astokomlu
07-11-2010, 07:59
Değerli Muhabbet Ehline..!
Alevi toplumunun ihtiyacı olan Cem evlerine kavuşması kadar doğal bir hak düşünülemez. Yüzyıllardan bu yana Aleviler dini inançlarının uygulanması konusunda gerek Osmanlı Devletinden ve gerekse Türkiye Cumhuriyetinden destek alamadılar. Üstelik kırsal alanda Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren (1512- 1520), şehirlerde de 2. Mahmut döneminden itibaren (1826) tüm hakları elllerinden zorla alındı ve her türlü haksız muamelelere maruz kaldılar.
Cumhuriyet döneminde de sosyal ve toplumsal bir iyileşme görülmesine rağmen, inançlarının tanınma ve uygulanma olanakları maalesef kendilerine tanınmadı. Okullarda dini eğitimlerini alamadılar. Dolayısı ile nesiller boyu kendi dinsel kaynak ve olanaklardan mahrum kaldılar.
Üstelik devlet tarafından sistematik olarak asimilasyona maruz kaldılar. Köylerine istemleri dışında Camiler yapıldı, ibadetleri ve dinsel ihtiyaçları için Cem evleri yerine Camiler adres gösterildi.
Uygulanan çok yanlı yanlış ve tek taraflı politikalarla ve Devletin Diyanet İşleri aracılığı ile yaptığı çalışmalar sonucu Sünni / Hanefi kesim kontrolden çıkacak şekilde güçlendi ve ekonomik olarak da palazlandı. Bu amaçla yüzlerce Vakıf Kuruldu. Bu vakıflar aracılığı ile zaman zaman inanca yönelik yapılan örgütlenmeler sistemin temel dokusunu ciddi bir şekilde sarsar vaziyete dönüştü. Laik ve demokratik Cumhuriyet kökten dinci kadroların ciddi şekilde işgaline uğradı. Artık çok yönlü bu örgütlenmelere karşı devletin üst birimleri çeşitli tehlike sinyalleri vermeye bile başladılar.
Refah- Yol hükümetine karşı 28 Şubat muhtırası verilmesi bile bu kadrolaşmayı durduramadı. Artık Türkiyenin her yarı resmi ve gayri resmi örgütlemelerle konrtolden çıkmış bir durumdadır.
Bu yanlış ve çarpık açılımlarda doğal olarak devletin resmi ve yarı resmi kurumlarının da olanakları kullanılır duruma geldi. Türkiye’nin her yerinde Sünni / Hanefi inancına hizmet amacı ile altı iş yeri, üstü Cami olarak kullanılan yapılar ve ibadethaneler, devletin bir çok kurumlarının maddi ve manevi olanaklarının yanında belediyelerin de kısmi imkânları ile adeta kontrolden çıkmış vaziyette, ihtiyacın kat kat üstünde bir açılım sergilenmektedirler. Ve elbette bu ülkenin diğer inanç kesimleri gibi Alevilerin de verdiği vergiler istemleri dışında buralara akmaktadır.
Devletimizin çoğu üst yöneticileri halen Alevileri resmi olarak tanımamakta, Alevilerin talepleri söz konusu olduğunda Camileri ve Diyanet İşlerini referans göstermektedirler.
Alevi toplumunun ihtiyacı olan Cem evlerine kavuşması kadar doğal bir hak düşünülemez. Yüzyıllardan bu yana Aleviler dini inançlarının uygulanması konusunda gerek Osmanlı Devletinden ve gerekse Türkiye Cumhuriyetinden destek alamadılar. Üstelik kırsal alanda Yavuz Sultan Selim döneminden itibaren (1512- 1520), şehirlerde de 2. Mahmut döneminden itibaren (1826) tüm hakları elllerinden zorla alındı ve her türlü haksız muamelelere maruz kaldılar.
Cumhuriyet döneminde de sosyal ve toplumsal bir iyileşme görülmesine rağmen, inançlarının tanınma ve uygulanma olanakları maalesef kendilerine tanınmadı. Okullarda dini eğitimlerini alamadılar. Dolayısı ile nesiller boyu kendi dinsel kaynak ve olanaklardan mahrum kaldılar.
Üstelik devlet tarafından sistematik olarak asimilasyona maruz kaldılar. Köylerine istemleri dışında Camiler yapıldı, ibadetleri ve dinsel ihtiyaçları için Cem evleri yerine Camiler adres gösterildi.
Uygulanan çok yanlı yanlış ve tek taraflı politikalarla ve Devletin Diyanet İşleri aracılığı ile yaptığı çalışmalar sonucu Sünni / Hanefi kesim kontrolden çıkacak şekilde güçlendi ve ekonomik olarak da palazlandı. Bu amaçla yüzlerce Vakıf Kuruldu. Bu vakıflar aracılığı ile zaman zaman inanca yönelik yapılan örgütlenmeler sistemin temel dokusunu ciddi bir şekilde sarsar vaziyete dönüştü. Laik ve demokratik Cumhuriyet kökten dinci kadroların ciddi şekilde işgaline uğradı. Artık çok yönlü bu örgütlenmelere karşı devletin üst birimleri çeşitli tehlike sinyalleri vermeye bile başladılar.
Refah- Yol hükümetine karşı 28 Şubat muhtırası verilmesi bile bu kadrolaşmayı durduramadı. Artık Türkiyenin her yarı resmi ve gayri resmi örgütlemelerle konrtolden çıkmış bir durumdadır.
Bu yanlış ve çarpık açılımlarda doğal olarak devletin resmi ve yarı resmi kurumlarının da olanakları kullanılır duruma geldi. Türkiye’nin her yerinde Sünni / Hanefi inancına hizmet amacı ile altı iş yeri, üstü Cami olarak kullanılan yapılar ve ibadethaneler, devletin bir çok kurumlarının maddi ve manevi olanaklarının yanında belediyelerin de kısmi imkânları ile adeta kontrolden çıkmış vaziyette, ihtiyacın kat kat üstünde bir açılım sergilenmektedirler. Ve elbette bu ülkenin diğer inanç kesimleri gibi Alevilerin de verdiği vergiler istemleri dışında buralara akmaktadır.
Devletimizin çoğu üst yöneticileri halen Alevileri resmi olarak tanımamakta, Alevilerin talepleri söz konusu olduğunda Camileri ve Diyanet İşlerini referans göstermektedirler.