PDA

: Alevilik Tarihçesi


Rojaazme
07-10-2006, 10:28 AM
Alevilik Tarihçesi




Aleviliğin kökeni genel olarak Hz. Muhammedin vefatı sonrasında yaşanan gelişmelere dayanmaktadır. Ancak Anadolu Aleviliği ele alınırken islamöncesi ve sonrası birçok farklı dinsel ve kültürel unsuru da gözden kaçırmamak gerekmektedir.Önce Aleviliğin doğuşuna yolaçan gelişmeleri görelim:

Hz. Muhammedin vefatı sonrasında ortaya çıkan kimin halife olacağı sorunu, Alevi-sünni meselesinin ilk tohumlarını atmıştır. Hz. Muhammed daha sağlığında birçok kez Hz. Alinin halefi olacağını vurgulamıştı. Hz. Muhammedin soyu, kızı Hz. Fatımayı eş olarak verdiği Hz. Aliden devam etmişti.Hz. Muhammed Mekkeye Hicret ettiği zaman da ailesine ve işlerine bakmak üzere Hz. Aliyi yerine bırakmıştı. Üstelik Peygamber Hz. Alinin katıldığı hemen hemen bütün savaşlarda onu komutan olarak atamıştır.

Bilindiği üzere Hz. Muhammed Veda Haccı dönüşünde (632) Gadîru Hum adlı yerde beraberindeki müslümanlarla konaklayarak bir konuşma yapmış ve bu konuşmasında kendisinden sonra amcasıoğlu ve damadı Hz. Alinin müslümanlara önder yani halife tayin olduğunu ifade etmişti. Orada aralarında İkinci Halife Ömerin de bulunduğu müslümanlar bundan dolayı Hz. Aliyi kutlamışlardı.

Ölmeden önce Hz. Muhammed Bana bir kalem ve kağıt getirin size bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa düşmeyesiniz demiş ancak bu isteği yerine getirilmemiş ve Peygamber vasiyetini yazamadan vefat etmişti. Daha sonra Hz. Ali ve diğer aile üyeleri Peygamberin defin işleriyle uğraşırken, Ebu Bekir ve Ömerin de aralarında bulunduğu ensar ve muhacirin ileri gelenleri iktidar kavgasına başlamışlardı bile. Bu iktidar mücadelesi Ebu Bekirin halife olması ile sonuçlanmış, daha sonra sırasıyle Ömer ve Osman halife olmuşlardır. Sonuç olarak bu üç kişinin halifelikleri, deyim yerindeyse Peygamberin Ehli Beytine rağmen gerçekleşmiş, bu nedenle yüzyıllardır tartışılagelmiştir. Hz. Ali ve Hz. Fatıma bu halifelikleri onaylamamakla birlikte, iktidar uğruna gerginlik yaratmaktan da kaçınmışlar, bu haksızlığı sineye çekmeyi uygun görmüşlerdir.

Alevi-Sünni meselesinin ilk çıkışı özetlemeğe çalıştığımız bu halifelik meselesine dayanır. Ehli Beytin başına gelenler ve bunlardan en önemlisi Kerbela Olayı ise Aleviliğin siyasal ve düşünsel bakımlardan daha da olgunlaşmasına ve Araplar dışındaki diğer uluslar arasında da yayılmasına neden olmuştur.Şimdi bu gelişmeleri görelim:

Rojaazme
07-10-2006, 10:29 AM
Osmanın halifelik dönemi (644-656), daha önce tohumları ekilmiş bulunan bölünmelerin, problemlerin su yüzüne çıktığı bir dönem olmuştur. Halife Osmanın yönetiminde akrabalarına, yani Emevi ailesine gösterdiği aşırı yakınlık ve valiliklere onları tayin etmesi ve diğer suistimaller ona karşı Irak, Mısır, Hicaz ve Suritede yoğun bir hoşnutsuzluk duyulmasına yolaçmıştır. Valileri halka kötü davranıyor olmalarına rağmen onları koruyucu bir tutum takınmış, sonuçta Mısır, Basra ve Kûfeden yola çıkan gruplar Halife Osmanın evini kuşatarak onu öldürmüşlerdir.(656)

Üçüncü Halife Osmanın öldürülmesi sonrası Hz. Ali halifeliği sahabenin ısrarları üzerine kabul etmiştir. Hz. Ali iç karışıklıkların çok yoğun olduğu bir dönemde ve bu karışıklıkları sonlandırmak amacıyla halifelik görevini kabul etmiştir. Daha önce Osmanın aleyhinde bulunmuş olan Hz. Muhammedin eşlerinden Ayşe, Talha ve Zübeyr, Hz. Alinin halife olması sonrasında onu Osmanın ölümünden sorumlu tutarak Cemel savaşına yolaçmışlardır. Cemel Savaşı Hz. Alinin galibiyetiyle sonuçlanmıştır. Hz. Ali bu olaydan sonra Şamda hüküm sürmekte olan ve kendisine biat etmeyi reddeden Şam Valisi Muaviye sorununun çözümüne girişti. Muaviye, Hz. Aliyi Osmanın ölümünden sorumlu tutuyor ve Şamda bunun propagandasını yapıyordu. Hz. Alinin uyarıları sonuçsuz kalınca Hz. Ali ve Muaviye Orduları arasında Sıffin Savaşı (657) başlamış oldu. Hz. Alinin ordusu savaşı kazanmak üzereyken, Muaviyenin yakın adamı Amr İbn-ül Asın, askerlerin mızraklarının ucuna Kuran sayfalarını bağlatarak Allahın kitabı sizinle bizim aramızda hakem olsun. diye bağırtması sonucu Hz. Alinin ordusu saldırıyı durdurdu. Bu şekilde Amrın hilesi işe yaramış ve iki taraftan hakemler seçilmiş, bir sonuca ulaşılamamıştır. Burada Hz. Alinin ordusundan ayrılan bir grup da Hariciler adını almışlardır. Böylece müslümanlar Hz. Ali yandaşları, Muaviye yandaşları ve Hariciler olmak üzere üçe bölünmüş oluyorlardı. Hz. Ali vefatından önce Haricilere yönelik askeri bir harekat düzenlemiş, önemli bir bölümünü yok etmişti. 24 Ocak 661de ise Hz. Ali, İbn Mülcem adlı bir harici tarafından uğradığı saldırı sonucunda şehid olmuştur.

Bu şekilde Emevi hükümdarı Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeye uğraşmış, Sıffin de Hz. Aliye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuş ve Hz. Alinin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Alinin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasana biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasanı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Aliye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezidin halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasanın zehirletilmesiyle Yezidin önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı

Rojaazme
07-10-2006, 10:30 AM
Yezid ilk iş olarak Medine Valisi ve akrabası Velide bir mektup yazarak, özellikle Hz. Hüseyinin muhakkak kendisine uymasının sağlanmasını, bunu reddederse öldürülmesini emrediyordu. Doğal olarak Hz. Hüseyinin Yezid gibi bir zalime itaat etmesi mümkün değildi. Hz. Hüseyin, Muhammed Hanefinin de tavsiyesiyle 4 Mayıs 680 gecesi, bütün aile fertlerini yanına alarak Mekkeye gitti. Ayrıca, Hz. Hüseyinin Yezide biat etmediğini ve Mekkeye gittiğini öğrenen Kûfeliler de Hz. Hüseyine elçiler göndererek Kûfeye davet ile kendisini halife olarak tanıyacaklarını bildirdiler. Bunun üzerine Hz. Hüseyin amcaoğlu Müslimi uygun bir ortam sağlamak için Kûfeye gönderdiyse de Müslim Yezidin adamlarınca yakalanarak idam edildi. Hz. Hüseyin Mekkeden Kûfeye doğru yola çıktığı sırada Müslim öldürülmüştü.

Hz. Hüseyin ve beraberindekiler Kerbelaya geldiklerinde hem susuz bırakılmış, hem de binlerce kişilik ordu tarafından sarılmış durumdaydılar. Yezidin Kûfe valisi Ubeydullah, Hz. Hüseyinin geri dönmek, Yezidle görüşmek veya islam sınırlarından birine gitmek isteklerinden hiçbirini kabul etmedi. Esasen onun görevi Yezidin emrini yerine getirmek, yani Hz. Hüseyini öldürmekti. Çünkü biliyordu ki Hz. Hüseyin yaşadığı sürece efendisi Yezide rahat yoktu. Sözde müslümanlardan oluşan koskoca bir ordu iktidar uğruna kendi dinlerini kuran Peygamberin torununu ve ailesini katletmeye kararlıydı.

Nihayet 10 Ekim 680 (Hicri 10 Muharrem 61) günü Hz. Hüseyin son hazırlıklarını yaptı ve Yezidin ordusuna yaklaşarak hitab etmek istediyse de, bu anlamlı konuşma Yezidin ordusunu pek etkilemedi. Çok dengesiz bir şekilde başlayan savaşta Hz. Hüseyinin 23 süvari ve 40 piyadeden oluşan savaşçıları öğleden sonraya gelindiğinde gittikçe azalmış bulunuyordu. Hz. Hüseyin de bu az sayıda insanla yaya olarak savaşıyordu. Sonunda Şimrin emriyle her yandan hücum edilerek Hz. Hüseyin şehid edildi.Sonra çadırlar yağma edildi, hasta olan İmam Zeynel Abidin de öldürülmek istendiyse de engellendi. Bu çirkin savaşın en küçük kurbanı ise daha altı aylık bir bebek olan Hz. Hüseyinin oğlu Ali Asgardı. Hz. Hüseyin tarafında şehid olanlar yetmiş iki kişi idi.

Kerbela olayı yüzyıllara damgasını vurmuş bir tarihsel olaydır. Bu olay o zamanki müslüman memleketleri halklarını o kadar etkiledi ki Emevi saltanatı kökünden sarsıldı. Kerbela Olayı İran ve Hicazda duyulunca halkta Emevilere karşı büyük bir kin oluştu ve isyan hareketleri başgösterdi. Yezidin Mekke ve Medineye saldırması ise bardağı taşıran son damla oldu. Özet olarak , camilerde Hz. Aliye küfür ettirilmesi, önce Hz Hasanın daha sonra da Hz. Hüseyin ve ailesinin ki Peygamberin soyu onlardan devam ediyordu, acımasızca öldürülmeleri, Emevi Hanedanına karşı muhalif bir düşünsel ve siyasal temeli olan bir harekete yolaçtı.

Rojaazme
04-12-2006, 05:21 AM
sıkılmak olmaz yüregim aleviliğimizin anlatımındaki bu her dizeler bizlerin geçmişdeki pirlerimizi dedelerimizi yolumuzun katlıyamların kısacası yaşadıklarımızın anlatımıdır......güzel çalışma ama çok uzun yazıldığından sıkabiliyor

Rojaazme
04-01-2007, 01:22 AM
Emevi hükümdarı Muaviye iktidara yönelik siyasal amaçlarını ne pahasına olursa olsun elde etmeye uğraşmış, Sıffin de Hz. Aliye yenileceğini anlayınca hileye başvurmuş ve Hz. Alinin vefatı ile Emevi saltanatını kurma amacına ulaşmıştır. Hz. Alinin vefatı sonrası Şam ve Mısır dışında bütün eyaletler Hz. Hasana biat etmişlerdi. Muaviye kendi iktidarı için tehlikeli saydığı Hz. Hasanı zehirletmekten de çekinmedi. Muaviye, Ehli Beyte ve Hz. Ali yandaşlarına her türlü eziyeti yaptırmış, camilerde Hz. Aliye lanet okutmuş ve kendisinden sonra oğlu Yezidin halife olmasını sağlamak yoluna gitmişti. Hz. Hasanın zehirletilmesiyle Yezidin önünde en büyük engel olarak Hz. Hüseyin bulunmaktaydı

devrimcihakan
14-01-2007, 12:24 AM
rojaazme!
gerçi yazında bir şekilde belirtmişşin!
ancak altı kalın çizgiyle belirtilmesi gereken konu şu:
Alevilik ve şiilik çok farklı şeyler!
dört halife döneminde ve sonrasında yaşanan olaylar savaşlar günümüz anadolu aleviliğini etkilemiştir. ama bu savaşların anadoludaki alevilerin ve tarihiyle doğrudan bir ilgisi yoktur....


Anadolu aleviliği kendisi gibi sunni iktidarlar tarafından ezilen şiilerle kurulan yakınlaşmalar sonucu, temelde eski inançlarını korumaya çalışan türklerin, zazaların, kürtlerin ortaya çıkardığı aşuredir...

bu aşurede eski şamanizm, zerdüştlik, budizm, ata dini, ocak dini, hristiyanlıuk ve anadolunun eski inançlarının etkisi büyüktür...

alevi olmak için şekilci olmaya gerek te yoktur....
çağdaş, demokrat, insan-doğa ve hayvan sevgisine sahip olmak yeterlidir...

alevi angel
14-01-2007, 12:45 AM
emeğine, yüreğine sağlık ROJAAZME :)... teşekkürler güzel bilgilerin için...

Rojaazme
21-01-2007, 08:44 AM
ALEVİLiĞİN TARİHÇESİ


Alevilik Nedir?



Alevilik, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah'a kul, Hz.Muhammed’e bağlı, Hz. Ali'ye talip, Hz. Hüseyin'in yolunu süren, Hacı Bektaş-ı Veli'nin "eline, , diline, beline sahip" olmayı ilke edinen, iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulan, tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, zâhiri bâtınla, Bâtıni zâhirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasını ulaşan, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.
Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran'a dayalı, Hz. Muhammed'in buyruklarına göre İslamı evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisinde bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.
Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaş-ı Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu'yu İslamlaştıran bir yorumudur.
Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir , aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumudur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır.
Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzün den Hakk'a bakan bir inançtır. Alevilik görünüş itibari ile Cafer-i Sadık mezhebidir. İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer.
Alevilik İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakk'ın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslamdır. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir.
“Alevi” Hz. Ali ailesinin adıdır. Hz. Ali’ye bağlı olan, o’nu seven Hz. Ali’nin yolundan giden, Hz. Ali’nin taraflarına Alevi denilir. Ali’yi sevenlerdir. Aleviliğin tanımlanmasını 941-942 yılında Ebu Dülaf yapmıştır. Alevilerin Ali sevgisi, taraftarı içinde Ehl-i Beyt sevgisiyle Ali’yi ve ev halkıyla sevenler taraftarı olanlar, izinde gidenlere Alevi denir.

Rojaazme
21-01-2007, 08:45 AM
Hz. Muhammed Dönemi (571-632)

Hz. Muhammed’in Gadir Hum’da, Hz. Ali’yi vasi tayin etmesi, Hz. Muhammed’in hastalığı şiddetlendiğinde de yanındakilere, bana bir kalem, kağıt getirin bir vasiyet yazdırayım ki, benden sonra ihtilafa, sapıklığa düşmeyiniz demiştir. Bir kısmı bu son emrin yerine getirilmesini savunurken, Halife Ömer başta olmak üzere, Hz. Muhammed’in bu sözleri hastalığın tesiriyle söylemiş olabileceğini, esasen kendilerine Allah’ın kitabı ve peygamber’in sünnetini yeteceğini söylüyordu. Bu hilaf ve kargaşalar üzerine Hz. Muhammed, odakilerden çıkmalarını istedi ve daha sonra da Hakka yürüdü. Böylece vasiyetname de yazılmadı. Hz. Muhammed’in Hakka yürümesinden sonra, halifelik sorunu sahabe arasında ihtilaflara sebep olmuştu. Ebubekir’in halife oluşu, Hz. Ali’nin intisab (kabul) etmeyişi gerginliğe yol açmıştı. Sonra Hz. Fatma’nın çabalarıyla Hz. Ali, Ebubekir’in halifeliğini kabul edince ölümünden sonra ortalık sakinleşir gibi olmuştu, fakat derin izler bırakmıştır. Aynı ayak oyunlarıyla, Ömer, Osman halife olurlar. Daha sonraki dönemdeki Muaviye ile Hz. Ali çekişmesi, Muaviye’nin Hz. Ali’nin halifeliğini tanımaması (656-661), Sıffın Savaşı’nın(657) başlaması ve 70 bin kişinin öldürülmesi Müslümanlar arasında derin şok etkisi yaratır.
Ehl-i Beyt taraftarları arasında Hz. Ali’nin ve Ehl-i Beyit’in hakkının gasb edildiği düşüncesi pekişti ve günümüze kadar da devam etti. Ensar’ın düzenlediği Sakife toplantısında, imametle ilgili iddialar, Hz. Ali’yi dışlayan Halife, Ebu Bekir, Ömer ve Osman daha sonra da Muaviye ve Yezit dönemlerinde giderek bu ayrılıklar artmıştır.

Hz. Ali, Emevi ve Abbasiler Dönemi (656-661)

Emeviler döneminde (661-750) Ehl-i Beyt ve taraftarları büyük zulümlere uğradı. Kerbelâ bunun en şiddetlendiği döneme işaret eder (680) .
( Ehl-i Beyt taraftarları Horasan Deyleman tarafına sürgün edilir. Özbekistan , Semerkand Horasan Deyleman’da Ehli-Beyt’in kabirleri bulunmaktadır).
Sıffın Savaşından başlayan Yezid’le devam eden Kerbela gibi olaylar Hz Ali yanlılarını ve Hz. Ali soyundan olanlar ağır baskı ve zulümlere maruz kaldılar. Bu baskılara dayanamayan Hz. Ali taraftarları Kuzey’e doğru yönelerek Horasan, Deyleman, İran, Pakistan,Türkmenistan, Kazakistan, Azerbaycan gibi bölgelere sığındılar.
Halife Ömer devrinde Ahnaf komutasındaki Arap ordusu Horasan (Khurasan) yöresini aldı. Sasani Şahı III.Yezdigirt’i yenilgiye uğratmasıyla, Sasani Devleti sona erdi (642)
Halife Osman zamanında Araplar,Maveraünnehir’de Türgişler ve Kafkaslarda ki Hazarlarla savaş yapıldı.. Muaviye ve Yezid zamanında da Horasan ve Türk bölgelerine bir dizi seferler düzenlendi. Yezit, Gürcan’da 40 bin Türk’ü öldürdü. VII. yüzyılda Horasan, Harizm ve Semerkant bölgelerinde bir dizi direniş hareketleri oldu. Kuteybe bin Müslim,Buhara ve Semerkat gibi Türk şehirlerini ve bölge halklarına ait bir çok şehir ele geçirildi.. Al Bahil, Haccac bin Yusuf, Yezid bin Muhalleb Ubeydullah b.Ziyad, Osman’ın oğlu Said, Yezit’in vasisi Selim b Ziyad gibi komutanlar yörede Türklere ve Ehl-i Beyt taraftarlarına karşı katliamlar gerçekleştirdi.Emeviler’in Türk bölgelerine,Deylem ve Horasan’daki halklara karşı davranışları oldukça sert olmuştu. Bu dönemde Türklerle Araplar arasında mücadeleler artmıştır.Araplar. kitleler üzerinde kılıç gücüyle hakim olmak istemişlerdi. 721 yılında Türkgiş Hükümdarı Su-Lu–Han Arap orduları ile mücadeleye girdi ve Arap ordularını Maveraünnehir’den atmıştır.Su- Lu- Han’ın öldürülmesinden sonra bölge tamamen Emeviler’İn denetimine geçmişti.Emeviler,Deyleman ve Horasan bölgelerini eğemenliği altına aldılar.
Emeviler döneminde halifelik saltanat haline dönüştü. Emevi, Arap ırkçılığı öne çıkarıldı.. Hz. Ali soyu ve taraftarları sürekli izlenir ve yok edilmeye çalışıldı. Ömer b.Abdülaziz’e kadar olan Emevi halifeleri Hz.Ali’ye-Ehlibeyt’e cami minberlerinde söverlerdi.Bu halife dine ve ahlaka sığmayan bu geleneği yasakladı.Ancak halifeliğin kendi soylarından çıkacağını düşünen Emevilerce Ömer b.Abdülaziz zehirletilerek öldürülür.Emeviler,.Ehl-i Beyt yönetimini kendilerine alternatif gördüklerinden dolayı çoğunu çeşitli entrikalarla ortadan kaldırdılar Katliamlardan kurtulan Hz. Ali taraftarları kuzey bölgelerine sığındılar.İslam dünyasında 90 yıl egemen olan Emeviler ırkçı politika gütmeleri ve Ehl-i Beyt haklarını gasp edilmeleri üzerine, Horasanlı Ebu Müslim, Emevi zulmüne karşı Horasan’ın Merv civarındaki Sefideç köyünde başlattığı ayaklanmaya,Türk, Acem, Arap, Kürt ve Deylem gibi bölge halkların katıllmından oluşan Ehl-i Beyt taraftarları, Emevi iktidarına son verdiler. (750

Rojaazme
21-01-2007, 08:46 AM
Emeviler ortadan kaldırılınca Abbasilerin başına geçen Ebul Abbas Abdullah,H.z Muhammed’in soyundan geldiğini,Abbasilerin zira dedesi Abbasinin,onun amcası olduğunu açıklayarak,Horasanlı Ebu Müslim’in desteğiyle halife olduğunu ilan etti.Artık yönetim Abbasi soyunun eline geçmişti.Ebul Abbas Abdullah, Ehl-i Beyt’e mensup 21 kişiyi hemen öldürttü. Abbasiler de Emeviler gibi Ehl-i Beyt katliamına giriştiler. Ehl-i Beyt taraftarları, Deyleman ve Horasan bölgesine sürgün edildiler. Abbasilerin de Ehl-i Beyt’e karşı tavırları değişmez. Abbasiler de Ehl-i Beyt’e karşı Emevileri aratmayacak şekilde baskı ve zulüm uyguladılar. Abbasiler Ebu Müslim’in etkisinden kurtulmak için de Ebu Müslim’i hile ile ortadan kaldırdılar. (754)
Abbasilerin halifelerinden Ebu Cafer Mansur, Hz.Ali soyunu iktidarı alternatif gördüğünden için, Ehl-i Beyt taraftarlarını baskı altında tutar ve bir kısmı da kuzey bölgelerine sürgün eder. Abbasilerin en güçlü dönemi Harun Reşit ve çocukları Emin, Memun ve Mutasım zamanlarıdır. Harun Reşit yetmiş bin Ehl-i Beyt taraftarını öldürttüğü gibi, İmam Musa El Kazımı zehirleterek şehit etti.Hz. Ali taraftarları, Halife Hadi döneminde Hüseyin bin Ali taraftarları ayaklanır, yapılan savaşta öldürülünce taraftarları dağıtılır. Abbasi halifeleri Alevilerin çıkardığı her ayaklanmayı kanlı şekilde bastırırlar. Halife Memnun, halifeliğin Ali soyunun hakkı olduğu düşüncesiyle, bu soydan olan İmam Ali Rızay’ı kendine veliaht atadı(817). Emirlerinden biatler alır,ancak 6 ay sonra öldürülür,yerine geçen Abbasi halifelerinden Mütevekkil (847-861) Hz. Hüseyin’in Kerbelâ’daki türbesini yıkıp, yatağından su geçirir ve ziyaret edilmesini de yasaklar. Türbesinin çevresinde yaşayanları da öldürmeye karar verir.Mısır’daki valisine Alevilere karşı tutumun sertleşmesini,mahkemelerde kanıt göstermeksizin hüküm verilmesini,Hz.Hasan ve Hüseyin’i anmak bile cezaya uğratılmasına yetiyordu.Bu yüzden Aleviler,İslam’ın sınır illerine Horasan-Gilan ve Türk ilerine göç ettiler. Ancak yerine geçen oğlu Muntasır Alevilere sıcak davranır, Hz. Hüseyin’in türbesini onarır ve ziyaret edilmesine de müsaade eder. Abbasilerin baskısından Horasan, Deyleman, Azerbaycan ve Türk bölgelerine yerleşen Ehl-i Beyt taraftarları bölge halkları tarafından korundular.Horasan,Deyleman bölgeleri Hz..ALİ taraftarlarının barındığı ve korunduğu yurtlar olur.Bu dönemde Deyleman bölgesi Alevi önder Castaniyan tarafından yönetilir.
912 yılında ise Hasan bin Ali, Alevi aşiretlerini Hazar Denizi kıyısına yerleştirdi. Taberistan ve Deylemistan halkının çoğu bu dönemde İslamiyet dinine girdi.Alevi toplulukları bu dönemde siyasal mücadelelerini yoğunlaştırarak Horasan ve Deyleman’a eğemen olmaya başladılar(839-923).
Ehl-i Beyt taraftarı Kangariler ile akraba olan Salariler 942 yılından başlayarak Selçuklular zamanına kadar Azerbaycan’da hüküm sürdü. Ancak Deylemliler’in kurduğu devletlerin en önemlisi, Bağdat’ı fetheden ve 12 gün Muharrem orucu tutan ve Halife Ali Mustakfi’yi tahttan indiren Büveyhoğulların kurmuş olduğu devletti.(932-1056)
Hz. Ali’nin kardeşi Cafer soyundan Yahya bin Abdullah, Kerbelâ’daki katliamdan kurtulduktan sonra Deyleman’a kaçtı. Horasan ve Teberistan’da yaklaşık 1000 kişilik bir kuvvet toplayan Yahya bin Abdullah Deylemistan’a girince Deylem hükümdarı Castaniyan kendisine kucak açtı(825-1058).
Bölgeyi siyasi ve dini çalışmalarının merkezi durumuna getiren Yahya bin Abdullah, ünlü din bilginlerinin de desteğini alarak Abbasilere başkaldırdı. Öldürülünce yerine El Hasan bin Zeyd geçti. Zeyd Rey şehrini terk etti ve Taberistan’a yerleşti. Bölgedeki Hz. Ali taraftarları Hasan bin Zeyd’i davet ederek Hasan bin Ali’nin önderliğinde Abbasi baskısına karşı ayaklandılar. Ayaklanma başarı ile sonuçlandı. 864 yılında al-Mustaın hilafeti döneminde Al Hasan b.Zeyd b.Muhammet b Ali b Abu Talip ayaklandı.Bağımsızlığını ilan etti.Ölünce kardeşi başa geçti (890)..Deylem de eğemenlik süren üçünçü Nasiral –Hak ,Nasır Kiya Hasan bin Zeyd Deylemistan’da 20 yıl padişahlık yaptı. Ölümünden sonra kardeşi Muhammed Seyd Mehmet bin Zeyd başa geçti ve 16 yıl Deyleman’da (Gilan) padişahlık görevini yanı sıra inanç hizmetlisi olarak bölgede Aleviliği yaymaya çalıştı. Bu dönemde Deylemlilerin çoğu Caferi Sadık mezhebini kabul etti (917-920). X. yüzyılın ilk yarısında Deylaman’dan batıya göç eden Deylemliler ve Türkler yüzyılın ikinci yarısından sonra Abbasileri devirip Deylem, Azerbaycan, Anadolu,Hazar Denizi’ne bağlayan yörelerde kimi devletler kurdular. Bu devletler; Deylem’de Hicret’in başlangıcından IV. hicriye kadar Alevi boylarından Albuye(931-1065), Ziyarhandaniler(931-1078), Veshvedan, Almakan, Benkak gibi Alevi soylar Deylemistan’ı yarı bağımsız yönettiler(865-1005)
Abbasi halifesini temsilen Mehmet bin Saluk Amor’a gelerek Taberistan’da padişahlığını ilan etti. Mehmet bin Saluk’un ölümünden sonra Alevi önderleri Gilan-Deylaman topraklarını genişletmek için başta Horasan olmak üzere çevredeki ülkeleri kendilerine bağlayarak bağımsız devletler kurdular.
Hz. Muhammed’in torunlarını ve soyunu sürdüren imamlar egemen Emevi ve Abbasi (750-1258) yönetimlerinin hileleriyle şehit edildiler.

Rojaazme
21-01-2007, 08:47 AM
Gerek Emeviler, gerekse Abbasiler’in yönetimleri ve iktidar olmanın bütün avantajlarını kendi soylarına ve yakın akrabalarına kazandırırlar. İslamın kurallarına uymayarak İran ve Türk bölgelerinde (Horasan ve Deyleman) karşı katliamlar uyguladılar.
Moğol hükümdarı Cengiz Han İran’ı ele geçirdikten sonra Gilan üzerine sefer düzenledi. Bölge dağlık olduğundan egemenlik kuramadı. Ancak Moğol saldırıları süreklilik gösterince bölge güçleri zayıfladı. Moğol güçlerinin karşısında daha fazla direnemeyeceğini anlayan Deyleman-Gilan halkının bir bölümü önce Kuzey Horasan’a çekild. Bir kısmı da Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldı.

Büyük Selçuklu Devleti(1040-1308)
Büyük Selçukluların başına geçen Tuğrul ve Çağrı beyler, bağımsızlıklarını kazandıktan sonra kısa zamanda İran, Azerbaycan, Irak’ı ele geçirdiler.1055 yılında Bağdat’a giren Tuğrul Bey,945 yılında Bağdat’ı ele geçiren Deylem halkından olan Büveyhoğulları Devletini ortadan kaldırdı(1055).Abbasi halifesini Büvehoğullarının baskısından kurtardı. Bu tarihten sonra,Abbasi halifesi,Selçukluların himayesi altına girdi.1258 yılında Moğol Hükümdarı Hülâgu,Bağdat’ı ele geçirip son halife Mutasım
öldürülünce, 508 yıl süren Abbasi yönetimi de sona erdi.Moğol baskılarından ve Büyük Selçuklulara bağlı yaşamak istemeyen Türkmen toplulukları Anadolu’ya göç etmek zorunda kalırlar, Anadolu’ya gelen Türkmen ve Deylem toplulukların başında Horasan babaları,dedeleri vardı. Anadolu’ya geldiklerinde yönetimde Anadolu Selçuklu Devleti bulunuyordu.Selçukluların yönetimi altındaki Türkmen topluluklarına Anadolu Selçuklu Devletinin toprakları yetmediği için,Anadolu Selçuklular tarafında temel kitle olan Alevi kitlesini dışladılar. Anadolu’ya göç eden Deylemliler ve Selçuklara bağlı yaşamak istemeyen Türkmen boyları Azerbaycan’dan Doğu Anadolu’ya ilerlediler ve bu günkü Kars ,Erzurum Erzincan,Tunceli ,Sivas ve Orta Anadolu’ya yerleştiler.





Anadolu Selçuklular Dönemi (1077-1308)
Türkler’in 1071 yılından itibaren Anadolu’ya yerleşmeleri ve Anadolu Selçuklu Devleti’nin kurulmasından sonra,Suluca Kara höyük veya Hacımköy’e Sultan Alaeddin Keykubat tarafından Yunus Mükrimin’e yurt olarak verilir
Selçuklu hükümdarı birinci Alâeddin Keykubât döneminde, Mesudiye Dergâhının başına getirilen Horosanlı Baba İlyas Horosani, Babailik adı altında bir tarikat kurdu. Tamamen tasavvufa dayanan bu tarikat, kısa bir zamanda Türkmenler arasında yayılararak, Tokat, Çorum, Sivas,Şebinkarahisar ve Canik vilayetlerine yayıldı ve pek çok taraftar buldu.
Baba İlyas irşadlarına devam ederken, Baba İshak mürid olarak bu tekkeye girdi. Aslen Karamanlı ola Baba İshak, 1230 tarihinde Amasya valisi “Hacı Toğrak Bey” in nüfusundan faydalanarak, Babailiği daha da geniş alanlara yaymağa muvaffak oldu. Çünkü Hacı Torak Bey’de Babailiği kabul etmişti. Çok akıllı olan Baba İshak, müridlerinden . Sadettin, kısa zamanda Selçuklu sarayına nüfus ederek, Babailiği Selçuklu sarayına sokmağa muvaffak oldu. Sadettin, daha da ileri giderek, şehzade Gıyasettin Keyhüsrev’i etkisi altına aldı ve Babası Alâeddin Keykubatı zehirleterek öldürttü. Babasını zehirleyerek öldüren Gıyaseddin, ikinci “Keyhüsrev” unvanı ile Selçuklu hükümdarı oldu. Keyhüsrev, Sadettin Köpeği, Emir Sadet ;unvanı ile veziri azam tayin etti.(1237-1246)
Baba İshak, müridinin bu durumundan faydalanarak, ülkeyi idaresi altına almağa ve Babailiği, tüm Anadolu’ya yaymağa çalıştı.. Selçuklu sultanlarının acem kültürüne önem vermeleri, ilim adamlarının eserlerini Farsça yazmaları, şairlerin şiirlerini, ana dili Türkçe yerine Acemce yazmaları, halkın tepkisine neden oluyor, halk, giderek Selçuklu hükümdarlarına karşı kin besliyordu. Bu durumdan faydalanan Baba İshak, yeni bir düzen istiyoruz,toplumsal sloganları ile bir ayaklanma başlattı. Bugüne kadar Horasanlı Baba İlyas adına çalışan Baba İshak, bu defa kendi adına harekete geçti. Artık zemin hazırlanmıştı. Şimşat, Kefersud, Antep ve Suriye’deki Alevilerden oluşan 20.000 kişi, Baba İshak’ın etrafında toplandılar. Bunun dışında Amasya, Tokat, Çorum ve Sivas yöresi Türkmenlerinden 30.000 kişilik bir kuvvetle Baba İshak’ın saflarına katıldılar. 3 Ağustos 1239 tarihinde 50.000 kişiden oluşan Türkmenler, Şimşat bucağında harekete geçtiler. Selçuklu yönetiminin baskısı altında halk perişan bir durumdaydı.Buna dayanmayan Alevi Türkmenler, 1240 yılında Baba İshak önderliğinde ayaklandılar. Bu durumu gören memleketin eşrafı, uleması ve zenginleri Mısır’a kaçtılar. Pek çok kimse de Konya’ya sığındı. Konya’ya sığınanlar, Selçuklu Sultanını uyardılar, vezirin de bu işte parmağı olduğunu sultana anlattılar. Böylece Sadettin Köpeğin Baba İshak’ın adamı olduğu ortaya çıktı ve derhal idam edildi

Rojaazme
21-01-2007, 08:48 AM
Ayaklananlar, bir kolda Kırşehir yakınlarındaki Malye Ovası’na, oradan da Kayseri’ye gittiler. Diğer bir kol da Sivas’a doğru ilerledi. Daha sonra da Konya üzerine döneceklerdi. Bu durumu fark eden sultan, Hacı Armağan Şahin Bey’in komutasında bir askeri birliği,ayaklananlar üzerine gönderdi. Ancak, isyan bir türlü bastırılamıyordu. Bu durumu gören Gıyasettin Keyhüsrev, ailesi ve hazinesini alarak “Kubadiye” kalesine sığındı. Bu arada Osman Bey’in babası Ertuğrul Gazide bir kuvvetin başına geçerek, Amasya’nın Çat mevkiinde ayaklananlarla savaştı. Ertuğrul Gazi’nin burada göstermiş olduğu büyük başarı, Anadolu beylerinden, ulemaların ve pek çok zenginin Ertuğrul Bey’in yanında yer almasını ve Osmanlı Devletinin kuruluşuna yardım etmesine neden olmuştur. En son olarak da ayaklananlar üzerine “Mubarezettin Armağan Şah” gönderildi.
Selçuklu Devleti,Hıristiyan,Kürt ve Gürcü askerlerinden oluşturduğu devşirme kuvvetlerin desteğiyle,Baba İshak’ın yakalanıp öldürülmesi üzerine ayaklanma kanlı şekilde bastırıldı(1242).Yenilen Türkmenler Anadolu’nun çeşitli bölgelerine dağıldılar. Daha sonraları,”ışıklı” veya “ışıklı” taifesi adı ile anılan Babailer çoğunlukla Balıkesir,Aydın,İzmir,Sivas,Çorum,Yozgat,Sinop,Kon ya,Karaman ve Antalya bölgelerinde gizli olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.Ancak,Osmanlı’nın Rumeli’yi fethinden sonra Balkanlara göç ettirilmişlerdir.Horasan erenlerinden,Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli Kırşehir-Suluca Karahöyük’e, Taptuk Emre Eskişehir’e, Abdal Musa; Bursa,Antalya’ya; Karaca Ahmet Sultan Manısa (Akhisar)Afyonkarahısar (İhsaniye)-İstanbul’a(Üsküdar) ,Akçakoca;Akyazıya, Barak Baba Bigadiç’e, Hızır Samut Bozka, Sultan Sucattin Veli;Eskişehir’e, Hacim Sultan Uşak’a, Karadonlu Canbaba Dersim- Sıvas’a( Divriğ)’ve Anadolu ‘ya yerleştiler.Anadolu’da Zeynel Abidin’den geldiklerini savunan dede ocakları,Ahmet Yesevi evladı olarak kabul edip,Anadolu’da ve Balkanlarda XIII..yüzyıl koşullarında Alevi-Bektaşi düşüncesi giderek kök saldı. Hünkâr Hacı Bektaşi Veli’nin birleştirici yapısı o günün koşulların da Anadolu’da yer buldu. Baba İlyas ve Baba İshak’ın taraftarları olan Alevi İslam inancına sahip olan kitleler ile Moğol kıyımında kurtulan Ahiler,Hünkâr Hacı Bektaş-i Veli’nin etrafında toplandılar.Babai hareketleriyle karşılaşan Alevi Türkmen hareketi Hünkar Bektaş- i Veli hareketiyle Anadolu’da tahrisel temel oluşturdu..Anadolu Selçuklu Devleti hükümdarı III..Gıyasettin Keyhüsrev’den sonra,tahta geçen II..Mesut’un ölümünden sonra Anadolu Selçuklu Devleti yıkıldı(1308).Anadolu Selçuklu Devleti’nin yerine bir çok Türk Beylikleri kuruldu.Kurulan bu beyliklerin en önemlilerinden biride Osmanlı Beyliğidir.Böylece Anadolu da Beylikler dönemi başladı.Anadolu’ya gelen ve Anadolu’yu aydınlatan Edebali, Hacı Bektaş-i Veli, Ali Evren, Karaca Ahmet, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre gibi Alevi-Bektaşi önderleridir.
Osmanlı Devleti (1299-1922

Osmanlı devletinin kuruluşunda Edebali büyük rol oynamıştır. İlk dönemin padişahları Aleviliğin örgütlü kolu olan Ahilik inancındaydılar.
I. Osman’ın Grek Kaynaklarından “Athman” Alevi menkıbe namelerinde ise “Otaman” (Oddoman) olarak yazılmıştır. Lois Massıgon ve İrene Melikoff, Osman Bey’in adının bir Bektaşi velisine borçlu olduğunu düşünür. Orhan Bey savaşlarda Abdal Musa, Abdal Murad, Geyikli Baba gibi Alevi dervişlerini yanında duruyordu. Orhan Bey Ahiliğe dahi girmiştir. Osman Bey’in oğlu Alâeddin de Ahi örgütündeydi. XIII.yüzyılda Hacı Bektaş (1209-1337) Anadolu’yu dini ve siyasi anlamda etkilemiştir. Özellikle Balkanlarda Bektaşi ocakları toplumunun düzenleyicisi olarak geniş yığınları kucaklandı ve Balkanlarda Türklüğün yayılmasında büyük rol oynadı. 14. yüzyıldan itibaren Anadolu’da ve Rumeli’de Alevi dervişler yoluyla Alevi İslam inancı 16. yüzyılda Balım Sultan ve öteki Alevi-Bektaşi önderlerince örgütlendi. (1421-1451)
Mehmet Çelebi Döneminde ise; (1413-1420)Mehmet Çelebi döneminin en önemli olaylarından biride Şeyh Bedreddin olayıdır.

Çelebi Mehmet’in Anadolu Türk birliğini kurmaya çalıştığı bir sırada, tarihimizde “Simavna Kadısı Oğlu” adıyla bilinen Şeyh Bedreddin Mahmut ve arkadaşları tarafından bir isyan başlatıldı. Şeyh Bedreddin, Konya, Mekke ve Kahire gibi önemli kentlerde tahsil görmüş, devrinin önemli bilginleri arasında yer almış, Edirne’de Musa Çelebi tarafından Kazaskerliğe getirildi. Şeyh Bedreddin, daha sonra dinî içerikli ve Sünni İslami görüşlere ters düşüncelerini yaymaya başladı. Çelebi Mehmet, Musa Çelebi’nin ölümünden sonra, Şeyh Bedreddin’i kazaskerlikten aldı. Ancak, ilmine saygı gösterdiği için bin akçe maaşla İznik’te oturmaya mecbur etti.
Şeyh Bedereddin’İn İznik’te bulunduğu sırada; kendisine halife olarak tayin ettiği “Börklüce Mustafa” ile “Torlak Kemâl”, Ege bölgesinde onun fikirlerini yaymaya çalışıyorlardı. Ancak bu kimseler, işi daha da ileri götürerek bir ayaklanma başlattılar. O sırada Selanik’in fethiyle meşgul bulunan Mehmet Çelebi, Amasya valisi bulunan oğlu Şehzade Murad’ı, bir ordunun başına getirerek, SImavilerin üzerine gönderdi. SImavilerle hükümet kuvvetleri, Tire yakınlarında karşı karşıya geldiler. Bu çatışmada pek çok insan hayatını kaybetti ve Börklüce Mustafa, idam edildi. Daha sonra da Torlak Kemâl’in üzerine gidildi ve Torlak Kemâl ,yakalanarak idam edildi.
Kadıaskeri Sımavna Kadısı oğlu Bedreddin Mahmud, bu olanları yakından takip ediyordu. Sıranın kendisine geldiğini anladığı için, bir yolunu bulup, Rumeli’ye geçti. Rumeli’ye geçen Şeyh Bedrettin, Rumeli’nin Silistre bölgesinde faaliyetlerini sürdürmeye devam etti. Çelebi Mehmed’İn,kardeşi Musa Çelebi’yi ortadan kaldırdıktan sonra, yedi yıl devam eden Şeyh Bedreddin ayaklanmasını, Mehmet Çelebi Kapıcıbaşı Elvan Ağa’nın komutasında gönderdiği Osmanlı güçleri Bedreddin’İ Bulgaristan-Deliorman’da yakalatarak,Serez’de idam edildi(1420)

Rojaazme
21-01-2007, 08:49 AM
II. Murat döneminde ise(1421-1451) Anadolu fermanlar çıkarılarak Alevilerin öldürmeleri sağlanmıştır.
Amasya ilçesi Bolunu köyündeki Kızılbaş Şeyh Haydar, Çorum Beyi ve kadısına gönderilen fermanlar gibi.) II.Murat’ın Amasya Valisi Yörgüç Paşa’nın bu beylik üzerine düzenlediği sefer sonucunda beylik ortadan kaldırıldı. Kızıl Ahmetliler Beyliği halkının bir kısmı zindanlara doldurulur ve dumandan boğdurularak öldürülür. Bir kısmı da Anadolu’nun çeşitli yerlerine dağıtılmıştır.
II. Bayezıd döneminde ise (1389-1402) II. Bayezid’in yaşlandığı ve ülke yönetiminin gevşediği bir sırada, Şah kulu büyük bir ayaklanma başlattı (1511). Şah kulu, Hamitli , Teke yöresini çok büyük tahribat yaptı. Kütahya’yı alıp , Bursa’yı tehdit etti. İsyanı bastırmakla görevlendirilen Sadrazam Ali Paşa ile Şah kulu, Kayseri-Sivas bölgesinde karşılaştılar. Çıkan çatışmada Şah kulu öldürüldü II. Bayezıd Anadolu’daki bir çok Alevi-Bektaşi inançlı, 7000 kişiyi Rumeli’ye, Mora ve Koron kalelerine sürgün edilir ,taraftarları dağıtılır (1502).

Yavuz Sultan Selim döneminde ise (1512-1520) Avusturyalı tarihçi Joseph Hammer, bir Alevi-Bektaşi katliamında söz etmektedir.
Yavuz Sultan Selim öncellikle Rumeli ve Anadolu’da Alevilikle suçlananların bir listesini hazırlatıp, 7 yaşından 70 yaşına kadar olan Alevi-Bektaşileri (Cafer-i Sadık mezheplerine mensup olanları) 40 bin kişinin boynunu vurdurmuş ve geri kalanları da hapse mahkum etmiştir. Öldürülenlerin çoğunlukla Dersimliydi. Ve Hacı Rüstem’in yakın çevresine mensup kimselerdi.
Kanuni Sultan Süleyman döneminde ise (1520-1566) Osmanlı Devleti’ni sarsan büyük ayaklanmalardan biri de Kalender Çelebi ve Baba Zünnun ayaklanmalarıdır.
Kanuni döneminde Anadolu’da bazı isyanlar meydana geldi. Nitekim bunlardan birisi de Yozgat (Boz ok) sancağının yazımı sırasında tespit edilen vergiye itirazla başlamıştır. Süklün Koca ve Zünnun adlı Türkmen babaları, tespit edilen vergiyi çok bularak itiraz ettiler. İstekleri kabul edilmeyince de isyan ettiler. İsyancılar, Sivas ve Tokat taraflarını ele geçirmek üzereyken, merkezden gelen hükümet kuvvetlerince yakalanarak ortadan kaldırıldılar (1526)

Kalender oğlu, Hacı Bektaşi- i Veli’nin soyundan olduğunu iddia ederek, Karaman taraflarında ayaklandı. Bu arada Maraş Beylerbeyi Dulkadiroğlu Ali Bey, Kanuni tarafından öldürüldü ve dirlikleri kesilen taraftarları da Kalender oğlu’nun taraftarlarıyla birleşmişlerdi.Kalender oğlu’nun yanında 30.000 kişilik bir kuvvet oluştu. Kalender oğlu üzerlerine gönderilen kuvvetler yenilgiye uğratıldı, Sadrazam İbrahim Paşa tarafından yakalanarak öldürüldü (1527). Bu arada Adana yöresinde bazı Türkmenler arasında da sık,sık isyanlar görüldü. Fakat Adana Valisi Piri Bey tarafından isyanlar bastırıldı.


Pir Sultan,II. Beyazıt, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman dönemlerinde yaşamıştır. Yavuz ve Kanuni, Alevi, Türkmen ve köylü kıyımlarını yaşamış; yine bu dönemdeki Şah kulu, Atmaca, Baba Zünnun, Kalender Çelebi ayaklanmalarından etkilemiş ve bunlarla ilişki içerisine girmiştir.Kanuni’nin İran seferi sırasında uyguladığı Alevi-Türkmen kırımı sonucunda Pir Sultan Sivas’ta idam edildi. (Doğ. 1470/8-öl: 1547-50) (171, bkz. A.Özkırımlı. 1990) (s:140)



1522 yılında da Kanuni tarafında Dulkadir Beyi Şah Suvardı, Ali Bey ve Türkmenleri öldürüldü. 1527 yılında patlak veren Kalender Çelebi ve Baba Zünnun ayaklanmaları, Kanuni Sultan Süleyman tarafından kanlı şekilde bastırılır. 16. yüzyılda Osmanlı yönetimi özellikle Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde Anadolu’nun yoksul halkı olan Alevi Türkmenleri karşısına almıştı.
Padişah III. Murat döneminde ise; (1574-1595) Erzurum, Amasya, Çorum vb. yerlerde dahi çıkarılan fermanlar yüzlerle Alevi-Bektaşi katliamı yaşanmıştı. Alevilerin bir kısmını da Kıbrıs’a sürgün edildi (Mayıs 1577).
I. Ahmet’in döneminde is; (1603-1617). I Ahmet, Kuyucu Murat Paşa hakkında: “Koca Murat Paşa! Kızılbaş seferine gitmek istemez diyenleri yanıtlamaktadır. Hükümdar ol, bir gazi ve hacı, ihtiyar ve iş bilir vezirdir Anadolu vilayetinde alakamız kalmamış iken yeniden ele geçirdi. Bu denli Celali askerlerine galip olup kırdı, zor ve tedbir ile bu kadar yıkıcıların, bozguncuların hakkından gelip uğrunda can ve baş ile hizmet ettiği” demektedir. (Bkz. Naim Mustafa Efendi, Naima Tarihi, Zuhuri Danışma Yay; c: 2, İst. 1968, s. 612, Haz. Zuhuri Danışman)
Padişah :I. Ahmet ve I. Mustafa dönemlerinde ise;(1617-1618) görevlendirilen Kuyucu Murat Paşa, Celalilerin ayaklanmalarını bastırmak bahanesiyle yüzlerce Alevi-Bektaşi diri, diri kuyulara atarak katletmiştir.(1616)
V. Murat döneminde ise (1623-1640) Alevi- Bektaşi katliamları devam etmiştir.
II. Mahmut döneminde ise (1808-1839) 15.Haziran 1826 yılında Yeniçeri Ocağı kaldırıldı. Yeniçeri Ocağı kaldırıldıktan sonra padişah II.Mahmud’un emri ile Abu Suudi Camiinde tarikat şeyhleri, Bektaşi Tekke ve Dergâhlarını kapatma kararı alırlar.
Bu ocağa bağlı Bektaşi Tekkeleri, bağlı kişilerin toplandığı ve tören yaptıkları tekke ve zaviyeler yıktırıldı. Tekkelerin mal varlıklarına el konuldu, Bektaşi babaları Konya, Kayseri, Tire vb. gibi Sünnilerin yoğun olduğu yerlere sürgün edildiler ve bir kısmı da öldürüldü. 1827 yılında çıkarılan bir fermanla Anadolu’daki tüm Bektaşi Tekkelerine ait, (türbeleri hariç) tüm binalarının yıktırılma, eşya ve mal varlıklarına el koyma öngörüldü ve uygulandı. 100 dolayında Alevi-Bektaşi Tekke ve türbesi kapatıldı. Alevi- Bektaşi Babaları bir kısmı da sürgün edildi.Yeniçeri ocağı kaldırılırken Alevi- Bektaşi Tekkeleri yağmalandı, tarihi belgeler yok edildi.
Bektaşilerin piri Hacı Bektaş Veli (1209-1337) dir. Bektaşilik bir tarikat olup, kurucusu Hacı Bektaşi-i Veli dır. Ayinleri kurumlaştıran ise, Balım Sultandır. (……-1516) I.Murat döneminde kurulan Yeniçeri Ocağı, Osmanlı ordusunun temelini oluşturmuştu (1362). Bektaşiler nüfuslarıyla XIII. Yüzyıllardan, XV.yüzyıllara kadar dini ve siyasi etki yapmışlardı.

Rojaazme
21-01-2007, 08:50 AM
II. Mahmut Yeniçeri Ocağı, 15 Haziran 1826’da kaldırıldıktan sonra . Bektaşi Babalar, sapık inançlı ve şeriat kurallarına uymamak gibi nedenlerle suçlanıp, Ankara, Sivas, Kayseri,Amasya, Tire, Aydın, Hadım ve Birgi’ye sürgün edilirler. ıı.Selim döneminde ise; Ahmet Yesevi evlatları sapıklıkla suçlanıp, Kıbrıs’a sürgün edilirler, binlerce Alevi öldürülür ve hapse mahkum edilir.Bu dönem de bir kısım Bektaşi tekkeleri yıktırılır, bir kısmı da kapatılır. Yıktırılan tekkelerden Karaağaç(Münir Baba), Rumeli Hisarı Tekkesi, Sütlüce Tekkesi, Yedikule Tekkesi, Eyüp Karyağdı Baba Tekkesi ve Çamlıca Tekkesi. Kapatılan Dergâhlardan Karaca Ahmet Sultan Dergahı, Şahkulu Sultan Dergâhı gibi.
Bu Dergâh ve Tekkeler de bulunan kitaplar da yakılarak yok edildi. Bir süre sonra bir çok dergahın başına da Nakşibendi şeyhleri atandı. (1840) İstanbul Karaağaç Tekkesindeki Bektaşi Dervişleri Amasya’ya sürgün edildiler.
2. Abdülhamit döneminde ise (1876-1909), 27 Aralık 1893 yılında Şurayı-ı Devlet ile Badi-ı Ali Sadaret dairesinden Eflaf-ı Hümayun Nezareti’ne gönderdiği bir yazıda Kırşehir’de Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhındaki cami ile kırklar meydanı’nın onarımı ve çeşmesinin yeniden inşası ve tamirat karşılığı olarak hazineden biriken pazardan harcanılması talep edilmektedir.
Padişah Abdülaziz döneminde ise (1861-1876) Bektaşi tekke ve dergâhlarının yeniden açılmasına izin verildi. Bu dönemde Bektaşilik, Alevlilik şeklinde Anadolu’nun Sivas, Dersim, Malatya, Kars, Erzurum, Erzincan, Tokat, Çorum, Adana, Mersin, İzmir, gibi illere ve Rumeli, Arnavutluk, Makedonya, Bulgaristan, Yunanistan’a yayılmıştır.
http://alikaya.org/mak.alevilik1.html

Bektaşünal
21-01-2007, 09:25 AM
Emeklerine sağlık rojaazme can

Rojaazme
21-01-2007, 10:25 AM
Emeklerine sağlık rojaazme can


ey vallah dost...

Rojaazme
21-01-2007, 10:26 AM
emeğine, yüreğine sağlık ROJAAZME :)... teşekkürler güzel bilgilerin için...

ey vallah can dost.

alevi angel
21-01-2007, 11:23 AM
yeni güzel bilgiler için teşekkürler.. yüreğine sağlık ROJAAZME ABİ :)

Rojaazme
07-02-2007, 09:50 AM
ey vallah dost...

serkangol
09-02-2007, 12:26 AM
Bu çalışma için bütün emeği geçen canlara sonsuz teşekkürler.

Rojaazme
09-02-2007, 02:40 AM
ey vallah can..

ozercelik
12-02-2007, 04:16 AM
Değerli arkadaşlar okumuş olduğum bu kitapta aleviliğin ser çeşme anlamına yakışır nitelikte bilgi ve tezler mevcut. Kırklar cem'i olayınıda aydınlatacak görüşleri içermekte. Sizlerede tavsiye ederim.
Yayınevi : Çiviyazıları Yayınevi
Dizisi : Mijora Dizisi
Yazarı : Erdoğan ÇINAR
Gerçek Alevilik, sır perdeleri ardına saklanmış, aydınlanmış bir azınlıktan başkasının anlayamayacağı, sembollerle ifade edilen bir "Gizli İnanış"tır. Bin yıllar boyunca başka dinlerin hakim olduğu coğrafyalarda yaşama zorunluluğu da, Alevilere "Gizli Toplum" denilebilecek bir hüviyet kazandırmıştır. Bu nedenle, gerçek anlamından çok, görünen anlamıyla dile getirilmiştir. Aleviliğin sözlüklerde yer alan tarifi; Hz. Ali'yi ve Ehl-i Beyt'i sevenlere ve onun yolundan gidenlere verilen ad olarak kabul edilmiştir.
Bu çalışma, Alevi deyimin üzerindeki Hz. Ali perdesini kaldırıyor, Alevi deyiminin gerçek anlamını ortaya koyarak, Alevi inanışının köklerine ve Aleviliğin gizli tarihine giden yolu aralıyor. Aleviliğin, on binlerce yıllık geçmişten gelen, bütün inanışları etkilemiş, semavi dinlere başlangıç oluşturmuş asıl kaynak, "Serçeşme", olduğunu bütün gerçekliğiyle ortaya çıkartıyor.
Ayrıntılı Bilgiler
Barkod : 9789758663798
ISBN : 975866379-8
Sayfa Sayısı : 233
Temin Süresi : 5 iş günü.
Boyutları : 16 x 23 cm.
Kapak Cinsi : Karton Kapak

Rojaazme
17-02-2007, 02:42 PM
Değerli arkadaşlar okumuş olduğum bu kitapta aleviliğin ser çeşme anlamına yakışır nitelikte bilgi ve tezler mevcut. Kırklar cem'i olayınıda aydınlatacak görüşleri içermekte. Sizlerede tavsiye ederim.
Yayınevi : Çiviyazıları Yayınevi
Dizisi : Mijora Dizisi
Yazarı : Erdoğan ÇINAR
Gerçek Alevilik, sır perdeleri ardına saklanmış, aydınlanmış bir azınlıktan başkasının anlayamayacağı, sembollerle ifade edilen bir "Gizli İnanış"tır. Bin yıllar boyunca başka dinlerin hakim olduğu coğrafyalarda yaşama zorunluluğu da, Alevilere "Gizli Toplum" denilebilecek bir hüviyet kazandırmıştır. Bu nedenle, gerçek anlamından çok, görünen anlamıyla dile getirilmiştir. Aleviliğin sözlüklerde yer alan tarifi; Hz. Ali'yi ve Ehl-i Beyt'i sevenlere ve onun yolundan gidenlere verilen ad olarak kabul edilmiştir.
Bu çalışma, Alevi deyimin üzerindeki Hz. Ali perdesini kaldırıyor, Alevi deyiminin gerçek anlamını ortaya koyarak, Alevi inanışının köklerine ve Aleviliğin gizli tarihine giden yolu aralıyor. Aleviliğin, on binlerce yıllık geçmişten gelen, bütün inanışları etkilemiş, semavi dinlere başlangıç oluşturmuş asıl kaynak, "Serçeşme", olduğunu bütün gerçekliğiyle ortaya çıkartıyor.
Ayrıntılı Bilgiler
Barkod : 9789758663798
ISBN : 975866379-8
Sayfa Sayısı : 233
Temin Süresi : 5 iş günü.
Boyutları : 16 x 23 cm.
Kapak Cinsi : Karton Kapak verdigin bilgiler için sagolasın can

simge
17-02-2007, 11:12 PM
Bilgilerin için sağol Rojaazme.Emeğine yüreğine sağlık.
Tarih konuları yer almayan içerisinde bilgiler artık öğrenilmeye başlandı.Gerçeklerin öğrenilmesi,yorumlanması gerekir.Daha bilmediğimiz bir çok gerçekler var.Umarım ki onlarda öğrenilecek.

Rojaazme
20-02-2007, 11:43 PM
Bilgilerin için sağol Rojaazme.Emeğine yüreğine sağlık.
Tarih konuları yer almayan içerisinde bilgiler artık öğrenilmeye başlandı.Gerçeklerin öğrenilmesi,yorumlanması gerekir.Daha bilmediğimiz bir çok gerçekler var.Umarım ki onlarda öğrenilecek. tabiki can durma zamanı degildir araştıralım okuyalım bilmediklerimizi ögrenelimki geleçek nesillere verebileçek çok olsun bizim güzel bir yolumuz var onlara yolumuzu ikrarımızı ögretelimki onlarda evlatlarına aktarsın....

Alihanlı
29-11-2007, 06:14 AM
yüreğine sağlık,tarihe ışık tutan bir yazı.

alevicanlar_18
30-11-2007, 08:42 AM
emegıne saglık can dost

siyahal
19-03-2008, 10:34 AM
Emeğine sağlık. . .

Yunusyaren
02-06-2008, 01:45 PM
rojaazme!
gerçi yazında bir şekilde belirtmişşin!
ancak altı kalın çizgiyle belirtilmesi gereken konu şu:
Alevilik ve şiilik çok farklı şeyler!
dört halife döneminde ve sonrasında yaşanan olaylar savaşlar günümüz anadolu aleviliğini etkilemiştir. ama bu savaşların anadoludaki alevilerin ve tarihiyle doğrudan bir ilgisi yoktur....


Anadolu aleviliği kendisi gibi sunni iktidarlar tarafından ezilen şiilerle kurulan yakınlaşmalar sonucu, temelde eski inançlarını korumaya çalışan türklerin, zazaların, kürtlerin ortaya çıkardığı aşuredir...

bu aşurede eski şamanizm, zerdüştlik, budizm, ata dini, ocak dini, hristiyanlıuk ve anadolunun eski inançlarının etkisi büyüktür...

alevi olmak için şekilci olmaya gerek te yoktur....
çağdaş, demokrat, insan-doğa ve hayvan sevgisine sahip olmak yeterlidir...

Bende bizzat bir yerde okumadım ama yaşamımdan bakış açımdan ve araştırmalardan bulduğum daha doğrusu hissettiğim evet herkezden çok farklı: Saf, Sevgiyi vermesini bilen, Doğayı ,insanı ,evreni ,bitkiyi ,hayvanı seven,Tam bir insan .Evrensel bir varlık, adıda şanıgibi çok güzel Alevi.Beni yaptığı savaşlar bölünmeler hiç ilgilendirmiyor taşıdığı kan farklı ne olursa olsun hep 1 : 0 galip sezgileri herşeyi farklı Biz insanız.Allahın kendi sıfatında yarattığı FİLOZOFLARIZ

cihanist
22-06-2008, 10:17 PM
benim tuhafıma giden birşey var bu diğer halifeleri de suçlu gösteriyor. Diyelim ki peygamer efendimiz gerçekten vasiyet yazmak istedi. Ve Allah'a müslüman olması için dua ettiği Hz. Ömer'de bunu geçiştirdi. Peki peygamber efendimizin yaptığı islama ters olmazmıydı. Neden böyle birşey istesin halifeliğin soydan devamı değilde seçimle gelmesi daha doğru değil mi. Onuda bir kenara bırakalım. O kadar müslüman var Hz. Ömer yada diğerleri böyle bir haksızlık yapıyor hiçbirinin mi sesi çıkmıyor. Kimden korkuyorlar. Müslümanlıkta Zalimlere ve Haksızlığa boyun eğmeyin haksızlıkta yapmayın diyor. Peygamberimiz hemen ölünce bunlar müslümanlığın bittiğini mi düşündüler ki, bunu söylememize imkan yok çünkü peygamberimiz onlara öğretmişti herşeyi ve onlarda birebir tasdik edip uygulamışlardı.

metehan
16-07-2008, 09:54 AM
cok güzel eserler vermissin yüregine saglik arkadas