PDA

: Hz. Alİ'nİn Sehadeti


Diyar
07-10-2006, 06:20 AM
Hz. Ali, Hicretin kırkıncı yılı Ramazanının on dokuzuncu çarşamba günü vurulmuş (27.1.661), yirmi birinci cuma gecesi Şehid olmuştur. (29.1.661) Ramazan ayının on birinci, onyedinci günü vurulduğu hakkında rivayetler vardır. fakat zayıftır. Hz. Peygamber'in, peygamberliğini izhardan önce on, yahut on iki yıl ömür sürmüş, yirmi üç yıl Hz. Peygamberle beraber bulunmuştur. Hz. Peygamber'den sonra otuz yıl yaşamıştır. Şehadetinde altmış üç, yahut altmış beş yaşlarındaydı. Nesei, Hasais'inde, senediyle Ammar'dan şu hadisi tahric eder: Ammar demiştir ki: Ben, Ali'yle beraber, Üşeyre savaşındaydım. Rasulullah, "İnsanların en kötüsü olan iki kişiden söz açayım mı" dedi. Biz, Evet ey Tanrı Elçisi dedik. Hz. Peygamber, "Birisi Semud kavminden olup Salih Peygamber'in devesini öldüren Uhaymir, öbürü de sana şurandan vurup kanını şuraya akıtan" buyurdu ve Ali'nin başıyla sakalını gösterdi. Nesei, bu hadis, Müslim'in şartınca sahihtir de demiştir.

Hakim de Müstedrik'inde, bu hadisin mealini Ebu-Sinan'üd-Duali rivayetiyle Hz. Ali'den tahric etmiştir: Yine Zeyd-ibn-i Vehep'ten tahriç etmiştir ki: Basralılardan bir topluluk, Hz. Ali'ye haraç, cizye v.s. getirmişti. Aralarında, Haricilerden Ca'd adlı birisi Ya Ali dedi, Tanrıdan kork, sonucu öleceksin. Hz. Ali, Hayır dedi, Ben buraya vurulan bir kılıçla öldürüleceğim ve buram başımın kanıyla boyanacak, bu sözleri söylerken başına ve sakalına işaret etti. Bu adam, bu sözden sonra Hz. Ali'nin giydiği eski elbiseyi hoş görmeyip bundan daha iyi bir elbise giyseydin daha iyi olurdu dedi. Hz. Ali, Bu elbise dedi, benim için ululuk duygusu vermekten en uzağı, Müslümanların özenip giymeleri için de en layığıdır. Taberi ve İbn'ül-Esir, Hz. Ali'nin şehid edilişinin sebebini şöyle anlatırlar: Mülcem'ül-Muradi oğlu Abdurrahman, Abdullah'üt-Temimiyy'üs-Sarimi oğlu olup Berke denmekle tanınmış Haccac, Ebu-Bekr'üt-Temimiyy'üs-Sa'di oğlu Amr, bir araya geldiler. Bunların üçü de Hariciydi. Halkın arasına düşen fikir aykırılığından konuştular. İdareyi ele alanların aleyhinde bulundular. Sonra, Nehrevan'da öldürürlenleri andılar. Ağlaştılar. Onlardan sonra yaşayıp da ne yapacağız, canlarımızı Allah için satmamız, sapıklık ehline baş olanları öldürmemiz, şehirleri onlardan kurtarmamız elbette daha iyi olur dediler. Mülcemoğlu, Ali'ye ben yeterim dedi, Berke, ben Muâviye'yi öldürmeyi üstüme alıyorum dedi. Amr da, ben dedi, Asoğlu'yu öldürürüm. Üçü de, öldürmeyi taahhüt ettiklerini öldürmedikçe, yahut bu uğurda ölmedikçe bu karardan dönmemeye söz verdiler. Kılıçlarını aldılar, zehirlettiler, Ramazan ayının on dukuzuncu günü sabah vakti bu işi işlemeyi kararlaştırdılar. Mülcemoğlu, Kufe'ye geldi. Mezhebdaşlarıyla buluştu, fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Birgün, mezhebdaşlarından birisinin evinde bir kadın gördü, kadın pek güzeldi, adı, Teymiyyet'ül-Ahdar kızı Katam'dı. Kadını pek beğendi, Bana varır mısın dedi. Kadın, Benim nikah param pek ağırdır; üçbin dirhem vermedikçe, bir kul ve köle alıp bana bağışlamadıkça ve Ali'yi öldürmedikçe sana varmamama imkân yoktur dedi. Mülcemoğlu, ilk iki şartını yerine getiremem, fakat Ali'yi öldürürsem elbette yüreğim yağ bağlar; bu iş de, Allah indinde benim için dünyadan da hayırlıdır, dünya malından da dedi. Katam'ın babasıyla kardeşi, Nehrevan'da öldürülenlerdendi. Mülceoğlu'nun bu sözünü duyunca onu öldürürsen dedi, senin yüreğin de soğur, benim de; ondan sonra seninle bir güzelce geçinir gideriz; dur, gideyim de bu işte sana yardımcı göndereyim. Katam gitti ve kavminden olan Verdan'ı yolladı. Bu sıralarda Eşca' boyundan Şebib adlı birisi, Mülcemoğlunun yanına gelmişti. Mülcemoğlu ona, dünyada da, ahirette de yüceliğe nail olmayı ister misin dedi. Şebib, Ne demek istiyorsun diye sorunca Mülcemoğlu, Ebu-Talib oğlu Ali'yi öldürmek istiyorum dedi... Şebib, Hay anan yasını çeksin, ne de ağır bir işe kalkışmışsın? Ali'yi nasıl öldürebileceksin dedi. Mülcemoğlu, mescidde gizleneceğim dedi, sabah namazına çıkınca üstüne saldırır, öldürürüz. Şebib, yazıklar olsun sana dedi. Ali'den başkası olsaydı kolaydı, fakat onun Müslümanlıktaki halini, şerefini, üstünlüğünü, ilk Müslüman olduğunu elbette biliyorsun; ben Ali'nin öldürülmesine sevinemem. Mülcemoğlu, Nehrevan'da tertemiz kişileri öldürdüğünü biliyorsun değil mi dedi. Şebib, Evet, biliyorum diye cevap verdi. O halde dedi Mülcemoğlu, bizim arkadaşlarımıza kısas olarak biz de onu öldürürüz. Şebib, bu söze kandı, onlara katıldı. Çarşamba gecesi olunca[112] Kufe'nin ulu camiinde itikaf'a girmiş[113] olan Katam'ın yanına gittiler. Katam, mescidde, kendisi için ipekten bir çadır kurdurmuştu, onun içindeydi. Onlar da çadıra girdiler, orda kılıçlarını kuşandılar, Hz. Ali'nin geleceği yere gidip gizlendiler. O gece Eş'as da mesciddeydi. Adiyyoğlu Hucr mescitte yatmıştı. Eş'as'ın kapıya doğru gidip Mülcemoğlu'ya, yapacağı işi, sen sen ol, aman gizle; yoksa seher çağı rezil olursun dediğini duydu, kör herif, gebertin bu adamı deyip acele mescitten çıktı. Duyduğunu söylemek, ihtiyatlı davranmasını reca etmek üzere Hz. Ali'nin her zaman geldiği yoldan, evine doğru koşa koşa yürüdü. Fakat o gün Hz. Ali, bir başka yoldan mescide gitmişti, raslayamadı. Bütün kaynaklara göre Hicretin kırkıncı yılı Ramazan ayında Hz. Emir'ül-Mü'minin, bir gece Hz. Hasan'ın, bir gece Hz. Huseyn'in, bir gece Ca'fer-i Tayyar oğlunun evinde iftar ederdi, aynı zamanda üç lokmadan fazla yemezdi; aç olduğum, midem dolu olmadığı halde tanrı emrinin gelmesi, daha sevimlidir bence derlerdi. Ramazan ayının ilkinde, okuduğu hutbede, Ramazan ayı girdi, o, ayların ulusudur, senenin evvelidir. Kudret değirmeni o ayda döner. Bilin ki gelecek yıl ben sizin aranızda bulunmayacağım buyurmuştu. Vaile oğlu Amir'in oğlu Ebü't-Tufayla, Hz. Ali'ye bey'at edilirken Mülcemoğlu Abdurrahman'ın da bey'at etmek üzere geldiğini, fakat Hz. Ali'nin onu, iki kere reddettiğini, üçüncüsünde başını ve sakalını işaret eder Burdan akacak kanla bunu boyamak niyetinde olanla ne işim var dediğini, ondan sonra da bir şairin, "Ölüm gelip seninle buluştu mu, gayret kemerini sık, tahammül et. Ölüm, senin mahallene gelip çattı mı, acıklanma, sızlanma" Mealindeki beyitlerini okuduğunu rivayet etmiş ve bu rivayeti Sibt-ibn'il-Cavzi, senediyle Tezkiret'ül-Havass'ta zikreylemiştir. Hz. Emir'ül-Mü'minin (a.s), Uhud savaşından sonra, bu savaşta şehadet mertebesine nail olamadığına acıklanmış, Hz. Rasul-i Ekrem (s.a.a), Bu, buyurmuşlardı Daha sonra olacak. Handak savaşında, Abdü Vedd oğlu amr, mübarek başlarını yaraladığı gün, başlarının kanı yüzlerine akarken de Hz. Rasul (s.a.a), bunu görüp, "Benden sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, başına vurduğu, başının kanıyla sakalını kana boyadığı gün, ben nerde olacağım" buyurmuşlardı. Bir Şaban ayının son cumasında, Hz. Resul-i Ekrem, Ramazan ayının üstünlüklerini beyan ederlerken Ali kalkmış, Bu ayda, ibadetlerin en üstünü hangisi diye sormuştu. Hz. Rasul (s.a.a), "Ya Eb'el-Hasan" buyurmuşlardı, "Bu ayda ibadetlerin en üstünü, üstün ve ulular ulusu Allah'ın, haram ettiği şeylerden çekinmektir." Bu sözden sonra ağlamaya başlamışlar, Ali (a.s), "Ya Rasulullah, niçin ağlıyorsun" diye sorunca, "Ya Ali" buyurmuşlardı, "Sanki seni görüyorum; sen Rabbine namaz kılarken, evvel gelenlerle sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, Semud kavminin devesini öldürenden daha kötü olan kişi, senin başına vurmuş da sakalını kana boyamış. Bu ayda bunu sana yapmayı helal saymış." İmam, bu sözü duyunca, "Bu" demişti, "Dinimde selametle mi olacak?" Rasul-i Ekrem (s.a.a), "Evet" buyurunca da şükretmişler, memnun olmuşlardı. Hz. Emir (a.s), İbni Mülcem'i gördükçe, "Ben onun yaşamasını dilemekteyim, oysa beni öldürmeyi istmekte" buyururlardı (Hz. Rasul'ün, Emir'ül-Mü'minin'in şehadetlerini ve O'nu şehid edecek kişinin kötülüğü hakkındaki hadisleri, Müstedrek'üs-Sahihayn, Mecma'uz-Zevaid Künuz-ul-Hakaaik, Tarihu Bağdad, Üsd'ül-Gaabe, İstiab, Kenz'ül-Ummal, Müsned-i Ahmed ve Ebi-Davud, Tabakat v.s. de mevcuttur. Bk. Fadail'ül-Hamse; 3, s. 51-61. Süyuti'nin "E'd-Dürr'ül-Mensur"undan ve diğer kaynaklardan; aynı; s. 64-68). Hasan-İbni-Küseyr, babasından rivayet etmiştir: Hz. Ali, şehid edildiği gün,fecir vakti evinden çıktı. Hz. Hasan ve Huseyn'e armağan olarak getirilmiş bulunan ördekler, eteğine yapıştılar. Ördekleri menetmek isteyenlere, Bırakın dedi, onlar, ölüye ağlayanlardır. Hz. Hasan buyurmuştur ki: Babamın yaralandığı sabah, fecir atmaya başlamıştı; babam namaz kılmadaydı. Bana, Ey oğulcağızım dedi, Bu gece biraz kendimden geçmiştim, Hz. Peygamber'i gördüm. Ya Resulullah dedim, ümmetinden güçlükten, düşmanlıktan başka bir şey görmedim. Hz. Peygamber, dua et onlara dedi, ben de Allah'ım dedim, beni onlardan daha hayırlılara kavuştur, onlara da benden beterini musallat et. Bu sırada müezzin İbn'ün-Nebbah gelip babamı namaza çağırdı. Babam yola düştü, ben de arkasından gittim. Taberi ve ibn'ül-Esir'in rivayetlerine göre Hz. Ali, o sabah mescide gitmiş, halkı, namaza, namaza diye namaz kılmaya davete başlamıştı. Bu sırada Şebib, Hz. Ali'ye bir kılıç salladı, fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine Mülcem oğlu, Ya Ali, hüküm Allah'ındır, senin ve senin adamlarının değil diye bir kılıç vurdu. Kılıç, Hz. Ali'nin, tam başına, Handak savaşında Amr'ın vurduğu yere rastladı, başına giydiği serpuşu yarıp tepesine işledi. Hz. Ali yere düşüp, "And olsun Ka'be'nin Rabbine, kurtuldum, muradıma erdim" buyurdu. Halk, Hz. Emir'ül-Mü'minin'in vurulduğunu duyunca, birbirine girdi, mescid kapılarını tutmaya koşuştu.

Diyar
07-10-2006, 06:23 AM
Şebib'i birisi yakaladı, elinden kılıcı aldı, Fakat o, atik davranıp adamın elinden kurtuldu, kaçıp evine girdi. Amcasının oğlu, onun telaşını görünce yoksa Mü'minler Emirini sen mi öldürdün diye sordu. Şebib, hayır diyecekken evet dedi. Bunun üzerine amcasının oğlu, kılıcını çekip Şebib'e vurdu, öldürdü. Mülcemoğlu'yu Hemdan kabilesinden biri yakaladı, elinden kılıcını aldı, sürüyerek Hz. Ali'nin huzuruna getirdi. Verdan, kaçıp gizlendi. Bir rivayette kaçıp kurtulan Şebib'dir, öldürülen Verdan'dır. Hz. Ali'nin namaz kılarken, yahut namazdan önce yaralandığı hakkında ihtilaf vardır. Meşhur rivayet, sabah namazının ilk secdesine varırken şehid edildiğidir. Yaralandıktan sonra Hz. Ali, kız kardeşi Ümme-Hani'nin oğlu Hubeyre oğlu Cu'de'yi, halka namaz kıldırmaya memur etti. Kendilerini, bir kilime yatırıp evlerine götürdüler. Başucuna Lübabe, ayak ucuna Ümmü Külsüm oturdu. Hz. Ali, bir aralık gözlerini açıp onlara baktı, "En yüce arkadaşa, en hayırlı konak yerine, en güzel huzur ve istirahat mahalline gidiyorum" dedi. Sonra kendisine bir ter bastı, kendinden geçti, derken kendine geldi, "Rasulullah'ı gördüm, kendisine gitmemi, ona ulaşmamı emretti" buyurdu. Bu sırada ibn-i Mülcem'i huzuruna getirdiler, ellerini bağlamışlardı. Hz. Ali, "Ey Allah'ın düşmanı" dedi, "Ben sana iyilik etmedim mi?" Mülcemoğlu, Evet dedi, iyilik ettin. Hz. Ali, "Peki" dedi, "Bu yaptığın nedir?" Mülcemoğlu, "Kılıcımı kırk sabah biledim, Allah'tan, onunla halkın en kötüsünü öldürmesini diledim" dedi.

Hz. Ali, "Sen onunla öldürüleceksin, halkın en kötüsü, görüyorum ki sensin" dedi. Sonra dedi ki: "Cana can; ölürsem bu adamı, o beni nasıl öldürdüyse öldürün, fakat sağ kalırsam hüküm benim, ne yapacağımı ben bilirim." Ondan sonra odaya toplanmış olan evladına, ayaline dönüp şu vasiyette bulundu: "Ey Abd'ul-Muttalib oğulları, Mü'minler Emiri öldürüldü diye Müslümanların kanlarını dökmeye kalkışmayın, ancak beni öldüreni öldürün. Ey Hasan, o bana bir kılıç vurdu, ölürsem sen de onu ancak bir kılıçta öldür. Çünkü ben duydum. Rasulullah, sakının işkenceden, kudurmuş köpek bile olsa eziyetle öldürmeyin diyordu." Suhan oğlu Sa'saa, Hz. Ali'nin kapısına gelip içeriye girmek için izin istedi. İzin verilmedi. Sa'saa, çıkan adama, "Git, Sa'saa, Allah sana rahmet etsin, ey yaşarken de, ölümünden sonra da Mü'minler Emiri Ali, Allah katında ulusun, O'nu en iyi bilen sensin diyor de; bu sözlerimi aynen söyle" dedi. Adam içeriye girdi. Biraz sonra çıkıp Hz. Ali'nin "Ona söyle: Allah sana da rahmet etsin, sıkıntısı az, yardımı çok bir kişiydin" dediğini bildirdi. Nubate oğlu Asbag der ki: Hz. Ali yaralanınca ben, Haris ve Süveyd, bir toplulukla gittik. İçerden ağlama sesleri geliyordu. Biz de ağlamaya başladık. Hz. Hasan kapıdan çıktı, Mü'minler Emiri, evlerinize gitmenizi emretti dedi. Topluluk dağıldı, yalnız ben kaldım. Derken içerde ağlama sesleri fazlalaştı bende dayanamayıp ağlamaya başladım. Hz. Hasan gene çıktı, Size evlerinize gidin demedim mi dedi. Vallahi ey Rasulullah'ın oğlu, Mü'minlerin Emirini görmeden ayaklarım gitmiyor dedim, tekrar ağlamaya başladım. Hz. Hasan eve girdi, pek fazla durmadan dışarıya çıktı, gir dedi. Huzuruna girdim. Mü'minler Emiri, bir yastığa dayanmıştı. Başına bir sarı bez bağlanmıştı. pek çok kan zayi etmişti, yüzü sararmıştı. Yüzü mü daha sarı, başına bağlanan bez mi daha sarı, farkedemedim. Eğilip yüzünü öptüm, ağladım. Ey Asbag dedi, ağlama, and olsun Allah'a, bunun ötesi cennet. Ben, sana feda olayım dedim, gerçekten de biliyorum, vallahi sen cennete gideceksin, fakat ben seni kaybediyorum, senden ayrılıyorum diye ağlıyorum ey Mü'minler Emiri. Kutbüddin Said-ibni Hibetullah'ir-Ravendi, "Kitab'ül-Haraic"de Hamık oğlu Amr'dan rivayet eder: Yaralandıktan sonra Hz. Ali'nin huzuruna girdim. Bir şey yok, bir yaradan ibaret dedim.

hz Ali, Ömrüme and olsun,sizden ayrılıyorum buyurdu. Sonra kendinden geçti. Ümmü Külsüm ağlamaya başladı. Kendine gelince, Ey Ümmü Külsum dedi, beni incitme. Gördüklerimi bir görseydin. Yedi göğün meleklerini görüyorum, birbirinin ardınca durmuşlar; Peygamber, gel ya Ali, karşındaki alem, bulunduğun alemden daha hayırlıdır diyorlar. İbn-i Esir'in rivayetine göre zimur oğlu Amr, Hz. Ali'nin yanına girmiş, Ey Mü'minler Emiri, yaranı göreyim deyip bağı çözmüş, yarayı gördükten sonra da hiç birşey değil demiştir. Hz. Ali, Ben sizden ayrılıyorum deyince Ümmü Külsum ağlamaya başlamış, Hz. Ali, sus demişti, benim gördüklerimi görseydin ağlamazdın. amr, ne görüyorsun ey Mü'minler Emiri deyince Hz. Ali, Şunlar, bölük bölük melekler, şunlar da peygamberler. İşte Muhammed; diyor ki: Ya Ali, müjde olsun sana, gelceğin yer bulunduğun yerden hayırlıdır. Şeyh Ebu-Ca'fer'i Tusi de bunu kendi "Emali" kitabında" zikreder. Hz. alİ'nİn vasİyetİ Ebu-Ca'fer Muhammed-ibn-i Cerir'üt-Taberi, Tarihinde, Ebül-Ferec-i İsfahani, Mekaatil'ül,Talibiyyin'de Hz. Ali'nin vasiyetini şu süretle kaydederler: "Rahman ve Rahim Allah adıyla. Bu, Mü'minler Emiri Ebu-Talib oğlu Ali'nin vasiyyetidir: Şüphe yok ki O, bilir, bildirir ki Allah birdir. Ondan başka tapacak yoktur, eşi ortağı bulunamaz ve gerçekten de Muhammed onun kuludur, elçisidir; Allah O'nu hidayet üzere, hak dini bildirmek ve bütün dinlere üst kılmak için göndermiştir. Sonra gerçekten namazım, ibadetim, hayatım, ölümüm, ancak alemlerin Rabbi Allah içindir ki O'nun ortağı yoktur, bununla emredildim ve Müslümanların ilkiyim ben.[114] (Ey Hasan ve Huseyn) Size Allah'tan korkmayı, dünya sizi isterse, size rağbet etse bile sizin, onu istememenizi, ona rağbet etmemenizi, elinizden çıkana acıklanmamanızı tavsiye ederim. Doğru söyleyin, (Ahirette) mükafata nail olmak için ibadette bulunun. Zulüm edene karşı düşman olun, zulüm görene yardım edin. İkinize ve bütün evladıma, ehlibeytime ve bu vasiyetname inanananlardan kime ulaşırsa ona, vasiyyetim, Allah'tan korkmak, işinizi düzene sokmak, aranızda uzlaşmaktır. Gerçekten de ben, Allah elçisinin, iki kişinin arasını bulmak, bütün namazlardan, oruçlardan üstündür dediğini duydum. Buğuz dini giderir ve kuvvet, ancak Allah'ındır. Yakınlarınızı görün, gözetin, hallerini sorun, ziyaretlerine varın, Tanrı sorunuzu ehven kılar. Allah için, Allah için olsun, yetimleri görüp gözetin, yalan sözlerle haklarını zayi etmeyin; çünkü Allah Elçisinin, Kim bir yetimi ihtiyaçtan kurtarırsa, Allah, yetim malını yiyene cehennemi vacip kıldığı gibi ona cenneti vacip kılar dediğini duydum. Allah için, Allah için olsun, Kur'an'a riayet edin. Onun hükmüyle muamelede bulunmak, herkesten ziyade size düşer. Allah için, Allah için olsun. Rabbinizin evini boşlamayın, sağ oldukça, soydan soya onu ziyaret edin. Allah için Allah için olsun, namaz kılın; çünkü namaz, işlerin en hayırlısıdır, dininizin direğidir. Allah için, Allah için olsun, zekât verin, çünkü zekât, Rabbinizin gazebini söndürür. Allah için, Allah için olsun, Ramazan ayında oruç tutun; çünkü Ramazan orucu cehenneme siperdir. Allah için, Allah için olsun, Allah yolunda, mallarınızla, canlarınızla savaşın. Çünkü Allah yolunda ancak ya doğru yolda bulunan, halkı doğruluğa sevkeden imam savaşır, yahut ona itaat edip uyan ve doğru yolu bulan savaşır, bu ikisinden başkası savaşmaz. Allah için, Allah için olsun, Peygamberinizin soyuna hürmet edin, onlara zulmetmeyin. Allah için, Allah için olsun, Peygamberinizin, bir kötülükte bulunmayan, Allah hükümlerini değiştirmeyen sahabesine riayet edin. Allah için, Allah için olsun, yok-yoksul kişilere bakın, geçiminizde onları kendinize ortak edin. Allah için, Allah için olsun, kadınlarla cariyelere riayette bulunun; çünkü Allah Elçisinin son sözü, iki zayıf taifeyi size tavsiye ediyorum, kadınlarla cariyeler sözü olmuştu." Sonra dedi ki: "Namaz namaz. Allah'a sığının da kınayanın kınamasından korkmayın; dilediğiniz şeyde size Allah yardımda bulunur, aleyhinize kalkana karşı sizi korur. İnsanlara güzel sözler söyleyin, nitekim yüce ve ulu Allah da size bunu emretmiştir. İyilikte bulunmalarını emredin, kötülükte bulunmaktan men'edin, bu işi boşlamayın; boşlarsanız Allah, başınıza kötülerinizi geçirir, sonra dua edersiniz, icabette bulunmaz. Birleşin, birbirinize iyilikte bulunun, uzlaşın, birbirinizi görün-gözetin. Birbirinizin aleyhine kalkışmayın, uzlaşmayı terketmeyin, ayrılmayın. İyilikte, doğrulukta birbirinize yardımda bulunun; suçta, düşmanlıkta yardımlaşmayın.

Diyar
07-10-2006, 06:23 AM
Allah'tan çekinin, gerçekten de Allah'ın azabı çetindir, Allah sizi korusun, Peygamberinizi, sizinle ve sizi de o'nunla korusun; sizi Allah'a ısmarlıyorum, ısmarlanacak en hayırlı zat odur. Allah esenliği, Allah'ın rahmeti ve bereketleri olsun size." İbn'ül-Esir der ki: Oğulları Hasan ve Huseyn'i çağırdı. Dedi ki: "İkinize de Allah'tan korkmanızı vasiyyet ederim. Dünya size rağbet etse bile siz ona rağbet etmeyin, onu elde etmeye savaşmayın. Elinizden çıkan şey için ağlamayın. Gerçeği söyleyin, yetime acıyın, zalime düşman olun, mazluma yardımcı kesilsin, Allah'ın kitabındaki hükümlere göre hareket edin. Allah yoluna gittiniz diye sizi kınayan olursa aldırmayın." Sonra Muhammed ibn'il-Hanefiyye'ye döndü de, "Kardeşlerine ettiğim vasiyyeti belledin mi" diye sordu. O, evet dedi. Bunun üzerine, "Sana da aynı vasiyetlerde bulunuyorum, bir de kardeşlerinin hakkını gözetmeni, onları büyük sanmayı dilerim; üzerinde çok büyük hakları vardır onların, emirlerinden dışarı çıkma" dedi. Sonra da Hz. Hasan ve Huseyn'e, "Kardeşinizi size tavsiye ederim, o da sizin kardeşinizdir, o da babanızın oğludur, bilirsiniz ki babanız onu gerçekten de sever" buyurdu. Hz. Hasan'a, "Ey oğulcuğum" dedi, "Allah'tan korkmanı, namaz kılmanı, zekât vermeni,suçu bağışlamanı, öfkeni yenmeni, yakınlarını dolaşıp gözetmeni, bilgisize karşı hilimle muamele etmeni, din hükümlerini düşünüp taşınmanı, Kur'an'a bağlanmanı, civarında bulunanlarla hoş ve iyi geçinmeni, iyiliği emretmeni, kötülüğü men'eylemeni, pis ve kötü işlerden çekinmeni vasiyyet ediyorum" ve sözlerine şu sözleri de ekledi: "Beni yaralayanı gör gözet. Bana verdiğin yemekten ona da ver, karnını doyur. Bana verdiğin sudan ona da ver, susuz bırakma. Kefenimde külfete düşme. Cenaze namazını yedi tekbirle (diğer bir rivayette beş tekbirle) kıl, gömdükten sonra mezarımı belirsiz hale getir."[115] Hz. Ali, vasiyyetini tamamladıktan sonra vefatlarına kadar, "La ilahe illallah" sözünden başka bir söz söylemediler. Ramazan ayının yirmibirinci Cuma gecesi, gecenin üçtebiri geçmişti ki vefat ettiler. Evde feryad yüceldi. Küfeliler, Hz. Ali'nin vefat ettiğini anlayınca kadın, erkek, evin önünde toplandılar, feryada başladılar. Hz. Peygamber'in vefatlarında Medine ne hale döndüyse Hz. Ali'nin vefatlarında da Kufe o hale döndü. Hz. Ali'nin vefatından sonra Hz. Hasan, kardeşi Hz. Huseyn'in yardımıyla babasını yıkadı. Muhammed ibn'ül-Hanefiyye su döküyordu. Abbas oğlu Abdullah, yahut Ca'fer'in bulunduğunu da rivayet edenler vardır. Techiz ve tekfinden sonra Hz. Hasan, namazını beş tekbirle kıldırdı. Altı, yedi, dokuz tekbirle kıldırdı diyenler de vardır. Gece yarısı götürüp Necef vadisinde Gariyy denen yere defnettiler, vasiyyeti mucebince kabri belirsiz bir hale getirdiler. Hz. Ali, Ümeyye oğullarıyla Haricilerin şerrinden bu çeşit vasiyette bulunmuştu, çünkü kabri eşip cesedi yakacaklarına dair bir söylenti duyulmaya başlamıştı. Mülcemoğlu'nun katlİ Hz. Ali, Hakim'in "El-Müstedrik"de rivayet ettiği gibi Mülcemoğlu hakkında, ona iyi muamelede bulunun, yaşarsam re'y benimdir, dilersem suçunu bağışlarım; fakat ölürsem onu da derhal öldürün, Rabbimin indinde hesaplaşırım. Allah Elçisini öldürmek isteyeni o, öldürtmüş, sonra da yakmalarını buyurmuştu, siz de ona öyle yapın demişti. Hz. Ali'nin defninden dönünce Hz. Hasan, Mülcemoğlu'yu huzuruna getirtti. Mülcemoğlu, İmam Hasan'a, Allah'a ahdedeyim; beni bırak, gideyim, Muâviye'yi öldüreyim; çünkü ben Kâ'be'de Allah'a and içtim, Ali ile Muâviye'yi öldürmedikçe ölmiyeyim dedim; eğer öldüremez de sağ kalırsam döner gelir, sana teslim olurum, dilediğini yap dedi. Hz. Hasan, imkânı yok dedi ve bir kılıçla onu öldürdü. Halk, cesedini sürüyüp bir çukura götürdüler, ateşe vurup yaktılar. Hz. Alİ'nin kabrİ Hz. Ali'nin vefat gecesi bir deveye bir tabut yükleyip Medine tarafına gönderdi- ler. Bunu görenler, Hz. Ali'yi, Hz. Fatıma'nın yanına defnetmek üzere Medine'ye götürüyorlar sandılar. Bir katıra yüklenmiş olan diğer bir tabut da Hıyre tarafına gitti. Mescitte, hükumet konağının avlusunda, Cu'deoğullarının evinde, Yezid'ül-Kısri oğlu Abdullah'ın yanında ve daha bazı yerlerde mezarlar kazdılar ve bunları, birisi defnedilmiş gibi örttüler. Bütün bunlar, Haricilerin şerrinden yapılmıştı. Bu yüzden Hz. Ali'nin kabri hakkında da ihtilaflar çıktı. Fakat Ehlibeyt, Hz. Ali'nin vefatından itibaren onun kabrini kaybetmedi. Hz. Hasan, Hz. Huseyn'in oğlu İmam Zeyn'ül-Abidin Ali, onun oğlu İmam Muhammed'ül-Bakır, İmam Huseyn'in torunu Zeyd, İmam Bakır'ın oğlu Ca'fer'üs-Sadık, İmam Ca'fer'in oğlu İmam Müsa'l-Kazım, onun oğlu İmam Aliyy'ür-Rıza, onun oğlu İmam Muhammed'ül-Cevad ve bütün Ehlibeyt, Hz. Ali'yi, bugün üzerinde İslam medeniyetinin en muhteşem abidelerinden biri yükselmiş olan Necef'teki mescidde, Zarih denen sandukasının yerinde ziyaret etmişlerdir. Ehlibeyt imamlarının, cedleri Emir'ül-Mü'minin Ali'yi (a.s), şehadetlerinden ve definlerinden itibaren, Necef-i Eşref'te, şimdiki medfenlerinde ziyaretleri, Hazret'in orda medfun bulunduklarının en kesin delilidir; çünkü babanın ahvalini de, medfenini de, herkesten ziyade ve gerçek olarak evlat bilir. Fakat Hz. Emir'in hayatlarında olduğu gibi mematlarından sonra da, dostlukta ve düşmanlıkta aşırı davrananlar, medfenleri hakkında da ihtilafa düşmüşlerdir. Haklarında aşırı inanç besleyenler, bir hikaye uydurmuşlardır: Guya, Emir'ül-Mü'minin (a.s), vefatlarından önce, İmam Hasan ve Huseyn'e (a.s), yüzü nikaplı bir arap gelecek, yanında bir devesi olacak; benim tabutumu isteyecek, tabutumu ona teslim edin buyurmuşlar. Onlar da gasil, tekfin ve techizinden sonra namazını kılmışlar; tabutu, gelen araba teslim etmişler. Arap, tabutu alıp yola düştükten sonra, bu kimdi diye merak etmişler; peşine düşüp ona ulaşmışlar; and vererek kim olduğunu bildirmesini istemişler. arap nikabını açınca görmüşler ki Ali'dir! Bu uydurma inanç, çocukça bir resimle de tesbit edilmiştir. Bu aşırı inançta daha da ileriye gidenler olmuştur: Guya Ali, Nuh Peygamber'in gemisinden kalan iki tahta üstünde göğe ağmıştır. Melametle ona tam zıd olan Nakşbendiliği birleştirerek son devre Melamiliğini kuran, mezhebi ve meşrebi karmakarışık Muhammed Nur'ül-Arabi (Arab Hoca 1305 H. 1888 M.), "Menba'un-Nur fi rü'yet'ir-Rasul" adlı risalesinde bu inancı güttüğünü bildiriyor.[116] Bu inancı güdenler ve Ali'nin (a.s) vefat etmediğini söyleyenler var. Buna karşılık Lütfullah'üs-Safi'nin "Ma'al-Hatib. Fi Hututi'hil-Ariza" adlı kitabında bildirildiği gibi Emir'ül-Mü'minin'in (a.s), Necef-i Eşref'te ziyaret edilen medfeninin. Hz. Emir'e ait olmadığını, burda, Mugıyra b. Şa'ba'nın gömülü olduğunu, Hatib denen kişi ve belki buna uyanlar, iddia ediyorlar ve Hatib, bu kişiyi, tarziyeyle anacak derecede bir Ümmeyyeoğullarının kulu ve kölesi.[117] Emir'ül-Mü'minin'in (a.s) medfenleri, şimdiki ziyaretgahta, Zarih-i Mukaddes'in bulunduğu yerdedir. Ebü'l-Ferec-i İsfahani (356 H. 966 M.), "Makatil'üt-Talibiyyininde, İmam Hasan'dan (a.s), bunu, senediyle tahric etmektedir. Çağdaşı İbni A'sem'il-Kufi de (314 H. 929 M.) gene İmam Hasan'dan (a.s), Emir'ül-Mü'minin'in (a.s) Gariyy'de, yani şimdiki medfeninde bulunduğunu nakletmektedir. "Makaatil'üt-Talibiyyin", Zeyd b. Ali'nin (120 M. 966), ceddi pakini orda ziyaret ettiğini bildirir.

Diyar
07-10-2006, 06:24 AM
Muhaddis İbni Kuvluveyh (369 H. 979 M.), "Kamil'üz-Ziyare"de, Seyyid gıyas'üd-din Abdülkerim b. Tavus (692 H. 1292 M.), "Farhat'ül Garıyy"de aynı rivayette bulunurlar. Sagaani (650 H. 1252 M.), "E'ş-Şems'ül-Münire"de Zeyd b. Ali'nin Garıyy yolunda, ashabına, "Biliyor musunuz, biz nerdeyiz? Cennet bahçelerindeyiz; Emir'ül-Mü'minin'in kabrine giden yoldayız" dediğini nakleder. Ayrıca Ya'kubi Ebü'l-Fida', İbn'ut-Tıktakıy, yakut gibi tarihçiler, mesalik ve memalik bilginleri, yani coğrafyacılar, Hadis bilginleri, bu hususta ittifak ettikleri gibi kabr-i saadetin Necef-i Eşref'de bulunduğuna dair müstakıl eser yazanlar, Necef-i Eşref'in eski ve yeni durumunu tesbit edenler de olmuştu. Abbasoğullarından Mansur, Reşir, Muktefi, Nasır, Mustansır ve Müsta'sım da Hz. Emir'i, bugünkü medfeninde ziyaret etmişlerdir. Ancak Hatib denen bu kişiden önce Hatib-i Bağdadi, bu iftiraya cür'et etmiş, Ebu-Nuaym'den, Hz. Ali'ye aid olduğu sanılarak ziyaret edilen kabrin, Mugıyra'ya aidiyetini rivayet etmiş, Sibt ibn'il-Cevzi (654 H. 1256 M.), "Tezkiret'ül-Havas"ında bunu, Ebu-Nuaym'in yanlışlarından saymış, reddetmiş, Mugıyra'nın Şam'da öldüğünü, sininin belli olmadığını söylemiş, İbni Eb'il-Hadid'se "Nehc'ül-Belaga Şerhi"nde, Mugıyra'nın kabrinin yitip gittiğini bildirmiştir. Ebü'l-Ferec Abdürrahman b. Aliyy'il-Cevzi ise, "El-Muntazam" da, Kufe'de üçyüz sahabinin gömülü olduğunu, Hz. Ali'den (a.s) başka hiçbirinin merkadinin belli olmadığını söyler. Ebü'lFerec-i Isfahani de "El-Agaani" de, Mugıyra'nın, Kufe'de, Sakıyf mezarlığında kuyulandığını kaydeder. Fakat Hatib-i Bağdadi'den sonra bu ikinci Hatib, Mugıyra, kendi atasıymış gibi bu unutulan uydurma rivayeti tekrarlamaktan çekinmez; gerçeği yalanlamaya, yalanı gerçek göstermeye çalışır. Hasılı, Hz. Emir'ül-Mü'minin'in medfeninin bilinmediğini, yahut bugünkü ziyaret-gah olan mukaddes makamın o Hazrete aid olmadığını iddia eden, ya kara cahildir, güneş yok demektedir, yahut inadından balçığa batmıştır; debelendikçe de batmaktadır.[118] Kabri, ilk defa 170 H. den (786 M.) sonra Harun'ür-Reşid yaptırmış, üstüne bir kubbe bina ettirmiştir. 279 H. den (892 M.) sonra, Dai-i Sagıyr denen Zeyd'ül-Hasani oğlu Muhammed, binayı tamir ve tevsi' ettirmiş, 369 H. (979 M.), Azud'üd-Devle fena Husrev-ibn-i Buveyh'id-Deylemi, türbeyi adeta yeniden yaptırmış ve bir çok vakıflar bağlamıştır. Aynı zamanda Necef'e Fırat suyunu getirten de bu zattır. Bundan sonra bir yangından harap olan mescit ve türbe, halkın yardımıyla 706 H. (1358 M.) de yeniden yapılmıştır.

Bundan sonra 1036 H. (1636 M.) Şah Safi'nin emriyle mescit ve türbe tamir ve tevsie başlanmış, 1052 H. (1741 M.) den sonra oğlu 2. Şah Abbas zamanında bitmiştir. Nadir Şah, Hindistan zaferinden sonra 1154 H. (1741 M.), yahut 1156 H. (1743 M.) kubbeyi ve iki minareyi altınla kaplatmıştır. Son zamanlarda Nasır'üd-Din Şah da (1264 -1313 H. 1847 - 1895 M.) mescit ve türbeyi tamir ettirmiştir ki bu münasebetle Sultan Abdülaziz (1277 - 1293 H. 1860 - 1876 M.) altınla işlenmiş iki büyük şamdan hediye etmiştir.

aferi
25-06-2007, 11:16 AM
Ii Güzel Yazömişsinda Baci Hz Ali Ne üstünde şehid Oldu Nerde Ve Nasil Oldu Bunlarida Bana Açiklarmisin Ve Sebebinide Dermisin Sana Zahmet

cemdigital2003
25-06-2007, 11:31 PM
Ii Güzel Yazömişsinda Baci Hz Ali Ne üstünde şehid Oldu Nerde Ve Nasil Oldu Bunlarida Bana Açiklarmisin Ve Sebebinide Dermisin Sana Zahmet

can hz.Ali efendimiz medinede cemaata sabah namazını kıldırmak için camiye girerken soysuz bir sunni-süfyani tarafından kılıçla ağır yaralandı ve iki gün ağır yaralı yattıktan sonra şehit oldu kabri bilinir ama bilinmiyor denir çünki gerçek açıklanırsa düzenin düzencileri sunni-süfyaniler (ebubekir-ömer-osman-aişe-muaviyeciler) namazı terk eder çünki HZ.ALİ MÜRTEZA K.V R.A DOĞDUĞU YERDE YATMAKTADIR YANİ KABEDE...Ehlibeyte rabıta lillahil FATİHA...SAYGILAR...



Açtığım konuların bazıları….

Hz.Peygamberimizin Hz.Ali efendimiz hakkında buyurdukları..!!
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=23967

H.z.Ali efendimizin bir kılıç darbesi…..
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=21366

Ali sana kızıyormu….???
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=20554


Meydanlar yiğit görsün….
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=20465

Hz.Ali efendimizin hikmeti….
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=21351

Ali isminin sırrı….
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=23193

Hz.Ali efendimizin kutsiyeti hakkında…
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=23115

Ebusüfyan ve muaviye kimdir…???
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=20395

Ali söyler dillerimiz….
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=24098

Faruk-Sadık-Sıddık gerçeği ve çağrı..!!!
http://www.alevileriz.org/showthread.php?t=28198