Diyar
07-10-2006, 06:20 AM
Hz. Ali, Hicretin kırkıncı yılı Ramazanının on dokuzuncu çarşamba günü vurulmuş (27.1.661), yirmi birinci cuma gecesi Şehid olmuştur. (29.1.661) Ramazan ayının on birinci, onyedinci günü vurulduğu hakkında rivayetler vardır. fakat zayıftır. Hz. Peygamber'in, peygamberliğini izhardan önce on, yahut on iki yıl ömür sürmüş, yirmi üç yıl Hz. Peygamberle beraber bulunmuştur. Hz. Peygamber'den sonra otuz yıl yaşamıştır. Şehadetinde altmış üç, yahut altmış beş yaşlarındaydı. Nesei, Hasais'inde, senediyle Ammar'dan şu hadisi tahric eder: Ammar demiştir ki: Ben, Ali'yle beraber, Üşeyre savaşındaydım. Rasulullah, "İnsanların en kötüsü olan iki kişiden söz açayım mı" dedi. Biz, Evet ey Tanrı Elçisi dedik. Hz. Peygamber, "Birisi Semud kavminden olup Salih Peygamber'in devesini öldüren Uhaymir, öbürü de sana şurandan vurup kanını şuraya akıtan" buyurdu ve Ali'nin başıyla sakalını gösterdi. Nesei, bu hadis, Müslim'in şartınca sahihtir de demiştir.
Hakim de Müstedrik'inde, bu hadisin mealini Ebu-Sinan'üd-Duali rivayetiyle Hz. Ali'den tahric etmiştir: Yine Zeyd-ibn-i Vehep'ten tahriç etmiştir ki: Basralılardan bir topluluk, Hz. Ali'ye haraç, cizye v.s. getirmişti. Aralarında, Haricilerden Ca'd adlı birisi Ya Ali dedi, Tanrıdan kork, sonucu öleceksin. Hz. Ali, Hayır dedi, Ben buraya vurulan bir kılıçla öldürüleceğim ve buram başımın kanıyla boyanacak, bu sözleri söylerken başına ve sakalına işaret etti. Bu adam, bu sözden sonra Hz. Ali'nin giydiği eski elbiseyi hoş görmeyip bundan daha iyi bir elbise giyseydin daha iyi olurdu dedi. Hz. Ali, Bu elbise dedi, benim için ululuk duygusu vermekten en uzağı, Müslümanların özenip giymeleri için de en layığıdır. Taberi ve İbn'ül-Esir, Hz. Ali'nin şehid edilişinin sebebini şöyle anlatırlar: Mülcem'ül-Muradi oğlu Abdurrahman, Abdullah'üt-Temimiyy'üs-Sarimi oğlu olup Berke denmekle tanınmış Haccac, Ebu-Bekr'üt-Temimiyy'üs-Sa'di oğlu Amr, bir araya geldiler. Bunların üçü de Hariciydi. Halkın arasına düşen fikir aykırılığından konuştular. İdareyi ele alanların aleyhinde bulundular. Sonra, Nehrevan'da öldürürlenleri andılar. Ağlaştılar. Onlardan sonra yaşayıp da ne yapacağız, canlarımızı Allah için satmamız, sapıklık ehline baş olanları öldürmemiz, şehirleri onlardan kurtarmamız elbette daha iyi olur dediler. Mülcemoğlu, Ali'ye ben yeterim dedi, Berke, ben Muâviye'yi öldürmeyi üstüme alıyorum dedi. Amr da, ben dedi, Asoğlu'yu öldürürüm. Üçü de, öldürmeyi taahhüt ettiklerini öldürmedikçe, yahut bu uğurda ölmedikçe bu karardan dönmemeye söz verdiler. Kılıçlarını aldılar, zehirlettiler, Ramazan ayının on dukuzuncu günü sabah vakti bu işi işlemeyi kararlaştırdılar. Mülcemoğlu, Kufe'ye geldi. Mezhebdaşlarıyla buluştu, fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Birgün, mezhebdaşlarından birisinin evinde bir kadın gördü, kadın pek güzeldi, adı, Teymiyyet'ül-Ahdar kızı Katam'dı. Kadını pek beğendi, Bana varır mısın dedi. Kadın, Benim nikah param pek ağırdır; üçbin dirhem vermedikçe, bir kul ve köle alıp bana bağışlamadıkça ve Ali'yi öldürmedikçe sana varmamama imkân yoktur dedi. Mülcemoğlu, ilk iki şartını yerine getiremem, fakat Ali'yi öldürürsem elbette yüreğim yağ bağlar; bu iş de, Allah indinde benim için dünyadan da hayırlıdır, dünya malından da dedi. Katam'ın babasıyla kardeşi, Nehrevan'da öldürülenlerdendi. Mülceoğlu'nun bu sözünü duyunca onu öldürürsen dedi, senin yüreğin de soğur, benim de; ondan sonra seninle bir güzelce geçinir gideriz; dur, gideyim de bu işte sana yardımcı göndereyim. Katam gitti ve kavminden olan Verdan'ı yolladı. Bu sıralarda Eşca' boyundan Şebib adlı birisi, Mülcemoğlunun yanına gelmişti. Mülcemoğlu ona, dünyada da, ahirette de yüceliğe nail olmayı ister misin dedi. Şebib, Ne demek istiyorsun diye sorunca Mülcemoğlu, Ebu-Talib oğlu Ali'yi öldürmek istiyorum dedi... Şebib, Hay anan yasını çeksin, ne de ağır bir işe kalkışmışsın? Ali'yi nasıl öldürebileceksin dedi. Mülcemoğlu, mescidde gizleneceğim dedi, sabah namazına çıkınca üstüne saldırır, öldürürüz. Şebib, yazıklar olsun sana dedi. Ali'den başkası olsaydı kolaydı, fakat onun Müslümanlıktaki halini, şerefini, üstünlüğünü, ilk Müslüman olduğunu elbette biliyorsun; ben Ali'nin öldürülmesine sevinemem. Mülcemoğlu, Nehrevan'da tertemiz kişileri öldürdüğünü biliyorsun değil mi dedi. Şebib, Evet, biliyorum diye cevap verdi. O halde dedi Mülcemoğlu, bizim arkadaşlarımıza kısas olarak biz de onu öldürürüz. Şebib, bu söze kandı, onlara katıldı. Çarşamba gecesi olunca[112] Kufe'nin ulu camiinde itikaf'a girmiş[113] olan Katam'ın yanına gittiler. Katam, mescidde, kendisi için ipekten bir çadır kurdurmuştu, onun içindeydi. Onlar da çadıra girdiler, orda kılıçlarını kuşandılar, Hz. Ali'nin geleceği yere gidip gizlendiler. O gece Eş'as da mesciddeydi. Adiyyoğlu Hucr mescitte yatmıştı. Eş'as'ın kapıya doğru gidip Mülcemoğlu'ya, yapacağı işi, sen sen ol, aman gizle; yoksa seher çağı rezil olursun dediğini duydu, kör herif, gebertin bu adamı deyip acele mescitten çıktı. Duyduğunu söylemek, ihtiyatlı davranmasını reca etmek üzere Hz. Ali'nin her zaman geldiği yoldan, evine doğru koşa koşa yürüdü. Fakat o gün Hz. Ali, bir başka yoldan mescide gitmişti, raslayamadı. Bütün kaynaklara göre Hicretin kırkıncı yılı Ramazan ayında Hz. Emir'ül-Mü'minin, bir gece Hz. Hasan'ın, bir gece Hz. Huseyn'in, bir gece Ca'fer-i Tayyar oğlunun evinde iftar ederdi, aynı zamanda üç lokmadan fazla yemezdi; aç olduğum, midem dolu olmadığı halde tanrı emrinin gelmesi, daha sevimlidir bence derlerdi. Ramazan ayının ilkinde, okuduğu hutbede, Ramazan ayı girdi, o, ayların ulusudur, senenin evvelidir. Kudret değirmeni o ayda döner. Bilin ki gelecek yıl ben sizin aranızda bulunmayacağım buyurmuştu. Vaile oğlu Amir'in oğlu Ebü't-Tufayla, Hz. Ali'ye bey'at edilirken Mülcemoğlu Abdurrahman'ın da bey'at etmek üzere geldiğini, fakat Hz. Ali'nin onu, iki kere reddettiğini, üçüncüsünde başını ve sakalını işaret eder Burdan akacak kanla bunu boyamak niyetinde olanla ne işim var dediğini, ondan sonra da bir şairin, "Ölüm gelip seninle buluştu mu, gayret kemerini sık, tahammül et. Ölüm, senin mahallene gelip çattı mı, acıklanma, sızlanma" Mealindeki beyitlerini okuduğunu rivayet etmiş ve bu rivayeti Sibt-ibn'il-Cavzi, senediyle Tezkiret'ül-Havass'ta zikreylemiştir. Hz. Emir'ül-Mü'minin (a.s), Uhud savaşından sonra, bu savaşta şehadet mertebesine nail olamadığına acıklanmış, Hz. Rasul-i Ekrem (s.a.a), Bu, buyurmuşlardı Daha sonra olacak. Handak savaşında, Abdü Vedd oğlu amr, mübarek başlarını yaraladığı gün, başlarının kanı yüzlerine akarken de Hz. Rasul (s.a.a), bunu görüp, "Benden sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, başına vurduğu, başının kanıyla sakalını kana boyadığı gün, ben nerde olacağım" buyurmuşlardı. Bir Şaban ayının son cumasında, Hz. Resul-i Ekrem, Ramazan ayının üstünlüklerini beyan ederlerken Ali kalkmış, Bu ayda, ibadetlerin en üstünü hangisi diye sormuştu. Hz. Rasul (s.a.a), "Ya Eb'el-Hasan" buyurmuşlardı, "Bu ayda ibadetlerin en üstünü, üstün ve ulular ulusu Allah'ın, haram ettiği şeylerden çekinmektir." Bu sözden sonra ağlamaya başlamışlar, Ali (a.s), "Ya Rasulullah, niçin ağlıyorsun" diye sorunca, "Ya Ali" buyurmuşlardı, "Sanki seni görüyorum; sen Rabbine namaz kılarken, evvel gelenlerle sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, Semud kavminin devesini öldürenden daha kötü olan kişi, senin başına vurmuş da sakalını kana boyamış. Bu ayda bunu sana yapmayı helal saymış." İmam, bu sözü duyunca, "Bu" demişti, "Dinimde selametle mi olacak?" Rasul-i Ekrem (s.a.a), "Evet" buyurunca da şükretmişler, memnun olmuşlardı. Hz. Emir (a.s), İbni Mülcem'i gördükçe, "Ben onun yaşamasını dilemekteyim, oysa beni öldürmeyi istmekte" buyururlardı (Hz. Rasul'ün, Emir'ül-Mü'minin'in şehadetlerini ve O'nu şehid edecek kişinin kötülüğü hakkındaki hadisleri, Müstedrek'üs-Sahihayn, Mecma'uz-Zevaid Künuz-ul-Hakaaik, Tarihu Bağdad, Üsd'ül-Gaabe, İstiab, Kenz'ül-Ummal, Müsned-i Ahmed ve Ebi-Davud, Tabakat v.s. de mevcuttur. Bk. Fadail'ül-Hamse; 3, s. 51-61. Süyuti'nin "E'd-Dürr'ül-Mensur"undan ve diğer kaynaklardan; aynı; s. 64-68). Hasan-İbni-Küseyr, babasından rivayet etmiştir: Hz. Ali, şehid edildiği gün,fecir vakti evinden çıktı. Hz. Hasan ve Huseyn'e armağan olarak getirilmiş bulunan ördekler, eteğine yapıştılar. Ördekleri menetmek isteyenlere, Bırakın dedi, onlar, ölüye ağlayanlardır. Hz. Hasan buyurmuştur ki: Babamın yaralandığı sabah, fecir atmaya başlamıştı; babam namaz kılmadaydı. Bana, Ey oğulcağızım dedi, Bu gece biraz kendimden geçmiştim, Hz. Peygamber'i gördüm. Ya Resulullah dedim, ümmetinden güçlükten, düşmanlıktan başka bir şey görmedim. Hz. Peygamber, dua et onlara dedi, ben de Allah'ım dedim, beni onlardan daha hayırlılara kavuştur, onlara da benden beterini musallat et. Bu sırada müezzin İbn'ün-Nebbah gelip babamı namaza çağırdı. Babam yola düştü, ben de arkasından gittim. Taberi ve ibn'ül-Esir'in rivayetlerine göre Hz. Ali, o sabah mescide gitmiş, halkı, namaza, namaza diye namaz kılmaya davete başlamıştı. Bu sırada Şebib, Hz. Ali'ye bir kılıç salladı, fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine Mülcem oğlu, Ya Ali, hüküm Allah'ındır, senin ve senin adamlarının değil diye bir kılıç vurdu. Kılıç, Hz. Ali'nin, tam başına, Handak savaşında Amr'ın vurduğu yere rastladı, başına giydiği serpuşu yarıp tepesine işledi. Hz. Ali yere düşüp, "And olsun Ka'be'nin Rabbine, kurtuldum, muradıma erdim" buyurdu. Halk, Hz. Emir'ül-Mü'minin'in vurulduğunu duyunca, birbirine girdi, mescid kapılarını tutmaya koşuştu.
Hakim de Müstedrik'inde, bu hadisin mealini Ebu-Sinan'üd-Duali rivayetiyle Hz. Ali'den tahric etmiştir: Yine Zeyd-ibn-i Vehep'ten tahriç etmiştir ki: Basralılardan bir topluluk, Hz. Ali'ye haraç, cizye v.s. getirmişti. Aralarında, Haricilerden Ca'd adlı birisi Ya Ali dedi, Tanrıdan kork, sonucu öleceksin. Hz. Ali, Hayır dedi, Ben buraya vurulan bir kılıçla öldürüleceğim ve buram başımın kanıyla boyanacak, bu sözleri söylerken başına ve sakalına işaret etti. Bu adam, bu sözden sonra Hz. Ali'nin giydiği eski elbiseyi hoş görmeyip bundan daha iyi bir elbise giyseydin daha iyi olurdu dedi. Hz. Ali, Bu elbise dedi, benim için ululuk duygusu vermekten en uzağı, Müslümanların özenip giymeleri için de en layığıdır. Taberi ve İbn'ül-Esir, Hz. Ali'nin şehid edilişinin sebebini şöyle anlatırlar: Mülcem'ül-Muradi oğlu Abdurrahman, Abdullah'üt-Temimiyy'üs-Sarimi oğlu olup Berke denmekle tanınmış Haccac, Ebu-Bekr'üt-Temimiyy'üs-Sa'di oğlu Amr, bir araya geldiler. Bunların üçü de Hariciydi. Halkın arasına düşen fikir aykırılığından konuştular. İdareyi ele alanların aleyhinde bulundular. Sonra, Nehrevan'da öldürürlenleri andılar. Ağlaştılar. Onlardan sonra yaşayıp da ne yapacağız, canlarımızı Allah için satmamız, sapıklık ehline baş olanları öldürmemiz, şehirleri onlardan kurtarmamız elbette daha iyi olur dediler. Mülcemoğlu, Ali'ye ben yeterim dedi, Berke, ben Muâviye'yi öldürmeyi üstüme alıyorum dedi. Amr da, ben dedi, Asoğlu'yu öldürürüm. Üçü de, öldürmeyi taahhüt ettiklerini öldürmedikçe, yahut bu uğurda ölmedikçe bu karardan dönmemeye söz verdiler. Kılıçlarını aldılar, zehirlettiler, Ramazan ayının on dukuzuncu günü sabah vakti bu işi işlemeyi kararlaştırdılar. Mülcemoğlu, Kufe'ye geldi. Mezhebdaşlarıyla buluştu, fakat yapacağı işi kimseye açmadı. Birgün, mezhebdaşlarından birisinin evinde bir kadın gördü, kadın pek güzeldi, adı, Teymiyyet'ül-Ahdar kızı Katam'dı. Kadını pek beğendi, Bana varır mısın dedi. Kadın, Benim nikah param pek ağırdır; üçbin dirhem vermedikçe, bir kul ve köle alıp bana bağışlamadıkça ve Ali'yi öldürmedikçe sana varmamama imkân yoktur dedi. Mülcemoğlu, ilk iki şartını yerine getiremem, fakat Ali'yi öldürürsem elbette yüreğim yağ bağlar; bu iş de, Allah indinde benim için dünyadan da hayırlıdır, dünya malından da dedi. Katam'ın babasıyla kardeşi, Nehrevan'da öldürülenlerdendi. Mülceoğlu'nun bu sözünü duyunca onu öldürürsen dedi, senin yüreğin de soğur, benim de; ondan sonra seninle bir güzelce geçinir gideriz; dur, gideyim de bu işte sana yardımcı göndereyim. Katam gitti ve kavminden olan Verdan'ı yolladı. Bu sıralarda Eşca' boyundan Şebib adlı birisi, Mülcemoğlunun yanına gelmişti. Mülcemoğlu ona, dünyada da, ahirette de yüceliğe nail olmayı ister misin dedi. Şebib, Ne demek istiyorsun diye sorunca Mülcemoğlu, Ebu-Talib oğlu Ali'yi öldürmek istiyorum dedi... Şebib, Hay anan yasını çeksin, ne de ağır bir işe kalkışmışsın? Ali'yi nasıl öldürebileceksin dedi. Mülcemoğlu, mescidde gizleneceğim dedi, sabah namazına çıkınca üstüne saldırır, öldürürüz. Şebib, yazıklar olsun sana dedi. Ali'den başkası olsaydı kolaydı, fakat onun Müslümanlıktaki halini, şerefini, üstünlüğünü, ilk Müslüman olduğunu elbette biliyorsun; ben Ali'nin öldürülmesine sevinemem. Mülcemoğlu, Nehrevan'da tertemiz kişileri öldürdüğünü biliyorsun değil mi dedi. Şebib, Evet, biliyorum diye cevap verdi. O halde dedi Mülcemoğlu, bizim arkadaşlarımıza kısas olarak biz de onu öldürürüz. Şebib, bu söze kandı, onlara katıldı. Çarşamba gecesi olunca[112] Kufe'nin ulu camiinde itikaf'a girmiş[113] olan Katam'ın yanına gittiler. Katam, mescidde, kendisi için ipekten bir çadır kurdurmuştu, onun içindeydi. Onlar da çadıra girdiler, orda kılıçlarını kuşandılar, Hz. Ali'nin geleceği yere gidip gizlendiler. O gece Eş'as da mesciddeydi. Adiyyoğlu Hucr mescitte yatmıştı. Eş'as'ın kapıya doğru gidip Mülcemoğlu'ya, yapacağı işi, sen sen ol, aman gizle; yoksa seher çağı rezil olursun dediğini duydu, kör herif, gebertin bu adamı deyip acele mescitten çıktı. Duyduğunu söylemek, ihtiyatlı davranmasını reca etmek üzere Hz. Ali'nin her zaman geldiği yoldan, evine doğru koşa koşa yürüdü. Fakat o gün Hz. Ali, bir başka yoldan mescide gitmişti, raslayamadı. Bütün kaynaklara göre Hicretin kırkıncı yılı Ramazan ayında Hz. Emir'ül-Mü'minin, bir gece Hz. Hasan'ın, bir gece Hz. Huseyn'in, bir gece Ca'fer-i Tayyar oğlunun evinde iftar ederdi, aynı zamanda üç lokmadan fazla yemezdi; aç olduğum, midem dolu olmadığı halde tanrı emrinin gelmesi, daha sevimlidir bence derlerdi. Ramazan ayının ilkinde, okuduğu hutbede, Ramazan ayı girdi, o, ayların ulusudur, senenin evvelidir. Kudret değirmeni o ayda döner. Bilin ki gelecek yıl ben sizin aranızda bulunmayacağım buyurmuştu. Vaile oğlu Amir'in oğlu Ebü't-Tufayla, Hz. Ali'ye bey'at edilirken Mülcemoğlu Abdurrahman'ın da bey'at etmek üzere geldiğini, fakat Hz. Ali'nin onu, iki kere reddettiğini, üçüncüsünde başını ve sakalını işaret eder Burdan akacak kanla bunu boyamak niyetinde olanla ne işim var dediğini, ondan sonra da bir şairin, "Ölüm gelip seninle buluştu mu, gayret kemerini sık, tahammül et. Ölüm, senin mahallene gelip çattı mı, acıklanma, sızlanma" Mealindeki beyitlerini okuduğunu rivayet etmiş ve bu rivayeti Sibt-ibn'il-Cavzi, senediyle Tezkiret'ül-Havass'ta zikreylemiştir. Hz. Emir'ül-Mü'minin (a.s), Uhud savaşından sonra, bu savaşta şehadet mertebesine nail olamadığına acıklanmış, Hz. Rasul-i Ekrem (s.a.a), Bu, buyurmuşlardı Daha sonra olacak. Handak savaşında, Abdü Vedd oğlu amr, mübarek başlarını yaraladığı gün, başlarının kanı yüzlerine akarken de Hz. Rasul (s.a.a), bunu görüp, "Benden sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, başına vurduğu, başının kanıyla sakalını kana boyadığı gün, ben nerde olacağım" buyurmuşlardı. Bir Şaban ayının son cumasında, Hz. Resul-i Ekrem, Ramazan ayının üstünlüklerini beyan ederlerken Ali kalkmış, Bu ayda, ibadetlerin en üstünü hangisi diye sormuştu. Hz. Rasul (s.a.a), "Ya Eb'el-Hasan" buyurmuşlardı, "Bu ayda ibadetlerin en üstünü, üstün ve ulular ulusu Allah'ın, haram ettiği şeylerden çekinmektir." Bu sözden sonra ağlamaya başlamışlar, Ali (a.s), "Ya Rasulullah, niçin ağlıyorsun" diye sorunca, "Ya Ali" buyurmuşlardı, "Sanki seni görüyorum; sen Rabbine namaz kılarken, evvel gelenlerle sonra gelenlerin en azgını, en kötüsü, Semud kavminin devesini öldürenden daha kötü olan kişi, senin başına vurmuş da sakalını kana boyamış. Bu ayda bunu sana yapmayı helal saymış." İmam, bu sözü duyunca, "Bu" demişti, "Dinimde selametle mi olacak?" Rasul-i Ekrem (s.a.a), "Evet" buyurunca da şükretmişler, memnun olmuşlardı. Hz. Emir (a.s), İbni Mülcem'i gördükçe, "Ben onun yaşamasını dilemekteyim, oysa beni öldürmeyi istmekte" buyururlardı (Hz. Rasul'ün, Emir'ül-Mü'minin'in şehadetlerini ve O'nu şehid edecek kişinin kötülüğü hakkındaki hadisleri, Müstedrek'üs-Sahihayn, Mecma'uz-Zevaid Künuz-ul-Hakaaik, Tarihu Bağdad, Üsd'ül-Gaabe, İstiab, Kenz'ül-Ummal, Müsned-i Ahmed ve Ebi-Davud, Tabakat v.s. de mevcuttur. Bk. Fadail'ül-Hamse; 3, s. 51-61. Süyuti'nin "E'd-Dürr'ül-Mensur"undan ve diğer kaynaklardan; aynı; s. 64-68). Hasan-İbni-Küseyr, babasından rivayet etmiştir: Hz. Ali, şehid edildiği gün,fecir vakti evinden çıktı. Hz. Hasan ve Huseyn'e armağan olarak getirilmiş bulunan ördekler, eteğine yapıştılar. Ördekleri menetmek isteyenlere, Bırakın dedi, onlar, ölüye ağlayanlardır. Hz. Hasan buyurmuştur ki: Babamın yaralandığı sabah, fecir atmaya başlamıştı; babam namaz kılmadaydı. Bana, Ey oğulcağızım dedi, Bu gece biraz kendimden geçmiştim, Hz. Peygamber'i gördüm. Ya Resulullah dedim, ümmetinden güçlükten, düşmanlıktan başka bir şey görmedim. Hz. Peygamber, dua et onlara dedi, ben de Allah'ım dedim, beni onlardan daha hayırlılara kavuştur, onlara da benden beterini musallat et. Bu sırada müezzin İbn'ün-Nebbah gelip babamı namaza çağırdı. Babam yola düştü, ben de arkasından gittim. Taberi ve ibn'ül-Esir'in rivayetlerine göre Hz. Ali, o sabah mescide gitmiş, halkı, namaza, namaza diye namaz kılmaya davete başlamıştı. Bu sırada Şebib, Hz. Ali'ye bir kılıç salladı, fakat kılıç mescidin kapısına geldi. Bunun üzerine Mülcem oğlu, Ya Ali, hüküm Allah'ındır, senin ve senin adamlarının değil diye bir kılıç vurdu. Kılıç, Hz. Ali'nin, tam başına, Handak savaşında Amr'ın vurduğu yere rastladı, başına giydiği serpuşu yarıp tepesine işledi. Hz. Ali yere düşüp, "And olsun Ka'be'nin Rabbine, kurtuldum, muradıma erdim" buyurdu. Halk, Hz. Emir'ül-Mü'minin'in vurulduğunu duyunca, birbirine girdi, mescid kapılarını tutmaya koşuştu.