Fukara-i Abdal
05-01-2008, 12:14 PM
ehl-i Beyt Muhabbeti
Doç. Dr. Osman Eğri
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in ailesidir. "Ey Peygamber'in Ehl-i Beyt'i! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip, tertemiz yapmak ister" âyeti nazil olduğunda, ashabın Peygamber Efendimiz'e Ehl-i Beyt'in kim olduğunu sormaları üzerine, Allah Resulü Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i yanına çağırarak, abasının altına almış ve onların Ehl-i Beyt'i olduğunu ifade etmiştir. Bu olay nedeniyle Ehl-i Beyt, "Al-i Aba" olarak da isimlendirilmektedir. Kültürümüzde ise Al-i Abâ, "beş esma" şeklinde telaffuz edilmiştir.
Onlar Hazret-i Peygamber'in hayatına yakından şahit olan, sürekli onun terbiyesi ve kontrolü altında yetişen ve sonuç olarak da Hazret-i Peygamber'in örnek ahlâkını en güzel şekilde yansıtan şahsiyetlerdir. Bu bakımdan Hazret-i Muhammed'e giden en kestirme yol Ehl-i Beyt'ten geçmektedir. Ehl-i Beyt'e sırtını dönen bir kişinin Allah Rasûlü'ne yüzünü dönmesi mümkün değildir. Onların en önemli özelliği ise yukarıdaki âyette Allah Teâlâ'nın buyurduğu üzere; kudret-i ilâhî eseri olarak pâk ve tertemiz bir nesil olmalarıdır. Öylesine paktırlar ki zenginlerin servetlerinin kiri olan zekât, fitre ve sadakayı kabul etmemişlerdir. Yemeyip yedirmenin, giymeyip giydirmenin ve yaşatma şevkiyle ölmenin sembolü olmuşlardır.
Hz. Ali, sağlığında Hz. Muhammed'in övgüsüne mazhar olmuş bir sahâbî, Hz. Peygamber'in amcasının oğlu ve damadıdır. "Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur Yâ Ali! Sen dünyada da âhirette de benim kardeşimsin" "Her Peygamber'in nesli kendisinden, benimkisi ise Ali'den olacaktır" hadîsleri, Hz. Ali'nin Hz. Peygamber tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir. Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi sadece övmekle kalmamış, kendisinden devam edeceğini söylediği nesli olan Ehl-i Beyt'ini, Kur'an'la birlikte insanlara mîrâs bırakmıştır.
Hz. Peygamber'in bu mesajı, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali'ye karşı derin ve güçlü bir muhabbet beslenilmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi'ni derinden etkilemiştir. Onun ilmi, adaleti, ahlâkı, zühd ve takvası, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Bektaşî dervişleri, gerekse diğer tarikat erbabınca, Hz. Ali'ye "Şâh-ı Velayet", "Sultân'ül-Evliyâ" lâkabları uygun görülmüştür.
Âşık Vîrânî'ye göre, Hz. Ali'ye duyulan sevgi, Allah'ın inayetine sebeptir. Çünkü, velayet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allah'a giden yolların öğreticisi olmuştur:
Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velayeti.
Hakk'ın anadır çünkim bilesin inayeti.
"Haydar-ı Kerrâr", "Şâh-ı Merdân" sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesaret ile de örnek alınmıştır. Onun İslâm'ın yayılması için canı ve malı ile gayret göstermesi, talip ve dervişlere örnek olmuştur. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak Cenknâmeler'e konu edilmiştir. Yemînî, Fazîletnâme'sinde onun İslâm'ın yayılması İçin yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle anlatır:
Nice putperest ehl- zünnâr (Hıristiyan)
Dîn-i Ahmed'e eylediler ikrar
Nice ger zât kişi ateşperesti
Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı
Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr Muhammed dînine etmiştir ikrar.
Hz. Ali İslâm'ı, doğduğu bölgenin dışına götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri'ye, bütün Gazî'lere ve Alp'lere örnek olmuştur.
Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, hikmetlerinde Ehl-i Beyt sevgisini işlemiş bir Hak âşığıdır. O, İslâm'ın yeryüzüne yayılması sürecine önemli katkılarda bulunan Hz. Ali'nin kahramanlıklarını şöyle destanlaştırmıştır:
Sıfat kalsam Ali şîr-i Hüdâ'dur, Ki şemşîr birle kâfiri kıradur. Ali islâm üçün kanlar yutadur, Ki İslâm tuğını muhkem tutadur.
Hadîs olarak rivayet edilen ve Hz. Ali'nin kahramanlığını anlatan; "Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr" metni
tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme'lere "redif"
Yeniçeri Ocağı'nın sancağına "sembol" olmuştur.
"Fetâ (genç, yiğit, kahraman)" kelimesinden türetilmiş olan "fütüvvet", Hz. Ali'nin ilim, cesaret, kahramanlık ve ahlâkını sembolize eden bir kavramdır. Vîrânî Baba, Lâ fetâ illâ Ali redifli bir dörtlüğünde, haşir sırasındaki kurtuluşu, Hz. Ali'ye tâlib olmaya bağlamaktadır:
Gel dilersen tâlibseb bulmaya ömr-ü necat,
Görüne rûşen gözüne âlem içre müşkilât,
Hayy olasın haşr olunca içesin Âb-ı Hayât,
Vird edip söyle dilinde lâ fetâ illâ Ali,
Fütüvvetin sıfatları Allah'ın isimleri, yapraklan Peygamberlerin isimleri, yemişi mü'minin sıfatı, kökü vahdet, dalları hilim, meyvesi ilimdir.
Fütüvvetnâme ve Erkânnâme'lerde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline, beline
2. Diline sahip olmak (edeb)
3. Aşına, işine
4. Eşine sahip olmak (erkân)
5. Küşâde-i Pîşânî
6. Küşâde-i dil
7. Küşâde-i hınca olmak
8. Hamûş olmak
9. Ayıp pûş olmak
10. Zehir nûş olmak
11. Sofrası, alnı ve gönlü açık olmak
12. Gazabını yutmak, gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek.
Doç. Dr. Osman Eğri
Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi
Ehl-i Beyt, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in ailesidir. "Ey Peygamber'in Ehl-i Beyt'i! Şüphesiz Allah, sizden kusuru giderip, tertemiz yapmak ister" âyeti nazil olduğunda, ashabın Peygamber Efendimiz'e Ehl-i Beyt'in kim olduğunu sormaları üzerine, Allah Resulü Hz. Ali, Hz. Fâtıma, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i yanına çağırarak, abasının altına almış ve onların Ehl-i Beyt'i olduğunu ifade etmiştir. Bu olay nedeniyle Ehl-i Beyt, "Al-i Aba" olarak da isimlendirilmektedir. Kültürümüzde ise Al-i Abâ, "beş esma" şeklinde telaffuz edilmiştir.
Onlar Hazret-i Peygamber'in hayatına yakından şahit olan, sürekli onun terbiyesi ve kontrolü altında yetişen ve sonuç olarak da Hazret-i Peygamber'in örnek ahlâkını en güzel şekilde yansıtan şahsiyetlerdir. Bu bakımdan Hazret-i Muhammed'e giden en kestirme yol Ehl-i Beyt'ten geçmektedir. Ehl-i Beyt'e sırtını dönen bir kişinin Allah Rasûlü'ne yüzünü dönmesi mümkün değildir. Onların en önemli özelliği ise yukarıdaki âyette Allah Teâlâ'nın buyurduğu üzere; kudret-i ilâhî eseri olarak pâk ve tertemiz bir nesil olmalarıdır. Öylesine paktırlar ki zenginlerin servetlerinin kiri olan zekât, fitre ve sadakayı kabul etmemişlerdir. Yemeyip yedirmenin, giymeyip giydirmenin ve yaşatma şevkiyle ölmenin sembolü olmuşlardır.
Hz. Ali, sağlığında Hz. Muhammed'in övgüsüne mazhar olmuş bir sahâbî, Hz. Peygamber'in amcasının oğlu ve damadıdır. "Ben kimin dostu isem, Ali de onun dostudur Yâ Ali! Sen dünyada da âhirette de benim kardeşimsin" "Her Peygamber'in nesli kendisinden, benimkisi ise Ali'den olacaktır" hadîsleri, Hz. Ali'nin Hz. Peygamber tarafından ne kadar sevildiğini göstermektedir. Hz. Peygamber, Hz. Ali'yi sadece övmekle kalmamış, kendisinden devam edeceğini söylediği nesli olan Ehl-i Beyt'ini, Kur'an'la birlikte insanlara mîrâs bırakmıştır.
Hz. Peygamber'in bu mesajı, tekke ve dergâhlarda iyi algılanarak, Hz. Ali'ye karşı derin ve güçlü bir muhabbet beslenilmiştir. Hz. Ali, İslâm Tasavvuf Düşüncesi'ni derinden etkilemiştir. Onun ilmi, adaleti, ahlâkı, zühd ve takvası, sûfiler tarafından örnek alınmasını beraberinde getirmiştir. Gerek Bektaşî dervişleri, gerekse diğer tarikat erbabınca, Hz. Ali'ye "Şâh-ı Velayet", "Sultân'ül-Evliyâ" lâkabları uygun görülmüştür.
Âşık Vîrânî'ye göre, Hz. Ali'ye duyulan sevgi, Allah'ın inayetine sebeptir. Çünkü, velayet kabzasını elinde tutan Hz. Ali, Allah'a giden yolların öğreticisi olmuştur:
Her kim ki sever cân ile Şâh-ı Velayeti.
Hakk'ın anadır çünkim bilesin inayeti.
"Haydar-ı Kerrâr", "Şâh-ı Merdân" sıfatlarıyla da anılan Hz. Ali, ilmi yanında cesaret ile de örnek alınmıştır. Onun İslâm'ın yayılması için canı ve malı ile gayret göstermesi, talip ve dervişlere örnek olmuştur. Özellikle savaşlarda gösterdiği kahramanlıklar, destanlaştırılarak Cenknâmeler'e konu edilmiştir. Yemînî, Fazîletnâme'sinde onun İslâm'ın yayılması İçin yaptığı fedâkârlık ve kahramanlıkları şöyle anlatır:
Nice putperest ehl- zünnâr (Hıristiyan)
Dîn-i Ahmed'e eylediler ikrar
Nice ger zât kişi ateşperesti
Yıkıp tahtın yüzünü yere bastı
Zülfikâr korkusundan ehl-i zünnâr Muhammed dînine etmiştir ikrar.
Hz. Ali İslâm'ı, doğduğu bölgenin dışına götüren bir îman cengâveridir. Bu yönüyle, Allah uğrunda savaşan Yeniçeri'ye, bütün Gazî'lere ve Alp'lere örnek olmuştur.
Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî, hikmetlerinde Ehl-i Beyt sevgisini işlemiş bir Hak âşığıdır. O, İslâm'ın yeryüzüne yayılması sürecine önemli katkılarda bulunan Hz. Ali'nin kahramanlıklarını şöyle destanlaştırmıştır:
Sıfat kalsam Ali şîr-i Hüdâ'dur, Ki şemşîr birle kâfiri kıradur. Ali islâm üçün kanlar yutadur, Ki İslâm tuğını muhkem tutadur.
Hadîs olarak rivayet edilen ve Hz. Ali'nin kahramanlığını anlatan; "Lâ fetâ illâ Ali lâ seyfe illâ Zülfikâr" metni
tekkelerde zevkle okunan Zülfikârnâme'lere "redif"
Yeniçeri Ocağı'nın sancağına "sembol" olmuştur.
"Fetâ (genç, yiğit, kahraman)" kelimesinden türetilmiş olan "fütüvvet", Hz. Ali'nin ilim, cesaret, kahramanlık ve ahlâkını sembolize eden bir kavramdır. Vîrânî Baba, Lâ fetâ illâ Ali redifli bir dörtlüğünde, haşir sırasındaki kurtuluşu, Hz. Ali'ye tâlib olmaya bağlamaktadır:
Gel dilersen tâlibseb bulmaya ömr-ü necat,
Görüne rûşen gözüne âlem içre müşkilât,
Hayy olasın haşr olunca içesin Âb-ı Hayât,
Vird edip söyle dilinde lâ fetâ illâ Ali,
Fütüvvetin sıfatları Allah'ın isimleri, yapraklan Peygamberlerin isimleri, yemişi mü'minin sıfatı, kökü vahdet, dalları hilim, meyvesi ilimdir.
Fütüvvetnâme ve Erkânnâme'lerde fütüvvetin on iki şartı olduğu ifade edilmiştir: 1. Eline, beline
2. Diline sahip olmak (edeb)
3. Aşına, işine
4. Eşine sahip olmak (erkân)
5. Küşâde-i Pîşânî
6. Küşâde-i dil
7. Küşâde-i hınca olmak
8. Hamûş olmak
9. Ayıp pûş olmak
10. Zehir nûş olmak
11. Sofrası, alnı ve gönlü açık olmak
12. Gazabını yutmak, gördüğünü örtmek, görmediğini söylememek.