:
Kerbela'yı Anlatan KUMRU'dan Alıntılar
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 12:54 PM
Hazreti İmam Hüseyin Ehli Beyte şöyle seslendi
Helal edin hakkınızı aman ben gidiyorum
Abasın çektikleri sabrımı aldı gidiyorum
Onun ayrılığı kadimdi bükmüştür
Bir tarafta gitme deyip ağlar ,sakinem gidiyorum
Diğer tarafta sesler beni genç Ali Ekber
Yetim yavrularım güzel sakla ey zeyneb gidiyorum
Senden başkasına yoktur daha güvenim
O anda ev halkı ile vedalaştı dedi ben gidiyorum
Zülcenahı çadırlar arasından sürdü kenara
Böyle söyleniliyor dedi artik aşura
Allahın halifesi veda etmek için tek,tek
Ne gördü ağıt sesleri yüceldi dayanmaz yürek
Bir ardınca gelip der Medine Sultanı baba
Sabr et sana kızın sakine kurban ey baba
Göklere yükseldi ağıtlarım feryatlarım
Dur ki varayım çoktur gizli saklı sırlarım
Ağlar sakine gelip İmamın huzuruna vardı
Ayaklarına kapanıp ateş alevi gibi ah vah yaptı
Dedi aman ey baba koyma bu belada ebni
Bu kerbela çölünde zelil etme beni
Küçüklüğümden çok kara güne düştüm
Bu günde hatırlayan yok mudur acep beni
Ne nazımı çeken olur ne bir kucaklayan
Bu zalim kufeliler korkarım öldürür arada beni
Yanında gidip önünde ölmeye razıyım
Yetim koyma ardınca gözü yaşlı ağlarım beni
Bakınca sakine ‘ ye çok ağladı zamanın İmamı
Piyade esir edip şama kadar götürürler seni
Buyurdu iş işten geçti bu kadar ağlama
Yeter sen ağlayıp kebap edip üzme beni
O zamanın imamı ayrılık sözlerini tamamladı
Zülcenah’ı sürüp düşmana hamle eyledi
O deniz gibi düsman ordusuna seslendi
Kendini tanıtınca İmam sahipleri kederlendi
Hazreti İmam Hüseyin atını sürüp şöyle tanıttı,;Ey utanmaz millet! Ben din ülkesinin süsüyüm,iyilik dünyasını aydınlatan güneş benim, gök yüzünün yıldızları aydınlığını benden alılar ,ben inananların kalbin Mescid ‘i Aksa ‘sıyım.Çayır çimen hep yeşilliğini bende almıştır,İslam dininin gül bahçesinin lalesi benim .Yer yüzünde ne kadar nüfus varsa hepsi benden gelir bana gider, bilinmeyen dünyalardan gelip anasır elbisesini giymişim,Allah ‘ a yakın olmakta benden ileri gitmiş kimse yoktur.
Melekler bensiz uçmaz, dünya bensiz dönmez,dünyayı aydınlatan güneş,nurunu benden almıştır .Şahı necef denizinin eşi bulunmaz incisiyim.Ben Musa Peygamberin mıcizeler gösteren VED’İ BEYZA ‘sıyım.Kuran’ ı Kerim benim sinemden yazılıdır,hakikatta Kuran ‘ın aslı benim.
Ben istersem dünyayı tersine dönderir, Fırat ı kan akıtırım ama Allahın takdiri böyledir .Ben Allahın sehid kuluyum.
Ey hayasız millet ben ne rumuum ne Habeş
Yandım susuzluktan kavruldum sanki çöl bir ateş
Ev halkım kara giymiştir o çaresiz ağlar
Yokmu dur susuzluklarına sizlerden çareler
İleri attı adımını sözlerini edince tamamı
Kafirlerden cevap gelmez hiçbir zaman
Tam bir heybetle ile seslenip ün saldı
Kafirlerden ne cisim kaldı ne can kaldı
Bölükleyip düşmanı ortadan iki parçaladı
Yıldırım gibi zalimlerin ortasına daldı
Kolunu kaldırıp dolandırıyordu Zülfikarı
Sanırsın Zülfikar çıkmıştır gökten yukarı
Düşmanların üzerine indiriyor
Gören der ki gökten ateş iniyor
Akan kanlar kerbelayı suladı
Şam askerleri önünde meledi
Koyun gibi başlarını eğdiler
Her biri bir yana dağıldılar
Kesilen başlar düşerdi bir, bir yere
Hüseyini koluna Allah kuvvet vere
O Mübarek sohbete başlayıp deridi
Zülfikarı sağa sola dönderir idi
Kerbelayı kan doldurmam gerek
Sizleri tek ,tek öldürme gerek
Sevdiklerinizi bir bir ağlatmam gerek
Kerbela şehitlerini sevdirmem gerek
Ey dinsiz millet haberdar olup biliniz
Yardımcım Ali ‘ dir güvenim Allah görünüz
Zülfikar düşman başına değince
Ucu çıkardı ta kuma düşünce
At ile düşman iki olurdu
Yan yana gelince ölmemiş denirdi
Ancak at üstünde kımıldayınca
İki parça olup düşerdi kumlara anca
O anda zamanın İmamı gördü
Gelip Zülfikarın önünde bir ahmak durdu
İmam Hüseyin şimri görünce elini çekti
Dedi ey korkma seni öldürmem belli
Ey fırsat düşkünü sen çekil kenara
Kim olursa öldürür seni
Pis,pis bakma git Zülfikar seni sağ koymaz
Bilirim fırsat bulunca hançerin beni sağ koymaz
Bu sebeple seni öldürmek için elin varmaz
Başımı kesince hiç kimse senin gibi incitmez
Başkaları utanır naz ile niyazimdan
Ancak senin gibiler keser benim boğazımdan
İmamlar İmamı şehadete oldu razı
Serbest bırakıp vurmadı o kara yüzü
Kendini düşman safına vurdu
Kafir ordusunun sık tarafına daldı
Kılıcının sesi gök gürlemesi
Zülcenahtan çıkıyor şimşek sesi
Hamle ediyor düşmana ,korku salıyor dünyaya
Sahraya kanlar döküp çeviriyordu ırmaklara
Canı hararetten yandı susuzluk takattan kesmiş idi
Dili susuzluktan ağzında bir yan dolaşmaz idi
Derdi dert ortağım yoktur sehid oldu kardeşim abbas
Gel ey kolsuz sancaktarım beni bağrına bas
Bu gün bir güvendiğim yoktur garibim hiç sığınağım yok
Susuz ölüyorum ,keserler kurban gibi günahım yok
Haydar-ı kerrar oğlu Hüseyin pek çok kafirleri öldürdü
Atının başını çekti kendini bir kenara döndürdü
Kenarda nefes alıp bir miktar oturdu
Dönüp seslendi ey Şamlılar ,kufeliler size ne oldu
Ne oldu gelip bu çöle tamamen dolarsınız
Peygamber evladının kanın helamı sanırsınız
Ey zalim kufeliler nedir benim suçum
Bu yorgun vucudumu kan ile boyarsınız kalmadı gücüm
Düsün ki ne İmamım ne de İmaman evladıyım
Peygamber ümmetiyim ben de bir İslam ‘im
Ey sapık millet düşünün ki bir garibim
Dilimde hep LA İLAHE İLLALLAH söylerim
Açılmış güllerimi soldurup sararttınız
Ali Asgar oğlumu oklara nişan aldınız
Ben kalmışım bir de kırk kişi hanım
Yetmez mi bizlere verdiğiniz bu eziyet ey zalim
Bana ne kadar yara vursanız yine kabulum
Ben kazaya razı olmuş Allah kuluyum
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 12:55 PM
Kılıç elinde saflar arasından dönerken
Bir kadın girdi meydana hükmü Süleyman gibi
Sordu kimdir bu çölde kurban olan söyleyin bana
Üç gün su içmeden susuz kalan söyleyin bana
Burada bir eşi dosu ölen var söyleyin bana
Hangisidir o Allah sevgilisi bileyim söyleyin bana
Susuz kalanları şahı şehitlerin sultanı
Kalbi susuz Hüseyin varıp çıktı ileir
Aradığın o kimsesiz eşsiz dostsuz kalan benim
Vucudu parça ,parça susuz doğranan benim
Yardımcısı dostu ölüp kapısı bağlanan benim
Fırat suyuna hasret kalan garip benim
Kadın Hüseyin göz yasına baktı
Çölde bir avuç toprak alıp başına saçtı
Hava pek sıcaktır ciğerin yandı bilirim
Al sana içmek için su getirdim veririm
Ey kalbi yaralı garip halini gördük acıdık biz
Fırat üstünde oturuyor bizlerin kabilemiz
Bu zor günde olmuştur bir sakallı nurani
Sabah akşam kabilemiz içinde vardır yeri
Vücuduna kara giymiştir yakasını yırtmıştır
Gözlerinden yaş yerine kanlı sular akmıştır
Bizlere söyledi ki bu çölde bir sultan yalnız
Üç gün üç gece Hüseyin kerbelada susuz kaldı
Hüseyin dedi ey bacı o sultanın işareti varmıy dı
Kadın dedi ki halk arasından geçerken başı yaralıydı
Kendi kendine hem söylerdi hem usulca ağlardı
O ‘nun bu sözleri kabilemizin insanlarını dağlardı
Zulm eli ile dağılmıştır evi barkı vay oğlum vay
Zamana da başı belaya kalan oğlum vay
Yanmıştır dudakları susuzluktan kalbi ateşten
Fırata varmadan yaralı canı susuz kalan oğlum vay
Hüseyin bildi dolaşan yorgun ve garip ‘ tir
O babası Haydar-ı Kerrar Ali Bin Ebu Talip ‘ tir
Suyu alıp dudağına götürdü
Ancak tasın suyunu içmedi geri getirdi
O anda su diye can verenleri hatırladı
Bir damla su içmeden yer altına girenleri hatırladı
Dedei haram olsun bana ben su içersem vefasızım
Susuz ölenler gibi kerbelada yalnız bir insanım susuzum
Zülcenah ile hamle etti bu sözleri söyleyip
Önünde düşman safları kaçardı hepsi parçalanıp
Öyle kılıç vurdu ki benzeri kimse bulunmazdı
Düşman arasında Hüseyin tek başına kaldı
Yanında yardımcısı önünde sancaktarı yok
Ayakta durmak için hüseyinin canında güçü yok
Buyurdu ey kufeliler zumlunuz yaktı beni
Kurbanlar gibi bu çölde boyadınız kana beni
Yaralıyım dertliyim susuzum ey Müslümanlar
Dudak ve dillerimi bu susuzluk yakmıştır beni
Fırat suyuna gözüm hasret ile bakıyor ölüyorum
Bu kadar oklara hedef tutmayınız beni
Kalbim yanmıştır ağzımda dolanmıyor dilim
Bu kadar incitmeyin ey millet perişan halimi
Birden ne gördü çok nişaneler gözüktü
Cebrail elinde billur tası ile göklerden indi
Dedi seni dinlemez bunlar zalimdir ya Hüseyin
Ey üç gün susuz kalbi yanan Hüseyin
Gök’ te arş ‘ ı ala’ yı titretti ya Hüseyin sesi
Az kaldı ki mahser günü olaydı ya Hüseyin
Bugün sana su getiren benim asla üzülme
Bu zillete razı değil o Allah ya Hüseyin
Bu elimdeki billur tasının temiz badeyi doldurdum
Cebrail dedi al ciğerin bu kez yanacak Hüseyin
Fırat ‘ın susuz sultanı bu sözleri duyunca
Lisan ‘ı hal ile Cebrail ‘e söyledi heyhat ‘’zillet bizden uzak’’
Bu çölde ben şimdi garip ve susuzum ölüm var
Götür bu su tasını ver garip Ali Ekber var
Dertli Hüseyin yüksek ses ile bağırdı
Elinde bela şimşeği Zülfikar var idi
Kendini aslan gibi vurunca saflara
Düşmanlar kaçıştılar her biri bir yanlara
Susuzluk İmam Hüseyinin canın yaktı
Yüzünü fırata taraf çevirip baktı
Zülcenah atını çevirip o tarafa
İstedi ki varsın hemen o fırata
Her ikisinin yarasından kan akardı
Düşman arasından atını sıyırdı
Atını sürüp fırata yaklaştı
Bir yerde at durup yavaşladı
Durdu bir daha tek adım bile atmadı
Hüseyinin sözünü tutmadı
Buyurdu ey bana dost olan hayvan
Ne oldu sen ayağını ileri atmazsın
Güneş altında kumun üzerinde yandın
Korkarım acı şekilde yaralandın
Hayvan İmamın sözünü anladı
Zülcenah orda sohbete başladı
Yaram acı bir yaradır derdimi sorma
Daha bir adım bile gidemem
Eğer önüme baksan Necef Sultanı Hüseyinsin
Fırata taraf sende daha gidemezsin
Nasıl adım atayım gitmek için yol mu var
Karşımda kanlara boyanmış iki kesik kol
Ey göklerin ve yerdekilerin İmamı beni hoş gör
İn bak ki bunlar kardeşin Abasın nişaneleridir
Dertli Hüseyin attan aşağı indi
Bir çift kol buldu her tarafı kandı
Kolları bağrına basıp dedi can aziz can
Kardeşin Hüseyin kesik koluna olaydı kurban
Ardınca geldi binlerce zalim asker
İmam Hüseyine birlikte hamle ettiler
İmam geriye bir dönüp baktı
O kafir ebtiha ‘ yı kendine taraf çekti
Düşman askerlerinden ayırıp durdu
Ne istersin benden be melun deyip sordu
Sonra üzengileri üstünden dikilip
Eline şahin gibi Zülfikarı alıp
Ebtiha ‘ nın dört bir yanın dolandı
Ebtiha ‘ nın küçücük kalbi bulandı
Yüzünden rengi uçtu aklı da başından
Ne söyleyeceğini şaşırdı telaşından
Zülcenah ebtiha nın yanından rüzgar gibi geçti
Bir kılıçta kafirin o mındar başı uçtu
Atında uzağa fırladı başı
At üzerinde kaldı o pis leşi
VURAN EL ALLAHIN ELİ VURAN ZÜLFİKAR
BU KILIÇDAN O ALİ ‘ den NİŞAN VAR
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:12 PM
Ey izzet ordusuna güneş nuru olan ya Ali
Sen yeryüzünde canlı ve cansızın dostluk nurusun ya Ali
Büyüklüğünün izzeti ve şerafeti gökyüzüne gölge salmış
Yüceliğin her zaman dünyaya dolaşır ya Ali
Direksiz ve de sütunsuz ayakta durmaz idi
Senin vücudun arşa karşın olmasaydı ya Ali
Senin büyüklüğün yıldızların sayısızlığına eşittir
Şen neşeli toplantıların parlayan güneşisin ya Ali
İzzetin öz tacısın imamlık makamısın
Vilayet ve imametin izzet nuru sensin ya Ali
Senin temiz ruhun inanç dünyasına Mürşid-i kamildir
Cebraile önder olan senden başka kimdir ya Ali
Peygamberler zor durumda kaldıklarında senin nurun ile kurtulmuşlardı.Sen Allah’ın sınırsız kudretinin sahibisin ya Ali,eğer senin Zülfikar kılıcın olmasa idi,kimse Allahü Ekber nedir bilmezdi,beşikte parmağını vuruşu ile ejdarhayı böldün,mübarek adın her yerde HAYDAR-I KERRER oldu ya Ali .
Bedir savaşında senin kılıcının parlayışı İslam dinine parlaklık kattı,İslam Peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v.)senin kılıcının parlamasıyla rahatladı.
Senin faziletin ve makamın hakkında LAFETA İLLA ALİYYUN VELA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR’’Ali gibi genç,Zülfikar gibi kılıç yoktur ve de bulunmaz’’ denildi,melekler senin ismini ezber ettiler,Hayber kalesini yıkmak senin için zor bir iş değil,senin saçının her bir teli isterse bin tane Hayber kalesi yıkar ya Ali.Eğer Cebrail kanadını yeryüzüne açmasa idi,Merciyik savaşında senin kılıcın ile dünya bölünüp parçalanacaktı.Senin kılıcından çıkan kıvılcım eğer şimşek olsaydı,İslam düşmanlarını yakıp kavurur evlerini harab ederdi.Kimi vakit gidip melek grubuna karışırsın.kimi vakit ‘de inip insan kılığına girersin.
İmamet ve vilayet mülkiyetinin sultanı,kıyamet günün şefaatçısı kevser badesinin,havuzunun gerçek sahibi sensin ya Ali.Sabah akşam duasını kırk yerde zikredersin,ölüleri Allah’ın izni ile can verip diriltirsin ya Ali.
Kimin kalbide senin sevgin var ise, o insan keder korkusu nedir bilmez,Allah onu bağışlar,Allah’ın rahmet eli sensin,senin elin ile hidayet çeşmesinden doyasıya kadar içmeyen insan,mezardan kıyamet gününde mahşere yüzü ak gelmez,manevi ‘’İnaç’’ dünyasında sen o dünyanın ruhusun,bütün yaratıklar cisimdirler,sen ise o cismi aslı ve temelisin ya Ali.Gökte ki melekler yazıcı olsalar,dünya dolusu defter olsa ,yinede senin faziletini yazmak için imkansız ve yetersiz olur ya Ali.
İnançlı her İnsanlar sana cismine yakın olmamalarına rağmen,her zaman senin talib ve müridinler ya Ali.Ben ağlayan KUMRU’ yum senden ayrı düştüm her zaman sana aşığım.
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:13 PM
KUFE ŞEHRİNDE MÜSLİM’İN EVLATLARI
İBRAHİM İLE MUHAMMED ‘İN OLAYI
Kufe belalı kederli Müslim şehid düştü
Ecel şerbetini başına çekip yudum,yudum içti
İki yetim yavrusu şerih’in nale çekerlerdi
Gece gündüz ağlar sızlar boyun bükerler idi
Bir evde oturmuşlar idi iki nazlı uşak
Baba yetimleri köşelerde annelerinden uzak
Gece sabaha kadar rahat etmezler idi
Su içmezler idi yemek yemezlerdi
Şerih bir gece kapılarından baktı içeri
Şöyle konuşuyorlar idi o Ali’nin yetimleri
Gel ey gurbette perişan ve garip olan Baba vay
Gel ey çöllerde vucudu kefensiz kalan Baba vay
Ölünce başının üzerinde okunmamıştır kur’an
İki yetim yavrundan hasret ayrılan Baba vay
Başının yarasını kim bağlayıp göz yaşını kim sildi
Kim oldu gözlerinin kanın silen ey Baba vay
Zor kara günlere kaldı iki yetim yavrun
Kara günümüzde bizleri bir bile yoktur ey Baba vay
Ana uzak bacı yok akrabaya ulaşmaz elimiz
Ey garip elimizi Medine şehrinde kestin Baba vay
Kendin canını kurtardın böyle müsibetten
Belalı başımıza kül döktün ey Baba vay
Anne dizinin üzeri yavruya iyidir hem rahat
Keşke bizleride gönderen olaydın ey Baba vay
O ev sahibi bu sözleri duyunca yandı
Dolandı başlarına pervane gibi yandı
Kesinlikle sizi salayım şehrin doğru yoluna
Bundan sonra gidiniz Fatımanın kızlarına
Bu sözleri işitince o zavallı İbrahim
Şerih’in eteğine yapıştı o başı belalı yetim
--------------------------------------------------
Ağlayarak dedi bak bizim perişan halimize
Ne Anne var ne de Baba çekeydi nazımızı
İki yetim bu evde vermişti nefes nefese
Kolu kanadı kırık kuş gibi düşmüşüz kafese
Babamızın şehadetinden sonra düştük bu derde
Rahat uyumayı bırakıp yatmışız kuru yerde
Vatan ismini duyunca ateş düşer canımıza
Özellikle bir bacımız var düştükçe aklımıza
Amandır bırakma ki bu zulm kederinde yanalım
Hicaz’a gidip Anne kucağına sığınalım
Ev sahibi Şerih bu sözlere dayanamadı ,Müslim’in yetimleri Muhammed ile İbrahim’i annelerinin yanına göndermeye karar verdi.
Şerih bir gece oğlunu o mazlum yavruların yanına kattı,oğlum dedi bunları Hicaza giden bir kervana teslim et.İki yetim yavru el ele tutup korkudan titreye titreye yola düştüler,bir saat yol aldıktan sonra kulaklarına karşı dağın eteklerinden bir çan sesi geldi.
Şerih’in oğlu daha ileri gitmedi,haydi hızlı yürüyüp bu kervana katılın ulaşı,sizi ancak o kervan annenize ulaştırır dedi.Yetimler el ele verip ağlaşarak kervana ulaşmak için kervanın peşine düştüler.Gece karanlık,çölde yol yok ,yavrular küçük.
Kervanın kalkması bir saat olmuş ne kadar koştuysalar kervana varamadılar çölde yollarını kayıp ettiler. Ayaklarına kum doluyordu ,derileri soyuldu sabaha kadar böyle garip ve boynu büküp dolaşıp durdular.
Sabahın erken vakitleri idi bu iki yetim yavrulara İbni Ziyad’ın askerleri rast geldi, kim olduklarını sordular .Minicik yavrular belki faydası olur diye Müslim’in çocuklarıyız dediler.
Askerler bunları tutup doğruca Ziyad Oğlu Ubeydullah’a getirdiler.İbni Ziyad yavruları zindana attırdı,zindancı Meşkur’a emir verdi ki ;
Çok dertli Ukayl’ın torunlarıdır bu yetimler dedi
Zindana salmak için işte bunlar sana teslim dedi
Bunların boyun ve ayaklarına vurasın zincir
Sıcak suyu hem kuru ekmeği onlara gıda ver
Kuru yere üzre yatsınlar bunlara verme döşek
Böyle emir etti o lanet yezid
İtaat etti Meşkur emir ve desturlara
Götürdü onları bu sebeple saldı zindana
O Ali’yel Murtaza ‘nın gülbahçesini bülbüllünün gülleri
Kaldılar zindan içinde Yusup Peygamber gibi halleri
Yaralı göyüslerinda ayrılık ateşi fışkırıyor
Yattıkları döşek yer baş koydukları toprak oluyor
Su ve yemek yoktur kalmışlardır susuz ve aç
Üzerlerinde örmek için kuru hasıra muhtaç
Çok yatmışlardır aç susuz kuru yerlerde
Bedenleri düşmüştür sonunda çaresiz derde
Ayrılık ,hasreti açlık susuzluk yetimlerin canını doyurdu.Bir gün İbrahim ne olursa olsun ben bu zindancıya yalvaracığım dedi:
O yavrular konuşurken zindan kapısını açılır gördü
Zindanın ihtiyar gardiyanın o Meşkur içeri girdi
Elinde sıcak su birazda kuru ekmek bıraktı
Meşkur yemeği konuşmadan dışarı çıktı
İbrahim ‘in dudaklarının kanı kaçmıştır bak gör
Yapıştı eteğine dedi biz yetimlere acı ey Meşkur
İbrahim dedi söyle bana Peygameri tanırmısın
Vefalı göklerin ay ve güneşini tanırmısın
Arapalrın Muhammedi Peygamberlerin sonuncusu
O melekler grubundan sultanın tanır mısın
Bu kufe şehrnde Mihrap’da al kanan boyanan
Necef çölünde yatan sultanın tanır mısın
Müslümanların işkencesi ile sakat olan Zehrayı
Günahsız kaburgası kırılan Fatıma’ yı tanır mısın
Ölünce çiğeri yetmiş iki parça olan imamı
O günahsız Hasan-ı Müçteba’yı tanır mısın
Hicaz sultanı olan Kerbela’da perişan Hüseyini
Kıyamette sevenlerine şefaatcıyı tanır mısın
Meşkur bu sözleri duyunca gözlerinde kan döktü
Dedi söylediğin o isimlere olayım ben kurban
Meşkurun bu sözüne o kalbi yaralı çocuk etti cürey
Çok agladı ey yaşlı amca bize yardım et
Ölünce bedeni kefensiz kalan garip ve fakir
O kefensiz babam Müslimi tanır mısın
Duyunca Müslimin adını çekti ah o dindar
Yanağına döktü göz yaşını yağıyor sanki gelmiş bahar
Resmi libasının altından kaar giysini gösterdi
O Mülime o kahramana ben olayım kurban dedi
Ali sevgisi zindancı Meşkura sel oldu
Kucaklıyp iki günhasız yavruyu kucağına aldı
Düşüp ayaklarına iki dertli çocuğun
Kelepçelerini gevşetip zincirlerin açtı o gün
Yanına alıp onları uzak etti şehirden
Son derece hurmet ile özr istedi onlardan
İki gözlerini öpüp geçti sağ va soluna
Getirdi o yavruları ta kadsiyenin yoluna
Yüzüğünü çıkarıp onlara nişa verdi
Dedi bu yolu tutup ediniz ondan devam
Kadsiyede bir imanlı kardeşim var can
Bu yüzüğü veriniz ona durumunuzu ediniz beyan
Her türlü isteğini hemen yerine getirir
Sizi Hicaza götürüp Annenize yetirir
İki yetim yola düştüler ,sabah olunca ubeydullaj yetimelrin zindandan bırakıldığını öğrendi.Zindancı Meşkur’a yanına sesleyip çocukları niçin bıraktığın sordu,zindancı ded ki;Beyeh zalim !Sen bunlarının bin zulm ile şehid ettin, Ali dostlarını kalbine kan ettin,bu bir karış yavrularından ne istersin ben o yavruların peygamber neslinden oldukları için serbest bıraktım.
Vali yani Ziyadoğlu Übeydullah bu sözlere çok sinirlendi,Meşkur’un kırbaçlanmasını ve de dayakala öldürülmesini emretti.
Zavallı zindancıyı kırbaçlayıp dayak ile döve döve öldürdüler.
Son anlarda zavallı Meşkur’un susuzluktan canı yandı bir bardak su istedi vermediler o anda Şah-ı Merdan Ali’yel Murtaza elinde bir tas su ile Meşkur’un yanına vardı.Meşkur onun mübarek yüzünü ve elindeki suyu görünce sevindi kalbi şad oldu ve o anda ruhunu teslim etti.
Müslimin yavruları Muhammed ve İbrahim çöllerde hem bir yol arar giderler hemde şöyle söyleşirlerdi.
Gençliğimizi perişan eyleyen baba vay
Bizi bu kara günde kalbi kanlı bırakan baba vay
Kufe şehrinde bedenin kızıl kana boyanan
Yaralı vucudu bin parça doğranın baba vay
Başını kim kesip astı ağaçlara
Bu zulmü sana Kufeliler etile baba vay
Haberin yok mudur yetim kalan oğullarından
Bedeninde ruhu kalmamıştır nede cismi baba vay
Senin ak sinen üzerine yatan o yetimlerin
Gözleri yaşlı ,yaşlı çöllere düştüler baba vay
Karanlık gece uzak yol ve piyadelik derdi
Kime sığınalım bir yol gösterenimiz yok baba vay
Felek bizi uzaklaştırdı senin gibi baba ‘dan
Çöllerde aman baba deyip gezeriz baba vay
Bu defa bir de bir zalim eline düşersek öldürürler bizi
Bizim bu perişan halimize çare bulan yok baba vay
Çöllerde sabaha kadar hep söyleyip hem de ağlayarak o zavallı iki yetim yavru dolaştılar.
Sabah açılırken bir baktılar ki dönmüş dolaşmış yeniden Kufe şehrinin kenarına gelmişler.
Artık gözlerinde ışık dizlerinde kuvvet kalmadı,Bir çeşmenin çukuruna büzülüp korkudan bir birlerine sarıldılar.Uyku gözlerine indi,uyuya kaldılar.Güneş çıktı, yetimlerin yüzlerine ter tomurcukları toplanmış idi.
Kufe’li bir kadın testilerini almış suya gelmişti, çeşmenin çukurda gördü ki iki nur topu gibi çocuk birbirine sarılmış melekler gibi uyuyorlar.
……………………………………………………..
Sesledi ey göz nurları siz kimsiniz
Yüzleriniz biri güneş biri ay gibi kimsiniz
Suratınızda Peygamberin safa ve nuru
Kimler koydu sizleri sokaklarda, kimsiniz
Yetimler gibi eli koyunda boyunu bükük
Sizi görünce ateş gibi alevlenir kalb kim siniz
Ne korkudur ki bu kadar düşmüştür canınıza
Dudağınız diliniz kurumuştur kimsiniz
Bana söyleyin siz hangi gülbahçesinin bülbülüsünüz
Dertli KUMRU gibi ah edip ağlayan kimsiniz
---------------------------------------------------------
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:14 PM
Muhammed kadına bakıp kebap oldu ciğeri
Dedi sorma ki biziz Müslim in yetimleri
Bu uğursuz çölde perişan iki kardeş
Allah rızası için bu sırrı açıklama etme farş
O güzel huylu keniz bu sözü duyunca ateş düşürüd canına
Canını feda etmek içindi kapandı ayaklarına
Ağlayarak dedi ey bela bahçesini bülbülleri
Bu günkü gün bin can olsun size feda der dilleri
Garip canınızın canı gönül ile kurbanı benim
Ne kaadr derdiniz olsa bile ilacı benim
İsmim Fatıma dır Ali dostların kurbanıyım
Vefalı insanlar babanız Müslime yas tutanlardanım
Onlar sizi görseler aziz canları gibi sizi saklarlar
Size hürmet ederler yanlarından ayırmazlar
Geliniz götüreyim sizi bir zaman olunuz rahat
Anne olayım ben bacınız sizlere olunuz rahat
Sonra o keniz yanına salmıştır o imam evlatlarını
Getirdi evine yavruları dinledi dertlerini
Dedi:Üzülme ki dostumun göz nurlarını getiridm
Bir can senindir bende iki can getirdim
Gittim ki çeşmeden getireyim bir tek testi su
Aslında acınacak bir çeşmenin yavrusunu getirdim
Bir yıldır tutuyordum Müslim’e yas bildim
Ey Müslim! Oğlanlarının bugün sana Misafir getirdim.
Kadın Müslim’in yetim yavrularını kendi evinden bir zaman misafir etti,doyudu giyidirdi,rahat etmelerine özen gösterdi.Ancak bu hoş kadının Haris isminde bir kocası var idi.Haris melun ve zalim bir insan idi.Bir gece çocuklar garip hallerine ağlaşırken seslerini duydu,gidip kim olduklarını sordu.Şehid Müslim’in yetimleri olduklarını öğrenince ded ki:
Seslendi ki bülbüller düştünüz tuzağa ey garip
Gerek sizi öldüreyim Fırat kenarında götürüp
Kufe şehrine götürmek için başınız keseyim
Kufe valisi İbni Ziyad ‘ dan çoklu bahiş alayım
Yapıştılar harisin eteğine o mazlum yavrular
Sızlayarak ağlayarak göz yaşarlını döküp dediler
Hedefin mal ise ey zalim kalbi kara
Kölelerimdir deyip bizi satmak için götür pazara
Kabul etmez isen bizi götür ibni ziyad’a
Zalim ve fasık haris sözlerini dinlemedi o anda
Önüne salmıştır başları açık sineleri dağlı
Çıkardı kuru çöllere saldı kolları bağlı
Evin sahibi kadın Müslimin yavrularını kolları bağlı kurbanlık koçlar gibi giderken görünce kendisini tutamadı ,dedi ki
Evim ağıt sesleri ile harabe olmuştur vay
İki gencecik konuğumu düşmüştür belaya vay
İşkence ile dağılan yuvam evim vay
Müslümanlardan utanan garip canım vay
****************
İki yetim dökmüştür hasret ile göz yaşını
Koymuştur birbirlerini kolları üstüne başını
Va veyla ağıtları ile gökleri ve yeri dağladılar
Dudak dudağa koyup birbirleirni kucakladılar
Sonunda o kimsesizleri zalim haris
Çekerdi onları bin zillet ile Fırat suyuna ahin
Oğlu ile kölesini de almıştır kendi yanına
Haris’in hanımı ardınca açmıştır başını va veyla
Fıratın kenarında kılıcını verdi öz kuluna
Başlarını durma vur dedi o melun öz kuluna
Haris’in kölesi eline kılıcını alıp çekti başını
Yavruları öldürmek için aldı eline başlarının saçını
Tam bir dikkat ile baktı onların yüzüne
Hilal gibi sarı rengine ve ağlayan gözlerine
Kılıcını yere atıp ağlamaya başladı
Dedi kesilsin ellerim ben dökersem böyle kanlı işleri
Cehennem ateşi gibi ateş tutmaya başladı haris
Kılıcı kölesinden alıp kendisi hücum etti pis
Vurdu kölesine kin ile keskin kılıcı
Canın çıkardı öldürdü o zalim can alıcı
Ondan sonra kılıcı alıp verdi oğluna
Dedi hücum et yavrum sen Müslim oğluna
Savurdu toprağı başına o insaflı genç
Ellerim kesilsin bunlara vurursam kılıç
Ne zulm dür utan ey hayasız,Peygamberden
Haberin yok mudur kıyamet’in azabından
Sen olmuş idin Müslüman bu işi işlemez yehud i
Bu zulmü Müslüman a etmez idi nemrud
Bunlar sana ne yapmıştır ey yeryüzünün sahibi
Ne olmuş sana ki öldürsün günahsız iki yetimi
Oku hemen eline aldı o pis melun haris
Kendi oğluna öldürüp kalbi rahatladı pis
Bu duruma çaresiz hanımı yanıp yakıldı
Başını açıp kocası haris e doğru atıldı
O hayasız zalim imansız melun hain
Elinde kanlı kılıç gözlerini bürümüş kin
Hanımını da o anda vurup yaralandı
O zavallı ruhsuz hanımı toprağa yıktı paraladı
Harisin iki gözü de kanlı çekti zulm kılıcını
Peygamber güllerini öldürecek alamadı hıncını
Zavallılar dediler mühlet ver ey haris
Edelim bari halimizi beyan vasiyetimi uygulan
Muhammed açtı ağzını dili ile eyledi halini beyan
Dedi aman ey anne can vasiyetimi uygulayın
Kesince başımızı bu insafsız zalim
Annemiz yoktur ardımızca yas tutsun bizim
Biz ölünce çıkarınız bizim gömleklerimizi
Kefen bulamaz olursanız çıplak defnedin bizi
Merhamet et bu iki ağlar yetime taze cana
Boya gömleğimizi büsbütün kızılkana
Haber vermeyin kimse yanıp yakılmasın acımıza
Gömleğimizi gönderiniz anamızla bacımıza
Sonra hücum etti İbrahim’e o zalim haris
Boğazına yapışıp koydu boğazına kılıcı
Muhammed dedi aman dökme bu göz yaşımı
Kardeşim küçüktür önce kes benim başımı
Muhamed’e yetişince o Ehli Beyt düşmanı
O bahtı kara aldı eline bir mendil görmesin o anı
Garip kardeşinin tuttu kıbleye yüzünü
O anda bağladı mendil ile iki gözünü
Ağlayarak dedi ey bela çeken başım
Babamın nişanesi pek nazlı kardeşim
Haris başımı kesince sen kılıca taraf bakma
Çocuksun ağlama ey sultanoğlu kardeşim korkma
Haris imanı terk edip dinden de çıktı
Zulm ile peygamberin yuvasını yıktı
Ne Allah ‘tan korkusu var ne de Peygamberden
Utanmadan kılıç çekip koydu boynuna hançerden
Görünce hanceri o kimsesiz çekti bir ah
Dedi ki Eşedü Enla İlahe İllellah
Gözlerini çevirif Necef ‘e doğru baktı
Göz baktı,yaşı aktı boğazından kan aktı
Kesti başını ikinci küçük kardaşını
Tüm dostların döktü kanlı göz yaşını
Haris’in zulmü gök yüzünü dağladı
Zalimlerin kötülüğü gök yüzünü dağladı
Cennet’i ala da kederli peygamber ağladı
Sultanlar sulatnı Necef Şahı Ali’yi dağladı
Saldı dünya’ya zulm ateşini yeniden
Kadınların hayırlısı hz.Zehra’yı dağladı
Soldurdu Gülüstan da iki gonca güllerini
Dert bahçesinde KUMRU ciğerini dağladı
Sonunda o dinsiz zalim dini paraya satıp
İki bedenlerini kahr ile Fırat suyuna attı
O başları getirip toprağa gizledi
Kufe şehrine doğru hızla devam eyledi
Ziyad oğlu ubeydullah,bu duruma çok kızdı.Babalarını öldürdüm,fakat yetimlerden intikam almak görülmüş şey değildir, sana kim öldür emri verdi dedi.
Mecliste bulunan Mukatele adlı birisine emir verdi,Haris melunun kollarının bağlattı.Fırat kenarına götürüp pis cesedini melun başından ayrıldı.
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:16 PM
BİRİNCİ SUSUZLUK MEKTUBU
Ey dost kerem edip aşk badesini sun
Ayaklanın gözüm üstüne dostluk badesine sun
Çimenler bitti,güller açtı, bahar geldi,sende altın kadehi eline alıp, kırmızı badeyi getir.Kadehi elden bırakma yanan dudaklara Şahı Merdan Hz.Ali’nin aşk badesini getir.
Konuştukça inci ile mercan saçan ağzını açıp ,erenler meclisini kurup, hakkı tanıma irfan alemini sun.Aşk badesini kabıyla dopdolu ver içeyim, Hz.Muhammed Mustafa Peygamberin doğru yolunu bulayım,Hz.Ali oğlu Hz.Hüseyin benim her iki dünyada da önderim ve liderimdir,böyle bir hakk yolunu gösterenin var ise al getir.
Kıyamet günü ahirette Allah ‘ın aslanı Hz.Ali billurdan kadeh elinde tutup der ki hakk yolcusu badeden susamıştır.Getirin, bu badenden içsin.
İKİNCİ SUSUZLUK MEKTUBU
E y dost bana dolu bade ver ki güller solmasın
Muhabbet badesi ile ferahlasın güller solmasın
Güz geçti ,bahar geldi,sevinç günü erişti,temiz badeyi getirin benim üzüntü ve kederim geçsin.Hz.Muhammed Mustafa ‘nın ruhunu ve canının kudretini getir ,başımızda sevgilinin yanağının sevdası,rahatlayalım.Cahil ve ermeyen bu badenin tadından ne anlar,muhabbet badesini içmeyen akıllı olabilir mi?Yanıma bade kabını getir bırak ki rahat edeyim,badenin rengi sevgilinin yanağı gibi temiz olsun.O muhabbet badesinden içeyim ki rahatlayayım ,her sözüm Hz.Haydar’ı Kerra’ın sohbetlerini temsil etsin.
Ey bülbül! Yardım etki dolup taştım yine,gözümde gül ve gülbahçesi kalmadı,bana badeni sun ,o kadar içeyim ki ağzımdan çıkan her söz bir inci kesilsin .Bana öyle bade sun ki her nefesim Hz.İmam Ali’nin faziletini anlatsın.KUMRU Şahı Merdanın o kadar tellalı olsun.İşitenlerin tümü MEDET YA ALİ desin.
ÜÇÜNCÜ SUSUZLUK MEKTUBU
Yardım zamanıdır rahm et elimden tut ey dost
Peşpeşe muhabbet badesini doldur ver ki susadım ey dost
Ruhları ve canları ferahlatan kadehinle yardımıma gel,çünkü Mürşid’i kamil seni hür eylemiştir ey bülbül.Muhabbet toplantısına varıp bir saat nefes alayım ki dilimden inciler dökülsün saçılsın,beni bu muhabbet meclisinde yalnız bırakma,elimden tut,müminlerin Amiri Hz..Ali de senin elinden tutsun.
Yardım et ey bülbül!Allah’ın aslanı Hz.Ali’nin fazileti hakkında sohbet edeyim,Haydar’ı kerrar Hz.Ali’yi öveyim,melekler bile sözümü dinlemek için insinler ,İmamet lideri Hz.Ali ‘nin faziletinden anlatayım,o büyük liderden bahs edeyim ki vasıf ve tanıtım anında bülbülün dili olmuştur.
Aman saki elindeki gül renkli bayeye kurban olayım,bana bir damla verirsen yeniden can bulup gençleşirim .
Ey muhabbet bülbülü! Fazilet denizine dalıp, KUMRU gibi dem tutarak vilayet incisi çıkarayım,yardım et ey saki.
DÖRDÜNCÜ SUSUZLUK MEKTUBU
Ey dost bade ver bana hayat can gelir
Tükendi kış mevsimi ilk bahar geldi.
Muhabbet bahçesinde goncalar açıldı,gülbahçesine yeniden yaprak ve meyve gelir,her taraftan gülbahçesinde ki bülbüller ötmektedirler,benimde başımda dostun sevdası ötmekte.
Hayalım bir kuş gibi hava da kanat çırparken, hakk şairleri gibi şiirleri dizmeğe başlıyor.Bu muhabbet meclisine gelen bülbüller akıllı geliyor,aman ey saki şüpelerimizi gidermek için bize bade sun.
Başıma Necef Sultannı Hz.Ali’nin muhabbet ve sevdası esmeğe başladı,kalbime incilerin en güzeli diziliverdi,aman ey saki badeni esirgeme.
Bu güzel meclis Hz.Ali dostlarının aşkı için,de muhabbet incileri bulunan bade kabları gelir gider.Muhabbet badesinden içenler ,şüphelerden hayvanlıktan uzak olur,kulaklara Allah aslanı Hz.Ali adı dile gelince ,gönüllerde LAFETA İLLA ALİYYUN VELA SEYFE İLLA ZÜLFİKAR’’Ali gibi genç ,Zülfikar gibi kılıç bulunmaz.’’sesi dolaşır gelir .
BEŞİNCİ SUSUZLUK MEKTUBU
Dost amandır ver bana dolu bir bade
Dert zamanı geçti ilk bahar zamanı geldi
Beni bir dakika üzüntü ve kederden uzak et,bade olsun bana ki belki akıllanırım.Düşkün dostum,elimden tut yardım et bana ,belki bu şüpheler başımdan gider.
Ya Ali dedikçe göklere kadar yücelsin nefesim,Ali’nin faziletini anlatana ,Allah aslanı Hz.Ali yardım eder.Allah’ın aslanı,gençlerin sultanı,kavga ve savaş meydanında Zülfikar kılıcının sahibi.
O Şahın ben,vasıf ve niteliklerini bir,bir saydığım zaman ,İnsanlar kendilerinden geçerler ,rüzgar hayretle kalır.Gönlüm kuş gibi uçtu ,bazen Kerbela tarafında dolaşır ah vah eder,bazen Hz.Muhammed Mustafa’nın yiğitliğini görür,sevinir, bazen cennet gençlerinin efendisi ve şehitlerin efendisi Hz.Hüseyine bakarak gözlerinden yaş döker ,gönül bazen damadı Ahmedi anıp,Hz.İmam’ı Hasan’ül Müçteba’nın oğlu kasım’ın toyunda sel gibi yaş akıtır,bazen Hz.Muhammed Musataf ile Hz.Ali’yi kolboyun görür,bazen Kerbela olayını anıp,Fırat suyu kenarında kolsuz yere düşen Hz.İmam Hüseyin kardeşi Abbas’a kan ağlar.
Dost gönlü kimi vakitte,Kerbela’da canlarını feda eden, Hz.İmam Hüseyin’in sahabelerine ‘’yani arkadaşlarına’’yas tutar,gün olur Hz.İmam Hüseyinin aslanlar gibi canları yere düşen yiğitlerini düşünür.
Bedenleri kefensiz kalmış ,al kanlara boyanmış,hepsinin mezarı Kerbela toprağı olmuştur.Dert ve keder meydanında son nefeslerini verip KUMRU gibi gece gündüz ağlamışlardır.
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:18 PM
İMAM HZ.HASAN-I MÜÇTEBANIN VEFATI
Canlar yakıcı tarihlerin yazarı
Şifreli yüce okulların öğretmeni
Allah’ın aslanının vefatından bir yıl sonrasına
Ancak bir yıl ömür verilmiş İmam Hz.Hasana
Bir ömür zarfında çok zulüm gördü İmam
onun günleri sefasız oldu her zaman
BAZEN DAĞITMIŞTIR ONUN MALLARINI DOSTLARI:
Bazen vuruldu o İmamını ayağına baston yarası
Bazen de doğranmıştır kılıç ile azası
O güzel İmam çok bela çekip sabır ile oldu Halil
Hiç bir İmam onun gibi olmamıştır zelil
O manevi lideri keskin zehir verildi iki defa
Peygamberin kabrine gidip orda bulmuştur şifa
Üçüncü kez haber gönderdi süfyan oğlu Muvaiye
Mervan elde etti cudeyi bin bir hile ile
Aracılıkla mervan vaad etti bin adet dinar
Elmas zehiri ile sütü verdi bir miktar
Batıl işi işlemek için esma karar verdi
İslam dinin önderi İmam Hasana içire zehiri
O kötü düşünceli ,kötü tabiatlı, bu karar ile bu maksat
Yirmi sekiz kez buldu İmam Hasana fırsat
Cumanın gecesinden geçmiş idi bir zaman
Kalktı yerinden o Esma adlı zalim hemen
Ahireti bırakıp mal ve devlete uydu
Elinde zehir İmamın hanesine yüz koydu
Yakmışlardı çünkü İmamın sarayını lambasını
Çok ihtiyat ile yavaş şekilde atar idi ayağını
Döşek üzere gördü:İnsanların şahı yatıyor
Güzellik bahçesinde güllerin gülü o İmam yatıyor
Bakıp gördü o gönül lambasının yüzünü tanıdı
Elma gibi kızarmış al yanaklar yatıyor
Yüzünde bir nur yükselmiş idi gök yüzüne
Sanki melek kıyafetli nurların nuru yatıyor
Gözleri görmüyor gibi uyku ile kapanmıştır
Gözleri kapalı ancak gerçekte gözleri açıkta yatıyor
Dört etrafına ay yıldızlar toplanmıştır
Baştan başa Allah’ın dostu naz ile yatıyor
Huriye benzer kız kardeşlerini ayak üzere koymuştur
Şansız zeyneb’in gözü kan yaş ile dolmuş yatıyor
Cennet hurileri gibi duru vermiştir yanına
Yanında Abbas gibi bir bayraktar yatıyor
Bir kenara çekilmiş Kasım ile Abdullah
O iki İmam evladı kol boyun olmuş üzüntüyle yatıyor
Her zaman her nefesi ah vah sesiyle feryat ediyor
Onun yanında bile dostu KUMRU yatıyor
O, Mel’un kadın İmamın uyku aleminde olduğunu görünce yavaş ,yavaş yaklaştı.İmam Hasan’ın baş ucunda bir testi vardı idi,testinin ağzını bir tülbentle sıkıca bağlamıştı,melun kadın yavaş,yavaş yaklaştı yanında getirdiği zehri tülbentte döktü,zehrin bir damlası yere düşünce taşı fıkır,fıkır kaynattı düştüğü yerden bir duman çıktı ve o taşta kocaman bir delik açıldı,böylesine çok etkileyici bir zehir idi.
Bir zaman geçtikten sonra İmam Hasan uykudan kalktı ki dili damağı birbirine yapışmıştır,su istiyor gözlerini, bile açmadan ellerini uzatıp testiği yokladı, tülbent testinin ağzında bağlı olduğunu görünce bardağı aldı,su doldurup içti.boğazından bir avuç sanki ateş geçti,damarlarına bir yangın yayıldı.İmam Hasan-ı Mücteba yürekten ah çekti,yer ve gök seslenip titredi.İmam bu durumda baktı ki ev halkı habersizce yatıyorlar, Zeyneb in hiçbir şeyden haberi yok.
Yavaş bir şekilde onları uyandırmak istedi,bir taraftan zehrini etkisi ile kuşlar gibi sesleniyor,bir taraftan da şöyle söylüyordu:
Ey annem Zehranın hatırası bacım zeyneb uyan
Kardeşin Hasanın canısın, cismisin, çaresiz zeynep uyan
Gitti elden kardeşin ey yedi kardeş bacısı
Düşmüştür bir derde ki ilacı yoktur.Zeynebim uyan
Zeyneb uykusundan uyanmadı.İmam Hasan kız kardeşi Ümmü Gülüsüme seslendi:
Yatma çok naz ile ey dert sahibi uyan
Felek başına zulm ile kül döktü uyan
Zehirin acısı ile canım yakıldı rahat yatma ey bacım
Kalk tedavi et ben çaresiz ve perişanım uyan
Gülsüm de derin uykudan uyanamayınca yaralı canı kuş gibi çırpınan İmam Hz.Hasan bu seferde oğlu Kasıma sesledi:
Kalk baban gitti elinden ey evi harbe uyan
Canım cismim dert ortağım kasım uyan
Benim durumuma bak ey şansız ve hasretli oğlum
Kalk ki yetim oldun daha yetimliğine ilaç yoktur uyan
Kasımdan da ses gelmeyince,İmam Hz.Hasan kız kardeşi zeyneb’e seslendi:
Ey bela oklarına hedef olan zeyneb’ im uyan
Kardeşin ateşte kaldı yardım et zeyneb im uyan
Doğrandı zehir ile ciğerim parçalandı bacım
Kalk çabukça bana çare kıl zeyneb im uyan
Zeyneb’de ses seda olmayınca İmam devam etti:
Ey gözyaşları çeşme gibi akan zeyneb
Ciğeri kan,göz yaşı, beli bükük zeyneb
Yatma bir dakika uyan ey gül bahçesinin vefalı gülü bacı
Bu zulm zehiri canımı aldı aman yardım et bacı
Ben öldükten sonra ağlayarak açma başını
Ağıt yapıp ırmak gibi dökme göz yaşını
Can veriyor şimdi helal et Hasan kardeşini
Az bir zaman sana misafir kalacaktır zeyneb
Ey halkıma söyleki hepsi tutsun yasımı
Ediyorum yüce Allah ile can kavgasını
Sesleyin bana uzun kollu güçlü Abbas’ımı
İnsanlara bir ah ile tufan salarsın zeyneb
O gözü yaşlı Hüseyin emanettir sana
Boyanınca onun yardımcıları al kana
Kendi eliyle yavrusunu gönderince meydana
Kerbela da ona analık edersin zeyneb
Kasımın elinde tut ben gayret ile ölmüşüm
Kasımı mı o Hüseyine kurban et vermisim
Zulum zehirir ile ciğerim yakılıp kavrulmuşum
O halleri görüp ciğeri kebap olan zeyneb
Kıyamete kadar durumuma üzülecek muhiplerim
Artık benim zamanım kısaldı ben giderim
KUMRU’yum her dem gönülden yaş dökerim
Sinesi yaralı kalbi kederli benim ey zeyneb
Bir başka diller ile seslenir idi Ümmü Gülsüme
Kalk ayağa bana yardım et ey çaresiz Gülsüm
Annem gibi bana yakın ve dost olan Gülsüm
Zulüm zehiri ile ateş tutu ciğerim
Aziz annemin yetimi ciğerim kan oldu Gülsüm
Ateşten kavruluyorum söyleyemez oldu dilim
Bu zehirli bedende can kalmamıştır Gülsüm
Gülsüm ile Zeyneb uyandılar,ah vah sesleri ile kollarını açıp,İmamı kucakladılar,gözlerinin yaşı yeri sulandı sesleri gökleri ulaştı.
Hz. Hasan-ı Müçteba oğlu Kasım ile Abdullah ı bir daha görmek istedi,Abdullah ile kasım da uykudan kalkıp geldiler.orta yerde İmam çırpınıp tırnakları ile yerleri kazırdı,babalarının durumuna bakıp,iki yavrunun ikisi de acı tırnakları ile tatlı yüzlerini yırtarak ağlaştılar.
İmam Hz.Hasan gencecik oğullarına bakınca ciğeri yakıldı,onları yaralı kucağına basıp kokladı.Hüseyinimi de yanıma sesleyiniz dedi.baş açık ,yalın ayak Hüseyine haber vermeğe gitti.
Söylediler :
Evimiz yıkıldı ayağa kalk dur ey amca
Ah vah seslerimiz göklere yüceldi ey amca
İki çocuk gece yarısında geldik kapına
Mümkün değil senden başkasına varalım ey amca
Elimiz tutmaz olup,gönül ve kalbimiz bitti
İlaç yoktur kesilmiştir tamamen çaremiz ey amca
Hz.Hüseyin yerinden fırlayıp kanlı yaşlar dökerek can kardeşinin yanına geldi,gördü kiiki gözü kardeşi yeri göğü tırmalıyor,boynuna sarıldı bir zaman ağlaştılar
İmam Hz.Hasan Esma ’yı da yanına sesledi,ona söyledi
İnsanlar ile cinlerin sultanı sana ne yapmıştır ey esma
Sen ömrümün baharını böyle perişan ettin ey esma
Niçin zehir verip parçaladın ciğerlerimi
Dünyada zehir ile ciğerlerimi perişan ettin ey esma
Sana muhabbetimin olması için mi bunu bana yaptın
İyiliğin sonu kötülükmüş dedikleri doğru imiş ey esma
Ne hayırsız ve utanmazsın zulm edip uydun Şeytana
Gözümün yaşını zulm ile akıttın ey esma
Bana elmas tozunu içirmişsin ben ölüyorum
Daha sağ kalmak için hiçbir ihtimal yoktur ey esma
Sebeb ne idi ki iki evladımı yetim ettin
Gencecik kasım oğlumun eli koynunda kaldı ey esma
Annem Fatıma yakanı tutacaktır kıyamet günü
Niçin belimi büktün yuvamı yıktın ey esma
Yanımda durma daha git yüzün kara olsun
Mervan sana verdiği vaitlere uymaz bil ey esma
Zalim esma,bu sözleri duyunca pişman olup yüzü karardı,ama iş işten geçmişti.İmam hz.Hasan o’nu kovdu git mervan sarayına, Abbas senin bu ihanetini bilse seni hemen öldürür.dedi
Sonra kardeşi hz.Hüseyine dönüp bu kadına dokunmayınız Allah onun cezasını yakın zamanda verecektir buyurdu.
Bu sözlerden sonra İmam Hz.Hasanın gül yüzü bozuldu
Zümrüt gibi beyaz rengi kararıp yeşil oldu
Çağırdı zeynebi ey yavrum gel dedi bacı
Yardım et kardeşte senin,yetimleri de senin ey bacı
Bakıp bakıp Hüseyin e gözlerinden döktü kan yaşı
Buyurdu ey Hüseyin sen oğlum kasıma baba ol kardaş
Oğlum kasıma kızını ver onu kerbelada damad eyle
Bende çıkar gelirim derim mübarek ola
Bu şart ile ki o düğünün beyaz kınası kan olsun
Cehizi göz yaşı,mihri bağışlanmış olsun
Kasım senin uğrunda şehid eyleye canını
Esirlikte görsünler zincirdir gelinimin gerdalığı
Bu işe ikisi de razı olup ağlaştılar
Ah vah sesleri ile yeri göğü dağladılar
Böylece vasiyetini etmiştir imam Hasan
Tüm evlatları,yakınları ile vedalaştı Hasan
İkinci imam Hz.Hasan İmam Hz.Hüseyin in tutu elini
Teslim etti hemen o dem imamlık rutbesini
Hüseyin in elini tutup sıktı o güzel imamı celil
Vakit dolunca geldi can almak için Azrail
Muhabbet şerbetini içip Azrail den almıştır
Ağlar KUMRU gibi nefesten kesilmiştir.
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:20 PM
Gökten peygamberler ve velilerin yere indiği bu mahşer anında (Aşura sabahındaki olaylar)hazreti Peygamber İmam Hüseyine bir bayrak verdi ve dedi ki; Bu Sancak Ali ‘nin hayberi fethettiği zaman elinde tutuğu sancaktır.Bu sancak Uhud gününde benim gölgesinde durduğum sancaktır ,ey Hüseyin ! al bu sancağı bayraktarına ver ,kavuşma günü yakındır .Ey Hüseyin sen de bizi daha fazla bekletme .
Sancağı gördüğü zaman o büyük sultan
Göz yaşı döküp ah çekti kalbinden bir an
Sancağın sahibi Abası hatırlayınca çok ağladı
Ey ceddim!bugün olsaydın sen bu dünyada dedi
Hüseyinin yalnız kaldığı zamanda
Bu yaralı canında müsibet olduğu zamanda
Bela çölünde olsaydın ev halkına bulaydın çare
Zülfikarı kahramanca vuraydın düşmana
O kalbi kederli Hüseyin dedikten sonra bu sözleri
Sancağı alıp öptü üzerine koydu dizlerini
İMAM HÜSEYİN O ANDA YARDIMCILARINA DEDİ
İmam sancağı kim alacak eline dedi
Her kimin elinde olsa eğer bugün sancak
İki kolu Fırat kenarında kesilip kalacak
Bu sancağı götüren hançer ile doğranacak
Yaralı vucudu kumlarda ateşlenip yanacak
Bu sancağı götürenin elleri boyanır kızıl kana
Başı kesilip düşer toprak üzerinde meydana
Kim ki kesilmesine razı ise kolları
Bu sancağı alıp olsun Hüseyinin bayraktarı
İmam Hüseyin bu sözleri tamamlayınca
Kardeşi Abbas üç defa kapandı toprağa
Dedi ki Ey kerbela sultanı canım sana kurban
Kalbimde şüphe kalmadı silindi canım sana kurban
Emrin nedir buyur ey zamanın imamı bana
Ederim iki kolumu da senin yoluna
Ali babamın oğlu imam evladı kardeşim
Bana vasiyet etti Allahın aslanı
Gerek bugün olasın kerbela ‘nın bayraktarı
Al sancağı elimden ey insanların hayırlısı kardeşim abbas
Adın konuldu kerbela bayraktarı abbas
Haydar ‘ ın göz nuru abbas aldı öptü sancağı
Taşıdığı için Hüseyine dua eder bayrağı
HZ.ABBASIN AYRILIK TOPLANTISI
Bizlere olan zulm nedir rüzgarı va veyla
Ki ettin beni bu çölde zelil va veyla
Bütün vefalı dostlarımı elimden aldın
Yaralı canıma va veyla derdini saldın va veyla
Bu çölde yedi kardeşimi susuz doğradılar
Hepsini memleketinden ayırıp kan ile boyadılar va veyla
Cenazelerini defnetmeme engel oldular
Gusulsüz ve mezarsız kaldılar va veyla
Yaşları kana dönen gözlerim kaldı hasret
Gözlerim bakar o yana bekler va veyla
Gurbet memleket içinde tek ve yalnızım
Kırıldı kalmadı hiçbir dostum va veyla
Bu sözleri duyan İmam Hüseyin meydanda
Herkes çadırdan çıkıp durdu bir yanda
Bir derdi garip ve yalnız kardeş vay
Biri derdi zulm ile şehid olan kardeş vay
Biri derdi gülleri solan efendim vay
Biri derdi sırtı kamburlaşan efendim vay
Allahın aslanı Ali ‘nin ev halkı hepsi batmıştır yası
Dikkat ile bakarlar idi canları abbasa
Ali ‘nin kahraman oğlu vefalı abbas
Düştü toprağa biraz eğildi abbas
Susuz İmam Hüseyin görünce kardeşi abası
Ağlayıp sızlayıp dökerdi gözlerinde yaşı
O kıymetli imam Hüseyin Necefe bakar idi
Sanki yüksek ses ile yürekleri yakar idi
Bu dertli çölde baba derdimin çaresine bak
Zulm ile dağılan güzel yuvama ne oldu bak
Kolları kesilmeğe hazır olan bayraktarım
Arkasına başı açık kimsesiz ev halkıma bak
Abbas üç defa hz Hüseyinin önünde eğilip ded ki;Ya Hüseyin ! kerbela çölü eşe dosta, hısıma akrabaya ve sevenlere mezar oluyor .Kalbinde Ali sevgisi olanlar birer ,birer çıkıp şehid oluyorlar,senin uğuruna canların veriyorlar.Ben onların en korkağı değilim
Bana da izin ver ,savaş meydanına çıkıp düşman canı alayım,düşman başlarını sonbahar yaprakları gibi yerlere dökeyim.Ali yoluna bende canımı feda edeyim.Hz.Hüseyin, kardeşi Abbasa bir baktı gözlerinden yaş yerine kan aktı.
Tam o sırda sakine ‘ nin çadırdan bir ses yükseldi
Bu yer ne dert ve bela yeridir ey Müslümanlar
Canlara ateş düştü yanıyor ey Müslümanlar
İçmek için bulunmuyor bu kederli çölde su
Fırat kanamı düşmüştür ey Müslümanlar
Dudağıma günlerdir su değmedi ölüyorum
Susuzluk beni ağlar etti ey Müslümanlar
Kalbim kebap oldu amcam abbas nerdedir
Bana bir damla su getire ey Müslümanlar
Abbas bu ağıt sesini duyunca yerden bir toprak alıp başına saçtı.
Ya Hüseyin bu ağıt sesine can dayanmaz, bana müsaade ver gideyim dedi.Hz İmam Hüseyin hadi aslan kardeşim sana izin verdim,git bu kalbi susuzluktan kavrulmuşlara Fırat tan su getir dedi.
Abbas çadırına dönüp silahlarını kuşandı,sancağı omzuna alıp kapıdan dışarı çıktı ki yeni doğmuş bir ay gibi buluttan doğmuş sanki.kerbela çölü hazreti abbas ın yüzünün nuruyla kapsandı.
Abbas sancağı getirip Ali Ekbere teslim etti, Ali Ekber bende seninle geleciğim,sancağı almam dedi.
Ali Ekberden Kasım ‘ a döndü, kasım bende seninle geleceğim sancağı almam dedi.O zaman Abbas yüzünü babası Ali ‘ yel Murtaza ‘ya çevirip dedi ki;
Necefe yüzünü dönüp kalbinden çekti ah
Lisanı hal ile dedi Ya Ali veliyullah
İşim zorlandı ey sancak sahibi baba gel
Bu çölde iki kollarım kesilir baba gel
Herhalde oğlun Hüseyin sancaksız kaldı yetiş
Zalim millet o ‘ nun etrafını sarmışlardır baba gel
Bu çölde elimden sancağı alan yoktur
Ölümüm yaklaşmıştır sehid olmam gerek baba gel
Bütün insanların imamı Hüseyin bu sözleri duyunca
Dedi ey kardeş sen ölünce lazım değildir sancak
O iki kardeş ağlaşıyorlardı mahsum,mahsum
Gördüler bir tarafa bela çeken o gülsüm
Gözlerinden kanlı yaşı saçıp ağlamaya başladı
Başı karlı bacın sana kurban dedi ağladı
Dertli olma hem kalbin olmasın perişan
Senin yerine ben sancağı saklarım kurban
HAZRETİ ABBASIN ŞEHADETİ
Abbas atına binmiş sancağı teslim etmiş, hazreti İmam Hüseyin le Allah ısmarladık deyip dostlarından ayrıldı.
O zaman ki kerbela sultanında ayrıldı
Beli kemendine girdi beladan ayrıldı
Din düzeni bozulup hükümler değişti
Allah huzurunda belaya müptela olandan ayrıldı
Sandılar ki Ali ‘yel murtaza geldi dünyaya
Kafirleri öldürmek için Mustafa dan ayrıldı
Dünya üzerinde melekler şaşırdılar
Bu kimdir ehl-i beyt’i peygamberden ayırdı
Sakine ardından bakıp dedi amcam gitti
Beni kara günümde bırakıp ayrıldı
Atam elleri koynunda kalmıştır gözleri yaşlı
Vefalı kardeş o kimsesizlerden ayrıldı
Kesin biliyorum bu gitmek ile dönmez geri
Tam bir üzüntü ile yuvasından ayrıldı
Daima KUMRU gibi ağlayıp sızlardı
O imamın gülbahçesinin efendisi bizlerden ayrıldı
Abbas atına binince ,görenler atın üzerinde bir dağ parçası yürüyor zannderdi.Düşman saflarını arasına geldi ,savaş meydanında kendini tanıtmak amacıyla bu sözleri söyledi;
‘’ Ey zalim millet !Ben insanların efendisiyin.Haydar-ı kerrar Ali ‘nin yardımcısı benim.Ben Kur’anda ki ayetlerin isbatı, Ali Babamın şahidiyim.Cömertlik denizinde ben ata burcunun ay ve günşiyim.Dünyayı aydınlatan güneşin nuru benden parlaklığını alır.Kahramanlığımın bir dağdan bir dağ şöhreti vardır.Düşmana bela şimşeğiyim ,ben kafirlerin katiliyim.Ben utarid yıldızı bir araya gelse benim hünerlerimi yazamaz.Tanıyınız o sancaktar abbas benim .Canıma bin hançerinizi şimdiden kabul etmişim.
Hüseyin yolunda canımı başını vermeye hazır benim.Ey imamlarını öldüren zalim tanıyınız, ben o imamın kapısında aciz bir kulum.
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:21 PM
Abbas seslendi ey zalim ve melun millet
Kesin bildim ki sizlerde yoktur ar ve gayret
Kim benimle savaşmaya ederse cüret
Bir kılıç ile onun yedi ceddine lanet
Kılıcını çekip düşman safı içine daldı
Sanırsın bir alıcı kuş hucum etti can aldı
Peş peşe Haydar-ı Kerrar’ ın sesiyle seslendi
Kuşlar gibi karıştırdı safları inletti
Elinde çıplak kılıcını her tarafa seslendi
Zalimlere kaçış yolu bırakmazdı kırardı
Her kime eğer düşmanca vursaydı
Çeşmeler gibi kan çoşturup akardı
Bedenlerini kızıl kanlara boyardı
Balık gibi apacık kan içinde yüzerlerdi
Dev gibi gövdeler düşerlerdi toprağa
Sonbahar rüzgarı gibi konmuştur toprağa
Necef sultanı imam oğlu o kahraman abbas
Pehlivanları zelil ve perişan ederdi abbas
Keserdi düşman başlarını cam keser gibi
Ağaçtan birer birer elmalar düşer gibi
Her baş toprağa düşünce seslere bak
Abbas der idi gel Hüseyin bunlara bak
İmam abasın sesini duyunca döndü
O ‘nun aslanlar gibi savaştığını gördü
Dedi ey haşimoğullarının ay ve güneşi kurban koluna
Kardeşim babam ali ‘ nin bedeli imama oğluna
İmam Hüseyinin sesi abasın kulağına gelince
Gözleri kızarıp nefesi kesildi duyunca
Sanki abbasa yeniden kan ve can geldi
Düşman safları içine sanki bir arslan geldi
Elinde kılıcını parlatmıştır şimşek gibi
Kafirlerden kalbindeki hıncını alır idi
Saflar çözülüp önünden başladılar kaçmaya
Kimsede kuvvet yok idi ağız açmaya
Her birisi öz canın derdine düştü
Kafirler başını alıp birer tarafa kaçtı
O yılan ibni saad onların şaştı kaçmalarına
Dedi ki kaçarsanız çıktı karşılarına
Yezidin yedirdiği aşa ekmeğe. Emege yazık
Sizlere kıymet verip tutup bakamaya yazık
Bu bir kişidir ey sabırsızlar
Binlerce insan kaçar mı ey cansızlar
Siz kenara çekilin ona ben varacağım
Bir kılıçta canını çekip ben alacağım
Bu sözleri tamamlayıp atını sürdü ileri
Seyretmek için toplandı kafirlerin büyükleri
Abbas yılanı gördü bildi ünlü bir pehlivan
Yüzünü imama çevirip niyaz etti hemen
Dedi gör ya! Hüseyin şimdi sen kardaşını
Kızıl kana çevirecek düşmanların leşini
O anda sesledi yılan.Abbasa bin laf etti
Ne kadar arkadaşım senin elinde can verdi
Bugün tamamının intikamını senden alırım
Seni şehid edip dünyaya ateş salırım
İlk önce senin canını tamam edip alırım
Ali evlatlarının hepsini katliam ederim
Abbas celallandı kılıcını çekti kından bir ansız
Dedi elini oynat dilini tut ey vicdansız
Pehlivanlar kılıç ile savasır
Ancak kadınlar söylenti yaparlar
Düşman sinirlenerek nizesini çekti
Abbasa taraf bazusunu zorlayıp nizesini attı
Abbas elini uzattı sinek tutar gibi
Nizeyi uzaklaştırdı kağıt atar gibi
Üzengi üzerinden durup aldı gürzünü
Kafire taraf sallayıp aldı intikamını
Kafir kendini zor çekti kenara
Gürz ata değip yıktı kenara
Yaya kaldı kafir başladı kaçmaya
Kafir kendi askerine taraf el açamaya
Yardım ediniz ey yezid evlatları ben bittim
Yardım zamanıdır gelmezseniz ben yittim
Düşman atını mahmuzlayınca abbas yine
Vardı arkasından aman vermedi gide
Yüksek sesiyle Allahu Ekber söyledi
Nişan aldı kafirin boğazının artasını şişledi
Kılıcını çekip düşmanın ensesine vurdu
Zalimden sel gibi kan çıkıp yürürdü
O anda yıkıldı yere kesildi nefesi
Canı çıktı cehenneme verildi sesi
Fırata ulaşmak için o Allahın aslanı
Saçardı ırmak gibi etrafa kızıl kanı
Karşısına çıkanları birer ,birer doğrardı
Sonunda atını sürüp Fırat suyuna vardı
Sıcaktan dili şişmiş dudakları kızıl kan
Fıratın serin suyu akar önünden her an
Bir avuç su alıp içmek geçti o an gönlünden
Avuçladı suyu daha sonra utandı avucundan
Sakinenin susuzluktan yanar iken vücutta canı
Hüseyinin hararetten kesilmiş damarında kanı
Burada su içersem eğer bana haram olsun
Gözüm ,ağzım sıcaktan ister ise kan dolsun
SUYU AVCUNDAN DÖKÜP DOLDURDU TESTİSİNİ
Bir elinde sancak bir elinde su testisi
Atına binip geri döndü su içmeden kendisi
Bir an önce çadırlara dönmek için can katardı canına
Atını sürüp yeniden geldi kafirlerin safına
Kılıcı eline alıp vuruyordu döne döne
Yirmi bin kafiri gönderdi cehenneme
Şamlıların ve kufeli‘lerin saflarını dağıttı
Yüzünü imama taraf dönderip sürdü atı
Bir imansız yol kenarına gizlenmiş idi
Abası arkadan vurmak için fırsat arardı
O imansız abası görünce kılıcını kaldırdı
Abasın sağ kolunu vurup kökünden kırdı
Kol omuzdan aşağı kesilip yere düştü
Müminlerin canına bin bir velvele düştü
O an ey vah ki abbas çekti derinden bir ah
Dedi kesildi kolum ne edeyim ey Allah
Hemen sancağı aldı sol eline
Koymadı yere düşsün testisi kucağından
Bu defa da kılıcını çekti nevfal ibni azrak
O zalim abbasa doğru fırlattı bir mızrak
O hayasız uzaktan fırsatı eline aldı
Kılıcı sallayıp sol koluna yere saldı
İki kolundan da mahrum olunca ah eyledi
Abasın ağıt sesleri yeri, gökleri deldi
Elinde ki sancağı ter etmeğe utandı
Terk etmezdi sancağı dişleri ile tutardı
O anda bir zalim bir ok attı
Abasın testisi kırıldı Fırat ın suyu aktı
Kana dönen su yere dökülüp sebil oldu
Abbas efendimin gücü kalmadı zelil oldu
Vücudu yaralı abbas o zavallı ve garip
Kerbala öksüzlerine su olmayacak nasip
Düşman askeri abbası araya alıyordu
Başını kesmek için ok kılıç vuruyorlardı
Kanlar yere akınca abbas derdi ey Allah
Sakine ‘ den utanıyorum al canımı ey Allah
O vefalı mazlum abbas yere yıktılar
Muhammed peygamberin kalbini yer yıktılar
Din bahçesinde üzüntü rüzgarı esti şamdan
Haydar-ı kerrar Ali ‘ nin bülbülünü yere yıktılar
Allah aslanı Ali ‘nin belini kamburlaştırdılar
Elinde kanlı sancak sancaktarı yıktılar
Susuzlar su getirirken atından düştü abbas
Çadıra yüz çevirip seslendi ey kardaş
Ey vefalı dost gücüm kalmadı gelem sensiz
Konca gül benzeri gönlüm kan oldu sensiz
Atlılar etrafımı sarmıştır ben yalnızım
Sineme ok kılıç vuruyorlar yalnızım sensiz
Susuzlara su vermek için fırata gittim
Kendim su içmedim ey susuz sultanım sensiz
Kolum tutukça sancağı yere asla koymadım
Bu millet bil bana acımadılar sensiz
Gücüm yoktur vücudumu ayaklar altında ezerler
Kufe milleti araya aldılar beni sensiz
Ecel gelmiş gözüme son olmasını beklerim
Gözlerim yolunda kaldı çıkmadı bu can sensiz
İki kolunu açıp beni kucaklamadan
Kıyamete kadar durmaz ağlarım sensiz
Uygun olmaz kuru yerlerde ömrümün sonunda
Kalbi kederli olup ağlayıp sızlayayım sensiz
KERBELADA KOLSUZ SANCAKTAR ABBASIM
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:24 PM
Hüseyin kerbelada zülcenah atın üzerinde döner
Kederli üzüntülü ve yorgun kalmıştır yanar
Der ey Felek! Ne zulmdur koydun rüzgara beni
Saldın ağıtlar feryatlar içersine beni
Memleketin sultanı Medine den hasret ayrılmıştır
Bela içine salmak için çektin bu rüzgara beni
Gözüme baka, baka doğrandı dost ve yardımcılarım
İkinci kez saldın çok dertlere gama girdaba beni
Abbasımı elimden aldılar büküldü belim
Dertli gülsüme karşı hacalet ettiler beni
Vefalı dostlarım ölmüştür kaldım kalbi kederli
Yakında hem doğrayacaklar parça parça beni
Bugünde kanıma boyanıp garip öleceğim
Kimsem yoktur dahi mezara koyan beni
İmam evladı Kasımın derdi canımı almıştır
Onun müsibeti ap açık öldürdü beni
İmam Hüseyinin bu sözlerinin sesi duyulunca
Çadırlardan bir ağıt sesi yükseldi inceden ince
Ali evlatları yüksek seslerler ile çıkardı göklere ah
Bu ağlayıp sızlamaları kıyamette gördüler ah vah
Çadırdan kahramanca boylanıp çıktı
Bir genç ayın ışığı parlayan gibi
Onun nuru tutu dünyayı
Parlayan güneşin ışıltıları gibi
Tutmuştur gök ve yer yüzünü direk,direk nur
Sanki Muhammed in yaradılışının nuru gibi
Kerbela tur çölünün benzeri olup nurladı
Yeryüzü gül bahçesinin gülleri gibi
Saçları hurilerin saçlarına benzer
Yerden göğe kadar uzanan nurlar gibi
Güzellikte benzer hazreti peygambere
Yakışıklıkta Ali ‘ yel Murtaza gibi
Ehl-i beytten yücelmiştir selava
Aktı göz yaşı çeşmelerden sel gibi
Gencecik Ali Ekber giyinmiştir
Güzel boyu razlık bahçesi gibi
Ağıtı toprağa çekip ezilir
Kalbi dertli gözleri yaşlı gibi
Küçük kızlar alır ellerine Kuran
Ağlaşırlar sızlayıp KUMRU gibi
İmam evladı Ekber dertli ,dertli gelince
İmama söyledi bu güzel sohbet nice
Ki ey varlık sultanı sana selam olsun
Kimsesiz garip ve yardımcısı olmayan sana selam olsun
Arkadaşları dostları sehid olan sana selam olsun
Bu çölde kimsesiz kalan sana selam olsun
Bu kadar üzülüp ah çekme ben ölmemişim
Göz yaşıma bu canım fedadır sana selam olsun
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:25 PM
İMAM BUYURUDU;
Ki ey peygambere benzeyen oğul sana selam olsun
Güzelliği güneş misali olan oğul sana selam olsun
İki gözümün nuru canım cismim oğul
Medinenin Yusuf Ekber oğul sana selam olsun
ALİ EKBER CEVAP VERDİ;
Ey göklerin sultanı başın sağ olsun
Abbas kızıl kana boyanıp susuz can verdi başın sağ olsun
Ey kıyamet gününün sultanı bu kez sen sağ ol
Kasım damad kefensiz öldü burası çöl
Ya rabbim göreyim sağ olsun bela çeken Hüseyin
Fırat üzerinde susuz ölen yedi tane kardeşin Hüseyin
Kurban olayım o göz yaşına baba
Kardeş yasında kameti bükülmüş baba
Bir taraftan öz derim bir taraftan senin derdin
Vallahi koymamıştır bende daha can kalsın baba
İzin ver savaşa gideyim Abasın intikamını alayım
Bu ekber de daha sana oğul olmaz ey baba
İmam Hüseyin , oğlu Ali Ekber in sözlerini duyunca ,gözlerine yaş doldu, kurbanlık sırası sana mı geldi deyip ağladı.Sen gençsin,dünyada murad almamışsın ,gün görmemişsin, ben ihtiyarım sen gideceğine ben giderim,koy kafirler benim başımı kessinler,seni göndermem dedi.Ali Ekber babasını üzerine yemin ederdi, izin istedi
Hüseyin bu yemine dayanamadı, Ali Ekbere savaşmak için izin verdi.Ali Ekber annesi Leyla ‘nın çadırına gelip söyledi.
Kufeliler başına kül döken anne
Zamanın zulmyle kaddi bükülen anne
Çadırdan dışarı çıkıp kuçakla oğlunu
Ey can verip zahmetimi her zaman çeken anne
ANNESİ LEYLA CEVAP VERDİ;
Can ey bu dertli canıma dert katan oğul
Ey tatlı dilli bülbülüm kalbimin parçası oğul
Garip annen sana kurban olsun ey ekber oğlum
Aziz canım yeni gencecik ekber oğlum
Ali ekber ,yanık dillerin çok tatlı geliyor bana dedi;
Ali Ekberin annesi Leyla, göz yaşlarını akıtarak Ali Ekberin savaş elbiselerni silahlarını çıkardı , hazır etti.
Ali Ekber kılıcını bağlayıp, miğferini giydi.Ali Ekbere savaş elbisesi o kadar yakıştı ki görenler maşallah dediler.Masallah sesleri göklerde dahi söylendi.
Savaş giysilerini giyinince yüzü nur sanki Mustafa
Yeni doğmuş güneş gibi vardı imamın huzuruna
Kederli susuz imam gencecik oğluna bakınca
Gördü ki giyinmiş savaş giysilerini anında
Kalbi pek üzüntülü başı aşağı salmıştır
Sorun bakın ama kılıcı belinde yoktur ne olmuştur
Vefalı gül bahçesinin bülbülü edeb ile söyledi
Ey dert çölünde derdine ilaç bulunmayan neyledi
Ey baba ver sen bana o iki sultanın nişanesini
Yani Alini kılıcını peygamberin imamesini
Savaş meydanında beni o iki nişane ile
Kufeliler Şamlılar görüp imam evladı olduğumu bile
O dudakları susuz imam imameyi aldı
O kadar ağladı gözlerinin yaşı kızıl kan oldu
Almıştır eline imameyi sevinerek
Kendi oğlunun başına koydu güvenerek
Aynı zamanda insanların imamı ile Allahın rahmet eli
Düşman kanları döken Zülfikarı getirip aldı eli
O imam Zülfikara bakınca pek ağladı
Sanki Lisan-ı Hal ile bu sözleri söyledi
Ey Allahın aslanı babama dost olan zülfikar
Annem fatımaya dünyada kardeş olan zülfikar
On sekiz yıl zahmet çekip bir oğul sakladım
Güzellikte mısırın Yusuf una bin beraberdir Zülfikar
Yoktur çarem şimdi sana emanettir yardım et
Can senin Yusuf benzeri ekber oğluma yardım et zülfikar
İki dünyanında sultanı öz oğlunun beline bağladı
Tam bir kahramanlık ile tuttu zülfikarı
O ikinci Ali zamanın imamına bakınca
Ekber dedi baba bu canım kurbandır sana
Bu günde kızıl kan akmalıdır bileklerden
Kulağıma maşallah sesi gelmektedir göklerden
Beden ,beden üzerine dökmeliyim baş baş üzerine kesmeliyim
Bacım sakinenin maşallah kardeşi demesini işitmeliyim
Din sultanı Hüseyin buyurdu ey kahraman oğul
Başka sözün var ise söyle bana ey oğul
Dedi ey gök ve yerin sultanı baba
Sözüm var sana söylemem gerekir baba
Oğlun bu kerbela çölünün yolcusudur
Belinde kılıç Ali babanın nişanesidir
Savaşmak için atıma binmek isteğimdir
Ünlü kahraman amcamın nişanesidir
İmam emir etti atını hazırladılar
Ali Ekberi bindirmek için hazırladılar
Ali Ekber Ukab üzerine binince hareket etti
Ukabın gözlerinden öpüp küheylana yakardı emretti
Benim bu halime acı dostum ukab
Gel koyma ellerimi koynumda ey ukap
Allah rızası için beni selamet getir yine
Dillerim kesilmeden gözlerim kan olmadan ey ukab
Çevirdi atını meydana sürdü ekber
İmam gözü yaşlı bakıyor gördü ekber
İmam Hüseyin buyurdu oğlum sen acemisin
Savaş görmedin kavga etmek için yenisin
Ey oğlum rıkab üzerine dur kılıç vurunca
Ellerini havaya çok kaldır kuvvetli vur değil yavaşça
Düşmanına bak başka bir tarafa hiç bakma
Babam Ali ‘ yel Murtaza sana yardımcıdır hiç korkma
Güneş gibi parlayan Ali Ekber cevap verdi
Ey güzellik güneşi baba sana ben feda olam dedi
Her ne kadar askerlerin savaşını ben görmemişim
Ancak ben Allahın dostu Ali ‘ nin varisi değimliyim
Bugün gerek ben mertçe savaşayım
Düşmanın saflarının hepsini dağıtayım
Bela kılıcı elimde ben gireyim meydana
Seyretmek için çık çadır önünde meydana
Benim cesaretimi ey kerbela garibi, gör ki bir gaza
Seyreylesin Necef ‘ ten dedem Ali ‘ yel Murtaza
O an da Ali evlatlarında yüceldi va veyla
Ağıt sesleriyle dünyayı yaktı anası Leyla
Dedi aman ey sultanım elde sabrımı alma
Bir defa bile olsa helalaşmadan oğlumu yola salma
Bulut gibi ağlayıp Leyla yumdu iki gözünü
Ağlar gibi tek tek söyledi sözünü
Ey annenin aziz oğlu yolculuğun mübarek olsun
Sen gidersen düşün annen ne olsun
Elini kalbime koy tutuşup yanarım mum gibi
Gidersen acele gel aman yavrum yolculuğun mübarek olsun
Kendi kendimin derdini biliyorum zordur daha gülemem
Seni göremesem ölürüm yolculuğun mübarek olsun
Dilin dudağın kurumuştur beni öldürür ayrılığın
Seni nasıl arzu etmeyeyim yolculuğun mübarek olsun
Ayrılık derdi zordur böyle derde ilaç bulunmaz
Yuvamız yıkıldı yolculuğun mübarek olsun
Ali Ekberin süsü o anda tamamlandı
O peygamberin benzeri Allah ısmarladık deyip ayrıldı
Ukabı çevirdi gitti küçük kardeşine
Vardı çadırın önüne kardeşi Asgarı ziyaretine
O susuz dudağına bakınca çok ağladı
Ali Ekber kardeşi asgarı kucağına aldı
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:27 PM
O imam oğlu kardeşini alınca kucağına
Gözlerinden kanlı yaş döküldü yanağına
Gözlerini bir an olsun ayırmazdı yanağından
Bir defa yüzünden öper bir kez de dudağından
Dedi ki ey dudağı gül gibi solan kardeş
Gencecik ömrü ateşte yanan kardeş
Helal et gidiyorum görüşmemiz kıyamete kaldı
Bu çölde üç gece gündüz susuz kalan kardeş
Kollarını boynuma at bir kucakla ekberini
Susuzluğu bu tatlı cana ateş salan kardeş
Asgar kolunu açtı döktü gözlerinden yaş
Dedi ey beni kara günlere koyan kardeş
Peygamberin ev halkı yanıyor senin ayrılığından
Aman yere koyma sen beni kucağından
Yorgunluğundan düşünce kerbela da yüz üste
Beni yanında götür can vereyim göysün üste
Hasrete batmıştır zavallı Ali Ekber
Ali evlatları ile vedalaştı birer birer
Susmuştur kalbi dertli kimsesiz kalan Leyla
Başına vurup her an ederdi va veyla
Ali Ekber el öpüp annesinden ayrıldı
Diline üç beş satırlık bir söz geldi
Yolumda on sekiz yıl zahmet çektin büyüttün beni
Sonunda getirdin bu kanı dünya ya beni
Anne olupda düğünümü göremedin
Kendi elinle mezara koyaydın ey anne beni mezara
Sen olmazsan hiç kimsem yoktur yardımcım olsun
Şimr esir edip götürür her memlekete seni
Ali ekber bu sözleri söyleyip ağladı
Ukabın dizginini hem koluna bağladı
Ardına bakmadan çadırdan ayrıldı
Gören sanır ki et tırnaktan kopup ayrıldı
Ali Ekber Ehl-i Beyt’in çadırlar arasından sıyrılıp savaş meydanına doğru ukabı sürdü
Ali ekberin arkasından genç ihtiyar ,çoluk çocuk sızlayıp ağlaştılar.Ali Ekber yayından fırlamış ok gibi kufe askerlerinin saflarını karşısına geçip kendisini tanıtmak amacıyla şu sözleri söyledi.
“ Ey imamlarına karşı çıkan zalim millet, biliniz ki ben peygamberlik gül bahçesinin bir gonca gülüyüm.Ben Allah ın rahmet denizinden inen nurun parçasıyım.
Evliya ve enbiya bu nurun ziyasından şeref bulmuştur,bu nurun bir parçası babam Ali ‘nin alnında parlamıştır.
Ali den başka kim vardır ki Kuran ‘ı kerim onun imamlığına “velayetine”şahittir.Ali den başka LA FETA sultanı var mı dır ?
Ali’den başka adı İncil de ve Tevrat ‘ta yazılmış kim vardır?Ali ‘ nin nuru Yusuf u mısıra sultan etmiştir.Ali Allah sırlarına gizlisine dahi sahip olmuştur.
Ali’ nin nurunun bir zerresi tur dağına değince ,dağı hallaç pamuğu gibi atmıştır.
Anteri öldüren ,Hayber kalesini fetheden Ali dir.Ali benim dedem dir,biliniz ki elimdeki kılıç onun kılıcıdır.Kim kendisine güveniyorsa kılıcın karşısına çıksın
Güneş gibi atın üzerinde durmuştur
O zalim millete şöyle söylemiştir
Niçin duruyorsunuz ey kufeli askerler
Bu meydan ,bu da benim , bu asker
İçinizde yok mudur bir pehlivan
Çıksın meydana dökelim kan
Bu sözler geldi mısrı ‘nın kulağına
Canı sıkıldı taş değdi ayağana
Meydana çıkmaya hazırlandı
Ali Ekberi yıkmaya hazırlandı
Arkasından vuruldu savaş için davul
Zelzele düştü kerbelaya iyi bil
Girince meydana o melun zalim pehlivan
Kafir askerleri hep birden yu deyip bağırdı bir an
Bu ses geldi çadırda Leyla nın kulağına
Ellerini şaşırdı dolaştı hem ayağına
İki elini başına vurup ah çektip ağladı
Ne dizinde güç ne cisminde can kaldı
Hüseyinin huzuruna gelip kapandı ayağına
Dedi ekberimin YA ALİ sesi gelir kulağıma
Bir yüksek yere çık ekberimi göresin
Kafirler ile savaşmak için ona gayret veresin
İmam atına binip çıktı bir yüksek yere
Eğilip baktı Ali Ekberin savaşını göre
Zalim mısrı gelmiş Ali Ekbere seslenir
Kılıç ile Ali Ekberi vurmak için heveslenir
Mısrı ‘yı bakınca gencecik Ali Ekber
Der idi melun ey düşmanlığın göster
Sondur ey şam ‘ın kibirlisi
İşi gören kılıçtır başka söz istemem
Kılıcını çekip havada dönderdi
Vurmak için Ali Ekbere salladı
Ali Ekber üzengiyi boşalttı
Kafirin hamlesi boşa çıktı
Bir ikinci darbeyi vurmak için denedi
Mısrı kılıcını kaldırıp sinir ile salladı
Ali Ekber kalkanını karşı verdi
Kafirin kılıcını cam gibi parçaladı
Vuruşunda parçalar etrafa saçıldı
Kılıcın parçaları yere döküldü
Sıra mazlum Ali Ekbere gelince
Aslanlar gibi feryat edip seslenince
Zülfikarı çekip bir parlattı
Kafir mısrı ‘ nın canını tir tir titretti
Dedi ey melun başına giy miğferini
Deme Ekber habersiz vurdu beni
Zalim miğferini başına giydi
Kalkanın altından baktı söyledi
Zülfikar başı üzerinde dolaşır durur
Altında kafirin canı burkulur
O melun ölmedi ama yarım can oldu
Gönlüne ecelin korkusu doldu
Tepeden Ali Ekber zülfikarı indirdi
Kalkan miğfer zırh kırdı bitirdi
Zülfikarı indi atın sırtına
Az kaldı ki yer ikiye ayrıla
Kafirin içine düştü velvele
Her bir bölük kaçar idi bir yere
Ali Ekber kılıcını çekti aslan gibi
Daldı yezidin içine can gibi
Gencecik ekber o deniz içine daldı
Sağ ve solunda hiç kimse kalmadı
Kılıcından kan akıyor oluk gibi
Kınalandı her tarafı keklik gibi
Atlıların hepsi piyade kaldı
Piyadeler kerbela da perişan oldu
Ali yavrusu zülfikarı vururdu
Başları dökerdi sanki yağmurdu
Kimin başına vursaydı zülfikarı
Bölünüp ikiye ayrılır başları
Ancak çok yaralandı Ali Ekber
Çaresizlik içinde kaldı Ali Ekber
Çölün sıcağı akan kanın acısı
İmam Hüseyin dir Ekberin duacısı
Atın başını çevirdi çadırın tarafına
Akan kan ile atını sürüp geldi huzura
Vardı imamın yanına ayaklarına kapandı
Kanlara boyanmış görünce imamın canı yandı
Dedi kafirleri öldürdüm ey dünyanın sultanı
Vücudum yaralanıp ağıtım fazlaştı
Melun mısrı yı kılı ile iki ye bölüdüm
Sonra düşman meydanında yalnız kimsesiz kaldım
Oğlum ekber de sağlam yer kalmamış yaralanmış
Topuğundan kanlar sızıp yerde kumlara varmış
Ali ekber dedi hiç birinden yılmadım
Ciğerim kavruldu bir katre su bulamadım
Susuzluktan halim perişandır baba
Dudaklarım susuzluktan parçaladı baba
Susuzluktan çiğerim kavruldu susuzum baba
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:27 PM
Bu sözler imamın ciğerini kasıp kavurdu
Parmağından yüzüğü çıkarıp ekbere sundu
Dedi çöl ortasında kalmışım çaresizim
Günlerdir bende senin gibi susuzum
Bu yüzüğü benden al dilini altına koy kalsın
Cennet şerbetlerinden sana ferahlık gelsin
Babam senin yolunu bekler şimdi elinde Kevser
Haydi dön kafirleri yok et topraklara ser
Ali Ekber ayrılıp gideceği zaman hemen
Sakine elinde bir deste otla geldi hemen
Buyurdu bu otun suyunu sık ağzına dök kardeş
Susuzluğun bir zaman azalır ey kardeş
Ekber sordu ey bacı kim verdi bu ilacı
Bu otu sana veren ekber sana duacı
Sakine ağlayıp dedi ki senin için bizler ağlar
Bu otu bacın verdi bana, dedi ki tekrar
Kardeşim Ali Ekber susuz olduğu anda
Susuzluk yarası derdi çıksın aklından
Dert ateşiyle yanmıştır ateş çıksın dudağından
Bu otu ver benim için mübarek söyle senden
O anda ali evlatları etrafına toparlandı
Ali ekber eline bir kalem kağıt aldı
O kalemi vücudunda ki yaraya batırdı
Bu dertli mektubu Medine de ki bacısına kan ile yazdı
Selam olsun sana ey kimsesiz bacı ölüyorum
Bende can kalmamıştır daha ölüyorum
Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum
Bana küsme daha dönmeğe çare yoktur
Bu mektupta durumumu açıklayıp ölüyorum
O ay gibi gül yüzüm göresin ay gibi yok oldu
Selvi gibi dik boynum kamburlaştı ölüyorum
Senin yerine sakine zahmetimi çekti ey bacı
O çaresiz giyindirdi yola saldı ölüyorum
Seni görmek için çok ah çektim yarasız
Bu kufeliler yolumu kesmişlerdir ölüyorum
Çok yaraladılar daha yoktur sağ yerim
Günahım yoktur dirilmeye bir daha ölüyorum
Bacılarım şimr elinde boynu bükük kalacaklar
Ali Ali diyerek ağlayıp ölüyorum
Mektubunu vermiştir bacısına Ali Ekber
Ali evlatlarından helalaştılar tekrar
Oğlunun son helalaştığını görünce Leyla
Arkasınca yere düşüp dedi yandım va veyla
Sabreyle gitme hasret kaldığım oğul
Ayrılık ateşine her zaman yandığım oğul
Gül yüzünü bir daha göreyim doyunca
Kara yaşlara batayım boyunca oğlu
Gözümün nurusun gözümden uzak gitme
Yoluna ben can verip ölüyorum oğul
Ekber annesini elini öpüp çıktı meydana
Düşman safları önünde durdu yine merdane
Teke tek çıkmaktan korktu o hayasızlar
Arkasından ok atmağa durdu o hayasızlar
Ali ekber ukab üzerinde şahin gibi dönerdi
Kime bir kılıç vursa onu ikiye bölerdi
Haydar gibi dönerek saflar içine dalardı
Kerbela çölü akan kanlar ile boyandı
Saflar daraldı bölük bölük bölündü
Kufe askerine kaçmanın yolu göründü
Tamamı dağıldı cümlesi birbirine karıştı
Zalim şimir o anda hemen ortaya çıktı
Askere bağırıp yezid ile korkuttu
Cümlesini ekberin üzerine sevketti
Dizlerini yere binlerce kafir oklarını aldılar
Ekberin yaralı sinesine bin bir ok vurdular
Gücü kalmadı çok kan aktı yarasından
Sıyrılıp çıkmak istedi düşmanın arasından
Sinesinden sel gibi kanlar sızar bir taraftan
Susuzluk ise sinesinde ateş yakar bir taraftan
Kılıcını eline alıp yeniden gayrete geldi
Kufe askerlerini koyun sürüsü gibi önüne aldı
Laf olaydı dillerim söylemiyeydim sunu
Bir kılıç vuruşu geldi ekberimin başına
Ali gibi başından yaralandı
Yer yüzü ağlayıp gökler parçalandı
Peygamberin evladı kılıcın kuvvetinden
Duramadı devrildi yere düştü atından
İki kolunu ukab ‘ın boynuna dolandırdı
Yüzünü babası Hüseyinin çadırına çevirdi
Vefalı hayvan anladı ekberin halinde
Çadırlar taraf dönünce aktı yaş gözlerinden
Bağrına bastı Ali Ekberin yaralı alnını
Birer,birer geçerdi düşmanın saflarından
Kafirin kimi kılıç vurdu kimi de kama
Hançerlerin yarası işledi şirin canına
Bu durumda bile yakub eskelani adlı biri
Ali Ekbere hücum etti çekip hançeri
Başı aşağı sarkmış yorulmuştu kolları
Kakülünden kumlara dökülüyor kanları
O zalim vardı vardı Ali Ekberin kakülünden tuttu
Hançerini kaldırıp yüreğine saplattı
Hançerin sivri ucu işledi ciğerine
Yakub çekti hançeri sapı geldi eline
Hançer kaldı Ali Ekberin yüreğinede
Takatı kesilmişti kuvvet yok bileğinde
Ekber kan dolan gözünü çadırlara dönderdi
Dertli dilleriyle babası Hüseyine haber gönderdi
Attan yıkılmışım baba sen durma acele gel
Kendin kenarda durma bu yas yerine tez gel
Kurban kesen kurbanının üzerinde dua okur
Öldürüldüm kurbanım üzerime dua gel
Sen gelmeyince can veremem ey kerbela sultanı
Oğlun bu çölde kefensiz ölür dua ya gel
Zamanın imamı Hüseyin duyunca bu sözleri
Zülcenah atına binip hamle etti aradı her yeri
Kerbela çölünü gezip ekberini aradı
Uçan kuşlara ekberden haber sorardı
Bakıp gördü ki bir taraftan ukap gelir
Bulut gibi seslenip koşarak gelir
İki gözleri ağlar sel gibi yaşlar akar
Garip, garip Hüseyin’in yüzüne bakar
Yüzü gözü tüyleri kızıl kana boyanmış
Kulağına kulağı kandan dolanmış
Ayrı kalmış sahibi düşmüş üzerinde yok
Hayvanın derdi , üzüntüsü çöldeki kumlardan çok
Her yanına binlerce oklar gelip saplanmış
Ok saplanan yerlerden çeşme gibi kan akmış
Yüzünü yerlere sürüp ekber için yaş döker
Bir ağlayıp bir meydana dönüp ekbere bakar
Ukap gelip varınca imamın huzuruna
Yüzünü sürdü imamın ayağını tozuna
İmam ukapbın gözlerinden öptü ağladı
Ekbein yeri nerdedir diyip yalvardı
Hayvan sanki anladı imamın lafını
Hüseyinin önüne düşüp gösterdi yavrusunu
İnsanların ve cinlerin imamı vardı bir yere
Depreşiyor Ali Ekber al yanağı düştü yere
Ekber çölün üstünde can veriyor garip,garip
Ağlar başı üzerinde üç tane maskeli garip
Biri başını almış dizinin üzerine almış yatmış
Biri elinde Kevser den şerbet tutmuş
Biri sol tarafında gözlerinden siliyor kan
Yaş döküp gözlerinden ağlayıp ekber can
Biri dertli hüseyini ceddi Mustafa dır
Elinde şerbeti sunan atası necef sultanıdır
Üçüncü kasımı kurban veren imam Hasan dır
Sanki hepsini canından olan candır
Ali Ekber gözünü açıp şerbeti içti
O anda babası Hüseyin’ne taraf gözü ilişti
İmam buyurdu sana tufan getirdim
Savaş meydanına ağıt,feryat getirdim
Göz yaşları ile karşılamaya geliniz
Belalı zalim mısrı ya ekberimi getirdim
Yüzü kan ile kınalanıp ağzı kan ile dolup
Baştan ayağa kan ile boyananı getirdim
Leyla ‘yı söyleyin gözü yolda kalmasın
İmam evladı oğlumu Leyla ya misafir getirdim
Sinesinde sağ yer yok yaraları çok
Gül yüzlümün yarasına ilaç getirdim
Ali ekber gözünü açınca hasret ile çekti ah
Ded ki Eşhedü enla ilahe illallah
Şehadete varıp cenneti alaya uçtu
Ali evlatları onun derdiyle kendinden geçti
Hüseyin kanlı başını alıp koydu dizine
Yağmur gibi yaş inip doldu iki gözüne
Hangi insan bu kanlı olayı duyup ağlamaz
Ekberin derdiyle kendi kalbini dağlamaz
KUMRU ağladı bu müsibete gece gündüz çekti ah
AH KEDERLİ ALİ EKBER DERTLİ ALİ EKBER VAH
Fukara-i Abdal
05-01-2008, 01:30 PM
PEYGAMERLARİN SONUNCUSU HAZRETİ MUHAMMED (S.A.V.)’İN AHİRETE GÖÇÜŞÜ
Peygamberlik güneşinin yok olma zamanı geldi
Allah’ ın elçisi ahirete göç eyleyeciği zaman geldi
Seven ile sevilen arasında birlik ola
Ayrılık zamanı bitmiştir birlik ola
Göklerden ruhun durma zamanı geldi
Cebrail ‘ in peygamber kapısında ayağını kesmesi geldi
Peygamberlik ışığının yok olma zamnı gelmiştir
Ay ‘ın çevresini bulut sarmıştır karanlık olmuştur
Seven tarafından sevilene ‘ nida’ zamanı geldi
Peygamberlerin sonuncusu cennet köşküne göçü geldi
Zalim kitle hedeflerine varma zamanı geldi
Kinlerini açıklıyıp zulm yapma zamanı geldi
Ali ‘ ye karşı çıkan o melunların hepsi
Selman ile Ebuzer ‘ in kalblerini dağlanma zamanı geldi
Sulm ile o Allah ‘ ın rahmet elini bağlanması
Ali ‘yel Murtazanın yalnız kalma zamanı geldi
Fatımanın karnında günahsız Muhsini şehid ettiler
İnsanlar ile cinlerin üzüntülü olma zamanı geldi
Zulum ateşi ile peygamberlerin dergahını zalimler yıktılar
Sevinç zamnında bile KUMRU ‘nun ağlama zamanın geldi
Dünya bahçesini yas yeri etmiş oldular
Dünya Sultanı Ali ‘ den ayrılık zamanı geldi
Bütün bülbüller matem tutmuşlardır baştan başa
Yer yüzü sultanı son Peygamberin göçüş mevsimi geldi
İslam ümmetine minberde böyle çağrı yapardı.Minbere çıkıp İnsanlara böyle seslenirdi.
Ey halk! Ben size nasıl Peygamberim
Hem size rahmet eliyim hemde iki dünyada önderim
Sözlerimi siz Müslümanlar tutunuz derim
Gökün yerin ve bütün dünyanın önderi benim
İlahi mesajın hepsini size ulaştırmışım
Yaklaştı simdi vereğim yüce Allah ‘ a canımı
Benden sonra Allah ‘ın yolunu terk etmeyiniz
Hakk yolunu bırakıp da batıl ‘a gitmeyiniz
Nice büyük şey vardır ki size emanet edeyim
Onları siz İnsanlara ilahi emirdir bildirip gideyim
Kuran ‘ ı Kerim ‘ e saygılı olmanız birincisi
Benim Ehlibeyt ‘imi sevmeniz ikincisi
İnsanları hidayet eden hakk olan Allahtır
Gözleri yaş sinsinde dağlı Fatıma haktır
O çaresiz yavrumda sizlere emanettir bilin siz
Halifelik makamı uğuruna birbirinizi kırmayın siz
Azıcıkta olsa biliniz ki ben üzülürüm aman
Yavrum Fatımayı rahatsız ettiğiniz zaman
Mezarım da sizlerden incinirim emekler olur heba
Benim kalbimin neşesidir Hasan ‘ ı Müçteba
O gözümün nurunu canım kadar severim,sevin
Fani dünyada sizlere emanettir Hüseyinim
Hüseyinin gözlerini yaş halinde görmeme Allah razı değil
Yüceler yücesi Allah onun için göndermiştir Cebrail
Yavrum Hüseyini İslam için feda vermemi emreyledi
Hürmetli Peygamerin şu emirleri tamam söyledi.
Geldi o peygamberin evine elem ve keder yığıldı
Günden güne , yer yüzü sultanının hastalığı çoğaldı
Sevilen sevenin huzuruna varması için niyetli idi
Bir dakika dahi yanından yakınlarını ayırmaz idi
Bazen kızı fatımayı Hz.Ali ‘ ye emanet ederdi
Bazen Allahın Aslanı Ali ‘ yi bağrına basar idi
Onun kara günü hatırlayarak ağlardı
Bazen yavrusu Hüseyine can diyerek boğazından öperdi
Derdi ey Kerbela ‘ da gül bedeni kefensiz kalan:
Bazen yüzüne bakardı gözleri yaş ile doalrdı
Onun mazlumiyetini düşününce ah vah ile ağlardı
Söylerdi sizlerden ayrılıyorum ey gariplerim
Benden sonra belaya düsen gariplerim
Kadınların hayırlısı fatıma göz yası döker ağlardı
Ansızın kapıdan bir sesin geldiğini gördü
Peygamberin evine bir arab selam verir idi
Kapıdan o arab bu sözü söyler idi
Bir elçiyim dost mesajını getirmişim
Seven tarafından sevilene mesaj getirmişim
Gerek seven tarafından sevilene selam
O’ ndan sana çoklu selam getirmişim
Bin sevinç ile doktorların doktoru Allah ‘ tan
Ayrılık derdinin yarasına ilaç getirmişim
Yüceler yücesi aziz ve tek Allah ‘ tan
Ölüm için son peygambere emir getirmişim
Gereksiz gelmedim boş da değil elim
İnsanlar için bağışlayıcı Allah ın müjdesini getirdim
İşitince bu sözleri o kıymetli peygamber
Buyurdu fatıma ‘ ya ey yavrum ! bil haber!
İzin ver o şansız ve kederli araba ,bırak gelsin
Sevip sevilen dostu bırak gelsin
Her zaman evleri yıkıp dağıtan o arabtır
Dostu dosta hasret eder bırak gelsin
O arab değil, her zaman canlar alan o ‘dur
Dostunu dostluk köşküne götürecek,bırak gelsin
Here nere giderse kimse görmez yüzünü
Bana saygılı olduğu için ,arab şeklinde gelmiş ,bırak gelsin
Bugün bize misafir gelmiştir ,Azrail ‘ dir o
Üzülme ey kızım çekil bir kenara ,bırak gelsin
Beni saygı ve hurmet ile götürmesi gerek
Yüce Allah ‘ın huzuruna götürmek için gelmiş bırak gelsin
Dosta yakın olmak isteyen canından geçer,can istemez
Muhabbet badesinin nesesi hoştur üzüntü suyu istemez
Ayrılık zamanıdır, hasta olan dostuna varmak ister
Derdine hiçbir zaman ilaç dahi istemez
Çünkü kalıcı dünyaya gitmek ister Mustafa
Ya Aali diyerek Haydar ‘a Lafeta
Ey sadık yarim helal et ben gidiyorum
Kalbimiz islamın acısı ile kan dolmuş gidiyorum
Yolculuk hazırlıklarımı hazırla ,arab çok beklemesin
Ecel doldu gözüme aman ya Ali gidiyorum
Bana amca oğlu değil idin,canımdan kıymetli idin
Seni bu dünya ‘ da bırakıp ben çaresiz gidiyorum
Her ne kadar zulm etseler sabret ,çekme kılıç
Dökülmesin İslam içinde kan ,gidiyorum
Düşman seni mescide çektiği zaman,şikayet etme
Bırakma Hüseyinim ah vah eyleye ki gidiyorum
Müslümanları göreceksiniz benim yerimde zulm edecekler
Dert ve üzüntüden sırtın kamburlaşır gidiyorum
Seni kederler içersinde perişan edecekler
Gözyaşın çokluca akacakltır sel gibi gidiyorum
Ey amcamoğlu!fatıma kızım sana emanettir
Bir zaman senin yanında kalsın ben gidiyorum
Yetim kalmıştır benim için çok ağlarsa incitme
O zavallı yavrum sana kırk gün misafir, gidiyorum
Yanıma vardığı zaman vücudu yaralı olmasın
Zalim insanlar yavrumu nasil zulm edecekler bilerek gidiyorum
Çok zulmler olacak ona ,zalim milletten
Kederli sinemden bu bir gizli üzüntüdür gidiyorum
Ali evlatlarının şahadetinde ağlayarak
Ağlayan KUMRU gibi bırakıp yalnız gidiyorum
Peygamber vasiyetini Ali’yel Murtaza ‘ya etmiştir
Buyurdu Fatımaya ey garip! Ey zavallı! Gidiyorum...
Peygamberlerin sonuncusu büyük yerden emir geldiğini bildiği için vasiyetini söylemeey başlamıştır.Allaha kavuşacağını bildiği için seviniyordu,ama başına toplanan ev halkın yüzlerine bakınca mübarek gözlerini tutamaz,hem özü hem gözü kan ağlardı,onların çekeceği acılar ve kederi onların kılıçlar altında hançerlere düşerek perişan ,aç ve susuz can vereceklerini biliyordu,hem ağlar hem vasiyetini eyler idi ‘’ Ey kızım fatıma vasiyetim budur ki ben dünya ’ dan göçünce sakın ah etme ,sakın Ali’yel Muratza ‘ yı incitme,eğer kendini tutamayıp ağlar isen Ali eve gelince göz yaşını tut,Hasan ile Hüseyini başın üzre tut ,onlara keder ve üzüntü verme ağlayarak onların yüreklerini kan etme
Ey kızım!daha benim kefenim sarılmadan Ali düşmanları kapımı yıkacaklar, bunu böyle bil,Medine ‘nin içinde tek başına tek ve yalnız kalacaksın kaburgalarını kırıp seninde sehid edecekler ,ey yavrum ‘ o gün sabret,ağlayıp yaka yırtma ,sakın bu işler için Haydar-ı Kerrar Ali’yi kınama ,bu dünyada derde kedere esir olacaksın.
Ama bilesin ki ölümümden kırk gün sonra en değerli misafirimsin,bu kötü ümmetin arasından seni alıp dışarı çıkaracağımı,Allah ın kaza ve kederine şimdilik razı olup , sabret kıyamet günü intikamını alırısın
Değerli peygamber ev halkı ile vedalaşınca ,Ruh-ul Emin (Azrail)Peygamberin huzuruna varıp sohbet etti ,müjde senin ümmetin aff edilmiştir dedi, o peygamberin temiz ruhu cennete uçtu.Muhabbet makamında naz,kerem makamı olmuştur faniden edebiyete ruhu uçmuştur
KUMRU'YU EKLEMEMDE YARDIMLARINDAN DOLAYI GÜLER'E(GÜLÜMNAZZZZ) COK Teşekkür Ederim Verdiği Emekler İçin Saol CAno !!!!
huseyn esedi
06-01-2008, 12:21 AM
kumru kitabı bizim en büyük kitaplarımızdandır onun sayesinde bugün ayaktayız köylerde o beyitler okunur insanlar ehli beyti hatırlardır eline emeğine sağlık dermani
missperry_rapp
06-01-2008, 08:11 AM
bu kumru beni öldürüyor : ( teşekkürler can
Fukara-i Abdal
03-01-2009, 02:34 AM
KUMRU Söyler Ah Kerbela,
Fukara Ah Deyu Yana,
Kumru Ağlar Ah kerbela,
Derdim Cokki Kana Kana
astokomlu
03-01-2009, 11:25 AM
Kerbelada Al-Ü Evladına Kurban Olmuşun
Bende Rahında Fedayım Ya Hüseyin Senden Medet
Kesseler Ger Başımı Döne Cenabından Şaha
Aşkı Ali Abayım Ya Hüseyin Senden Medet
Kemal BAL
03-01-2009, 01:31 PM
Eyvallah umut can bende kumru kitabını okumaktayım şu aralar çok güzel etmişsin.
yarenler_yola
03-01-2009, 02:08 PM
Teşekkür ederim sağolun.Çocukluğumdan berli kumru ve saadet ermişlerin bahçesini okur göz yaşı dökeriz. Vaz geçilmez kitaplarımızdandır.Allah onların şefatından mahrum koymasın hepimizi. Allah Allah hü dost.
Ya Mehdi
04-01-2009, 12:12 AM
Hz. Əli(ə) demişdir... :Elə bir gözümlə görürəm ki hətta vahşi heyvanlarda Hüseynin(ə) cesedinin kənarinda otrub seherdek Hüseyne(ə) mərsiyə deyirlər.. sanki bunu görürəm"-deyə buyurmuşdur...
Bir nəfər bir qabliden bi kişi gəlir deyir biz Muhhərrəm ayin 11 günü yolumuz düsüb Kerbeladan... ozaman gordük ki ki burada ne cox insan cesedi var..
bir kac kisiidik.. her kess şaşirmisti.. ozaman bir kaplanin geldiyini görüp saklandıq ki bize hücüm etməsin... kaplan cəsədlərə tərəf getdi və biz düşündük ki, kaplaan cəsədləri yeyeəcək.. tabii ac heyvan..
Amma gördük ki, kalpan cəsədlərin arasına girib ayağını yerə vurub nərə çəkir... yerdən toprak götürüb başına tökür..
gəlib bir cənazənin yanına nasilki Hacilar Kebenin basina dolanirlar o tür Cenazenin başına dolanır... bütün hayvanlar gelib onu dövrəyə aldi -deyir adamın biri...
Hətta vəhşi heyvanlar belə Ağamza (ə) ağlarkən biz niyə ikidamla göz yaşını çoox görürük kendimize?!!!?
Fukara-i Abdal
14-12-2009, 01:07 AM
Kerbela diyerek ağlar bacılar,
Ne bu ızdırap var nasıl acılar,
Üstümüze gelir Gündüz geceler,
FUKARA der Pirim Şah İmam Hüseyn
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.