:
Dârı-ı Fatıma ve Fatıma Ana
Talip
05-10-2006, 01:58 AM
Dârı-ı Fatıma ve Fatıma Ana
Şimdi Alevi Dâr olayında simgeleşen ve Dârın pirlerinden biri olarak kabul gören Fatıma Anayı ve onun mücadeleli yaşantısını anlatmayı deneyelim. Ama incelemi çeşitli ozanların nefeslerine göz atacağız.
Saptayabildiğimiz nefeslerin hemen tümünde "Fatıma veya Fatma Ana'' olarak hitap edilmektedir. Genellikle Muhammed-Ali, İmam Ali ve İmam Hüseyin üzerine yazılmış nefeslerde ve pek az olarak düvazimamlarda adı geçmektedir: Ali'nin sadık eşidir ve hep düldül, Kamber, zülfikarla yanyanadır Fatıma Ana.
Hüseyin'in sevgili annesi olarak öte dünyadan gelip, göklerden kanlı yaşlar akıtır; saçını başını yolar. Muhammed ve Ali'nin gözbebeği ve cennet kadınıdır Fatıma. Bazan annesi Hatice ile birlikte "Mihr-i Muhabbet (sevgi güneşi)''. Bazan al-yeşil bezenmiş cennette, saçları nurlara gark olmuş oturmaktadır. Ali'nin yari ve cihanın gülüdür.
Aşağıda birkaç ozandan vereceğimiz nefeslerin sadece Fatıma'nın adının geçtiği kıtaları okuyalım:
Nura garkolmuş Fatma Ananın saçı
Al yeşil bezenmiş cennetin içi
Sevdiğini almış çekiyor göçü
Muhammed Alinin göçü geliyor
Ya ilahi sen bilirsin halimi
Muhammed Mustafa'ya bağışla bizi
Ferzendi ol hatemi nur nübüvvet
Fatıma Hayrünissa için bağışla
Elinde zülfikar altında düldül
Önünce Kamberi dilleri bülbül
Hazreti Fatıma cennette bir gül
Onu sevin dedi Hak Habibullah (Hadis)
Fatma Ana oturur muhkem yurduna
Yüzün gören yanmaz tamu oduna (Hadis)
İmamda okunan hutbe adına
Ben seni Ali'nin yoluna saldım
Serime bir sevda geldi
Muhammed Ali'den beri
Yandı vücudum kül oldu
Ta kalu beladan beri
Ali'nin Fatma Kamberi
Hırka tutunur önleri
Seven onkimamları
Atası Pirimden beri
Kerbelanın yazıları
Şehit düştü gazileri
Fatma Ana kuzuları
Ah Hüseyin vah Hüseyin
İşte geldi bahar yazlar
Güzü güzler yazı yazlar
Fatma'na yolları gözle
Ah Hüseyin Şah Hüseyin
Şah İsmail Hatayi
Hatice Fatıma mihr-i muhabbet
Allahın kuluna edesin rahmet
İmam Hasan İmam Hüseyin mürvet
Kalma günahlara mürvet ya Ali
Hatice rehber-i divanda bir yar
Fatma Ana ağlar hem saçın yolar
Hakka terazi olmuş nizam tutar
Şehit donu giyen İmam hüseyin
Ceddi Muhammeddir atası Ali
Anası Fatıma cihana Veli
Cümle evliyalar eder beli
Evliyalar sırrı İmam Hüseyin
Şahı Merdan Ali kurdu bu yolu
Hazreti Fatıma cihanın gülü
Evvel Seyyid Ali aldı yürüdü
Kırkların serDârıdır Kızıl Deli
Pir Sultan Abdal
Bir su vermediler ol adil Hana
İçtiler yezitler hem kana kana
Çok figan eyledi hem Fatma Ana
Gökte melek yerde insan ağladı
Fatma Anamız Ali'nin yarı
Beline bağlamış hub zülfikarı
Eba Müslüm gibi er oğlu eri
Fazl-ı Gülüstanı neyledin dünya
Dedemoğlu
Sevdiğim Muhammed Ali
Çağırıram gel ha gel
Urum da Bektaşi Veli
Çağırıram gel ha gel
Ferhad isen dağı dolaş
Şehid isen kana bulaş
Fatma Ana cara ulaş
Çağırıram gel ha gel
Kul Himmet
Hükmedersin hem zahire batına
Alem intizardır hüsnü zatına
Ali Kamber ü Zülfikar Fatıma
Kuduretten mey dolduran el ağlar
Kerim Dede
Cennetten Ali'ye bir nida geldi
Ali'ye terceman gelen elmalar
Ali kokladı hem yüzüne sürdü
Ali'ye terceman gelen elmalar
Elmasın elmasın misk ile amber
Kokuna birikir cümle peygamber
Etin Fatıma Ana kabuğun Kamber
Ali'ye terceman gelen elmalar
Pir Sultan Abdal
Elmayı getürüb terceman koydu
Şah eline alıp çarpare kırdı
Birini Muhammed nuş etti gördü
Uçan melekler dergâha yetürdü
Hak taala gör nice nazar kıldı
Çünkü velayeti Şah ana verdi
Biri Düldül biri Zülfikar oldu
Fatma ile Kamber anda yaturdu
Şah Hatayi
Ali'm çeker idi firkatin
Cümle kulların alırdı satın
Fatma Ana ile Şehriban Hatun
Libasını üstüne döktü Ali'nin
Fatma Ana ağlar der yaşın yaşın
Şunda gördüm Düldül'ün kişneyişin
Hasan'la Hüseyin kıblaya karşın
Gönderdiler Şah-ı Merdan Ali'yi
Dedesi Muhammed yanına geldi
Hüseynim mazlum deyip elini aldı
Arşta Fatma Ana saçını yoldu
İmam Hüseyin'in kanı nic'oldu
Pir Sultan Abdal
Devredip gezersin Dâr-ı fenayı
Bağdat diyarına vardın mı turnam
Medine şehrinde Fatma Anayı
Makamı andadır gördün mü turnam?
Kul Hüseyin
Muhammed'in Hatice'den olma kızı Fatıma'nın sözcük anlamı "sütten kesilmiş yavru''dur. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Muhammed'in peygamberliğini duyuruşundan, yani 610'dan birkaç yıl sonra doğduğu söylenmektedir. Ancak bu tarihten önce doğmuş olduğunu ileri sürenler de vardır. Yüzünün kendisine çok benzediği kızını çok seven peygamber, onu sevenleri de cennetle müjdelemiştir.
Kendisine verilmiş çok sayıda sıfatlarından bazıları şunlardır; Zehra (parıldayan), Meryem-ül Kübra (ulu Meryem), mecmu-al nurayn (iki nur, yani nübüvvet ve velayetin kavşağı, birleştiği yer), umm a biha (babasının anası), Fatıma fatır (yaratıcı, başlangıç olan Fatıma) vb.
Fatıma, Hicretten yine birkaç yıl sonra küçük yaşta Ali ile evlendirilmiştir. Muhammad "Ali olmasaydı Fatıma'ya uygun bir koca bulunmazdım' diyerek çok sevgili kızını, 24 yaşlarındaki amcası oğlu Ali' ye vermişti.
Kur'an'da "Bin aydan daha değerli ve şafak vaktine değin sürüp sonsuzluk barışını simgeleyen bir gece (Laylat-al Kadr, sure 97. 3, 5) olarak kutsanan Kadir gecesi''nde Fatıma meleklerden düşmüştür. Tanrı o gece onu bir top nur, ışık yumağı olarak melekler aracılığıyla göndermiş. Muhammed'in o geceden sonra, "Soyumuz Fatıma ile Ali'den sürecektir'' dediği Fatıma, Oniki İmamlar kutsal çizgisinin başlangıcıdır.
Kadir gecesi şafağa değin süren sonsuzluk barışıyla gelen epiphanies (zuhur, ortaya çıkışlar) olan Oniki İmamlar silsilesini yaratan Fatıma, peygamberin soyunu bir erkek gibi sürdürmesi yönüyle Fatıma fatır (yaratıcı Fatıma); henüz evlenmeden kutsal imamlar epifanesinin doğurmuş, var oluşun ötesinde ve o geceyi aydınlatan ışık kaynağı (lampas luminum) olduğundan imamların bakire annesi (Fatıma batul)dir. Yani Meryem-ül Kübra ile eşleştirilmektedir.
Peygamberin kızı Fatıma hakkında "Cennet kadınlarının, en inançlı kadınların; kısacası Muhammed ümmetinden olan tüm kadınların en ulusu olduğunu'' bildiren hadisleri vardır. Buhari, Muslim ve Tirmizi gibi birçok hadis toplayıcı ve yorumcularında Fatıma hakkında bu anlamda hadislerin çokça bulunduğunu Gölpınarlı göstermektedir.
Talip
05-10-2006, 02:00 AM
Gerek proto-İsmailizm ve gerekse Alamut İsmailizminde Fatıma'nın Tanrısal özelliklerini tanımlayan çok sayıda metinler bulunmaktadır. Bu özellikleri üzerine üretilen öyküleri ve felsefi derinlikler kazandırılmış verileri uzun uzun burada anlatamayız. Ancak elbetteki Anadolu Aleviliğine geçmiş olanlardan sözedilecektir.
Muhammed'in "Bunlar benim ehli beytim (ev halkım) dir; onları sevenler beni sever, düşman olanlar bana düşmandırlar'' diyerek mantosunun altına aldığı beşlerden biri olan ve onlara imrenerek kendisini de altıncı kabul etmesini isteyen melek Cebrail, Fatıma hakkında zamanın ve var oluşun ötesinden bildiği bu olayın tanıklığını anlatır. Cebrail ışıktan kubbelerin içinde yaşayan Tanrı tutsaklarına bir cennet betimlemesi göstermiştir. Cennetin baş köşesindeki Tanrısal imge Fatıma tüz-Zehra'dır. İsmailizm metinlerinde şöyle tanımlanmakta:
"Fatıma nurdan bir taht üzerinde oturmaktadır. Başında taşıdığı taç Muhammed, belindeki kılıç Ali ve kulaklarındaki küpeler ise oğulları Hasan ve Hüseyin'dir!''
Fatıma al Kubra (Ulu Fatıma) Alamut İsmailizminde büyük Hojjat (Hüccet, tanık, şahit)tır. Yani birinci İmamın, imam Ali'nin en büyük tanığıdır. Fatıma sözcüğünün cafr (sayı, rakam) değeri 290 üzerinden hesaplanarak İsa peygamberin annesiyle özleştirilip, Meryem'in Fatıma'da ortaya çıktığı (epifanisi, zuhuru) ileri sürülür.
Anadolu Alaviliğinde, başlangıçta dörtlükler halinde çeşitli ozanlardan vermiş olduğumuz örneklerde görüldüğü gibi Fatıma çok yalın biçimde tanımlanmıştır: Cihanın velisidir, makamı cennette bulunmaktadır. Hem bu cihanın hem de cennetin gülüdür. Onu seven, yüzüne bakan cehennemin od'una yanmaz! Muhammed'in sevgili çocuğu, Ali'nin yari. Ve Fatıma sevgi güneşidir; kudretten mey doldurur ve çağıranın carınana yetişir.
Fatma Ana görgü cemlerinde gülbenglere ve dualara girmiştir. Samaha çıkmış, hizmet görmüş ya da muhabbet Dârlarına durmuş bacılara
"Fatma Ana katarından didarından ayırmaya! Dârınız Fatıma Dârı ola! Fatma Anamıza eş ve yoldaş olasınız! Fatma Ananın hayır defterine yazılasınız gerçeğe hüü!''
diyerek dualar eder Dedeler. Fatıma Ana tek erdem örneğidir bacılar için Alevilikte. Cemlerde Hatice'nin çok az, Ayşe'nin ise kesinlikle adı geçmez. Alevi kadınları yaşamlarında Fatıma gibi doğru sözlü, özü pak, çocukları için yüreği şefkat dolu ana olmak için çalışır; kocasıyla omuz omuza mücadele veren en sadık yaridir!
Fatıma'nın cennette nurdan bir taht üzerinde oturduğu betimlemesi sözlü olarak muhabbet cemlerinde anlatıldığı gibi Bektaşilikte "Muhammed gülü veya Pence-i Ali aba'' adıyla arap harfleriyle oluşturan ve ehlibeyti gösteren insan yüzü Fatıma Anadır.
Ancak Alevi-Bektaşi Dâr kavramında Fatma Ananın simgeleşmesini, tüm yukarıda özetlemeye çalıştığımız onun divinite'si, yani göksel yüceleğinden çok, kısa yaşamındaki mücadelesi ve haksızlığa başkaldırısına bağlamak gerek.
Çünkü baştan beri açıklamalarımzda görüldüğü üzere Alevilikte Dâr göksel işleri değil, dünyasal yaşamı düzenleyen, toplumsal maddi işlevleri ağır basan bir ögedir. Örnek aldığı ve simge olarak kullanmakta olduğu kişiler haksızlığa, akıldışılığa başkaldırmış bu uğurda can vermekten çekinmeyen mücadeleci ve devrimci bir ruha sahip insanlar olmalıdır ve böyle olmuştur.
Fatıma, babası Muhammed'in binlerce yıllık arabların kabile yaşam düzeninin vahşet ve haksızlıklarına başkaldırıp, yeni bir düzen (İslam dini) getirme mücadelesinin başlangıcında doğmuş ve bu mücadelenin içinde büyümüştür.
610 dan 622 yılına değin Muhammed peygamberin aile çevresi lideri olduğu İslam azınlığın içinde olduğu tüm sıkıntıları yaşamıştır. Muhammed'in önerdiği yeni düzen ve inanç anlayışında putlara tapınmayı yerdiği gibi; soy-sop, ırk, boy üstünlüğü inancının da asılsız olduğu ve insanların halı-kilim tezgahlarının tarakları, tarakların dişleri gibi birbirlerine eşit olup (Künuz'ül Hakaik, Cami'us Sagıyr Eki," II, s. l85) hepsinin Adem soyundan geldiklerini, Adem'in ise topraktan yaratıldığını söylüyordu.
Hatta soyla sopla övünen kişilerin pislik yiyen kişilerden de aşağı sayılmaları gerektiğini söylemekten çekinmiyordu. Bu nedenle Muhammed'in çevresine, kendilerini soylu sayanlarca hor ve hakir görülenler ve köleler toplanmıştı. İlk inananlar kan bağı akrabalarından bazıları ve bu horlanan aşağı sınıftan kimselerdi.
Mekke yönetimini elinde tutan varlıklı Kureyş kabilesi ve bu kabileyi destekleyen diğerleri; ticaret zengini amcası Ebu Talip ve Hıristiyan ve Yahudilere zengin akrabalık zinciriyle ulaşan karısı Hatice'nin koruyuculuğu altındaki Muhammed'e önceleri öyle açıktan saldıramadılar. Hatta onu satın almayı denediler Haşimi kabilesinden bazı yakın akrabaları aracılığıyla. Başaramayınca ona inanan fakiri-fukarayı ezmeye; alışveriş yapmayarak, yiyecek ve sularını keserek ekonomik abluka altına almaya başladılar.
Yönetici kabilelerin, varlıklı tabakaların baskıları ve eziyetlerini giderek artırması yüzünden ilk İslamların inançlarının sarsılmaya başladığını anlayan Muhammed, onların Etiyopya'ya (Habeşistan) doğru göç etmelerini istedi. Böylece Mekkeden ilk göç dalgası başlamış oluyordu.
Muhammed'in yüzünden Haşimi kabilesinin Mekke'de önemi azalmaya ve yalnızlığa terk edilmeğe başlamıştı. Güçlerinin azaldığı oranında Kureyş oğulları karşı hücumların bireysel şiddet eylemleriyle birlikte ekonomik baskılarını da artırıyorlardı.
Bir keresinde tek başına içinde 360 putun bulunduğu Kabe'ye gidip, putlara arkasını dönerek kendi Tanrısına dua etme cesaretini gösteren Muhammed'in omuzundan aşağı insan pisliği dökmüşlerdi. Duyulduğunda ilk İslamın ileri gelenleri, birarada oturmakta oldukları ve bıyıkları henüz yeni terlemiş Ali dahil yalınkılıç korucuların beklemekte olduğu Ebu Talib'in evinde, Muhammed'in bu tedbirsiz durumunu tartışmaya koyulmuşlardı. Ama henüz altı-yedi yaşındaki Fatıma işitince koşup babasının üstüne atılmış pisliği temizlemişti.
Mekke'nin çukur bir semtinde bulunan Ebu Talib ve oymağının mahallesi Müslümanlığı kabul edip, diğer semtlerde yaşamaları tehlikeye girmiş insanlarla dolmuştu. Bu mahalle üç yıl boyunca ekonomik muhasara altında tutuldu. Koşullarının ne olduğu bilinmeyen bir anlaşmayla bu muhasara bir süre için kaldırılmıştır.
Ancak bu sıralarda Ebu Talib'le Hatice'nin üç gün arayla dünyadan göçmesi Muhammed için büyük kayıp oldu. İki önemli koruyucusu ve onların etki alanlarını yitirmiş bulunuyordu artık.
Bu sırada Mekke'nin yönetimini elinde bulunduran; çarşı-pazarı, iç ve dış ticareti ve kervanları denetleyen, el sanatlarını de yedlerine almış Kureyş kabilesinin en önemli kişisi Ebu Sufyan idi. Her türlü baskıya rağmen, silahlı hücum ve muhasarayla Muhammed ve yakınlarını ortadan kaldırmaya karar verilmemişti.
Ebu Sufyan genç ve güzel karısı eli defli çengi ve şarkıcı Hindu'yu bile kullanmaktan çekinmedi Muhammed'i baştan çıkartıp düzeni, yani İslamiyeti getirme girişiminden vazgeçirmek için.
Ebu Talib ve Hatice'nin ölümünden sonra ancak iki yıl dayanabildi Muhammed. Ağır saldırı, ölümler ve eziyetler karşısında birçok Müslümanların eski dinlerine döndükleri de görülmeye başlamıştı.
Muhammed'in durumu kurtarmak için çare ararken, ileri görüşlülüğü, Mekke'nin "çobanlar'' diye çağırarak çok küçümsedikleri hayvancılıkla geçinen Yesriblilerin kinlerinden yararlanmayı gündeme getirdi. Aynı yıl Hac mevsiminde onlarla gizli görüşmeler yaptı. Olasılıkla Yesrip (Medine) liler için ezeli rakip ve düşmanları Mekkelileri, bazı kabileleri (Haşimiler ve Müslüman olmuş diğer topluluklar) yanlarına çekip onları içlerinden vurmak söz konusuydu!
Ancak Mekkeliler bu haberi alınca bir gece Muhammed'i öldürmeyi kararlaştırdılar. Cebrail aracılığıyla Tanrı'nın bu kararı ona haber vermesi (Mutlaka Muhemmed'in Kureyşliler arasında casusları bulunuyordu!) üzerine Muhammed, yirmibir yaşlarındaki genç ve güçlü amcası oğlu Ali'ye kendi yatağı dahil, Fatıma ve diğer çocuklarını emanet edip evinden çıktı. Kısacası Ali'yi tehlikeye atıp, kaçarak canını kurtardı.
Talip
05-10-2006, 02:01 AM
İki kentin arasındaki kin ve düşmanlık üzerine oturtulmuş bu ileri görüşlü siyaset tutmuştu. Mekke'de oniki yıl boyunca arpa boyu yürüyemiyen, kuşatılmış ve baskı altında tutulan Muhammed, Medine'de on yıl bile geçmeden İslamın sosyal, ekonomik ve bireysel yasaları ve kurumlarını oluşturmuştu. Artık bir din devletinin kuruluşu bile ufukta seçiliyordu.
Bedr, Uhud ve Handek gibi ilk üç büyük savaşta hep savunma durumunda ve medine halkı istisnasız arkasındadır. Zengin düşman Mekkelilerin kat kat üstün olmalarına rağmen, özellikle damadı ve amcası oğlu Ali'nin de yardımıyla iyi strateji ustası olduğunu göstererek onları dize getirmiştir. İslam bu on yıllık dönemde bütün Arab yarımadasına yayılmış bulunuyordu.
Fatıma kurulu düzeni değiştirme; insana değer veren, zayıfı güçsüzü ve köleyi kabile şeyhlerine, yani kervan ticaretinden büyük varlık yapmış konaklar yaptırmış ve vahalar dolusu hurmalıklar sahibi olarak bir çeşit kabile aristokrasisi oluşturmuş kişilere tercih etmeye dayalı yeni düzen kurma; ilk İslam mücadelesinde çocukluk, yeniyetmelik-gençkızlık, kadınlık ve analık aşamalarının hepsinde vardır ve babasıyla omuz omuzadır. Örneğin Uhud savaşında Muhammed yaralandığında kendi çarpışmanın ortasına atarak, babasına kol-kanat geren ve yaralarını saran odur. Muhammed'in dinsel ve politik mücadelesin de hep omuzdaş olmuştur Ali ile birlikte.
Fatıma 632'de babasının dünyadan göçmesiyle, eski düzeni yeniden kurmak isteyenlere karşı direnişe geçti. Bilindiği gibi gerek peygamberin can güvenliğinin sağlanması ve gerekse düşünce ve inançlarının yayılması için silahlı mücadele dönemi olan Medine yıllarının başlarında Ali çok yetenekli bir savaşçı olarak ön plana çıkmıştı. Bu yeteneğini en kritik savaşları kişisel becerileriyle kazanarak kanıtladı.
O yıllarda peygamberin yandaşları herhangibir yenilgiyi kaldıramıyacak kadar zayıflık içindeydi. Muhammed'in kendisinden sonra çok iyi bir eğitim görmüş ve tarafından yetiştirilmiş Ali'nin, kendi davasını sürdürebileceğine büyük inancı olmasından halef olmasını istemesi çok doğaldı. Bu aslında zekice bir siyasetti o günün koşulları içerisinde, yoksa salt damadı olduğu için değildi.
Ancak eski günlerin özlemi içinde bulunan kayınbabası Ebubekir, Ömer ve üvey kızı Rukiye ile evli damadı Osman bu duruma çok öfkelenmişlerdi. Ölümünden sonra özellikle Ömer, bu dönemde gelişen bir çok olayda kapalı kapılar arkasındaki kulislerin adamı olduğunu kanıtlamıştır.
Elbetteki eski düşman, yeni Müslüman kabile şefleriyle gizli görüşmelerde bulunmuştu Ömer. Ali karısı Fatıma ile peygamberi son saatlarında yalnız bırakmamış, ölünce de defnetme işleriyle uğraşırken Ömer, Ebubekir'i halife ilan ediyordu gizli görüşmelerden aldığı güçle. A. Jozef Dierl'in deyimiyle "bu Darbeci grup terör, rüşvet ve hileyle Ebubekir'i halife kabul ettirdi.''
A. Gölpınarlı Muhammed Peygamberin dünyadan göçerken bıraktığı malvarlığının dökümünü şöyle yapmaktadır:
"... Yoklukla yoksullukla övünürlerdi. Öldüklerinde evlerin de biraz arpa ekmeğinden başka birşey yoktu. Zırhları da arpa almak bir Musevide rehinde idi (!) . Bıraktıkları dünyalık elbiseleri, iki kilim, bir çarşaf, birkaç su kabı, tarak ve misvak; üstünde 'Muhammed Rasul Allah' yazılı bir gümüş yüzük. Yirmibeş sağmal deve, yüz koyun, altı yedi keçi ve silahları. Fedek ve Hayberdeki biraz araziden ibaretti. Deve ve koyunlarının sütlerini kendileri ve aile bireyleri içer, artanını ashab-ı soffa denen yoksul sahabelere gönderirlerdi...''
Fatıma kısacık ömrü içerisinde Ali'den ikisi kız, ikisi oğlan (Hasan ile Hüseyi) olmak üzere dört çocuk doğurdu. Babasının ölümünün hemen arkasından Ebubekir'in, halef bırakmış olduğu Ali'nin hakkını gasbetmesine çok üzülmüş ve Ali'nin 17 sadık adamıyla birlikte Ebubekir'e biat etmeyi reddetmişti.
Fatıma bu kez kocasının başyardımcısı olarak politik mücadelenin içine girdi. Medineli iki büyük yerli kabileyi Ali'nin yanına kazanmaya çalıştığı zaman Ebubekir'le Ömer tehlikeyi sezdiler. Hemen karşı harekete geçerek, Muhammed'in bir vahiy (Sure XVI 26 ve XXX 38) üzere Hayber'in alınışından sonra Fatıma'ya verdiği Fedek hurmalığını elinden aldılar. Fatıma buna fazlasıyla üzüldü. Ebubekir, kendisini halife tayin ettirdikten sonra yaptığı bu ilk eylemiyle hem Tanrı'nın buyruğuna hem de Muhammed'in Fatıma için söylemiş oldukları hadislere karşı gelmiş oluyordu.
Fatıma yapılan bu haksızlığı sineye çekip oturmadı. Babasını defnetmiş oldukları mescide gitti. Orada bir ibâdet sonu, Peygamberin mezarını ziyaret etmekte olan Medinelilere karşı etkili bir konuşma yapmıştır. Şerh-i Hutbe-i Hazreti Fatıma Selamüllah-ı Aleyha (Mirza A. Ahmet Müderris Vahid) dan A. Gölpınarlı'nın yaptığı çevirinin bazı paragraflarını geçelim:
"... Biliniz ki ben Fatıma'yım, babam Muhammed! Ne söylüyorsam yanlış değil ve ne yapıyorsam yersiz değil! Muhammed'i üstün tutup saygı duyuyor ve onu iyi tanıyorsanız, bilmeniz gerektir ki o sizin kadınlarınızın babası değil benim babam ve sizin erkeklerinizin değil benim kocamın amcası oğludur!.. Putları kırdı, kötülükler toplumunu o bozguna uğrattı. Sabah olup alem aydınlandı; hak ve adalet karanlıktan çıktı. Büyük söz sahibi ve din önderi oldu; yol kesenlerin dilleri kesildi, sustular. Nifak yaratanlar mahvoldular. Küfür ve azgınlıklar sona erdi, sizler ihlasa (kurtuluşa) erdiniz...''
Babasının kendileri için yaptıklarını; halkı nereden nereye getirdiğini çok etkili bir söylemle şöyle dile getiriyor Fatıma:
"... Azlıktınız. Dosttan yoksundunuz. Taş dibinde kalmış, hemen içilip bitirilecek bir yudumcuk suydunuz! Ateş dolu bir çukurun kıyısındaydınız ve aç kişinin fırsat kollayarak, kapıp yiyivereceği bir lokmacıktınız! Yabancıların ayakları altına düşmüş bir toplumdunuz; çöldeki çukura dolmuş, deve sidiği ve pislikleriyle kokuşmuş bir damlacık suydunuz. Yediğiniz ağaç yapraklarıydı ve çürümeye yüz tutmuş keçi derisi yağlarıydı. Güçlülerin belasına uğramış ve Arabın kurtlarına lokma olmuştunuz. Tanrı kendisini ve soyunu kutlu kılsın, Muhammed'in sayesinde, kitap ehlinin eline düştükten sonra kurtuldunuz!''
Daha sonra Fatıma sevgili kocası Ali'nin İslam için yaptıklarını ve özverilerini anlatıyor. Arkasından da Muhammed'in ölümüyle birlikte yapılan haksızlıkları geniş bir biçimde dile getirip, iktidarı gasbedenlerin peygamber ve Allah'ın buyruklarını hiçe saydıklarını belirtmiştir. Ayrıca kendilerini açlığa, çaresizliğe ve yoksulluğa tutsak kılarak baş eğdirmek istediklerinden söz etmiştir.
Fatıma söylevden sonra eski arab edebiyat geleneğine uyarak, babasının mezarına dönüp bir şiir okumuştur. Nasıl kitleyi etkileyecek yolları biliyor ve kendinden emin! Sonra Ali'nin ricasıyla kürsüden indiği anlatılıyor ama sanmıyoruz. İktidar gasıpçıları tarafından zorla indirilmiş olmalıdır!
Fatıma'nın gerek bu politik söylevi ve gerekse kadınlara karşı, aşağıda bir paragrafını geçeceğimiz konuşmalarıyla cennet, öbür dünya kadını değil, asıl bu dünyanın haksızlıklara başkaldıran en mücadeleci kadını olduğunu göstermiştir. Kadınları verdiği söyleve bakalım bir:
"... Dünyanızdan usanarak sabahı ettim. Adamlarınızdan, erkeklerinizden nefret duyarak bugüne yettim; sınadım attım, uzaklaştırdım kendimden onları! Gelin de kulak verin dinleyin! Zaman yaşadıkça size ne şaşılacak şeyler gösterecek! Ömrüme yemin ederim bu yaptığınız işler büyük kötülüklere gebedir. Bekleyin bırakacağı anı! Sonra taze kanla, zehirle öldüren kaseyi ve o kasedeki kanı sitemle tutacaksınız! İşte burada boş şeylere uyanlar, ziyan olup giderler. Sonra gelenler, öncekilerin kurup düzenledikledikleri işleri nasıl başardıklarını sonunda anlarlar!
"Göreceksiniz bundan böyle, ne fitneler geliyor! Size haber vereyim kesip biçen kılıç geliyor; zalimlerin her yanı kaplayan kaplayan hükümleri aldı yürüyor! Hakkımızı çarpıp almadalar, toplumunuz Dârmadağın etmedeler! Son pişmanlık gelip çatacaktır; o zaman nice olur haliniz?...''
Talip
05-10-2006, 02:01 AM
A. Gölpınarlı'nın "hastalıklarında kendilerini dolaşmaya gelen kadınlara hitabeleri de belagat sanatında bir örnektir'' cinsinden sudan bir açıklamayla sunduğu Fatıma Ananın bu güzel söylevi, aslında tüyür tüyür özgürlükçü politik mücadele kokmuyor mu? Ne dersiniz?
Fatıma'nın, Mekke'deki başarısız oniki yıllık dönemi saymazsak, on yıllık Müslüman Arab halkını kendilerine karşı gelmeye çağıran konuşmalarını duyan, Jozef Dierl'in deyimiyle Darbeci Ebubekir ve Ömer, gasbettikleri iktidarı ellerinde tutabilmek için onun susturulması gerektiğine karar verdiler.
Zaten bu amaç için yapmayacakları hiç birşey yoktu. Fedek hurmalığını "Beytul Mal'' olduğunu ilan ederek Fatıma'nın elinden alırken Ebubekir, Muhammed'in dul karısı olan kızı Ayşe'nin de bu hurmalıkta hakkı olduğu geçiyordu.
Ama Fatıma'nın çok rahat bir biçimde olayı, politik malzeme olarak kullanıp, İslam topluluğunu aleyhine çevirebileceğini düşünmemişti. Çünkü Fatıma sadece Fedek için değil, doğrudan Ali'nin başa getirilmesi gerektiğini, kendilerinin ise zorba ve gasıpçı olduklarını vurguluyordu.
Elleri yalınkılıç, adamlarıyla sokakları ve mahalleleri tutmuş Ömer'in ve Ebubekir'in şahsan Fatıma'ya saldırdıklarını düşünmek akıllıca görülmüyor bize. Fatıma'nın böyle erkeklere ayrı, kadınlara ayrı vermeyi sürdürdüğü söylevlere ve konuşmalara son vermesi için, onu bir gün evinde yalnız kıstırıp ölesiye dövdürttüler. Üstelik Fatıma gebeydi.
Ama ne yazık ki ne Ali ve yandaşlarının umutla, ne de Ebubekir yandaşlarının korkuyla bekledikleri İslam topluluğunun büyük tepkisi geldi. Demek ki kızına yapılan bu büyük ölümcül saldırıyı kınayacak ve başkaldıracak kadar on yıllık Müslüman halk Muhammed'i sevmiyordu. Yani İslamiyet onları tam anlamıyla eski inançlarından uzaklaştıramamıştı. Darbe-i iktidar olayının ilk altı ayı içinde geçiyordu bu olup bitenler.
Henüz 20-22 yaşlarında bulunan Fatıma bu korkunç dövülme olayından sağ kalkamadı; genç kadın arkasından yetim yavrularını ve çok sevdiği kocası Ali'yi bırakarak yaşama gözlerini yumdu.
Tepkisiz İslam topluluğunun durumunu kavrayan Ali, öyle 17 dostuyla iktidarı ele geçiremiyeceğini anlayarak Ebubekir'e biatı kabul etti. Çünkü ayrıca Fatma olayı, aynı sonucun kendi başına da gelebileceğini gösteren bir uyarıydı. Üstelik bakmak zorunda olduğu çocuklarının bulunmasına karşı, yukarıda dökümünü verdiğimiz Muhammed'in Fedek'le bilikte tüm varlığına el konulup, geçimini yönetimin hazinesine bağlı hale getirilmiş olması da önemli bir etkendi.
Görüldüğü gibi dinin kurucusu, eski düzeni değiştirip yeni düzen getirirken onu maddi koşullara bağlayarak tam yerleşmiş duruma sokamadığından, ilk saldırı Muhammed'in kendi kızına yapılmıştır. Ehlibeytten ilk kurban Fatıma olmuştur ve bu saldırı ve kurban verme hep sürecektir.
Ama Fatıma'nın yaşamı bilinen yanlarıyla politik bir direncin destanıdır. Cihanın hem Velisi hem de kızıl gülü olmuştur! Pir Sultan böyle demiyor mu oğlu Hüseyin'e seslenirken? Aynı zamanda Ali ile birlikte Yolun kurucusudur ozana göre:
Ceddi Muhammeddir atası Ali
Anası Fatıma cihana Veli
Şahı Merdan Ali kurdu bu yolu
Hazreti Fatıma cihanın gülü
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.