:
Aleviliğin Asıl kökleri
Alperen1
19-01-2008, 08:21 AM
Ayrıntılara girmeden işi en başında özetlemeye çalışacağım. Saygılar.
ALEVİLİĞİN DOĞUŞU
-------------------
Aleviliğin doğuş sürecinde 3 ana konu etkili olmuştur:
1) Şamanist kültleriyle yaşayan Türklerin, yeterli ve etkin Şamanlar yetiştirememesi
3) Halifelik kavgaları ve Halife Ömer komutasındaki İslam ordularının zoraki yayılmacı politikaları
2) Mısırlı Firavunların yozlaşmaları ve Mısırın askeri zayıflığı
Evet bu tarihi üç olgunun aynı dönemde oluşması ile Aleviliğin, asıl kaynağı ile sufiliğin doğuş süreci başlamıştır.
Şöyleki;
Türklerin yaşam kültü olan Şaman Kültürü, zaman içinde etkin Şamanlar yetiştiremez olmuştur. Halk dini açıdan hayatında eksiklikler hissetmeye başlamıştır.
Bu hissiyat, Türklerde dini açıdan bir boşluk yaratırken, öte yandanda Önderlerini yeni dini akımlar arayışına itmiştir.
Alternativ olarak "Budizm" din olarak alınmak istenmişsede, hem siyasi ve kültürel açıdan, bu dinin Türklere uymayacağı kanısı geçerli olmuştur.
Budizmin savaşı, avlanmayı ve hayvan kesmeyi yasaklayan temel öğeleri, genişlemek için savaşmak zorunda olan Türkler tarafından siyasi olarak kabul edilmemeiştir.
Öte yandan Avlanma ve et yeme konusundaki kısıtlamalar zaten Türklerin yaşamsal genlerine uymamaktaydı.
Bu konuya örnek olarak Bilge Kağan verilebilinir.
Kendisi önce Budizmi kabul etmişsede, vezirlerinin yukarıdaki sebeplerden telkinleri sonucu Budizmden çıkmıştır.
Bu boşluk ve arayış dönemlerinin sonlarına doğru islam orduları genişleme kapsamında bir çok kez Türkleri İslama çağırmalarına rahmen, bu istekler her nekadar başlarda geri çevrilmiş olsada, daha sonraları, Türk Önderler tarafından kabul görmeye başlamıştır. Bu kabüller, Halifelik kavgalarının baş gösterdiği ve Halife Ömerin yıkıcı ve agresiv islam savaşları dönemine rast gelir.
Kabul edilişinin baş sebebi ise, Ömer ve yandaşlarının yorumları olan "İslamın savaşa izin verir ve en önemlisi yönetici kadrolara halklarına karşı üstün yetkiler verir" ana düşüncesi idi.
Bu tamda olarak Türk önderlerin arzu ettiği siyasal bir zemini hazırlayacaktı.
Kısa bir dönem sonra hemen hemen tüm Türk Önderler islamiyeti kabul ettiler.
Ancak islamiyet başlarda halktan pek rabet görmedi. Halk yine eski Şamanistik hayatını sürdürmekte idi.
Artan baskılar halkın hemen hemen tümünde "yalancı müslümanlık" yapma eğilimini arttırdı.
Halk, sözde Kelimeyi Şaadet getiriyor, fakat müslüman inancı benimsemiyordu.
Bu dönemin sonu, Halife Ömerin Mısırı kuşatması ile başlamış oldu.
Ömer Mısırlıları kılıç zoru ile islamiyete zorladı.
O dönem askeri açıdan zayıf olan Mısır, Ömere teslim oldu.
Mısır halkı zorla müslüman oldu.
Müslümanlık öncesi Mısır halkının bir kısmı İncile, bir kısmı ise Tevrada inanıyorlardı. Yine bir kısım Mısırlı ise asıl din öğretileri olan "ESKi OSiRiS ÖGRETiSiNE" bağlı idiler.
Osiris Ögretisi temel olarak bir "Sırlar Ögretisi" olarak Eski Atlantis ve Mu kültürlerinden gelmekte idi.
Mısırı zorla müslümanlaştıran Ömer, ilk olarak Osiris Ögretisinin merkezi olan İskenderiyedeki Osiris Mabedini yaktırtı. Bu yangın binlerce yıllık çalışmaların eseri çok değerli yazıt ve kitapları kül etti.
Ancak Ömerin geleceğini önceden haber alan Osiris rahipleri, Osiris Öğretisini yaşatabilmek için, kendilerinden bir grubu bazı önemli kitap ve kaynaklarla, Ömerin talanı öncesi arap yarım adasına, Ömerin muhalifi Hz Ali'nin yanına göndermeyi başardılar.
Hz Ali'yi seçmelerinin sebebi, Hz Alini dinlerin özünü kavramış, ılımlı ve barışcı bir insan olmasındadı.
Buradaki amaç, Osiris Öğretisini Hz Ali vasıtası ile İslam sentezinde buluşturmaktı. Osiris Ögretisi ancak böyle devam edebilirdi.
Osiris Ögretisi için tüm dinler bir ve aynı şeydi. Ezoterik (Batini) Öğretinin disiplinin içerisinde asıl gerçekleri İslamiyet içerisinden çekip alabilecek yetekneklere sahip Osiris Rahipleri bunu kolaylıkla gerçekleştirdiler.
Kökeni ruhsal tebligata dayanan, vahiy mekanizması ile Hz. Muhammed tarafından indirilen Kuranı-Kerimdeki sembolik bilgilerin "derin ve gizli anlamları", Osiris Rahiplerinin bilgileri ışığında ele alınmaya başlandı.
Allah'a ibadet olgusu, yerini "Tanrı - Evren - İnsan" üçlemesinden oluşan "Varlığın Birliği İlkesine" bıraktı.
Bu "BATİNİ" çalışmalar o zamanın "Harici" kesimi (Ömer ve taraftarları) tarafından sapkınlık olarak nitelendirilseda, hızla devam ediyordu.
Batini birikim, sembollere bürünerek Filozofların felsefi yazıtlarında yaşamaya başlamıştı. Bu felsefeden etkilenen bazı Filozoflar kendilerine "SUFi" adını verdiler. "Sufizim" denilen yeni bir dalga yayılmaya başlamıştı.
Sufi aslı Yunanca olan Sofos kelimesinden geliyor ve "Akıl-Hikmet-Bilgelik" anlamına geliyordu.
Sufi öğretisinin temeli "Arınmış, Uyanmış, Şuurlanmış İnsan" olmaktır.
İslami Motiflerden hareket eden ama tüm dinlerin birliği ve Batini Öğretide bütünleşen Sufizm, dünyanın bir çok yerinde taraftar buldu ve kısa bir süre sonra büyük bir güç haline geldi. Sufizm ilerleyen yıllarda evrensel bir boyut kazandı. İslami sufizm çalışmalarına ise "Tasavvuf" alt başlığı ismi kondu.
İşte yeni doğan bu felsefe, zorla islamlaştırılan insanlara can simidi gibi kurtarıcı oldu.
Bu sistemle Zerdüşt İranlılar ve Şamanist Türkler islama çok daha kolay ayak uydurabildi. Çünki bu sistemde kendi geleneksel inançlarındanda bir şeyler bulabiliyorlardı.
Yukarıda bahsettiğimiz gibi, önceleri islamiyeti benimseyen Türk halkı Sufizim/Tasavvuf ile yoğrularak gelen islam inancını benimsedi ve özümsedi.
Bunda en önemli etkenler
a) Sufizimin eski inanışları Şamanizm ile an arterlerde benzerlik göstermesi
b) Sufilerin Kılıçla kalkanla değil, sevgi ve barış ile gelmeleri
c) Sufilerin üstün yaşam prensipleri ve etik kuralları idi.
Alperen1
19-01-2008, 08:23 AM
Ancak bu güzel gelişmeler, bir dönem sonra islamın Harici kesimindekiler, dolayısı ile yönetici takımı tarafında tehdit unsuru olarak algılanmaya başlandı.
Batini inanç eksesine savaş açıldı.
Burada asıl kaygı, haricilerin yönetim makamlarını kaybetmeleri korkuları idi.
Halka bu korkularını "Batini hareketler dine zarar veriyor" şeklinde lanse ettirdiler ve böylelikle bu kesime karşı kin ve nefret oluşturmaya başladılar.
Bu bağlamda Hz Muhammedin bıraktığı 2 mirasdan biri olan onun "Ehli-Beytine" yapılan zulum ve katliamlar bu çerçevede değerlendirilebilinir.
Nitekim 922 tarihinde Ünlü Sufilerden Horasanlı "Hallac-ı Mansur" yine bu sebeplerden dönemin halifesi muktedirn onayı ile hunharca katledildi.
Hallac-ı Mansur Efendemiz önce kırbaçlandı, sonra derisi yüzüldü, ardından elleri ve ayakları kesildi ve son olarak başı kesildi.
Alevi-Bektaşi törenlerindeki "Dar-ı Mansur" ritueli bu hunharca idama itafendir.
Bu dönemden sonra artan baskı ve zulümlar, Batini İslam önderi Hallac-ı Mansurun kenti Horasanı Sufilerin bir merkezi haline getirdi.
Hallac'dan etkilenen ilk Türk ozanı ve düşünürü Ahmet Yesevi Hazretleri, tüm düşünce sistemini Hallac-ı Mansur efendimizden almıştır.
Anadoluda Hallac temasını işleyen en büyük ozan Yunus Emre'dir.Kendisi doğrudan doğruya Hallac-ı Mansur, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaşi Veli çizgisindedir.
Taptuk Emre, Sarı Saltuk, Baba İlyas, Baba İshak'da yine bu çizgideki tarihe mal olmuş çok değerli isimlerdir.
Sufiliğin Horasanda ve daha sonra göçlerle Anadoluda gelişmesi sürecinde, çeşitli alt felsefeler oluşmuştur. Ayrıntıya girmeden kısaca değinilecek olunursa bu alt başlıklar: Melametilik, Ahilik, Ahmet Yesevi Tasavvufu, Hacı Bektaş-i Veli , Mevlana Celalettin Rumi, Yunus Emre ve Nasrettin Hoca felsefeleridir. Buralarda tek fark anlarım ve aktarım sistematiğidir.
Türklerin Anadoluda Selçuklularla başlayan merkezileşme çalışmaları, temeli batini felsefeye dayansada, kısa bir süre sonra, Selçuklu yönetiminin siyasal amaçları için islamın sunni mezhebine geçmeleri ile yeni bir boyut kazanmıştır.
Batini Alimlerin bir çok toplumu tek kılıç kullanmadan islamlaştırdıkarını unutan veya bu yöntemi ağır aksak bulan selçuklular, gözlerini dikdikleri hilafet makamınınıda göz önüne alınca savaşa ve yıkıma ön veren sunni mezhebini kabullenmişler ve kendi halklarınada dayatmışlardır.
Bu süreçte aslında islamiyete geçişte batini felsefeyi benimsemiş Türk halkının büyük bir kısmı zorla veya kandırılarak harici düşünceye geçmişlerdir.
Moğol zulmünden kaçan Türkmenlerin Kayı boyundan Osman bey ve aşireti Selçuklulara sığınması ve Selçukluların bunları aslında Bizans bölgesi olan Bursa civarına sanki bir yem misali atması ile Anadolu Türk tarihi yeni bir boyut kazanmıştır.
Kendisi Ahi geleneğinden gelen Osman Bey kısa sürede terbiyesi ve üstün ahlakı ile çevresindeki yerli insanların beğenisini kazanmış ve hızla genişlemeye, büyümeye başlamıştır.
Osman Beyin beyliği batini esalarla gelişmesini sürdürmüştür.
Bir çok bölge Osmanlı sınırlarına savaşılmadan katılmıştır.
Bu gönüllü katılımlar elbetteki batini felsefeyi yaymak için dünyanın bir çok yerine dağılmış Horasan Erenleri (Alp Erenler) vasıtası ile olmuştur.
Gittikleri yerlerde üstün adap ve bilgi donanımları ile yöre halklarının kalplerini zapt etmeyi başarmışlardır.
Ancak gelişen dönemlerde Osmanlı kuruluş felsefesini, yine selçukluların yaptığı yanlışın sebepleri gibi, terk etmişler, hızlı, ihtiraslı ve agressiv bir gelişme politikası benimsemişlerdir.
Böyle bir politika içinde batini islama (Ahmet Yesevilere, Hacı Bektaş-i Valilere) yer yoktur.
Bu politika için en uygun islamı anlayış sunniliktir.
Bu sebepten dolayı Osmanlıda özellikle Fatih Sultanla ile baş gösteren ve ondan sonra Yavuz ve Kanuni ile hızlanan bir Sunnileşme dönemi başlar.
Bu dönem içerisinde sunnileşmeye karşı duran, batini islami inacını terk etmeyen bir kısım Anadolu halkı, tüm baskı ve zulumlere dayanarak kendi eski kültürünü, İslamın özleriyle buluşturarak yaşatmaya devam etmiştir.
Bu yaşatma, mecburi bazı değişiklikleri, zamana uyumu ve gelişen felsefi düşünceyi beraberinde getirmiştir.
İşte bu halk "ANADOLU ALEVİLERİDİR".
Kaynak: Ergun CANDAN "Türklerin Kültür Kökenleri" - Sınır Ötesi yayınları.
Not: Makale, Kitabın "Türkler nasıl Müslüman oldu" kısmından, bir kısımını kendi yorumum ile ayrıntısız içermektedir. Kitapta bir çok ilginç ayrıntılar var.
karanlıktan
19-01-2008, 08:58 AM
bu kadar oalyı çevirmeye gerek yoktu,aleviliğin kökeni haz.aliye ve ehli beyte dayanır...hakiki!! alevi onlardır(onlarda maaalesef arapdır-maalesef kelimesini sizler için kullanıyorum:)))
tabiki islamiyeti, türkler,kürtler ve zazalar benisedikten sonra türkler,kürtler ve zazalardanda sonradan aleviliği benimseyen çıkmışdır...
Alperen1
19-01-2008, 09:04 AM
Yorumun için teşekkürler.
Arap olmaları benim için sorun değil.:)
İşin Temeline inmekte fayda gördüm.
Umarım alıntı Makalem faydalı olur.
Saygılar
ilker_che
19-01-2008, 09:17 AM
Yorumun için teşekkürler.
Arap olmaları benim için sorun değil.:)
İşin Temeline inmekte fayda gördüm.
Umarım alıntı Makalem faydalı olur.
Saygılar
bizle paylaştıgın için teşekkürler...
makalen hakkında bişey yazmıcam can ama sınıır ötesi yayınları hakkında ilginç iddialar duydum bunu söylemek istiyorum.sınır ötesi yayınlarının islama zarar vermek isteyen müslüman düşmanı misyoner yahudilerin kullandıgı bi yayınevi oldugu söylenir.hatta zamanında kuranda şifre arayan ömer çelakıl ın kitaplarını yayımladıkları için cok tepki çekmişlerdi...
karanlıktan nickli arkadasa katılıyorum.aleviliği kökeni hz ali ye ve ehlibeyte dayanır...
saygılar...
Alperen1
19-01-2008, 09:32 AM
bizle paylaştıgın için teşekkürler...
makalen hakkında bişey yazmıcam can ama sınıır ötesi yayınları hakkında ilginç iddialar duydum bunu söylemek istiyorum.sınır ötesi yayınlarının islama zarar vermek isteyen müslüman düşmanı misyoner yahudilerin kullandıgı bi yayınevi oldugu söylenir.hatta zamanında kuranda şifre arayan ömer çelakıl ın kitaplarını yayımladıkları için cok tepki çekmişlerdi...
karanlıktan nickli arkadasa katılıyorum.aleviliği kökeni hz ali ye ve ehlibeyte dayanır...
saygılar...
Sağolasın Can,
verdiğin bilgiyi muhakkak dikkate alacağım.
Ancak ben şöyle düşünüyorum, kitapta yazar bir çok kaynak vermiş.
Bence burada pek kasıt aramamalı. Yazılanlarda ben bir çelişki bulamadım.
"Tanrı - Evren - Insan " üçgeni bizim inancımızla %100 örtüşüyor.
ilker_che
19-01-2008, 09:40 AM
Sağolasın Can,
verdiğin bilgiyi muhakkak dikkate alacağım.
Ancak ben şöyle düşünüyorum, kitapta yazar bir çok kaynak vermiş.
Bence burada pek kasıt aramamalı. Yazılanlarda ben bir çelişki bulamadım.
"Tanrı - Evren - Insan " üçgeni bizim inancımızla %100 örtüşüyor.
ben okumadıgım için yorum yapmıcam can.kitap elime gecerse ilk fırsatta okurum.
belkki de anlatıcaklarını satır aralarına sıkıstırmıslardır.ama dediğim gibi anca kitabı okuduktan sonra yorum yapabilirim...
saygılar...
Alperen1
20-01-2008, 05:05 AM
ben okumadıgım için yorum yapmıcam can.kitap elime gecerse ilk fırsatta okurum.
belkki de anlatıcaklarını satır aralarına sıkıstırmıslardır.ama dediğim gibi anca kitabı okuduktan sonra yorum yapabilirim...
Yayın evi ile biraz araştırma yaptım.
Yaptıkları yayınların tümü metafizik ve sırlar öğretileri ilgili.
Yazar aynı zamanda yayınevi sahibi. Kendisi Dr. Ruhselman'ın hayranı. Ruhselman metafizik ve sırlar öğretisine ömrünü vermiş Türk asıllı rahmetli bir doktor/araştırmacı.
Ruhselman'a düşman olanlar Türkçü-Hanefi Sünniler.
Bunların birine ait netpano adlı bir siteye göre:
Ruhselmanın Rus Yahudisi Dr. Gudjiev'in Türkiyedeki molası sırasında kendisinden etkilenmiş ve feyz almış.
Bu Sitede bir çok yahudi karşıtı/karalayıcı makale var.
İlginç olan bu sitede Ahmet Yesevi Hazretleri ilgili ayrıntılı bir makale var.
Ama Makalede ne Yunus Emre, ne Hacı-Bektaş-i Veli nede Saru Saltuklar var. Yine bu Makaleye göre Ahmet Yesevi Hanefi- Sunni imiş.
Bu denli saçmalığı verenlerin ve benzerlerinin Dr. Ruhselman hakkında doğru bilgi vereceği ihtimalı sıfıra yakın.
Sonuç olarak Yayın Evi ile ilgili bir kasıt bulamadım.
Kitapta verilen bilgiler içinde çelişki görmedim. Geniş kaynaklar belirtilmiş.
Önceki yazımdada dediğim gibi ana fikir burda "Tanrı - Insan - Evren" öğretisi.
Buda bizim Anadolu Aleviliğimizin temelini oluşturuyor zaten.
Ve yine bu temel prensip bizleri Haricilerden (Sunni/Şii vs) ayırmıyormu?
Bu açılardan mesele öğreti açısından faydalı görünüyor.
Tüm Canların katkısı konuyu zenginleştirecektir.
tek c@n
20-01-2008, 07:55 AM
can avşarlarında soyları alevilere dayanıyormuş?doğrumudur?
Kandemir
20-01-2008, 09:30 AM
can avşarlarında soyları alevilere dayanıyormuş?doğrumudur?
Sevgili can,
Avşarların soyu Oğuzların Bozok kolundan, Yıldızhan oğullarından en büyüğü olan Avşar'a dayanır. Avşarların hepsi Alevi değil. Sünni Avşarlar da var, ki bunların bir kısmı Yavuz'dan sonra Sünnileşmiş Alevi kökenli Avşarlardır.
Kızılbaş Türkmen Safevi Devleti'nin gerek kuruluşunda, gerekse devlet teşkilâtında Avşarlar önemli görevler almışlardır.
Saygılar.
Alperen1
21-01-2008, 10:45 AM
Arkadaşlar,
Makale konuyu Mısırlı Osiris Öğretisinden başlatıyor.
Bu Ögretinin Kaynakları Atlantis'e , onun kaynaklarıda Mu Uygarlığına, yani İnsanlığın bilinen Tarih başlangıcına dayanıyor.
Bu konu epey detaylı olduğu için yazmıyorum.
Bilmek isteyen arkadaşların Mu ve Atlantis Uygarlıklarını ,ncelemelerini tavsiye ederim.
azeri_alevi
22-01-2008, 01:41 AM
LÜTFEN AZERİ ALEVİ KANI TAŞIYAN HERKES BU YAZIYI OKUSUN Batı Türklüğüne dahil olmakla birlikte, hakimiyet mücadelesinde Osmanlıyı rakip bilen ve resmi mücadelesini üç yüz yıla yakın sürdürdükten sonra yenilip râm olan ancak, Osmanlıdan beklediği yakınlığı tarihin hiçbir döneminde bulamayan, Türkmen Azeri Türklerinin başına gelenler, korkarım Deşt-i Kıpçak Erlerinin de akıbeti olacak.
Önce Kerkük'le Azerbaycan arasındaki bataklığın oluşumunu anlatalım da, bu olay; Karadeniz'in de güneyi ile arasında bir bataklık yaratma çabalarını, dileriz boşa çıkartsın.
Hazar kıyılarından başlayarak, bugünkü İran ve Türkiye aralığından Basra Körfezine kadar uzanan bir bölgenin sakinleri, bin yüzlü yıllardan başlayarak bin beş yüzlü yılların sonlarına kadar ağırlıklı olarak AZERİ YADA BİR BAŞKA DEYİMLE TÜRKMENLERDEN oluşmaktaydı. Bu Türk boyları, İran'ın içlerindeki varlıklarını bugün de büyük ölçüde muhafaza etmekle birlikte, NE HAYTRETTİKİ ANADOLUDA varlıklarını aynı oranda muhafaza edememişlerdir. Bu neticenin pek çok âmili vardır ancak, makalenin insicamını bozabileceği için ayrıntısına girilmeyecektir. Bu sebepleri birkaç ana başlık altında sıralamakla yetineceğiz.
AZERİ TÜRKLERİNİN , İran topraklarında, varlıklarını bugün de muhafaza ediyor olmalarının birinci sebebi; nüfus yoğunlukları, ikinci sebebi ise; aynı mekanı paylaştıkları Farsların milliyetçi söylem ve tutumlarından dolayı , kimliklerini muhafaza etmeleri yolunda KATALİZÖR vazifesi görmesidir.
ANADOLU AZERİLERİ, varlıklarını muhafaza noktasında İran'daki akrabaları kadar şanslı olamamışlardır. Zira, Anadolu bir Türk gölüdür. AZERİLER BİRDİĞER DEĞİMLE TÜRKMENLER burada kendilerinden pek de farklı olmayan aynı soydan, aynı kökten insanlarla bir aradadır. Yani İran'daki gibi milliyetlerini tehdit edecek bir unsur yoktur. Üstelik, güneyden neredeyse tüm Ak Deniz boyunca, ortadan da neredeyse Ankara'ya kadar gelen bir derinlikte geniş bir alana yayılmış oldukları için, nüfus yoğunlukları da yine İran'daki gibi değildir. Bütün bunlara tuz-biber bir etmen daha var ki, Kars'la Kerkük arasındaki Azeri-Türkmen unsurunu eritmekle kalmayacak, bu Türk boylarının Arap ve Fars kıskacında Kürtleşmesine de zemin hazırlayacaktır. Osmanlının, nizam-ı âlem yolunda AYAĞINA BENT olduklarını düşündüğü ve bu yüzden sırt çevirdiği bölge Azerileri (Türkmenler), bu yüz çevirişin bedelini oldukça ağır ödemişlerdir. Sadece onlar mı ÖDÜYOR ? Bu bedeli hâlen TÜRKİYE de ÖDEMEKTE ve Osmanlının bataklığa dönüşmesine göz yumduğu bu bölge, bir türlü ıslah edilememektedir.
Bugüne kadar Türkçe'nin ayrıntılı bir "dil atlası" yapılmış mıdır? Böyle bir atlas, değil Türk Dünyası için; bin yıldır her karışını kanımızla sulayarak vatan yaptığımız Anadolu için dahi yapılmamıştır. Kişisel gayretlerle hazırlanan çalışmaların kimi sığ ve yetersiz, kimi de farklı amaçlara yönelik olup, bilimsel olmaktan uzaktır. Yukarı da bahsettiğimiz, bugün bir kısmı Türkiye topraklara içerisinde olan, İran-Türkiye paralelinden Basra'ya kadar uzanan bölgenin kronolojik bir dil atlası mutlaka yapılmalıdır. Bölgenin yeniden yapılanması ve ıslahı için böyle bir çalışmaya mutlak ihtiyaç vardır. Böyle bir çalışmaya temel teşkil edecek kimi noktalara işaret etmek istiyorum.
Anadolu sahasında yaşadıkları halde eserleriyle Azeri Türkçe’sini temsil eden kimi şahsiyetleri NASIL İZAH EDEBİLİRSİNİZ? Urfa, Diyarbakır, Muş, Bingöl,bitlis, bayburt, erzincan, çorum,tunceli, Van, Erzurum, Ağrı ağızlarındaki AZERİ ETKİSİNİ NASIL AÇIKLARSINIZ? Erzurumlu Kadı DARİR, azeri ağzıyla konuşan hacıbektaş veli, kul nesimi, Kayserili Kadı BURHANEDDİN eserlerini Hazarın kıyısında yaşayanlar için mi yazmışlardır? Yoksa; Azerbaycan ülkesinden biri Erzurum'a diğeri Kayseri'ye sürülmüşler midir? Ya o Bağdat'lı AZERİ Ruhî'ye, Fuzûlî'ye ne demeli? Irak'a uçaktan mı atlamışlardır? YOKSA ESKİ AZERBAYCAN TÜRKLERİNİN KURDUĞU DEVLETE AİT ŞEHİRLERMİDİR? Bu sorular çoğaltmak mümkündür. Bu sorular; önyargılı ve Türk düşmanı olmayan akıl izan sahibi herkesin kolaylıkla cevaplandırabileceği sorulardır.
Bugün bir kısmı Türkiye sınırları içerisinde yer alan Kars, Iğdır,bayburt, çorum, amasya,van, ağrı,bitlis, Urfa ve Kerkük bölgeleri; Hazar'dan Basra'ya uzanan bataklığa dönüştürülmüş Azeri-Türkmen yurdunda, birer göl hükmünde değiller midir? 13, 14, 15.yy Doğu ve Güney Doğu Anadolu sahasında vücuda getirilen eserler, dil özellikleri itibariyle incelenirse düşüncemizi destekleyen daha pek çok belge ve bilgiye ulaşılacağı görülecektir. 16. yy'la kadar kıyısından kenarından kürdün bulaşmadığı bu yerler, bu AZERİ Türkmen illeri, OSMANLININ ÖFKESİNDEN kaynaklanan ihmali sonucunda, bugün maalesef "kürdistan" diye anılır olmuştur.BİZİ BİR KISIM SENTEZCİLER GİBİ kürt varlığını kabul etmeyen, "kürt diye bir millet yok, onlarda Türk'tür" diyen ARTNİYETLİ kesimlerle aynı kefeye koyanlar, yanılırlar. Kadim bir millet olmamakla birlikte, medeniyetlerin kesiştiği ve medeniyetlerin tampon bölgesi diyebileceğimiz dar bir alan içerisinde, (ki bu bölge; Irakın Kuzey-doğu köşesi ile, İran'ın Güney-Batı köşesini içerisine alan, (ÇOKTA GENİŞ OLMAYAN BİR BÖLGEDİR) ilkel Arap ve Fars unsurları ile belki daha başka ilkel unsurların karışımından mürekkep, kendilerine "kürt" adını vermiş farklı bir ırkın olduğu gerçeğini, göz ardı etmenin kimseye bir yarar sağlamayacağı âşikârdır. Ancak, tarih ve edebiyat tetkikleriyle ulaştığım ve inandığım bir gerçek daha var ki, o da OSMANLININ MERKEZİ OTORİTENİN HÜKMÜ ALTINA SOKMAKTA ZORLANDIĞI için öfkelenip İHMALl ettiği bölge Türklerinin Pek çoğunun, (ki bunlar yoğunlukla AZERİLER BİR DİĞER DEĞİŞLEDE ALEVİ TÜRKLERİ) Arap-Fars kıskacında kürtleştiğidir. Bölge halkına bu gerçek anlatıldığı gün, bu beş yüz yıllık ağrı da dinecek, "kürdistanın" haritadaki yeri de, yukarıda söylediğimiz şekliyle belirginleşecektir.
Gelelim Deşt-i Kıpçak Erlerine: Kara Deniz'in kuzeyinden Avrupa ovalarına yayılan ve bu geniş alanda siyasi bir birlik kurmaya muktedir olamayan Kuman-Kıpçak Türk boyları, ne acıdır ki, büyük bir ekseriyetle, yerli unsurlar arasında eriyip yok olacaklardır. Ancak bir bölüğü Balkanlardan Anadolu'ya yönelecek; Bizans, aslında doğudan geldiğini bildiği bu kavmi, yine doğudan gelebilecek tehlikelere karşı kalkan olmaları düşüncesiyle, özellikle kıyı şeridi boyunca Doğu Kara Deniz istikametinde yerleştirecektir. Bundan da anlaşılacağı üzere, Kara Deniz Türklerinin Anadolu'ya gelişi Malazgirt'ten öncedir ve İslamiyetle tanışmaları Anadolu'da Oğuz boyları vasıtasıyladır. Kara Deniz'in kuzeyinden Avrupa'ya yayılan ve bazı kolları Balkanlardan Anadolu'ya yönelen Kuman-Kıpçak Türklerinin en belirgin fiziki özellikleri; geçtikleri iklimlerin de etkisiyle, bugün dahi ekseriyetle oldukları üzere, "sarışın ve mavi gözlü" olmalarıdır. Daha sert iklimlerden geçip, Fars ve Arap kültürüyle de yoğrularak 12.yy'da Anadolu'ya akan Oğuz boylarından hem fiziki olarak, hem de bir kısım âdet ve gelenekler itibariyle farklılık göstermeleri kadar tabii hiçbir şey olamaz diye düşünüyoruz.
Osmanlı'nın, kendini şehirli ve dolayısıyla daha medeni gördüğü için, Doğu ve Güney-Doğu Anadolu Türklüğünü "etrak" tabir edip köylü, dağlı sayan zihniyetinin kürtleştirdiği boyların kaderini, Kara Deniz Türklerinin de yaşayabileceği tehlikesiyle karşı karşıyayız. İki yüz yılı aşkın bir zamandır Kara Denizli kelimesiyle laz kelimesini özdeşleştiren zihniyeti uyarıyor, Türkiye'nin Doğusunu, "etrak" diye diye kürtleştirdikten sonra, bir avuç pontusu tüm Kara Denize şâmil etmeye çalışan eski İstanbul zihniyetini kınıyoruz.
Bu mesele üzerine çalışılmaz ve gerçekler halka anlatılmaz ise, Azeri-Türkmen yurtlarının "kürdistan" olması gibi, önümüzdeki birkaç yüzyıl içerisinde, Kara Deniz Bölgesi "lazistan", Kara Deniz Türkleri de ekseriyetiyle "laz" olursa kimse şaşmasın
Alidostu
22-01-2008, 01:45 AM
Allah selamet versin azeri_alevi kardeşim...hemşom...İmamlar'ın nuru üzerine olsun...
canbegan
22-02-2008, 12:38 AM
Değerli Alevi Kardeşlerim,
İnsanlar Alevilik konusunu yıllardır içinden çıkılmaz bir duruma getirmiştir. Saf ve
bilgisiz Aleviler ağzı laf yapanın dediğini doğru olarak benimsemişler. Bu anlatılanların çoğu menkibe ve masallardır. Özellikle çokça mucize masalları anlatılır. Okuyup, okuyacağımız mucizelerin hemen hemen tamamı 15. ve 16. yüz yılda geçmiştir. O tarihten sonra günümüze kadar ne bir keramete tanık olduk ne de keramet sahibini tanıdık. Hacı Bektaş Veli ile ilgili yazılan veya O'na
ait olduğu kabul edilen iki kitaptan, MAKALAT Molla Saadettin tarafından, VELAYETNAME Uzun Firdevsi tarafından Hacı Bektaş Veli'nin ölümünden yaklaşık 250 yıl sonra düzenlenip yazılmıştır. Daha bunlar gibi birçok kitap Osmanlının yönlendirmesi ve desteği ile yazdırılmıştır. Onun içindir ki Bektaş Veli'yi Sünni Ahmet Yesevi'ye bağlamışlar. Hacca göndermişler. Namazında, orucunda (Ramazan orucu) olan biri gibi göstermişler. İşte Alevilik tartışılınca,
vatandaş "Bir kitaptan okumuştum." diyerek söze başlıyor. Ya da yaşlısı veya dedesi öyle anlatıyor. Görüyoruz ki bu politikalar Alevilik'i bitirme noktasına getirmiştir. Alevilik öz be öz Anadolu'ya ait bir inançlar sentezidir. Anadolu'da önceden kimlerin ve hangi inançların yaşadığını iyi bilmek gerekir. Bir inanaç veya etnik grup bir yere girince eskiler tamamen kılıçtan geçirilmiyor. Eğer Alevilik'in kökü dışardaysa, aslının-gövdenin de orda olması gerekir. Yani Anadolu'dakinin fotokopi olması gerekir. Oysa ki dünyanın hiçbir bölgesinde
Anadolu Alevilik'ine benzer bir inanç bulamazsınız. Buna Arabistan,iran, Suriye ve Irak da dahil.
Alevilik'i iyi anlamak için 3. ve 4. yüzyılda Anadolu'da yaşayan inanaç, kültür ve milletleri bilmek gerekir. Malatya yöresinde yaşayan Pavlikanlar'ı, Bulgaristan'a sürülen Bogomilleri,Başkenti Divriğ olan Danişment Devletini,Battal
Gazi'yi ve Babaileri incelemek gerekir. Alevilikten ekonomik ve sosyal statü gereği yararlanan insanların duygu ve düşüncelerini iyi incelemek gerekir. Bunlar
bir derneğin yöneticisi, gazete veya derginin yazarı, tv program yapımcısı, sağ partideki bir bürokrat, millet vekili veya ocak sahibi olabilirler. Bu kişilerin doğruları anlatmalarını engelleyen birçok etken var. Tabii en azından ben öyle düşünüyorum. Başkalarının değişik düşüncesi olabilir.İçinizden bazıları tv'den yayınlanan Cem'leri izliyordur. Benim izlediğim kadarıyla özet şu; Hasan'ım ağu
içti, Hüseyin'im attan düştü. SEVGİLERİMLE
virane
22-02-2008, 03:16 AM
Ergun Candan böyle buyurmuş olabilir ama bizim kaynaklarımız,ulularımızın buyurdukları ile arasında uzaktan yakından bir alaka yok.Biri şamanlığa çekiyor diğe zerdüştlüğe çekiyor.Aleviliği başlı başına bir inanç ve kültür olduğunu anlamak çok mu güç acaba yoksa birileri Alevileri arka bahçe gibi kullanma amaçlarında ısrar mı ediyorlar.
virane
22-02-2008, 03:19 AM
.
Önceki yazımdada dediğim gibi ana fikir burda "Tanrı - Insan - Evren" öğretisi.
Buda bizim Anadolu Aleviliğimizin temelini oluşturuyor zaten.
Ve yine bu temel prensip bizleri Haricilerden (Sunni/Şii vs) ayırmıyormu?
.
Biz Allah-Muhammed-Ali öğretisini ve ateş-toprak-su öğretisinin Aleviliğini temelini oluşturduğunu biliyorduk da Tanrı-İnsan-Evreni de senden öğreneceğiz herhalde.
sarısaltık
22-02-2008, 02:54 PM
Canlar Alevilik kelime olarak AL EVİ'nden gelir.AL EVİ ise büyük ev anlamına gelir.Ehli beyt ve o soydan gelen İmamlar ve seyitlere ait evlere AL EVİ denirdi.Daha sonra tarikata giren talib yol evladı kabul edildiği için bu haneye bağlı anlamında AL EVİ oldu diye ifade edilirdi. Alevilik ise bu soydan gelenlerin ve bunlara bağlı olanların islamı anlama ve yaşam biçimidir.Semahı zerdüşlük ile bağdaştıracak olursanız,rüku ve secdeyi de uzak doğu dinlerine bağlarsınız.Bu da aleviliğin anladığı islamın evrensellik ilkesine aykırı olur.Alevilik için ALLAH,Peygamberi,Ehli Beyt'i ve soyu,KUR-AN,akıl ve bunların ışığında eline ,beline,diline sahip olma vardır ki buna iyi ahlak denir.Saygılar.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.