sercesme
11-09-2006, 10:27 PM
SIDKI BABA (AÞIK PERVANE)
On dört yýl dolandým Pervanelikte
SIDKI ismim buldum divanelikte
Sundular aþk meyin mestanelikte
Kýrklarýn ceminde dar'a düþ oldum.
SIDKI'yam çok þükür didara erdim
Aþkýn pazarýnda hak yola girdim
Gerçek ariflere çok meta verdim
Þimdi Hacýbektaþ Pire düþ oldum.
Sýdký Baba'nýn soyu Oðuz Türkleri'nin Bozok koluna baðlý Dedekargýn örelerine da aþiretinden gelir. Dedekargýn aþireti Anadolu'nun çeþitli yörelerine daðýlýrken bir grup da Malatya'da Tohma çayý kenarýnda Çerme adýnda bir köye yerleþmiþler, uzun yýllar bu köyde yaþayarak arazi ve mülk sahibi olmuþlardýr. Bunlarýn arasýnda Hacý Ahmetler diye tanýnan bir aile vardýr. Sýdký Baba'nýn dedesi bu Hacý Ahmetlerdendir.
Osmanlý Ýmparatorluðu'nun gerileme dönemlerinde Anadolu'da devlet otoritesi sarsýlmýþ, devlet güvencesi ve can güvenliði kalmamýþtýr. Aþiretler arasýnda kýran kýrana, gücü gücü yetene bir savaþ ve rekabet hüküm sürer. Baþ vurulacak makam yoktur. Yörede çoðunlukta olan Kürt aþiretleri üstünlük saðlayarak zaman bu zaman derler, zulüm, iþkence ve baskýlarýný artýrýrlar ve bu köy halkýný topluca göç etmek zorunda býrakýrlar. Köy halký canýný kurtarmak için arazisini ve evini terk edip guruplar halinde göç ederek Silifke yöresine yerleþirler. Ýlk kafilede Hacý Ahmetler de vardýr. Fakat Hacý Ahmetler bu durumu hazmedemeyerek geri gidip arazilerine sahip çýkmayý, kendi evlerinde oturmayý kararlaþtýrýp köylerine dönmek üzere yola koyulurlar. Tarsus'un Yenice köyü yanýna geldiklerinde yeni bir kafile ile karþýlaþýrlar. Niyetlerinin geri gitmek olduðunu söyleyince, yeni kafile: Sakýn gitmeyin, azgýnlýðý daha da artýrdýlar, yakýp yýkma, talan iþkence eskisini de geçti. derler. Hacý Ahmetlerin cesaretleri iyice kýrýlýr. Fakat tam bu sýrada bir kolera salgýnýna yakalanýrlar. Ailenin bütün erkekleri ölür. Bu göç yolculuðunu at sýrtýnda, heybe gözünde, kundaða sarýlý olarak yapan Mehmet adýnda bir küçük çocuk vardýr. Erkek olarak yalnýz bu bebek Mehmet koleradan kurtulmuþtur. Bu yüzden kadýnlarýn ölümünden kurtulanlarý Mehmet'le Yenice'de yerleþmek, zorunda kalmýþlardýr.
Zamanla Mehmet büyür, on sekiz yaþýnda bir delikanlý olarak ailenin tek erkeði ve umudu olur.
Ýþte bu sýrada Mýsýr Valisi Kavalalý Mehmet Ali Paþa Osmanlý devletine baþ kaldýrmýþ, Kütahya'ya kadar gelen ordularý yenilgiye uðrayýnca, Mýsýr'a geri dönerken, yol boyu orduya elveriþli gençleri toplayarak zorla Mýsýr'a götürmüþlerdir. Bunlarýn arasýnda Mehmet de vardýr.
Mehmet Mýsýr'a vardýktan bir müddet sonra bir arkadaþýyla kaçmayý baþararak köyüne döner ve Eþeli adýnda bir kýzla evlenir. Bu evlilikten Ahmet ve Zeynel Abidin adýnda iki oðlu olur. Ýki kardeþ köy medresesinde okuyup yazmayý öðrenirler. Zeynel Abidin saz çalmayý da öðrenir ve (Pervane) mahlasýyla deyiþler söylemeye baþlar. Altý yaþýnda deyiþ söylediði rivayet edilmiþtir. Mehmet'in erken ölümü ile çocuklar yetim kalýrlar.
Zeynel Abidin'in adý artýk Pervane'dir. Pervane on iki yaþýna geldiðinde ününü duyduðu Hacýbektaþ Dergahýna gitmeyi arzular, annesinden izin ister. Annesi çocukluðunu bahane ederek izin vermez, biraz daha büyü de sonra gidersin der. Fakat Pervane aklýna koyduðu için bir gün habersizce kaçar, farkýna varan annesi arkasýndan atlý göndererek yoldan geri çevirtir. Pervane bir müddet sonra tekrar kaçar ve bu sefer planýný uygulamayý ve Hacýbektaþ'a ulaþmayý baþarýr.
Pervane 1293 yýlýnda dergaha gittiðini ve o zaman on iki yaþýnda olduðunu deyiþlerinde tekrarlamaktadýr. Buna göre doðum yýlý 1281 miladi 1865'tir.
Dergaha Varýþ
Pervane, köyünden kaçmayý baþarýp yola koyulduðunda maceralý bir yolculuk geçirir. Yolu bilmediðinden sorarak tek baþýna ve yürüyerek yola devam eder. Akþam bir hana vardýðýnda arkasýndan hana bir atlý gelir. Bu zat Pervane ile ilgilenir ve Hacý Bektaþ'a gideceðini öðrenince "Ben de o tarafa gideceðim, beraber gideriz" der. Fakat Pervane kuþkulanmaktadýr. Annesi tarafýndan gönderildiðini sabah olunca kendisini geri götüreceðini düþünerek huzuru ve uykusu kaçar. Fakat sabahleyin beraber yola düþtüklerinde geldiði yöne gitmediklerini görünce içi rahatlar, birlikte yola devam ederler. Bir vadiye düþerler ki, mevsim ilkbahar, kar sularý dolayýsýyla dereler coþkun akmakta. Vadi boyunca coþkun sularla yol pek çok kereler kesiþmekte. Çocuk Pervane'nin o sularý geçmesi mümkün deðil.
Atlý : "Oðlum bu sularý nasýl geçeceksin, gel terkime bin diyerek" çocuðu atýn arkasýna alýp vadiyi geçtikten sonra düzlüðe erince "Ben Konya'ya gidiyorum, þu yol doðru dergaha gider, bir tarafa sapmadan doðru gidersen dergaha ulaþýrsýn" der ve yollarý ayrýlýr.
Pervane bunu kendisine yardýma gelen ulu bir zat ve mutlu bir olay olarak kabul etmektedir.
Dergaha vardýðýnda durumu Þeyh ve postniþin olan Feyzullah Efendiye bildirirler. Þeyh "üç gün istirahat etsin de sonra görüþürüz" der. Pervane bu üç günü sabýrsýzlýkla bekler ve þeyhin huzuruna çýkardýklarýnda, bir ay hizmet edip geri gitmek arzusunda olduðunu söyleyince Þeyh "Oðlum bir ayda ne öðreneceksin, sende istidat ve kabiliyet görüyorum, burada kal, seni Çelebi efendilerle okutayým, alim olursun aþýk sadýk olursun" dediðinde Pervane kalmayý kabul etmiþ ve Þeyhi huzurunda :
Hublar ser çeþmesi nur-i Feyzullah
Arz'ettim cemalin seyrana geldim
dizeleriyle baþlayan koþmayý söylemiþtir.
Þeyh : "Aferin oðlum, çok beðendim, bu yaþta bu sözler bir aþýk eseridir. Saz da çalarmýsýn?" diye sorduðunda "Evet efendim, sözüme göre sazým da var" diye cevap vermiþ ve eline bir' saz verdiklerinde o anda irticalen ve saz ile :
Aþýk oldum bir keremler kanýna
Gönül arz ettiði cana kavuþtu.
dizeleriyle baþlayan, ikinci deyiþini söylemiþtir.
O zaman dergahta deðerli hocalarý olan bir medrese vardýr, Feyzullah Efendi Yozgatlý meþhur Ali Nihani Hoca'yý da Ýstanbul'dan getirterek medreseyi takviye etmiþtir. Çocuklar Cemaleddin ve Veliyeddin Çelebiler bu medresede okumaktadýrlar. Pervane de bu medresede okumaya baþlamýþtýr.
Pervane dergaha geliþ yýlýný çeþitli deyiþlerinde þu dörtlüklerle belirtmiþtir :
Bin iki yüz doksan üç oldu yýllar
Aktý gözlerimden kan oldu seller
Eriþti nevbahar açýldý güller
Can bülbülü gülistana kavuþtum
Sene bin iki yüz doksan' üçünde
Ýçirdiler aþk badesin düþümde
Bir güzelin sevdasý var baþýmda
Ya Rabbena þükür elhamdülillah.
Pervane iki yýl geçtik ten sonra anne hasreti duyarak þeyhinden üç ay izin almýþ ve Yenice'ye gitmiþ, izninin bitiminde tekrar dergaha döndüðünde Þeyh Feyzullah Efendinin öldüðünü öðrenmiþtir.
Dergah postuna oturan büyük oðlu Cemaleddin Efendi yeni þeyhi ve medrese arkadaþýdýr. Medrese hocalarýyla devamlý iliþki içinde adeta zamana baðlý olmaksýzýn öðrenimlerine devam ederler. Diðer taraftan da tarikat iþleriyle uðraþarak sýk sýk birlikte yurt gezileri yaparlar. Medrese tahsili ve tarikat hizmetleri iç içe olarak Cemaleddin Efendi ile beraberliklerini 1310 yýlýna kadar sürdürürler.
Pervane, Þeyh Feyzullah Efendiye gösterdiði baðlýlýðý, daha fazlasýyla oðlu Þeyh Cemaleddin Efendiye de göstermiþtir. Kendisine verilen görevleri yapmaktaki çalýþkanlýðý ve dürüstlüðü ile dikkati çeken ve sevilen Pervaneye. gösterdiði bu baðlýlýk ve sadakatinden dolayý Þeyh Cemaleddin Efendi bir gün "Senin adýn bundun sonra Sýdkî olsun demiþ ve Pervane bu adý çok beðenerek benimsemiþ, bundan sonra adý da, mahlasý da Sýdkî olmuþtur. Bundan sonraki deyiþlerinde Sýdkî mahlasýný kullanarak bu olayý büyük bir sevinç ve þükran duygularýyla þu þekilde ifade etmiþtir :
Cemaleddin hünkar dil-i þadýma
Ýrþad ile Sýdkî dedi adýma
Hasýlý yetirdin her muradýma
Ya Rabbena þükür elhamdülillah
---------
On dört yýl dolandým Pervanelikte
SIDKÃŽ ismim buldum divanelikte
Sundular aþk meyin mestanelikte
Kýrklarýn ceminde dar'a düþ oldum.
---------
Er ceminde agah oldum bu sýrra
Yüküm cevahirdir çözmem her yere
On dört sene hizmet ettim bir pire
Bu Sýdkî mahlasýn kazandým yeter.
---------
Cemaleddin Efendi bütün gezilerini Sýdkî ile beraber yapmýþ. Sýdkî'nin eline kendisinin halifesi ve vekili olduðuna dair bir berat (belge) vererek ayrýca tarikat gezilerine göndermiþtir.
Sýdkî, þeyhi adýna ve onun vekili sýfatýyla tarikat hizmetlerini yürütmek amacýyla bütün Anadolu'yu dolaþmýþ ve böylece tarikatýn ikinci adam durumuna. gelmiþtir.
Bu gezilerinden birinde Merzifon'un Harýz köyü nü beðenerek oraya yerleþmek istemiþ, Cemaleddin Efendi de sadýk bir adamýnýn dergahtan uzak bir yerde, dergahý temsilen tarikat hizmetlerini yürütmesini uygun görerek. kendisinden ayrýlýp oraya yerleþmesine izin vermiþtir.
1309 (1893) yýlýnda, Çorum'un Alaca Ýlçesi Ýmad Hüyüðü köyünden Mehmet Dede evladýndan Ali Aða'nýn kýzý ve Aziz Aða'nýn kýz kardeþi olan Hatice, hizmet görmesi için dergaha býrakýlmýþ bulunmaktadýr. Cemaleddin Efendi Sýdkî'nin bu kýzla evlenmesini münasip görmüþ ve teklifi kabul edilerek evlenme töreni yapýlmýþtýr.
Sýdkî bu evlenme tarihini bir defterinin boþ bir yapraðýna kendi el yazýsýyla þu þekilde yazmýþtýr : "Temmuz sene 1309 tarihli Pazartesi velime-i acizaneme mübaþeret olunup, Cuma gecesi 31 Temmuz biemr-i ilahi visale mülakat olunmuþtur. Sýdki."
On dört yýl dolandým Pervanelikte
SIDKI ismim buldum divanelikte
Sundular aþk meyin mestanelikte
Kýrklarýn ceminde dar'a düþ oldum.
SIDKI'yam çok þükür didara erdim
Aþkýn pazarýnda hak yola girdim
Gerçek ariflere çok meta verdim
Þimdi Hacýbektaþ Pire düþ oldum.
Sýdký Baba'nýn soyu Oðuz Türkleri'nin Bozok koluna baðlý Dedekargýn örelerine da aþiretinden gelir. Dedekargýn aþireti Anadolu'nun çeþitli yörelerine daðýlýrken bir grup da Malatya'da Tohma çayý kenarýnda Çerme adýnda bir köye yerleþmiþler, uzun yýllar bu köyde yaþayarak arazi ve mülk sahibi olmuþlardýr. Bunlarýn arasýnda Hacý Ahmetler diye tanýnan bir aile vardýr. Sýdký Baba'nýn dedesi bu Hacý Ahmetlerdendir.
Osmanlý Ýmparatorluðu'nun gerileme dönemlerinde Anadolu'da devlet otoritesi sarsýlmýþ, devlet güvencesi ve can güvenliði kalmamýþtýr. Aþiretler arasýnda kýran kýrana, gücü gücü yetene bir savaþ ve rekabet hüküm sürer. Baþ vurulacak makam yoktur. Yörede çoðunlukta olan Kürt aþiretleri üstünlük saðlayarak zaman bu zaman derler, zulüm, iþkence ve baskýlarýný artýrýrlar ve bu köy halkýný topluca göç etmek zorunda býrakýrlar. Köy halký canýný kurtarmak için arazisini ve evini terk edip guruplar halinde göç ederek Silifke yöresine yerleþirler. Ýlk kafilede Hacý Ahmetler de vardýr. Fakat Hacý Ahmetler bu durumu hazmedemeyerek geri gidip arazilerine sahip çýkmayý, kendi evlerinde oturmayý kararlaþtýrýp köylerine dönmek üzere yola koyulurlar. Tarsus'un Yenice köyü yanýna geldiklerinde yeni bir kafile ile karþýlaþýrlar. Niyetlerinin geri gitmek olduðunu söyleyince, yeni kafile: Sakýn gitmeyin, azgýnlýðý daha da artýrdýlar, yakýp yýkma, talan iþkence eskisini de geçti. derler. Hacý Ahmetlerin cesaretleri iyice kýrýlýr. Fakat tam bu sýrada bir kolera salgýnýna yakalanýrlar. Ailenin bütün erkekleri ölür. Bu göç yolculuðunu at sýrtýnda, heybe gözünde, kundaða sarýlý olarak yapan Mehmet adýnda bir küçük çocuk vardýr. Erkek olarak yalnýz bu bebek Mehmet koleradan kurtulmuþtur. Bu yüzden kadýnlarýn ölümünden kurtulanlarý Mehmet'le Yenice'de yerleþmek, zorunda kalmýþlardýr.
Zamanla Mehmet büyür, on sekiz yaþýnda bir delikanlý olarak ailenin tek erkeði ve umudu olur.
Ýþte bu sýrada Mýsýr Valisi Kavalalý Mehmet Ali Paþa Osmanlý devletine baþ kaldýrmýþ, Kütahya'ya kadar gelen ordularý yenilgiye uðrayýnca, Mýsýr'a geri dönerken, yol boyu orduya elveriþli gençleri toplayarak zorla Mýsýr'a götürmüþlerdir. Bunlarýn arasýnda Mehmet de vardýr.
Mehmet Mýsýr'a vardýktan bir müddet sonra bir arkadaþýyla kaçmayý baþararak köyüne döner ve Eþeli adýnda bir kýzla evlenir. Bu evlilikten Ahmet ve Zeynel Abidin adýnda iki oðlu olur. Ýki kardeþ köy medresesinde okuyup yazmayý öðrenirler. Zeynel Abidin saz çalmayý da öðrenir ve (Pervane) mahlasýyla deyiþler söylemeye baþlar. Altý yaþýnda deyiþ söylediði rivayet edilmiþtir. Mehmet'in erken ölümü ile çocuklar yetim kalýrlar.
Zeynel Abidin'in adý artýk Pervane'dir. Pervane on iki yaþýna geldiðinde ününü duyduðu Hacýbektaþ Dergahýna gitmeyi arzular, annesinden izin ister. Annesi çocukluðunu bahane ederek izin vermez, biraz daha büyü de sonra gidersin der. Fakat Pervane aklýna koyduðu için bir gün habersizce kaçar, farkýna varan annesi arkasýndan atlý göndererek yoldan geri çevirtir. Pervane bir müddet sonra tekrar kaçar ve bu sefer planýný uygulamayý ve Hacýbektaþ'a ulaþmayý baþarýr.
Pervane 1293 yýlýnda dergaha gittiðini ve o zaman on iki yaþýnda olduðunu deyiþlerinde tekrarlamaktadýr. Buna göre doðum yýlý 1281 miladi 1865'tir.
Dergaha Varýþ
Pervane, köyünden kaçmayý baþarýp yola koyulduðunda maceralý bir yolculuk geçirir. Yolu bilmediðinden sorarak tek baþýna ve yürüyerek yola devam eder. Akþam bir hana vardýðýnda arkasýndan hana bir atlý gelir. Bu zat Pervane ile ilgilenir ve Hacý Bektaþ'a gideceðini öðrenince "Ben de o tarafa gideceðim, beraber gideriz" der. Fakat Pervane kuþkulanmaktadýr. Annesi tarafýndan gönderildiðini sabah olunca kendisini geri götüreceðini düþünerek huzuru ve uykusu kaçar. Fakat sabahleyin beraber yola düþtüklerinde geldiði yöne gitmediklerini görünce içi rahatlar, birlikte yola devam ederler. Bir vadiye düþerler ki, mevsim ilkbahar, kar sularý dolayýsýyla dereler coþkun akmakta. Vadi boyunca coþkun sularla yol pek çok kereler kesiþmekte. Çocuk Pervane'nin o sularý geçmesi mümkün deðil.
Atlý : "Oðlum bu sularý nasýl geçeceksin, gel terkime bin diyerek" çocuðu atýn arkasýna alýp vadiyi geçtikten sonra düzlüðe erince "Ben Konya'ya gidiyorum, þu yol doðru dergaha gider, bir tarafa sapmadan doðru gidersen dergaha ulaþýrsýn" der ve yollarý ayrýlýr.
Pervane bunu kendisine yardýma gelen ulu bir zat ve mutlu bir olay olarak kabul etmektedir.
Dergaha vardýðýnda durumu Þeyh ve postniþin olan Feyzullah Efendiye bildirirler. Þeyh "üç gün istirahat etsin de sonra görüþürüz" der. Pervane bu üç günü sabýrsýzlýkla bekler ve þeyhin huzuruna çýkardýklarýnda, bir ay hizmet edip geri gitmek arzusunda olduðunu söyleyince Þeyh "Oðlum bir ayda ne öðreneceksin, sende istidat ve kabiliyet görüyorum, burada kal, seni Çelebi efendilerle okutayým, alim olursun aþýk sadýk olursun" dediðinde Pervane kalmayý kabul etmiþ ve Þeyhi huzurunda :
Hublar ser çeþmesi nur-i Feyzullah
Arz'ettim cemalin seyrana geldim
dizeleriyle baþlayan koþmayý söylemiþtir.
Þeyh : "Aferin oðlum, çok beðendim, bu yaþta bu sözler bir aþýk eseridir. Saz da çalarmýsýn?" diye sorduðunda "Evet efendim, sözüme göre sazým da var" diye cevap vermiþ ve eline bir' saz verdiklerinde o anda irticalen ve saz ile :
Aþýk oldum bir keremler kanýna
Gönül arz ettiði cana kavuþtu.
dizeleriyle baþlayan, ikinci deyiþini söylemiþtir.
O zaman dergahta deðerli hocalarý olan bir medrese vardýr, Feyzullah Efendi Yozgatlý meþhur Ali Nihani Hoca'yý da Ýstanbul'dan getirterek medreseyi takviye etmiþtir. Çocuklar Cemaleddin ve Veliyeddin Çelebiler bu medresede okumaktadýrlar. Pervane de bu medresede okumaya baþlamýþtýr.
Pervane dergaha geliþ yýlýný çeþitli deyiþlerinde þu dörtlüklerle belirtmiþtir :
Bin iki yüz doksan üç oldu yýllar
Aktý gözlerimden kan oldu seller
Eriþti nevbahar açýldý güller
Can bülbülü gülistana kavuþtum
Sene bin iki yüz doksan' üçünde
Ýçirdiler aþk badesin düþümde
Bir güzelin sevdasý var baþýmda
Ya Rabbena þükür elhamdülillah.
Pervane iki yýl geçtik ten sonra anne hasreti duyarak þeyhinden üç ay izin almýþ ve Yenice'ye gitmiþ, izninin bitiminde tekrar dergaha döndüðünde Þeyh Feyzullah Efendinin öldüðünü öðrenmiþtir.
Dergah postuna oturan büyük oðlu Cemaleddin Efendi yeni þeyhi ve medrese arkadaþýdýr. Medrese hocalarýyla devamlý iliþki içinde adeta zamana baðlý olmaksýzýn öðrenimlerine devam ederler. Diðer taraftan da tarikat iþleriyle uðraþarak sýk sýk birlikte yurt gezileri yaparlar. Medrese tahsili ve tarikat hizmetleri iç içe olarak Cemaleddin Efendi ile beraberliklerini 1310 yýlýna kadar sürdürürler.
Pervane, Þeyh Feyzullah Efendiye gösterdiði baðlýlýðý, daha fazlasýyla oðlu Þeyh Cemaleddin Efendiye de göstermiþtir. Kendisine verilen görevleri yapmaktaki çalýþkanlýðý ve dürüstlüðü ile dikkati çeken ve sevilen Pervaneye. gösterdiði bu baðlýlýk ve sadakatinden dolayý Þeyh Cemaleddin Efendi bir gün "Senin adýn bundun sonra Sýdkî olsun demiþ ve Pervane bu adý çok beðenerek benimsemiþ, bundan sonra adý da, mahlasý da Sýdkî olmuþtur. Bundan sonraki deyiþlerinde Sýdkî mahlasýný kullanarak bu olayý büyük bir sevinç ve þükran duygularýyla þu þekilde ifade etmiþtir :
Cemaleddin hünkar dil-i þadýma
Ýrþad ile Sýdkî dedi adýma
Hasýlý yetirdin her muradýma
Ya Rabbena þükür elhamdülillah
---------
On dört yýl dolandým Pervanelikte
SIDKÃŽ ismim buldum divanelikte
Sundular aþk meyin mestanelikte
Kýrklarýn ceminde dar'a düþ oldum.
---------
Er ceminde agah oldum bu sýrra
Yüküm cevahirdir çözmem her yere
On dört sene hizmet ettim bir pire
Bu Sýdkî mahlasýn kazandým yeter.
---------
Cemaleddin Efendi bütün gezilerini Sýdkî ile beraber yapmýþ. Sýdkî'nin eline kendisinin halifesi ve vekili olduðuna dair bir berat (belge) vererek ayrýca tarikat gezilerine göndermiþtir.
Sýdkî, þeyhi adýna ve onun vekili sýfatýyla tarikat hizmetlerini yürütmek amacýyla bütün Anadolu'yu dolaþmýþ ve böylece tarikatýn ikinci adam durumuna. gelmiþtir.
Bu gezilerinden birinde Merzifon'un Harýz köyü nü beðenerek oraya yerleþmek istemiþ, Cemaleddin Efendi de sadýk bir adamýnýn dergahtan uzak bir yerde, dergahý temsilen tarikat hizmetlerini yürütmesini uygun görerek. kendisinden ayrýlýp oraya yerleþmesine izin vermiþtir.
1309 (1893) yýlýnda, Çorum'un Alaca Ýlçesi Ýmad Hüyüðü köyünden Mehmet Dede evladýndan Ali Aða'nýn kýzý ve Aziz Aða'nýn kýz kardeþi olan Hatice, hizmet görmesi için dergaha býrakýlmýþ bulunmaktadýr. Cemaleddin Efendi Sýdkî'nin bu kýzla evlenmesini münasip görmüþ ve teklifi kabul edilerek evlenme töreni yapýlmýþtýr.
Sýdkî bu evlenme tarihini bir defterinin boþ bir yapraðýna kendi el yazýsýyla þu þekilde yazmýþtýr : "Temmuz sene 1309 tarihli Pazartesi velime-i acizaneme mübaþeret olunup, Cuma gecesi 31 Temmuz biemr-i ilahi visale mülakat olunmuþtur. Sýdki."