PDA

: Hz. Ali Dönemi Nehrevan Savaşı


Sidalyaren
02-10-2006, 01:55 PM
Harici hareketinin başlangıcı ve mezhep ayrılığına sebep olan hadise, Muaviye b. Ebü Sufyan’ın, Sıffin savaşı (M. 27 Temmuz 657) esnasında, halife Ali b. Ebü Talib'e yaptığı bir teklifte doğmuştur ki, buna göre, savaşa sebebiyet vermiş olan Osman b. Affan’ın katli meselesinden mütevellit ihtilafı, "Kur'an hükmüne göre" halletmek üzere, iki hakem tayin edilecekti.

Halife Ali ordusunun ekseriyeti, ister savaş yorgunluğundan olsun, ister kurra'ın Kur'an hükmünün, kendilerinin Osman b. Affan’a karşı açtıkları, onun katline kadar giden kanlı savaşın haklılığını göstereceği ümidi ile olsun, bu teklifi memnuniyetle kabul ederken, ekseryeti Tamim kabilesinden olan muhariplerin bir kısmı, Allah'ın kelamı fevkinde bir beşeri mahkemenin kurulmasına şiddetle muhalefet etti. Onlar „hükümün yanlız Allaha ait“ olduğunu söyleyerek, dört bin kişilik kuvvet halinde orduyu terk ettiler ve Küfe’den pek uzak olmayan Harüra kasabasına çekilerek, hiç tanınmamış Abdullah b. Vehb el-Rasibi’yi kendilerine reis seçtiler.

Bu ilk ayrılanlar kendilerine el-harüriya yahut el-muhakkima ismini verdiler ki, bu isimler, ekseriya daha sonraki haricilere de teşmil edilmiştir. Bu küçük zümre, birbirini takip eden kurra’ın intizarına tamamen zıt olarak neticelenen hakem kararı üzerine gittikçe büyüdü; içlerinde kurra’ın da bulunduğu Halife Ali b. Ebü Talib tarafdarlarının bir kısmı, Abdullah b. Vehb’in karargahına iltihak etmek üzere Küfe’den gizlice çıktı. Abdullah b. Vehb o arada Dicle'nin sol kenarında, Fars yollarının birleştiği Cüha memleketinde küçük Bağdad kasabasının bulunduğu köprü başında, karargahını kurmuş bulunuyordu. Haricilerin karargahı Nahravan kanalı boyunca uzuyordu.

Haricilere bu ismin verilmesi, yukarıda bahsedilen Küfe’den çıkış vakasından dolayıdır. Haricilerin müthiş taasubu, müfrit hukümleri ve şiddet hareketleri ile, derhal kendini gösterdi; Ali b. Ebü Talib'in hilafet üzerindeki iddialarının hükümsüz olduğunu ilan ettikleri gibi, Osman’ın hareketini de takbi eyleyerek, katlinden dolayı intikam almak fikrini de külliyen reddettiler; hatta daha ileri giderek, kendi noktai nazarlarının kabul etmiyenlerin, Osman b. Affan ile Ali b. Ebü Talib'i inkar etmeyenlerin, kafir ve katilleri vacip olduğunu ilan ettiler. Hemen sonra, kadınlar da dahil, bir çok kimseleri öldürdüler.

Harici ordusunun ehemmiyeti, din nazarında ırakların müsavatı prensibini öne sürmelerinden dolayı, arap olmayan kavimler ile diğer mutaassıp ve serkeş unsurların da kendilerine iltihakı üzerine, gittikçe arttı. Muaviye ordusu ilk karşılaştıkları zaman, o vakte kadar gerisinde bir savaşa tutulmaktan çekindiği için, asileri korumak yolunu tutmuş olan Ali b. Ebü Talib, sulh mukaddematının sona erme üzerine, gittikçe büyüyen bu tehlikeye müdahale etmeğe mecbur oldu; haricilerin karargahına H. 37 yılın safer ayının 9. (M. 16 Temmuz 658) günü hücum etti ve onları Abdullah b. Vehb ile dört bin kişilik taraftarlarını mağlup ve imha etti.

Fakat zafer Ali b. Ebü Talib'e pahalıya mal oldu; isyan söndürülmediği gibi, bu mücadele 30-40 senelerinde küçük mahalli kıyamlar halinde devam ettikten başka, kendisi de Nehrevan savaşından ailesinin mühim bir kısmını kaybeden aileden bir kadının kocası olan Abdulrrahman b. Mülcem el-Muradi isimli bir harici tarafından öldürüldü. Haricilerin, Ali b. Ebü Talib, Muaviye b. Ebü Sufyan ve Mısır valisi Amr b. El-As'ı aynı zamanda öldürmek için, ahdetmiş oldukları ve bir plan hazırladıkları hakkındaki rivayetin sonradan uydurulmuş olduğu muhakkaktır.

Diyar
02-10-2006, 01:59 PM
Canim benim bu güzel bilgilerin icin tsk ederim!

Sidalyaren
02-10-2006, 02:03 PM
Cemel savaşından sonra Küfe’ye giden halife Ali b. Ebü Talib, Cerir b. Abdullah'ın eline verdiği bir mektupla Suriye bölgesini idare etmekten olan Muaviye b. Ebü Sufyan'a göndererek, mektubunda muhacirlerle ensarın biat ettiklerini, ancak Aişe, Zübeyr b. Avvm ve Talha b. Ubeydullah'ın bu biat'a uymayıp kendisiyle savaştığını yazmış ve muhacirlerle ensarın yapmış olduğu biat'a uyup itaatini bildirmesini istemişti.


Muaviye, kendisine elçi olarak gelen Cerir b. Abdullah'ı oyalayarak Amr b. el-As ile istişarede bulunmuştu. Amr b. el-As Muaviye'ye şöyle der: Şam halkını mescide topla, minbere çık kanlı gömleği de minbere çıkar ve halife Osman b. Affan’ın kanını halife Ali b. Ebü Talib'in boynuna isnat eyle. Muaviye de Amr b. el-As'ın bu tavsiyesine uymuştu. Şam halkı daha önce Medine’de Şam’a götürülen halife Osman’ın kanlı gömleği ve eşi Naile’nin kesik parmakları Muaviye tarafından caminin minberine asıldı. Orada toplananlar halife Osman’ın intikamını almak için yemin ettiler. Muaviye bu şekilde orduyu teşvik ve tahrik ettikten sonra, 85 bin kişiden oluşan ordusunun başına Habib b. Mesleme’yi tayin edip, Şam’dan yola çıktı.

Cerir b. Abdullah, Şam'dan dönerek halife Ali b. Ebü Talib’in yanına gelip, Muaviye'nin Şam halkıyla kendisine karşı savaşmak üzere anlaştığını, halife Osman’ı öldürenleri himaye ettiğinden anlaşılır ki, o sebep olmuştur, söylediklerini anlatmıştı.

Halife Ali b. Ebü Talib bunun üzerine 90 bin kişiden oluşan ordusunun başına Malik b. Eşter’i tayin edip, Sıffin'e hareket etti. Sıffin'e vardığı zaman Muaviye, orada ordugah kurmuş ve Fırat yolunu işgal etmiş bulunuyordu. Halife Ali b. Ebü Talib, Muaviye’ye elçiler göndererek, buraya savaşmak için değil, anlaşmak üzere gelmiş bulunduğunu ve biat'a uyup itaatini bildirmesini istedi; ancak olumlu bir cevap alamadı. Halife Ali b. Ebü Talib bunun üzerine birliklerini taarruza geçirdi ve Muaviye'nin ordusunu geri atmaya ve nehir yoluna hakim olmaya muaffak oldu. Halife Ali b. Ebü Talib, bundan sonra Muaviye'nin ordusu sakalarının, kendi adamlarının yanında, nehirden su almalarına müsaade ederek, civanmertliğine yeni bir örnek kattı ki, bu da kendi adamları ile Suriyelilerin birbirleri ile dostluk kurmaları neticesini verdi.

Bir müddet, Muaviye’nin halife Ali b. Ebü Talib’den halife Osman’ın katillerini teslim etmesi talebinde inatla israr etmesi yüzünden, neticesiz kalan müzakereler ile geçti. Halife Ali b. Ebü Talib bu talebi yerine getirmek istemediği gibi, zaten bunu hem arzu etmiyordu hem de, yapmazdı. Bu durum H. 36 yılının rebiülahir ve cemaziyelevvel ayları boyunca sürüp gitmiştir. Bir anlaşma için taraflar, H. 37 yılının Muharrem ayının (M.18 Temmuz 657) sonuna kadar mütarekeye riayet edilmesi hususunda anlaştılar. Fakat bu çare de netice vermeyince, İbnü’l-Esir (El-Kamil, c.3, sa.299)’e göre, nihayet Safer ayının ilk günü savaş ilan olundu ve Sıffin savaşı başladı.

Raviler, umümi bir görüşe müsaade etmeyen ve sadece münferit kabilelerin medhi ve senasına yarayan bir yığın başa-baş vuruşma olduğunu rivayet ettikleri cihetle, savaşın cereyan tarzını açık olarak tesbit etmek kolay değildir. Raviler bundan başka, orduların büyüklüğü ve birliklerin harp nizamı ve bunların kumandanları hakkında da birbirinden tamamiyle ayrı bilgi vermektedirler. Savaş eskiden beri adet olduğu tarzda, her kabilenin kendi başına, kapalı bir birlik halinde harp etmesi şeklinde vuku bulduğu cihetle, halife Ali b. Ebü Talib’in her kabileye karşı tarafta bulunan kabiledaşlarının karşısına gelecek sürette tabiye etmiş bulunması akıllıca bir tedbir idi. Durup-durup yeniden başlayan ve gittikçe hertarafa sirayet eden çarpışmalar, rivayetlerin ittifakla belirttiğine göre, kanlı olmuş ve msl. Halife Ali b. Ebü Talib’in tarafından Ammar b. Yasir ve Haşim b. Utba, Muaviye b. Ebü Sufyan tarafından Yezid b. Adiyy ve Habis b. Sad gibi muhtelif şöhretli kimseler bu arada ölmüşlerdir. Halife Ali b. Ebü Talib, Iraklılara önce su yolunu açmış olan ve şimdi de çok başabaş vuruşmada temayüz etmiş bulunan cesur ve savaş tecrübesi fazla Malik b. Eşter’in şahsında mühim bir destek bulmuş idi.

Bir süre her iki tarafın da üstünlük sağlayamadığı bir şekilde savaşıldıktan sonra Malik b. Eşter, H. 37 yılın 10 Safer ayının çarşambayı perşembeye bağlayan gece (M. 27 Temmüz 657) ve bunu takip eden sabah Suriyelileri o kadar sıkıştırmaya muaffak oldu ki, Muaviye cesaretini kaybedip, kaçmayı düşündü. Bu tehlikeli anda kurnaz Amr b. el-As ona, Allahın iki taraf arasında verdiği hükmü mücadelenin neticesinde arıyan halife Ali b. Ebü Talib’e mukabil, mücadeleden vazgeçilmesini ve kararın Allah'ın kitabına bırakılması lazım geldiğini remzi bir şekilde ifade etmek üzere, Kur’an sahifelerini mızrakların ucuna bağlamayı tavsiye etti. Amr b. el-As'ın bu teklifinin halife Ali b. Ebü Talib'in taraftarı arasında ikilik yaratacağı hususundaki hesabının doğruluğu tezahür etti. Halife Ali b. Ebü Talib'in taraftarlarında büyük bir kısmı, Allah'ın hükmüne yapılan böyle bir müracaatın red edilmemesi gerektiğini ileri sürdü; ancak Halife Ali b. Ebü Talib hemen şunları söylemişti: Ey Allah’ın kulları! Hakkınızı aramaya devam ediniz ve düşmanınıza karşı savaşmaya devam ediniz. Ben Muaviye'yi, Amr’ı çok iyi tanıyorum. Onların dinle ve Kur’anla ilgileri yoktur. Size yazıklar olsun, aldanmayasınız! Vallahi bu Kur’an sahifelerini sırf sizi aldatmak ve size tuzak kurmak için havaya kaldırmışlardır. Bu süretle zaferi kazandığına inanmış bulunan halife Ali b. Ebü Talib, şiddetle itiraz eden Malik b. Eşter’i geri çağırmağa mecbur oldu ve böylece savaş sona erdi.

Aynı şekilde halife Ali b. Ebü Talib'in ordusunun çoğunluğu, Muaviye'nin, biribiri ile münazara eden her iki tarafın, sonradan Kur'an'ın sözlerine göre, bir karar vermek için bir araya gelmek üzere, birer hakem tayini hakkındaki teklifini de kabül etti. Halife Ali b. Ebü Talib'e hakem olarak, kendisine pek taraftar olmayan Ebü Musa el-Aşari zorla kabul ettirilirken, tahmin olacağı gibi, Muaviye taraftarı Suriyeliler Amr b. el-As'ı hakem seçtiler. Antlaşma, İbnü’l-Esir (El-Kamil, c.3, sa.327)’e göre, H. 37 yılın Safer ayının 13. Çarşamba günü (M. 30 Temmuz 657) imzalandı. Bundan sonra ordular ayrılarak, yurtlarına döndüler; halife Ali b. Ebü Talib'in birlikleri kötü bir ruh haleti içinde; öyle ki, mağlup olmadıkları halde, bozguna uğramış intibaını veriyorlardı. Sıffin adiyla anılan bu savaşda 70 bin kişinin katlolunduğunu tarih kitapları kaydeder.


H. 37 yılın Ramazan (M. şubat 657) ayında her iki taraftan dörtyüzer kişilik birer gurup ortak bir karara varmak amacıyla, Suriye ile Irak’ın tam ortasında bulunan Ezruh’da bir araya geldiler. Ebü Musa el-Aşari ile Amr b. el-As bu işe memur edilmiştir. Ancak gerek savaş hususu, gerek müzakerelerin cereyan tarzı için Ebü Musa aldatılmış, müzakerelerin neticesini cemaata açıklamak üzere Ebü Musa minbere çıkıp, hem Ali b. Ebü Talib hemde Muaviye b. Ebü Sufyan’ın halifeliğe layık olmadıklarını ilan ederek, başka bir halifenin seçimi müslüman cemaatine bırakmıştır. Buna mukabil Amr b. el-As minbere çıkınca, Ali b. Ebü Talib hakkındaki hükümde Ebü Musa’ya itifak ettiğini söylemiş, fakat Muaviye b. Ebü Sufyan’ın halifeliğe layık olduğunu ilan etmiş.

Sidalyaren
02-10-2006, 02:09 PM
Hz. Muhammed’in vefatından sonra Ebü Bekir’in kızı Aişe, bir çok siyasi işlere müdahale etti. Kendisi halife Osman b. Affan’a muhalif olduğu gibi, Osman’ın yanlış uygulamalara gririştiğini, yoldan çıktığını, işten çekilmesi icap ettiğini veya öldürülmesi icap ettiğini söylerdi; bu halife Osman b. Affan, Aişe'nin kardeşi Muhammed b. Ebü Bekir'in kumandası altında asiler tarafından öldürülmesinde, Aişe’nin de bir rolu olduğu katiyetle söylenebilir.


Halife Osman b. Affan kendi evinde kuşatıldığı zaman, Aişe Medine’de değildi; bir ihtiyat tedbiri olmak üzere, Mekke’ye gitmişti. M. 628 senesinde Mustalikoğulları seferinden gerdankık (ifk) hadisesinde hakkında takındığı tavır dolayısıyla kin duyduğu can düşmanı Ali b. Ebü Talib'in halife olduğunu öğrenince, öldürülen Osman b. Affan’ın intikamını almak bahanesi ile, müslümanları halife Ali b. Ebü Talib'e karşı ayaklandırmak için, bütün gayretini sarfetti.

Talha b. Ubeydullah ve Zübeyr b. Avvm, halife Ali b. Ebü Talib'e olan biatını bozup, Medine’den Mekke’ye giderek, Aişe ile itifak ettiler. Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvm ve Aişe’nin Mekke halkı ile birlikte başka bir gurup oluşturdukları ve Ali b. Ebü Talib'e karşı muhalefet içinde oldukları haberi yayıldı. Üç müttefik beraberce, Mekke’de büyük bir ordu ve mühimat topliyarak, bilhasa Talha b. Ubeydullah'in pek çok tarafdara sahip olduğ Basra’ya gittiler. Bunlar mesuliyetini tamamiyle reddettikleri Osman b. Affan’ın ölümünün intikamını Ali b. Ebü Talib'den alacaklarını açıkça beyan ettiler. Basra da bir çok kimseleri öldürdüler, Basra’ya tamamen hakim olup, hazine ve emniyet kuvvetlerini ele geçirmişlerdi.

Bu isyana dair haber alan halife Ali b. Ebü Talib, M. 656 (H.36 yılın Rebiyülahir) yılı ekim ayı sonlarına doğru ordusuyla birlikte isyancıları ıslah etmek üzere Basra’ya doğru yola çıktı ve bir daha Medine’ye dönmedi. Cemel savaşı M. 8 aralık 656 (H.36 yılı 15 cemaziyülahir) günü Hurayba denilen yerde vukubuldu. Kuvvetler arasında başlıyan savaşın teferruatı hakkında, oldukça geniş bilgiye sahibiz; fakat bu teferruatı birer-birer anlatmağa lüzüm yoktur. Şu kadar söylemek kafidir ki, savaş bir müdet teker-teker şahıslar arasında cereyan etmiş; bu ferdi savaşta, kardeş, amca, yeğen, hatta, baba-oğul karşı kaşıya gelip, birbirlerini öldürmüşlerdir. Savaşın en hararetli safası Aişe'nin devesi etrafında cereyan etti. Bani Zabba'den 70 kişi Aişe'yi korumak uğrundan öldükten sonra, deve de öldürüldü. Bu savaş da halife Ali b. Ebü Talib'in ordusu galip geldi. Bu savaş da Aişe bir mahfa içinde bir deve üzerinde hareket etmekle Cemel savaşı diye anılmıştır.

Halife Ali b. Ebü Talib, Aişe'nin Abdullah b. Halef'in evine götürülmesini emretti. Sonra kendisi de Aişe'nin yanına gider. Bu arada Halife Ali b. Ebü Talib, kadınların Halef'in iki oğlu Abdullah ve Osman için ağladıklarını görür. Abdullah Aişe'nin, Osman da Halife Ali b. Ebü Talib’in taraftarları arasında öldürülenlerden idiler. Abdullah’ın hanımı Safiye ağlar bir halde iken Halife Ali b. Ebü Talib ile karşılaşmış ve ona şöyle demişti: Ey Ali, ey sevgililerin katili, ey insanların arasını ayıran kişi! Allah senin de çocuklarını yetim bıraksın, Abdullah’ın çocuklarını yetim bıraktığın gibi. Ancak Halife Ali b. Ebü Talib, ona hiç bir cevap vermeden yoluna devam etmiş, Aişe'nin yanına gidip, Medine’ye dönmesi için gerekli olan her türlü hazırlıkları yapmış ve kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir'i de onunla birlikte Medine’ye gitmesi emrini vermiştir.

Cemel adıyla anılan bu kanlı isyanda, 5 bini halife Ali b. Ebü Talib taraftarı ve 5 bini de Aişe taraftarı olmak üzere 10 bin kişi katlolunduğunu tarih kitapları kaydeder. Cemel savaşı, Zübeyr b. Avvm ve Talha b. Ubeydullah’ın hayatlarına mal olarak halife Ali b. Ebü Talib’e, Irak üzerinde bir hakimiyet sağladı. Ancak bu hakimiyeti çok sürmedi.

Sidalyaren
02-10-2006, 02:10 PM
M. 656 senesi halife Osman b. Affan, Aişe'nin kardeşi Muhammed b. Ebü Bekir'in kumandası altında kendi evinde asiler tarafından öldürülmesinden sonra yeni halifenin seçilmesinin, gürültü ve dehşet havası içinde, nasıl vukua geldiği bilinmektedir.

Ali b. Ebü Talib'in halife seçilmesi tarih kaynaklarda şöyle nakletmektedir: Eski adıyla Yesrib (Medine), Mısır, muhacirler ve Zübeyr b. Avvm ile Talha b. Ubeydullah’ın de içinde bulunduğu kalabalık bir cemaat halinde Ali b. Ebü Talib’e gelerek ona şöyle demişlerdi: İnsanlara mutlaka bir imam gerekir; elini verki biat edelim. Ali b. Ebü Talib, onlara: Benim bu işinize herhangi bir müdahalem olmaz, siz kimi uygun görür ve seçerseniz ben de ona razı olurum; diye karşılık vermişti. Halk: Biz senden başkasını seçmeyiz; demiş ve ona defalarca gidip gelerek bu isteklerini belirtmişler ve en sonunda şöyle demişlerdi: Biz bu işe ehil olarak senden daha iyisini ve senden daha hak sahibi bir kimseyi göremiyoruz. Hz. Muhammed’e olan yakınlığın herkesten üstündür. Vallahi biz sana biat etmedikçe başka hiçbir şey yapmayız; diye ısrar etmişlerdi. Halkın bu ısrarları üzerine Ali b. Ebü Talib beş gün tereddütten sonra, halifelik görevini kabul etti ve şöyle dedi: "Bana yapılacak biadın gizli olmaması için bu iş mescidde olsun"

M. 24 Haziran 656 günü Medine’de, peygamberin mescidinde Ali b. Ebü Talib'e biat edildi. Bu merasim için minbere ilk çıkan halife, Ali b. Ebü Talib olmuştur. Şunu da bir hakikat olarak söylemek lazımdır ki, Ali b. Ebü Talib halife seçilmesi şüphesiz Hz. Muhammed ile olan akrabalık ve yakınlığının verdiği itibar ile birlikte, Medine halkının desteği neticesidir.
Kaynak: Ebü Cafer Muhammed b. Cerir (M.839-923), Tarih-i Taberi, c.3, sa.165-168 E.O.Y. İbnü’l-Esir (M.1160-1234), El-Kamil, c.3, sa.195-203 B.Y.


Yukarıda hadis ve tarih kaynaklarda anlaşılacağı üzere halife konusu dini olmaktan ziyade, siyasi bir meseledir. Hz. Muhammed'in ölümünden sonra Ebü Bekir'in halife seçilmesinde, islam camiasında yeni bir seçim tarzı görüyoruz. Halife Ebü bekir tarafından Ömer b. Hattab halife tayini meselesi ise, islam esas teşkilatı hukuku nazariyecileri arasında pek çok tartışmalara mevzu olmuştur.

İşaret edilmesi gereken ünemli bir husus da, ilk dört halifenin farklı ailelere mensup oldukları aşikardır. Ancak dördüncü halifeden sonra gelen hanedanlık, babadan oğula geçme sisteminden kesin olarak farklı olduğu katiyetle söylenebilir.

Halife Ali b. Ebü Talib evladı hükümdarlar sülaleleri Hz. Hasan kolu;
1. Mağrib'de İdrisi'ler, İdris b. İdrisi b. Abdullah b. Hasan el-Muşanna ahfadı, M. 954-974'e kadar..
2. Mekke'de sonra Yemen'de Sulaymani'ler, Sulayman b. Davüd b. Hasan el-Muşanna ahfadı.
3. Mağrib'de Sulaymani'ler, İdrisi b. Abdullah b. Hasan el-Muşanna'nın kardeşi Sulayman'ın ahfadı.
4. Mekke'de ve Yemen'de Bani Uhayzir, Muhammed el-Nafs el- Zakiya'nin kardeşi Musa'l-Cavn'ın ahfadı, M. 865-961'e kadar.
5. Mekke emirleri olan Havaşim, Abdullah Hasan el-Muşanna kolundan Ebü Haşim b. Muhammed ahfadı, M. 1067-1202'ye kadar.
6. Fas'ta Sadi şerifleri, M. 1550-1659'a kadar.
7. Fas'ta Filali şerifleri, M. 1664'ten zamanımıza kadar. Ayrıca Fas'ta Vazzani ve Kittani şerifleri, zamanımıza kadar.

Halife Ali b. Ebü Talib evladı hükümdarlar sülaleleri Hz. Hüseyin kolu;
1. Abdullah b. Meymun b. Muhammed b. İsmail b. Ca'fe b. Muhammed b. Ali b. Hüseyin b. Ali b. Ebü Talib, ahfadı olan Fatimi yahut Ubaydi devleti, ilk olarak, M. 910'da Mağrib'de kuruldu. Bu devlet sınırları genişlemiş ve M. 1171 senesinde Mısır'da yıkılmıştır.
2. Taberistan ve Deylem Hüseyni'leri.
3. Rassi'ler, Kasım Rassi ahfadı, Zeyd b. Ali b. Hz. Hüseyin kolundandırlar, M. 1281'e kadar Yemen ve Sada'de idiler.
4. Kasım b. Muhammed ahfadı olan Şan'a Zeydi'leri, M. 1599'dan bugüne kadar.

Alıntıdır

Diyar
02-10-2006, 02:17 PM
Devaminida okudum Sidal! Gercekten cok güzel aciklamissin! emegine saglik

Sidalyaren
08-02-2007, 11:30 AM
Devaminida okudum Sidal! Gercekten cok güzel aciklamissin! emegine saglik


Sagolasın Gonca

asli_33
08-02-2007, 11:38 PM
Hz. Peygamber (s.a.a), Hz. Ali'ye şöyle buyurmuştu: “Benden sonra üç grupla savaşacaksın:

a) Nakisin; yani ahitlerini bozanlar.

b) Kasitin; yani isyan eden zalimler.

c) Marikin; yani kanun ve şer'i olan hükümetin emrinden çıkıp onun aleyhine kıyam eden asiler (Havariç).

Havariç zahirde abid ve zahid görünen ve alınları çok secdeden dolayı nasır bağlayan bir grup saf ve ahmak kimselerdi. Bu ahmaklıklarından dolayı ne yaptıklarının farkında değillerdi. Onların sloganları İslami idi; ama amelleri İslam'ın aleyhine idi. Hz. Ali onların hakkında şöyle buyurmuştur: “Bunlar hakkı, batılın karanlığında arıyorlar.” Havaric'in sloganı şu idi “La hukme illa lillah” (Hüküm ancak Allah'ındır). Bunlar Hz. Ali (a.s) ve Muaviye'nin batıl üzere oldukları ve hükmün sadece Allah'a mahsus olduğu inancında idiler.

Nehrevanı yapanlarda Havariclerdi ..Hz. Ali(KV) ninde bu fitnenin kökünü kurutması gerekiyordu ve gerekeni yaptı..tabi bunun akabinde Hz.Ali'ye olan düşmanlık ve kin daha çok artmıştır..
Sağol Sidalyaren can paylaşım için..