PDA

: Alevilik Nasıl Yayıldı ?


Diyar
07-10-2006, 02:04 AM
Alevilik islam dininin yayılmasıyla
birlikte Arapların dışındaki uluslara da Abbasiler döneminde Türkler ve
İranlılar özellikle orduda yoğun olarak yeralmaktaydılar.Örneğin daha hicri IV.
Yüzyılda Maveraünnehir’in oldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski
inançlarındaki Gök Tanrı’nın yerine Hz. Ali’yi geçirmişlerdi. Zaten Emevi
döneminden (661-750) bu yana Hz.Ali ve soyunun başlarına gelenler ve özellikle
de Kerbela olayı Alevilerce her tarafa yayılmaktaydı. Sosyal ve siyasal ortam da
bu düşüncelerin yaygınlaşmasına elverişliydi. Hz.Ali’ye ve ehl-i beyte muhabbet,
o dönemde gittikçe fazlalaşan tarîkatlerde oldukça yaygındı. Hazret-i Ali’nin
kahramanlıkları ve Kerbela Olayına ilişkin menkıbeler Anadolu, İran, Irak ve
Horasan bölgelerinin sözlü ve yazılı edebiyatında en eski zamanlardan itibaren,
çok sevilen ve yaygın bir konudur ki bunun etkilerini bugün bile gözlemlemek
olanaklıdır. Demek ki İslam dünyasındaki siyasal ve dinsel bölünmelere kaynaklık
eden bu olaylardan Araplar’ın yanısıra, Türkler, İranlılar ve diğer uluslar da
doğal olarak etkileniyorlardı. Yeni müslüman olan uluslar arasında Hz.Ali bir
sembol halini alıyor ve onun savaşçılık, yiğitlik ve velilik yönleriyle bezenmiş
menkıbeleri her yere yayılıyordu. Hz.Ali’nin sembolleşmesinin yanısıra, bütün
muhalif hareketlerin kalkış noktası olan Kerbela Olayı da aynı şekilde, hatta
daha derin izler bırakıyordu.. İşte bu etkilerin bir sonucu olarak Alevilik ve
batınilik, İslam dünyasının her yanına yayılan tasavvuf akımına nüfuz etmiş ve
Alevi-batıni eğilimli birçok tarikat ortaya çıkmıştır. Anadolu ve İran
bölgelerinde de ortaya çıkan bu tarikatlerden konumuz bakımından en önemlileri
Yesevilik, Kalenderilik, Vefailik, Hurufilik, Hayderilik adlı tarikatlerdir.
Daha çok göçebe ve köylü topluluklar arasında etkili olan bu heterodoks yani
resmi din anlayışına aykırı tarikatler, doğaldır ki, yaygın oldukları
çevrelerdeki koşullara uygun olarak şekillenmiş bir İslam anlayışını
yaymaktaydılar.Sünni çevrelerde yoğun tepkiler gösterilen ve eski kaynaklarda da
yer alan, bu tarikatlere mensup şeyh ve babalara yönelik suçlamaların en
bilinenleri şu şekildedir: Bu dervişlerin, dinsel yükümlülüklere/yasaklara
uymamaları ve kadınların da dinsel törenlere katılmaları. Basit halk kitleleri,
işte bu adetleri nedeniyle yoğun tepkiler alan ve hiç şüphesiz telkinleri
kendilerine daha uygun gelen bu tür babaların ve şeyhlerin etkileri
altındaydılar. Bu heterodoks şeyh ve dervişler adeta alevi-batıni düşüncelerin
yayıcılarıydılar. Alevi Dedelerinin soyları da onlara dayanır.

ALINTIDIR

soreş
07-10-2006, 07:56 AM
Aleviliğin yayılmasında en büyük emeği gösteren kesimlere örnek olarak Şeyh Hasan ve Sarı Saltuk Aşiretlerinin atalarını örnek gösterebiliriz.

poyrazz
10-10-2006, 08:08 AM
Bu yola tarihler boyunca isimli isimsiz milyonlarca insanlarımızın emegi vardır.
Allah onlardan razı olsun..Sevgilerimle..

polata
10-10-2006, 09:22 PM
Konu ilgisi Alevi inanç ve ibadetleri içerisinde açılmıştır. Bu nedenle başlık ve içeriği ile uygun olan yere taşınmıştır.

xormek
16-05-2008, 04:44 AM
Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur


Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.

İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.

Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, "Aleviyiz ama, İslamız", "İslamız ama Aleviyiz" deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, "Alevi İslam" dan, "İslamın sufi bir kolu olan Alevilik"ten, "İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik"ten söz etmektedir. Hükümetin, "Alevi İslam" la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, "Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır" demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, "evladı Resul", "Seydi Saadet Evladı Resul" olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza'nın, zulüm gördüklerini anlatırken, "evladı Kerbelayız" diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. "Evladı Kerbela" olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela'da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği "heterodoks İslam" içinde değerlendirmektedir.

Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.

Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela'da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.

Haşim Kutlu'nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu'da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).

Ondördüncü asırda ise İran'da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası'nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).

Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt'in (ölümü 1460), Şeyh Haydar'ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır'ın oğludur. İmam Cafer'in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için "bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed'in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir" demiştir (age, s. 128). Örneğin, 1510'larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran'a, Şah İsmail'e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer'in bu sözü, 1990'ların ortalarında, Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında "ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim" demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın "ille de Müslüman olma" ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Haşim Kutlu'nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu'nun, Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye'nin, Nizarilik'in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında "Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır" demektedir (s.397). Bunu, "Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır" şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.

İSMAİL BEŞİKÇİ

polata
16-05-2008, 04:55 AM
Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur


Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.

İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.

Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, "Aleviyiz ama, İslamız", "İslamız ama Aleviyiz" deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, "Alevi İslam" dan, "İslamın sufi bir kolu olan Alevilik"ten, "İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik"ten söz etmektedir. Hükümetin, "Alevi İslam" la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, "Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır" demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, "evladı Resul", "Seydi Saadet Evladı Resul" olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza'nın, zulüm gördüklerini anlatırken, "evladı Kerbelayız" diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. "Evladı Kerbela" olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela'da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği "heterodoks İslam" içinde değerlendirmektedir.

Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.

Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela'da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.

Haşim Kutlu'nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu'da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).

Ondördüncü asırda ise İran'da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası'nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).

Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt'in (ölümü 1460), Şeyh Haydar'ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır'ın oğludur. İmam Cafer'in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için "bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed'in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir" demiştir (age, s. 128). Örneğin, 1510'larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran'a, Şah İsmail'e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer'in bu sözü, 1990'ların ortalarında, Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında "ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim" demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın "ille de Müslüman olma" ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Haşim Kutlu'nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu'nun, Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye'nin, Nizarilik'in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında "Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır" demektedir (s.397). Bunu, "Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır" şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.

İSMAİL BEŞİKÇİ

Burada yazılanlara göre Aleviliğin tarihini insanlığın ilk dönemine taşıyanlar yanılıyor. Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. Ned e olsa M.Ö. 500 yıllarda doğan Zerdüştlük kökenli.


İmam Cafer, Kızılbaşlar için "bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed'in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir" demiştir İmam Cafer-i Sadık bu sözü Kızılbaşlar için mi söylemiş? yoksa Sufiler-Tasavvufçular için mi?

kanlıbey
25-05-2009, 09:58 AM
Değerli Canlar...

Çok anlaşılmaz olabilir...Ama..

Sayın İsmail Beşikçi nin Anadolu Aleviliğini anlayabilecek kapestede bilgi birikimine sahip olmadığını düşünen canlardanım..


Çünkü Alevilik öncelikle Yaşanır...


Bu anlamda Alevilik ile alakalı tesbitlerine katılmam mümkün olmadığı gibi ciddiye de almamın herhangi bir alt yapısıda mevcut değildir...


Her hayelin gerçek olmadığı gibi..!!??


Ali yoldaşınız,hızır kardeşiniz olsun Canlar...

TunceliMunzur
25-05-2009, 10:15 AM
Aleviliğin İslamla hiçbir ilişkisi yoktur


Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Alevilik son yıllarda, çok konuşulan konulardan biridir. Alevilik konusunda yayınlar artmakta, televizyonlar, radyolar çoğalmaktadır. Aleviler arasında örgütlenme de boyutlanmaktadır. Fakat Aleviler, kendisi olarak konuşmamakta, örgütlenme kendisi çerçevesinde gelişmemekte, dışarıdan, Alevilere empoze edilen bir bilinç doğrultusunda gelişmektedir. Kendisi olarak konuşan, kendisi olmayı savunan Aleviler şüphesiz vardır. Ama sayıları azdır. Seslerini yeteri kadar duyuramamaktadır. Böyle bir damarın bulunması şüphesiz çok olumludur. Sayıları ne kadar az olursa olsun, düşün hayatında belirleyici olan da bu damardır.

İttihat ve Terakki yönetiminden beri başlıca iki grup üzerinde yoğun bir asimilasyon uygulanmıştır. Kürtleri Türklüğe asimile etmek, Alevileri Müslümanlığa asimile etmek, yüz yıla yakın bir zamandır temel bir devlet politikasıdır. Bu, sistematik bir şekilde uygulanan bir devlet politikasıdır.

Asimilasyona karşı gösterilen tavırda Kürtler ve Aleviler arasında önemli bir fark vardır. Kürtler asimilasyonun bilincine varmış, ona karşı yoğun bir mücadele içindedir. Aleviler ise, büyük bir çoğunlukla, asimilasyonun bilincinde değildir. Alevilerin büyük bir kısmı, "Aleviyiz ama, İslamız", "İslamız ama Aleviyiz" deyip durmaktadırlar. Aslında, Aleviliğin, İslamla, İslamiyetle hiçbir ilişkisi yoktur. İslamiyetten çok önceleri oluşmuş, Mezopotamya kökenli, Zerdüşt kökenli bir inançtır. İslamiyetle, Müslümanlıkla, Dördüncü Halife Ali'yle, 12 İmamlarla hiçbir ilişkisi, hiçbir bağı yoktur. Alevilerin, 12 İmamlar adına, Ali adına yalvarış-yakarış içinde olması, dualar etmesi, kendisi olmamasının, kendisine empoze edilmiş bir ritüeli yaşıyor olmasının dikkate değer bir görüntüsüdür. Devlet ve hükümet, devlete ve hükümete yakın yazarlar, "Alevi İslam" dan, "İslamın sufi bir kolu olan Alevilik"ten, "İslamın üç büyük yolundan biri olan Alevilik"ten söz etmektedir. Hükümetin, "Alevi İslam" la ilgili olarak reformlar yapacağından, Alevilikle ilgili açılımlar gerçekleştireceğinden söz edilmektedir. Devlet Bakanı, "Aleviler, Sünniler kadar Müslümandır" demektedir. Bu arada, kendilerini, 12 İmamlara, Peygamber Muhammed soyuna dayandıran Aleviler de vardır. O zaman onlar, Türkmen değil Arap olmuyor mu? Veya Kürt değil Arap olmuyorlar mı? Veya, "evladı Resul", "Seydi Saadet Evladı Resul" olduklarını söyleyenler, Arap olmuyorlar mı? 1937-1938 Dersim ayaklanması lideri Seyit Rıza'nın, zulüm gördüklerini anlatırken, "evladı Kerbelayız" diyerek bu zulme layık olmadıklarını anlatmaya çalışması, elbette yanlıştır. "Evladı Kerbela" olunca Arap ve Müslüman olmuyor mu? O zaman Kürtlük/Zazalık ve Alevilik nerede kalıyor? Kaldı ki, Kerbela'da katledilenler, 72 kişidir. Dersim ayaklanmalarında katledilenlerin sayısı ise onbinlerle ifade edilmektedir. Alevilik üzerine çalışan bazı araştırmacılar da, Aleviliği "heterodoks İslam" içinde değerlendirmektedir.

Şiilik elbette İslamlık içindedir. Şiilik İslamiyetteki iki önemli mezhepten biridir. Dördüncü Halife Ali, 12 İmamlar, Şiiliğin temel sembollerindendir. Alevi inancının ise, Şiilikle bir ilişkisi, bir bağı yoktur. Aleviliğin Orta Asya kavimlerinin, bu arada Türklerin de İslamiyetten önceki dini olan Şamanizmle de bir ilgisi, ilişkisi yoktur. Bu bakımdan, İslamiyetle ilişki kuran veya Şamanizmle ilişki kurmaya, bağ kurmaya çalışan bugünkü Alevi düşüncesinin eleştirisi gerekmektedir. Bu eleştiri devamlı ve dinamik olmalıdır.

Bugün gerek Kürt Alevilerin, gerek Türk Alevilerin Dördüncü Halife Ali için, 12 İmamlar için, örneğin Hüseyin için yakarışta bulunduğu büyük bir gerçektir. Alevilerin örneğin Muharrem ayında, üçüncü Halife Hüseyin için, Kerbela'da katledildiği günün yıldönümünde Şiiler gibi dövünmemekte, fakat 12 İmamlara yalvarmalarını yakarmalarını sürdürmektedir. Buradaki temel sorun ise, Şii inancının, Şii sembollerinin, Alevi inancına nasıl girdiğidir. Temel soru, Alevi inancının ne zamandan beri ve nasıl başkalaşmaya uğradığıdır.

Haşim Kutlu'nun Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan, Alevilik Öğretisi, (Yurt Kitap-Yayın, Eylül 2007, Ankara) kitabında bu konuyla ilgili dikkate değer açıklamaları vardır. Alevilik yerine Kızılbaşlık tabirinin daha çok kullanıldığı bu eserde Haşim Kutlu, Kızılbaş ocaklarının merkezinin Dersim olduğunu belirtmektedir. Ocakların aile ya da aşiret adıyla anılmalarının Kızılbaşlıkta (Alevilikte) bir sapma olduğu dile getirilmekte, Alevilik inancındaki bozulmanın 13. yüzyılda başladığına işaret edilmektedir. Moğol istilası ve Alamut ocağının ortadan kaldırılması Alevilik inancında büyük bir yıkımın başlangıcı olmuştur. Moğol istilası döneminde Anadolu'da meydana gelen Babai ayaklanmalarının (Baba İlyas-Baba İshak önderliğinde gelişen ayaklanmaların) Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması, bu arada Alevi yapılanmasının darmadağın edilmesidir. Babai ayaklanmalarını Selçuklu lejyon ordularınca bastırılması sırasında Alevi yapılanmaları çok ağır darbeler almıştır. (age., s.126).

Ondördüncü asırda ise İran'da Müslüman Ali Şiası yaygınlaşmaya başlamıştır. Müslüman Ali Şiası, Anadolu Alevileri ile yaptıkları siyasal ittifakları istismar yoluna da gitmiştir (s.126). İşte Müslüman Ali Şiası'nın Aleviliğe, Kızılbaşlığa sızma çabaları bu dönemde başlamış, onbeşinci yüzyıl süresince devam etmiştir. Onaltıncı yüzyıl başlarında Şah İsmail ile birlikte (1487-1524) doruk noktasına ulaşmıştır. Alevi yapısındaki bu bozulmalar sürecinde ocak pirlerinin tavır ve davranışlarında da değişmeler olmuş, Alevi yol kuralları giderek aile çıkarlarına tabi kılınmış, yol evladının korunup kollanmasını esas alan Alevi yasalar, ailenin korunup kollanmasına dönüşmüştür (s.127).

Kızılbaş (Alevi) düşüncesine Hakk-Muhammed-Ali ritüellerinin, 12 imamlar ritüellerinin girmesi, 15. yüzyıl içinde kök salmaya başlamıştır. Şeyh Cüneyt'in (ölümü 1460), Şeyh Haydar'ın (ölümü 1488) iktidarı döneminde, Şah İsmail döneminde, bu ilişkiler iyice gelişmiştir. İmam Cafer buyruğu, Kızılbaşların (Alevilerin) ilgi duyduğu temel bir kitap olmuştur. İmam Cafer 702-765 yılları arasında yaşamıştır. Altıncı imamdır. 676-732 yılları arasında yaşayan ve beşinci imam olan Muhammed Bakır'ın oğludur. İmam Cafer'in büyük buyruğunun Bisati tarafından yazıldığı da bilinmektedir. Bisati ise 15. yüzyılda yaşamıştır (ölümü 1439). Aleviler bakımından bu konuda da derin bir çelişki vardır çünkü Caferi mezhebinin atası sayılan İmam Cafer, Kızılbaşlar için hiç iyi şeyler düşünmemektedir. İmam Cafer, Kızılbaşlar için "bilinsin ki ne onlar bizdendir, ne de biz onlardanız. Onlarla savaşanlar ise Hz. Muhammed'in önünde, onun düşmanlarıyla savaşanlar gibi kutsaldır, cennetliktir" demiştir (age, s. 128). Örneğin, 1510'larda cereyan eden Şahkulu ayaklanmasının da bu ilişkiler çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Osmanlı karşısında yeniler Şahkulu güçlerinin, İran'a, Şah İsmail'e sığınması, Şah İsmail yönetiminin kendilerine nasıl muamele ettiği olgulara dayanılarak anlatılmalıdır... İmam Cafer'in bu sözü, 1990'ların ortalarında, Tansu Çiller'in başbakanlığı döneminde İran yöneticilerinin Türk yöneticilere yaptığı öneriyi hatıra getirmektedir. O dönemde İran yöneticileri Türk devlet ve hükümet yöneticilerine Aleviler hakkında "ya siz Sünnileştirin ya da müsaade edin biz Şiileştirelim" demişti. Kızılbaşlar için İmam Cafer döneminden günümüze kadar hiçbir şeyin değişmediğini bu öneri de açıkça ortaya koymaktadır. Bütün bunlar ise Alevilerin büyük bir aymazlık yaşadığını göstermektedir. Alevilerin bu yönden eleştirilmesi gerekir. Bu eleştirinin devamlı kılınması da gerekir. Alevilerdeki aymazlığın "ille de Müslüman olma" ısrarının maddi ve manevi nedenleri üzerinde de durmak gerekir. Müslümanlığın hiçbir koşulunu yerin getirmeyen Alevilerin, Müslümanlıkta ısrarlı olmaları dikkate değer bir konudur. Alevi olan ama namaz kılan Aleviler de var deniyor. Onları, artık asimile olup Müslüman olmuş kişiler olarak değerlendirmek daha doğrudur.

Haşim Kutlu'nun sözü edilen Kızılbaş Alevilikte Yol, Erkan, Meydan kitabında bu konulara ilişkin bölümler vardır. Haşim Kutlu'nun, Alamut Ocağı ile ilgili düşüncelerinin Alevileri anlatıp anlatmadığı tartışılabilir. İsmailiye'nin, Nizarilik'in Alevilik olup olmadığı tartışılması gereken bir konudur. Öbür düşüncelerinin ise ufuk açıcı olduğu açıktır. Haşim Kutlu kitabında "Kürt ya da Türk Alevilerin, ya da bugün kendisini bu başlık altından ifade edenlerin Müslüman olup olmadıklarını tartışmak oldukça geri bir tartışmadır" demektedir (s.397). Bunu, "Alevilerin Müslüman olmadıkları çok açık bir gerçektir. Bunu tartışmak bile yanlıştır" şeklinde anlamak gerekir. Kitabın örneğin 154-155 sayfalarında dile getirilenler de bunu göstermektedir. Bütün bunlara rağmen bu ilişkilerde aymazlığı yaşayan Alevilerin eleştirilmesi gereği kaçınılmazdır.

İSMAİL BEŞİKÇİ

Alevilik Türk ulusunun İslam yorumudur.Alevilik İslamın özüdür.
Alevilik Türk ulusunun araplaşmadan müslüman oluşudur.
Orta Asya Türk kültürünü ve İslamın evrensel değerlerini kaynaştıran bir mezheptir.

TunceliMunzur
25-05-2009, 10:29 AM
Alevi / Bektaşi toplumu üzerinde sürdürülen asimilasyoncu politikalar sadece teolojik saldırılarla kalmamaktadır. Zira Alevi / Bektaşi kimliği sadece dinsel / mezhepsel bir kimlik değildir. Her yönüyle kavranmaya çalışıldığında görülecektir ki bu kimlik aynı zamanda Türk etnisitesinin binlerce yıllık özünü de muhafaza eden etnosantrik bir kimliktir. İlk bakışta dinsel / mezhepsel yön öne çıksa da bu kimliğin sosyo kültürel derinliklerinde etnolojik unsurların çok güçlü bir biçimde mevcudiyet içerdiği görülmektedir. Fakat Alevi / Bektaşi toplumu, kendi kimliğinin etnolojik unsurlarının yeteri düzeyde bilincinde değildir. Bu bilinç zayıflığı teolojik alanın dışında uygulanagelen asimilasyoncu saldırıların doğal sonucudur. Sözkonusu saldırları ve asimilasyoncu politikaları etnik kimlik dejenerasyonu olarak adlandırabiliriz. Alevi / Bektaşi inanç ve felsefesindeki kadim Türk inançlarına ve topyekün Türk kültürüne ait izleri reddedip Aleviliği başka etnik kimliklerle ilintilendirmeye çalışmak etnik kimlik dejenerasyonunun temel stratejisini oluşturmaktadır. Alevi / Bektaşiliği, mezepotamya kökenli din ve inançlarla irtibatlandırmak nihai aşamada Alevi / Bektaşi toplumunun o bölgenin kadim halklarının devamı olduğu fikrini kabul ettirme amacını haizdir.



Ne üzücü ki Alevilik üzerine yapılan kimi çalışmalar öz be öz Türk / Türkmen kökenli olan bu toplumun gençlerine Kürtlük veya Zazalık bilinci aşılama amacına hizmet için yapılmaktadır. Bu bağlamda etnik dejenerasyonun / asimilasyonun varacağı nokta tabiatıyla Kürtleşme veya Zazalaşma olacaktır. Teolojik dejenerasyon / asimilasyon, sünnileşme veya şiileşmeye ya da ateistleşmeye yol açarken etnik dejenerasyon da bölücü akımlara zemin kazandırmaktadır. Oysa ki Alevi / Bektaşilerin ezici çoğunluğu etnik anlamda Türk / Türkmen kökenlidir. Türklük / Türkmenlik bilinci Alevi / Bektaşi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Nasıl ki İslamiyet Arap kültüründen müstakil değilse Alevi / Bektaşi kimliği de Türk / Türkmen kültüründen ayrı düşünülemez. Bu hususiyet, Alevi / Bektaşiliğin Türklere özgü olduğu / yerel / milli olduğu anlamına da gelmez. Alevi / Bektaşilik her şeyden önce bir inanç olması keyfiyetinden ötürü evrenseldir. Bununla birlikte Türk kültürü içinde oluştuğu için Türklere özgü nitelikler içerdiği de aşikardır.

kanlıbey
25-05-2009, 10:53 AM
Alevi / Bektaşi toplumu üzerinde sürdürülen asimilasyoncu politikalar sadece teolojik saldırılarla kalmamaktadır. Zira Alevi / Bektaşi kimliği sadece dinsel / mezhepsel bir kimlik değildir. Her yönüyle kavranmaya çalışıldığında görülecektir ki bu kimlik aynı zamanda Türk etnisitesinin binlerce yıllık özünü de muhafaza eden etnosantrik bir kimliktir. İlk bakışta dinsel / mezhepsel yön öne çıksa da bu kimliğin sosyo kültürel derinliklerinde etnolojik unsurların çok güçlü bir biçimde mevcudiyet içerdiği görülmektedir. Fakat Alevi / Bektaşi toplumu, kendi kimliğinin etnolojik unsurlarının yeteri düzeyde bilincinde değildir. Bu bilinç zayıflığı teolojik alanın dışında uygulanagelen asimilasyoncu saldırıların doğal sonucudur. Sözkonusu saldırları ve asimilasyoncu politikaları etnik kimlik dejenerasyonu olarak adlandırabiliriz. Alevi / Bektaşi inanç ve felsefesindeki kadim Türk inançlarına ve topyekün Türk kültürüne ait izleri reddedip Aleviliği başka etnik kimliklerle ilintilendirmeye çalışmak etnik kimlik dejenerasyonunun temel stratejisini oluşturmaktadır. Alevi / Bektaşiliği, mezepotamya kökenli din ve inançlarla irtibatlandırmak nihai aşamada Alevi / Bektaşi toplumunun o bölgenin kadim halklarının devamı olduğu fikrini kabul ettirme amacını haizdir.



Ne üzücü ki Alevilik üzerine yapılan kimi çalışmalar öz be öz Türk / Türkmen kökenli olan bu toplumun gençlerine Kürtlük veya Zazalık bilinci aşılama amacına hizmet için yapılmaktadır. Bu bağlamda etnik dejenerasyonun / asimilasyonun varacağı nokta tabiatıyla Kürtleşme veya Zazalaşma olacaktır. Teolojik dejenerasyon / asimilasyon, sünnileşme veya şiileşmeye ya da ateistleşmeye yol açarken etnik dejenerasyon da bölücü akımlara zemin kazandırmaktadır. Oysa ki Alevi / Bektaşilerin ezici çoğunluğu etnik anlamda Türk / Türkmen kökenlidir. Türklük / Türkmenlik bilinci Alevi / Bektaşi kimliğinin ayrılmaz bir parçasıdır. Nasıl ki İslamiyet Arap kültüründen müstakil değilse Alevi / Bektaşi kimliği de Türk / Türkmen kültüründen ayrı düşünülemez. Bu hususiyet, Alevi / Bektaşiliğin Türklere özgü olduğu / yerel / milli olduğu anlamına da gelmez. Alevi / Bektaşilik her şeyden önce bir inanç olması keyfiyetinden ötürü evrenseldir. Bununla birlikte Türk kültürü içinde oluştuğu için Türklere özgü nitelikler içerdiği de aşikardır.



Değerli Can..

Yazının eksikleri olmasına rağmen...

Malatyalı bir Alevi olarak altına imzamı atıyorum..

Ali yoldaşınız,Hızır kardeşiniz olsun...

Medet Ya ALİ....

Av.A.Guvercin
25-05-2009, 02:58 PM
Kimse Aleviligin ilk kaynagi benden cikti, diye kendisine bir ustunluk saglamaya kalkamasin.

kaynagi kimden cikarsa ciksin, insanligin malidir. kaynagi nerden cikarsa ciksin, bu gun alevilik dunyaya nasil bakiyor onun onemi vardir. gerisinin bir anlami yoktur.

Aleviligin kaynaginin kurt kokenli oldugunu soyleyen de turk kokenli oldugunu soyleyen de, bu yuce inanci kendisi icin kullanmaya kalkamasin.

Bu yuce inanc bir sekilde irklar tarafindan kullanilabilir.

kendileri ni bulabilmek icin.

Baskalarini asagilamak icin degil

Baskalarina karsi bir adim one cikabilmek icin degil.

Saygilarimla

Barakbaba
06-08-2009, 04:49 PM
Ya artik rahat birakin bizi;
Allaha inanmayip alevi olunmaz....
Muhammede inanmayip alevi olunmaz...
Aliye katil deyip alevi olunmaz...
Aleviler müslümandir o kadar...
Ne kürt milliyetcilerine kanicaz nede mhp kafatasciligina...
Durmadan burda aleviler müslüman degil diyenlerin baz aldiklari hep molla inanci,biz onlardan ayriyiz diye neden baska bir din olarak gösterilmeye calisiliyoruz...
Evet devlet bizi asimile etmek istedi vede hala istiyorda ama SÜNNI yapmak istiyorlar MÜSLÜMAN degil...
Ayrica daha dün bize kaba,pis TÜRKMENLER diye hakaret eden,sevmeyen zihniyet,simdi kürt oldugumuzu idda ediyor vede buna canak tutuyor...
Cümlesine sesleniyorum;

BIRAKIN ARTIK YAKAMIZI

Cemalican
06-08-2009, 09:53 PM
Maveraünnehir’in oldukça uzağında yaşayan Buğraç Türkleri eski
inançlarındaki Gök Tanrı’nın yerine Hz. Ali’yi geçirmişlerdi

Yani haşa ilah mı edinmişlerdi diyorsunuz?

kanlıbey
09-08-2009, 01:00 AM
Kimse Aleviligin ilk kaynagi benden cikti, diye kendisine bir ustunluk saglamaya kalkamasin.

kaynagi kimden cikarsa ciksin, insanligin malidir. kaynagi nerden cikarsa ciksin, bu gun alevilik dunyaya nasil bakiyor onun onemi vardir. gerisinin bir anlami yoktur.

Aleviligin kaynaginin kurt kokenli oldugunu soyleyen de turk kokenli oldugunu soyleyen de, bu yuce inanci kendisi icin kullanmaya kalkamasin.

Bu yuce inanc bir sekilde irklar tarafindan kullanilabilir.

kendileri ni bulabilmek icin.

Baskalarini asagilamak icin degil

Baskalarina karsi bir adim one cikabilmek icin degil.

Saygilarimla



Değerli Güvercin


Bu yorumunuzda (katılamayacağım) atlatmalar ve eksiklikler görmekkteyim.
Şöyleki:

Muhammed ve Ali nin Arab oldukları ve (zahiren) Arabça konuştukları herkesin malumudur..

Yine İslam denen dinin Arap coğrafyasında ortaya çıktığı ve yayıldığı tüm kaynaklarda yazar..

Ve pek tabiki neredeyse İslam (bana göre sünni-yezit) ritüellerinin tamamı Arap kültür ve geleneğinden nemalanmıştır.ve verilen örnekler onlardandır..Mesala Hurma ile oruç açmak gibi,,mesala çölde çıkan bir parmak su (abu zemzem ) gibi...

Şimdi biz Aleviler bu ve benzeri konuları biliyoruz..Kerbela olayının Arap coğrafyasında geçen bir trejedi olduğunu biliyoruz,,aktörlerin Arap kökenli olduğunu biliyoruz..

Varmı itiraz eden..?

Pekala gelelim esas konuya..

Şimdi biz Aleviler eşyaları adı ile çağırmakla görevli değilmiyiz...

E o zaman Alevi inancının mayası ve temeli Kızılbaş/Tütkmendir deyince neden yanlış anlaşılmalar oluyormuş..??Yani gerçeği gizleyelimmi..??

Ne adına gizleyelim...**

Ha,,şimdi birileri Türk/Türkmen kelimesine tahammülsüzse bu onların sorunu..Ham olan onlardır..

Yada her Türk=TC mantığına sahipse o da onların sorunu..

Değelse Alevi bildiği her dili konuşur bunda da bir sakınca yoktur..

Arnavut,Arap,Bulgar,Azeri,Acam,Kürd,Zaza,Türk vb.her milliyetten Alevi de vardır..


Anlaşılmayan bir şey olduğunu sanmıyorum...

Saygılarımla..

Fukara-i Abdal
09-08-2009, 02:47 AM
Syn Kanlı Bey

Hacı Bektaş ZEMZEM suyu Nedi r?
Alevilikte SEYYİD'lik Nedir ?
Alevilikte TEVELLA ve TEBERRA nedir ?
Düvaz De İmam Nedir ?
Tarikatta Aldığın İkrar Abdestindeki ŞEKLİ ABDEST hangi İnanc Abdesti'nin şekiline benziyor
Alevilikteki KEMERBEST anlayışı nedir
Tığbende bağlama nedir ?

bunları isterseniz çoğalatabiliriz..

Salt Sunni yada Şii İslam anlayışı ile Anadolu Aleviliğinin İSLAM anlayışı Çok Farkldır ,Sebebi ise HERKES GÖRMEK İSTEDİĞİNİ ANLAR !

Bu Durumda Üç Farklı Muhammed ,Ali ,Kur'an anlayışı Meydana gelir, Yer Yer benzerlikler bulunsada bu anlayışlar Farklıdır.

Bu yüzden hangisi kendisi ile kıyaslarsa diğerini kendinden görmez ,Zoraki bir görüş vardır bu tartışmaya dönüncede KARŞI TARAFTAKİLER ,Zındık, vb türlü karalamalar ile karşılaşır

Bunun en güzel örneğini bile forumda bulmanız mümkün ...


Ama Dikkat edin Artık Kimse Alevi Erkan Kurallarını salladığı Yok

Herkes Kendisini PİR, MÜRŞİD vb kişiler görüp Alevilik tanımlıyor onun dışında gördüklerini Alevilikten saymıyor..

Sebebi gene HERKES GÖRMEK İSTEDİĞİNİ ALIYOR o yüzden

ama Anadolu Aleviliğin içerisinden

Muhammed Ali İnancını ,Küntükez Esrarını i Men Aref Sırrını,Elest-i Bezm'ini, Şebber-ü Şübber-i, Zülfikar'ı Düldül'ü İSLAMİYET'İn Ehlibeyt'in EN BÜYÜK SEVGİSİNİ ,SAYGISINI ,KORUMA ARZUSUDUNU i

İmam Ali'nin Mertliğini,Sevgisi ,Şevkatını ,Ahlağını Gene ALEVİ ERENLERİNDE bulursunuz..


İslamiyeti Şekilci bir inanç olarak görürseniniz Tabiki BENZEMEZ...Ama Batıni olarak baktığınızda ORTAK payın ne kadar yüksek olduğunu göreceksiniz..

Alevilik 72 Millete Kucak Açtığı için ,SAYGI vardır ama TALİB olabilmek için gerekli Kurallar vardır bu kurallar zincirinin

4 Kapı,40 Makam Olgusu vb uygulama ve AKideler vardır ,Bunları Yerine getirmeyen kimse TARİKAT KAPISINA alınmaz....

Tarikat Kapısında KELİME_İ TEVHİD inancı söz konusudur, Muhammed İNANCI olmadan ,Tarikata giremezsiniz ,Tarikat makamına alınmayan kimse DERVİŞLİK kisvesi dediğimiz İlk mertebeyi alamaaz...

Dar'a düşen Zat'ın İlk Çağıracağı kimse YA ALLAH , Ya Muhammed ,Ya Ali, Ya Hızır İsimleri vardır ...

Hiç Bir Alevi Talibi ,Şaman Rahibini,Zerdüşt Tanrılarını , Hristiyan Keşişleri ,Ana Oğul Kutsal Ruh'u , Yahudi rahiblerini,Haham ların cagırmaz ,Sadece İslami Değer Taşıyan Mübarek İsimleri Çağırır ...
Buda Anadolu Aleviliğinin içindeki ,Kendi İSLAMİ görüşü dolayısı iledir, Bu GÖrüş ile Sunni veya Şii inancını karşılaştırmaz ....

kanlıbey
09-08-2009, 05:01 AM
Syn Kanlı Bey

Hacı Bektaş ZEMZEM suyu Nedi r?
Alevilikte SEYYİD'lik Nedir ?
Alevilikte TEVELLA ve TEBERRA nedir ?
Düvaz De İmam Nedir ?
Tarikatta Aldığın İkrar Abdestindeki ŞEKLİ ABDEST hangi İnanc Abdesti'nin şekiline benziyor
Alevilikteki KEMERBEST anlayışı nedir
Tığbende bağlama nedir ?

bunları isterseniz çoğalatabiliriz..

Salt Sunni yada Şii İslam anlayışı ile Anadolu Aleviliğinin İSLAM anlayışı Çok Farkldır ,Sebebi ise HERKES GÖRMEK İSTEDİĞİNİ ANLAR !

Bu Durumda Üç Farklı Muhammed ,Ali ,Kur'an anlayışı Meydana gelir, Yer Yer benzerlikler bulunsada bu anlayışlar Farklıdır.

Bu yüzden hangisi kendisi ile kıyaslarsa diğerini kendinden görmez ,Zoraki bir görüş vardır bu tartışmaya dönüncede KARŞI TARAFTAKİLER ,Zındık, vb türlü karalamalar ile karşılaşır

Bunun en güzel örneğini bile forumda bulmanız mümkün ...


Ama Dikkat edin Artık Kimse Alevi Erkan Kurallarını salladığı Yok

Herkes Kendisini PİR, MÜRŞİD vb kişiler görüp Alevilik tanımlıyor onun dışında gördüklerini Alevilikten saymıyor..

Sebebi gene HERKES GÖRMEK İSTEDİĞİNİ ALIYOR o yüzden

ama Anadolu Aleviliğin içerisinden

Muhammed Ali İnancını ,Küntükez Esrarını i Men Aref Sırrını,Elest-i Bezm'ini, Şebber-ü Şübber-i, Zülfikar'ı Düldül'ü İSLAMİYET'İn Ehlibeyt'in EN BÜYÜK SEVGİSİNİ ,SAYGISINI ,KORUMA ARZUSUDUNU i

İmam Ali'nin Mertliğini,Sevgisi ,Şevkatını ,Ahlağını Gene ALEVİ ERENLERİNDE bulursunuz..


İslamiyeti Şekilci bir inanç olarak görürseniniz Tabiki BENZEMEZ...Ama Batıni olarak baktığınızda ORTAK payın ne kadar yüksek olduğunu göreceksiniz..

Alevilik 72 Millete Kucak Açtığı için ,SAYGI vardır ama TALİB olabilmek için gerekli Kurallar vardır bu kurallar zincirinin

4 Kapı,40 Makam Olgusu vb uygulama ve AKideler vardır ,Bunları Yerine getirmeyen kimse TARİKAT KAPISINA alınmaz....

Tarikat Kapısında KELİME_İ TEVHİD inancı söz konusudur, Muhammed İNANCI olmadan ,Tarikata giremezsiniz ,Tarikat makamına alınmayan kimse DERVİŞLİK kisvesi dediğimiz İlk mertebeyi alamaaz...

Dar'a düşen Zat'ın İlk Çağıracağı kimse YA ALLAH , Ya Muhammed ,Ya Ali, Ya Hızır İsimleri vardır ...

Hiç Bir Alevi Talibi ,Şaman Rahibini,Zerdüşt Tanrılarını , Hristiyan Keşişleri ,Ana Oğul Kutsal Ruh'u , Yahudi rahiblerini,Haham ların cagırmaz ,Sadece İslami Değer Taşıyan Mübarek İsimleri Çağırır ...
Buda Anadolu Aleviliğinin içindeki ,Kendi İSLAMİ görüşü dolayısı iledir, Bu GÖrüş ile Sunni veya Şii inancını karşılaştırmaz ....



Değerli Fukara-i Abdal

Anlattıklarınız benim yazdıklarımla alakalı değil..

Olsun,madem emek vermişsin teşekkür ederim.


Lakin anlattiğın ritüellerin tamamı BİR i bulmak içindir.

Bir insan yüreğinde bir noktadır.O nokta varolmuşla-varolan BİR liğinin de işareti dir aynı zamanda..

Bu anlamda insanı kamil için (neticede) şekli (zahiri) şeylerin anlamı yoktur..

Aslolan BATIN dır vede BATIN da BİR olmaktadır..

Aşk ile..

Barakbaba
10-08-2009, 02:24 PM
kanlibey kardes o biri bulmak icinde bazi insanlar isa yi secer,bazilari musayi secer bizde muhammed ali yi secmisiz...
bunuda zaten her önderimiz,sairimiz söylemlerinde,siirlerinde yazmis...
cemlerimiz bin yildir muahmmed ali diye inlerken,hüseyin diye aglarken bizi baska maceralara atmaya kimsenin hakki yok...
ceddimiz yolu koymus bizede sürmek düser degistirmek degil.....

sorkomluhüseyin
10-08-2009, 11:01 PM
Bilgi için saol Diyar..

kanlıbey
17-08-2009, 12:38 PM
kanlibey kardes o biri bulmak icinde bazi insanlar isa yi secer,bazilari musayi secer bizde muhammed ali yi secmisiz...
bunuda zaten her önderimiz,sairimiz söylemlerinde,siirlerinde yazmis...
cemlerimiz bin yildir muahmmed ali diye inlerken,hüseyin diye aglarken bizi baska maceralara atmaya kimsenin hakki yok...
ceddimiz yolu koymus bizede sürmek düser degistirmek degil.....


Değerli Can..

Aslolan DEĞİŞİM dir..

Aleviliğin temel kuralı DEĞİŞİM dir..

Zira..

ALİ ..

DEĞİŞTİRMİŞTİR..

HÜSEYİN..

DEĞİŞTİRMİŞTİR...

Pir Sultan ..

DEĞİŞTİRMİŞTİR..

Mahsuni...

DEĞİŞTİRMİŞTİR..

Binlerce Alevi Önderi...

DEĞİŞTİRMİŞTİR..

Sizde..,

DEĞİŞTİRİYORSUNUZ..

Ve dünya dönüyor..

Ve DEĞİŞTİRECEĞİZ..!!!

Aşk ile..

kanlıbey
18-08-2009, 10:44 AM
Erenler..

Alevilik insanlık tarihi kadar eskidir...

Sevgi,barış,hümanizm yayıldıkça,aslında alevilik yayıldı..

Özgürlük yayıldıkça alevilik yayıldı..

Eşitlik yayıldıkça Alevilik yayıldı..

Helal olsun Aleviye ve Aleviyim diyene..

Aşk ile..

türkügözlüm58
18-08-2009, 10:45 AM
Emeğine sağlık canısı...

kanlıbey
19-08-2009, 10:50 AM
Emeğine sağlık canısı...


Teşekkürler Can..

Alevilik dahada yayılsın,gelişsin..

Aleviler kendileri ile kavga etmeyi bıraksın..

Rıza Şehri gibi Muteşem bir ütopyayı gerçekleştirmeye çalışssın..

Çalışın ki bu yobaz sürüsünü "'sürüpte gidelim'

Bak şimdi Ramazan ayındayız.Aleviler en kötü ızdırapları ramazanda yaşarlar..

Ne diyelim..

Izdıraplarımızın azalması dileğiyle..

paniel
20-08-2009, 01:04 AM
Alevilik ne bir dindir nede bir mezheptir. Ama dinlerin ve mezheplerinde özüdür.
Alevilik gerçek olan tasavvuftur.Yani İlmi ledündür.İşte o din ve mezhreplerde Ona dayanır.Hepsininde kaynağı Aleviliktir.Alevilik sadece Türklere hasta değildir.İçinde Ademiyetini barındıran her insan hangi toplumdan olursa olsun Alevidir.
İslamın manası ise Teslimiyettir. İşte O teslimiyetin ne olduğunu anlatır Alevilik.Görünmez bir Allaha Ve onun Resulü ile Emirlerine teslim olduk demez. Hak ile Hak olduk.Manada her ne ararsan gel bizdedir. Boşuna Kudüste Mekkede Hacda arama der.Gel Şu Karşılıklı Riyakar olan cıvık sevgini pişirde Aşk yap onu içinde der.Yoksa o sevgi ölüdür ,Onu ayağa kaldır der.Ademi tarihte arama kendinde ara aşkında ara der.İçtiğin Üzüm suyu şerbeti tatlıdır ama O tad geçicidir. Gelde Onu şarap yap ve SERHOŞ ol der.Amma bu aşkın şarabıda Haramdır der.Onun içinde aşkının mayalanmasını sakla der.İşte bunlarıda taaa Ezelden beri sofi olanlar söyledi.Her Milletende sofi çıkabilir.Çünkü O Şah SINIK GÖNÜLLERDE MİHMANDI.Türkler Müslümanlığı İşte O sofiler yoluyla kabul etmişlerdir.Bu gün Sünni kesimin Beğenmediği Hallacı Mansur bu yayılmada en ileri gelenlerdir.Bunu Biz değil artık Sünni kesimin kendileri dahi itiraf etmektedir.Ama Bu Müslümanlık Namaz kılıp Oruç tutmak şeklindede değildi.Dede ,koca, Baba aldı kopuzu eline Ve Başladı "Adı güzel Kendi güzel Muhammed .Gel Şefaat eyle Kemter kuluna demeye başladı."İnsanlara MUHAMMEDİYETİ anlatmaya çalıştılar.Yalnız asla Onları Milliyetlerine yabancı bir halde bırakıp Beşeri kişiliklerini değiştirmediler. Çünkü bunun zararlarını görmüşlerdi.Musevi ve hiristiyan olan Türklerde vardı. Ve Asıllarından kopmuştu bu insanlar.Bu gün Heteredoks dediğimiz işte O aleviler dünün Ortadoksu idiler. Onlarda Kendi Sofilerinin geliştirdiği Hz Muhammed Ve Alinin Naslarını söylüyorlardı.Dedeler babalar kocalar bunları Masallar şeklinde anlattılar.Ali baba ve kırk Haramiler, Açıl susam açıllar,Velayatnameler, Binbir gece masalları,Nefesler söylediler. Çünkü İlahi kelam hiç ama hiç bitmezdiki? Okyanuslar mürekkep ,ağaçlar kalem olsa bi o kadar daha olsa bitmezdi bu güzel kelam. Çünkü aşkın sınırı yoktuki?Bu nereye kadar sürdü? II Beyazıt Devri ve Şah İsmaile kadar sürdü.İki devlet arasında Soğuk savaş vardı!Ve Türkmen Alevilerin çoğunluğu Şah İsmaili destekliyordu. Osmanlı bu gerçeği gördü.Kendi varlığını korumak durumundaydı.Kendi sofileri ağzıyla" Kutsal Kazana Tilkiler yuva yapmış "denildi.Yani Kara kazanca Şah İsmail ve yandaşları el koymuştu.:)) Bunun manası buydu!Ve Piri Sani (İkinci pir) Balım Sultan ortaya çıkarıldı.Balım Sultan Kimdir? Nedir hiç bilinmez.Bir Romen Prensi olduğu söylenir. Pekiyi ne işi vardı o zaman Bir Romen Pirensinin pir evinde? İşte bu Husus araştırılmalıdır.Yeniçeri Kılıçlarını çekmiş Ve Batın Sultanımız geldi demiş.II Beyazıt han ve Annesi Bektaşi olup ondan nasip almışlar?Ama Şu Kesinki bu Yeni Kurulan BABAGAN BEKTAŞİLİĞİN TALİPLERİ YENİÇERİ ASKERLERİYDİ.Çünkü başka adam bulamazlardı!(Bunları bir babagan Bektaşi Dervişi olarak yazıyorum canlar.Çünkü ne olursa olsun Gelin GERÇEĞE HÜ deyelim.)Ve Bektaşilikte çok önemli bir düzenleme getirildi.SEYİTLİK ARTIK BELDEN DEĞİL YOLDAN GELİYORDU.Evet bu doğruydu ama O zamana kadar neden susulmuştu?Kazana yuva yapan Tilkiler kazandan kovuluyordu artık. Yani EKONOMİK BASKI.Arkasından Selim Han devri ve Çaldıran savaşı. Ve Alevi kıyımı.Sünni İslama yaklaşım ama aynı zamanda ARAp kültür emperyalizmi korkusu!Onun içinde Arap Aleviliğinede bir yaklaşım. Muhyidini Arabi Sultana Teveccüh. Şamda Onun Türbesinin İnşaası.Ve Bektaşi Yeniçerinin dışında kurulan Vahdeti vücutçu panteist Tarikatler.İşte bunlar Osmanlıyı Araplaşmaktan frenlemişlerdir.Anadolu Aleviliği ise İranda Şiileşmiş .Anadoludakilerde KISIRLAŞTIRILILMIŞTIR. Şöyleki:Selim Handan itibaren Alevilik ancak babadan oğula intikal edebiliyordu.Yani dedeler artık Nasip veremiyorlardı.Sünniliğede geçen Geri dönemiyordu. Bu Hala Ülkemizde maalesef geçerlidir.Şayet bu kural olmasaydı Bu gün Ülkemizde bu Şeriat tehlikeside olmazdı.Tam Demokratik,Laik Sosyal bir Hukuk devleti olabilirdik.Selamlar.

masjaron
20-08-2009, 01:09 AM
Sevgi,barış,hümanizm

Turan-fetih vs anlayışında , işgal politikalarında ne de güzel sevgi , barış , hümanizm mayası vardır ya.

kanlıbey
20-08-2009, 10:55 AM
Alevilik ne bir dindir nede bir mezheptir. Ama dinlerin ve mezheplerinde özüdür.
Alevilik gerçek olan tasavvuftur.Yani İlmi ledündür.İşte o din ve mezhreplerde Ona dayanır.Hepsininde kaynağı Aleviliktir.Alevilik sadece Türklere hasta değildir.İçinde Ademiyetini barındıran her insan hangi toplumdan olursa olsun Alevidir.
İslamın manası ise Teslimiyettir. İşte O teslimiyetin ne olduğunu anlatır Alevilik.Görünmez bir Allaha Ve onun Resulü ile Emirlerine teslim olduk demez. Hak ile Hak olduk.Manada her ne ararsan gel bizdedir. Boşuna Kudüste Mekkede Hacda arama der.Gel Şu Karşılıklı Riyakar olan cıvık sevgini pişirde Aşk yap onu içinde der.Yoksa o sevgi ölüdür ,Onu ayağa kaldır der.Ademi tarihte arama kendinde ara aşkında ara der.İçtiğin Üzüm suyu şerbeti tatlıdır ama O tad geçicidir. Gelde Onu şarap yap ve SERHOŞ ol der.Amma bu aşkın şarabıda Haramdır der.Onun içinde aşkının mayalanmasını sakla der.İşte bunlarıda taaa Ezelden beri sofi olanlar söyledi.Her Milletende sofi çıkabilir.Çünkü O Şah SINIK GÖNÜLLERDE MİHMANDI.Türkler Müslümanlığı İşte O sofiler yoluyla kabul etmişlerdir.Bu gün Sünni kesimin Beğenmediği Hallacı Mansur bu yayılmada en ileri gelenlerdir.Bunu Biz değil artık Sünni kesimin kendileri dahi itiraf etmektedir.Ama Bu Müslümanlık Namaz kılıp Oruç tutmak şeklindede değildi.Dede ,koca, Baba aldı kopuzu eline Ve Başladı "Adı güzel Kendi güzel Muhammed .Gel Şefaat eyle Kemter kuluna demeye başladı."İnsanlara MUHAMMEDİYETİ anlatmaya çalıştılar.Yalnız asla Onları Milliyetlerine yabancı bir halde bırakıp Beşeri kişiliklerini değiştirmediler. Çünkü bunun zararlarını görmüşlerdi.Musevi ve hiristiyan olan Türklerde vardı. Ve Asıllarından kopmuştu bu insanlar.Bu gün Heteredoks dediğimiz işte O aleviler dünün Ortadoksu idiler. Onlarda Kendi Sofilerinin geliştirdiği Hz Muhammed Ve Alinin Naslarını söylüyorlardı.Dedeler babalar kocalar bunları Masallar şeklinde anlattılar.Ali baba ve kırk Haramiler, Açıl susam açıllar,Velayatnameler, Binbir gece masalları,Nefesler söylediler. Çünkü İlahi kelam hiç ama hiç bitmezdiki? Okyanuslar mürekkep ,ağaçlar kalem olsa bi o kadar daha olsa bitmezdi bu güzel kelam. Çünkü aşkın sınırı yoktuki?Bu nereye kadar sürdü? II Beyazıt Devri ve Şah İsmaile kadar sürdü.İki devlet arasında Soğuk savaş vardı!Ve Türkmen Alevilerin çoğunluğu Şah İsmaili destekliyordu. Osmanlı bu gerçeği gördü.Kendi varlığını korumak durumundaydı.Kendi sofileri ağzıyla" Kutsal Kazana Tilkiler yuva yapmış "denildi.Yani Kara kazanca Şah İsmail ve yandaşları el koymuştu.:)) Bunun manası buydu!Ve Piri Sani (İkinci pir) Balım Sultan ortaya çıkarıldı.Balım Sultan Kimdir? Nedir hiç bilinmez.Bir Romen Prensi olduğu söylenir. Pekiyi ne işi vardı o zaman Bir Romen Pirensinin pir evinde? İşte bu Husus araştırılmalıdır.Yeniçeri Kılıçlarını çekmiş Ve Batın Sultanımız geldi demiş.II Beyazıt han ve Annesi Bektaşi olup ondan nasip almışlar?Ama Şu Kesinki bu Yeni Kurulan BABAGAN BEKTAŞİLİĞİN TALİPLERİ YENİÇERİ ASKERLERİYDİ.Çünkü başka adam bulamazlardı!(Bunları bir babagan Bektaşi Dervişi olarak yazıyorum canlar.Çünkü ne olursa olsun Gelin GERÇEĞE HÜ deyelim.)Ve Bektaşilikte çok önemli bir düzenleme getirildi.SEYİTLİK ARTIK BELDEN DEĞİL YOLDAN GELİYORDU.Evet bu doğruydu ama O zamana kadar neden susulmuştu?Kazana yuva yapan Tilkiler kazandan kovuluyordu artık. Yani EKONOMİK BASKI.Arkasından Selim Han devri ve Çaldıran savaşı. Ve Alevi kıyımı.Sünni İslama yaklaşım ama aynı zamanda ARAp kültür emperyalizmi korkusu!Onun içinde Arap Aleviliğinede bir yaklaşım. Muhyidini Arabi Sultana Teveccüh. Şamda Onun Türbesinin İnşaası.Ve Bektaşi Yeniçerinin dışında kurulan Vahdeti vücutçu panteist Tarikatler.İşte bunlar Osmanlıyı Araplaşmaktan frenlemişlerdir.Anadolu Aleviliği ise İranda Şiileşmiş .Anadoludakilerde KISIRLAŞTIRILILMIŞTIR. Şöyleki:Selim Handan itibaren Alevilik ancak babadan oğula intikal edebiliyordu.Yani dedeler artık Nasip veremiyorlardı.Sünniliğede geçen Geri dönemiyordu. Bu Hala Ülkemizde maalesef geçerlidir.Şayet bu kural olmasaydı Bu gün Ülkemizde bu Şeriat tehlikeside olmazdı.Tam Demokratik,Laik Sosyal bir Hukuk devleti olabilirdik.Selamlar.

Değerli dostum..

Yorumunuzda katılmadığım hususlar olsada emeğinize teşekkür ederim .Ayrıca bir başka yazımda görüşlerinizi değerlendireceğim.

Aşk ile..