akmesem
03-10-2006, 12:14 PM
SEYYİT BABA YATIRI
Seyyit Baba, Selçuklular döneminde yaşamış ve bu yörede şehit düşmüş bir Alp-Erendir. Seyyit Baba yatırı,Divriğiye 24 km. uzaklıktaki Akmeşe (Ziniski) köyündedir.Divriği yönündeki en önemli ziyaret yerlerinden biridir.Her Divriğili ömründe en az bir defa olsun burasını ziyaret etmiştir. Seyyit Baba türbesi kare planlı olup üzeri piramit külahla örtülüdür.Türbe etrafını başka yapılat çevirmiştir. Türbe içerisinde beş kabir bulunmaktadır.İlk kabir Seyyit Babaya aittir.İkinci kabir Seyyit babanın hanımına,üçüncü kabir oğlu Abdurrahmana dördüncü kabir kızı Sakineye ve beşinci kabirde hizmetçisi Arapa ait bulunmaktadır.Bunlar tahta sandukalar olup üzerleri renkli kumaşlarla örtülüdür. Necdet Sakaoğlu,Seyyit Baba türbesi ve tekkesi hakkında şu bilgiyi vermektedir.
Ziniskideki Seyyit Baba tekkesi,çevrenin en ünlü tekkesi olarak yüzyıllardır üne sahiptir.Bulunduğu Ziniski köyüne ayrı bir şahsiyet kazandırmıştır.Geniş bir mezarlık alanı içinde yer alan tekke ve türbenin etrafında kocamış dut ağaçları dikkati çeker.Fakat artık tekke ve bitişik türbe eski görüntüsünü kaybetmiştir.Yakın yıllarda harabiyeti nedeniyle köylüler ve bu tekkeye özel bağlılık gösterenler işbirliği yaparak kaba fakat sağlam tarzda bölmeleri,bu arada kümbet biçimli türbeyi yenileme çabasına girmişler ve tabii eskiyi bütün bütün ortadan kaldırmışlardır.Yalnız,tekkenin giriş kısmındaki örtme ve kurban yeri kerpiç özelliği ile bozulmamıştır.
Tekke,beş bölümden meydana gelmektedir.En dışta kıble yönünde örtme ve giriş kapısı ile kiler kapısı ve sağda kurban yeri bulunmaktadır.Kurban yeri küçük bir odadır.Örtme,dört ahşap direk üzerine kirişlerle bağlanmış iki yanı açık bir sundurmadır.Buradaki bir kapıdan girilen kiler,eskiden tekkenin her türlü erzaklarının saklandığı bir yerse de bugün (1974) boştur.
Örtmedeki asıl kapı,eşiği,çivileri,tokmağı,halkası her şeyi ile kutsal sayılmış,çiviler çakılmış,paçavralar bağlanmış,eşikten kıymıklar koparılmıştır.Bu türbenin kapısına özellikle çocuğu olmayanlar ısrarla yüz sürmekte,böyle bir ziyaretten sonra çocukları olursa,tekrar tekkeyi ziyaretle kurban kesmekte,doğan erkek çocuklarına Seyit adını vermektedir.Bu kapıdan aşevi ve mescit olan asıl mekana girilir.
Küçük birkaç kafa penceresi ile aydınlanan ve hiçbir mimari özellik taşımayan burada,kıble duvarı üzerinde basit bir mihrap nişi bulunmakta,bir köşede ise tekkenin kalabilmiş eski eşyalarından şamdanlar,kazanlar,tepsi,kab-kacak,kilim,hasır,örme seleler,şemseli,püsküllü seleler vs. görülür.
Mescidin batı duvarındaki basık bir kapıdan ki bu kapı bilhassa basık konulmuş,girenlerin mecburen eğilmeleri sağlanmak istenmiştir- türbeye girilir.
TÜRBE :
Şimdi burası uzun bir dikdörtgen biçiminde olup kapının tam karşısındaki Seyyit Baba mezarı üstüne gelen tavan bölümünün eski külah tarzına yakın bir çatı ile örtülmesi düşünülmekte olduğunu ilgililer söylemişlerdir.
Edindiğimiz bilgilere göre,türbe-tekkenin orijinal biçimi şöyleydi: Ortada büyük kürevi kubbesi ile camii duvarı üzerindeki kafesli penceresi (hacet penceresi) vardı.Kiler,kurbanlık,örtme;bilahare (sonradan) eklenmiş kerpiç müştemilat olup asıl camii ve türbe muntazam karo taş örgü ve çok güzeldi.Dıştan türbenin üzeri külah biçiminde,caminin üstü yuvarlak kubbe olarak görülüyordu.Bizim çizdiğimiz plan ise şimdiki durumu yansıtmaktadır.
Türbe-tekke ile ilgili herhangi bir kitabenin varlığı tespit edilememiştir.Türbedeki ahşap sandukalar ise basit yapılıdır ve altları kerpiç örgülüdür.Bunlardan en baştaki Seyyit Baba olarak tanımlanır.Yine yakın tarihlere kadar bu sandukalardan bir kaçının başında birer yeşil sancak asılı bulunmaktaydı.Süsleme,mimari tarz vs. gibi tarihlemeyi kolaylaştıracak hiçbir ipucu görülmez.
Bugün küçük bir köy olan Akmeşe (Ziniski), Osmanlılar döneminde oldukça büyük bir kasabaydı.Sivastan Divriğiye gelen (1650) Evliya Çeleb,Ziniski hakkında şu bilgiyi verir. "Sonra Karabeli aşıp Yağbasan köyüne geldik.Bütün halkı Müslümandır.Meli Dede tekkesi adıyla büyük bir tekkesi vardır.Buradan yine Doğuya gidip Zefeski (Ziniski) köyüne geldik.Kasaba büyüklüğünde bağlı,bahçeli,camii,hamamı,hanı ve pazarı olan güzel bir köydür.Fırat (Çaltı) nehrinin kenarında ise de yine Sivas tarafına düşer.İstanbulda Başbaki Kulu olan İbrahim Ağanın köyüdür. Bilindiği gibi Osmanlı maliye teşkilatında birinci derecede tahsil memuruna Başbaki Kulu denilmekteydi.
SEYYİT BABANIN TARİHİ ve MENKİBEVİ HAYATI :
Mezar taşı kitabesi bulunmayan Seyyit Babanın tarihi kişiliği hakkında yeterli bilgilere sahip değiliz.Çevre halkı arasında yaygın söylenti Seyyit Babanın Mengücekler döneminde Şahların sancaktarı olduğu ve buradaki bir savaşta şehit düştüğüdür.Bu nedenle ona şehit gözüyle bakılır.Büyük saygı gösterilir.
Ersin Gülsoy,1519 tarihli evkaf defterinde Ziniski köyünde bulunan zaviyenin Şeyh Osman Zaviyesi olarak geçtiğini kaydeder.Necdet Sakaoğlu ise Şeyh Osman zaviyesi hakkında şu bilgileri verir.Tahrir kayıtları arasında Seyyit Babayı tereddüde (şüpheye) açık yön kalmaksızın Şeyh Osman adı ile buluyoruz.Şu kadar ki yaşadığı zaman konusunda tam bir kararlama yapmaksızın Tarihsiz olan ve Kanuni devrinde Divriğide yapılan tahrirlerin ilki olduğu sanılan defterde Zaviye-i Şeyh Osman başlığı ile ilginç not yer almaktadır. Karye-i Ziniski,tabii nahiye-i Ziniski,cemaat-ı dervişan Zaviye-i Şeyh Osman hizmetkarlarıdır.Denilmekte ve dervişan sayısı verilmektedir.Aynı asırda Erikli köyü için ise Karye-i Erüklü,tabii nahiye-i Ziniski,tamam vakfiyesi Zaviye-i Şeyh Osman denilmekte,ayrıca türbeye bitişik mescit için de Karye-i Ovacık,tabii nahiye-i Ziniski,tamam malikhanesi Mescid-i Ziniski olarak belirtilmektedir.
Burada dikkati çeken husus,Ziniskide Kanuni devrinde tekkeye bağlı olarak yaşayan ve ömürlerini buranın azad kabul etmez hizmetkarları olarak geçiren kalabalık bir derviş grubunun bulunduğudur.Ayrıca,türbe ve mescid için ayrı ayrı vakıflar tesis edilmiştir. Yine Kanuni devrine ait H.937 (1530) tarihli Mufassal tahrir defterinde ise Vakf-ı Medrese-i Ziniski haliya harab olub amelden kalduğu ecilden karye-i mezbura mescidi evkafına ilhak olunmuş ana tasarruf olunur imiş denilmekte,Ziniskideki eski medresenin daha o tarihlerde tatil olması sebebiyle vakfının ilgili mescide devredildiği işaret edilmektedir.Bu başlık altında,Ovacık-ı Süflanın tamam malikhanesi ile Ziniskideki üç tarlanın ve mahiyeti bildirilmemiş diğer bir mülkün Mescid vakfı olduğu anlaşılmaktadır.Alttaki hadisede ise Mescid-i mezburenin tevliyetine Mehmet Bin Abdülkerim berat-ı padişahı ile mutasarrıf gösterilmiştir. Bu tahrir defterinde, zaviye için ise ayrı bir başlık altında vakfedilen köy,mezra,tarla ve bostanlar yazılmıştır: Ziniskiye bağlı Belmen(?),Yuvalar mezraları,Erüklü köyü,Ziniski köyündeki Mamaşlu,Kutbağı,Osman Bağı,Yahya Danişmend Bağı,Kara Balabansı,Hacı Hasan Vakfı,Garip Tarla adlarını taşıyan,bazıları isimsiz bırakılmış ceman 10 tarla (Garip Tarla,Yağlıca mezrasında) ile harap bir bostandan ibaret oldukça zengin bir vakıf tesis edilmiştir.Ancak alttaki haşiyede vakfiyesinin görülmediği,yalnız vakıflığının tespit edildiği bildirilmektedir.
Bu durum ise Şeyh Osmanın yaşadığı takribi dönem konusunda bir yorumda bulunmamızı engeller.Yalnız onun XVI.yüzyıldan önceye ait bir sima olduğunda şüphe yoktur.Herhalde daha önce de belirttiğimiz gibi Anadolunun Türkleşmesi döneminde çevrede etkin olmuş bir Türkmen Şeyhidir.Kişiliği konusunda saygı göstermektedirler.Fakat belgelerde,şimdi rastlanmayan şeyh lakabının yerine günümüzde adı ve şeyhliği unutularak bu Seyyit ve Baba ismi geçerli olmuştur.İbrahim Aslanoğlu,Seyyit Babanın menkibevi kişiliğini anlatan Menakıb-ı Seyyit Baba adlı bir eserinin olduğunu;fakat bu eserin I.Dünya savaşı yıllarında kaybolduğunu söylemektedir.
Kaynak : Divriği Evliyaları (Kutlu ÖZEN)
*******************
SEYYİT BABA
Sabah erdim vardım Seyyid Baba’ya
Yüzüm sürdüm şehitlerin taşına
Dolandım tecella kıldım dergah
Vardım düştüm sancağının başına
Bir ismi Hayder’dir,bir ismi ALİ
Sancağı Cennet’te geldi bu veli
Hak nazar eyledi doldu bu dolu
Canım kurban kadeh sunan eline
Ol Sultan Saçlı’yı yanına aldı
İsteyen kulların muradın verdi
Kızıl Elma’ya dek kafiri kırdı
Yüz sürerek kümbedinin taşına
Laşker-i Abdal’a çıkıyor eli
Kimsenin kalmadı kendiye dili
İmam Hüseyin ile Bektaş-ı Veli
Canım kurban beratına,işine
Kara Pirbat Al-i Aba yarıdır,
Koca Leşker günahları arıtır
Sultan Ağu’çen cümlenin piridir
Yüz sürelim eşiğine başına
Fakir Edna’m der ki babına varsam
Yeşil sancağına yüzümü sürsem
Ölmeden açsam da görsem
Gör üstadım Hatayi’nin işi ne…
(İbrahim Aslanoğlu-Divriği Şairleri)
Seyyit Baba, Selçuklular döneminde yaşamış ve bu yörede şehit düşmüş bir Alp-Erendir. Seyyit Baba yatırı,Divriğiye 24 km. uzaklıktaki Akmeşe (Ziniski) köyündedir.Divriği yönündeki en önemli ziyaret yerlerinden biridir.Her Divriğili ömründe en az bir defa olsun burasını ziyaret etmiştir. Seyyit Baba türbesi kare planlı olup üzeri piramit külahla örtülüdür.Türbe etrafını başka yapılat çevirmiştir. Türbe içerisinde beş kabir bulunmaktadır.İlk kabir Seyyit Babaya aittir.İkinci kabir Seyyit babanın hanımına,üçüncü kabir oğlu Abdurrahmana dördüncü kabir kızı Sakineye ve beşinci kabirde hizmetçisi Arapa ait bulunmaktadır.Bunlar tahta sandukalar olup üzerleri renkli kumaşlarla örtülüdür. Necdet Sakaoğlu,Seyyit Baba türbesi ve tekkesi hakkında şu bilgiyi vermektedir.
Ziniskideki Seyyit Baba tekkesi,çevrenin en ünlü tekkesi olarak yüzyıllardır üne sahiptir.Bulunduğu Ziniski köyüne ayrı bir şahsiyet kazandırmıştır.Geniş bir mezarlık alanı içinde yer alan tekke ve türbenin etrafında kocamış dut ağaçları dikkati çeker.Fakat artık tekke ve bitişik türbe eski görüntüsünü kaybetmiştir.Yakın yıllarda harabiyeti nedeniyle köylüler ve bu tekkeye özel bağlılık gösterenler işbirliği yaparak kaba fakat sağlam tarzda bölmeleri,bu arada kümbet biçimli türbeyi yenileme çabasına girmişler ve tabii eskiyi bütün bütün ortadan kaldırmışlardır.Yalnız,tekkenin giriş kısmındaki örtme ve kurban yeri kerpiç özelliği ile bozulmamıştır.
Tekke,beş bölümden meydana gelmektedir.En dışta kıble yönünde örtme ve giriş kapısı ile kiler kapısı ve sağda kurban yeri bulunmaktadır.Kurban yeri küçük bir odadır.Örtme,dört ahşap direk üzerine kirişlerle bağlanmış iki yanı açık bir sundurmadır.Buradaki bir kapıdan girilen kiler,eskiden tekkenin her türlü erzaklarının saklandığı bir yerse de bugün (1974) boştur.
Örtmedeki asıl kapı,eşiği,çivileri,tokmağı,halkası her şeyi ile kutsal sayılmış,çiviler çakılmış,paçavralar bağlanmış,eşikten kıymıklar koparılmıştır.Bu türbenin kapısına özellikle çocuğu olmayanlar ısrarla yüz sürmekte,böyle bir ziyaretten sonra çocukları olursa,tekrar tekkeyi ziyaretle kurban kesmekte,doğan erkek çocuklarına Seyit adını vermektedir.Bu kapıdan aşevi ve mescit olan asıl mekana girilir.
Küçük birkaç kafa penceresi ile aydınlanan ve hiçbir mimari özellik taşımayan burada,kıble duvarı üzerinde basit bir mihrap nişi bulunmakta,bir köşede ise tekkenin kalabilmiş eski eşyalarından şamdanlar,kazanlar,tepsi,kab-kacak,kilim,hasır,örme seleler,şemseli,püsküllü seleler vs. görülür.
Mescidin batı duvarındaki basık bir kapıdan ki bu kapı bilhassa basık konulmuş,girenlerin mecburen eğilmeleri sağlanmak istenmiştir- türbeye girilir.
TÜRBE :
Şimdi burası uzun bir dikdörtgen biçiminde olup kapının tam karşısındaki Seyyit Baba mezarı üstüne gelen tavan bölümünün eski külah tarzına yakın bir çatı ile örtülmesi düşünülmekte olduğunu ilgililer söylemişlerdir.
Edindiğimiz bilgilere göre,türbe-tekkenin orijinal biçimi şöyleydi: Ortada büyük kürevi kubbesi ile camii duvarı üzerindeki kafesli penceresi (hacet penceresi) vardı.Kiler,kurbanlık,örtme;bilahare (sonradan) eklenmiş kerpiç müştemilat olup asıl camii ve türbe muntazam karo taş örgü ve çok güzeldi.Dıştan türbenin üzeri külah biçiminde,caminin üstü yuvarlak kubbe olarak görülüyordu.Bizim çizdiğimiz plan ise şimdiki durumu yansıtmaktadır.
Türbe-tekke ile ilgili herhangi bir kitabenin varlığı tespit edilememiştir.Türbedeki ahşap sandukalar ise basit yapılıdır ve altları kerpiç örgülüdür.Bunlardan en baştaki Seyyit Baba olarak tanımlanır.Yine yakın tarihlere kadar bu sandukalardan bir kaçının başında birer yeşil sancak asılı bulunmaktaydı.Süsleme,mimari tarz vs. gibi tarihlemeyi kolaylaştıracak hiçbir ipucu görülmez.
Bugün küçük bir köy olan Akmeşe (Ziniski), Osmanlılar döneminde oldukça büyük bir kasabaydı.Sivastan Divriğiye gelen (1650) Evliya Çeleb,Ziniski hakkında şu bilgiyi verir. "Sonra Karabeli aşıp Yağbasan köyüne geldik.Bütün halkı Müslümandır.Meli Dede tekkesi adıyla büyük bir tekkesi vardır.Buradan yine Doğuya gidip Zefeski (Ziniski) köyüne geldik.Kasaba büyüklüğünde bağlı,bahçeli,camii,hamamı,hanı ve pazarı olan güzel bir köydür.Fırat (Çaltı) nehrinin kenarında ise de yine Sivas tarafına düşer.İstanbulda Başbaki Kulu olan İbrahim Ağanın köyüdür. Bilindiği gibi Osmanlı maliye teşkilatında birinci derecede tahsil memuruna Başbaki Kulu denilmekteydi.
SEYYİT BABANIN TARİHİ ve MENKİBEVİ HAYATI :
Mezar taşı kitabesi bulunmayan Seyyit Babanın tarihi kişiliği hakkında yeterli bilgilere sahip değiliz.Çevre halkı arasında yaygın söylenti Seyyit Babanın Mengücekler döneminde Şahların sancaktarı olduğu ve buradaki bir savaşta şehit düştüğüdür.Bu nedenle ona şehit gözüyle bakılır.Büyük saygı gösterilir.
Ersin Gülsoy,1519 tarihli evkaf defterinde Ziniski köyünde bulunan zaviyenin Şeyh Osman Zaviyesi olarak geçtiğini kaydeder.Necdet Sakaoğlu ise Şeyh Osman zaviyesi hakkında şu bilgileri verir.Tahrir kayıtları arasında Seyyit Babayı tereddüde (şüpheye) açık yön kalmaksızın Şeyh Osman adı ile buluyoruz.Şu kadar ki yaşadığı zaman konusunda tam bir kararlama yapmaksızın Tarihsiz olan ve Kanuni devrinde Divriğide yapılan tahrirlerin ilki olduğu sanılan defterde Zaviye-i Şeyh Osman başlığı ile ilginç not yer almaktadır. Karye-i Ziniski,tabii nahiye-i Ziniski,cemaat-ı dervişan Zaviye-i Şeyh Osman hizmetkarlarıdır.Denilmekte ve dervişan sayısı verilmektedir.Aynı asırda Erikli köyü için ise Karye-i Erüklü,tabii nahiye-i Ziniski,tamam vakfiyesi Zaviye-i Şeyh Osman denilmekte,ayrıca türbeye bitişik mescit için de Karye-i Ovacık,tabii nahiye-i Ziniski,tamam malikhanesi Mescid-i Ziniski olarak belirtilmektedir.
Burada dikkati çeken husus,Ziniskide Kanuni devrinde tekkeye bağlı olarak yaşayan ve ömürlerini buranın azad kabul etmez hizmetkarları olarak geçiren kalabalık bir derviş grubunun bulunduğudur.Ayrıca,türbe ve mescid için ayrı ayrı vakıflar tesis edilmiştir. Yine Kanuni devrine ait H.937 (1530) tarihli Mufassal tahrir defterinde ise Vakf-ı Medrese-i Ziniski haliya harab olub amelden kalduğu ecilden karye-i mezbura mescidi evkafına ilhak olunmuş ana tasarruf olunur imiş denilmekte,Ziniskideki eski medresenin daha o tarihlerde tatil olması sebebiyle vakfının ilgili mescide devredildiği işaret edilmektedir.Bu başlık altında,Ovacık-ı Süflanın tamam malikhanesi ile Ziniskideki üç tarlanın ve mahiyeti bildirilmemiş diğer bir mülkün Mescid vakfı olduğu anlaşılmaktadır.Alttaki hadisede ise Mescid-i mezburenin tevliyetine Mehmet Bin Abdülkerim berat-ı padişahı ile mutasarrıf gösterilmiştir. Bu tahrir defterinde, zaviye için ise ayrı bir başlık altında vakfedilen köy,mezra,tarla ve bostanlar yazılmıştır: Ziniskiye bağlı Belmen(?),Yuvalar mezraları,Erüklü köyü,Ziniski köyündeki Mamaşlu,Kutbağı,Osman Bağı,Yahya Danişmend Bağı,Kara Balabansı,Hacı Hasan Vakfı,Garip Tarla adlarını taşıyan,bazıları isimsiz bırakılmış ceman 10 tarla (Garip Tarla,Yağlıca mezrasında) ile harap bir bostandan ibaret oldukça zengin bir vakıf tesis edilmiştir.Ancak alttaki haşiyede vakfiyesinin görülmediği,yalnız vakıflığının tespit edildiği bildirilmektedir.
Bu durum ise Şeyh Osmanın yaşadığı takribi dönem konusunda bir yorumda bulunmamızı engeller.Yalnız onun XVI.yüzyıldan önceye ait bir sima olduğunda şüphe yoktur.Herhalde daha önce de belirttiğimiz gibi Anadolunun Türkleşmesi döneminde çevrede etkin olmuş bir Türkmen Şeyhidir.Kişiliği konusunda saygı göstermektedirler.Fakat belgelerde,şimdi rastlanmayan şeyh lakabının yerine günümüzde adı ve şeyhliği unutularak bu Seyyit ve Baba ismi geçerli olmuştur.İbrahim Aslanoğlu,Seyyit Babanın menkibevi kişiliğini anlatan Menakıb-ı Seyyit Baba adlı bir eserinin olduğunu;fakat bu eserin I.Dünya savaşı yıllarında kaybolduğunu söylemektedir.
Kaynak : Divriği Evliyaları (Kutlu ÖZEN)
*******************
SEYYİT BABA
Sabah erdim vardım Seyyid Baba’ya
Yüzüm sürdüm şehitlerin taşına
Dolandım tecella kıldım dergah
Vardım düştüm sancağının başına
Bir ismi Hayder’dir,bir ismi ALİ
Sancağı Cennet’te geldi bu veli
Hak nazar eyledi doldu bu dolu
Canım kurban kadeh sunan eline
Ol Sultan Saçlı’yı yanına aldı
İsteyen kulların muradın verdi
Kızıl Elma’ya dek kafiri kırdı
Yüz sürerek kümbedinin taşına
Laşker-i Abdal’a çıkıyor eli
Kimsenin kalmadı kendiye dili
İmam Hüseyin ile Bektaş-ı Veli
Canım kurban beratına,işine
Kara Pirbat Al-i Aba yarıdır,
Koca Leşker günahları arıtır
Sultan Ağu’çen cümlenin piridir
Yüz sürelim eşiğine başına
Fakir Edna’m der ki babına varsam
Yeşil sancağına yüzümü sürsem
Ölmeden açsam da görsem
Gör üstadım Hatayi’nin işi ne…
(İbrahim Aslanoğlu-Divriği Şairleri)