Fukara-i Abdal
05-01-2008, 11:57 AM
HZ. MUHAMMED SEVGİSİKazım Çiçek Edebiyat Öğretmeni, Araştırmacı
Bir olan ve birlik olan canlar, tevhîd kelimesi olan Lâ ilahe illallah 'ı hep birlikte büyük bir aşk ve heyecanla söylerken, Muhammed Mustafâ'nın ismi anıldığında, ellerini göğüslerine koyarak derin bir vecd ve saygı içerisinde ona salavât getirirler.
Zâkirlerin on iki imamların isimlerini okudukları düvaz imamlar İslâm Peygamber'inin evlâdına olan bağlılığı ve yakınlığı ifade etmektedir.
Mürşid durumundaki dede ve babalara bağlı bulundukları dergâh tarafından verilen ve irşâd için yetkili kılındıklarını belirten İcazetname 'lerin hemen hepsinin başında "nasrun mina'llâhi vefethün karîb ve beşşiri'l-mü'minîn yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Alf'1 ifadesi yer alır. Bu İslâm'ın şiarı olan bu üç ismi dilde ve gönülde bir arada tutmak içindir. Yardımın Allah'tan geldiğini, fethin de yakında bulunduğunu ifade eden bu âyet, pîr ve mürşidlerin kilitli gönülleri açarken müracât ettikleri bir anahtar olmuştur. İcazetnamelerim ellerine alan, Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini kalplerine yerleştiren gönül sultanları yedi iklim, dört kıtaya hakikat çerağını götürmüşlerdir. Fethi müjdeleyen âyetle birlikte telaffuz edilen yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Ali söylemi kalelerden önce gönülleri fethetmeyi başarmış, hakîkata susamış binlerce, milyonlarca gönül bu sayede İslâm'ın güzelliğiyle tanışma şerefine kavuşmuştur.
Seyyid Hüseyin Gâzî ve Seyyid Battal Gâzî'nin yolundan giden alp-eren ve gâzî-dervişlerin kaleleri fethetmek amacıyla gerçekleştirdikleri fütuhat hareketlerinde en başta gelen teşvik edici unsur hiç kuşkusuz aynı sevgidir. Milletimiz barış anında da, savaş anındada Hak-Muhammed-Ali aşkına yaşamış, bir olup birlik olup; ebed-müddet devam eden devletler kurmuş ve yaşatmıştır.
Allah adı ile başlayan Gülbânk-i Muhammedi'ler Hazret-i Peygamber'in nuru ve Hazret-i Ali'nin keremi üzerine inşa edilmiştir. Harp meydanlarında "ölürsem şehid, öldürürsem gâzî olurum" diyerek düşman üzerine yürüyen Yeniçeri'nin dilinde ve gönlünde Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi bulunmaktadır:
"Bism-i Şah, Allah Allah!... İllallah!... Baş üryan, sine püryân, kılıç al kan... Bu meydanda nice başlar kesilür, olmaz hiç soran. Eyvallah, eyvallah... Kahrımız, kılıcımız, düşmana ziyan, kulluğumuz pâdişâha ayan. Üçler, beşler, yediler, kırklar. Gülbank-i Muhammedi, Nûr-u Nebi, Kerem-i Alî, Pirimiz Hünkârımız Hacı Bektâş Velî demine devrânına Hû diyelim! Hû."
Bektaşîlikte altı çizilen en önemli kavramlardan birisi Hz. Muhammed sevgisidir. Tekke ve dergâhlarda dervişlere "rol modeli" olarak sunulan en önemli kişi; hiç şüphesiz İslâm Peygamberi, Hz. Muhammed olmuştur. Temel Bektaşî kaynaklarının hemen hepsi besmele, hamdele ve salvele ile başlamaktadır. Peygambere olan bağlılık, Hoca Ahmed Yesevî'den Yunus Emre'ye kadar pek çok mutasavvıfın işlediği önemli konular arasındadır.
Şeyh Safi Buyruğu'nda, Hz. Muhammed hakkında şu ifadeler yer almaktadır.
Yüz yirmi dört bin Nebi 'ye Muhammed oldu ser, Üç yüz on üç mürseller içinde oldurur server, Yüz yirmi dört velînin evrendesidir ol Şah, Nice mürseller eşiğinde afitâb çeker.
O, bütün nebîlerin ve velîlerin başıdır.
Bir Bektaşî ıçin, üstün niteliklere sahip bir Peygamber'e ümmet olmak, övünç kaynağıdır. Hz. Peygamber'e duyulan bu coşku hâli, pek çok Bektaşî şâiri tarafından mısralara taşınmıştır. Tâlib ve dervişlerin ezbere bildikleri bu şiirler, Hz. Peygamber hakkındaki duygusal yakınlık, saygı ve sevgiyi sürekli canlı tutmuştur.
Vîrânî, Hz. Peygamber'e duyduğu sevgi ve bağlılığı şöyle ifade etmektedir:
İki âlemde sultandır Muhammed,
' Habîb-i nûr-u Rahman'dır Muhammed,
Muhammed'dir şefi'i mü 'minânın,
Usûl-ü dîn ü îmandır Muhammed,
Muhammed'den iimîdin kesme dâim,
Cemi'i derde dermandır Muhammed,
Muhammed âlini kim sevmez ise,
Onlara külli düşmandır Muhammed.'
Niyâzî Mısrî, Hz. Peygamber hakkındaki düşüncesini daha da ileri boyutlara taşıyarak; insanlığı bir ağaca, diğer varlıkları yapraklara, Peygamberleri meyvelere, Hz. Muhammed'i ise ağacın tohumuna benzetmektedir:
Cihan bağında insan bir seçerdir gayriler yaprak, Nebiler meyvadır sen zübdesin yâ Rasûlallah.
Hz. Muhammed, iki âlemin şahıdır. Bütün güzelliklerin kaynağı olan Hz. Peygamber, Allah tarafından kullara vasıtasız olarak öğretilen ilim ve Allah'a ait sırlar anlamına gelen "ilm-i ledün"ün kaynağıdır. Alemin övüncü ve dînin şehsuvârıdır:
Fahri âlem şehsüvâr-ı mülk-i dîn,o
Mustafa hatm-i cemi-i mürselîn.
Hz. Peygamber, kaynaklarda sadece duygusal yönden konu edilmemiştir. Bilişsel boyutta da mesajlar verilerek, onun örnek kişiliğine dikkat çekilmiş; Bektaşî babaları, kendilerine ait eserlerde Hz. Peygamber'in şahsiyet özelliklerini ve ahlâkını da işlemişlerdir.
Bir olan ve birlik olan canlar, tevhîd kelimesi olan Lâ ilahe illallah 'ı hep birlikte büyük bir aşk ve heyecanla söylerken, Muhammed Mustafâ'nın ismi anıldığında, ellerini göğüslerine koyarak derin bir vecd ve saygı içerisinde ona salavât getirirler.
Zâkirlerin on iki imamların isimlerini okudukları düvaz imamlar İslâm Peygamber'inin evlâdına olan bağlılığı ve yakınlığı ifade etmektedir.
Mürşid durumundaki dede ve babalara bağlı bulundukları dergâh tarafından verilen ve irşâd için yetkili kılındıklarını belirten İcazetname 'lerin hemen hepsinin başında "nasrun mina'llâhi vefethün karîb ve beşşiri'l-mü'minîn yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Alf'1 ifadesi yer alır. Bu İslâm'ın şiarı olan bu üç ismi dilde ve gönülde bir arada tutmak içindir. Yardımın Allah'tan geldiğini, fethin de yakında bulunduğunu ifade eden bu âyet, pîr ve mürşidlerin kilitli gönülleri açarken müracât ettikleri bir anahtar olmuştur. İcazetnamelerim ellerine alan, Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisini kalplerine yerleştiren gönül sultanları yedi iklim, dört kıtaya hakikat çerağını götürmüşlerdir. Fethi müjdeleyen âyetle birlikte telaffuz edilen yâ Allah, yâ Muhammed, yâ Ali söylemi kalelerden önce gönülleri fethetmeyi başarmış, hakîkata susamış binlerce, milyonlarca gönül bu sayede İslâm'ın güzelliğiyle tanışma şerefine kavuşmuştur.
Seyyid Hüseyin Gâzî ve Seyyid Battal Gâzî'nin yolundan giden alp-eren ve gâzî-dervişlerin kaleleri fethetmek amacıyla gerçekleştirdikleri fütuhat hareketlerinde en başta gelen teşvik edici unsur hiç kuşkusuz aynı sevgidir. Milletimiz barış anında da, savaş anındada Hak-Muhammed-Ali aşkına yaşamış, bir olup birlik olup; ebed-müddet devam eden devletler kurmuş ve yaşatmıştır.
Allah adı ile başlayan Gülbânk-i Muhammedi'ler Hazret-i Peygamber'in nuru ve Hazret-i Ali'nin keremi üzerine inşa edilmiştir. Harp meydanlarında "ölürsem şehid, öldürürsem gâzî olurum" diyerek düşman üzerine yürüyen Yeniçeri'nin dilinde ve gönlünde Allah, Peygamber ve Ehl-i Beyt sevgisi bulunmaktadır:
"Bism-i Şah, Allah Allah!... İllallah!... Baş üryan, sine püryân, kılıç al kan... Bu meydanda nice başlar kesilür, olmaz hiç soran. Eyvallah, eyvallah... Kahrımız, kılıcımız, düşmana ziyan, kulluğumuz pâdişâha ayan. Üçler, beşler, yediler, kırklar. Gülbank-i Muhammedi, Nûr-u Nebi, Kerem-i Alî, Pirimiz Hünkârımız Hacı Bektâş Velî demine devrânına Hû diyelim! Hû."
Bektaşîlikte altı çizilen en önemli kavramlardan birisi Hz. Muhammed sevgisidir. Tekke ve dergâhlarda dervişlere "rol modeli" olarak sunulan en önemli kişi; hiç şüphesiz İslâm Peygamberi, Hz. Muhammed olmuştur. Temel Bektaşî kaynaklarının hemen hepsi besmele, hamdele ve salvele ile başlamaktadır. Peygambere olan bağlılık, Hoca Ahmed Yesevî'den Yunus Emre'ye kadar pek çok mutasavvıfın işlediği önemli konular arasındadır.
Şeyh Safi Buyruğu'nda, Hz. Muhammed hakkında şu ifadeler yer almaktadır.
Yüz yirmi dört bin Nebi 'ye Muhammed oldu ser, Üç yüz on üç mürseller içinde oldurur server, Yüz yirmi dört velînin evrendesidir ol Şah, Nice mürseller eşiğinde afitâb çeker.
O, bütün nebîlerin ve velîlerin başıdır.
Bir Bektaşî ıçin, üstün niteliklere sahip bir Peygamber'e ümmet olmak, övünç kaynağıdır. Hz. Peygamber'e duyulan bu coşku hâli, pek çok Bektaşî şâiri tarafından mısralara taşınmıştır. Tâlib ve dervişlerin ezbere bildikleri bu şiirler, Hz. Peygamber hakkındaki duygusal yakınlık, saygı ve sevgiyi sürekli canlı tutmuştur.
Vîrânî, Hz. Peygamber'e duyduğu sevgi ve bağlılığı şöyle ifade etmektedir:
İki âlemde sultandır Muhammed,
' Habîb-i nûr-u Rahman'dır Muhammed,
Muhammed'dir şefi'i mü 'minânın,
Usûl-ü dîn ü îmandır Muhammed,
Muhammed'den iimîdin kesme dâim,
Cemi'i derde dermandır Muhammed,
Muhammed âlini kim sevmez ise,
Onlara külli düşmandır Muhammed.'
Niyâzî Mısrî, Hz. Peygamber hakkındaki düşüncesini daha da ileri boyutlara taşıyarak; insanlığı bir ağaca, diğer varlıkları yapraklara, Peygamberleri meyvelere, Hz. Muhammed'i ise ağacın tohumuna benzetmektedir:
Cihan bağında insan bir seçerdir gayriler yaprak, Nebiler meyvadır sen zübdesin yâ Rasûlallah.
Hz. Muhammed, iki âlemin şahıdır. Bütün güzelliklerin kaynağı olan Hz. Peygamber, Allah tarafından kullara vasıtasız olarak öğretilen ilim ve Allah'a ait sırlar anlamına gelen "ilm-i ledün"ün kaynağıdır. Alemin övüncü ve dînin şehsuvârıdır:
Fahri âlem şehsüvâr-ı mülk-i dîn,o
Mustafa hatm-i cemi-i mürselîn.
Hz. Peygamber, kaynaklarda sadece duygusal yönden konu edilmemiştir. Bilişsel boyutta da mesajlar verilerek, onun örnek kişiliğine dikkat çekilmiş; Bektaşî babaları, kendilerine ait eserlerde Hz. Peygamber'in şahsiyet özelliklerini ve ahlâkını da işlemişlerdir.