Fukara-i Abdal
05-01-2008, 11:40 AM
Hz. İmam Hüseyin ve Kerbelâ
Hakkı Saygı Bektaşi Babası, Yazar
İslamiyette matem veya yas var mı, diye soruyorlar. Ben bunun cevabını Hazret-i Mevlana'nm şu sözleriyle vermek istiyorum:
Hz. Mevlana, Hakk'a yürümeden önce: "Ey benim sadık dostlarım! Sakın ola ki benim arkamdan yas tutup ağlamayasımz. Bu gece benim "Şeb-i Arûs" geçenidir" buyuruyor. Şeb-i Arûs, düğün gecesi, vuslat gecesi, yani sevgiliye kavuşma gecesidir.
Mevlana Hazretlerine göre, Allah'tan geldik, yine Allah'a döneceğiz. Çünkü insan, Tanrı'mn öz cevherinden yaratılmış, yani O'nun bir tecellisi olduğu için yine ona dönecektir. Hz. Mevlana bu dönüşü, düğün gecesi, vuslat gecesi olarak kabul eder. Mevlana Hazretlerinin kavuşmayı arzuladığı ise, âlemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Mevlana Hazretleri: "Benim için ağlamayın, yas tutmayın" diyor. Evet, Mevlana böyle diyor ama, şu içersinde bulunduğumuz ay, "Mah-ı Muharrem" ayıdır ve muharrem ayı, yüreği Ehl-i Beyt sevgisiyle yanan her Müslüman için bir matem günüdür. Bu günlerde içi Ehl-i beyt sevgisiyle dopdolu olan her Müslüman'ın, mahzun olduğu ve matemlerinin tazelendği günlerdir. Çünkü, bugünler: "Hz. Muhammed'in öperek, koklayarak, sevdiği ve omzunda taşıdığı sevgili torunu, Hazret-i İmam Hüseyin'in "Kerbelâ" denilen yerde, iktidar hırsıyla içi kararmış olan Muaviye'nin oğlu Yezid tarafından aile efradı ve yakın dostlarıyla birlikte şehit edildiği günlerdir.
Hz. İmam Hüseyin, mini mini yavrusu Ali Asgar, kucağında olduğu halde, savaş meydanına girdi ve düşman saflarının karşısında durup: "Ey Küfeliler! Beni buraya sizler çağırmadınız mı? Davet edenler sizler değil misiniz? Beni tanımıyor musunuz? Ben kimim Hz. Fatıma'ımn oğlu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber'inizin torunu değil miyim? Herhangi birinize benden bir zarar geldi de bunun intikamını mı alıyorsunuz? Hiç olmazsa şu kuca-ğımdaki yavruya acıyın ve ona bir yudum su verin" dedi.
O vakit karşı tarafın cevabı, bir ok
atarak, o mini mini yavruyu oklamak oldu. Elindeki yavruyu çadırlara getirip, Ehl-i Beyt kadınlarına teslim eden İmam Hüseyin, derhal kılıcım çekti ve düşman safîanna saldırıp, onlarla vuruşmaya başladı, her vurduğunu yere seriyordu.
Tam bu sırada gaipten bir ses: "Ey sevgilimin sevgilisi Hüseyin! Ben senden yiğitlik değil, şehadet bekliyorum. Sen ise yiğitlik göstermeye kalktın" diye sesleniyordu.
Bu hitabı duyan İmam Hüseyin, savaşmaktan vazgeçince, düşman askeri derhal etrafım sardı, mızrak ve kılıç darbeleriyle onu atından yere düşürdüler ve kâfirin biri göğsüne basıp boğazını kesmeye kalktı. O vakit imam Hüseyin hâl diliyle şunları söylüyordu:
Basma zalim sineme Hakk-ı ilahi ândadır
Kalp derler adına Hakk cilvegahı ândadır
Boş mu sandın, padişahlar padişahı ândadır
Derim derim bir yudum su ver.
Düştü Hüseyin atından sahray 'yi Kerbelâ 'ya
Cibril git haber ver, Sultan-ı Enbiya'ya.
Evet sevgili dostlar! İmam Hüseyin de aynı Mevlana Hazretleri gibi, bir an evvel segilisine, daha doğrusu sevgililerine kavuşmayı arzuluyordu. Önce, "Ben sizi kendi öz cevherimden yarattım" dediği Tanrı'ya, daha sonra da Cenab-ı Allah'ın: "Ben seni âlemlere rahmet olarak gönderdim" dediği dedesi Muhammed Mustafa'ya, Tanrı'nm Arslanı babası Aliyy'el Murteza'ya, cennet seyyidesi annesi Fatıma'tüz Zehra'ya, ağabeyi imam Hasan'ül Mücdeba'ya ve diğer yakınlarına kavuşacağı için, bir an evvel vuslatı arzuluyordu.
İmam Hüseym, tüm bu olacakları zaten biliyordu. Çünkü İmam Hüseyin, Küfelilerin pek çok mektup göndererek, davet ettikleri Küfe'ye, gidip gitmeme hususunda karar verme arifesinde iken, Cenab-ı Allah'ın kelamı olan Kur'an'ı, eline alıp nasıl hareket etmesi gerektiğini belirlemek üzere çıkan surenin bir ayetini belirledi ve rastgele açtı.
Belirlediği ayette: "Küllü nefsin zaikat'ül mevt..." Mealen: "Her canlı ölümü
tadacaktır" deniyordu. Bu ayeti okuyan İmam Hüseyin,: "Büyük Allah ve O'nun Peygamber'i doğru söylemiş, çıkan ayet, bunu doğruluyor" diyerek Küfe'ye gitmek için kesin kararını verdi. Sonra da olanlar oldu.
İmam Hüseyin, dünya saltanatına meyletmeyerek ve zalimlerin önünde eğilmeyerek, taşıdığı asil kanını, Allah yolunda akıttı ve zalimin önünde aman dilemeyerek, gelecek nesillere bir ibret dersi verdi. Hz. İmam Hüseyin, bu asil davranışı ile dedesi Muhammed Mustafa'nın ve babası Aliyy'el Murteza'nm yakmış oldukları meşalenin, günümüze dek hiç sönmeden gelmesini sağlamıştır.
Eğer bizler, her yıl onun matemini tutuyorsak; onun ölümü dahi göze alıp Allah'ın rızasına boyun eğmiş olmasından ve aynı zamanda kıyamet gününe kadar bizlerin Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyti'nin sevgi ve muhabbetiyle yaşamamıza vesile olmasındandır.
KERBELA'DA UÇAN DERTLİ TURNALAR
Kerbela'da uçan dertli turnalar
Bakın Hüseyin'e yarelendı mi?
Zalim Yezidlerin kanlı eliyle
Mübarek bedeni parelendi mi?
Hüseyin'e değdikçe hançerler oklar
Arşa direk oldu ahu firkatlar
Perişan oldu mu Masum-u Paklar
Evlad-ı Aliler zarlendi mi?
Derviş Kemal der ki unutma dünü
Canlar Kerbela'ya çevirmiş yönü
Muharrem, ayında aşure günü
Muhammed ümmeti karelendi mi?
Hakkı Saygı Bektaşi Babası, Yazar
İslamiyette matem veya yas var mı, diye soruyorlar. Ben bunun cevabını Hazret-i Mevlana'nm şu sözleriyle vermek istiyorum:
Hz. Mevlana, Hakk'a yürümeden önce: "Ey benim sadık dostlarım! Sakın ola ki benim arkamdan yas tutup ağlamayasımz. Bu gece benim "Şeb-i Arûs" geçenidir" buyuruyor. Şeb-i Arûs, düğün gecesi, vuslat gecesi, yani sevgiliye kavuşma gecesidir.
Mevlana Hazretlerine göre, Allah'tan geldik, yine Allah'a döneceğiz. Çünkü insan, Tanrı'mn öz cevherinden yaratılmış, yani O'nun bir tecellisi olduğu için yine ona dönecektir. Hz. Mevlana bu dönüşü, düğün gecesi, vuslat gecesi olarak kabul eder. Mevlana Hazretlerinin kavuşmayı arzuladığı ise, âlemlerin Rabbi olan Allah'tır.
Mevlana Hazretleri: "Benim için ağlamayın, yas tutmayın" diyor. Evet, Mevlana böyle diyor ama, şu içersinde bulunduğumuz ay, "Mah-ı Muharrem" ayıdır ve muharrem ayı, yüreği Ehl-i Beyt sevgisiyle yanan her Müslüman için bir matem günüdür. Bu günlerde içi Ehl-i beyt sevgisiyle dopdolu olan her Müslüman'ın, mahzun olduğu ve matemlerinin tazelendği günlerdir. Çünkü, bugünler: "Hz. Muhammed'in öperek, koklayarak, sevdiği ve omzunda taşıdığı sevgili torunu, Hazret-i İmam Hüseyin'in "Kerbelâ" denilen yerde, iktidar hırsıyla içi kararmış olan Muaviye'nin oğlu Yezid tarafından aile efradı ve yakın dostlarıyla birlikte şehit edildiği günlerdir.
Hz. İmam Hüseyin, mini mini yavrusu Ali Asgar, kucağında olduğu halde, savaş meydanına girdi ve düşman saflarının karşısında durup: "Ey Küfeliler! Beni buraya sizler çağırmadınız mı? Davet edenler sizler değil misiniz? Beni tanımıyor musunuz? Ben kimim Hz. Fatıma'ımn oğlu, âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamber'inizin torunu değil miyim? Herhangi birinize benden bir zarar geldi de bunun intikamını mı alıyorsunuz? Hiç olmazsa şu kuca-ğımdaki yavruya acıyın ve ona bir yudum su verin" dedi.
O vakit karşı tarafın cevabı, bir ok
atarak, o mini mini yavruyu oklamak oldu. Elindeki yavruyu çadırlara getirip, Ehl-i Beyt kadınlarına teslim eden İmam Hüseyin, derhal kılıcım çekti ve düşman safîanna saldırıp, onlarla vuruşmaya başladı, her vurduğunu yere seriyordu.
Tam bu sırada gaipten bir ses: "Ey sevgilimin sevgilisi Hüseyin! Ben senden yiğitlik değil, şehadet bekliyorum. Sen ise yiğitlik göstermeye kalktın" diye sesleniyordu.
Bu hitabı duyan İmam Hüseyin, savaşmaktan vazgeçince, düşman askeri derhal etrafım sardı, mızrak ve kılıç darbeleriyle onu atından yere düşürdüler ve kâfirin biri göğsüne basıp boğazını kesmeye kalktı. O vakit imam Hüseyin hâl diliyle şunları söylüyordu:
Basma zalim sineme Hakk-ı ilahi ândadır
Kalp derler adına Hakk cilvegahı ândadır
Boş mu sandın, padişahlar padişahı ândadır
Derim derim bir yudum su ver.
Düştü Hüseyin atından sahray 'yi Kerbelâ 'ya
Cibril git haber ver, Sultan-ı Enbiya'ya.
Evet sevgili dostlar! İmam Hüseyin de aynı Mevlana Hazretleri gibi, bir an evvel segilisine, daha doğrusu sevgililerine kavuşmayı arzuluyordu. Önce, "Ben sizi kendi öz cevherimden yarattım" dediği Tanrı'ya, daha sonra da Cenab-ı Allah'ın: "Ben seni âlemlere rahmet olarak gönderdim" dediği dedesi Muhammed Mustafa'ya, Tanrı'nm Arslanı babası Aliyy'el Murteza'ya, cennet seyyidesi annesi Fatıma'tüz Zehra'ya, ağabeyi imam Hasan'ül Mücdeba'ya ve diğer yakınlarına kavuşacağı için, bir an evvel vuslatı arzuluyordu.
İmam Hüseym, tüm bu olacakları zaten biliyordu. Çünkü İmam Hüseyin, Küfelilerin pek çok mektup göndererek, davet ettikleri Küfe'ye, gidip gitmeme hususunda karar verme arifesinde iken, Cenab-ı Allah'ın kelamı olan Kur'an'ı, eline alıp nasıl hareket etmesi gerektiğini belirlemek üzere çıkan surenin bir ayetini belirledi ve rastgele açtı.
Belirlediği ayette: "Küllü nefsin zaikat'ül mevt..." Mealen: "Her canlı ölümü
tadacaktır" deniyordu. Bu ayeti okuyan İmam Hüseyin,: "Büyük Allah ve O'nun Peygamber'i doğru söylemiş, çıkan ayet, bunu doğruluyor" diyerek Küfe'ye gitmek için kesin kararını verdi. Sonra da olanlar oldu.
İmam Hüseyin, dünya saltanatına meyletmeyerek ve zalimlerin önünde eğilmeyerek, taşıdığı asil kanını, Allah yolunda akıttı ve zalimin önünde aman dilemeyerek, gelecek nesillere bir ibret dersi verdi. Hz. İmam Hüseyin, bu asil davranışı ile dedesi Muhammed Mustafa'nın ve babası Aliyy'el Murteza'nm yakmış oldukları meşalenin, günümüze dek hiç sönmeden gelmesini sağlamıştır.
Eğer bizler, her yıl onun matemini tutuyorsak; onun ölümü dahi göze alıp Allah'ın rızasına boyun eğmiş olmasından ve aynı zamanda kıyamet gününe kadar bizlerin Hz. Peygamber ve Ehl-i Beyti'nin sevgi ve muhabbetiyle yaşamamıza vesile olmasındandır.
KERBELA'DA UÇAN DERTLİ TURNALAR
Kerbela'da uçan dertli turnalar
Bakın Hüseyin'e yarelendı mi?
Zalim Yezidlerin kanlı eliyle
Mübarek bedeni parelendi mi?
Hüseyin'e değdikçe hançerler oklar
Arşa direk oldu ahu firkatlar
Perişan oldu mu Masum-u Paklar
Evlad-ı Aliler zarlendi mi?
Derviş Kemal der ki unutma dünü
Canlar Kerbela'ya çevirmiş yönü
Muharrem, ayında aşure günü
Muhammed ümmeti karelendi mi?