PDA

: Ehl-i Beyt Muhabbeti;Doç. Dr. Osman Eğri


Fukara-i Abdal
05-01-2008, 12:14 PM
ehl-i Beyt Muhabbeti
Doç. Dr. Osman Eğri
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi


Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in ailesidir. "Ey Peygamber'in Ehl-i Beyt'i! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip, tertemiz yapmak ister" âyeti nazil olduğunda, ashabın Peygamber Efendimiz'e Ehl-i Beyt'in kim olduğunu sormaları üzerine, Allah Resulü Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i yanına çağırarak, abasının altına almış ve onların Ehl-i Beyt'i olduğunu ifade etmiştir. Bu olay nedeniyle Ehl-i Beyt, "Al-i Aba" olarak da isimlendirilmektedir. Kültürümüzde ise Al-i Abâ, "beş esma" şeklinde telaffuz edilmiştir.

Onlar Hazret-i Peygamber'in hayatına yakından şahit olan, sürekli onun terbiyesi ve kontrolü altında yetişen ve sonuç olarak da Hazret-i Peygamber'in örnek ahlâkını en güzel şekilde yansıtan şahsiyetlerdir. Bu bakımdan Hazret-i Muhammed'e giden en kestirme yol Ehl-i Beyt'ten geçmektedir. Ehl-i Beyt'e sırtını dönen bir kişinin Allah Rasûlü'ne yüzünü dönmesi mümkün değildir. Onların en önemli özelliği ise yukarıdaki âyette Allah Teâlâ'nın buyurduğu üzere; kudret-i ilâhî eseri olarak pâk ve tertemiz bir nesil olmalarıdır. Öylesine paktırlar ki zenginlerin servetlerinin kiri olan zekât, fitre ve sadakayı kabul etmemişlerdir. Yemeyip yedirmenin, giymeyip giydirmenin ve yaşatma şevkiyle ölmenin sembolü olmuşlardır.


Hz. Ali, sağlığında Hz. Muhammed'in övgüsüne mazhar olmuş bir sahâbî, Hz. Peygamber'in amcasının oğlu ve damadıdır. "Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur Yâ Ali! Sen dünyada da âhirette de benim kardeşimsin" "Her Peygamber'in nesli kendisinden, benimkisi ise Ali'den olacaktır" hadîsleri, Hz. Ali'nin Hz. Peygamber tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir. Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi sadece övmekle kalmamış, kendisinden devam edeceğini söylediği nesli olan Ehl-i Beyt'ini, Kur'an'la birlikte insanlara mîrâs bırakmıştır.
Hz. Peygamber'in bu mesajı, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali'ye karşı derin ve güçlü bir muhabbet beslenilmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi'ni derinden etkilemiştir. Onun ilmi, adaleti, ahlâkı, zühd ve takvası, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Bektaşî dervişleri, gerekse diğer tarikat erbabınca, Hz. Ali'ye "Şâh-ı Velayet", "Sultân'ül-Evliyâ" lâkabları uygun görülmüştür.

Âşık Vîrânî'ye göre, Hz. Ali'ye duyulan sevgi, Allah'ın inayetine sebeptir. Çünkü, velayet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allah'a giden yolların öğreticisi olmuştur:


Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velayeti.
Hakk'ın anadır çünkim bilesin inayeti.

"Haydar-ı Kerrâr", "Şâh-ı Merdân" sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesaret ile de örnek alınmıştır. Onun İslâm'ın yayılması için canı ve malı ile gayret göstermesi, talip ve dervişlere örnek olmuştur. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak Cenknâmeler'e konu edilmiştir. Yemînî, Fazîletnâme'sinde onun İslâm'ın yayılması İçin yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle anlatır:


Nice putperest ehl- zünnâr (Hıristiyan)
Dîn-i Ahmed'e eylediler ikrar

Nice ger zât kişi ateşperesti
Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı

Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr Muhammed dînine etmiştir ikrar.
Hz. Ali İslâm'ı, doğduğu bölgenin dışına götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri'ye, bütün Gazî'lere ve Alp'lere örnek olmuştur.

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, hikmetlerinde Ehl-i Beyt sevgisini işlemiş bir Hak âşığıdır. O, İslâm'ın yeryüzüne yayılması sürecine önemli katkılarda bulunan Hz. Ali'nin kahramanlıklarını şöyle destanlaştırmıştır:
Sıfat kalsam Ali şîr-i Hüdâ'dur, Ki şemşîr birle kâfiri kıradur. Ali islâm üçün kanlar yutadur, Ki İslâm tuğını muhkem tutadur.

Hadîs olarak rivayet edilen ve Hz. Ali'nin kahramanlığını anlatan; "Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr" metni
tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme'lere "redif"
Yeniçeri Ocağı'nın sancağına "sembol" olmuştur.
"Fetâ (genç, yiğit, kahraman)" kelimesinden türetilmiş olan "fütüvvet", Hz. Ali'nin ilim, cesaret, kahramanlık ve ahlâkını sembolize eden bir kavramdır. Vîrânî Baba, Lâ fetâ illâ Ali redifli bir dörtlüğünde, haşir sırasındaki kurtuluşu, Hz. Ali'ye tâlib olmaya bağlamaktadır:

Gel dilersen tâlibseb bulmaya ömr-ü necat,
Görüne rûşen gözüne âlem içre müşkilât,
Hayy olasın haşr olunca içesin Âb-ı Hayât,
Vird edip söyle dilinde lâ fetâ illâ Ali,


Fütüvvetin sıfatları Allah'ın isimleri, yapraklan Peygamberlerin isimleri, yemişi mü'minin sıfatı, kökü vahdet, dalları hilim, meyvesi ilimdir.
Fütüvvetnâme ve Erkânnâme'lerde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline, beline
2. Diline sahip olmak (edeb)
3. Aşına, işine
4. Eşine sahip olmak (erkân)
5. Küşâde-i Pîşânî
6. Küşâde-i dil
7. Küşâde-i hınca olmak
8. Hamûş olmak
9. Ayıp pûş olmak
10. Zehir nûş olmak
11. Sofrası, alnı ve gönlü açık olmak
12. Gazabını yutmak, gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek.

Fukara-i Abdal
05-01-2008, 12:18 PM
Bektaşî dervişi, fütüvvetin Peygamberlerde şu sıfatlarla tezahür ettiğini kabul eder ve Peygamberleri fütüvvetle alakalı davranışları açısından da örnek alır. Hz. Adem'de saf yüreklilik, Hz. Nuh'da kurtarıcılık, Hz. İbrahim'de cömertlik, Hz. Musa'da vefakârlık, Hz. Dâvud'da gerçeklik, Hz. Ya'kub'da gözü yaşlılık, Hz. Eyyûb'da sabırlılık, Hz. isa'da insanlık, Hz. Muhammed'de merhamet. Hz. Ali'de ise, ilim ve cesaret olarak tezahür etmiştir.


Hz. Ali'nin fütüvveti ile ile ilgili yaşanmış örneklerin sunulduğu en önemli eserler, kuşkusuz Cenknâme'lerdir.1 Cenknâmeler, tekke ve dergâhlarda yoğun bir şekilde okunmuş, Hz. Ali'nin İslâm'ın yayılması için yaptığı mücâdeleleri anlatan menkîbeler, dervişlerin zihin ve gönüllerine kazınmıştır. Dervişlerdeki cesaret, kahramanlık, fedâkârlık ve vefakârlık gibi duyguların gelişmesinde bu menkîbelerin tesiri büyük olmuştur. Bektaşî tekkelerinde, Hz. Ali ile ilgili olan ve çok okunan kitaplar şunlardır: Fazîletnâme (Hz.Ali'nin kerametleri anlatılmaktadır) Hutbetü'l Beyân (Hz. Ali'nin sözleri yazılıdır), Emirname (Hz. Ali'nin Mâlik bin Eşter'e yazdığı mektup)
Bektaşî dervişinin zihninde Hz. Ali, dîn ve îmanla özdeşleşmiştir. Onun ahlâkını örnek alanlar, örnek olmuşlardır.


Ehl-i Beyt'in diğer bir mensubu Hz. Fâtıma olup Hz. Peygamber'in en küçük kızıdır. Hz. Peygamber'e vahy gelmesinden beş yıl sonra, mîlâdî 615 yılında dünyaya gelmiştir. Ona, Fâtıma (kesilmiş) isminin verilmesinin sebebi, Allah'ın onu ve onu seven dostlarını ateşten (Cehennem'den) kesmiş olmasıdır. Hz. Muhammed, bir hadîsinde sevgili kızı Fâtıma hakkında şunlan söylemiştir: "Hakîkaten Allah, kızım Fâtıma'yı ve onun evlâtlarını ve onları sevenleri ateşten uzaklaştırmıştır." Kendisine "beyaz, parlak ve aydın yüzlü kadın" anlamına gelen "Zehra" da denilmiştir. "Betül" denmesinin sebebi ise, kendi zamanının kadınlarından fazîlet, din ve soyluluk yönünden ayrılmış (ve seçkinlik kazanmış) olmasıdır.
Hz. Peygamber, mü'minlerin gönlüne Hz. Fâtıma sevgisinin yer ermesinde önemli bir yeri olan bir başka hadîsinde de, şöyle söylemiştir: "Kızım Fâtıma, geçmiş, gelecek, bütün kadınlardan üstündür. O, vücûdumun bir parçası, gözümün nuru ve kalbimin meyvesidir."


Peygamberimizin soyu, Hz. Fâtıma'nın çocuklarıyla devam etmiştir. Hz. Hasan'in soyundan gelenlere; "şerîf", Hz. Hüseyin'in soyundan gelenlere ise "seyyid" denmiştir. Hz. Peygamber'in, torunları Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i çok sevdiğini ve bu sevgisini de açıkça ifade ettiğini kaynaklar nakletmektedir. Sık sık, Hz. Hasan'ı sağ yanına, Hz. Hüseyin'i de sol yanına alarak, onlarla birlikte namaz kılmış, namaz sırasında onların sırtına, omuzuna çıkmasına ses çıkarmamıştır. Selam verdikten sonra, onları kucağına alarak, öpüp koklamış; "Allah'ım! Ben bu ikiyi (Hasan ve Hüseyin'i) severim ve onları seven kimseyi de severim" buyurmuştur. Bir gün, Hz.Peygamber minberde hutbe okurken, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin, düşe kalka mescide gelmişlerdir. Hz. Peygamber, konuşmasını yarıda keserek, aşağı inmiş, onları yanına oturtarak, konuşmasını kaldığı yerden sürdürmüştür. Ama ne acı ki, Peygamber çiçeği olan bu iki yiğit, fitne ve tefrikalara kurban edilerek şehit edilmişlerdir. Bununla birlikte, onların soyundan gelen seyyid ve şerîfler, Fâtıma ananın emânetleri olarak görülmüş, her zaman sevgi ve saygıya mazhar olmuşlardır.


Yunus Emre, gönlündeki Ehl-i Beyt sevgisini mısralara şu kelimelerle taşımıştır:

Şehîdlerin ser çeşmes
evliyanın bağrı başı,
Fatma ana gözü yaşı
Hasan ile Hüseyin'dir.

Hazret Ali babaları,
Muhammed'dir dedeleri,
Arşın iki gölgeleri
Hasan ile Hüseyin'dir.

Vîrânî Baba bir başka şiirinde ise yine Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyt'e olan sevgi ve bağlılığını şöyle dile getirmektedir:


Şehâdet vermişem ben Mustafâ'ya,
Gulâmım can u dilden Murtazâ'ya,
Ali evlâdının hak bendesiyem,
Muhibbem şah Hasan Hulk-i Rızâ'ya.

Alevî-Bektâşî geleneğinde Hazret-i Peygamber'in, ümmetinin selâmeti ve İslâm'ın evrensel değerlerinin devamı için Hazret-i Hüseyin'i kurban verdiğine inanılmaktadır. Bunun nedeni "Hazret-i Hüseyin zulme başkaldınp, adaleti temin etmek için Kûfe'ye yönelmeseydi İslâm bugünlere kadar ulaşamayacaktı" anlayışıdır. Herhangi bir nedenle kurban kesilirken (tığlanırken) okunan duada, Hazret-i Hüseyin'in ismi anılmaktadır. Bir kurban duası şöyledir: "Bismişâh Allah Allah. Tekbîr-i nida, fermân-ı Hüdâ, kurban-ı Muhammed Mustafâ, nûr-ı dîde-i Aliyye'l-Murtazâ, ciğerpâre-i Fâtımate'z-Zehrâ, can fedâ-yı şâh-ı Hüseyn-i Kerbelâ"


Sonuç olarak Hânedân-ı Ehl-i Beyt gönül sultanlarıdır. Onların Hazret-i Peygamber'in incelik, zerâfet, şefkat ve merhametini yansıtan hoş söz ve davranışları inanan ve inanmayan insanları derinden etkilemiş, pek çok insan İslâm'ın bu hoş meltemine kendisini bırakarak aşk ve şevk denizinde zevkli yolculuklara girişmiştir. Hesap ve kitaba gelmeyen, zaman ve mekâna sığmayan nice güzellikler Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisinin yaşandığı dönemlerde milletimizi ve insanlığı kuşatmıştır.

Hoca Ahmed Yesevî, Hacı Bektâş Velî, Seyyid Nesîmî, Yemînî, Hacı Bayram Velî, Mevlâna * Celâleddin-i Rûmî, Yunus Emre, Âşık Vîrânî ve Niyâzî Mısrî gibi Hak âşıkları bu gerçeği insanlara anlatmaya kendilerini adamışlar, bu mesleğe ömürlerini vermişlerdir. Onların Hak sözleri insanların gönül kilitlerini açmış, ulaştıkları coğrafyalarda kurtla kuzu kucaklaşmıştır. îmândan gümân ayrılmış, akıl tahtasından yapılan gemilerin yelkenleri aşk yeliyle dolunca, sulh ve sükûn sahillerine selâmet içerisinde ulaşılmıştır. Hayatlarının her anını Hakk'a doğru yürümekle geçiren Ehl-i Beyt nesli, cedlerinin dîni İslâm'ı yedi iklim dört kıtaya taşımışlar, vücûd şehirlerinin Ka'besi olan kalpleri kılıç kullanmadan fethetmişlerdir. Yazdıkları eserlerdeki aşk ve sevgiyi dile getiren cümleler, beyitler anlaşılmayı ve anlatılmayı beklemektedir.


Dipnotlar
Ahzâb. 33/33.
Tirmizî. Menâkıb, 3714.,
Tirmizî. Menâkıb, 3722.,
Taberânî, el-Mecmeu'1-Kebîr, no: 2630.
5 Bkz. Tirmizî, Menâkıb, 77, 3790.
Aşık Vîranî Divanı, s. 110.
Yemînî, Fazîletnâme, İsmail Ozmen, Alevî-Bektaşî Şiirleri Antolojisi, c. II., ss. 52-100, s. 92.
Hoca Ahmed Yesevî, Dîvân-ı Hikmet, haz. Hayati Bice, Ankara, 1993, T. D. V. Yayını, s. 56.
Hadîs olarak rivayet edilen bu metin hakkında yapılan tartışmalarla ilgili olarak bkz. el-Aclûnî, Keşfü'1-Hafâ, c. II., s. 363.,
Zülfikârnâme örneği için bkz. Bedri Noyan, Bütün Yönleriyle Bektaşîlik ve Alevîlik, cilt III., s. 257. ,
Âşık Vîranî Divanı, s. 84
Koca, Melâmî-Bektâşî Metaforunda İrşâd Paradigması Mürg-i Dil, s. 229.
Bkz. ibrahim Arslanoğlu, Yazarı Belli Olmayan Bir Fütüvvetnâme, Ankara, 1997, Kültür Bakanlığı Y,, s. 40.
Koca, a.g.e., s. 231.
Cenknâmeler hakkında bkz. İsmet Çetin, Türk Edebiyatında Hz. Ali Cenknâmeleri, Ankara, 1997, Kültür Bakanlığı Y
Bkz. Yemînî, Fazîletnâme, Veliyettin Ulusoy Özel Kütüphanesi.,
Hutbetü'l-Beyân ve Emirname, İmam Ali Buyruğu olarak bilinen eserin içinde bölümler halinde bulunmaktadır. Bkz. İmam Ali Buyruğu (Nehcü'l-Belâğa), haz. Abdûlbâki Gölpmarlı, İstanbul, 1972, Yeni Şark Maârif Kütüphanesi.
Bkz. el-Müttakîel-Hindî. Kenz'ül-Ummâl, c. VI, s. 219.
Bkz. en-Nihâye, "Betele" maddesi.
Meclisi, Bihârü'l-Envâr. c. 28, s. 37.
Bkz. el-Hindî, Kenzu 1-Ummâl, c. XIII, s. 648.
Yunus Emre Dîvânı, İstanbul, 1954. Maarif
18 19 20 21 22
Kitaphanesi. s. 274.
Âşık Vîranî Divanı, s. 31-32.

ferhat_gs
12-07-2008, 09:47 AM
Umut abi yazı için çok sağol...
Yazıda yunus a ait olduğu bahsedilen şiir onun mu acaba?Bir bilgin var mı

Fukara-i Abdal
13-07-2008, 10:05 PM
Umut abi yazı için çok sağol...
Yazıda yunus a ait olduğu bahsedilen şiir onun mu acaba?Bir bilgin var mı

Yıllardır bir çok yerde söylenen Yunus Emre'ye Ait olan bir nefestir tabiki Bu Yunus Tapduk Emre'nin Yunus'udur.

messibjk34
14-07-2008, 12:52 AM
Güzel Bir Paylaşım Umut Hak Emeklerine Zeval Vermeye

Kizilbas 66
29-12-2008, 11:43 AM
[B]

Doç. Dr. Osman Eğri

Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyes




Alintilarini yaptiginiz kisilerin
üc bes süslü yazilarina degil
niyetlerine ,amaclarina
bakmaniz önemlidir...


Asagida Osman Egri den inciler ..
bir bakin ve
Asimilasyonculari taniyin...




ÇORUM İSKİLİP İBİK KÖYÜ VE



ÇORUM İLAHİYAT FAKÜLTESİ



Alevi köylerine cami yaparak ve sünni imam atayarak devlet eliyle yürütülen asmilasyon planının Orta Anadolu’da yoğun olarak icra edildiği bir merkez de Çorum’dur. Çorum’un Alevi köylerinin yarıya yakınına son 30 yıl içerisinde cami yapılması yoluna gidilmiştir. Çorum İlahiyat Fakültesi Alevilerin asimilasyonunda etkin bir görev yapmaktadır. İşte bir örnek: İbik Köyü.



1970’lere kadar Hacı Bektaş Dergahından icazetli Osmancık Mehmet Dede tekkesine bağlı dedelerin gelip cem yürüttüğü köy hızla sünnileşme yoluna girer. Köye iki ayrı cami yaptırılır. Köy çocukları kuran kursuna, imam hatip okullarına gönderilmeye teşvik edilir. Köyden 74 yaşındaki Hüseyin Gökçen anlatıyor “eskiden bizim dedeler gelirdi. Biz ramazan tutmaya başladık. Dedeler bu oruç bizim değil derlerdi. Kızıp karşımızdaki Eşençay köyüne giderlerdi. Biz de oruçta bizim, namazda bizim derdik. İki camimiz var, cemevi istemez herkes camiye gidiyor.[7][7]



Bu köy üzerinde özel olarak çalışıldığı ve asimilasyonda sonuç alındığı görülüyor. Çorum İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden ve bölgede yürütülen asimilasyonun faillerinden Osman Eğri de İbik Köylülerinin Sünniliğe gösterdiği eğilimi bir övünç vasıtası olarak belirtiyor.[8][8]




ASİMİLASYON İÇİN KILAVUZ



İlahiyatçı Osman Eğri işi daha da ileri götürerek “Alevi Köylerinde Din Hizmetleri Nasıl Yapılabilir?��? başlıklı bir de kılavuz yazmıştır.[9][9] Söz konusu kılavuzda Alevi köylerine atanan imamlara Alevi köylüleri nasıl Sünnileştirecekleri yönünde yol gösterilmektedir. Bu kılavuzda müftülüklere ve Alevi köylerinde imamlık yapacak Sünni hocalara şu önerilerde bulunulmaktadır:



“1.Alevi köylerine cami yapımı teşvik edilmeli, cami yapımı konusunda devletten yardım sağlanmalıdır.



2.Alevilerin yoğun olarak yaşadığı Çorum, Amasya, Sivas,Tokat, Malatya, Maraş, Erzincan, Tunceli gibi illerdeki müftülükler bu konuyu (Alevilerin asimilasyonunu demek istiyor) merkeze alarak reorganize olup, aktif bir şekilde çalışabilirler.



3.Bu illerdeki ilahiyat fakülteleri, il ve ilçe müftülükleri işbirliği içinde Alevilerin önde gelen insanlarıyla, bölgede sayılan ve sevilen sözü dinlenen dede ve babaları kuşatarak, onların kafalarını karıştırarak, etki altında bırakarak, manevi cebir uygulayarak bu kişilerin toplum üzerindeki etkisinden yararlanabilir ve amaçlarına alet edebilirler.



4.Müftülükler Alevi köylerine yönelik olarak “irşat ekipleri��? (asimilasyon demek istiyor) görevlendirebilirler.



5.Yol, su, kanalizasyon gibi köye yönelik hizmetler imamlar aracılığıyla, onların bir eseri olarak sağlanmaya çalışılabilir. (Yani Aleviler hizmet isteyince cami ve imam şartı getirilmelidir demek istiyor.)



Osman Eğri’nin kılavuzu Aleviliğe yönelik resmi otorite tarafından sürdürülen asimilasyon uygulamalarının pervasızca alenileşmesidir. Asimilasyon zihniyetinin sınır tanımazlığının açık bir örneğidir. Ayrıca bilim üreten üniversitenin asimilasyonda nasıl görev aldığına ilişkin samimi bir itiraftır.


illegal
29-12-2008, 12:01 PM
yeterki icinde bir alevi kelimesi gecen birseyler ve görünüsüde olumlu olsun
hemen alevilerin bas taci olur yaptigi eylemler anlatila anlatila bitirilemez

ELBETTEKI SÖZÜM sana degil umut ama biraz dikkatli olmak lazim

mhp bugün aleviler icin agziyla kus yakalama yarisina girmis buna secim derdi dersin baska seyler dersin
siyasi konularda degil her konuda
sence mhp ne kadar dikkate alinabilir bir zihniyet ve anlayistir
bir iki güzel laf etmis cümle yazmis diye ona itibar etmek icin onun gelmisini gecmisini sorgulamak lazim

Fukara-i Abdal
29-12-2008, 10:17 PM
Aslında NİYETİ belli ama oradaki yazısını bir kaynaktan alıntı yaptım içerisindeki yazılar doğru gibi geldi tabiki baska kaynaklardanda okudum SUNNİ olduğu için bu tip davranışları doğal ..

Kizilbas 66
30-12-2008, 02:52 AM
SUNNİ olduğu için bu tip davranışları doğal ..



Sevgili can..

Bu adam SÜNNi Degil...

Alevi kökenli ..

Ancak..

Bilirsin ki..

Dönenin kilici daha keskin olurmus..........

Fukara-i Abdal
30-12-2008, 03:11 AM
Sevgili can..

Bu adam SÜNNi Degil...

Alevi kökenli ..

Ancak..

Bilirsin ki..

Dönenin kilici daha keskin olurmus..........

Hımmmmmmmmm

bir kac Kitabında Direk Ramazan ile Namazı Savunduğu gordum ...

EEEeee

GEl me Gelme Dönme Dönme !