülür, Kerbela şehitleri için figan edilir. Cem’i yönlendiren Seyyit (Dede), Kerbela olayını anlatan deyişler okur, Ehli Beyt’e yapılan zulmü beyitler / ağıtlar halinde dile getirir. Ceme katılan Canlar da gerekirse birlikte bu beyit ve ağıtlara eşlik ederler. Daha sonra Cem de Kerbela susuz şehitleri anısına mumlar yakılır ve dua edilir. Ve Cem de 12 görevliden biri olan Saki, Ceme iştirak edenlere Kerbela şehitleri aşkına saka suyu (şerbeti) dağıtır. Canlar ‚’’ Ya Hüseyin’’ diyerek bu sudan bir miktar içerler.
S. 100- Aleviler neden Muharrem Yası sonrası Kurban keserler. Aşure günü Kurban kesilmesinin sebebi nedir?
C. 100- Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin ağır hasta olduğu için savaşa katılamadı. Ancak bu onun savaşa katılmasının önünde engel değildi. İmametin devamı için Ehli Beyt soyundan birinin hayatta kalması gerekiyordu ve bunun için Hz. Hüseyin’in isteği ile savaşa sokulmadı. Hz. Hüseyin’in şehadetinden sonra Yezid orduları çadırlara saldırdı ve hem çadırları talan etmeye, hem de yakmaya başladılar. Bu arada Hz. Hüseyin’in neslini kurutmak için askerler onu da bulmak ve öldürmek istiyorlardı. Annesi Şehriban ve diğer Ehli Beyt kadınları, Hz. Hüseyin’in ’’ İmametin devamı vasiyetini’’ bildikleri için onu hep birlikte eteklerinin altına saklayarak ilk saldırılardan kurtardılar. Daha sonra askerler talan derdine düştükleri için İmam kurtuldu. Muharrem yası sonrası Alevilerin Kurban kesmelerinin nedeni, Hz. Zeynel Abidin’in hayatta kalmasıdır. Bunun için ’’Allaha Şükür niyetine’’ kurban kesilir, dua edilir. Diğer yaygın inanca göre de, Muharrem sonrası Kurban kesilmesinin sebebi Kerbela şehitlerinin cesetlerinin gömülmesi ve yerlerinin tesbit edilmesidir. Çünkü Yezid orduları Çadırları talan ettikten ve ateşe verdikten sonra, Yezid’in komutanlarından ödül almak için bazı Şehitlerin başlarını keserek beraber götürdüler. Cesetler atların ayakları altında çiğnendikten sonra ortada öylece bırakıldı. Allahın hikmeti ile ertesi günü İmam Zeynel Abidin gelip tüm cesetleri teşhis ettikten sonra, yardıma gelen Beni Esed aşireti mensupları ile birlikte şehitlerin cesetleri defn edildi.
S. 101- Yezid’e lanet okumak ibadet midir? tüm
C. 101- Alevi İslam inancında Kerbela’da Hz. Hüseyin ve diğer 71 ulu kişiyi şehit ettidiği için Yezid’e lanet okumak büyük ibadettir. Yezid’in ismi her anıldığında katılımcılar‚ yüksek sesle ve topluca ’’Yüz bin defa lanet olsun diyerek’’ diyerek Ehli Beyt’e bağlılıklarını ifade ederler. Özellikle Cem’lerde ve bilhassa Muharrem Cem’inde ismi her anıldığında Yezid’e lanet okunur. Alevilikte en büyük ibadetlerden biri Hz. Muhammed’e salavet getirmek, Ehli Beyt’e bağlılık ve sevgi göstermek, Ehli Beyt’e ve evlatlarına kast edenlere de lanet okumaktır. (54)
Adnbaran
07-10-2006, 11:34 PM
KERBELA ŞEHİTLERİ :
Hz. Hüseyin ile birlikte, Kûfe’ye gönderdiği amca oğlu Hz. Müslim bin Akil ve 2 çocuğu ile birlikte Kerbelâ’da şehit olan kişilerin isimleri.
1. Abdullah oğlu Avf,
2. Abdullah-i Muhyi oğlu Ömer,
3. Abdullah oğlu Sa’d,
4. Abdullah-i Yezmi oğlu Abdurrahman,
5. Akîl oğlu Câfer,
6. Akîl oğlu Müslim, (Küfe’de)
7. Akil oğlu Abdurrahman,
8. Amr Kelbi oğlu Abdullah,
9. Avf oğlu Avn,
10. Avsece-i Azerbaycanî oğlu Müslim,
11. Cebâve oğlu Ömer,
12. Câfer oğlu Abdullah’ın oğlu Muhammed,
13. Câfer (İslam ordusunun müezzini),
14. Deccâne oğlu Abdullah,
15. Deccâne oğlu Sa’d,
16. Enes oğlu Mâlik,
17. Enes oğlu Muhammed,
18. Farrat oğlu Ömer,
19. Firûzan (İmâm Hüseyin’in kölesi),
20. Fâris oğlu Gulam (İmâm Zeynel Abidin’in hizmetçisi),
21. Gûlam Selman (Basra’da şehit oldu),
22. Gulam oğlu Urve (Hûr’un kölesi),
23. Hâni Baba (Urve ve Hz. Ali’nin kızkardeşi Ümmehâni’nin oğludur),
24. Hasan-i Hemedanî oğlu Berir,
25. Hûr oğlu Ali,
26. Hanzala oğlu Said,
27. Hassen oğlu Zehir,
28. Hz. Ali oğlu Hz. Hüseyin
29. Hz. Ali oğlu Avn,
30. Hz. Ali oğlu Abdullah,
31. Hz. Ali oğlul Celal Abbas
32. Hz. Ali oğlu Ebubekir,
33. Hz. Ali oğlu Fazl,
34. Hz. Ali oğlu Osman,
35. Hz. Hasan oğlu Abdullah,
36. Hz. Hasan oğlu Kâsım,
37. Hz. Hüseyin oğlu Ali Ekber
38. Hz. Hüseyin oğlu (Mâsum) Ali Asgar (Abdullah Ekber),
39. Hz. Hüseyin oğlu (Masum) Kâsım
40. Halit oğlu Ömer,
41. Harir oğlu Hamza,
42. Hâris oğlu Cebâve,
43. Hâris oğlu Yusuf,
44. Kays bin A’rabî, (Küfe’de)
45. Kelbi oğlu Veheb,
46. Ma’kel oğlu Enes,
47. Malik oğlu Vekkas,
48. Meşkûr (Hz. Müslim’in çocuklarının zindancısı), (Küfe’de)
49. Mezahir oğlu Habib,
50. Mikdâd oğlu Muuhammed,
51. Muhacir-i Câfî oğlu Zeyd,
52. Muhammed-i Kesiyr, (Küfe’de)
53. Muhammed Kesiyr oğlu Mahdum, (Küfe’de)
54. Muta oğlu Ömer,
55. Müslim-i Azerbaycanî’nin oğlu (ismi bilinmiyor),
56. Müslim Akîl oğlu Abdullah,
57. Müslim Akil oğlu İbrahim (Küfe’de)
58. Müslim Akil oğlu Muhammed, (Küfe’de)
59. Müslim Hammad,
60. Müslim Mazenî oğlu Yahya
61. Ömer oğlu Halit, (veya Halil)
62. Raf’i oğlu Hilâl,
63. Rebîa oğlu Kays,
64. Riyah oğlu Hûr,
65. Riyah oğlu Mıs’ab (Hûr’un kardeşi),
66. Saad (Ebu Tâlip’in kölesi),
67. Sad oğlu Hanzala,
68. Seviyd oğlu Şit,
69. Ubeyd oğlu Şerih,
70. Urve oğlu Abdurrahman,
71. Utbe-i Vekkas oğlu Haşim,
72. Utbe oğlu Mâlik,
73. Ziyad Şaabi oğlu Zeyd,
Adnbaran
07-10-2006, 11:35 PM
4. İMAM Hz. ZEYNEL ABİDİN
İmam Zeynel Abidin ve İmam Seccad lakaplarıyla tanınan İmam, Hz. Hüseyin'in oğludur. Muhtemelen 10 Ocak 659 tarihinde Medine’de doğmuştur. Annesi Şehriban İran şahı Yezdgird'in kızıdır. Hz. Hüseyin’in oğlu Zeynel Abidin ağır hasta olduğu için Kerbelâ’da savaşa katılamadı. Diğer üç kardeşi Kerbela vakıasında şehit olmuştu (55). Ancak bu onun savaşa katılmasının önünde engel değildi. İmametin devamı için Ehli Beyt soyundan birinin hayatta kalması gerekiyordu ve bunun için Hz. Hüseyin’in isteği ile savaşa sokulmadı. Hz. Hüseyin’in şehadetinden sonra Yezid orduları çadırlara saldırdı ve hem çadırları talan etmeye, hem de yakmaya başladılar. Bu arada Hz. Hüseyin’in neslini kurutmak için askerler onu da bulmak ve öldürmek istiyorlardı. Annesi Şehriban ve diğer Ehli Beyt kadınları, Hz. Hüseyin’in ’’ İmametin devamı vasiyetini’’ bildikleri için onu hep birlikte eteklerinin altına saklayarak ilk saldırılardan kurtardılar. Daha sonra askerler talan derdine düştükleri için İmam kurtuldu. Muharrem yası sonrası Alevilerin Kurban kesmelerinin nedeni, Hz. Zeynel Abidin’in hayatta kalmasıdır. Bunun için ’’Allaha Şükür niyetine’’ kurban kesilir, dua edilir. Diğer yaygın inanca göre de, Muharrem sonrası Kurban kesilmesinin sebebi Kerbela şehitlerinin cesetlerinin gömülmesi ve yerlerinin tesbit edilmesidir. Çünkü Yezid orduları Çadırları talan ettikten ve ateşe verdikten sonra, Yezid’in komutanlarından ödül almak için bazı Şehitlerin başlarını keserek beraber götürdüler. Cesetler atların ayakları altında çiğnendikten sonra ortada öylece bırakıldı. Allahın hikmeti ile ertesi günü İmam Zeynel Abidin gelip tüm cesetleri teşhis ettikten sonra, yardıma gelen Beni Esed aşireti mensupları ile birlikte şehitlerin cesetleri defn edildi. Ancak bir türlü tekrar yakalandı ve diğer Kerbela şehitleri ve harem esirleriyle birlikte Şam'a gönderildi.
Esaret zamanı bittikten sonra Yezid kamuoyunu kendi lehine çevirmek için onu ihtiramla Medine'ye gönderdi. Ancak yıllar sonra Emevi halifesi olan Abdulmelik'in emriyle tekrar yakalanıp zincirle Şam'a getirildi. Daha sonra yine Medine'ye gönderildi. (56)
İmam Zeynel Abidin uzun süre zindan hayatı (hapis) yaşadı veya gözetim altında bulundu. Medine'ye döndükten sonra evinin köşesine çekilip ibadetle ve ilmi eserlerin yazılması ile meşgul oldu. Eserlerinden olan "Sahife-i Seccadiye" adlı yapıt önemli öğretileri ile elli yedi dua içermektedir. Eser ayrıca "Al-i Muhammed'in Zeburu" adını almıştır. İmam Zeynel Abidin 33 yıl imamet ettikten sonra Emevi halifesi Hişam'ın emriyle ve Velid bin Abd-ül Melik'in vasıtasıyla 17 Ekim 713 tarihinde Medine’de zehirlenerek şehit edildi (57). Kabri Medine / Baki mezarlığındadır.
Kerbela vakasında Ehli Beyt dostları Şehitler ve Esirler olarak 2 guruba ayrılırlar. Kerbela vakasında Ulu bir dava adına canını verenler büyük bir cesaret ve kararlılık gösterdiler. Geride kalan esirler ise sabır ve kanaat konusunda örnek bir tavır sergilediler. Ayrıca ulu şehitlerin deneyimlerini ve izlenimlerini aktardılar. Geride bıraktıkları mirasa sahip çıkıtlar. İmam Zeynel Abidin bunlardan biridir. O gerk konuşma ve gerekse eserleri ile Emevi zulmü karşısında suskuna kalan halka Kerbela mezalimini aktararak çok önemli bir misyon üstlendi. Konuşmaları ile Şam ve Küfe halkına cesaret aşıladı. Emevi zulmünü konu edinen söylemleri dalga dalga halk içinde yankı buldu ve 3 kıtaya yayılmış koskoca Emevi İmparatorluğu Kerbela Vakasından sadece 70 yıl sonra kağıttan kaplan gibi çöktü. Bu zulmün aktarımında İmam Zeynel Abidin’in çok önemli etkileri olmuştur. Yaratılan bu etki sonucu Emevi taraftarları bile Kerbela olayını savunamaz, üstlenemez duruma düştüler. Yezid’e lanet nidaları dalga dalga yankılanarak 3 kıtaya yayıldı ve Yezid ismi bir küfür, bir hakaret noktasına indirgendi.
İmam Zeynel Abidin bu süreçte 3 ayrı yönelim tercih etti.
1- İmam Zeynel Abidin’in Emevi devlet adamlarına yaptığı zulmü yüzüne haykırarak onları kınaması olayı savunamaz duruma getirmesi,
2- İmam Zeynel Abidin’in bu süreç içinde bazı kandırılmış insanlarla konuşması.
3- İmam Zeynel Abidin’in Küfe, Şam ve Medine'deki halka hitaben yaptığı ve Kerbela vakasını aktardığı konuşmaları.
Emevi devlet adamlarının Yezide biat etmeyenleri asi olarak tanımlamaları ve başlarına getirdikleri musibetleri Allahın emri gibi tanıtma kampanyalarına karşı İmam Zeynel Abidin de Kuran’dan örnekler vererek (58) tersini ispat ediyor ve Zalimin Zulmüne karşı çıktıklarını vurguluyordu.
Yezid’in askerlerinden olan Hür bin Yezid-i Riyahi'nin, Hz. Hüseyin tarafına geçerek doğru yolu seçtiğini ve örnek bir davranış gösterdiğini belirterek, zamanında Yezid’i desteklemiş olanların bile ona karşı çıkmalarının çok makül olacağına dikkat çekiyordu. Onun bu cesaretli konuşmaları Kerbela vakasını yaşamış olan diğer Ehli Beyt bendelerine de cesaret ve erdem veriyor, İmama her türlü destek sunuyorlardı. İş o noktaya geld ki Yezid bile tüm sorumlulukları başkalarının üstüne atarak Hz. Hüseyin’i şehit edenlere lanet okumak zorunda kaldı.
Adnbaran
07-10-2006, 11:36 PM
5. İMAM Hz. MUHAMMED BAKIR
İmam Muhammed bin Zeynel Abidin’in lakabı Bakır'dır. Bakır, Peygamber tarafından kendisine verilen lakaptı ve ilimleri yarıp açan anlamına gelir (59). Babası İmam Zeynel Abidin, Annesinin adı Fatma’dır. 16 Aralık 676 veya 10 Nisan 677 tarihinde Medine’de dünyaya gelmiştir. Kerbela vakası olduğu zaman küçük bir çocuktu. Emevi halifesi Hişam'ın kardeşi oğlu İbrahim bin Velid bin Abdulmelik'in emri ile 28 Ocak 733 veya 28 Mart 733 tarihinde zehirletilerek (60) şehit edildi. Kabri Medine / Baki mezarlığındadır.
Onun devrinde bir yandan Emevi zulümleri, İslam topraklarında doruğa ulaşmıştı, diğer yandan da Ümeyye oğulları arasında çeşitli anlaşmazlıklar meydana gelmişti. Bu anlaşmasızlıklardan dolayı iktidar iç çelişkilerle meşgul olduğundan Ehli Beyt taraftarları üzerinde kurduğu zulüm kısmi olarak zayıflamıştı. Bundan dolayı Ehli Beytin faziletlerini dışarıya aktarma olanağı doğmuş ve İmam bunu iyi değerlendirerek çok geniş kimselere aktarmıştı.
İmam Bakır özellikle Hadis ve tevsir konularında ciddi kaynak derlemesi yapmış ve bunu çevresi ile paylaşmıştır. Onun Hadis ve Kuran kaynak çalışmaları çok geniş kitlelere ve coğrafyaya yayıldığından Emevi Devletinin yıkılmasının alt yapısında ciddi bir etki yaratmıştır.
İmam Bakır’dan güzel sözler :
1- Münafık kimseyle dilinle anlaş ve geçin. Sadece mü'mini kal*binle sev. Bir yahudi bile seninle oturursa ona karşı iyi davran.
2- Bilim ve ilim beraberliğinden daha güzel bir beraberlik yok*tur.
3- Kemalin tümü, din hususunda derin bilgi sahibi olmak, musi*betlere karşı sabretmek ve geçim masrafını ölçülü bir şekilde ayarlamaktır.
4- Allah'a andolsun ki mütekebbir (büyüklük taslayan) kimse, Allah'ın sıfatı üzerinde, O'nunla münakaşa ediyor. (Çünkü ululuk Allah'a mahsustur; kulun büyüklük taslama hakkı yoktur.)
5- Bir gün İmama yanında bulunanlar: "Yiğitlik nedir?" diye sordular. Onlardan her biri bir şey söyledi. İmam şöyle buyurdular : Yiğitlik aşağılanmamak için tamah et*memen, fakir olmamak için başkalarından bir şey istememen, sövülmemek için cimrilik yapmaman ve kendine düşman kazan*mamak için de cahillikte bulunmamandır. "Kimin buna gücü yetebilir?" dediklerinde de İmam: "Gözde bebek, kokularda misk ve bu günlerde de halife gibi kıymetli olmak is*teyen bir kimsenin buna kudreti ola*bilir." buyurdular.
6- Bir gün adamın birisi, İmamın huzurunda: "Allah'ım, bizi bütün halkından ihtiyaçsız kıl." dediğinde, İmam şöyle buyurdu: Öyle deme. “Allah'ım, beni halkın kötülerine muhtaç etme" de. Çünkü mü'min, kardeşinden müstağni değildir.
7- Hak üzere kıyam et. Seni ilgilendirmeyen (veya faydası ol*mayan) şeyden uzaklaş. Düşmanından çekin. Dostuna karşı, Allah'tan korkan emin kimse hariç, ihtiyatlı davran. Günahkârla arkadaş olma ve onu kendi sırrına da vâkıf kılma. İşlerinde Allah'tan korkan kim*selerle istişare et.
8- Yirmi yıllık arkadaşlık akrabalıktır.
9- Gücün yetiyorsa ilişkin olan herkesten, iyilikte üstün olmaya çalış.
10- Üç şey, dünya ve ahiret güzelliklerindendir: Sana zulüm edeni affetmen, seninle ilişkisini kesenle ilişki kurman ve sana karşı cahillik yapana yumuşak ve olgun davranman.
11- Zulüm üç çeşittir: Allah'ın affetmeyeceği zulüm, Allah'ın affedeceği zulüm ve Allah'ın ondan vazgeçmeyeceği zulüm. Allah'ın affetmeyeceği zulüm, Allah'a şirk koşmaktır. Allah'ın affedeceği zulüm, insanın kendisiyle Allah arasında olan bir şeyde kendisine zulüm etmesidir. Allah'ın ondan geçmeye*ceği zulüm ise insanlara yapılan zulümdür.
12- Kim Müslüman kardeşine yardım etmek ve ihtiyacını karşıla*mak için gayret göstermekten çekinirse, günahı olan, sevap da almayacağı bir ihti*yacı karşılamak için çaba göstermeye mecbur olur. Allah'ın razı olduğu yerde malını infak etmekten sakınan cimri kimse de, o malın kaç kat fazlasını Allah'ın sevmediği bir yerde sarfetmeye mecbur olur.
13- Allah'ın bütün takdirleri, mü'min için hayırdır.
14- Allah, insanların, bir şey istediklerinde, birbirlerine ısrar etmelerini sevmez; ama onu kendisi için sever. Kendisinden bir şeyin istenilmesini ve indinde olanın ısrarla talep edilmesini sever.
15- Allah, her kimin batınında ona bir öğüt verici yer*leştirmezse, halkın öğütleri ona fayda vermez.
16- Zahiri, batınından iyi olanın, (amel) terazisi hafif olur.
17- Nice insanlar var ki, biriyle karşılaştıklarında: "Allah, düşmanını helak etsin" derler; oysa ki onun Allah'tan başka bir düşmanı yoktur.
18- Cenazenin ar*kasında yürüyen kimseye selam verilmez:
19- İlminden faydalanılan alim, yetmiş bin abidden daha üstündür.
20- İnsan, kendisinden üsttekini kıskandığı ve kendisinden aşağıdakini de küçümsediği sürece alim sayılmaz.
21- İmam bir gün "Allah'a isyan eden, O'nu tanımamıştır." buyurup şu manzumeyi okur:
Adnbaran
07-10-2006, 11:37 PM
Sevdiğini söyler, isyan edersin O'na
Acayip bir iştir bu, andolsun ki canına
Sevgin gerçek olsaydı, itaat ederdin O'na
Çünkü aşık maşukun, sözünden çıkmaz asla.
22- Dünya malına yeni kavuşmuş bir kimseye muhtaç olmak, yılanın ağzındaki paraya muhtaç olmaya benzer; bir taraftan ona muhtaçsın, diğer taraftan ise tehlikedesin.
23- Üç haslete sahip olan, onların vebalini çek*medikçe ölmez: Zulmetmek, akrabalara kötü davranmak ve yalan yere yemin etmek ki, Allah'a karşı savaşmaktır. Sevabı çabuk ulaşan yol alimidir. Bazı insanlar facir olur, ilişkileri ve birbirlerini sevmeleri sebe*biyle mal ve servetleri artar. Yalan yere yemin etmek ve akrabalara kötü davranmak yurtları harabeye dönüştürür.
24- Marifetsiz yapılan amel kabul olmaz; amelsiz de marifet ol*maz. Kim (Allah'ı) tanırsa, marifeti, onu amel etmeye sevkeder; marifeti olmayanın ameli kabul olmaz.
25- Allah yaratıklarından bazılarını hayır ehli kılmış, hayır işi onlara sevdirmiş, hayır talep edenleri onlara yöneltmiş, yağmuru göndermekle kurak yeri ve ehlini diriltmeyi kolay*laştırdığı gibi iyi işleri yapmayı da onlara kolaylaştırmıştır. Allah, yaratıkların*dan bazılarını da hayır işe düşman kılmış, hayırı ve hayır işi yapmayı da onlara sevdirmemiş, hayır talep edenlerin onlara yönelmesini yasaklamış ve bazen kurak yeri ve ehlini helak etmek için yağmurunu oradan esirgediği gibi, hayır bir iş yapmayı da onlara yasaklamıştır; Allah’ın affettiği ise daha çoktur.
26- Kardeşinin (sana karşı) kalbindeki sevgisini, kalbindeki (ona karşı) sevginle tanı.
27- İman, sevgi ve buğzdan ibarettir.
28- Bizim dostlarımız, ancak Allah'tan çekinen ve O'na itaat eden kim*selerdir. Ehli Beyt dostları ancak tevazu, huşu ve emaneti eda etmek, Allah'ı çok anmak, zikir yapmak, anne ve babaya iyilikte bulun*mak, fakir, borçlu ve yetim olan komşuların karşısında kendilerini sorumlu bilmek, doğru konuşmak, Kur'ân okumak ve insanlar hak*kında iyilikten başka bir şey söylememekle tanınırlar ve onlar kendi kavimlerinin emin insanlarıdırlar.
29- Dört şey hayır hazinelerindendir: İhtiyacı gizlemek, sadakayı gizlemek, ağrıyı bildirmemek ve musibeti söylememek.
30- Dili gerçeği söyleyenin, ameli temiz olur. Niyeti iyi olanın, rızkı çoğalır. Ailesine karşı güzel davrananın ise ömrü uzar.
31- Sakın tembellik ve sabırsızlık etme. Çünkü bunlar her şerrin anahtarıdır. Tembellik eden hiçbir hakkı eda edemez. Sabırsızlık eden de hiçbir hakka dayanamaz.
32- Kim Allah’a iman etmek, kardeşine vefalı kalmak ve Allah'ın rızasını talep etmek üzere Allah yolunda bir kimseyle kardeş olursa, Allah'ın nurundan bir ışık, azabından bir aman, kıyamette kendisini kurtarıcı bir delil, kalıcı bir izzet ve yüce bir şân kazanmış olur. Çünkü mü'min, ne Allah'a ektir ve ne de O'ndan kopuktur. "Bu sözün manası nedir?" dediklerinde, İmam şöyle buyurdu: "Ek değildir" yani o, Allah değildir. "O'ndan kopuk değildir" yani o, başkasından değildir."
33- Kişinin başkasında gördüğü bir ayıbı kendisinde görmemesi, terkedemediği bir şeyle başkasını ayıplaması ve kendisini il*gilendir*meyen bir şeyle arkadaşını incitmesi, kendisini aldatması için yeterlidir.
34- Tevazu; makamından aşağı olan bir yerde oturmaya razı ol*man, karşılaştığın herkese selam vermen ve haklı olsan bile münakaşayı terketmendir.
35- Mü'min, mü'minin kardeşidir; mü'min ne kendi kardeşine küfür eder, ne onu iyilikten mahrum bırakır ve ne de onu zan altında bırakır.
36- İmam, oğluna buyurdular ki: Hakka tahammül et; çünkü hak olan yerde bir şeyi esirgeyen, onun iki katını batılda harcar.
37- Kime ahmaklık verilmişse, iman ondan uzaklaştırılmıştır.
38- Allah, çirkin söz söyleyen, ağzı bozuk adamı sevmez.
39- Allah, geçimde darlık ve ibadette gevşeklik gibi, vücut ve kalp hakkında cezaları vardır. Hiç kimse, katı kalplilikten daha büyük bir cezaya uğramamıştır.
40- Kıyamet gününde bir çağrıcı: "Sabredenler nerededir?" diye çağrıda bulunur. İnsanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. Daha sonra: "Kendilerini sabretmeye zorlayanlar nere*dedir?" diye çağrıda bulunur; yine insanlardan bazı gruplar ayağa kalkar. Canım sana feda olsun "sabreden" ve "mütesabbirler" kimlerdir?” diye sorduğumda, İmam şöyle buyurdu: "Sabredenler", farzları eda etmeye tahammül eden, "mütesabbirler" ise haramları terketmek için kendilerini sabretmeye zorlayan kimselerdir.
41- Allah buyuruyor ki: "Ey Ademoğlu! Haram kıldığım şeyler*den kaçın. Böyle yaparsan insanların en takvalısı olursun.
42- En üstün ibadet, karın ve ırzın iffetidir. (Onları haram*dan korumaktır).
43- Hoş davranış ve güler yüzlülük, sevgiye yol açar ve Allah'a yakınlaşmaya vesile olur. Asık surat ve ekşi çehreli ol*mak da nefrete yol açar ve Allah'tan uzaklaşmaya sebep olur.
44- Yaptığım ilk iyiliğin korunup kalpte yerleşmesi için ardın*dan başka bir ihsanda bulunmam kadar, muhabbet ve dostluğu kazandıracak bir vesilem yoktur. Çünkü sonraki ihsanları esirgemek, önceki ihsanlara yapılacak teşekkürleri de keser. İhti*yaçları henüz yeni iken karşılamamaya, gönlüm razı olmaz.
45- İman ve hayâ aynı köke uzanmaktalar; biri giderse diğeri onu izler.
46- Bu dünya, hem iyi ve hem de kötü insanlara verilir. Ama Allah, bu dini sadece özel kullarına verir.
47- İman, ikrar ve ameldir. İslam ise yalnız ikrardır.
48- İman, kalpte olan şeydir. İslam ise sadece, evlenme, miras ve canın korunması gibi İslam'ın zahiri hükümlerinin uygulan*masına vesile olur. İman İslam'la ortaktır; ama İslam imanla ortak değildir.
49- Kim bir hidayet kapısını tanıtırsa onunla amel edenlerin sevabı miktarınca ona sevap yazılır ve onların sevabından da bir şey eksilmez. Kim de bir sapıklık kapısını halka tanıtırsa, o sapıklıkla amel edenlerin tümünün cezası kadar cezası olur ve on*ların cezasın*dan da bir şey eksilmez.
50- Dalkavukluk ve haset, mü'minin ahlakından değildir. Ama ilim tahsil etmek uğrunda olursa sakıncası yoktur.
51- Bilmediği bir şey hakkında kendisine soru sorulan alimin, "Allah daha alimdir" demesi uygundur. Ama alim olmayan bir kim*senin böyle demesi uygun değildir. (Diğer bir rivayette de İmam bu konuda şöyle buyurmuştur. "Alim olmayan bir kimse soru soranın kalbinde şüphe uyandırmamak için açıkça "bilmiyorum" demelidir.")
52- İlk Arapça konuşan şahıs, Hz. İbrahim'in oğlu İsmail’dir. Hz. İsmail o sırada 13 yaşındaydı; ilk önce anne ve babasının lisanıyla konuşuyordu. İlk Arapça’yı o konuşmuş ve kurbanlık olan da o olmuştur (kardeşi İshak değil).
53- Amel ettiğinizde, sultan ve şeytanın şerrini sizden uzak*laştıran bir şeyi size öğreteyim mi? Ebu Hamza: "Evet, buyurun amel edelim." dediğinde, İmam şöyle buyurdu: "Sabah erken sadaka verin. Zira bu amel şeytanın yüzünü karartır ve o gün zalim sultanın şerrini sizden engeller. Allah için sevmeye, Allah için dost olmaya ve hayır amellerde yardımlaşmaya önem verin. Çünkü bunlar, sultan ve şeytanın kökünü kurutur. Mağfiret dilemekte ısrar edin; çünkü bu, günahları mahveder.
54- Gerçekten bu dil, her hayır ve şerrin anahtarıdır. Mü'minin, altın ve gümüşüne mühür vurduğu gibi diline de mühür vurması uy*gundur. Zira Resulullah, "Allah, dilini her şerden koruyan mü'mine rahmet etsin. Gerçekten bu amel, kendisi için verdiği bir sadakadır." diye buyurmuştur. Daha sonra İmam şöyle buyurdu: Hiç kimse dilini korumadıkça günahtan kurtulamaz.
55- Kardeşinle ilgili Allah'ın gizlediği bir şeyi açığa çıkarmak gıy*bettir. Ama sinirli ve acelecilik gibi zahiri sıfatlarını söylemek sakıncasızdır. İftira ise kardeşinde olmayan bir şeyi söyle*mendir.
56- Kıyamet günü, pişmanlığı herkesten daha fazla olan, doğru yolu açıklayıp o yolda gitmeyen kimsedir.
57- Takvalı, çalışkan ve doğru konuşan olun. Emaneti sahibine geri çevirin; ister sahibi iyi adam olsun ister kötü. Eğer Ali bin Ebi Talib’in katili bile bana bir emanet verirse, onu kendisine geri veririm.
58- Doğru konuşma, amelleri temizler, malları artırır, belayı uzak*laştırır, hesabı kolaylaştırır ve eceli erteler.
59- Ey insanlar! Siz bu dünyada, ölüm oklarının hedefisiniz. Hiçbir kimse ömründen bir gün geçmeksizin yeni bir güne ulaşmıyor. Bu dünyada boğaz tıkamayacak bir lokma var mıdır? Nefes yolunu tıkama*yacak bir yudum su var mıdır? Göçüp gide*ceğiniz yurdu bayındır edin. Zira bugün ganimettir; yarının kimin olacağını bilmiyor*sun. Dünya ehlinin tümü yolcudurlar; yüklerinin düğümlerini diğer cihanda çözeceklerdir. Bizler elimizden çıkan köklerin dallarıyız. Kök olmadıktan sonra dal ne kadar baki kalabilir? Ömür ve arzuları sizden daha fazla olanlar nere*dedir?! Ey Ademoğlu, geri çeviremeyeceğin peşine takılmış ve geri dönmesi de imkansız olan (ömür) elinden çıkmıştır. Geçici hayatı, hayat sayma. Çünkü seni ecel ve ölüme yaklaştıran lezzetten başka ondan sana bir nasip kalmaz. Nerdeyse sen de kaybedilen bir dost ve cansız bir gövde olmuşsun. Kendini düşün ve onun haricindeki her şeyi terket; Allah'tan yardım dile, Allah da sana yardım etsin.
60- Kim kendisine yapılan iyilik miktarınca iyilik yaparsa, o iyi*liği telafi eder. Kim bir o kadar daha eklerse şâkir olur. Kim yapılan ihsana karşı teşekkür ederse kerim olur. Kim yaptığı her iyiliği, kendisine yapmış olduğunu bilirse, halkın teşekkürünü ve ona karşı dostluk ve muhabbetlerinin çoğalmasını beklemez. Öyleyse kendine yaptığın ve onunla kendi haysiyetini koruduğun ihsan karşısında başkasının övgüsünü umma. Bil ki ihti*yacının karşılanmasını isteyen kimse, sana ağız açmakla kendi haysiyetini korumamıştır; öyleyse sen, onun ihti*yacını karşılamakla kendi haysiyetini koru.
61- Yolculuğa çıkanın, ailesine hediye vaat etmesi gibi, Allah da mü'min kuluna belayı vaat ediyor. Doktor hastayı perhiz ettirdiği gibi, Allah da mü'min kulunu, dünyadan perhiz ettiriyor.
62- Allah dünyayı hem sevdiğine ve hem de sevmediğine verir; ama dinini ancak sevdiğine verir.
Adnbaran
07-10-2006, 11:37 PM
63- Ali’nin bendeleri, velayetimiz yolunda mallarını bir*birlerinden esirgemeyen, sevgimizle birbirlerini seven, emrimizi diriltmek için birbirlerini ziyaret eden, sinirlendik*lerinde zulüme yönelmeyen, hoşnut olduklarında israf etmeyen, komşularına bereket olan ve muaşeret ettikleri kimselerle de sulh-u sefa içerisinde bulunan kimselerdir.
64- Tembellik, hem dine, hem de dünyaya zarar verir.
65- Eğer suâl eden, suâl etmenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi hiç kimse, başkasından bir şey istemezdi. Eğer kendisinden bir şey istenilen kimse de, vermemenin ne kadar kötü olduğunu bilseydi, hiç kimse diğerini reddetmezdi.
66- Allah'ın bazı kulları uğurlu ve kolaylık çıkarıcıdır*lar; kendi geçimlerini sağlar ve halk da onların sayesinde rahatça yaşar. Onlar kullar arasında yağmur gibidirler. Allah'ın, bazı kulları da mel'un, zorluk çıkarıcı ve hayırsızdırlar. Ne kendileri rahat yaşar ve ne de elleri altında olan insanlar rahat yaşar. Bunlar, Allah'ın kulları arasında, önlerine çıkan her şeyi yok eden çekirgeye benzerler.
67- Halkın size söylemesini sevdiğiniz en güzel sözü, onlara söyleyin. Allah, lanetleyen, söven, dokunaklı söz söyleyen, çirkin söz konuşup küfreden ve ısrar ederek diğerinden bir şey isteyen, başkasına ağız açan bir kimseyi sevmez. Ama hayâlı, olgun ve kaçınan iffetli kimseyi sever.
68- Allah, insanın herkese selam vermesini sever.
20 Soruda İmam Muhammed Bakır :
S. 1- İmam Muhammed Bakır'ın künye ve lâkapları nelerdir?
C. 1- Künyesi Ebu Cafer, lâkapları ise Bakır, Şakir ve Hadi’dir.
S. 2- İmam Bakır'ın anne ve babasının isimleri nelerdir?
C. 2- Babası İmam Zeynel Abidin (İmam Seccad), annesi ise Hz. Hasan’ın kızı Fatıma'dır.
S. 3- Hangi İmam, baba ve anne tarafından Beni Haşime mensuptur?
C. 3- İmam Bakır, babası İmam Zeynel Abidin ve Hz. Hasan'ın kızı olan annesi Fatıma tarafından Beni Haşime mensuptur.
S. 4- İmam Bakır ne zaman ve nerede dünyaya gelmişlerdir?
C. 4- 16 Aralık 676 veya 10 Nisan 677 tarihinde Medine’de dünyaya gelmiştir
S. 5- İmam Bakır’ın hayat dönemi kaç bölüme ayrılır?
C. 5- Üç bölüme ayrılır:
a) Ceddi Hz. Hüseyin ile beraber olduğu dönem.
b) Babası İmam Zeynel Abidin ile beraber yaşadığı dönem.
c) İmamet dönemi.
S. 6- İmam Bakır, dedesi Hz. Hüseyin şehit olurken kaç yaşında idi?
C. 6- Üç küsur yaşında idiler.
S. 7-İmam Bakır kaç yıl babasıyla birlikte oldular?
C. 7- Muhtemelen 36 yıl (61).
S. 8- İmam Bakır'ın İmameti kaç yıl sürmüştür?
C. 8- Yaklaşık 20 yıl (62).
S. 9- İmam Bakır İmameti döneminde ne işle meşgul idiler?
C. 9- Çiftçilik işiyle.
S. 10- İmam Bakır İmameti döneminde kaç halifeyle karşılaşmıştır?
C. 10- İmam Bakır, imameti döneminde dört Emevi Halifeyle karşılaşmıştır:
a) Süleyman bin Abdülmelik.
b) Ömer bin Abdülaziz.
c) Yezid bin Abdülmelik.
d) Hişam bin Abdülmelik.
S. 11- Bakır'ul- Ulum'un manası nedir?
C. 11- Bakır'ul- Ulum, “İlimleri yarıp açan” demektir.
S. 12- İmam Bakır, hangi dönemde öğrenciler eğitmiş, İrfan mektebinin temelini sağlamlaştırmış ve kültürel inkılâbı yaymaya başlamışlardır.?
C. 12- İmam Bakır, Beni Ümeyye ile Beni Abbas'ın birbiriyle savaştığı dönemde bu fırsattan yaralanarak öğrenciler yetiştirdi ve İrfan mektebini yaymaya ve kültürel inkılâp yapmaya çalıştılar.
S. 13- Hz. Peygamberin selamını İmam Bakır'a iletmekle görevli olan sahabenin ismi nedir?
C. 13- Cabir bin Abdullah-i Ensari.
S. 14- İmam Bakır'ın duası sonucu, gözleri şifa bulan kör öğrencisinin ismi nedir?
C. 14- Ebu Beşir.
S. 15- İmam Bakır, Medine'den kimin vasıtasıyla ve nereye sürgün edildi?
C. 15- Hişam bin Abdülmelik'in vasıtasıyla Şam'a sürgün edildi.
S. 16- İmam Bakır'ın buyurduğu dünya ve ahiret güzelliklerinden olan üç amel nedir?
C. 16- O üç amel şunlardır:
a) Zulüm yapanı affetmek.
b) Dostluğu kesenle dostluk kurmak.
c) Cahillik yapana yumuşak davranmak.
S. 17- İmam Bakır kaç yaşında ve kimin emriyle şehit edildi?
C. 17- 57. Yaşında, Hişam bin Abdülmelik'in emriyle zehirlenerek şehit edilmiştir.
S. 18- İmam Bakır ne zaman ve nerede şahadete kavuştular?
C. 18- Medine-i Münevvere'de 28 Ocak 733 veya 28 Mart 733 tarihinde (63)
S. 19- İmam Bakır'ın kabri nerededir?
C. 19- Medine / Baki mezarlığında.
S. 20- İmam Bakır'ın eserleri nasıl günümüze ulaştı?
C. 20- İmam Bakır bir çok ilim ve irfan okulu açmış ve çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Yetişmiş Talebeleri ve oğlu İmam Cafer-i Sadık vasıtası ile ulaştı.
Adnbaran
07-10-2006, 11:38 PM
6. İMAM Hz. CAFER – İ SADIK
İmam Sadık lakabıyla bilinen İmam Cafer bin Muhammed, İmam Muhammed Bakır’ın oğludur. Annesinin adı Necibe’dir. 23 Mayıs 699 tarihinde Medine’de dünyaya gelmiştir. Abbasi halifesi Mansur'un emriyle 10 Mart 765 veya 22 Ocak 766 tarihinde zehirletilerek şehit edildi. Kabri Medine / Baki mezarlığındadır. (64)
İmam Sadık’ın imameti döneminde Emevi devletinde zulüm, keyfi uygulamalar ve iç hesaplaşmalar iyice kontrol dışına çıktığından ülkenin pek çok yerinde isyanlar baş göstermiş, özellikle Acem ve Türki bölgelerde isyanın boyutu büyüyerek nihayet 750 yılında iktidar değişikliğine sebebiyet vermiştir. İç savaşlar ve kamplaşmalar döneminde İmam Cafer Sadık, Ehli Beyt’in faziletlerini rahat aktarma olanakları bulmuş, irfan okullarında bir kısmı sonradan çok ün yapan binlerce talebe yetiştimiş, bunların bir kısmını da irfan yayıcılar olarak başka bölgelere göndermiş, ilim ve irfanı yerinde alamayan insanalrın bizzat ayağında giderek İslam ve Ehli Beyt faziletlerini aktarmıştır (65). Bu gelenek giderek Seyyitlerin (Dedelerin) taliplerini yerlerinde ziyaret etme ve dini sorumluluklarını onlara kendi mekanlarında sunma olanağı yaratmaya dönüşmüştür
Emevi Devletinin 750 yılında yıkılıp yerine Abbasi devletinin kurulması sürecinde Ehli Beyt bendeleri üzerinde ki baskı kalktığı için ilim ve erdem yaymak gizlilikten aleniye (serbestlik) dönüşmüş, bundan yararlanan insan sayısında ciddi bir artış sağlanmıştır.
Büyük bir alim de olan İmam Cafer, çeşitli ilmi şahsiyetler eğitti. Bunların başlıcaları şunlardır: Zürare, Muhammed bin Müslim, Mümin-i Tak, Hişam bin Hakem, Eban bin Teğlib, Hişam bin Salim, Hüreyz, Hişam-i Kelbi Nessabe, Cabir bin Hayyan-i Sufi (kimya alimi) hatta Sünni inanca mensup insanların sonradan çok değer verdikleri alimlerinden olan Süfyan-ı Sevri, Hanefi mezhebinin reisi Ebu Hanife, Kadı Sekuni, Gazi Ebu'l Bahteri gibiler onun öğrenciler ve mühendisler yetiştirmiştir.
İmam Cafer-i Sadık, İmametinin son yıllarında Abbasi halifesi Mansur'un ciddi baskılarına maruz kaldı. Mansur’la birlikte Abbasi devleti de tıpkı Emevi devleti gibi varlık sebebini adeta Ehli Beyt düşmanlığı üzerine kurdu. Halkın İmam Sadık’a olağan üstü saygı duyması ve sözünü dinlemesi Halife Mansur’u çileden çıkarıyordu. Onun emriyle Ehli Beyt bendeleri gruplar halinde hapishanelere attırmaya ve yoğun baskı kurmaya, muhalif gördüğü kişileri katletmeye başladı.
Halife Seffah'ın, baskısı ile İmam Medine'de tutuklanıp Dimeşk'e, sonralarıda tekrar tutuklanarak Irak'a götürüldü. Uzun süre göz hapsinde kaldı. Ancak İmam götürüldüğü her yerde İlim ve irfanını yaymaya devam etti. Sonunda Mansur'un emriyle zehirlenip şehit edildi.(66)
Mansur, imamın şahadetinden sonra Medine'de valisine yazdığı mektupta, "Başsağlığı dilemek amacıyla n evine git, vasiyetnamesini oku, vasi olarak tanıttığı kimsenin mecliste başını vur" emrini verdi. Ancak İmam’ın vasiyetinde İmamet ve diğer kudsi hizmetler için 5 kişinin isminin geçtiği görülünce Medine valisi istenileni yapamadı. Zira İmam Cafer, Halife Mansur’un İmamet makamına olan kin ve nefretini bildiği için önceden bir plan yapmış ve Halife dahil 5 kişiyi (Halife Mansur, Medine valisi, büyük oğlu Abdullah Efteh, küçük oğlu Musa ve Hamide) vasiyetnamesinde İmamete vasi tayin etmişti (67)
İmam Cafer-i Sadık, hem yazdığı (Buyruk) adlı kitabını kaleme alarak, inançların uygulanmasında yeni ve çağa uygun bir açılım yapmış, hem de, tıp, astronomi, kimya, fizik, matematik vb. bilim dallarında ileri düzeyde ihtisaslaşmaya gitmişti.
İmamın ders verdiği binlerce talebenin bir nevi Üniversite eğitimi alarak bir bakıma İslamın Rönesans dönemini başlatması sonucu, bu çağdaşlaşma ile giderek dünya çapında ünlü bilim adamları yetiştiler. Bu süreçte, Yunanca, Farsça, Arapça ve diğer dillerden pek çok bir çok dile tercüme edildi. Elbette bu açılım sadece 8. Yüzyıla ait değildi. Ancak temelleri bu zamanda atılan çağdaşlaşma, etkilerini İslam coğrafyasında 3 Yüzyıl kadar sürdürdü. Bu etkiler sonucu gerek Türkistan’ın bir çok yerinde, Erdebil’de ve gerekse de başka bölgelerde yeni yeni İlim ve irfan okulları açıldı. Bu okullardan mezun olan onbinlerce talebe sorumluluklarını başka alanlara aktardılar. Bu konuda özellikle Horasan’dan batıya yönelen ve kazanımlarını batıya aktaran bir süreç sonucu Hacı Bektaşlar, Babamansurlar, Ahi Evranlar ve benzeri ünlü şahsiyetler ortaya çıktı.
İmam Cafer-i Sadık’ın ünlü talebeleri arasında, bugün Sünni inancın Mezheplerinin önderleri olarak kabul edilen İmam Şafii, İmam Hambeli, İmam Hanefi gibi büyük ilim adamları da bulunuyorlardı.
Ehl-i Beyt mektebinden mezun olan Şeyh Müfit diyor ki: “İmam Bâkır’ın vefatından sonra, çocukları arasından İmam Sadık İmamet makamına ulaştı. İmam Sadık, ister Şia, ister Sünnî toplumu nezdinde fazilet ve ilim bakımından en iyi, en tanınmış ve en seçkin olanıydı. İmam Sadık’dan naklen bütün İslâm âlemine yayılan ilim ve irfan, İmam’ın kardeşlerinin hiçbirinden nakledilmemiştir. Çeşitli görüş ve meşreplere sahip olan hadis bilginleri, İmam’dan ilim istifade eden kimselerin isimlerini kaydederken aşağı yukarı dört bin kişinin adını kendi kitaplarında nakletmişlerdir (68)
Yine Ehl-i Beyt mektebinin büyük şahsiyetlerinden Seyyid Muhsin el-Emin, “Hafız bin Ukde ez-Zeydî Rical kitabında, İmam Sadık’dan hadis nakleden dört bin güvenilir kişinin adını ve yazdıkları eserleri nakletmiştir”(69).
Yine Necaşî, Rical kitabında Ali bin Veşşa’dan şöyle naklediyor: “Küfe mescidinde 900 din bilgini gördüm ki hepsi de ‘İmam Sadık bize şöyle hadis nakletmiştir’ diye söze başlıyorlardı. İmam Sadık ise şöyle buyuruyordu: ‘Benim hadisim babamın hadisidir; babamın hadisi, büyük dedemin hadisidir; büyük dememin hadisi ise, Ali bin Ebu Talib’in hadisidir; Ali bin Ebu Talib’in hadisi ise, Resulullahın hadisidir, Resulullah’ın hadisi ise Allahın sözüdür.’ ”(70)
İbn-i Şehraşub, Ebu Nuaym’in “el-Hilye” adlı eserinden şunları nakletmiştir: “İmam Sadık’dan Hadis nakledenler arasında Malik bin Enes, Şu’be bin Haccac, Sufyanî Sevrî, İbn-i Cerih, Abdullah bin Ömer, Ruh bin Kasım, Süfyan bin Uyeyne, Süleyman bin Bilâl, İsmail bin Cafer, Hatem bin İsmail, Abdulaziz bin Muhtar, Veheb bin Halid, İbrahim bin Tahan vb. büyükler bulunmaktadır. Müslim de kendi Sahih’inde İmam Sadık’dan Hadis nakletmiş ve İmam’ın hadisiyle delil getirmiştir.’ ” İbn-i Şehraşub “İmam Malik, Şafiî, Hasan bin Salih, Ebu Eyyub Sistanî, Ömer bin Dinar ve Ahmed bin Hanbel, İmam Sadık’dan hadis nakletmişlerdir.” dediklerini vurgulayarak Malik bin Enes’in İmam Sadık hakkındaki: “İlim, amel, takva, fazilet ve ibadette, İmam Sadık’dan daha üstün birisini hiçbir göz görmemiş, hiçbir kulak işitmemiş ve hiçbir düşünce tasavvur dahi etmemiştir.” sözüne yer vermiştir (71)
Tarihçi Yakubî ise, İmam Cafer Sadık’ı şöyle tanıtmıştır: “O, Allah’ın dini konusunda halkın en üstünü ve en bilgilisiydi. O öyle birisiydi ki, ilim ehli ondan bir şey naklettiklerinde; ‘Alim şöyle buyurmuştur’ diyorlardı” (72). O zamanlar da yaşamış çok sayıdaki bilge tarafından bu şekilde İmam Sadık’ı meziyetlerini metheden sayısız aktarım vardır. İmam Sadık, Resulullahın şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “İlim öğrenmek, her Müslüman’a farzdır. Biliniz ki Allah Teala, ilim peşinde olanları sever” (73). İmamın kendisi de bunun fazlası ile bunun gereklerini yerine getirmiştir.
Adnbaran
07-10-2006, 11:38 PM
İmam Caferi Sadık’tan güzel sözler :
1. Allah Teala’nın kitabı ve Hz. Peygamber’in sünneti her şeyin merciidir. Hangi hadis, Allah’ın kitabıyla çelişirse batıldır, yalandır. (74)
2. Peygamberimiz buyurmuşlardır ki “Her hak için bir hakikat ve her doğruluk için bir nur vardır. Öyleyse Allah’ın kitabına uyanı tutun, çelişeni ise atın. (75)
3. Birisi, Hz. Ali’nin yanına gelerek dedi ki: ‘Ey Müminlerin Emiri, kulluk ederken hiç Rabb’ini gördün mü?’ Ali de cevap verdi: ‘Yazıklar olsun sana! Ben görmediğim Rabb’e kulluk etmem.’ Sonra da şöyle devam ettiler: ‘O baştaki gözle görülmez; ancak O’nu kalpler iman hakikatleriyle görür. (76)
4. Yerde ve gökte olan her şey bu yedi şey dışında olamaz: (Allah’ın) isteği, iradesi, kazası, izni, kitabı ve tayin ettiği süresi. Kim, bunlardan birisini bozacağını zannederse, şüphesiz kâfir olmuştur. (77)
5. Resulullah buyurmuşlardır ki “Kim, kendisiyle başkaları arasındaki işlerde insafa riayet ederse, başkalarının işlerinde de onun hâkimliğine rıza gösterilir. (78)
6. Dünyaya rağbet etmek, gam ve üzüntü doğurur. Dünyaya ilgisizlik ise, kalp ve beden rahatlığına neden olur. (79)
7. Allah’ı yaratıklarından birinin rızasını kazanmak uğruna gazaplandırmayın, O’ndan uzaklaşarak da halkın dostluğunu elde etmeyin. (80)
8. Babalarınıza iyilik edin ki, çocuklarınız da size iyilik etsinler. Başkalarının kadınlarına bakmayınız ki, başkaları da sizin kadınlarınıza bakmasın. (81)
9. Mümin şu 8 özelliğe sahip olmalıdır: Buhranda ağır başlı, belâda sabırlı, varlıkta şükredici, Allah’ın verdiği rızka kani, düşmana (bile) haksızlık etmeyen, dostlara yük olmayan, çabasından bedeni yorgun düşen ve insanlara zararı dokunmayan. (82)
10. En üstün ibadet, Allah’ı tanımak ve O’na tevazu etmektir. (83)
11. Bana en sevimli kardeşim, kusurlarımı bana hatırlatan kimsedir. (84)
12. Peygamberimiz bir grubu savaşa gönderdi. Onlar savaşta zafer kazanıp dönünce şöyle buyurdu: ‘Aferin olsun sizlere ki küçük cihadı gerçekleştirdiniz, ama büyük cihad sizleri beklemektedir.’ Onlar; ‘Ya Resulullah, büyük cihat nedir?’ diye sordular. Buyurdu ki: ’‘Nefisle savaşmaktır.’’ (85)
13. Yalancının yiğitliği, kıskancın rahatlığı, sultanların kardeşliği, mütekebbirin dostluğu ve kötü ahlâklının da efendiliği olmaz.
14. Arif olman için Allah'a güven. Zengin olman için kısmete razı ol. İmanının artması için halkın sana davrandığı gibi, onlara davran. Günahkârla dost olma. Çünkü, kötü işlerinden sana da öğretir. İşlerinde Allah’tan korkan kimselerle istişare et.
15. Kim kudretsiz izzet, arkadaşsız çokluk ve malsız heybet istiyorsa, günah zilletinden itaat izzetine geçmelidir.
16. Babam bana 3 öğütte bulundu ve 3 şeyden sakındırdı. Buyurduğu 3 öğüt şunlardır: "Ey oğlum, kötü arkadaşla arkadaş olan salim kalmaz. Sözüne dikkat etmeyen pişman olur. Kötü yerlere giren suçlanır.
17. Babam beni, nimete haset eden, başa gelen musibete gülen ve söz taşıyan kimseyle arkadaş olmaktan sakındırdı. (86)
18. Zorluk çıkarmak, hayırsız olmak, haset etmek, inatçılık, yalancılık ve zalimlik müminde olmaz. (87)
19. Şeytan bu aldatıcı dünyada tuzaklarını kurmuş ve sadece bizim dostlarımızı avlamak istiyor. Ama ahiret dostlarımızın gözünde hiç bir şeyi onunla değiştirmeye razı olmayacakları kadar büyüktür.
20. Ne mutlu -yanılgıda olanlara verilen- dünya mal ve süsüne imrenmeyen kula. Ne mutlu ahirete talip olup onun için çalışan kimseye. Ne mutlu yalan arzularla kendisini meşgul etmeyen kimseye.
21. Ameline güvenen helak olur. Allah'ın rahmetine güvenerek günahlara cüret eden kurtulmaz.
22. Allah buyuruyor ki: "Şüphe yok ki ben tövbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da doğru yola erişen kimseyi bağışlayıcıyım" (88). Allah dilediğini doğru yola hidayet eder. (89)
23. İslam çıplaktır; elbisesi hayâ, ziyneti ağırbaşlılık, cömertliği salih amel, direği fenalıktan kaçınmadır. Her şeyin bir temeli vardır; İslam'ın temelide biz Ehl-i Beyt'in sevgisidir.
24. Büyük Dedem Hz. Hasan, ihanete uğrayıp insanlar etrafından dağıldığında, işi Muâviye'ye bıraktı; derken aşırı giden ve bu barıştan öfkeli dolayı olanlar İmam'a: (Aleyk-es selam ey mü’minleri zelil eden!) diye selam veriyorlardı. Hz. Hasan da cevaben: "Ben mü’minleri zelil eden değil aziz edenim. Sizin onlara karşı savaşmaya gücünüzün olmadığını görünce, canımızın korunması için böyle yaptım. Nitekim o alim (Hz.Hızır), fakirlerin gemisini sahiplerine kalması ve düşmanların eline düşmemesi için deldi. Ben de kendi canımı ve sizlerin canını korumak için böyle yaptım." diyordu.
25. Kim Allah'ın, sevgilerini farz kıldığı kimseleri sevmezse, Allah ve Resulüne karşı gelmiş olur. Allah ve Resülüne karşı geldiği halde ölen kimse de, sapıklık ve dalalet üzere ölmüştür. Ululuk ve kibirden sakının. Zira ululuk, Allaha mahsustur.
26. Sakın, birbirinizin hakkına tecavüz etmeyin; Çünkü salih insanların tavrı böyle değildir. Allah zulüm edenin zulmünü kendisine çevirir ve zulme uğrayana da yardım eder. Allah kime yardım ederse galip olur ve ilahi zafere ulaşır.
27. Sakın, birbirinize haset etmeyin. Çünkü küfrün aslı hasettir. Sakın mazlum bir Müslümanın aleyhine birbirinizle yardımlaşmayın. Çünkü hakkınızda beddua ederse, kabul olur.
28. Sakın nefsiniz, Allah'ın haram kıldığı şeylere meyletmesin. Çünkü kim bu dünyada Allah'ın yasaklarını çiğnerse Allah, onunla cennet ve cennet ehli için olan nimet, lezzet ve sonsuz kerameti arasında engel oluşturur.
29. Bir işi incelemekte aşırı hassasiyet göstermek ayrılığa; eleştiri, düşmanlığa; sabırsızlık, rezilliğe; sırrı ifşa etmek, alçalmaya sebep olur. Cömertlik zekanın cimrilik ise gafletin alametidir.
30. Kim şu üç şeyde gevşek davranırsa mahrum kalır: Cömertten bir şey istemek, alimle arkadaş olmak ve (adil) sultanın ilgisini kazanmak.
31. Üç şey muhabbet doğurur: Din, tevazu ve bahşiş.
32. Üç şeyden uzaklaşan üç şeye ulaşır: Şerden uzaklaşan izzete, kibirden uzaklaşan saygınlığa cimrilikten uzaklaşan da şerefe.
33. Üç şey düşmanlık getirir: Nifak, zulüm ve bencillik.
34. Kimde şu üç hasletten biri olmazsa üstün sayılmaz: İnsana süs olan akıl, onu ihtiyaçsız kılan servet ve ona destek olan kabile.
35. Üç şey insanın ayıplanmasına sebep olur: Haset, laf taşımak ve başıboşluk.
36. Üç kimseyi, ancak üç yerde tanımak mümkün olur: Yumuşak olanı, öfkelendiğinde; yiğidi, savaşta; kardeşi, kendisine muhtaç olunduğunda.
37. Üç sıfat kimde olursa münafıktır: Yalan konuşan, sözünde durmayan ve emanete hıyanet eden.
38. Üç çeşit insandan kork: Hâin, zâlim ve laf taşıyan. Çünkü senin için ihanet eden sana da ihanet eder. Senin için zulüm eden bir gün de sana eder. Sana laf taşıyan senin de aleyhine söz götürür.
39. Bir kimse üç emaneti korumadıkça emin sayılmaz: Mal, sır ve namus. Eğer ikisini koruyup da birini zayi ederse yine de emin sayılmaz.
40. Ahmakla istişare etme, yalancıdan yardım isteme, sultanların dostluğuna güvenme. Çünkü yalancı, uzağı yakın, yakını ise uzak gösterir. Ahmak kendisini senin için zahmete düşürür; fakat senin istediğine ulaşamaz. Sultanlar ise, onlara tam itimat ettiğin sırada seni yalnız bırakırlar ve onlarla tam ilişki kurduğunda ilişkilerini keserler.
41. Dört şey dört şeye doymaz: Yer yağmura, göz bakmağa, kadın erkeğe, alim de ilime.
42. Üç özellik büyüklüğün mayasıdır: Öfkeyi yenmek, kötülük yapanı affetmek, mal ve canla iyilik yapmak.
43. Erdem üç şeyledir: İstenilen manaya yaklaşmak, fazla sözden kaçınmak ve az sözle çok şey anlatmak.
44. Kurtuluş üç şeydedir: Dilini tutman, evinde oturman ve işlediğin günahlara karşı pişmanlık duyman.
45. Cehalet üç şeydedir: Arkadaşları değiştirmek, sebebini açıklamadan dostlarla çekişme ve faydasız şeyleri araştırmak.
46. Üç özellik kimde olursa kendi zararına olur: Hilecilik, ahdi bozmak ve zulüm yapmak. "Kötü hile, ancak sahibini sarıp-kuşatır"(90). "Artık sen onların kurdukları düzenin uğradığı sona bir bak; biz onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik (91). “Kim ahdini bozarsa, artık o ancak kendi nefsi aleyhine ahdini bozmuş olur”(92). Yine şöyle buyuruyor: “Ey insanlar dünya menfaatleri için zulüm yapmanız, ancak kendi zararınızadır”(93).
47. Üç şey insanı yüce makamları talep etmekten alıkor: Az çaba, tedbirsizlik ve dar görüşlülük.
48. İnsanın dostu şunlardır: Uyumlu hanım, iyi evlat ve halis arkadaş.
49. Şu üç şey kime verilmiş olursa en büyük zenginlik olan üç şeye ulaşmış olur: Verilenle yetinmek, halkın elindekine göz dikmemek, gereksiz ve fazla olan her şeyi terketmek.
50. Ancak şu üç özeliğe sahip olan kimse cömert sayılır: Varlıkta ve yoklukta malını cömertçe bağışlamak, müstahak olana vermek, bağışladığı mala karşılık aldığı teşekkürleri bağışladığı maldan daha çok saymak.
51. Üç şeyi yapmadığında insan mazur sayılmaz: Hayrını isteyenle istişare etmek, haset edenle geçinmek ve halka kendini sevdirmek.
52. Şu üç hasleti tam olarak taşımayan kimse akıllı sayılmaz: Sevinç ve gazab halinde kendi aleyhine bile olsa hakka riayet etmek, kendisi için beğendiği şeyi başkaları için de beğenmek ve yanıldığı vakit sabırlı ve yumuşak olmak.
53. Nimet ancak şu üç şeyle devam eder: O nimet karşısında ilahi vazifeyi tanımak, şükrünü edâ etmek ve o nimet için zahmet çekmek.
54. Üç şey, kişinin kerem sahibi olduğunu gösterir: Güzel ahlak, öfkeyi yenmek, haramlara bakmaktan kaçınmak.
55. Üç şeye güvenen aldanır: Olmayacak sözleri tasdik etmek, güvenilmeyen insanlara bel bağlamak ve elde edilmeyecek şeye göz dikmek.
56. En üstün hükümdar şu üç özelliğe sahip olan kimsedir: Şefkat, cömertlik ve adalet.
Adnbaran
07-10-2006, 11:39 PM
57. Yöneticilerin halkın geneli karşısında üç vazifesi vardır: İyi iş yapanları o işe ilgilerinin artması için mükâfatlandırmak; kötü iş yapanların tövbe etmeleri ve sapıklıklarından dönmeleri için hatalarını örtmek; lütuf ve insafla halkın tümüyle kaynaşarak onların birliğini korumak.
58. Akıllı kişi kimseye hakaret etmez. İnsanlardan üç grup hakaret edilmemeye daha layıktır: Alimler, hükümdarlar ve kardeşler. Alimlere hakaret eden dinini bozar. Hükümdara hakaret eden dünyasını bozar, kardeşlerine hakaret eden yiğitliğini yitirir.
59. Bütün insanlar şu üç şeye muhtaçtır: Emniyet, adalet ve refah.
60. Üç şey hayatı karartır: Zalim hükümdar, kötü komşu ve ağzı bozuk kadın.
61. Mesken edinmek ancak şu üç özelliği olan yerde güzeldir: Güzel havası, tatlı suyu olan yumuşak ve düz yerde.
62. Şu üç şey pişmanlık getirir: Övünmek, iftihar etmek ve üstünlük hususunda tartışmak.
63. Şu üç şey insanın tabiatında vardır: Haset, ihtiras ve şehvet.
64. Kimde şu üç özellikten biri olursa, diğer iki özellik de onun büyüklük heybet ve cemalinde toplanır: Haramdan kaçınmak, eli açık olmak ve şecaat.
65. Şu özellikler kime verilmiş olursa kâmil olur: Akıl, cemal ve açık konuşmak.
66. Şu üç grubun durumları belli oluncaya kadar sağ olduklarına hükmedilir: Hamilelik süresi bitinceye kadar kadının; ömrü tükeninceye kadar sultanın ve dönünceye kadar kaybolan şahsın.
67. Üç şey mahrumluk getirir: İstemekte ısrar, gıybet etmek ve alay etmek.
68. Üç şey kötü sonuç doğurur: Galip olsa bile fırsat gelmeden önce düşmana saldırması. Zararı olmasa bile hasta olmayan birinin ilaç kullanması. İhtiyacını karşılamaya muvaffak olsa bile yöneticiyle ilişki kurmak.
69. Üç şeyde herkes kendisinin haklı olduğunu söyler: İnandığı dinde, kendisine galip olan heva ve heveste ve işlerindeki tedbirde.
70. İnsanlar üç sınıftır: Sözü geçen saygınlar; birbirleriyle eşit olanlar ve birbirlerine düşmanlık yapanlar.
71. Üç şey dünyayı ayakta tutmaktadır: Ateş, tuz ve su.
72. Yersiz olarak üç şeyi isteyen, üç şeyden mahrum kalmayı hakkeder: Haksızca dünyayı talep eden ahiretten mahrum kalmayı, Haksız yere başkanlık isteyen Allah’a itaatten mahrum kalmayı, Hakkı olmadan mal peşinde olan malın elinde kalmasından mahrum kalmayı hakkeder.
73. İleri görüşlülerin şu üç işi yapmaları uygun değildir: Kurtulacağını bilse bile, tecrübe edinmek için zehir içmek; zarar görmese de kıskanç akrabalarına sırrını açmak, zenginliğe yol açsa bile macera aramak.
74. Hiç bir toplum, dünya ve ahiret işleri için şu üç sınıftan ayrı olmaz. Eğer bunlar olmazsa başıboş kalırlar: Takvalı ve bilgili bir fakih; emrine itaat edilen hayırlı yönetici, güvenilir ve bilinçli bir doktor.
75. Dost üç özellikle denenir, bu özelliklere sahip olursa halis ve temiz bir dost olduğu anlaşılır; aksi takdirde varlık ve bolluk dostudur; darlık ve zorluk dostu değil: Ondan bir mal istemek, bir malı ona emanet vermek ve şiddet ve sıkıntılarda onu ortak kılmak.
76. İnsanlar şu üç şeyden kurtulursa, huzura kavuşurlar: Kötü dil, kötü el ve kötü davranış.
77. Kişi evine ve ailesine karşı şu üç özelliği taşımaya muhtaçtır. Güzel konuşmak, ölçülü bir şekilde harcamak ve namusunu korumaya düşkün olmak.
78. Her zanaatçı, kendi işi ve kazancı için şu üç şeye muhtaçtır: İşinde becerikli olmak, işiyle ilgili olarak emaneti edâ etmek ve müracaat edenlerin ilgisini kazanmak.
79. Cesaret yaratılışa dayanan üç özellikten kaynaklanır; bunlardan her birinin kendine mahsus üstün bir yanı vardır: Fedakarlık, zilletten kaçınmak ve şan ve şerefe talip olmak. Bu özelliklerin üçü de bir yiğitte toplanırsa, hiç bir kimse, onun karşısında duramaz ve atılganlık ve cesarette kendi asrında şöhret kazanır. Eğer bu özelliklerden bazısı ağır basarsa o yönde cesareti, daha çok ve atılganlığı daha güçlü olur.
80. Anne ve babanın, evladın üzerinde üç hakkı vardır: Her halükarda onlara teşekkür etmek, Allah'a karşı günah işlemeye emretmeleri hariç tüm emir ve nehiylerine uymak, gizli ve açıkta hayırlarını istemek.
81. Mü’min kardeşler kendi aralarında üç şeye muhtaçtırlar; buna riayet ederlerse kardeşlikleri devam eder: İnsaflı davranmak, şefkatli olmak ve hasedi terketmek.
82. Akrabalar üç şeyi gözetmedikçe zaafa uğrayıp başlarına gelene düşmanlarının sevinmelerinin ezikliğini hissederler: Dağılmamaları için hasedi terketmeleri, yakınlığı korumak için iyi ilişki kurmaları ve izzetten yararlanmak için yardımlaşmaları.
83. Erkek, hanımına karşı üç şeye riayet etmelidir: A)-Hanımının, muhabbet ve ilgisini kazanmak için onunla uyum sağlamak, B) Ona karşı güzel ahlaklı olmak, C) Onun gözünde güzel görünmek ve refahını sağlamakla kalbini elde etmek.
84. Kadın, kocasına karşı şu üç şeye riayet etmesi gerekir: A)- Kocasının tüm hallerde güvenini sağlayacak şekilde kendisini kötülüklerden koruması; B) Muhtemel hatalarının af edilmesi için sürekli kocasının hakkını gözetmesi; C) Tatlı dil ve çekici tavırlarıyla kocasına olan sevgisini bildirmesi.
85. Başkalarına iyilik yapmak ancak üç şeyle kâmil olur: İyilikte acele etmek, iyiliği çok olsa da az görmek ve iyiliğini başa kakmamak.
86. Sevinç ve neşe üç şeydedir: Vefalı olmak, haklara riayet etmek ve sıkıntılarda yardımlaşmak.
87. Üç şey, fikrin isabetli olmasına delildir: Karşılaştığı kimseyi hoş karşılamak, iyice dinlemek ve güzel cevap vermek.
88. İnsanlar üç kısımdır: Akıllı, ahmak ve fâcir. Akıllı, sorduklarında cevap verir, konuştuğunda doğru konuşur ve dinlediğinde de sözü kavrar. Ahmak, konuştuğunda acele eder; haber verdiğinde şaşırıp gaflete düşer; ve kötü işe zorlandığında da onu yapar. Fâcir de emanet verildiğinde hıyanet eder; ve kendisiyle konuştuğunda seni lekeler.
89. Dostlar üç kısımdır: Birincisi, kendisine sürekli ihtiyaç duyulan yemeğe benzer; işte bu akıllı kimsedir. İkincisi bazı vakitler insanı yakalayan dert gibidir; bu da ahmak kimsedir. Üçüncüsü ise derdi tedavi eden ilaç gibidir; bu da mütefekkir kimsedir.
90. Üç şey insanın aklının ne derecede olduğunu gösterir: Elçi, kendisini gönderenin; hediye, hediye verenin; mektup da yazanın aklının ne derecede olduğunu gösterir.
91. İlim üç kısımdır: Muhkem ve açık olan ayetleri anlamak, farzları bilmek ve erdemlerden haberdar olmak.
92. İnsanlar üç kısımdır: İlim öğrenmekten çekinen cahil, ilmine uyması yüzünden zayıf düşen alim, dünya ve ahireti için çalışan akıllı.
93. Şu üç özelliğe sahip olan gariplik çekmez. Güzel edep, eziyet etmemek ve yanlış işlerden kaçınmak.
94. Günler üçtür: Geçip giden dün, ganimet bilinmesi gereken bugün, arzusundan başka elde bir şeyi olmayan yarın.
95. Kimde şu üç sıfat, yerleşik karakter haline gelmezse imanının ona faydası olmaz: Cahilin cehaletine karşı olgunluk, haramdan geri alacak takva ve insanlarla geçinmesini sağlayacak ahlak.
96. Kimde şu üç haslet olursa imanı kâmil olur: Öfkeli olduğunda haktan sapmamak hoşnut olduğunda batıla yönelmemek ve güçlü olduğunda affetmek.
97. Dünyası olan her insan şu üç şeye muhtaçtır: Gevşekliğe varmayacak rahatlık, kanaatla beraber olan cömertlik ve tembelliği olmayan cesaret.
98. Her ne durumda olursa olsun akıllı insanın üç şeyi unutmaması gerekir. Dünyanın faniliğini; durumların sürekli değiştiğini ve kendisinden kurtulmanın mümkün olmayan âfetleri.
99. Şu üç özellik bir kişide tam olarak bir araya gelmez: İman, akıl ve çaba (94).
100. Dostlar üç kısımdır: Canıyla arkadaşına yardımda bulunan, malıyla yardım eden kardeş; bu ikisi gerçek kardeşlerdir. 3. kardeş ise kendi ihtiyacı için seni soran kimsedir. Böyle birisini güvenilir sayma.
101. İnsanda şu üç özellik olmadıkça, imanı kemale erişmez: Din hususunda bilgi sahibi olmak, geçimini sağlamakta ölçülü davranmak ve musibetlere karşı sabırlı olmak.
Adnbaran
07-10-2006, 11:40 PM
. İMAM Hz. MUSA-İ KAZIM
İmam Musa-i Kazim, İmam Cafer-i Sadık’ın oğludur. Muhtemelen 8 Kasım 745 tarihinde Medine’de doğdu, 1 Eylül 799 tarihinde 55 yaşında Abbasi Halifesi tarafından Bağdat'ta "Sindi bin Şahik" hapishanesinde (95) zehirletilerek (96) şehit edildi. Annesinin adı Hamide’dir. Kabri Irak / Kazimeyn’de, Kureyş mezarlığındadır. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti üzerine İmamet makamına ulaştı. Abbasi halifelerinden, Mansur, Hadi, Mehdi ve Harun el Reşit’in zamanlarında yaşadı.
İmam Musa-i Kazim’dan güzel sözler :
· Dedem Hz. Ali buyurdular: "Meclisin başında ancak üç sıfata sahip olan kimse oturabilir: Bir şey sorduklarında cevap veren, halkın söz bulup konuşamadığı zaman konuşan, mecliste oturanların maslahatına uygun olan görüşü ortaya koyan. Bu üç sıfattan birine sahip ol*maksızın meclisin başında oturan kimse ahmaktır."
· Dedem Hz. Ali buyurdular, "İhtiyaçlarınızı karşılamak istediğinizde ehlinden isteyin." "Ya Ali, ehli kimlerdir?" diye sorul*duğunda buyurdular: "Allah’ın, Kur’anda beyan ettiği kimselerdir." Allah buyuruyor ki: "Hiç şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünmekte*dir."(97)
· Dedem İmam Zeynel Abidin buyurdular : "Salih kimselerle oturmak insanı doğruluğa götürür, alimlerin adabına uymak aklı çoğaltır, adil yöneticilere itaat etmek izzetin kemalidir; (ticaretle) malını artırmak ise yiğitliğin ke*malidir. İstişare edene doğru yolu göstermek nimetin hakkını eda etmektir.
· Dedem Hz. Ali ashabına buyurdular “Gizlide ve açıkta Allah’tan korkmayı, sevinç ve gazap halinde adaletli olmayı, fakirlik ve zenginlikte ticaret yaparak mal kazan*mayı size tavsiye ediyorum. İlişkisini kesenle ilişki kurun. Zulm-edeni affedin. Mahrum kalana bağışta bulunun. Bakışınız ibret, susmanız fikir, sözünüz zikir ve tabiatınız da cömertlik olmalıdır.
· Dedem İmam Zeynel Abidin buyurdular : Yeryüzünün, doğusunda ve batısında, denizinde ve karasında, ovasında ve dağında bulunan güneş ışığının ulaştığı şeylerin hepsinin, Evliyaların yanındaki değeri, öğleden sonra oluşan ve çabuk kaybolup giden gölgeye benzer."
· Dedem İmam Zeynel Abidin buyurdular "Bu dünyayı ehline bırakacak hür bir kişi yok mudur? Canınızın değeri ancak cennettir; öyleyse onu başka bir şeye sat*mayın. Kim Allah’ın nimetlerinden sadece dünyaya razı olursa değersiz bir şeye razı olmuştur."
· Akıllı kimse, isteğine uygun olsa bile yalan söyle*mez
· Resulullah’ın kılıcının kabzasında şöyle yazılmıştı: Allah katında, insanların en çok haddi aşıp isyan edeni, (kısasta) vurandan başkasını vuran ve katilden başkasını öldüren kimsedir (98)
· Zamandan ve ehlinden öğüt al. Çünkü zaman hem kısadır, hem de uzun. Dünyanın geleceği geçmişine benzer; öyleyse ondan ibret al.
· Bütün insanlar yıldızları görür; ama yıldızların ro*tası ve dönüş yerlerini bilenden başkası onlara bakıp kendi yolunu bulamaz. Böylece sizler de hikmet öğreniyorsunuz, ama onunla amel edenlerden başkası hidayete erişemez.
· Hz. İsa (Mesih) buyurdular: " İmanın tadına varmanız ve meyvesinden yararlanmanız için onu halis ve kâmil hale getirin. Şu söylediğim bir gerçektir ki, eğer karanlık bir gecede katran yağı ile yanan bir çıra bulsanız onun kötü kokusu, ışığından yararlan*manızı engellemez. Böylece hikmeti de kimde bulursanız onu alın, o adamın ona rağbetsiz olması size engel olmamalıdır.
· Ahiret şerefine ancak sevdiğiniz şeyleri terketmekle nail ola*bilirsiniz. Tövbe etmek için yarını beklemeyin. Çünkü yarından önce bir gece ve gündüz vardır; Allah’ın kaza ve kaderi her gece ve gündüz caridir. Şu söylediğim bir gerçektir ki: Borçlu olmayan, borçlu olandan -borcunu iyi bir şekilde ödeyebilse dahi- daha huzurlu ve kaygısızdır. Bunun gibi günah işlemeyen kimse de günah işleyenden, her ne kadar halis tövbe edip Allah’a dönse dahi daha çok huzurludur. Küçük günahlar Şeytan’ın tuzaklarındandır. Şeytan, günahlarınızın toplanması ve ardından sizi kuşatması için onları gözünüzde küçük ve basit gösterir.
· İnsanlar hikmet hususunda iki kısımdır: Biri onu diliyle iyice açıklar ve ameliyle de tasdik eder; diğeri ise diliyle onu iyice ortaya koyarken kötü ameliyle onu zayi eder.
· İncil’de şöyle yazılmıştır: "Birbirlerine acıyanlara ne mutlu; onlar kıyamet günü rahmete uğrayacak olanlardır. Halk arasında arabuluculuk yapanlara ne mutlu; onlar kıyamet günü Allah’a yakın olan kimselerdir. Kalpleri temiz olanlara ne mutlu; onlar kıyamet günü muttaki olan kim*selerdir. Dünyada tevazu edenlere ne mutlu; onlar kıyamet günü sultanlık kürsüsüne çıkan kimselerdir."
· Hayâ imandan kaynaklanır; iman da cennettendir. Çirkin söz ise haksızlıktan kaynaklanır, haksızlık ise cehennem*dendir.
· Konuşmacılar üç kısımdır: Kâr eden, salim kalan ve helak olan. Kâr eden, Allah’ı zikir eden kimsedir; salim kalan, su*san kimsedir; helak olan da batıla dalan kimsedir. Allah çirkin söz söyleyen, kötü dilli olan, söylediğine ve söylenilenlere itina etmeyen hayâsız kimselere cenneti haram kılmıştır.
· Korku ve ümit içerisinde olmayan, mü’min değildir. Korktuğu ve ümit ettiği şey için çalışmayan da korku ve ümit içe*risinde değildir.
· Bedenin aydınlanması göze bağlıdır. Göz aydın olursa bedenin hepsi aydın olur. Ruhun aydınlanması da akla bağlıdır; kul akıllı olursa Rabbini tanır ve Rabbini tanıdığında da dinini öğrenir; Rabbini tanımazsa dini de kalmaz. Bedenin ancak ruh ile ayakta kalması gibi din de ancak halis niyetle kalıcı olur. Halis niyet de ancak akıl ışığıyla sebat bulur.
Adnbaran
07-10-2006, 11:41 PM
Ziraat yumuşak yerde yapılır; kayanın üzerinde değil. Hikmet de mütevazi kalpte yerleşir ve hayatını sürdürür; ki*bir kalpte değil. Allah, tevazuyu aklın, kibiri de cehaletin nişanı kılmıştır. Allah, tevazu etmeyeni alçaltır, tevazu edeni ise yüceltir.
· Yaşantı ancak iki kişi için hayırlıdır: "Dinleyip an*layana ve konuşan alime."
· Allah, Hz. Davud’a şöyle vahyetti: "De ki, benimle kendi aralarında dün*yaya aldanmış bir alimi vasıta kılmasınlar.
· Dostlarına karşı kibirlenmekten ve onlara ilmin ile övünmekten sakın. Zira böyle yaparsan Allah sana gazap eder. Allah’ın gazabından sonra da artık ne dünyanın sana faydası olur ve ne de ahiretinin. Dünya hayatında, oturduğu ev kendisine ait olmayan ve her an için göç etmeyi bekleyen kimse gibi ol.
· Akıllı adam, sevilmeyecek bir iş yaptığında Allah’tan utanmalı ve Allah ona bazı nimetler tahsis ettiğinde de başkalarını onda or*tak kılmalıdır.
· İki iş karşına çıkar da hangisinin daha hayırlı ve daha doğru olduğunu bilmezsen, onlardan hangisinin heva ve hevesine daha yakın olduğuna bak ve ona muhalefet et; çünkü doğru işlerin çoğu, heva ve hevese muhalif olan şeylerdir.
· Allah kime üç şeyi ikram ederse, ona lütfetmiştir: "Heva ve hevesinin hakkından gelecek akıl, cehaletini yenecek ilim, fakirlik korkusuna yetecek zenginlik.
· İnsanlar dört kısımdır: Heva ve hevesine uyan kararsız kişi; ilmi arttıkça kibri artan, ilmi ve okumasını kendisinden aşağıdakilere bir üstünlük ve imtiyaz vesilesi kılan kimse; ibadetleri kendisinden az olanları tahkir eden ve başkaları tarafından saygı görmek is*teyen cahil abid; hak yolunu tanıyan, o yolda kıyam etmek isteyen fakat çeşitli nedenlerden dolayı aciz veya mağlub olan, ilmiyle amel etmeye gücü yetmeyen ve bu durumla da daima mahzun ve kederli olan basiret sahibi alim; işte bu, zamanının en faziletli ve üstün kişisidir.
· Çok gam, ihtiyarlık getirir.
· Acelecilik, cehaletin ta kendisidir.
· Emaneti eda etmek ve doğruluk, rızık getirir. Hıyanet ve yalan, fakirlik ve nifak doğrur.
· Zındık, Allahı ve Resulünü inkar eden yani Allah'a ve Resul'üne düşmanlık eden kimselerdir.
· İlk zındık olan şeytandır. Hz. Adem’e karşı kibirlenip şöyle dedi: "Ben ondan daha hayırlıyım, beni ateşten halkettin, onu ise balçıktan (99) yarattın"(100). Şeytan, Rabbinin emrinden çıkıp mülhid oldu. Ve onun soyu bu ilhadı, kıyamete kadar birbirlerinden miras aldılar."
· Allah’ı tanıyan kimsenin, Allah’ı rızık vermeyi geciktiren bilmemesi, kaza ve kaderinde de O’nu suçlamaması gerekir.
· Mü’min, iman ve bela açısından terazinin iki kefesi gibidir; imanı arttıkça belası da çoğalır.
· Kim Allah’ın künhü hakkında konuşursa helak olur. Kim ri*yaset talep ederse helak olur. Kim de bencilliğe kapılırsa helak olur.
· Üç şey gözü aydınlatır: Yeşilliğe bakmak, akar suya bakmak ve güzel yüze bakmak.
· Güzel komşuluk, komşuya eziyet etmemek değildir; güzel komşuluk, eziyete tahammül etmektir.
· Kendinle kardeşin arasındaki saygınlığı yok etme; on*dan birazını baki bırak. Çünkü saygınlığın yok olması, hayânın yok olmasıdır.
· Zulümün hakka galip olduğu zamanda hiç kimsenin başka birisine, -onda iyilik görmedikçe- iyi zanda bulunması doğru değildir.
· Eşin ve küçük çocuk hariç diğer hiçbir kimsenin ağzından öpmek câiz değildir.
· Zamanınızı dörde ayırmaya çalışın: Bir bölümünü Allah’la münacat etmeye, bir bölümünü geçiminizi sağlamaya, bir bölümünü ayıplarınızı size bildiren kardeşlerinizi ve gönüllerinde size karşı samimiyetleri olan güvenilir insanları ziyaret etmeye ve bir bölümünü de haramlar dışındaki zevklere ki, bu (sonuncu) bölümle, diğer üç bölümü yapmaya kadir olursunuz.
· Yiğitliği lekelemeyecek ve israf da olmayacak miktarda helal şey*lerden yararlanmakla dünyadan kendiniz için bir pay ayırın; bunu da dini işleriniz için yardımcı kılın. Çünkü şöyle bir hadis nakle*dilmiştir: "Kim dünyasını, dini için veya dinini dünyası için terk*ederse bizden değildir."
· İnsanlar, önceden yapmadıkları yeni günahlar icat ettikçe Allah da onlara tanımadıkları yeni belaları musallat eder.
· Yönetici adil olduğunda, onun Allah katında mükâfatı olur; senin de şükretmen gerekir. Yönetici zalim olduğunda da onun günahı olur; senin de sabretmen gerekir.
· Ebu Ahmed el-Horasani, İmam Kâzım’a sordu : "Küfür mü daha kadimdir, yoksa şirk mi?" İmam buyurdular ki : Küfr, şirkten daha kadimdir; ilk kâfir olan, İblis’tir. Nitekim Kur’an şöyle buyuruyor: "(Şeytan) secde etmekten çekindi, tekebbür etti ve kâfirlerden oldu." Küfür bir şeydir; ama şirk, birini (yani Allah’ı) isbat ederek diğerini O’na ortak koşmaktır."
· İmam Kazım, iki kişinin birbirlerine sövdüğünü görünce şöyle buyurdu: "Sövmeyi ilk başlatan daha zalimdir; kendi günahı ve arkadaşının günahı -mazlum olan kendi haddini aşmadıkça- onun üzerinedir."
· Güçsüze yardım etmen en iyi sadakadır.
· Zulmün zorluğunu, (ancak) zulme uğrayan kimse anlar.
Adnbaran
07-10-2006, 11:42 PM
8. İMAM Hz. HULKİ (Ali) RIZA
İmam Hulki Rıza lakabıyla tanınan İmam Hulki Ali Rıza, İmam Musa-i Kazım’ın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 8. İmam oldu. Annesinin adı Necibe’dir. Muhtemelen 29 Aralık 765 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. İmam Hulki Rıza da diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 24 Ağustos 818 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Memun tarafından zehirlenerek şehit edildi. Kabri İran’ın şimdi Meşhed denilen Tus kentindedir.
Halife Memun, İmamlara karşı kendilerinden önceki Halifelerin 70 yıllık gelenekleri dışında önce farklı bir siyaset izleyerek ona kendisinden sonra veliahtlık önerdi. Bu yolla hem halkın isyan duygularını yatıştırmayı, hem de önüne koyduğu hedefi daha kolay gerçekleştireceğini düşündü (101). İmam Rıza önce bunu kabul etmedi. Ancak İmamın bazı şartlar ileri sürmesinin Halife tarafından kabul edilmesi üzerine bunu kabul (102) etti. Ancak Halife Memun bu siyaset ile önündeki bazı engelleri aştıktan sonra, o da ataları gibi İmamı şehit ettirdi.
İmam Hulki Ali Rıza’dan Güzel Sözler :
1. Mü’min, kendisinde üç haslet olmadıkça mü’min olmaz: Rabbinden bir hikmet, Peygamber’inden bir hikmet ve imamından bir hikmet. Rabbinden olan hikmet, sırrı gizlemektir. Peygamber’inden olan hikmet, halkla iyi geçinmektir. İmamından olan hikmet de sıkıntı ve zorluklarda sabırlı olmaktır.
2.Nimet sahibi olan kimse, ailesine huzurlu bir geçim sağlamalıdır.
3.Peygamberlerin sıfatlarından biri de temizliktir.
4.Susmak, hikmet kapılarından bir kapıdır. Boş yere konuşmamak, muhabbet kazandırdığı gibi her hayrın da kılavuzudur.
5.Boş işler, boş sözleri gerektirir.
6.Büyük kardeş baba yerindedir.
7.Adil insan, sahip olduklarından gaflete düşmeyen kimsedir.
8.Sözünü ettiğin kimse hazırsa künyesini, hazır değilse ismini zikret.
9.Herkesin dostu onun aklıdır; düşmanı ise cehaletidir.
10. İnsanlara muhabbet beslemek aklın yarısıdır.
11. Allah dedikoduyu, malı zayi etmeyi ve her şey için insanlara ağız açmayı sevmez.
12. Müslümanda on haslet olmadıkça aklı kemale ermez: "İyiliği umulmalı, kötülüğünden emin olunmalı, başkalarının az iyiliğini çok görmeli, kendisinin çok hayrını az saymalı, ihtiyacı olanların müracaatından bıkmamalı, ömür boyu ilim talep etmekten yorulmamalı, Allah yolunda fakir olmayı zengin olmaya tercih etmeli, Allah yolunda aşağı olmayı düşmanların içerisinde aziz olmaktan üstün bilmeli, tanınmamayı meşhur olmaya üstün tutmalı, onuncusu ve en önemlisi olan ise ilk karşılaştığı herkesi kendisinden daha iyi ve daha takvalı bilmesidir.
13. İnsanlar iki kısımdır: Kendisinden daha iyi ve takvalı olan; ve kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan. (Nazarında) Kendisinden daha kötü ve daha aşağı olan biriyle karşılaştığında şöyle demelidir: "Belki onun iyiliği gizlidedir ve bu onun yararınadır. Benim iyiliğim ise açıktadır; bu da benim zararımadır." Ama kendisinden daha hayırlı ve daha takvalı birini gördüğünde de, ona ulaşmak için karşısında tevazu etmelidir. Bunu yaparsa makamı yücelir, iyilikleri temiz olur, ismi iyi anılır ve zamanının efendisi olur.
14. Bir adam, "Kim Allah'a tevekkül ederse O, ona yeter." ayetinin manası için İmam : "Tevekkülün dereceleri vardır. Bir derecesi; bütün işlerinde O'na güvenmen, O’nun tüm işlerine razı olman, hiçbir hayır ve hiçbir hususta senin hakkında kusur (haksızlık) etmediğini ve hükmün de O'nun elinde olduğunu bilmendir. Öyleyse O’na tevekkül et ve işleri O'na bırak. Diğer bir derecesi de; ilminin kuşatmadığı gayb-ı ilahi'ye iman etmendir; o gaybın ilmini Allah'a ve O'nun eminlerine bırakman, gayb ve gayb olmayan her şeyde Allah'a güvenmendir."
15. Bencilliğin dereceleri vardır: Bazen bencillik insanın kötü amelini onun için süsler, insan onu iyi görür, ondan hoşlanır ve iyi bir iş yaptığını zanneder. Bazen de insan Rabbine iman eder ve bununla Allah'a minnette bulunur. Oysa imanı için de Allah'a minnet borçludur.
16. Kulların en seçkini, en iyisi, iyi iş yaptığında hoşnut olan, kötü iş yaptığında mağfiret dileyen, kendisine bir nimet verildiğinde şükreden, sıkıntıya düştüğünde sabreden ve sinirlendiğinde de affeden kimsedir.
17. Tevekkül, Allah’tan başka hiçbir kimseden korkmamaktır.
18. Evlenirken yemek vermek sevaptır.
19. İmanın dört hükmü vardır: Allah'a tevekkül etmek, Allah'ın kazasına rıza göstermek, Allah'ın emrine teslim olmak ve işleri Allah'a bırakmak.
20. Bir yudum suyla bile olsa sıla-ı rahimde bulun. En iyi sıla-i rahim, akrabaya eziyet etmemektir. Allah Teâla kitabında buyurmuştur: "Sadakalarınızı minnet ve eziyet ederek batıl etmeyin." (103)
21. Ailesini geçindirmek için rızık peşinde olan kimsenin mükâfatı, Allah yolunda cihat eden kimsenin mükâfatından daha fazladır.
22. Asaletinde güvenilirlik, tabiatında kerem, ahlakında sebat, nefsinde şeref ve kalbinde Allah korkusu bulunmayan kimseden, dünya ve ahiret işlerinden hiçbiri için hayır bekleme.
23. Karşı karşıya gelen iki gruptan, ancak affı çok olan grup Allahtan yardım görür.
24. Cömert, yemeğini yesinler diye halkın yemeğini yer. Ama cimri, yemeğini yemesinler diye halkın yemeğini yemez.
25. Biz tıpkı Resulullah gibi verdiği sözü yerine getirmeyi kendisi için borç bilen bir Ehl-i Beytiz.
26. Güçsüze yardım etmek en iyi sadakadır.
27. İmam Rıza’ya, Halife Me'mun’un meclisinde sordular. ’’ Gece ve gündüzden hangisi daha önce yaratıldı? İmam ’’ Cevabı Allah'ın kitabından mı vereyim, yoksa senin bildiğin muhasebe yoluyla mı?" İlk önce muhasebe yoluyla verin dediler." dedi. Bunun üzerine İmam "Siz dünyanın Tali'inin (104) yengeç olduğunu ve yıldızların da en yüksek derecede olduğunu söylemiyor musunuz?", Evet, söylüyoruz dediler. İmam "Buna göre, Zühal (Saturn gezegeni), Terazi burcunda, Müşteri (Jupiter) Yengeç’te, Merih Oğlak’ta, Venüs Balık’ta, Ay Boğa’da, Güneş de göğün ortasında olup Koç burcunda olduğunda, o zaman ancak gündüz olur." Evet, öyledir, Şimdi de Allah’ın Kitabından cevap verin" dediler. İmam şu ayeti okudu "Ne Güneş’in, Ay’a erişip yetişmesi yaraşır, ne de gece gündüzden öne geçer. Yani gündüz geceden öncedir. (105)
28. Akıl Allah’ın bir armağanıdır. Edep zahmetle elde edilir; zahmetine katlanan onu elde eder. Ama zahmet ve zorluğa katlanarak akıl elde etmeye çalışan, ancak cehaletini artırır.
29. Zayıf kişi, güçlü kişinin elini öpmemelidir. Çünkü bu ona tapmak gibidir.
30. Anne ağzından, kız kardeş yanağından, İmam da iki gözü arasından öpülür.
31. Allah'ın dostlarını ve dostlarının dostlarını sevmek, Allah’ın düşmanlarından nefret etmek, onlardan ve önderlerinden beraat etmek dinî vazifelerdendir.
32. Anne ve babaya iyilik etmelisin. Müşrik iseler, onlara itaat etmeyerek, dünyada onlarla iyi geçineceksin. Çünkü Allah şöyle buyurmuştur: "Bana ve anne- babana şükret; dönüş yalnız banadır. Onlar anne ve baba, hakkında bilgin olmayan şeyi bana şirk koşman için çalışırlarsa, onlara itaat etme." (106) Hz. Ali buyurmuştur: "Onlar (Ehl-i Kitap), alim ve rahipler için ne oruç tutuyor, ne de zikir ediyorlardı; sadece Allah'a karşı masiyet etmelerini emrettikleri zaman, onlara itaat ediyorlardı." (107) Resulullah şöyle buyurdular: "Kim Allah'a itaatin dışında bir mahluka itaat ederse kâfir olmuş, Allah'tan başkasını ilah edinmiştir."
33. Allah bağışlar, zulmetmez. Kullara zulmedeceğini ve onları saptıracağını bildiği kimseye, itaat etmeyi farz kılmaz. Kâfir olacağını ve Allah’ı bırakıp şeytana ibadet edeceğini bildiği kulları da peygamberliğe seçmez. İslam, imandan başkadır. Her mü’min müslümandır, ama her müslüman mü’min değildir.
Adnbaran
07-10-2006, 11:43 PM
İMAM RIZA’NIN DİLİNDEN KURAN’DA EHLİ BEYT :
Halife Memun’un huzurunda toplanan Irak ve Horasan alimlerine sordular. "Sonra da kitabı, kullarımızdan şeçtiklerimize miras kıldık." (108) ayetinin manası nedir?
Ulema "Allah, bu ayetten bütün ümmeti kasdetmiştir."
Halife Me'mun, İmam Hulki Rıza’ya sordu :"Sen ne söylüyorsun?"
İmam Rıza:"Ben onların dediği şekilde demiyorum. Allah, bu ayetten Peygamberin Ehl-i Beyt'ini kastetmiştir." Memun: "Allah, nasıl ümmeti değil de yalnız Ehl-i Beyt'i kasdetmiştir."
İmam Rıza "Eğer Allah ümmeti kasdetmiş olsaydı o zaman bütün ümmet mutlaka cennete giderdi. Allah mezkur ayetin ardından şöyle buyuruyor: "Artık onlardan kimi kendi nefsine zulmeder, kimi orta bir yoldadır (mutedil hareket eder), kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda yarışır. İşte bu, pek büyük lütuf ve ihsandır." Daha sonra hepsine cennet vaadinde bulunup şöyle buyurmuştur: "Adn cennetleri onlarındır ; oraya girerler"(109). Buna göre, ayette söz konusu olan miras Ehl-i Beyte mahsustur; başkalarına değil. Bunlar o kimselerdir ki, Allah onların vasfında şöyle buyurmuştur: "Ancak ve ancak Allah, siz Ehl-i Beyt'ten her çeşit kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister." (110) Resulullah onların hakkında şöyle buyurmuştur: "Ben kendimden sonra sizin aranızda iki değerli şey bırakıyorum: Biri Allah'ın kitabı, diğeri ise itretim olan Ehl-i Beytimdir. Bunlar havuzun (Kevserin) başında benimle buluşuncaya kadar asla birbirlerinden ayrılmazlar. Benden sonra onlara nasıl davranacağınıza dikkat edin. Ey insanlar, onlara bir şey öğretmeye kalkışmayın. Çünkü onlar sizden daha alimdirler."
Ulema: "İtret’ten maksat Âl (Ehl-i Beyti)mdir, yoksa başkası mıdır?"
İmam: "Evet, İtret’ten maksat Âl'dır. (Ehl-i Beyt’tir)."
Ulema: Resulullah şöyle buyurdu: "Ümmetim Âl’imdir" ve ashap da inkâr edilmeyecek müstefiz rivayetlerle, "Muhammed'in Âl'i, onun ümmetidir." demişlerdir."
İmam Rıza : "Söyleyin bakalım, sadaka Âl-i Muhammed'e haram mıdır, yoksa helal mı?"
Ulema: "Evet haramdır."
İmam Rıza : "Öyleyse sadaka bütün ümmete de haram mıdır?"
Ulema: "Hayır, haram değildir."
İmam Rıza : İşte bu, Âl ve ümmet arasındaki farktır. Yazıklar olsun size, sizi nereye götürüyorlar? Zikir’den yüz mü çevirdiniz, yoksa azgın bir kavim misiniz? Rivayetin, açıkça seçkinler ve hidayet olanlar hakkında olup başkaları hakkında olmadığını bilmiyor musunuz?"
Ulema: "Ya Ebul Hasan, bu sözün delili nedir?"
İmam Rıza : Şu ayet: "Andolsun biz Nuh'u ve İbrahim'i elçi olarak gönderdik, peygamberliği ve kitabı onların soylarında kıldık. Öyle iken, içlerinde hidayeti kabul edenler vardır, birçoğu da fâsık olanlardır" (111). Derken nübüvvet ve kitab mirası, hidayeti kabul edenlere geçti, fâsıklara değil. Nuh'un, Rabbinden şöyle bir istekte bulunduğunu bilmiyor musunuz? "Dedi ki: Rabbim şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin vaadin de doğrusu haktır." (112). Çünkü Allah Teâla Nuh'un kendisini ve ehlini kurtaracağını vaad etmişti. Rabbi de cevabında şöyle buyurdu: "Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş (yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum."(113)
Memun: "Allah, İtret’i (Ehl-i Beyt’i), diğer insanlardan üstün kılmış mı?"
İmam Rıza : "Evet, Allah İtret’i, Kur’ân'ın inkâr edilmeyecek kesin ayetlerinde başkalarından üstün kılmıştır."
Memun: "Kur’ân'ın neresinde?"
İmam Rıza : Kur’ân'ın şu ayetinde: "Gerçek şu ki Allah, Adem’i, Nuh’u, İbrahim soyunu ve İmran âl'ini âlemler üzerine seçti. Onlar birbirlerinden türeme bir zürriyettir. Allah işiten ve bilendir" (114). Diğer bir ayette de "Yoksa onlar, Allah'ın fazlından verdiği şeyler için insanlara (Peygamber ailesine) haset mi ediyorlar? Doğrusu biz İbrahim soyuna kitabı, hikmeti verdik ve onlara büyük bir mülk de verdik."(115) buyurmuştur. Ayrıca :"Ey iman edenler, Allah'a itaat edin, Peygamber’e ve sizden olan ulü’l-emre de itaat edin" (116). Yani Allah'ın, kitap ve hikmeti miras olarak verdiği kimselere itaat edin. (Ama bazıları) Bu iki mirasdan dolayı onlara haset ettiler. Nitekim
Ulema: "Allah Kur’an'da seçkin insanları açıklamış mı?"
İmam Rıza : "Evet, batına ilave olarak zahirde de Kur’ân’ın 12 yerinde açıkça beyan etmiştir."
İlk ayet "(Öncelikle) En yakın akrabalarını korkut." (117) Allah bu ayette Peygamber’in Âl'ini kasdetmesi onlar için güzel bir makam, büyük bir fazilet ve yüce bir şereftir. 2. ayet : "Ey Ehl-i Beyt, gerçekten Allah sizden her çeşit kiri (günah ve çirkinliği) gidermek ve sizi tertemiz kılmak ister" (118). Bu da hiçbir katı düşmanın dahi inkâr etmediği bir fazilettir. 3. Ayet : Allah, yaratıklarından tertemiz olanları ayırdığında, Mübahele ayetinde Peygamber’ine şöyle emretti: "(Ey Muhammed) De ki: Gelin, oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı, kendimizi ve kendinizi çağıralım, sonra da dua edelim ve Allah'ın lanetini yalan söylemekte olanların üstüne kılalım" (119). Peygamber bu ayet gereğince Ali, Hasan, Hüseyin ve Fatıma'yı Medine’nin dışarısına çıkardı ve onları kendisi gibi kabul etti. Ayette geçen "kendimiz" ve "kendiniz"den maksadın ne olduğunu biliyor musunuz?
Ulema: "Allah, onunla Peygamber’in kendisini kasdetmiştir."
Adnbaran
07-10-2006, 11:44 PM
İmam Rıza : Yanıldınız. Çünkü Allah onunla Ali’yi kasdetmiştir. Buna delil de Peygamberin buyurduğu şu sözdür: "Ya, Beni Velia kabilesi bundan vazgeçeceklerdir veyahut kendim gibi olan bir kişiyi onlara karşı koymak için göndereceğim." Yani Ali’yi. İşte bu hiçbir kimsenin, ötesine geçmiyeceği bir özelliktir; hiçbir kimsenin ihtilaf etmediği bir üstünlüktür ve daha önce hiçbir yaratığın elde edemediği bir şereftir. Çünkü Peygamber, Ali'nin nefsini kendi nefsi gibi saymıştır. 4. Ayet : Ehl-i Beyt'ten başka bütün insanları, camiden dışarı çıkardı (onların camiye açılan evlerinin kapılarını kapattı). Bu duruma halk ve özellikle Abbas itiraz etti. Abbas: "Ya Resulullah, neden Ali’yi bıra kıp da bizi dışarı çıkardın?" dediğinde Hz. Resul şöyle buyurdular: "Ben onu bırakıp sizi dışarı çıkarmadım. Allah onu bıraktı ve sizi dışarı çıkardı." İşte, Resulullah, Ali’ye buyurduğu: "Harun Musa’ya nasıldıysa sen de bana öylesin." sözünün açıklaması da budur.
Ulema: "Bu üstünlüğün Kur’an'la ne ilişkisi vardır?".
İmam Rıza : "Bu konuda size Kur’an'dan bir ayet okuyacağım..
Ulema: "Getir."
İmam Rıza : "Musa'ya ve kardeşine, Mısır’da kavminiz için evler hazırlayın ve evlerinizi kıble yapın... diye vahyettik" (120). Bu ayet Harun'un Musa'nın nezdindeki makamını beyan ediyor (Harun, Musa’nın kardeşi, yardımcısı ve veziri idi). Bu ayet Ali’nin, Peygamberin nezdindeki makamını da beyan etmektedir. Bununla birlikte Peygamber'in şu buyruğunda da (Ehl-i Beyt'in üstünlüğü için) apaçık bir delil vardır: "Bu camiye, Muhammed ve Âl-i Muhammed'den başka hiçbir kimsenin cünüp ve hayız olarak girmesi caiz değildir."
Ulema: "Bu izah ve beyan ancak siz Resulullah'ın Ehl-i Beyt’i yanında bulunur." (Yani bu çeşit açıklamaları sizden başka kimse bilmez ve kabul etmez).
İmam Rıza : "Bizim bu makamımızı kim inkâr edebilir? Oysaki Resulullah (diğer bir yerde) şöyle buyurmuştur: "Ben ilmin şehriyim, Ali de onun kapısıdır. Kim ilim şehrini dilerse, kapısından girmelidir." İzah ve beyan ettiğimiz şeylerdeki üstünlüğü, şerefi, seçkinliği ve temizliği inatçı düşmanlardan başka hiç kimse inkâr etmez. Bu nimetlere karşı Allaha şükürler olsun. 5. Ayet : "Akrabalarının hakkını ver"(121). Bu, Allah’ın, Ehl-i Beyt'i mahsus kıldığı bir özelliktir. Allah onları bütün ümmetten seçkin kılmıştır. Bu ayet Resulullaha indiğinde şöyle buyurdular: "Fatıma'yı yanıma çağırın." Fatıma geldiğinde Resulullah: "Ey Fatıma!" diye buyurdular. Fatıma: "Buyurun ey Allah’ın Resulü!" dedi. Resulullah: "Fedek'i elde etmek için ne at sürülmüştür ve ne de deve. Bu yüzden Fedek bana mahsustur, diğer müslümanlara mahsus değildir. Ben Allah'ın emri üzerine onu sana bağışladım. Öyleyse onu kendin ve evladın için al." 6. Ayet : "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir..."(122). Bu, sadece İslam Peygamberine mahsus olan bir özelliktir, diğer peygamberlere değil. Yine Ehl-i Beyt'e mahsus olan bir özelliktir, diğer kimselere değil. Bunun beyanı şudur ki, Allah diğer peygamberlerden bu sözü naklederken, örneğin Hz. Nuh şöyle naklediyor: "Ey kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim ancak Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak da değilim; şüphe yok ki onlar, Rablerine kavuşacaklar, fakat ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum"(123). Hz. Hud şöyle naklediyor: "Dedi ki: ...Ey kavmim, ben bunun karşılığında sizden hiçbir ücret istemi-yorum. Benim ücretim ancak beni yaratana aittir. Hâlâ akıl etmeyecek misiniz?" (124)
Ama Allah, Resulullah'a şöyle buyurmuştur: "De ki: Sizden, tebliğime karşılık bir ücret istemiyorum; istediğim, ancak yakınlarıma sevgidir" (125). Allah, onların kesinlikle dinden çıkmayacaklarını ve hiçbir zaman sapıklığa yönelmiyeceklerini bildiğinden dolayı onların sevgisini ve dostluğunu farz kılmıştır. Onları sevmenin farz olmasının diğer delili de şudur: Eğer bir kimse bir kimseyle dost olur da akrabalarından bazısı ona düşman olursa (ister istemez) kalp salim kalmaz (o dostluk bozulur). Allah da, Peygamber'in mübarek kalbinde hiçbir mü’mine karşı bir kırgınlık olmamasını istediği için Ehl-i Beyt'in sevgisini onlara farz kıldı. Kim bu vazifeye riayet edip, Resulullah'ı ve Ehl-i Beyt'ini severse, Resulullah'ın onu sevmemesi mümkün değildir. Ama kim bu vazifeyi terkeder, ona amel etmez ve Peygamber'in Ehl-i Beyti'ne nefret duyar ve düşmanlıkta bulunursa Resulullah da ona nefret duyar. Çünkü o adam ilahi farizelerden birini terketmiştir. Bundan daha üstün bir fazilet ve bir şeref var mıdır? Şu ayet: "De ki: sizden tebliğime karşılık hiçbir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir." nazil olduğunda, Resulullah ashabı arasında ayağa kalkıp Allah'a hamd u sena etti ve şöyle buyurdu: "Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?" Hiç kimse cevap vermedi. 2. gün de ayağa kalktı ve aynı sözü tekrarladı. Yine hiç kimse cevap vermedi. 3. gün de ayağa kalkıp: "Ey insanlar, Allah size bir vazife farz kılmıştır, onu yapar mısınız?" diye buyurunca yine hiçbir kimse cevap vermedi. Bunun üzerine: "Ey insanlar, bu vazife ne altın ve ne de gümüş gerektirir; ne yiyilecektir ve ne de içilecektir." buyurduğunda halk: "Artık ne buyuruyorsanız buyurun." dediler. Bunun üzerine Resulullah mezkur ayeti onlara tilavet etti. Onlar da: "Allah'ın istediği bu olursa, bunu yaparız." dediler. Ama onların çoğu, bu söze bağlı kalmadılar.
Adnbaran
07-10-2006, 11:45 PM
Babam ceddimden, o da babalarından ve onlar da Hz. Hüseyin'den şöyle rivayet eder: "Muhacir ve Ensar, Resulullah'ın huzuruna varıp şöyle dediler: "Ya Resulullah, hem sizin ve hem de gelen misafirlerin masrafları oluyor. İşte bu (sizin yetkinizde olan) mal ve kanlarımızdır; bu hususta istediğiniz şekilde hüküm verin. Çekinmeden dilediğiniz şeyi bağışlayın ve dilediğiniz şeyi bırakın." Allah (onlara cevap olarak) Ruh-ul Emin'i gönderip şöyle buyurdu: "(Ey Muhammed,) De ki Sizden hiçbir ücret istemiyorum, isteğim ancak yakınlarıma sevgidir." Benden sonra da akrabalarımı incitmeyin." Toplantıda bulunanlardan bazıları dışarı çıktıklarında şöyle dediler: "Resulullah teklifimizi, kendisinden sonra yakınlarına özenmemiz için reddetti. Bu, Peygamber’in kendi uydurup Allah'a iftirasından başka bir şey değildir." Elbette çok ağır bir sözdü bu. Bunun üzerine Allah şu ayeti indirdi: "Yoksa, kendisi onu uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurdumsa, bu durumda siz Allah’tan bana (gelecek) olan hiçbir şeye (karşı) malik olamazsınız. O sizin, kendisi hakkında ne taşkınlıklar yapmakta olduğunuzu daha iyi bilendir. Benimle sizin aranızda şahid olarak O yeter. O, çok bağışlayan ve çok esirgeyendir"(126). Peygamber onların peşine birisini gönderdi, geldiklerinde onlara: "Sizler bir şey mi söylediniz?" diye buyurdular. Onlar "Evet, ya Resulullah, bizlerden bazıları bizim için hoş olmayan ağır bir söz söyledi." dediler. Resulullah, nazil olan ayeti onlara okudu. Onlar (bunu duyunca) şiddetli bir şekilde ağladılar.
Daha sonra Allah şu ayeti nazil etti: "Kullarından tövbeyi kabul eden ve kötülükleri affeden ve işlemekte olduklarınızı bilen O'dur" (126). 7. Ayet : "Hiç şüphesiz, Allah ve melekleri Peygamber’e salât ederler. Ey iman edenler, siz de ona salât edin ve tam bir teslimiyetle ona selam verin" (128). Bunu düşmanlar da biliyorlar ki, bu ayet nazil olduktan sonra halk: "Ya Resulullah, biz sana selam vermeyi biliyoruz, fakat salat nasıl olur?" diye sordular. Peygamber buyurdular ki, şöyle deyin: "Allahumme salli ala Muhammed’in ve Âl-i Muhammed, kema salleyte ala İbrahim'e ve Âl-i İbrahim, inneke Hamidun Mecid."
İmam Rıza orada bulunanlara sordu. "Ey Cemaat, sizler arasında bu konuda bir ihtilaf mı var?"
Ulema : "Hayır."
Halife Memun : Bu konuda asla ihtilaf yoktur, bilakis ittifak vardır. Fakat Ehl-i Beyt hakkında bundan daha açık bir ayet var mı?"
İmam Rıza : Söyleyin bakalım "Yâ-sîn ve’l Kur’an'il Hakim, inneke le minel murselin, ala sıratin mustakim" ayetlerinin başında geçen "Yâ-sîn" kelimesinden kasdedilen kimdir?.
Ulema : "Yasin, Muhammed'dir ve bunda hiçbir şüphe yoktur."
İmam Rıza : Allah, bu konuda Muhammed ve Âl-i Muhammed'e öyle bir fazilet vermiştir ki, hiç kimse vasfının hakikatine erişemez. Çünkü Allah, Peygamberlerin dışında, başka hiç kimseye selam vermemiştir. Allah buyurmuştur ki: "Alemler içinde Nuh'a selam olsun" (129). "İbrahim'e selam olsun" (130). "Musa’ya ve Harun’a selam olsun" (131). Ama Allah "Nuh'un âl'ine selam olsun" veya "İbrahim’in âl'ine selam olsun." veyahut "Musa ve Harun'un âl'ine selam olsun." buyurmamıştır. Sadece Âl-i Yâsîn'e selam olsun. diye buyurmuştur. Yani Muhammed’in Ehl-i Beyt’ine.
Memun: "Andolsun ki, bu nükte ve bu izah ve beyan, ancak nübüvvet madeninde olabilir." 8. Ayet :
"Bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiğiniz şeylerin beşte biri muhakkak Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarınındır..." (132). Allah, kendine ve Peygamber’ine bir pay ayırdığı gibi yakınlara da bir pay ayırdı. İşte bu, Âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki farktır. Çünkü Allah, Âl'i (Ehl-i Beyt'i) bir mevkide karar kılmış, diğer insanları da ondan aşağıdaki bir mevkide. Kendisi için beğendiğini onlar için de beğenmiştir ve bu konuda onları seçkin kılmıştır. Kendisi ve onlar için beğendiği her fey, ganimet ve diğer şeylerde ilk önce kendisini, sonra Peygamber’i, daha sonra da Peygamber’in yakınlarını zikretmiştir. Nitekim (Humus ayetinde) şöyle buyurmuştur: "Bilin ki, ganimet olarak elde ettiğiniz şeylerin beşte biri mutlaka Allah'ın, Peygamber'in ve yakınlarınındır..." İşte bu ayet Allah'ın natık kitabında kıyamete kadar onlar için açık bir te'kid ve daimi bir emirdir. Öyle bir kitaptır ki , "Batıl, ona önünden de ardından da yaklaşamaz. (Çünkü O) Hüküm ve hikmet sahibi olan ve çok övülen (Allah) tarafından indirilmiştir" (133). Ama ayetin ardında zikredilen yetim ve yoksullara gelince; (onların durumları yakınlardan farklıdır, çünkü) yetim baliğ olduğunda humus sahipleri sırasından çıkar ve onun için bir pay olmaz. Yoksul da zengin olduğunda ganimetlerden onun için bir pay olmaz; ganimeti almak da onun için caiz değildir. Ama yakınların payı kıyamete kadar, ister zengin olsunlar, ister fakir, onlar için sabittir. Çünkü Allah ve Resulü'nden daha zengin hiçbir kimse yoktur, bununla birlikte kendisi ve Resulü için ganimetten bir pay ayırmıştır. Kendisine ve Resulü'ne beğendiği şeyi yakınları için de beğenmiştir. Böylece savaş yapılmadan elde edilen mal hakkında da kendisi ve Resulü için istediği şeyi yakınları için de istemiştir. Ganimette olduğu gibi ilk olarak kendi hakkını, sonra Peygamber’in hakkını ve daha sonra da Resulullahın yakınlarının hakkını zikrederek onları Allah ve Resulu'nün ismiyle birlikte ve onların peşinden zikretmiştir.
İtaat konusunda da durum aynıdır. Allah buyurmuştur ki: "Ey iman edenler, Allaha itaat edin, Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahibine (Ulü-lemr) itaat edin." (134). Burada da yine ilk önce kendisini, sonra Peygamber’i ve daha sonra da Ehl-i Beyt'i zikretmiştir. Velayet ayetinde de Allah şöyle buyurmuştur: "Sizin veliniz, (ve yetki sahibiniz) ancak Allah'tır, O'nun Resulüdür ve inananlardır..." (135) Yani Emir-ül Mü’minin Ali’dir. Allah ganimet ve fey'de, kendi payını ve Peygamber’in payını onların payıyla birlikte ve beraber zikrettiği gibi onların velayetini (yöneticilik hakkını) ve Peygamber’e itaati kendisine itaatle birlikte zikretmiştir. Allah'ın, Ehl-i Beyt'e olan bu nimeti ne kadar da büyüktür. Ama sadaka meselesi geldiğinde; (Allah) kendisini, Resulü'nü ve Resul'ünün Ehl-i Beyti'ni ondan münezzeh kıldı ve şöyle buyurdu: "Sadakalar, Allah’tan bir farz olarak yalnızca fakirler, düşkünler, (zekât) işinde görevli olanlar, kalpleri (İslam'a) ısındırılacaklar, köleler, borçlular, Allah yolunda (olanlar) ve yolda kalmışlar içindir’’ (136). Bunların arasında Allah, kendisi, Resul'ü ve yakınları için bir pay tayin ettiğini bulabilir misiniz? Münezzeh kılma sırası geldiğinde, kendisini, Resul'ünü ve Resul'ünün Ehl-i Beyt'ini ondan münezzeh kıldı. Münezzeh kılmakla yetinmeyip sadakayı onlara haram kıldı. Çünkü sadaka Muhammed ve Ehl-i Beyt’ine haramdır. Sadaka insanların malının kiri olduğu için onlara helal değildir. Çünkü onlar her çeşit kirden münezzeh kılınmışlardır. Allah onları her çeşit kirden münezzeh kılıp seçtiğinde kendisine beğendiği şeyi onlar için de beğenmiştir; kendisine beğenmediği şeyi onlar için de beğenmemiştir. 9. Ayet : Biz zikir ehliyiz; öyle zikir ehli ki Allah Teâla, kitabında (onların hakkında) şöyle buyurmuştur: "Eğer bilmiyorsanız zikir ehlinden sorun "(137).
Ulema : Allah bu ayetten Yahudi ve Hıristiyan alimlerini kasdetmiştir.
İmam Rıza : "Böyle bir şey mümkün mü? O zaman bizi kendi dinlerine çağırırlar ve "bizim dinimiz İslam dininden daha üstündür" derler."
Halife Memun: "Ya Ebul Hasan, bunların sözünün reddinde bir izah ve beyanın (delilin) var mıdır?"
İmam Rıza : "Evet, zikir Resulullah'tır, biz ise zikrin ehliyiz. Talak suresinin şu ayetiyle bu konu açıklığa kavuşmuştur: "Ey inanan akıl sahipleri, Allah’tan korkup sakının. Doğrusu Allah, O’nun apaçık ayetlerini size okuyacak bir resul, bir zikir indirmiştir " (138). Bu ayetteki zikir Resulullah'tır, biz ise onun ehliyiz. 10. Ayet : Bu ayet Tahrim ayetidir: "Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz... size haram kılındı" (139). Söyleyin, Eğer Resulullah hayatta olsaydı benim kızım veya oğlumun kızı veyahut soyumdan gelen kızlarla evlenmesi doğru olur muydu?"
Ulema: "Hayır, olmazdı."
İmam Rıza : "Sizin kızlarınızla nasıl; evlenebilir miydi?
Ulema: "Evet evlenebilirdi."
İmam Rıza : "Öyleyse bu, bizim O’nun Ehl-i Beyt'i olduğumuza bir delildir, sizin değil. Eğer O’nun Ehl-i Beyt’inden olsaydınız, bizim kızlarımızın O’na haram olduğu gibi sizin de kızlarınız O’na haram olurdu. Demek ki biz onun Ehl-i Beyt’indeniz, siz ise onun ümmetindensiniz. İşte âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki fark budur. Âl (Ehl-i Beyt) Peygamber'in kendisindendir, fakat ümmet böyle değildir. 11. Ayet : Mü’min suresindeki şu ayettir: "Firavun âl'inden (ailesinden) imanını gizlemekte olan mü’min bir adam dedi ki: Siz, benim Rabbim Allah'tır, diyen bir adamı öldürüyor musunuz? Oysa o, size Rabbinizden apaçık belgelerle gelmiş bulunmaktadır..." (140). Bu adam Firavun'un dayısı oğluydu. Allah onu, nesebinden dolayı Fıravun’a nisbet etmiştir, dininden dolayı değil. Böylece biz de doğum yönünden Peygamber’in Ehl-i Beyt’i olduğumuz için O’na mahsus kılınmışız, din yönünden ise bütün insanlar gibi sayılmışız. Bu da âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki diğer bir farktır. 12. Ayet : "Ehline zikri emret ve kendin de ona karşı sabırlı ol" (141). Allah bizi bu özellikle üstün kılmıştır. Çünkü bizi de onunla beraber zikire emretmiştir. Sadece bizi bu özellikle üstün kılmıştır, ümmeti değil. Resulullah bu ayet nazil olduktan sonra 9 ay boyunca her gün zikir vakitlerinde Ali ve Fatıma’ın kapısına gelip şöyle buyuruyordu: "Zikire! Allah size rahmet etsin." Allah, Peygamber’in bütün ailesi içerisinde bize yaptığı bu bağışı, peygamberlerin evlatlarından hiçbiri hakkında yapmamıştır. Bu da âl (Ehl-i Beyt) ve ümmet arasındaki diğer bir farktır.
Hamd Alemlerin Rabb'i olan Allah'a mahsustur ve Allah'ın salatı Peygamberi Muhammed'e olsun.
Adnbaran
07-10-2006, 11:45 PM
9. İMAM Hz. MUHAMMED TAKİ
İmam Cevad ve İbni Rıza lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Taki, İmam Hulki Ali Rıza’nın oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 9. İmam oldu. Annesinin adı Ümmü Velat’dır. Muhtemelen 11 Nisan 811 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. İmam Taki de diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 25 Kasım 835 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Mu'tasım'ın tarafından, eski Halife Memun'un kızı olan hanımı Ümm-ü Fazl aracılığı ile zehirlenerek (142) şehit edildi. İmam Taki, 12 İmamlar içinde, iktidarı ellerine geçiren Halifelerin tahriki ile hanımları aracılığı ile zehirletilerek şehit edilen 2. İmam’dır (143). Kabri Irak / Kazimeyn’de, Dedesi İmam Musa-i Kazim’ın yanıbaşında Kureyş mezarlığındadır.
İmam Muhammed Taki’den güzel sözler :
İlim bir hazine, susmak ve sormak ise onun anahtarıdır.
Halk, başındaki insanların düzelmesi ile düzelir.
Söven, sövülür, kızan belaya çatar.
Fırsatlar bir ganimettir.
Allah, Peygamberlerden birine vahyetti: "Dünyadan el çekmen (zahid olman), sana peşin bir rahatlık kazandırır. Her şeyden kopup bana yönelmen, seni bana aziz kılar. (Sonuçta bunların hepsi kendin içindir.) Ama benim için düşmanımla düşman veya dostumla dost oldun mu?
Bizim (Ehli Beyt’in) hem canımız ve hem de malımız Allah'ın, tatlı bağışlarından ve emanet edilen ödünçlerindendir. Dilediği şeyden, bizi memnunluk ve hoşnutlukla faydalandırır. Dilediği şeyi de, ecir ve sevap karşısında bizden alır. Kimin sabırsızlığı, sabrına galip gelirse, ecri yok olur. Biz bu durumdan Allah'a sığınırız.
Kim bir işe şahit olur da onu sevmezse o işte bulunmayan kimse gibi olur. Kim de bir işte bulunmayıp da o işe razı olursa, o işte bulunan kimse gibi olur.
Kim bir konuşanı dinlerse, ona tapmış gibi olur. Konuşan Allah’tan konuşursa, dinleyen Allah'a tapmış olur; konuşan Şeytan'ın dilinden konuşursa, dinleyen Şeytan'a tapmış gibi olur.
İmam Taki’ye ’’Samed"in manası nedir?” diye sordum. İmam: "Samed boşluğu olmayandır."dedi İmam’a "Samedden maksat içi olmayandır diyorlar." dedim. İmam: "İçi olan her şeyin boşluğu da vardır." diye buyurdular. (Aktaran : Davud ibni Kasım)
Bir işi sağlamlaşmadan önce açıklamak, o işin bozulmasına sebep olabilir.
Mü’min, Allah’tan olan bir başarıya, nefsinden olan bir öğütçüye ve nasihatçının da nasihatını kabul etmeye muhtaçtır.
Tövbeyi geciktirmek, aldanmaktır. Vazifeleri hep sonraya ertelemek ise şaşkınlıktır. (Günah işlemek amacıyla) Allah'a karşı bahane aramak, helak olmaya sebep olur. Günah işlemekte ısrar etmek, kendini Allah'ın tuzağından güvende bilmenin sonucudur. (Oysa) “...Allah'ın tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan topluluktan başkası güvende olmaz." (144)
Bu dünyada biz doslarımızla bir birimizden ayrıyız. Ama (ahirette) kimin fikri ve inancı, arkadaşının fikir ve inancının aynısı olursa, nerede olursa olsun o da onunla birlikte olur. Asıl yerleşme yurdu, ahiret yurdudur.”
Kulların şükrü kesilmezse, Allahın bol bağış ve ihsanda bulunması kesilmez.
İmam Muhammed Taki’ye sordular. ’’ Zina yapan bir kişinin zina yaptığı kadınla evlenmesi hakkında ne dersin; bu helal mıdır?" İmam cevap verdi. "Kendisinden veya başkasından hamile olup olmadığı anlaşılana kadar sabretmelidir. Çünkü, onun kendisiyle ilişkide bulunduğu gibi başkasıyla da ilişkide bulunması mümkündür. Hamile olmadığı anlaşıldıktan sonra isterse onunla evlenebilir. Bu kadın, bir kişinin, ilk önce hurmasını haram olarak yediği ve daha sonra da onu satın alarak hurmasını helal olarak yediği bir hurma ağacına benzer."
Adamın biri: "Bana nasihat edin." deyince İmam Taki,: "Kabul eder misin? diye sordu. O adam: "Evet, kabul ederim." dedi. Bunun üzerine İmam : "Sabrı kendine yastık et, fakirlikten çekinme, şehvetleri (lezzetleri) terket, heva ve hevese muhalefet et ve bil ki, Allah'ın gözünden uzaklaşamazsınız. Öyleyse nasıl bir halde olacağına dikkat et.”
Adnbaran
07-10-2006, 11:46 PM
10. İMAM Hz. ALİ- EL NAKİ
İmam Hadi lakabıyla da tanınan İmam Ali - El Naki, İmam Muhammed Taki’nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 10. İmam oldu. Annesinin adı Semmane’dir. Muhtemelen 27 Ekim 827 veya 16 Eylül 829 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. İmam Naki de diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 28 Haziran 868 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Mutazz tarafından zehirlenerek (145) şehit edildi. Kabri Irak / Samara kentindedir.
İmam Naki, yaşamı içerisinde Abbasi Halifelerinden 7 tanesini (Me'mun, Mu'tasım, el- Vasık, Mütevekkil, Muntasir, Mustain ve Mu'tazz) gördü.
Abbasi Halifelerinden bilhassa Mütevekkil büyük bir Ehli Beyt düşmanıydı. Her fırsatta ve bazen de İmam Naki’nin yanında Ehli Beyt’e hakaret etmekten, Hz. Ali’ye küfür etmekten çekinmez ve bunda ısrarlı olurdu. Amacı İmamların halk üzerindeki saygınlığını azaltmak ve onlara gücünü göstererek sindirmekti. Hz. Ali’ye hakaret etmek için devlet toplantı ve eğlencelerinde Hz. Ali’yi alaya aldırır, taklitçileri aracılığı ile ona hakaret ettirir, kendisi de eğlenerek ve kahkaha atarak eşlik ederdi.
Onun emri ile Hicri 237 yılında (Miladi muhtemelen 856 yılında) Kerbela'da Hz. Hüseyin'in türbesinin kubbesi ve etrafta yapılan bir çok evleri yıkılarak yerle bir edildi. Hz. Hüseyin’in türbesine su bağlayarak türbeyi su altında bıraktırdı. Hz. Hüseyin’in Kerbela’da susuz şehit edilmesi alaya alınrak ‚’’İşte istediği suyu bağladık’’ biçiminde, Emevi icraatları onaylanmış oldu. Daha sonra Türbenin tüm izlerinin yok edilmesi için oranın tarım alanına çevrilmesi, arazinin sürülüp, oradaki tüm eserleri yok etmek için, ziraat yapılmasına emir verdi (146).
Daha sonra sırayla Halife olan Muntasır, Mustain ve Mu'tazz’da Ehli Beyt’e aynı zulümleri devam ettirdiler. Ehli Beyt dostlarının onlar ile bağı kestirilerek Ehli Beyt son derece perişan ve yoksul duruma sürüklettirildi. İmam Taki, Halife Mütevekkil'in ve diğer Halifelerin bu tür işkence ve eziyetlerine katlandı. Daha sonra Halife olan Mu'tazz tarafından zehirlenerek şehit edildi.
Bir gün Müttevekil, İmam Ali Naki’yi küçük düşürmek için emir verip sarayına çağırdı. Sarayda zevk alemine dalmış olan Müttevekil, İmam Naki’ye içki ikram etti. İmam bunu kabul etmedi. Son derece zalim olan Halife Mütevekkil’in emirlerini karşı o güne değin kimse reddetmemişti. Halife bunun üzerine hiddetlenerek ’’şiir oku’’ dedi. İmam Naki şiirde yetersiz olduğunu belirtti. Halife bağırarak okumasını emretti. Bunun üzerine İmam Naki tarihe geçen şu anlamda bir şiir okudu.
“İnsanlar korunmak için dağ tepelerine tırmandılar
Yiğit kişilerdi ama o tepeler sağlamadı onlara yenildiler
Yüceldiler sonra düşürüldüler çukurlara yerleştiler
Ne de kötü yerlerdi onların yerleştikleri yerler
Gömülüp gittiler sonra da bir feryat eden bağırdı artlarından
Nerede bilezikler, nerede taht-taç, nerede süsler-püsler?
Hani vaktiyle nazlarla, nimetlerle perdelenirdi o yüzler
Mezar, bu soruya açık seçik cevap veriyor ve diyor ki;
Şimdi o yüzlerde kurtlar oynaşmada
Kurtlara yem olmuş o yüzler
Nice zaman yediler, içtiler, geçindiler
Şimdi ise dünya onları yer içer
Nice zaman evlerde barındılar, oturup mutlandılar
Şimdi ise evlerden de ayrıldılar, ehilden ayalden de geçip gittiler
Bunca zaman hazineler yığdılar, mallar biriktirdiler
Derken mallarını mülklerini düşmanlarına dağıttılar, bittiler.
Evleri bomboş, içindekilerse mezarlarında yatıyorlar
Göçtüler göçtüler.”
Şiir okununca orada bulunanların bir kısmı şiirden etkilenip ağladılar.
Adnbaran
07-10-2006, 11:46 PM
11. İMAM Hz. HASAN-ÜL ASKERİ
İmam Askeri lakabıyla da tanınan İmam Hasan- ül Askeri, İmam Ali – el Naki’nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 11. İmam oldu. Annesinin adı Hunes’dir. Muhtemelen 27 Ekim 846 veya 2 Aralık 846 tarihinde Medine’de dünyaya geldi. İmam Askeri de diğer ataları gibi bilge bir İmam ve halk üzerinde ciddi bir etkisi olduğu için, 27 Eylül 873 veya 2 Ocak 874 tarihinde onu kendine bir tehlike gören Abbasi Halifesi Mütamid tarafından zehirlenerek (147) şehit edildi. Kabri babası İmam Naki’nin türbesinin yanında, Irak / Samara kentindedir.
İmam Askeri’nin İmamet döneminde uzunca süre Ehli Beyt bendeleri ile İmamın görüşmesi Abbasi Halifesi tarafından yasaklanmıştı. Sadece çok özel durumlarda görüşme olanakları vardı. Zaten Ehli Beyt’e bağlı olan önemli Alim ve şahsiyetler de ya göz hapsindeydiler, ya da çevreleri ile diyalogları yasaklanmıştı (148).
Ancak tüm bunlar bilginin ve sevginin diyaloğunu engeleyemiyordu. Çok geniş halk kitleleri tarafından tanınan ve sevilen İmamların varlığı, Hilafet makamını ciddi bir biçimde huzursuz ettiği için, diğer İmamlar gibi, İmam Askeri de aynı şekilde uğradığı zulümlerin ardından şehit edildi.
İmam Hasan Askeri’den güzel sözler.
1. Münakaşa etme; yoksa değerin yok olur. Şaka yapma; yoksa başkaları sana karşı cür’et kazanır (heybetin sarsılır).
2. Kim mecliste makamından aşağı bir yerde oturmaya razı olursa, yerinden kalkıncaya kadar Allah ve meleleri ona salat ederler.
3. Affedilmeyecek günahlardan biri de, kişinin “Keşke, sadece bu günahımdan sorguya çekilsem” (yani, bu günah önemli değil) demesidir. Daha sonra şöyle buyurdular: İnsanlar arasında şirk, karıncanın karanlık gecede siyah bir deri üzerindeki ayak izinden daha gizlidir.
4. Bismillahirrahmanirrahim, Allah’ın ism-i a’zam’ına, gözün siyahının beyazına olan yakınlığından daha yakındır.
5. İyilerin, iyileri sevmesi, iyiler için sevaptır. Kötülerin, iyileri sevmesi ise, iyiler için bir üstünlüktür. Kötülerin iyilere düşmanlığı, iyiler için bir ziynettir. İyilerin kötülere düşmanlığı ise, kötüler için bir aşağılanmadır.
6. Yanından geçtiğin herkese selam vermen ve mecliste makamından aşağıda oturman tevazudandır.
7. Musibetlerden biri de, gördüğü iyiliği gizleyen ve kötülüğü açığa vuran komşudur.
8. İbadet, çok oruç tutmak ve çok zikir etmek değildir; ibadet, Allah’ın yarattıklarının hikmetini çok düşünmektir.
9. İki yüzlü ve iki dilli olan kul ne de kötü kuldur; yüzüne karşı kardeşini över, arkasında ise dedikodu eder. Kardeşine bir nimet ulaşırsa onu kıskanır, bir belaya uğrarsa onu yalnız bırakır.
10. Öfke, her kötülüğün anahtarıdır.
11. En huzursuz insanlar, kin güden kimselerdir.
12. İnsanların en takvalısı, şüpheli olan işlere teşebbüs etmeyen kimsedir. İnsanların en abidi, farzları eda eden kimsedir. İnsanların en zahidi, haramları terkeden kimsedir. İnsanların en çok çaba göstereni, günahları terkeden kimsedir.
13. Şüphesiz, siz kısalan bir süre ve sayılı günler içerisinde yer almışsınız; ölümse ansızın gelir. Hayır eken, saadet biçer. Kötülük eken de pişmanlık biçer. Her ekici, ektiğine ulaşır. Ağır davranan, nasibinden mahrum kalmadığı gibi, haris de nasibinden fazlasını elde edemez. Kime hayır verilirse, o hayrı Allah bağışlamıştır. Kim de şerden korunursa onu da Allah korumuştur.
14. Mü’min mümine bereket, kafire ise hüccettir.
15. Ahmağın kalbi ağzındadır; hikmet sahibi olan kimsenin ağzıysa kalbindedir.
16. Garantilenmiş rızık, seni farz bir işten alıkoymasın.
17. Abdestli olduğunda haddini aşan, abdestini bozan kimse gibidir.
18. Hakkı terkeden her güçlü, zelil olur; hakka sarılan her zelil de, izzet kazanır.
19. Cahil ile dost olan ıstırap çeker.
20. İki hasletten üstün bir şey yoktur: Allah’a iman etmek ve kardeşlere faydalı olmak.
21. Evladın küçüklükte babaya karşı saygısızlığı, büyüdüğünde ona karşı gelmesine sebep olur.
22. Mahzun bir şahsın yanında, sevinçli olduğunu göstermek edepsizlik sayılır.
23. Hayattan daha iyisi, kaybettiğinde hayata nefret ettiğin şeydir. Ölümden daha kötüsü ise, başına geldiğinde ölümü arzuladığın şeydir.
24. Cahile nefsinin isteklerine karşı durmasını sağlamak ve bir şeye alışkan olanı alışkanlığından vazgeçirmek, mucize gibi bir iştir.
25. Tevazu, kıskanılmayan bir nimettir.
26. Bir kimseyi zahmete sokacak bir şeyle ona ikramda bulunma.
27. Kardeşine gizlide öğüt veren onu süslemiş, halkın önünde öğüt veren de onu kötülemiştir.
28. Allah’ın nimetiyle kuşatılmayan hiç bir bela yoktur.
29. Müminin, kendisini alçaltacak şeye ilgi göstermesi ne de kötüdür.
30. Tevfik veren Allah’tır, O bize yeterlidir ve O, ne güzel sahiptir.
31. İmamet konusunda delil isteyen bir kişiye “ Kim nişane ve açık bir delil isterse, istediği şey ona verilir. Daha sonra nişane ve delil istediği İmamdan yüz çevirirse, ona iki kat azap edilir. Kim sabrederse Allah tarafından te’yid edilir. İnsanlar, gönderilen semavi kitapların yolunu seçmek üzere yaratılmışlardır. Allah’tan doğruluğu niyaz ediyoruz. Sonuç, ya Hakka teslim olmaktır veya helak olmaktır.”
32. Allah, akıllı kimseleri muhatap almaktadır. İnsanlar benim hakkımda birkaç gruba ayrılmışlardır. Bir grup kurtuluş yolu üzere olan gerçeği bulan, hakka sarılan, aslın dalına tutunan şek ve şüphe etmeyen, benden başka sığınılacak bir önder tanımayan kimselerdir. Bir diğer grup ise, Hakk ehlinden olmayan kimselerdir. Bunlar deniz yolcusu gibidirler ki, deniz dalgalandığında sarsılır, sakinleştiğinde de sakinleşirler. Diğer bir grup da, Şeytan’ın kendilerine galip olduğu kimselerdir. Bunların işleri de kıskançlıklarından dolayı hak ehline itiraz edip karşı çıkmaktır. Öyleyse sen sağa-sola yönelen kimseyi terket. Çünkü çoban koyunlarını toplamak istediğinde onları az bir çabayla toplar. Sakın sırları (149) ifşa etme ve riyaset talep etme. Bunlar insanı helak olmaya götüren hasletlerdir.”
33. Sizlere Allah’tan korkmayı, dininiz hususunda şüpheli şeylerden kaçınmayı, Allah için çaba göstermeyi, doğru konuşmayı, size güvenip yanınızda emanet bırakan kimseye ister iyi olsun, ister kötü emanetini iade etmeyi, secdeleri uzatmayı ve iyi komşuluk (150) yapmayı tavsiye ediyorum; işte Muhammed bunlarla gönderilmiştir. Onların, (hangi inançtan olurlarsa olsunlar ) (150) cenaze merasimlerine katılın, hastalarını ziyaret edin, (komşuluk) haklarını ödeyin.
34. Sizden biri, dininde vera’lı, doğru konuşan, emaneti sahibine veren ve halka karşı güzel ahlaklı olduğunda “. Bu ise bizi hoşnut eder. Allah’tan korkun, bizlere süs olun, utanç vesilesi olmayın. Muhabbetleri bize doğru çekin; her çeşit kötülüğü bizden uzaklaştırın. Çünkü biz, hakkımızda söylenen her iyiliğin ehliyiz ve hakkımızda söylenen her kötülükten uzağız. Allah’ın kitabında, bizim hakkımız, Hz. Resulullah’a yakınlığımız ve Allah tarafından da tertemiz (masum) kılındığımız açıklanmıştır. Bizden başka, hak olarak hiç kimse bu makamı iddia edemez.
35. Allah’ı ve ölümü çok anın. Kuran’a inanın ve ona uyun. Peygambere salavat getirin. Çünkü Peygamber’e salavat getirmenin on sevabı vardır. Size yaptığım tavsiyeleri unutmayın. Selamımı size ileterek sizi Allah’a emanet ediyorum.
Adnbaran
07-10-2006, 11:47 PM
12. İMAM Hz. MUHAMMED MEHDİ
İmam Mehdi, Kâim, Hüccet, Bakıyyetullah ve Sahibi Zaman, lakabıyla da tanınan İmam Muhammed Mehdi, İmam Hasan- ül Askeri’nin oğludur. Babasının şehit edilmesinden sonra onun vasiyeti ile 12. İmam oldu. Annesinin adı, Hz. İsa’nin havarisi Şum’un neslinden olan Rum Kayseri’nin oğlu Yuşa’nın kızı Saykal veya Susen adı ile de bilinen Nergis’dir. Başka bir kaynağa göre de annesi bir Cariyedir. Muhtemelen 30 Temmuz 869 tarihinde bir Cuma günü Irak / Samara’da dünyaya geldi. İmam Mehdi rivayetlere göre Samara’da bir mağaraya girerek sır oldu.
Rivayete göre İmam Mehdi’nin doğumu ile birlikte bir çok kerametler (mucizeler) gerçekleşir. Doğduğunda babası onu sol elinin üzerinde oturttu ve sağ eliyle de arkasından tutarak “Konuş” dedi. Bunun üzerine Hz. Mehdi konuşmaya başladı ve: (151) Allah birdir, Muhammed onun elçisidir. Allahın rahmeti onların üzerinde olsun’’ dedi. Sonra Hz. Ali ve diğer İmamlara salavat (152) getirdi. İktidarın İmamlara karşı düşmanlık niyetleri bilindiğinden İmam Mehdi’nin doğumu bir süre gizli tutuldu. Bunun nedeni Abbasi Halifelerin Ehli Beyt düşmanlığı o noktaya varmıştı ki, Hz. Hüseyin’in türbesi yıktırılmış ve türbe ziyaretini önlemek için o bölgeye giden yollarda karakollar oluşturmuş ve askerleri Hz. Hüseyn’in mezarını ziyaret eden birisini bulsalar hemen yakalıyor, öldürüyor veya ağır işkencelere tabi tutuyorlardı” (153). Ehl-i Beyt’e karşı olan baskı o dereceye varmıştı ki, tanınmış kimseler dahi zalim Abbasi yöneticilerinin korkusundan kızlarını Ehl-i Beyt soyundan gelen gençlere vermekten sakınıyorlardı.
Örneğin Hz. Ali’nin soyundan olan Muhammed bin Salih adlı kişi, İbrahim bin Müdebbir İsa bin Musa Cehrumi’nin kızıyla evlenmek istediğini ona bildirdiğinde İsa bu isteği reddederek şöyle dedi: “Allah’a yemin ediyorum ki senin soyunu tanımadığın için seni reddetmiyorum; çünkü bu soydan daha üstün bir soy tanımıyorum. Bu yüzden bu akrabalık herkes için bir iftihardır. Ama kendi can ve malım hususundan Mütevekkil ve oğlundan korkuyorum.” (154)
İmam Mehdi ile ilgili çok geniş kesimler çeşitli fikirler yürütürler. İmam Mehdi’nin kıyamet habercisi olduğunu yorumlayan ve buna inanan insanlar olduğu gibi, onun gelişi ile dünyanın yanlış siyasi politikalardan ve onların etkilerinden kurtulacağını, dünyaya hakk ve hukukun egemen olacağını, zalimin artık zulüm yapamayacağını, mazlumun ahının alınacağını, haksız yere artık kan dökülmeyeceğini, dünyanın bir nevi sömürüsüz ve sancısız bir yaşam yeri olacağını, dünyanın bir nevi güllük ve gülüstanlık haline dönüşeceğine inanırlar. Elbette herkes tüm yazdığımız ve kategorize ettiğimiz boyutta geniş bir açılım gözetmezler. Ancak buna benzer bir beklenti içerisinde olacağını da unutmamak gerekir. Gerçi, İmam Mehdi’yi kıyametin habercisi olarak algılayan ve ona inanan geniş bir kesim, kıyamet habercisi olarak Allah tarafından çeşitli görevler için yaratılmış 5 büyük melekten biri olan, düdüğü ile kıyameti başlatacak olan ‘’İsrafil’’ adlı meleğin aslında bu iş için görevlendirdiği konusunda bir ikircim de yaşarlar. Bu vesile ile üzerinde henüz tam bir bütünlük arz etmeyen bu konu hakkında daha fazla yorum ve açılım yapmanın uygun düşmediği kanaatindeyiz.
Aleviler ise bu konuda genellikle İmam Mehdi’yi kıyamet habercisi olmaktan ziyade, kurtuluş ve adalet habercisi olarak inanır ve algılarlar. 12 İmamlara bağlılık ve onu İslam inancının / öğretisinin bir parçası olarak görmeyen ve bu konuda Alevilerle aralarında ciddi bir fikir (inanç) farklılığı yaşıyan Sünni kesimi ise İmam Mehdi konusunda genellikle Aleviler gibi düşünürler. Sünni kesimin, diğer İmamları atlayıp sadece İmam Mehdi’nin gelişi konusunda Alevilerle örtüşen / uzlaşan inanç taşımaları olumlu görülmekle birlikte, İmam Mehdi’nin geldikten sonra oluşacağı dünya ve yaşam alanı konusunda, başka deyimle yeni oluşum alanı ve biçimi konusunda aralarında ciddi bir farklı beklenti olduğunu da eklememiz gerekir. Bir kısım Sünni insanın söz konusu Mehdi’nin kimliği konusunda da Alevilerin Mehdi’sini kast etmediklerini belirtmekte yarar var. Diğer bir deyimle Alevilerin Mehdi’si, Ehli Beyt soyundan gelen, 11. İmam olan Hasan – ül Askeri’nin oğlu olan ve Samara’da bir mağaraya girip SIR olan, gün ve saati geldiğinde tekrar gelecek olan 12. İmam, Muhammed Mehdi’dir. Aleviler bunun dışında bir Mehdi’yi tanımaz ve inanmazlar. Sünnilerin Mehdi’sinin ise, Sünni inanç alanının bekledikleri ve inandıkları Mehdi’yi tarif etme konusunda bu kadar net tanımla(ya)madıkları zaman zaman görülmektedir.
Anadolu’da yaşayan Hristiyanların, aynı beklenti konusunda Mehdi olarak Hristiyan inancına göre göğe çekilen Hz. İsa’yı tarif ettiklerini, buna isim olarak Mesih dediklerini, bir kısmın da Mehdi ve Mesih’in birlikte gelecekleri biçiminde inançları vardır. Elbette onların, gelecek olan Mesih veya Mehdi’den beklentilerinin de farklı olacağını eklemekte yarar var.
Alevilerin böyle inanmalarını gerektiren bir kaç Hadis ve alıntıya yer verelim.
· Ebu Nazre’den aktarılmıştır. ’’Cabir bin Abdullah’ın yanında oturuyorduk….. Resulullah buyurdu ……“Ümmetimin sonunda bir halife olacak, o malı saymadan serpercesine dağıtacaktır." (155)
· İbn-i Abbas’tan aktarılmıştır : Resulullah buyurdu: “Allah bu dini Ali ile başlattı. Ali katledilince, bozulacak ve onu Mehdi’den gayri hiç kimse doğrultamayacaktır.” (156)
· İbn-i Abbas’tan aktarılmıştır: Resulullah buyurdu. “Bir ümmet ki, ben onun başında, İsa onun sonunda ve Mehdi de onun ortasındadır, nasıl helâk olabilir?” (157)
· Abdullah bin Haris bin Cazi Zabidi’den aktarılmıştır : Resulullah buyurdu: “Doğudan bir grup insan çıkacak ve Mehdi için ortamı hazırlayacaklardır.” (158)
· İmam Sadık buyurdu ki: "Halk imamlarını yitirecek, ama o hac mevsiminde hazır olacak ve halkı görecek, halk ise onu görmeyecektir." (159)
· Esbağ bin Nebate’den akatarılmıştır. "Emir’ül-Müminin Ali’nin huzurlarına gittim, düşünceye daldığını ve parmaklarıyla yeri kazdığını görünce: "Sizi düşünceli görüyorum dedim, yere rağbetiniz mi var?" dedim. İmam: “Hayır vallahi, hiçbir zaman yere ve dünyaya rağbet göstermedim. Dünyaya benim soyumdan gelecek 11. evlâdım hakkında düşünüyorum. O Mehdi’dir, zulüm ve küfürle dolu olan yeryüzünü adaletle, eşitlikle dolduracak; onun bir gaybet dönemi olacaktır ki insanlar o dönemde şaşkınlık içinde olacaklar; kimileri bu dönemde sapar, kimileri de hidayet bulur.” dedi.(160)
· Resulullah buyurdu: “Mehdi benim soyumdandır; ismi benim ismim ve künyesi benim künyem, şekli benim şeklim, tavrı benim tavrımdır, halkı benim dinime teşvik ve Rabbimin kitabına davet eder. Ona itaat eden bana itaat etmiştir ve ona muhalefet eden bana muhalefet etmiştir, onun gaybetini inkâr eden beni inkâr etmiştir.” (161)
· Abdurrahman bin Selit’ten aktarılmıştır. ‚’İmam Hüseyin buyurdu ki: “12 hidayet imamı bizdendir; ilki Ali bin Ebu Talip’tir; sonuncusu ise 9. evlâdımdır. Hak üzere kıyam edecek olan odur. Yeryüzü öldükten sonra, Allah onun vasıtasıyla tekrar onu ihya edecektir ve müşrikler istemese de Allah hak dini diğer dinlere muzaffer kılacaktır. Onun gaybete çekildiği dönemde bazı kavimler mürtet olacak, bazıları ise dine bağlı kalacaktır; onlara eziyetler olacak ve onlara denilecek ki: ‘Eğer doğru söylüyorsanız, bu vaat ne zaman vuku bulacaktır?’ Biliniz ki, onun gaybetindeki eziyetlere ve tekziplere sabretmek, Resulullah ile beraber kılıçla cihad etmek gibidir.” (162)
· Salih bin Ukbe babasından, o da İmam Muhammed Bâkır’dan, o da babaları vasıtasıyla Resulullah’dan nakletmektedir: “Mehdi benim evlâtlarımdandır, onun gaybet dönemi olacaktır. Bu dönemde ümmetten birçoğu delâlete düşecektir. O, peygamberlerin nişaneleriyle gelecek, yeryüzü zulüm ve haksızlıkla dolduğu gibi onu adalet ve eşitlikle dolduracaktır.” (163)
· Hasan bin Halid’den aktarılmıştır, İmam Ali Rıza buyurdular: “Benim 4. evladım…. Allah onun vesilesiyle yeryüzünü bütün zulüm ve haksızlıklardan temizleyecektir. Halkın, doğumunda tereddüt ettiği gaybet sahibi odur. O, zuhur ettiğinde yeryüzü Rabbinin nuru ile aydınlanacak, halkın arasında adalet ölçüsünü kuracak, böylece hiç kimse başkasına zulmetmeyecek ve yeryüzü ona itaat edecektir……..’ Bu konuda Ayette şöyle geçer: ‘Eğer istersek onlara gökten bir ayet nazil ederiz de hepsinin boynu onun karşısında eğilir.’(164) ‘Yakın bir mekândan bir münadi, o gün nida eder ve onlar da o hak sesi duyarlar. İşte o gün huruç günüdür. Yani oğlum Kaim Mehdi’nin huruç günüdür.” (165)
Adnbaran
07-10-2006, 11:47 PM
İslam kaynaklarına göre İmam Mehdi :
1- “İmamlar 12 tanedir” diyen Hadis sayısı: 271.
2- “İmamların sayısı, İsrail Oğulları’nın nakîblerininin (başkanlarının) sayısı miktarıncadır” diyen Hadis sayısı: 40.
3- “On İki imamın ilki, Hz. Ali’dir” diyen Hadis sayısı: 133.
4- “On İki imamın ilki Hz. Ali, sonuncusu ise Mehdi’dir” diyen Hadis sayısı: 91.
5- “İmamlar 12 tanedir; onların sonuncusu Mehdi’dir” diyen Hadis sayısı: 94.
6- “İmamlar 12 tanedir; onlardan 9. İmam Hüseyin’in evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 139.
7- “İmamlar 12 tanedir; onlardan 9’u İmam Hüseyin’in evlâtlarındandır; 9. ise onların Kaimidir” diyen Hadis sayısı: 107.
8- On iki imamın isimlerini açıklayan Hadis sayısı: 50.
9- Mehdi’nin zuhurunu müjdeleyen Hadis sayısı: 657.
10- “Mehdi, Ehli Beyt’tendir; Mehdi’nin ismi, Resulullah’ın isminin ve künyesi de onun künyesinin aynısıdır” diyen Hadis sayısı: 389.
11- “Mehdi, insanlar arasında Resulullah’a en çok benzeyen kimsedir” diyen Hadis sayısı: 48.
12- Mehdi’nin yüz ve boyunu tarif eden Hadis sayısı: 21.
13- “Mehdi, Hz. Ali’nin evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 214.
14- “Mehdi, Hz. Fatıma’nın evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 192.
15- “Mehdi, Hz. Hüseyin’in evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 185.
16- “Mehdi, Hz. Hüseyin’in İmam olan 9 evlâdındandır” diyen Hadis sayısı: 160.
17- “Mehdi, Hz. Hüseyin’in 9. evlâdıdır” diyen Hadis sayısı: 148.
18- “Mehdi, Ali bin Hüseyin’in evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 185.
19- “Mehdi, İmam Muhammed Bâkır’ın evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 103.
20- “Mehdi, İmam Sadık’ın evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 103.
21- “Mehdi, İmam Sadık’ın 6. evlâdıdır” diyen Hadis sayısı: 99.
22- “Mehdi, İmam Musa bin Cafer’ın evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 101.
23- “Mehdi, İmam Musa bin Cafer ’ın 5. evlâdıdır” diyen Hadis sayısı: 98.
24- “Mehdi, İmam Ali bin Musa er-Rıza’nın evlâtlarından 4.südür” diyen Hadis sayısı: 95.
25- “Mehdi, İmam Muhammed Takî’nin evlâtlarından 3.südür” diyen Hadis sayısı: 90.
26- “Mehdi, İmam Ali Nakî’nin evlâtlarındandır” diyen Hadis sayısı: 90.
27- “Mehdi, Ebu Muhammed Hasan Askerî’nin oğludur” diyen Hadis sayısı. 146.
28- “Babasının ismi Hasan’dır” diyen Hadis sayısı: 147.
29- “Cariyelerin hanımefendisinin oğludur” diyen Hadis sayısı: 9.
30- “Mehdi, 12 imamın sonuncusudur” diyen Hadis sayısı: 136.
31- “Mehdi, yeryüzünü adaletle dolduracaktır” diyen Hadis sayısı: 123.
32- “Onun (Mehdi) iki gaybeti olacaktır” diyen Hadis sayısı: 10.
33- “Onun uzun bir gaybeti olacaktır.” diyen Hadis sayısı: 91.
34- Gaybetinin nedenini açıklayan Hadis sayısı: 7.
35- Gaybeti döneminde halkın ondan yararlanması hakkındaki Hadis sayısı: 7.
36- “Gerçekten o, (Mehdi ) uzun ömürlüdür.” diyen Hadis sayısı: 318.
37- “Görünümü gençtir” diyen Hadis sayısı: 8.
38- “Doğumu gizli olacaktır” diyen Hadis sayısı: 14.
39- “Onun üzerinde hiç kimsenin biatı olmayacaktır” diyen Hadis sayısı: 10.
40- “Allah’ın düşmanlarını öldürecek, yeryüzünü şirk vs.’den temizleyecektir” diyen Hadis sayısı: 19.
41- “O, Allah’ın emrini aşikâr edecek, İslâm’ı yeryüzünde yayacak ve dünyaya hâkim olacak...” diyen Hadis sayısı: 47.
42- “O, insanları Kur’an’a ve sünnete sevk edecektir” diyen Hadis sayısı: 15.
43- “O, Allah’ın düşmanlarından intikam alacaktır” diyen Hadis sayısı: 4.
44- “Peygamberlerden onda birtakım sünnetler vardır” diyen Hadis sayısı: 23.
45- “O, kılıçla kıyam edecektir” diyen Hadis sayısı: 7.
46- “Onun siyeri ile ilgili Hadis sayısı: 30.
47- Onun zühdü ile ilgili Hadis sayısı: 4.
48- Adaleti ve devletindeki emniyetin yaygınlığıyla ilgili Hadis sayısı: 7.
49- İlmi hakkındaki Hadis sayısı: 5.
50- Cömertlik ve bağışıyla ilgili Hadis sayısı: 13.
51- “Allah Tealâ, onun eliyle Peygamberlerin mucizesini aşikâr edecek ve onların mirasları onunla birliktedir” diyen Hadis sayısı: 5.
52- “Şiddetli bir imtihandan sonra zuhur edecektir” diyen Hadis sayısı: 24.
53- “İsa bin Meryem’a imamlık yapacaktır” diyen Hadis sayısı: 25.
54- Bayrağının sahibi ve onda yazılan yazı ile ilgili Hadis sayısı: 6.
55- Doğumu, tarihi ve annesinin durumu ile ilgili Hadis sayısı: 214.
56- Babasının hayatı dönemindeki mucizeleri ile ilgili Hadis sayısı: 9.
57- Babasının hayatı döneminde onu gören kimselerle ilgili rivayet sayısı: 19.
58- Gaybet-i Suğra (Küçük Gizlilik) döneminde onu görme şerefine erişen kimseler hakkındaki rivayet sayısı: 25.
59- Gaybet-i Suğra dönemindeki bazı mucizelerini anlatan rivayet sayısı: 27.
60- Gaybet-i Suğra döneminde, elçi ve naiplerinin hâletleri ile ilgili rivayet sayısı: 22.
61- Gaybet-i Kubra dönemindeki mucizeleri ile ilgili rivayet sayısı: 12.
62- Gagbet-i Kubra döneminde onu gören kimseler ile ilgili rivayet sayısı: 13.
63- Zuhurunun niteliğini anlatan rivayet sayısı: 12.
64- Onun zuhurundan önceki durum, fitne ve günahların çokluğu ile ilgili Hadis sayısı: 37.
65- Bazı zuhur alâmetleri ile ilgili hadis sayısı: 29.
66- Gökten onun ve babasının ismiyle duyulacak ses ile ilgili Hadis sayısı: 27.
67- Onun zuhurundan önceki zamanda fiyatların çok yüksek olması, hastalıkların çoğalması vb. şeylerle ilgi Hadis sayısı: 23.
68- Süfyanî’nin hurucu, ay tutulması vs. şeyler ile ilgili Hadis sayısı: 38.
69- Deccal’ın hurucu hakkındaki Hadis sayısı: 12.
70- Zuhur edeceği yıl, ay ve gün hususunda vakit belirlemenin caiz olmaması ile ilgili Hadis sayısı: 7.
71- Zuhur edeceği yer ile ilgili Hadis sayısı: 17.
72- Yeryüzünün doğu ve batısını fethetmesiyle ilgili Hadis sayısı: 12.
73- Bütün milletlerin İslâm üzere toplanmasıyla ilgili Hadis sayısı: 7.
74- Yerin servet ve madenlerini dışarı çıkarmasıyla ilgili Hadis sayısı: 10.
75- Gök ve yeryüzü bereketlerinin açığa çıkmasıyla ilgili Hadis sayısı: 12.
76- Üç yüz on üç kişinin onun yanında bulunmasıyla ilgili Hadis sayısı: 25.
77- Yeryüzünün adaletle dolmasıyla ilgili Hadis sayısı: 129.
78- Hz. İsa’nın yere inmesi ve Hz. Mehdi ile birlikte zikir yapması ile ilgili Hadis sayısı: 29.
79- Deccal’ı öldürmesiyle ilgili Hadis sayısı: 6.
80- Süfyanî ile savaşıp onu öldürmesiyle ilgili Hadis sayısı: 2.
81- Onun zamanında yeryüzünün bayındırlığıyla ilgili Hadis sayısı: 5.
82- Onun asrında işlerin kolaylaşması ve akılların kemale erişmesiyle ilgili Hadis sayısı: 7.
83- Ashabının faziletleriyle ilgili Hadis sayısı: 14.
84- Ashabının güç ve kuvvetleriyle ilgili Hadis sayısı: 5.
85- Zuhurundan sonra hilâfetinin süresiyle ilgili olan Hadis sayısı: 18.
86- Yiyeceği, içeceği ve giyimiyle ilgili Hadis sayısı: 4.
87- Halkı davet ettiği şeyler hakkındaki Hadis sayısı: 7.
88- Kaim’i inkâr etmenin haram olması hakkındaki Hadis sayısı: 9.
89- Fereci beklemenin faziletiyle ilgili Hadis sayısı: 23.
90- Mehdi’ye karşı takipçilerinin bazı görevleriyle ilgili Hadis sayısı: 54.
91- Onu idrak etme ve onu imam edinmekle ilgili Hadis sayısı: 10.
92- Gaybeti döneminde, ona inananların faziletleriyle ilgili Hadis sayısı: 23.
93- Ona salât ve selâm göndermenin niteliğiyle ilgili Hadis sayısı: 6
94- Ondan nakledilen bazı dualarla ilgili Hadis sayısı: 13.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.