Diyar
04-10-2006, 03:04 PM
EHL-İ BEYT MEKTEBİNDE İMAMET İNANCI
FEYZ KAŞANİ
İmametin İspatı
Peygamberlerin gerekliliği hakkında beyan ettiğimiz delillerin aynısı, peygamberlerin vasi ve halifeleri için de geçerlidir. Bir peygamberin vasileri, diğer bir peygamber zuhur edinceye kadar var olmalıdır. Çünkü vasiye olan ihtiyaç belli bir zaman veya hal ile sınırlı değildir. Zira kitap ve şeriat, dini ikame edecek birisi olmadıkça, tek başına yeterli değildir. Görmüyor musun tüm mezhep ve fırkalar, kendilerini Kur’an’a dayandırıyorlar?! Kalplerinde eğrilik olan cahil insanlar da Kur’an’a istinat ediyorlar?! Bu nedenle, Allah indinden bir kitap ve şeriatla gönderilen her peygamberin vasileri olmalıdır. Bunlar, o peygamberin nübüvvetinin sırlarını ve ona nazil olan kitabın maarifini insanlara açıklamalı, onun yolunda hiçbir anlaşılmazlığın kalmamasını sağlamalıdırlar. Bu bağlamda, kendisi peygamberlerin efendisi ve sonuncusu, dini de dinlerin en mükemmeli ve sonuncusu olan Resulullah’ın da vasileri olmalıdır. Bunlar, Resulullah’ın insanlar üzerindeki hüccetleridirler. Kur’an’ın, insanların heva ve heveslerine, akıl ve re’ylerine göre değil, Allah’ın murat ettiği şekilde yorumlanmasının güvencesidirler. Bunlara uyulmadığı takdirde ihtilaflar çıkar, kalpler değişik yollara sapar. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
“Sana kitabı indiren O’dur. Onun bir kısmı, muhkem ayetlerdir, ki onlar kitabın anasıdır (temelidir). Diğer bir kısmı da, benzeşen (müteşabih) ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve yorumunu yapmak için onun müteşabih ayetlerine uyarlar. Oysa onların yorumunu Allah’tan ve ilimde derinleşenlerden başka kimse bilmez.”(1)
Yine buyuruyor ki:
“Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi de apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın.”(2)
İmamın Varlığı İlahî Bir Lütuftur
İmamın varlığı Allah’ın kullarına olan bir lütfüdür. Zira imam, insanları birleştirir; zayıfın hakkını güçlüden, fakirin hakkını zenginden alır; cahilin önünü alır, gafili uyandırır. Yüce Allah buyuruyor ki:
“Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı korkutucu gelip geçmiş olmasın.”(3)
“Her topluluk için bir hidayet önderi var.”(4)
“Her ümmet içinde kendilerinden onların üzerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahit olarak getireceğiz.”(5)
Resulullah da şöyle buyurmuştur:
“Ümmetin içinde her zaman bir adil imam var olacaktır ki, hakimlerin tahrifini, batıl ehlinin bidatlerini ve cahillerin yorumlarını dinden uzaklaştırıp yok etsin.”(6)
İmam olmayınca dinin çoğu hükümleri iptal edilir, pratik bir faydası kalmaz. İmamlardan bazısının bazı zamanlardaki gaybeti veya dinin hükümlerini icra edememesi de, diğer insanlar yüzündendir, imamdan kaynaklanan bir şey değildir. Dolayısıyla bu, Allah’ın lütfü için bir eksiklik sayılmaz. Allah imamı, ümmeti bir araya toplasın diye yaratır. Ama imam, ümmetin kabiliyetsizliği ve kötü istidadı sebebiyle bir şey yapamazsa, bu, insanlar için Allah karşısında bir özür ve hüccet olamaz. “Allah onlara zulmetmiyordu; ancak onlar kendilerine zulmediyorlardı.”(7)
Elbette ki imamın gaybetinde de birçok yararlar ve hikmetler vardır. Bu hayır ve hikmetlere inanan ve salih amelleriyle imamın varlığını tasdik edenlere de kat kat sevap verilecektir. Dolayısıyla imamın gaybetini bahane ederek ilahî hudut ve hakları çiğnemek de doğru bir şey değildir.
İmamın Sıfatları
İmam, zamanındaki insanların en faziletlisi ve Allah’a en yakın olanı olmalı, başkalarında dağınık bir şekilde var olan tüm iyi sıfatlara bir arada sahip bulunmalıdır. Örneğin; Allah’ın Kitabı’nı ve Resulullah’ın sünnetini çok iyi bilmeli, Allah’ın dininde en derin bilgiye sahip olmalı, Allah yolunda cihat etmeli, Allah indindekine rağbet etmeli, insanların elinde olan şeylere tamah göstermemelidir....
İmamın Mâsumluğu
İmam, söz ve amelde her türlü sapma, sürçme ve hatadan mâsum olmalı, dünyaya meyilli olmayıp heva ve hevesiyle hükmetmemelidir. Peygamberde olduğu gibi, imamda da mâsumluk sıfatı olmalıdır. Peygamberde var olması gereken nübüvvet dışındaki gerekli tüm şartlar imamda da var olmalıdır. Nitekim İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Eşlerle ilgili hüküm ve nübüvvet dışında Peygamber için gerekli her şart bizim için de gereklidir.”(8)
İmamı Naslar İle Tanımalı
İmam için gerekli olan övülmüş ve güzel sıfatları tanımak, sadece Allah’ın vahyi ile mümkün olabilir. Zira insanların batını bilinemez. Nitekim Allah-u Teala Hz. Ali hakkında şöyle buyurmuştur:
“Sizin veliniz, ancak Allah, O’nun Resulü ve namaz kılıp rüku halindeyken zekat veren müminlerdir.”(9)
Yine Resulullah’a hitap şöyle buyurmuştur:
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.”(10)
Bu ve diğer ayetlerle Resulullah’a, kendinden sonra yerine geçecek olan şahsı tayin etmesi farz kılındı. Resulullah (s.a.a) da bu emrin gereğini şu gibi sözleriyle yerine getiriyordu:
“Ben her kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ey ashabım! Ali b. Ebî Talip, hayatımda ve vefatımdan sonra sizlere benim vasim ve halifemdir. Ali, en büyük sıddık ve hak ile batılı ayıran faruktur. Ali, insanların girdiği Allah’ın kapısıdır, Allah’a varan yol ve Allah’ın delilidir. Onu tanıyan, beni tanımış, onu inkar eden beni inkar etmiştir. Ona uyan, bana uymuştur. Bu, İbrahim’den bana gelen bir sünnettir.”(11)
Fiili olarak da Resulullah (s.a.a), sürekli Hz. Ali’yi ordusunun başına geçirir ve ashabını onun bayrağı altında toplardı. Hiçbir kimseyi onun başına geçirmezdi. O, Amr bin As ve Usame b. Zeyd’in bayrağı altında savaşa giden kimseler gibi değildi. Resulullah’ın ashabı, Ali’nin her zaman Resulullah’ın ordusunda amir olduğunu ve hiçbir zaman kimsenin emri altına girmediğini çok iyi biliyorlardı.
Bundan başka, eğer Peygamber (s.a.a) vasisini tayin etmemiş olsaydı, bu, ashabı arasında bölünme ve ihtilaflara sebep olurdu. Resulullah’ın böyle önemli bir işi önceden halletmemiş olması hiç düşünülebilir mi?! Halbuki Resulullah (s.a.a) bundan daha önemsiz şeyleri bile vasiyet etmiş, ümmeti o konularda uyarmıştı.
Devamı var...
FEYZ KAŞANİ
İmametin İspatı
Peygamberlerin gerekliliği hakkında beyan ettiğimiz delillerin aynısı, peygamberlerin vasi ve halifeleri için de geçerlidir. Bir peygamberin vasileri, diğer bir peygamber zuhur edinceye kadar var olmalıdır. Çünkü vasiye olan ihtiyaç belli bir zaman veya hal ile sınırlı değildir. Zira kitap ve şeriat, dini ikame edecek birisi olmadıkça, tek başına yeterli değildir. Görmüyor musun tüm mezhep ve fırkalar, kendilerini Kur’an’a dayandırıyorlar?! Kalplerinde eğrilik olan cahil insanlar da Kur’an’a istinat ediyorlar?! Bu nedenle, Allah indinden bir kitap ve şeriatla gönderilen her peygamberin vasileri olmalıdır. Bunlar, o peygamberin nübüvvetinin sırlarını ve ona nazil olan kitabın maarifini insanlara açıklamalı, onun yolunda hiçbir anlaşılmazlığın kalmamasını sağlamalıdırlar. Bu bağlamda, kendisi peygamberlerin efendisi ve sonuncusu, dini de dinlerin en mükemmeli ve sonuncusu olan Resulullah’ın da vasileri olmalıdır. Bunlar, Resulullah’ın insanlar üzerindeki hüccetleridirler. Kur’an’ın, insanların heva ve heveslerine, akıl ve re’ylerine göre değil, Allah’ın murat ettiği şekilde yorumlanmasının güvencesidirler. Bunlara uyulmadığı takdirde ihtilaflar çıkar, kalpler değişik yollara sapar. Nitekim Allah-u Teala şöyle buyuruyor:
“Sana kitabı indiren O’dur. Onun bir kısmı, muhkem ayetlerdir, ki onlar kitabın anasıdır (temelidir). Diğer bir kısmı da, benzeşen (müteşabih) ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve yorumunu yapmak için onun müteşabih ayetlerine uyarlar. Oysa onların yorumunu Allah’tan ve ilimde derinleşenlerden başka kimse bilmez.”(1)
Yine buyuruyor ki:
“Böylece, helak olacak kişi apaçık bir delilden sonra helak olsun, diri kalacak kişi de apaçık bir delilden sonra hayatta kalsın.”(2)
İmamın Varlığı İlahî Bir Lütuftur
İmamın varlığı Allah’ın kullarına olan bir lütfüdür. Zira imam, insanları birleştirir; zayıfın hakkını güçlüden, fakirin hakkını zenginden alır; cahilin önünü alır, gafili uyandırır. Yüce Allah buyuruyor ki:
“Hiç bir ümmet yoktur ki, içinde bir uyarıcı korkutucu gelip geçmiş olmasın.”(3)
“Her topluluk için bir hidayet önderi var.”(4)
“Her ümmet içinde kendilerinden onların üzerine bir şahit getirdiğimiz gün, seni de onlar üzerinde bir şahit olarak getireceğiz.”(5)
Resulullah da şöyle buyurmuştur:
“Ümmetin içinde her zaman bir adil imam var olacaktır ki, hakimlerin tahrifini, batıl ehlinin bidatlerini ve cahillerin yorumlarını dinden uzaklaştırıp yok etsin.”(6)
İmam olmayınca dinin çoğu hükümleri iptal edilir, pratik bir faydası kalmaz. İmamlardan bazısının bazı zamanlardaki gaybeti veya dinin hükümlerini icra edememesi de, diğer insanlar yüzündendir, imamdan kaynaklanan bir şey değildir. Dolayısıyla bu, Allah’ın lütfü için bir eksiklik sayılmaz. Allah imamı, ümmeti bir araya toplasın diye yaratır. Ama imam, ümmetin kabiliyetsizliği ve kötü istidadı sebebiyle bir şey yapamazsa, bu, insanlar için Allah karşısında bir özür ve hüccet olamaz. “Allah onlara zulmetmiyordu; ancak onlar kendilerine zulmediyorlardı.”(7)
Elbette ki imamın gaybetinde de birçok yararlar ve hikmetler vardır. Bu hayır ve hikmetlere inanan ve salih amelleriyle imamın varlığını tasdik edenlere de kat kat sevap verilecektir. Dolayısıyla imamın gaybetini bahane ederek ilahî hudut ve hakları çiğnemek de doğru bir şey değildir.
İmamın Sıfatları
İmam, zamanındaki insanların en faziletlisi ve Allah’a en yakın olanı olmalı, başkalarında dağınık bir şekilde var olan tüm iyi sıfatlara bir arada sahip bulunmalıdır. Örneğin; Allah’ın Kitabı’nı ve Resulullah’ın sünnetini çok iyi bilmeli, Allah’ın dininde en derin bilgiye sahip olmalı, Allah yolunda cihat etmeli, Allah indindekine rağbet etmeli, insanların elinde olan şeylere tamah göstermemelidir....
İmamın Mâsumluğu
İmam, söz ve amelde her türlü sapma, sürçme ve hatadan mâsum olmalı, dünyaya meyilli olmayıp heva ve hevesiyle hükmetmemelidir. Peygamberde olduğu gibi, imamda da mâsumluk sıfatı olmalıdır. Peygamberde var olması gereken nübüvvet dışındaki gerekli tüm şartlar imamda da var olmalıdır. Nitekim İmam Sadık (a.s) şöyle buyuruyor: “Eşlerle ilgili hüküm ve nübüvvet dışında Peygamber için gerekli her şart bizim için de gereklidir.”(8)
İmamı Naslar İle Tanımalı
İmam için gerekli olan övülmüş ve güzel sıfatları tanımak, sadece Allah’ın vahyi ile mümkün olabilir. Zira insanların batını bilinemez. Nitekim Allah-u Teala Hz. Ali hakkında şöyle buyurmuştur:
“Sizin veliniz, ancak Allah, O’nun Resulü ve namaz kılıp rüku halindeyken zekat veren müminlerdir.”(9)
Yine Resulullah’a hitap şöyle buyurmuştur:
“Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et.”(10)
Bu ve diğer ayetlerle Resulullah’a, kendinden sonra yerine geçecek olan şahsı tayin etmesi farz kılındı. Resulullah (s.a.a) da bu emrin gereğini şu gibi sözleriyle yerine getiriyordu:
“Ben her kimin mevlası isem, Ali de onun mevlasıdır. Ey ashabım! Ali b. Ebî Talip, hayatımda ve vefatımdan sonra sizlere benim vasim ve halifemdir. Ali, en büyük sıddık ve hak ile batılı ayıran faruktur. Ali, insanların girdiği Allah’ın kapısıdır, Allah’a varan yol ve Allah’ın delilidir. Onu tanıyan, beni tanımış, onu inkar eden beni inkar etmiştir. Ona uyan, bana uymuştur. Bu, İbrahim’den bana gelen bir sünnettir.”(11)
Fiili olarak da Resulullah (s.a.a), sürekli Hz. Ali’yi ordusunun başına geçirir ve ashabını onun bayrağı altında toplardı. Hiçbir kimseyi onun başına geçirmezdi. O, Amr bin As ve Usame b. Zeyd’in bayrağı altında savaşa giden kimseler gibi değildi. Resulullah’ın ashabı, Ali’nin her zaman Resulullah’ın ordusunda amir olduğunu ve hiçbir zaman kimsenin emri altına girmediğini çok iyi biliyorlardı.
Bundan başka, eğer Peygamber (s.a.a) vasisini tayin etmemiş olsaydı, bu, ashabı arasında bölünme ve ihtilaflara sebep olurdu. Resulullah’ın böyle önemli bir işi önceden halletmemiş olması hiç düşünülebilir mi?! Halbuki Resulullah (s.a.a) bundan daha önemsiz şeyleri bile vasiyet etmiş, ümmeti o konularda uyarmıştı.
Devamı var...