:
Muharrem Ayının Önemi
Türkmen
12-01-2008, 02:32 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
MUHARREM AYININ ÖNEMİ
Değerli Canlar,
Muharrem ayı Alevi ve Bektaşiler için çok önemli bir aydır. Bu ay oruç ayıdır. Bu ay matem ayıdır. Bu ayda mümin canlar oruç ve matem tutarak ibadetlerini yerine getirirler. Hakka şükür ki bir Muharrem ibadetini daha yapma imkanına kavuştuk. Tuttuğumuz oruç ve matemleri yüce Tanrı kabul eylesin !
Değerli Canlar,
Muharrem ayı, ay takvimine göre yılın ilk ayıdır. Kurban bayramının birinci gününden başlayarak sayıldığında 20. gün Muharrem ayının ilk günüdür. Bu ayda biz Aleviler ve Bektaşiler olarak 12 gün süreyle oruç tutmaktayız. Bu oruç Adem peygamberden beri tüm peygamberlerin tuttuğu bir oruçtur. Dolayısıyla Muharrem ayı Adem’den beri inananların ibadet ayıdır.
Nitekim Kur’an’da “ …Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin de üzerinize yazıldı.” Denilerek bu gerçeğe işaret edilmektedir.
Mensup olmaktan şeref duyduğumuz Alevilik inancına göre bu ay canların, Allah’ın rıza ve sevgisini kazanmak, toplumsal birliği güçlendirmek, kardeşlik ve barış duygularını pekiştirmek, zulme ve haksızlığa karşı çıkmak ve mazlumdan yana olmak için iman tazeleme ve gönüllerini İslam nuruyla yıkama ayıdır.
Ne mutlu temiz gönüllülere,
Ne mutlu kalbini İslam nuruyla aydınlatanlara !
Değerli canlar,
Muharrem ayı pek çok tarihsel olayın yaşandığı önemli bir zaman dilimidir. Tarihsel kaynakların bildirdiğine göre yüce Tanrı Adem peygamberin tövbesini bu ayda kabul etmiş, Nuh peygamberin gemisinin tufandan kurtulması da yine bu ayda gerçekleşmiştir. Yunus peygamberin balığın karnından çıkıp kurtulması, İdris peygamberin göğe çıkması, İbrahim peygamberin Nemrut’un ateşinden azad olması da yine bu ayda gerçekleşmiştir. Bu ay, Yusuf peygamberin atıldığı kuyudan kurtulduğu, Eyüp peygamberin dertlerinden kurtulduğu ve sağlığına kavuştuğu, Musa peygamberin kızıl denizi yarıp geçtiği, İsa peygamberin göğe yükseldiği ve Hazreti Muhammed Mustafa’nın müşrik Arapların reva gördükleri zulüm ve baskıdan kurtulmak için Mekke’den Medine’ye göç edip sağ ve esen olarak Medine’ye ulaştığı aydır.
Bu ay sadece sevindirici olayların yaşandığı bir ay değildir. Muharrem ayı sevincin yanı sıra bir hüzün ayıdır. Tüm peygamberler ve Hazreti Muhammed için sevindirici olayların gerçekleştiği bu ay ehlibeyt soyu için bir hüzün ve matem ayıdır. Hazreti Muhammed’in soyuna yapılan zulümlerin doruğa çıktığı, katliama dönüştüğü bir aydır. İnsanlık tarihinin en trajik hadiselerinden biri olan Kerbela katliamı bildiğiniz gibi bu ayda yaşanmıştır. Bundan dolayıdır ki bu ay Kerbela mazlumlarının yad edildiği, yaşanan acıların yasının tutulduğu ve böylece zulme boyun eğilmeyeceğinin asırlardır tüm zalimlerin yüzüne haykırıldığı direniş ayıdır.
Şehitler şahı Hazreti Hüseyin’in bayraklaştırılıp, büyük Alevi Türkmen ozanı Pir Sultan gibi “ Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan !” diyerek, yol cümleden uludur şiarına gönül verildiği kutlu bir ay olan Muharrem ayı inancımızın beslendiği mukaddes bir kaynaktır. Bu kaynaktan içerek zulme karşı isyan duygusuyla dopdolu olan tüm müminlere selam olsun !
Değerli canlar,
Muharrem denildiğinde ilk akla gelen Allah rızası için tutulan oruçlarımızdır. Bu ayda oruç tutmak Adem peygamberin tövbesine katılmak, Nuh peygamberi, Yunus peygamberi, İbrahim peygamberi, Eyüp peygamberi, İdris peygamberi, Musa peygamberi, İsa peygamberi ve iki cihan güneşi Muhammed peygamberi anmaktır ! Onların sevgisiyle bezenmektir !
Bu ayda oruç tutmak, başta Hazreti İmam Ali olmak üzere tüm 12 imamlara gösterilen sadakati davranışa dökmek, ilan etmek ve haykırmaktır !
Bu ayda oruç tutmak, şehitler şahı İmam Hüseyin ve yol arkadaşlarının soylu mücadelesini yüzyıllar sonra bile inançla, kararlılıkla ve azimle yaşatmak demektir !
Bu ayda oruç tutmak, kundaktaki bebeğe ok atacak kadar iğrençleşen, peygamber soyunun evlatlarını günlerce, haftalarca çöl ortasında aç ve susuz bırakacak kadar İslam’a ve insanlığa düşmanlık eden başta Muaviye oğlu Yezit olmak üzere tüm Emevi zalimlerine ve onların zulüm geleneğini sürdüren günümüz zalimlerine başkaldırmaktır !
Bu ayda oruç tutmak, dedelerin dedesi Türkistan piri ta Hoca Ahmet Yesevi’den Hacı Bektaş Veli’ye, Sarı Saltuk’tan Ahi Evran’a, Yunus Emre’ye, Fuzuli’ye, Nesimi’ye, Pir Sultan’a kadar bize dinimizi ana dilimiz olan Türkçemizle öğreten tüm Türkmen ulularını yad etmektir !
Ne mutlu bu bilinçle oruç tutan canlara !
Ne mutlu ehlibeyt yolunda yürüyenlere !
Ne mutlu şehitler şahı İmam Hüseyin’e gönül verenlere !
Ne mutlu, “ yol cümleden uludur ! “ diyenlere !
Yüce Tanrı tuttuğumuz oruç ve matemlerimizi, yaptığımız tüm ibadetleri kabul eylesin !
İbadetlerimiz ulu dergahta Hak defterine yazılsın !
Allah… Allah !!!
Sözlerimizi Pir Sultan Abdal’ın bir deyişiyle bitirelim.
Birini tutan Hakk’ın yeter
İkisini tutan günahın atar
Üçünü tutan cennette yatar
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Dördünü tutana veli dediler
Beşini tutana ulu dediler
Altısını tutana dolu dediler
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Yedisin tutan havada uçar
Sekizin tutan hülleler biçer
Dokuzun tutan cennetin açar
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
Pir Sultan Abdal’ım onunda zahmet
On birini tutana indi rahmet
On iki tutana nasiptir cennet
Engür olmuş Hakk ceminde ezilir.
ferhat_gs
12-01-2008, 02:35 AM
Teşekkürler sn türkemn...
Ama ben bir alevi olarak diğr peygamberlerin bu ayda kurtukduğunu 1 yıl öncesine kadar öğrendim...Bildiğiniz gibi biz daha çok bu orucu kerbela daki canların susuz şehit edilmesini anlamak ve onların acısını tekrar algılayabilmek için tutuyoruz...Aslında diğer peygamberlerin kurtuluşu ile pek de bir bağlantısı yok...SAYGILAR...
Türkmen
12-01-2008, 02:43 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
ORUCUN ÖNEMİ ÜZERİNE
Değerli Canlar,
Oruc, Alevi inancında özel bir yere sahiptir. Bizler Aleviler olarak tüm ibadetlerimizde olduğu gibi oruç ibadetinde de zahiri / dışsal sığlıktan arınıp batıni / içsel derinliğe ulaşmaya çalışırız. Seyyid Nesimi ve Seyyid Ali Sultan hazretlerinin;
" ...Biz bir oruç tutarız ki, ramazana benzemez." demelerindeki hikmeti keşfederek Muharrem orucunun ve oruçtaki batıni yönün farkına varmalıyız. Alevi İslam inancında oruç Muharrem orucudur. Diğer bir ifadeyle, bizi biz yapan en önemli unsurlardan biri de Muharrem ayında Allah rızası için oruç tutmaktır. Muharrem ayı Aleviler için ibadetlerdeki içtenliğin doruğa çıktığı bir aydır.Kuşkusuz bu ayın ayırdedici niteliğinin oruç ibadetinden geldiği de bilinmektedir.
Değerli Canlar,
Oruç ibadeti yeryüzündeki hemen hemen bütün dinlerde değişik şekillerde de olsa mevcuttur. Yüce Tanrı'nın İslam'dan önce gönderdiği dinlerde de oruç ibadetinin bulunduğunu Kur'an bize haber veriyor. Kur'an'da oruç sözcüğü yerine Arapça " savm " kelimesi kullanılmaktadır. Bu sözcük, Arapça'da; " susmak ve hareketsiz kalmak " anlamına gelmektedir. Aynı sözcük yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden uzak durmak anlamına gelen oruç ibadeti için de kullanılmaktadır. Kur'an'da bu sözcüğü her iki anlamda da görmekteyiz. Nitekim Meryem Suresi'nin 26. ayetinde şöyle denilmektedir:
" ...Ben Tanrı için "savm" adadım. Onun için bugün hiç kimseyle konuşmayacağım. "
Yine Bakara Suresi'nin 183. ayetinde yüce Tanrı şöyle demektedir:
"Ey inananlar ! Oruç sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin de üzerinize yazılmıştır. Bu yolla korunmanız umulmaktadır."
Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi İslam'dan önce de insanlar oruç tutmakla yükümlü idiler.
Ne mutlu Allah rızası için oruç tutanlara !
Ne mutlu oruçtaki batıni yönü keşfedebilenlere !
Değerli Canlar,
Oruç tutmaktaki amacın “kötülüklerden korunmak “ olduğu ayette apaçık belirtilmektedir. Buradan da anlaşılacağı gibi insanı kötülüklerden uzaklaştırmayan bir oruç gerçek oruç değildir. Oruç tutan mümin can, orucun ne maksatla tutulduğunu çok iyi idrak etmelidir. Oruç ibadetini tüm yönleriyle kavramaya çalışmalıdır. Bilmelidir ki, oruçta iki yön vardır. Bunlar zahiri yön ve Batıni yöndür.
Orucun zahiri yönü; Tanrı’ya şükretmek, yoksul, öksüz ve yetimlerin halinden anlamaktır. Oruç tutan kimse bu sayede hem Tanrı’nın rızasını kazanacak ve ona şükrünü yerine getirmiş olacaktır, hem de orucun bedeninde oluşturduğu fiziksel sonucun bir yansıması olan açlık ve susuzlukla yoksuların, yetim ve öksüzlerin durumunu daha iyi anlayacaktır. Oruç bu yönüyle aslında kişinin kendisini yoksulların, öksüz ve yetimlerin yerine koyması demektir. Bizzat yaşayarak açlığın, susuzluğun yoksulluğun ne demek olduğunu kavrayacaktır. Bu da o kişide merhamet duygularının gelişmesini sağlayacaktır. Böylece kişi oruç döneminde ve oruç dönemi dışında yardıma gereksinim duyan insanlara yardım etmek için daha istekli olacaktır.
Kuşku yok ki yoksullara yardım edene, öksüze ve yetime sahip çıkanlara Allah lütfunu ve bağışını bol bol ihsan edecektir.
Ne mutlu Allah rızası için yoksullara, öksüz ve yetimlere yardım eden canlara !
Ne mutlu Allah’ın lütuf ve bağışına mahzar olanlara !
Değerli Canlar,
Oruçtaki bir diğer yön olan Batıni yönü ise şu şekilde açıklamak mümkündür. Oruç tutmaktaki amaç kişinin nefsani kötülüklerden arınmaya çalışmasıdır. Gerçek mümin can orucunu bütün bir yıla ve tüm ömrüne yayar. Eli ile dili ile ve beli ile her türlü çirkin işlerden uzak durur.
Gerçek mümin her zaman oruçludur.
Tüm organlarıyla hakkı zikreder.
Hakkı zikreden bir vücuttan ise kötülük sadır olmaz.
Hakkı söyleyen dil şerri söylemez.
Hak için çalışan el harama uzanmaz.
Hak için bakan göz harama bakmaz.
Hakkı seven yürek batıla meyletmez.
İşte bu nedenledir ki içsel orucu yani içselleştirilmiş orucu yada diğer bir deyişle batın orucunu gerçek müminler tutar. Onlar öyle müminlerdir ki yerken, içerken bile oruçludurlar. Onlara zahir orucuyla hükmedilmez.
Batın orucunu anlamak için yüce peygamberimizin şu sözünü hatıra getirmek lazımdır:
“ Nice oruçlular vardır ki, oruçlarından onlara sadece bir açlık kalmıştır. “
Görüldüğü gibi aç ve susuz kalmak oruç tutmak değildir.
Orucu ancak gerçek müminler tutar.
Ne mutlu gerçek müminlere !
Değerli canlar,
Biz Aleviler, orucumuzu şu üç nedenden dolayı tutuyoruz.
1. Şehitler şahı Hazreti İmam Hüseyin ve diğer Kerbela şehitlerinin matemi için,
2. Kerbela katliamından sağ kurtulan Hazreti İmam Zeynel Abidin’den ehlibeyt soyunun devamına şükretmek için,
3. Hazreti adem’den Hazreti Muhammed’e değin tüm peygamberlerin Muharrem ayını kutsal kabul etmelerine saygı gösterdiğimizin ifadesi için.
Yüce Tanrı tuttuğumuz oruçlarımızı kabul eylesin !
Oruçlarımız ulu dergahta hak defterine yazılsın !
İmam Hüseyin ve tüm Kerbela şehitlerinin şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
Türkmen
12-01-2008, 02:55 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
ORUÇ NASIL TUTULUR ?
Değerli Canlar,
İbadetin en önemli özelliklerinden biri de bilinçle ve içtenlikle yapılmasıdır. İçtenlikten uzak ve manevi hazdan mahrum bir şekilde yapılan ibadet gerçek bir ibadet değildir. İbadet ederken içtenliği ve manevi hazzı yaşamanın yolu da nasıl ibadet edilmesi gerektiğini bilmekten geçer. Kuşkusuz bu noktada, tutmakta olduğumuz oruçlarımızın gerçek bir oruç olabilmesi için, orucun nasıl tutulacağının idrakine varmamız gerekmektedir.
Oruç nasıl tutulmalıdır ?
Elbette ilk başta söylenmesi gereken şudur ki; oruç, oruç gibi tutulmalıdır. Orucu açlık, susuzluk ve bir takım başka gereksinimlerden uzak kalmak biçiminde değerlendirmek orucu anlamamak demektir. Hiç kuşku yok ki, oruç aslında kişinin tüm bedeni ve ruhuyla kendisini Tanrı’ya adamasıdır. Tanrı’ya adanan bir beden ve ruh kötülüklerin ve kötülerin karşısında iyilik ve esenliğin savaşçısıdır. Bu savaş, kötülüğün simgesi olan şeytana karşı yapılan bir savaştır. Mübarek ve mukaddes bir savaştır. Nitekim şeytana ve nefse karşı girişilen savaşı yüce peygamberimiz, “büyük cihat” olarak nitelemiştir.
Anlaşılacağı üzere oruç tutan kişi nefsiyle ve şeytanla cihat etmektedir. Bu cihat Allah rızası için yapılan bir ibadettir.
Değerli Canlar,
Oruç tüm bedenle tutulmalıdır. Tüm organlar oruca katılmalıdır.
Nasıl ki midemiz aç ve susuz kalarak oruç tutuyorsa, elimiz, dilimiz, gözlerimiz, kulaklarımız, kalbimiz de oruç tutmalıdır.
Ellerimiz oruç tutmalıdır ki, onlarla hiçbir canlıya zarar vermeyelim.
Dilimiz oruç tutmalıdır ki, onunla kimseyi incitmeyelim. Yalandan, dedikodudan uzak duralım.
Kulaklarımız oruç tutmalıdır ki, onlarla kötü ve çirkin şeyleri işitmeyelim.
Nefsimiz oruç tutmalıdır ki, hırs ve şehvetten uzak duralım.
Gözlerimiz oruç tutmalıdır ki, onlarla harama bakmayalım.
Kalbimiz oruç tutmalıdır ki, tüm varlığımızı Allah sevgisiyle dolduralım.
Kuşkusuz, varlığını Allah sevgisiyle dolduranlar büyük ozan Yunus Emre’nin işaret ettiği gibi; “ Yaratılanı sevecektir, yaratandan ötürü ! “
Bu, başta insanlar olmak üzere Tanrı’nın yarattığı tüm varlıkları Tanrıdan oldukları için sevmek demektir.
Ne mutlu yüreği Allah sevgisiyle dolu olanlara !
Ne mutlu orucu oruç gibi tutanlara !
Değerli Canlar,
Şah – ı Merdan Hazreti İmam Ali efendimiz ibadet eden insanları şu şekilde sınıflandırıyor:
“ Halkın bir bölümü sevap için Tanrı’ya kulluk eder. Bu tarz bir kulluk tüccarların kulluğudur. Bir bölümü de Allah’a korkarak ibadet eder. Bu kölenin ibadetidir. Halkın bir diğer bölümü ise Allah’a şükrederek kulluk eder. İşte özgür kişilerin ibadeti böyledir.”
Görüldüğü gibi bu sınıflandırmada ibadetin nasıl yapılması gerektiği konusunda çok dikkat çekici ve etkileyici bir yaklaşım sergileniyor.
Orucumuzu tüccarların, kölelerin orucu gibi değil, özgür kimselerin orucu gibi tutmalıyız. Yani Allah’ın rızasını kazanmak, ona şükrümüzü ifade etmek için aşkla, sevgiyle ve içtenlikle oruç tutmalıyız.
Yüce Allah ibadetlerimizi özgür kimselerin ibadetlerinden eylesin.
Gerçek mümin olup, orucu hakkıyla tutanlardan yüce Allah razı olsun !
Değerli Canlar,
Oruç tutan kimsenin dikkat etmesi gereken konulardan biri de oruç tutamayanlara yada tutmayanlara karşı göstereceği davranıştır. Unutulmamalıdır ki, oruç, ancak oruç tutmaya gücü yeten kimseler için farz ibadettir. Kuşkusuz yüce Allah hiç kimseye gücünün üstünde yük yüklemez. Allah kulları için zorluk istemez. Oruç tutamayanları incitecek söz ve davranışlardan kaçınmak oruçlu olmanın gereklerindendir.
Ayrıca daha önce de ifade ettiğimiz gibi oruç, Allah rızası için tutulur. Hiç kimse bir başkası için oruç tutuyor değildir. Yine hiç kimse Allah rızası için yapılması gereken bir ibadeti yapmadığından dolayı bir başkasını kınayamaz ve incitemez. Unutulmamalıdır ki, her can hesabını Allah’a verecektir. Allah adına hiç kimse bir başkasına hesap soramaz. Aksi halde bu, Allah’ın hududunu ihlal etmekten başka bir şey olmayacaktır.
Ne mutlu Allah rızası için oruç tutanlara !
Ne mutlu orucunu başkaları için zulme dönüştürmeyenlere !
Ne mutlu oruç tutarak kalbini Allah ve insan sevgisiyle dolduranlara !
Yüce Tanrı tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Şah – ı merdan İmam Ali ve şehitler şahı Hazreti İmam Hüseyin’in şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
Türkmen
12-01-2008, 02:57 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
ORUCUN HİKMETLERİ ÜZERİNE
Değerli Canlar,
Yüce Allah hiçbir şeyi boş yere yaratmamıştır. Allah'ın her eserinde bir hikmet vardır. Evrendeki her varlık Tanrı tarafından kendisine yüklenen görevi yerine getirmektedir. Kuşkusuz insan da böyledir. İnsan amaçsız bir varlık değildir. Nitekim Kur'an'da, insanın Tanrı'ya ibadet için yaratıldığı belirtilmektedir. O halde insan olarak, görevimiz olan ibadeti hakkıyla yerine getirmeliyiz. Bunun ilk koşulu da ibadet kavramının anlamını gereğince bilmektir.
Kuşkusuz ibadet bir takım kalıplara ve şekillere sığdırılamayacak derecede derinliği olan kutlu ve kutsal bir eylemdir. Unutulmamalıdır ki, sadece Allah rızasını düşünerek
yapılan her şey ibadettir.
Bu açıdan bakıldığında gerçek bir mümin için tüm yaşam bir ibadetten ibarettir. Gerçek müminlerin aldığı her nefes bile bir ibadettir. Çünkü her nefeste yüce Tanrı’nın adı anılmaktadır.
Yüce Tanrı ibadetleri de boş yere emretmiş değildir. Her ibadette insan için sayısız yararlar vardır. Kaldı ki, Tanrı’nın bizim ibadetlerimize gereksinimi yoktur. Ama bizim ibadete ihtiyacımız vardır. İbadet etmek suretiyle Allah’a olan şükür borucumuzu yerine getirmiş olmaktayız. Ancak bununla birlikte ibadetlerde bizim için sayısız yararlar vardır. İbadet bilinciyle yaptığımız her eylem bize özellikle manevi anlamda kazanımlar sunmaktadır.
Hiç kuşku yok ki oruç da böyle değerlendirilmesi gereken bir ibadettir. Orucun anlamına eren canlar onun hikmetlerini de kavrayacaklardır.
Değerli Canlar,
Oruç bizler için hikmetlerle doludur. Bu hikmetleri beş madde halinde dile getirebiliriz.
Oruçtaki birinci hikmet, kişinin kendini denetim altına alması, nefsine egemen olmasıdır. Bu sayede kişi ahlaki olarak yükselecektir. Alemlerin rabbi olan yüce Tanrı’nın ahlakıyla ahlaklanacaktır. Böylece eline, diline ve beline sahip olacaktır. Bu da o kişiyi örnek insan ve örnek kul mertebesine taşıyacaktır.
Ne mutlu yüce Allah’a hakkıyla kul olabilmek için çalışanlara !
Ne mutlu gösterişten uzak bir biçimde ibadet edenlere !
Değerli Canlar,
Oruçtaki ikinci hikmet, kişinin kutsal bir görevi yerine getirmiş olmanın huzurunu yaşamasıdır. Bu sayede insanın kalbi sevinç ve mutlulukla dolacaktır. Kalbi sevinç ve mutlulukla dolan kişi ne yana dönerse orada Allah’ı görecektir. Allah’ın evrendeki yansımasını yani tecellisini seyredecektir. Gördüğü her nesne ona Tanrı’yı hatırlatacaktır. Nitekim Bakara Suresi 115. ayette yüce Allah şöyle demektedir:
“…Her nereye dönerseniz dönün orada Allah’ın yüzünü görürsünüz…”
Gerçek müminlerin ibadeti işte böyledir canlar ! İbadette iken nereye baksalar orada Allah’ın cemalini görürler. Her an onunladırlar. Yürekleri onun sevgisiyle doludur.Her türlü şekil ve kalıptan sıyrılıp öze ulaşarak manevi derinliğin hazzını yaşarlar.
Ne mutlu oruçtaki bu hikmete vasıl olanlara !
Ne mutlu Hakkın tecellisini görebilenlere !
Değerli Canlar,
Oruçtaki bir diğer hikmet de kişinin aç ve susuz kalmak suretiyle açların ve susuzların halinden anlamasıdır. Oruç tutan kişi açlığı ve susuzluğu yüreğinde hisseder. Böylece yardıma muhtaç kimselere daha bir istekle yardım eder. Açları doyurmaya çalışır. Lokmasını paylaşır. Cimrilik gibi hastalıklardan kurtulur. Cömertliğin ne büyük bir erdem olduğunu anlar. Bilir ki Allah cömerttir ve cömert olanları sever. Böylece cömertlik makamının sırrına ulaşır.
Yüce peygamberimizin; “ Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” Sözünün anlamına ererek toplumsal dayanışma ve ulusal birlik için üzerine düşen görevleri kavrar.
Kuşku yok ki, oruç tutan kişi, helal kazancın ne demek olduğunu da daha iyi kavrar. Bu da orucun bir diğer hikmetidir. Oruç tutmak suretiyle aç ve susuz kalan kişi kul hakkının ne denli önemli olduğunu anlar. Başkalarının büyük emek harcayarak elde ettiklerini haksız bir biçimde kendi zimmetine geçirmekten uzak durur. Bilir ki, kendisi de benzer bir durumla karşılaşabilir. Böylece kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi başkalarına yapmamak gerektiğini daha açık bir biçimde öğrenir.
Orucun insana kazandıracağı bir diğer hikmet de kamil insan olma vasfıdır. Kamil insan, insani erdemleri kişiliğinde toplayan bireydir. Kamil insan olmak her gerçek müminin amacıdır. Oruç, kişiyi kamil insan olmaya götüren en önemli araçlardan biridir. Orucu olgunlaşma vesilesi olarak görüp kamil insan niteliğini, eskimez bir elbise gibi giyinenler kaynağı hak olan bir örtüyle örtünmüş olacaklardır.
Bu örtü, ahlak ve edep örtüsüdür.
Bu örtü, iman ve hakka teslimiyet örtüsüdür.
Ahlak ve edepten yoksun kimseler ne kadar giyinirlerse giyinsinler, ne kadar örtünürlerse örtünsünler aslında çıplaktırlar.
İşte canlar, oruç bize gerçek örtünün ahlak ve edep olduğunu öğretir.
Elimize, dilimize ve belimize sahip olarak kamil bir ahlak ile olgun insan olmanın yolunu açar.
Ne mutlu gerçek müminlere !
Ne mutlu hikmet ve inançla oruç tutanlara !
Yüce Tanrı oruçlarımızı ve tüm ibadetlerimizi kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Hazreti İmam Hüseyin ve tüm 12 imamların şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
Türkmen
12-01-2008, 03:09 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
AŞURA / AŞURE ÜZERİNE
Değerli Canlar,
Daha önceki söyleşilerimizde de belirttiğimiz gibi Muharrem ayı pek çok tarihsel olayın cereyan ettiği bir aydır. Bu olaylardan biri de Nuh tufanıyla ilgilidir.
Bilindiği gibi Nuh tufanında Hazreti Nuh’un gemisi 40 gündüz 40 gece su içinde kaldıktan sonra Muharrem ayının onuncu günü karaya oturmuştur. Gemide olanlar ellerinde kalan yiyecekleri bir araya getirerek bir çorba yapmışlar ve Tanrı’ya şükretmişlerdir. Bu çorbada on değişik yiyecek bulunduğu için adına aşure denilmiştir. Çünkü aşure sözcüğü Arapça’nın da mensup olduğu Sami dillerinde on anlamına gelmektedir. Nitekim Nuh Peygamberin ve gemidekilerin Sami dilinde konuştuğu rivayet edilmektedir.
Zamanla aşure yada aşura sözcüğü anlam genişlemesine uğrayarak Muharrem ayının onuncu günü yaşanan Kerbela katliamıyla da ilintili bir biçimde kullanılmaya başlanmıştır. Bu nedenle aşura denildiğinde akla Kerbela olayı gelmektedir.
O halde nedir aşuranın önemi ve anlamı ?
Aşura; erdemli, yiğit, ilkeli, dürüst, şefkatli ve korkusuz bir kahramanın, zamanın zalimleri tarafından altı aylık süt emen çocuğuna varıncaya değin tüm yakınlarıyla birlikte acımasızca ve günlerce susuz bırakılarak şehit edildikleri gündür. Bu facia yaşandığında takvimler, Hicretin 61. yılı Muharrem ayının onuncu gününü gösteriyordu…
Derviş Baba lanet ehl-i Yezid’e
Bizim tevellamız ol Ehl-i Beyt’e
Tam yetmiş üç şehit, o susuz çölde
Aşura gününde tarih ağladı
Aşura, Abdullah oğlu Muhammed oğlu Ali oğlu İmam Hüseyin’in önderliğinde gerçekleşen bir kahramanlık destanının adıdır. Bu destan, İmam Hüseyin’in zalime boyun eğerek yaşamaktansa, yaşamı pahasına da olsa şerefle ölmeyi seçtiği günün destanıdır.
Selam olsun o günün şanlı kahramanlarına !
Selam olsun Kerbela şehitlerine !
Selam olsun şehitlik okulunun baş öğretmeni olan İmam Hüseyin’e !
Değerli Canlar,
Aşura, Mazlumun zalime, öldürülenin öldürene ve kanın kılıca galip geldiği günün adıdır.
Aşura, mazlumların ölümcül suskunluk ve durgunluğunu, zalimleri yok eden bir volkana dönüştüren özgürlük davasının adıdır.
Aşura, yüzyıllar boyu sürecek olan bir isyan geleneğinin ateşinin yakıldığı bir başkaldırı gününün adıdır.
Bu öyle bir başkaldırı dır ki, çağlar boyu mazlumlara umut ışığı , kimsesizlerin manevi sığınağı, zalimlerin bitmez tükenmez korkusu olarak hep yaşamış ve yaşatılmıştır.
Biz Aleviler; yüzyıllar boyu çektiğimiz sıkıntılara ve baskılara karşı direnme gücünü işte bu başkaldırıdan ve bu başkaldırının kahramanı olan İmam Hüseyin’den alıyoruz !
Zulme ve zalimlere karşı direniyoruz.
Çünkü ehlibeyti çok seviyoruz.
Çünkü, Hazreti Muhammed ve İmam Ali’yi çok seviyoruz !
Çünkü peygamber soyunun sevdalısıyız !
Çünkü mücadelemizin önderi İmam Hüseyin’dir !
Çünkü biz, zalime boyun eğmeyip şerefle ölmeyi tercih edenlerin safındayız !
Değerli Canlar,
Tufanda Nuh peygamberin gemisine binenler nasıl kurtuluşa erdilerse, Muharrem’de oruç tutarak ve mateme bürünerek ehlibeyt gemisine binenler de öylece kurtuluşa ereceklerdir.
Biz ehlibeyt yolunun yolcusuyuz.
Aşura, ehlibeytin izinden yürüyenlerin kurtuluşa erdiği gündür. Ehlibeytin yolundan gidenler manevi kurtuluşa erenlerdir.
Nitekim yüce peygamberimiz;
“ Gerçekten Hüseyin bir hidayet meşalesi ve kurtuluş gemisidir. Hüseyin benden, ben Hüseyin’denim; eti etim, kanı kanımdır. Kim Hüseyin’i severse Allah da onu sever. “ demiştir.
Görüldüğü gibi Alevi olmak Hüseyni olmaktır. Hüseyni olmak, Muhammedi olmaktır.Muhammedi olmak ise Hakk’a kul olmaktır. Yüreği Tanrı sevgisiyle dolu olmaktır ! Ve tüm yaratılanları yaratandan ötürü sevmektir !
Dermani der Kur’an, hak Kur’anullah
Sevenin gönlünden gitmiyor billah
Cümlemizin muradın ver Allah Allah
Yetiş imdadımıza İmam Hüseyin !
Ne mutlu İmam Hüseyin’e gönül verenlere !
Ne mutlu sevenlere, sevilenlere!
Ne mutlu hidayet meşalesinin ışığıyla aydınlananlara !
Yüce Tanrı yaptığımız tüm ibadetleri kabul eylesin…
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Yüce peygamberimizin ve tüm 12 imamların şefaati üzerinize olsun !
Allah…Allah !
Türkmen
12-01-2008, 03:10 AM
MUHARREM SÖYLEŞİLERİ
KURBAN ÜZERİNE
Değerli Canlar,
Alevi inancındaki ibadetlerden biri de kurban ibadetidir. Kurban konusunda Kur’an’da şöyle denilmektedir:
“ Sana kevseri verdik.
O halde rabbin için ibadet et ve kurban kes.
Kuşkusuz soyu kesik olan sana kin tutandır.”
Görüldüğü gibi ilk ayette yüce Tanrı bir lütufta bulunuyor. İkinci ayette ise bu lütfun karşılığında ibadet edilmesi ve kurban kesilmesi isteniyor. Üçüncü ayette ise Hazreti Peygambere soyunun kurumayacağının müjdesi veriliyor. Bununla birlikte, gerçekte peygambere soyu kesik diyenlerin soyunun kuruyacağı belirtiliyor.
Adı Alevilik olan ve çağlar boyu insanlığı aydınlatan kutlu inancımıza göre Kerbela katliamından İmam Zeynel Abidin’nin kurtulup ehlibeyt soyunun devamını sağlaması yüce Allah’ın peygamberimiz Hazreti Muhammed’e soyunun kesilmeyeceğine ilişkin verdiği müjdenin gerçekleşmesidir.
Değerli Canlar,
Bilindiği üzere kurban denilince ilk akla gelen Hazreti İbrahim’dir. Kur’an’da Hazreti İbrahim’in öyküsü anlatılmaktadır. Hazreti İbrahim’in oğlu İsmail’i kurban adamasıyla ilgili olarak Saffat Suresi’nin 100 – 112. ayetlerinde bilgiler verilmektedir. Hazreti İbrahim’in büyük bir sınava tabi tutulduğu ve bu sınavı başarıyla geçtiği anlatılmaktadır. 107. ayette Tanrı’nın İbrahim peygamber’e fidye olarak büyük bir kurbanlık verdiği belirtilmektedir. Kimi Kur’an yorumcuları bu “ büyük kurban” ın bir koç olduğunu söylerken kimileri de bu ifadenin, binlerce yıl sonra Hazreti İbrahim’in soyundan gelen birinin Hak yoluna kurban olması anlamına geldiğini dile getirmektedirler.
Kutlu Alevi inancına göre Allah’ın verdiği o “büyük kurban” İbrahim peygamberden binlerce yıl sonra onun soyundan gelen şehitler şahı İmam Hüseyin’dir.
Nitekim Hazreti İmam Hüseyin, zulme ve dünya nimetlerine karşı eğilmemiş, hak yoluna canını kurban vermiştir.
Değerli Canlar,
İşte Muharrem ayı böyle bir sultanın, peygamberin sevgili torunu imam Hüseyin’in hak yoluna, Allah yoluna kurban olduğu bir aydır. Ve Kerbela Emevi hanedanlığının peygamber soyunu kurutmak için zulmünü sergilediği bir katliam meydanıdır. Ancak Emevi zalimleri Hazreti İmam Hüseyin’i şehit etmişlerse de peygamber soyunu kurutmayı başaramamışlardır. Yüce Tanrı Hazreti İmam Zeynel Abidin’i bu katliamdan kurtararak ehlibeytin soyunun devamını sağlamıştır.
Selam olsun şehitler şahı İmam Hüseyin’e !
Selam olsun Kerbela’nın zulme boyun eğmeyen şanlı kahramanlarına !
Selam olsun ehlibeytin temiz ve aziz soyuna !
Değerli Canlar,
Biz Aleviler, Hazreti Muhammed’in ehlibeytinin sevdalıları olarak onun soyunun kesilmemesine şükretmenin bir ifadesi olsun diye İmam Zeynel Abidin’in kurtuluşu ve Allah rızası için kurban kesiyoruz.
Ehlibeyt yolunda olan Aleviler, kurban keserek ehlibeyte sevgilerini gösterir ve kurbanın sırrına vakıf olmaya çalışırlar.
Ne mutlu ehlibeyti seven canlara !
Ne mutlu İmam Hüseyin aşkına mateme bürünenlere !
Ne mutlu kurbanın sırrına vakıf olmaya çalışanlara !
Akıl ermez yaratanın sırrına
Muhammed Ali’ye indi bu kurban
Kurban olayım kudretinin nuruna
Hasan, Hüseyin’e indi bu kurban
Ol İmam Zeynel’in destinde idim
Muhammed Bakır’ın dostunda idim
Cafer – i Sadık’ın izinde idim
Musa Kazım Rıza’ya indi bu kurban
Muhammed Taki’nin nurunda idim
Ali’yye’n – Naki’nin sırrında idim
Hasan’ül – Askeri’nin darında idim
Muhammed Mehdi’ye indi bu kurban
Aslı şah –ı merdan, güruh – u naci
Gerçeğe bağlı bu yolun ucu
Senede bir kurban talibin borcu
İsmail peygambere indi bu kurban
Tarikatten hakikate ereler
Cennet – i ala’ya hülle sereler,
Muhammed Ali’nin yüzün göreler
Erenler aşkına indi bu kurban
Şah Hatayi’m edebilir mi her can
Kurbanın üstüne yürüdü erkan
Tırnağı tesbih kanı da mercan
Mümin Müslüman’a indi bu kurban
Yüce Tanrı yaptığımız tüm ibadetleri ve kurbanlarımızı kabul eylesin.
İbadetlerimiz ulu dergahta hak defterine yazılsın…
Şehitler şahı Hazreti İmam Hüseyin’in şefaati üzerinize olsun !
Allah… Allah !
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.