PDA

: 12 imam.larin isimleri ve hayatlari


Adnbaran
30-09-2006, 07:18 AM
BÝRÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM ALÝ'NÝN HAYATI



Dünyaya Geliþi, Lakabý ve Künyeleri

Hz.Ali Oniki Ýmâmýn ilkidir, ayný zamanda Hz.Muhammed’in dâmâdý ve amcasýnýn oðludur. Hz.Ali Hicret’ten 23 yýl önce (Milâdi 598) Recep ayýnýn 13. gününde Mekke’de, Kâ’be-i Muazzama’nýn içinde dünyaya gelmiþlerdir ve Kâ’be’nin içinde doðan tek kiþidir. Baba ve anne tarafýndan Hâþimi soyundan gelmiþtir.

Hz.Peygamber, Hz.Ali’nin doðumunu duyunca amcasý Hz.Ebû Tâlib’in evine geldi. Hz.Ali’yi kucaðýna aldý, dilini aðzýna verip emzirdi. Adýný sordu, Fâtýma; “Esed koymak istiyorum” deyince Hz.Muhammed; “Hayýr” buyurdu. “Onun adý Ali’dir” dedi ve adýný “Ali” koydular.

Künyeleri ise “Ebü’l Hasan” ve “Ebû Türâb”dýr. Hz.Muhammed kendilerine, topraðýn babasý anlamýna gelen “Ebû Türâb” künyesini vermiþlerdi. Bu yüzden, bu künyeyi çok severlerdi.


Ýlk Ýman Eden Hz.Ali

Hz.Muhammed’e ilk vahiy geldikten sonra; erkeklerden Ýslâmlýðýný ilk izhâr eden Hz.Ali’dir ve ondan sonra kadýnlardan da ilk olarak eþi Hz.Hatice’tül Kübrâ, Ýslâmiyet’i kabul etmiþlerdir.

Hz.Ali, bütün ömrü boyunca Hz.Muhammed’in en yakýnlarýndan ve yardýmcýlarýndan biri olmuþ, bütün savaþlarda Hz.Peygamber’in yanýnda savaþmýþ, bu savaþlarda çok büyük yararlýklar ve kahramanlýklar göstermiþ, canýný Hz.Peygamber’in uðruna vermekten hiçbir zaman kaçýnmamýþtýr.


Hicret Gecesi

Hz.Muhammed hicret edeceði o gece, Hz.Ali’yi çaðýrdý ve “Bu gece Rabbimin emriyle Mekke’den göç edeceðim ve Sevr maðarasýnda gizleneceðim; sende benim yataðýma yatacaksýn, ne dersin?” buyurmuþlardý. Hz.Ali bu haberi canýna minnet bilmiþ, þükür secdesine kapanarak kabul etmiþtir.

Bu olay münâsebetiyle, Kur’ân-ý Kerîm’in Bakara Sûresi’nin:

“Ýnsanlardan öylesi de vardýr ki Allah rýzâsýna nâil olmak için canýný satar ve Allah, kullarýný pek esirgeyendir.” meâlindeki 207. âyet-i kerîmesi nâzil olmuþtur.


Hz.Muhammed ile Kardeþ Olmalarý

Hz.Peygamber, Medine-i Münevvere’ye Hicret’lerinden sonra; “Ansar (Yardým edenler)” denilen Medineli Müslümanlarla, “Muhacirun (Göçmenler)” diye anýlan ve Mekke’den göç eden Müslümanlarý, birbirleriyle daha da kaynaþtýrmak için kardeþ ettiler. Kardeþlik töreni bitince, tek kalan yalnýz Hz.Peygamber ile Hz.Ali idiler.
Hz.Ali:
“Yâ Resûlullah! Ashâbýný birbirine kardeþ ettin; beni ise yalnýz býraktýn” dedi.
Hz.Resûl:
“Yâ Ali! Sen; Mûsâ’ya Hârun ne menziledeyse, bana o menziledesin. Ancak benden sonra Peygamber yok, sen dünyada da benim kardeþimsin, âhirette de” buyurmuþlardýr.


Bedir Savaþýnda Hz.Ali

Medine’ye Hicret’in 2. yýlýnda, Ramazan ayýnda vuku bulan ve Ebû Cehil ile diðer müþriklerin önde gelenlerinin ölümleriyle sonuçlanan Bedir savaþýnda, Hz.Ali 25 yaþlarýnda idi ve Ýslâmiyet’i koruyanlarýn baþýndaydý.

Bu savaþta vadideki su kuyularý, daha önce gelen müþrikler tarafýndan zapt edilmiþti. Ashâb da geceleyin susuzluk baþ gösterince Hz.Peygamber; “Bize kim su getirir.” buyurdular. Hz.Ali, eline bir kýrba alýp hayli uzakta olan su dolu kuyuya vardýlar; suyla doldurup sahâbeye ulaþtýrdýlar. Böylece Hz.Ali, Bedir savaþýnda Kevser sâkiliðinin bir örneðini göstermiþ oldu.


Hz. Fatýma ile Evlenmesi

Hicret’in 2. yýlýnýn son ayý olan Zilhicce’de Hz.Muhammed, sevgili tek kýzý Hz.Fâtýma’tüz Zehrâ’yý, Hz.Ali’ye vererek onu kendisine dâmâd etmiþtir.

Hz.Ali’nin, Hz.Fâtýma ile olan evliliklerinden; Hz.Ýmâm Hasan, Hz.Ýmâm Hüseyin ve doðmadan düþen, adý Hz.Peygamber tarafýndan konulan Muhsin ile Zeyneb ve Ümmü Gülsüm dünyaya gelmiþlerdir.

Hz.Peygamber’in nesl-i pâk olan soylarý “Ehl-i Beyt’i”, Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin’den devam etmiþtir.


Uhud Savaþýnda Hz.Ali

Uhud savaþýnda, müþriklerden sancaðý her kim eline aldý ise o kiþiler, Hz.Ali tarafýndan birer birer katledildiler.

Tarih kitaplarýnda ve Kur’ân âyetlerinde tafsilâtýyla bildirildiði gibi Uhud savaþýnda müþrikler bozguna uðrayýnca; Hz.Peygamber’in bu savaþta, Abdullah bin Zübeyr’in kumandasý altýna verilen ve bir gediði korumaya memur edilip;

“Her hâlde, yerlerinden ayrýlmamalarý emredilen okçularýn” bozgunu görünce, gânimet hýrsýna düþmeleri ve yerlerinden ayrýlmalarý yüzünden, çetin bir bozguna uðrayan Ýslâm ordusu, Halid bin Velid’in bu gedikten hücumuyla bozulup daðýldý. Abdullah þehit düþtü. Hz.Peygamber’in yanlarýnda, Hz.Ali ile bir kaç kiþi kaldý. Ancak Hz.Ali, Hz.Muhammed’e saldýranlarla savaþmadaydý; o gün on altý yara almýþlardý. Sonra, ashâbýn tekrar Hz.Peygamber’in yanýnda toplanmalarý, Hz.Ali’nin sebâtý sayesinde olmuþtur.

Bu savaþta Hz.Ali müþriklerle savaþýrken ve Hz.Peygamber’i korurken elindeki kýlýcý kýrýlmýþ, bunun üzerine Hz.Muhammed kendi kýlýcý olan elindeki meþhur “Zülfekâr” adlý kýlýcý vermiþlerdir. O gün Hz.Muhammed, Hz.Ali için þu meþhur hadîsi buyurmuþlardýr:

“Lâ fetâ illâ Ali, Lâ seyfe illâ Zülfikâr”
Anlamý: “Ali’den kahraman yiðit yoktur, Zülfikâr’dan üstün kýlýç yoktur.”


Mekke’nin Fethinde Hz.Ali

Hicret’in 8. yýlý, Ramazan ayýnda Mekke-i Mükerreme fethedildi. Hz.Muhammed, Ka’be-i Muazzama’nýn çevresindeki putlarý kýrdýlar; içerisine girip oradaki putlarý da yerlerinden sökerek dýþarýya attýlar.

Yüksekteki putlarýn kýrýlmasý için Hz.Muhammed, Hz.Ali’ye “Yâ Ali! Omuzlarýma bas çýk, þunlarý indir, kýr” diye buyurdular. Hz.Ali, Hz.Muhammed’in omuzlarýna basýp putlarý indirdi. O vakitteki hallerini anlatýrken;

“Bana öyle geldi ki, dileseydim göðe ulaþabilirdim” buyurmuþlardýr.

Adnbaran
30-09-2006, 07:20 AM
ÝKÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM HASAN'ÜL MÜCTEBA'NIN HAYATI

Hz.Ýmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtýma’tüz Zehra’nýn evliliklerinden dünyaya gelen ilk oðullarýdýr. Hz.Muhammed’in sevgili torunu olan Hz.Ýmâm Hasan, Hicret’in 3.yýlý Ramazan ayýnýn 15. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn, 5 kýz 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtlarý olmuþtur. Hz.Ýmâm Hasan’ýn künyeleri; “Ebû Muhammed”, lâkaplarý “Müctebâ”, “Zeki”, “Sýbt”týr; en meþhur lâkaplarý ise “Seçilmiþ” anlamýna gelen “Müctebâ”dýr.

Hz.Muhammed, sevgili torunlarý Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin’i pek çok severler ve onlar hakkýnda; “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, ulularýdýr”, “Onlar dünyada benim iki demet çiçeðimdir” der ve onlara; “Oðullarým” diye hitab ederlerdi.

Hz.Peygamber; Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin hakkýnda;
“Allah’ým” buyurmuþlar; “Ben bu ikisini severim, sen de bunlarý ve bunlarý sevenleri sev; bunlar benim ve kýzýmýn oðullarýdýr.”

Yine bir hadîs-i þeriflerinde de þöyle buyurmuþlardý:
“Onlarý seven beni sever, beni seven ise Allah’ý sever; Allah’ý seveni Allah cennete koyar; onlara buðzeden bana buðzeder; bana buðzeden Allah’a buðzeder; kendisine buðzedeni ise Allah cehenneme atar.”

Hz.Ýmâm Hasan, göðüslerinden baþlarýna dek, Hz.Resûl-ü Ekrem’e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ý Peygamber’e çok benzerdi. Hz.Ýmâm Hasan, ahlâk bakýmýndan insanlara bir örnekti ve cömertliði de çok fazlaydý. Hz.Muhammed’in bir hadîslerinde, Hz.Ýmâm Hasan hakkýnda:

“Bu benim oðlum seyyid’dir. Allah, onun vasýtasýyla Müslümanlardan iki büyük bölüðün arasýný uzlaþtýracaktýr” buyurduklarý da zikredilmektedir.

Hz.Ali, Hak’ka kavuþtuktan sonra Hz.Ýmâm Hasan, kendilerini gasledip kefenlemiþler, namazýný kýlmýþlar, ayný gece sabaha karþý þimdiki türbelerinin bulunduðu yere, Necef (Irak) þehrine yerleþtirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan, babalarý Hz.Ali’yi türbelerine yerleþtirdikten sonra zengin, fakir bütün halký topladý. Taziye þartlarý yerine getirildikten sonra, Ramazan ayýnýn 21.günü Kûfe mescidinde halka buyurdu ki;

“Bu gece, öyle bir zât vefât etti ki; Resûlullah’tan baþka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aþan vardýr; ne sonra gelecekler arasýnda bulunur. O, Resûlullah’ýn mâhiyyetinde savaþýr, canýyla onu korurdu. Cebrâil saðýnda giderdi onun, Mikâîl solunda. Allah’ýn izniyle, gittiði yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoðlu ÃŽsâ’nýn göðe aðdýðý, Mûsâ’nýn vasîsî Yûþâ’ýn vefât ettiði, Muhammed’e Kur’ân’ýn indiði gece vefât etti. Altýn ve gümüþ olarak ancak yediyüz dirhem býraktý.”

Söz buraya gelince Hz.Ýmâm Hasan dayanamayýp aðlamaya baþladý; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki;
“Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali’nin oðlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanlarý korkutanýn, benim Muhammed’in oðlu. Benim Allah izniyle insanlarý Allah’a çaðýranýn oðlu. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Allah, her türlü kötülüðü giderdi onlardan; tertemiz etti onlarý. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrâil, evimize inerdi bizim; evimizden aðardý göðe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onlarý sevmeyi her Müslümana farzetmiþ ve Allah buyurmuþtur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliðimin) tebliði hususunda, akrabamý (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden baþka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmýþsa onun mükâfatýný arttýrýrýz..»” (Þûrâ 23.âyet) âyeti kerimesini okuduktan sonra; “Yapýlan güzel ve iyi iþ, bizi «Ehl-i Beyt’i» sevmektir.”

Adnbaran
30-09-2006, 07:21 AM
Hz.Ýmâm Hasan, göðüslerinden baþlarýna dek, Hz.Resûl-ü Ekrem’e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ý Peygamber’e çok benzerdi. Hz.Ýmâm Hasan, ahlâk bakýmýndan insanlara bir örnekti ve cömertliði de çok fazlaydý. Hz.Muhammed’in bir hadîslerinde, Hz.Ýmâm Hasan hakkýnda:

“Bu benim oðlum seyyid’dir. Allah, onun vasýtasýyla Müslümanlardan iki büyük bölüðün arasýný uzlaþtýracaktýr” buyurduklarý da zikredilmektedir.

Hz.Ali, Hak’ka kavuþtuktan sonra Hz.Ýmâm Hasan, kendilerini gasledip kefenlemiþler, namazýný kýlmýþlar, ayný gece sabaha karþý þimdiki türbelerinin bulunduðu yere, Necef (Irak) þehrine yerleþtirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan, babalarý Hz.Ali’yi türbelerine yerleþtirdikten sonra zengin, fakir bütün halký topladý. Taziye þartlarý yerine getirildikten sonra, Ramazan ayýnýn 21.günü Kûfe mescidinde halka buyurdu ki;

“Bu gece, öyle bir zât vefât etti ki; Resûlullah’tan baþka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aþan vardýr; ne sonra gelecekler arasýnda bulunur. O, Resûlullah’ýn mâhiyyetinde savaþýr, canýyla onu korurdu. Cebrâil saðýnda giderdi onun, Mikâîl solunda. Allah’ýn izniyle, gittiði yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoðlu ÃŽsâ’nýn göðe aðdýðý, Mûsâ’nýn vasîsî Yûþâ’ýn vefât ettiði, Muhammed’e Kur’ân’ýn indiði gece vefât etti. Altýn ve gümüþ olarak ancak yediyüz dirhem býraktý.”

Söz buraya gelince Hz.Ýmâm Hasan dayanamayýp aðlamaya baþladý; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki;
“Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali’nin oðlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanlarý korkutanýn, benim Muhammed’in oðlu. Benim Allah izniyle insanlarý Allah’a çaðýranýn oðlu. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Allah, her türlü kötülüðü giderdi onlardan; tertemiz etti onlarý. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrâil, evimize inerdi bizim; evimizden aðardý göðe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onlarý sevmeyi her Müslümana farzetmiþ ve Allah buyurmuþtur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliðimin) tebliði hususunda, akrabamý (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden baþka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmýþsa onun mükâfatýný arttýrýrýz..»” (Þûrâ 23.âyet) âyeti kerimesini okuduktan sonra; “Yapýlan güzel ve iyi iþ, bizi «Ehl-i Beyt’i» sevmektir.”

Hz.Ýmâm Hasan vaazdan sonra buyurdular ki;
“Peygamberlik tahtýnýn sultanlýk vârisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriþtirdi. Bende þimdi sizi onlarýn yoluna davet etmekteyim. Ve gerçek biliniz ki; bana uymak onlara uymaktýr, bana karþý koymak onlara karþý koymaktýr.”

Söz buraya gelince Abbas oðlu Abdullah ayaða kalktý:
“Ey insanlar” dedi; “Bu þehzade, Allah’ýn Resûlü’nün oðludur. Bizden, imâmetine râzý olduðunuzun sözünü ve bey’atý kabul ettiðinizin gösterilmesini istiyor. Ne dersiniz?”

Orada bulunanlarýn hepsi baðrýþtýlar:
“Canla, baþla kabul ediyoruz” dediler ve Hz.Ýmâm Hasan’a bey’at ettiler.

Hz.Ýmâm Hasan’a, kýsa zamanda otuz bin mücahit bey’at etti. Bunlarý duyan Þam Hâkimi Muâviye, sarsýldý. Altmýþbin kiþilik bir askerle Irak’ý zaptetmek için yürüdü. Hz.Ýmâm Hasan’da kýrk bin mücahidi ile onu karþýlamak üzere Kûfe þehrinden dýþarý çýktý. Hz.Ýmâm Hasan, çok vakitte þöyle düþünürdü:
“Ben kendi isteðimle düþmanlýðý ortaya koymam. Ve kimse ile dünya saltanatý için kavga etmem.”

Adnbaran
30-09-2006, 07:22 AM
Þam’da Vâli olarak bulunan Muâviye ise Basra ve Kûfe’ye birer adam göndermiþ, halký Hz.Ýmâm Hasan’ýn aleyhinde kýþkýrtmaya baþlamýþtý. Sonra bu adamlar tutulup öldürüldüler.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn ordusunda, kendilerine ve “Ehl-i Beyt’e” candan baðlý olanlar pek azdý. Bu topluluðun içerisinde olanlardan; kimisi dünyalýk elde etmek için uðraþmadaydý; kimisi þüphe içindeydi, kime kul olacaðýný bilemiyordu; kimisi yel ne yandan eserse, öte yana eðiliyordu; kimisi de Hâricîlerin inançlarýna kapýlmýþtý. Çünkü; Ýslâm’ýn düþtüðü ayrýlýk, aykýrýlýk, görüþlerin birbirine zýt oluþu, vahdetin kalmayýþý, paranýn ve servetin hâkimiyeti îman kudretini zayýflatmýþtý.

Muâviye ise bu ortamda; Hz.Ýmâm Hasan’ýn taraftarlarý arasýna nifâk sokmak için bir an bile boþ durmuyor ve devamlý adamlar göndererek; bu ayrýlýðý, bu aykýrýlýðý; re’yle, kýyasla daha da derinleþtiriyor, daha da geniþletiyor ve daha da körüklüyordu. Muâviye’nin gönderdiði bu adamlar; vaatle, parayla, tehditle adam avlýyorlar ve belli baþlý kiþileri Hz.Ýmâm Hasan’dan ayýrmaya çalýþýyorlardý.

Bu yaþanýlan olaylardan sonra Hz.Ýmâm Hasan:
“Ey Iraklýlar! Bize yaptýklarýnýzdan dolayý Allah’tan korkun; biz, sizin hem emiriniziz, hem konuðunuz. Hakkýmýzda, Allah’ýn «Ey “Ehl-i Beyt”, Allah sizden günahý, her türlü fenalýklarý ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kýlmak murad eder.» (Ahzâb 33.âyet) âyet-i kerîmesinde buyurduðu; «Ehl-i Beyt» biziz.” dediðinde mescidde aðlamadýk kimse kalmamýþtý; fakat ne çâre ki gözyaþý, düþmaný ne maðlup ediyor, ne de yok ediyordu.

Þam Vâlisi Muâviye, bu ortamda Hz.Ýmâm Hasan’a uzlaþma teklifinde bulunmuþtu. Hz.Ýmâm Hasan’da bunun üzerine adamlarýna þöyle hitâb etmiþlerdi:

“Biz Þamlýlarla, bir þüphe üzerine savaþmadýðýmýz gibi, savaþtýðýmýzdan dolayý da bir nedâmet duymamaktayýz. Onlarla, esenlikle, sabýrla savaþtýk. Ama þimdi esenlik, düþmanlýða dönüþtü; sabýr ise telâþa, kargaþaya. Siz Sýffýyn’e giderken dîniniz, dünyanýzýn önündeydi; (Dîninize uymuþtunuz, dünyanýzý ardýnýza atmýþtýnýz.) bugün ise öyle bir hâldesiniz ki; dünyanýz, dîninizin önünde. Duyun, bilin ki; size karþý biz, evvelce nasýlsak yine öyleyiz; ama siz, bize karþý eskisi gibi deðilsiniz. Duyun, bilin ki; siz, öldürülenlerden iki bölüðün ortasýndasýnýz; Sýffiyn’de öldürülenlere aðlýyorsunuz. Nehrevan’da öldürülenlerin öclerini almak istiyorsunuz. Kalan yenilgiye uðramýþ, yapa-yalnýz, hor-hakir; aðlayan, öc alma sevdasýnda. Muâviye, bizi öyle bir iþe çaðýrýyor ki; onda ne bir yücelme var, ne bir adâlet. Ölümü göze alýyorsanýz, teklifini reddedelim; yaþamayý istiyorsanýz, kâbul edelim; hangisine râzýysanýz bildirin.”

Hz.Ýmâm Hasan’ýn bu hitâbesinden sonra, karþýsýndaki topluluk her yandan baðrýþarak; “yaþamayý, uzlaþmayý” istediklerini bildirdiler. Hz.Ýmâm Hasan, bunun üzerine; “Vallâhi” buyurmuþlardý; “Ben bu iþi, Muâviye’ye teslim etmezdim; fakat yardýmcý bulamadým. Yardýmcý bulsaydým, gecemde de onunla savaþýrdým, gündüzümde de; sonunda ise Allah, benimle onun arasýnda hükmederdi.”

Yaþanýlan bu olaylardan sonra Hz.Ýmâm Hasan, Kûfe halkýndan vefâ görmeyerek; “Barýþ, her þeyden hayýrlýdýr” diyerek, Þam Vâlisi Muâviye tarafýndan, kendisine teklif edilen uzlaþma þartlarýný kabul etmiþ ve Muâviye ile bazý þartlarla antlaþma yapmak zorunda kalmýþtý.

Hz.Ýmâm Hasan ile Þam Vâlisi Muâviye arasýnda Hicretin 41.yýlýnda yapýlan antlaþma þartlarý þunlardý:

1. Halkýn; Allah’ýn kitabýna, Resûl’ünün sünnetine uygun olarak idare edilmesi.
2. Hz.Ali Þîa’sýndan olanlara, hiçbir sûretle kötülükte bulunulmamasý.
3. Hz.Ali’ye kötü söz söylenmemesi.
4. Hak sâhiplerine, Cemel ve Sýffiyn savaþlarýnda þehit olanlarýn evlâtlarýna, haraç mallarýndan pay verilmesi.
5. Muâviye’nin, kendisinden sonra, yerine birisini halîfe yapmamasý.

Muâviye, uzlaþma yazýlýp taraflar ve tanýklar imzaladýktan sonra Nuhayle’ye gitti; orada okuduðu hutbede;

“Ben” dedi, “Hasan ile bazý þartlara uyacaðýmý vaad ederek uzlaþtým; ama o þartlarýn hepsi de ayaðýmýn altýnda; onlarýn hiçbirini yerine getirmeyeceðim” dedi. Ve dediðini de yaptý. Muâviye uzlaþma þartlarýnýn hiçbirisine riâyet etmedi. Daha Kûfe’deyken okuduðu hûtbede; “Yapý yapýldýktan sonra iskele nasýl yýkýlýrsa, bende barýþ þartlarýný yýktým” dedi.

Muâviye, mescidlerde bile Hz.Ali’ye kötü sözler söyletti. Hatta Medine’de, Mescid-i Nebevî’de (Hz.Peygamber’in mescidinde), ashâbýn itirazlarýna ve mü’minler anasý Ümmü Seleme’nin bizzât meclise gelip; Muâviye’nin yüzüne karþý; “Hz.Ali’ye sövenin, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövmüþ olacaðýna, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövenin ise, Allah’a sövmüþ bulunacaðýna” dâir hadîs-i þerifi söylemelerine raðmen, inadýnda ýsrâr etti. Bu kötü âdet de, Emevilerin hüküm sürmüþ olduðu 80 yýl boyunca devam etmiþ ve Emevilerden Ömer bin Abdül’aziz’in hükümdarlýðýnda son bulmuþtur.

Hz.Ýmâm Hasan, Muâviye ile barýþ yaptýktan sonra “Ehl-i Beyt’i” ile Medine’ye geri döndüðü zaman, düþmanlýk yapanlar fitnenin tahrik edileceði zannýna düþerek, Hz.Ýmâm’ýn ortadan kaldýrýlmasý için bazý fesâdçýlarý kýþkýrttýlar ve Hz.Ýmâm’ýn Basra’da olan yakýnlarýndan otuz sekiz mü’mini, bir bahane ile öldürtüp türlü suçlar iþlediler.

Sonunda Muâviye, Mervan aracýlýðý ile Hz.Ýmâm Hasan’ýn zevcesi olan Câde’ye bir haber göndererek, Hz.Ýmâm’ý zehirleyip þehit ettiði takdirde, kendisini oðlu Yezîd’e alacaðýný ve bin dirhem para vereceðini vaat etti.

Vefâsýz Câde; bu sözler üzerine Hz.Ýmâm Hasan’a kastetmek için, Mervan tarafýndan gönderilen zehirli balý karýþtýrarak, o gün Hz.Ýmâm’a sundu. Hz.Ýmâm o zehirli balý yedikten sonra rahatsýzlandý ve Hz.Resûlullah’ýn türbesine gidip duâ ederek þifâ buldu. Câde, sonra yine bir fýrsatýný bulup Hz.Ýmâm’a, bu defa da zehirli hurmalar sundu. Hz.Ýmâm Hasan, hiçbir þey düþünmeyip zehirli hurmalardan yemiþ ve yine mizâcý bozulmuþtu.

Bunun üzerine Hz.Ýmâm Hasan, Câde’ye sordu:
“Ey Câde, bu hurmayla halim deðiþti. Sebebi ne acaba?”

Câde, türlü özürler dileyerek Hz.Ýmâm’ýn þüphesini giderdi. Hz.Ýmâm Hasan, dertlilere þifâhane olan Hz.Resûlullah’ýn türbesine giderek tekrar þifâ buldu. Câde, en sonunda yine bir fýrsatýný bularak, Sefer ayýnýn 28. Cuma gecesi Hz.Ýmâm Hasan’ýn kaldýðý eve gizlice giderek; Hz.Ýmâm’ýn, su içtiði testinin içine zehirli elmas zerrelerini dökerek su ile karýþtýrdý. Ve yine evine gizlice geri döndü.

Hz.Ýmâm Hasan, bu testiden içtiði su ile zehirlenip, Hicret’in 49. yýlý (Milâdi 669) Safer ayýnýn 28. günü gecesi Medine’de Hak’ka kavuþmuþtur. Hz.Ýmâm Hasan, Hak’ka kavuþtuklarýnda 47 yaþlarýnda idi.

Hz.Ýmâm Hasan Hak’ka kavuþmadan önce, Hz.Ýmâm Hüseyin, kendilerine bu iþi kimin yaptýðýný sormuþlardý. Hz.Ýmâm Hasan:

“Ey sevgili kardeþim. Benim bildiðimi sende bilirsin; fakat onu Allah’a havale ettim” buyurup bir þey söylememiþler ve çocuklarý ile ashâbýna ibâdetten geri kalmamalarýný vasiyyet etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan daha sonra kardeþi Hz.Ýmâm Hüseyin’e vasiyyet ederek; imâmlýk emanetlerini teslim etti ve “Atalarý Hz.Resûlullah’ýn yanýna defnedilmelerini, fakat buna engel olanlar bulunursa, savaþa, kan dökülmesine giriþilmemesini, Bakî mezarlýðýna götürülmelerini” buyurmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Hasan’dan sonra imâmet, kardeþi Hz.Ýmâm Hüseyin’e intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.


Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Barýþ herþeyden hayýrlýdýr.
Ben kendi isteðimle düþmanlýðý ortaya koymam ve kimse ile dünya saltanatý için kavga etmem.
Bizler, hikmet hazinesinin muhafýzlarý ve velilik meydanýnýn þehsüvarlarýyýz. Bizce bilinenler sizce bilinmez. Ve bizim idrâk ettiðimiz sýrlar, sizin idrâkýnýzdan uzaktýr.
Ey þeriat hükümlerinin eþiðinde oturanlar, ey ibâdet ve gönül temizliði meydanýnda hazýr bulunanlar: Hz.Mustafa’nýn o din müjdecisinin oðluyum ben. Allah korkusunu ümmete bildiren Muhammed’in oðlu benim. Peygamberlik tahtýnýn sultanlýk varisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriþtirdi. Ben de sizi þimdi onlarýn yoluna davet etmekteyim ve gerçek biliniz ki, bana uymak onlara uymaktýr. Bana karþý koymak onlara karþý koymaktýr.

Adnbaran
30-09-2006, 07:23 AM
ÜÇÜNCÜ ÝMAM HZ. ÝMAM HÜSEYÝN'ÝN HAYATI VE KERBELA OLAYI

Hz.Ýmâm Hüseyin, Hicret’in 4. yýlýnda Þaban ayýnýn 3. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Hz.Ýmâm-ý Ali ile Hz.Fâtýma’tüz-Zehrâ’nýn ikinci oðullarýdýr.

Hz.Ýmâm Hüseyin’in künyeleri; “Ebû Abdullah”, lâkaplarý; “Sýbt, Þehit, Tâbi’li emr’illah (Allah’ýn emrine uyan), Zeki ve Mübârek” tir. Hz.Ýmâm’ýn 5 erkek, 3 kýz olmak üzere 8 evlâtlarý olmuþtur. Erkek evlâdýnýn üçünün adý Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmýþ ve soylarý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin Âli’den yürümüþtür. Ali Ekber ile süt emer bir çaðda bulunan Ali Asgar ise Kerbelâ’da þehit olmuþlardýr.

Hz.Peygamber bir hadîslerinde; “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever” buyurmuþlardýr. Bu sözü söyleyenin kendi dileðine uyup söz söylemediði, sözünün vahye uygun olduðu Kurân-ý Kerîm’de; “(3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) O’nun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden baþka bir þey deðildir” (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; “Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoþnut olacaksýn” (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adý Allah adýndan sonra anýlan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed’dir.

Hz.Resûl-ü Ekrem’in, Hz.Fâtýma’nýn evlerinin önünden geçerlerken, Hz.Ýmâm Hüseyin’in aðladýklarýný duyup, Hz.Fâtýma’ya; “Bilmez misin ki onun aðlayýþý beni incitir” buyurduklarý da bildirilmektedir.

Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur” demiþ; “Babalarýnýn, onlardan da hayýrlý” olduðunu buyurmuþ ve onlarýn; “Arþýn iki küpesi” mesâbesinde olduklarýný söylemiþtir. Hz.Muhammed’in, bu iki göz nûru hakkýndaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrý ve büyük bir kitap olur.

Hz.Ýmâm Hüseyin, babasý Hz.Ali’nin yanýndan hiç ayrýlmadý. Babasý ile birlikte Cemel ve Sýffýyn savaþlarýna katýldý. Bu savaþlarda yiðitliðini fazlasý ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran býraktý.

Hz.Ýmâm Hüseyin dünyaya geldiðinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “Cebrâil’in onun þehâdetini kendilerine haber verdiðini” bildirdikleri rivâyet edilmiþtir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâm’dan bu haberi aldýklarýnda, Ýmâm Hüseyin’i kucaklarýna alýp aðlamýþlardý. Ümeys kýzý Esmâ, aðlayýþlarýnýn sebebini sorunca, Hz.Peygamber; “Azgýn bir tâife, onu öldürecek; onlar þefâatime nâil olamazlar” buyurmuþlar ve bunu Fâtýma’ya haber vermemesini söylemiþlerdi. Hz.Ýmâm Hüseyin’in doðumlarýndan bir yýl sonra Hz.Peygamber’e, Hz.Ýmâm Hüseyin’in þehâdeti yine haber verilmiþti. Mü’minler anasý Ümmü Seleme’de kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “Ýmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da þehit edileceðini” haber verdiklerini bildirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn, Muâviye ile uzlaþtýklarýný duyunca, huzûrlarýna varýp sebebini sormuþlardý; ayný zamanda da aðlamaktaydýlar. Hz.Ýmâm Hasan’ýn kardeþine cevaplarý þu olmuþtu; “Bundan önce babam Hz.Ali’nin uzlaþmasýna sebep olan þey, bana da sebep oldu.”

Hiç þüphe yok ki bu soru, Hz.Ýmâm Hasan’a itiraz yollu sorulmamýþtý; böyle bir þey olamazdý da. Ancak Hz.Ýmâm Hüseyin’in, bu sorusu ilerideki kýyâmlarýna aykýrý gibi görülen bu uzlaþmanýn sebebini daha da açýklatmak içindi.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn vefâtlarýndan sonra Iraklýlar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamýþlar, Hz.Ýmâm Hüseyin’e bey’at etmek istemiþlerdi. Hz.Ýmâm Hüseyin’den; “Muâviye ile aramýzda uzlaþma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iþ için gereken þeyi yapacaðým” cevabýný almýþlardý.

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn vefâtlarýndan 9 yýl sonra ve Muâviye’nin ölümünden 2 yýl önce Mekke’ye gitmiþlerdir. Burada Hâþim oðullarýyla,“Ehl-i Beyt” dostlarýný toplayýp onlara bir hutbe îrâd buyurmuþlar; “Ehl-i Beyt’e” ve “Ehl-i Beyt” Þîa’sýna yapýlan zulümlerden bahsedip demiþlerdir ki;

“Bugün ben size bâzý þeyler sormak istiyorum; sözlerim doðruysa gerçekleyin; deðilse yalanlayýn; sözlerimi duyun, yazýn, yayýn; sonra þehirlerinize boylarýnýza dönünce emin olduðunuz, inandýðýnýz kiþilere sözlerimi duyurun, onlarý çaðýrýn; çünkü ben, bu gerçeðin sörpüp yýpranmasýndan, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoþlanmasa da nûrunu parlatýr»” (Saf 8. âyet)

Hz.Ýmâm bu hutbelerinde;
“Zâlimlerin her tarafý tuttuðunu, Müslümanlarýn onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansýz kiþilerin iþ baþýna geçtiklerini, inananlara acýmadýklarýný, zayýflara þiddetli davrandýklarýný, bütün bunlara karþý da Allah’ýn kendilerine ululuk ihsân ettiði kiþilerin sustuklarýný, bu yüzden gazaba uðramalarý ihtimâlinin pek kuvvetli olduðunu anlatmýþlar” ve hutbenin sonunda;

“Allahým” buyurmuþlardý; “Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye raðbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediðimden deðil; ancak senin dîninin yollarýný göstermek, þehirlerini mâmur bir hâle getirmek istediðimden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarýnýn esenliðe ulaþmalarýný, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini saðlamak istiyorum.” Ve sözlerini þöyle bitirmiþlerdi;

“Ey halk, bize yardým etmezseniz, hakkýmýzda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandýk, ona yöneldik ve varýp gideceðimiz onun kapýsýdýr.» (Âli Ýmran 173. âyet)”
Görülüyor ki Hz.Ýmâm Hüseyin kýyâma hazýrlanmaktadýr.

Adnbaran
30-09-2006, 07:23 AM
Muâviye, Hicret’in 54. yýlýnýn sonlarýnda oðlu Yezîd’i, halîfe olmak üzere yerine seçmiþti. O yýl Þam halký, Yezîd’e bey’at etmiþler; Muâviye, Medine’ye gitmiþ orada halka bu bey’at iþini açmýþ, oðlunu övmüþ, halký bey’ate hazýrlamaya çalýþmýþtý.

Hz.Ýmâm Hüseyin ve Hâþim oðullarý bey’at etmemiþlerdi; esâsen Hz.Ýmâm Hüseyin, Muâviye’ye de bey’at etmemiþ ve Hz.Ýmâm Hasan bu hususta ýsrar etmemesini Muâviye’ye söylemiþ, o da kabûl etmiþti.

Muâviye, Hicret’in 60. yýlýnda, 83 yaþýnda iken öldü ve yerine oðlu Yezîd geçti. Yezîd’in o makama geçmesi ile Müslümanlýk; Saltanatý sarayýyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarýyla, zindanýyla-cellâdýyla, ihsânýyla-in’âmýyla, zulmüyle-kahrýyla ve saltanat hânedanýyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkýyla kurulmuþtu.

Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esasý, insan birliði ve eþitliði üzerine kurulmuþ olan Ýslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanmasý, halka emredip dünyayý sömürme gayreti, zenginliðin gözleri kamaþtýrmasý, gönülleri avuç içine almasý, meþrû mülkiyetin, gayri meþrû mâlikânecilik þekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmiþti.

Bu dönemde Hz.Resûlullah’ýn býraktýðý iki emânetten biri olan Kur’ân’ý Kerîm’in hükmü isteðe uyduruluyordu; “Ehl-i Beyt’i” ise her yerde kahrediliyordu artýk. Bu zulme karþý çýkanlar; Ýslâm’ýn esasýný korumak için canlarýný fedâ edenler ise Ýslâm arasýna ayrýlýk sokanlar diye tanýtýlýyordu.
Hz.Ýmâm Hüseyin, Yezîd’in yaptýðý bu hareketlerden dolayý, Medine’de kendilerine rastlayan ve Yezîd’e bey’at etmesini öðütleyen Mervan’ýn sözlerine karþý;

“Ýnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” (Biz, Allah’ýn kullarýyýz, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzýyýz.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; “Esenlik Ýslâm’a” buyurmuþ ve “Baþýmýz sað olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altýna girmekle büyük bir belâya uðradý” demiþtir.

Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oðlu Velîd’e; “Hz.Ýmâm Hüseyin’den hemen bey’at almasýný, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden” bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafýndan, Hz.Ýmâm Hüseyin’e derhal haber gönderildi ve çaðrýldý.

Hz.Ýmâm Hüseyin, böyle mühim bir iþin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin doðru olmadýðýný, halk toplanýnca o vakit ne yapýlmasý gerekse yapýlacaðýný bildirdiler.

Hz.Ýmâm Hüseyin kendisine yapýlan bu resmi bey’ate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yýlý Recep ayýnýn 29. günü; Hz.Resûlullah’ýn, Hz.Fâtýma’tüz Zehrâ’nýn ve “Ehl-i Beyt’in” kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere’den çýktýlar ve Mekke-i Mükerreme’nin yolunu tuttular. Hz.Ýmâm Hüseyin Mekke’ye hareketlerinden önce, Hâþim oðullarýna;

“Kendileriyle gelenlerin þehit olacaklarýný, fakat kendilerine uymayýp kalanlarýn da bir fethe, bir huzûra eriþemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdýlar. Ayrýca kardeþleri Muhammed Hanefiyye’ye yazýlý bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allah’ýn birliðine, Hz.Muhammed’in risâletine, þehâdetle baþlýyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduðunu bildiriyor, sonra kýyâmlarýnýn hedefini anlatýyordu; serkeþlik, fesat koparmak, zulmetmek için kýyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, ma’rufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarýnýn yolunda yürümek için bu iþe giriþtiklerini, amaçlarýný kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarýný, kabûl etmeyip kendilerine yardýmda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaþa kalkýþanlara, sabýrla karþý duracaklarýný, bir tek kiþi kalsalar da yine bu yolu býrakmayacaklarýný” ifade ediyorlar; “Ancak Allah’a dayandýklarýný” bildiriyorlardý.

Mü’minler anasý Ümmü Seleme;
“Oðulcaðýzým, Irak’a gitmekle beni hüzünlere boðma; çünkü ben ceddinden; «Oðlum Hüseyin Irak’ta, Kerbelâ denilen yerde þehit edilecek» sözünü duydum” demiþti.

Hz.Ýmâm Hüseyin:
“Ana” buyurmuþlardý; “Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürüleceðim ben; öldürüleceðim günü, beni kimin þehit edeceðini, nereye defnedileceðimi, «Ehl-i Beyt’im»den kimlerin þehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen þehit edileceðim ve defnolunacaðým yeri sana da göstereyim” buyurmuþlar ve Kerbelâ yönünü iþaret eylemiþlerdi.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Hicret’in 60.yýlý Þaban ayýnýn 4.günü Mekke’ye vardý. Bunun üzerine Kûfe’liler, Hz.Ýmâm Hüseyin’e yardým edeceklerine söz vermiþler, kendilerine Irak’a gelmeleri için mektuplar yollamaya baþlamýþlardý.
Hz.Ýmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe’ye amcalarý Akiyl’in oðlu Müslim’i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey’at almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermiþlerdi.

Müslim Akiyl, Medine’de Hz.Peygamber’in kabrini ziyaret ettikten sonra Kûfe’ye yöneldi ve oraya ulaþtý. Kûfeliler Muhtar’ýn evinde, Hz.Ýmâm Hüseyin adýna Müslim Akiyl’e gelip bey’at etmeye baþladýlar. Çeþitli rivâyetlere göre; Müslim’e onsekiz veya yirmisekiz bin kiþi bey’at etmiþti.

Kûfelilerden Ümeyye oðullarý tarafýný güdenler, Kûfe Vâlisi Numân’ýn bu hâle bir çare bulamayacaðýný, çetin birinin Kûfe’ye Vâli olarak gönderilmesini Yezîd’e bildirdiler. Yezîd bunun üzerine Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’ý Kûfe’ye Vâli tâyin etmiþti. Ubeydullah Kûfe’ye vardýðýnýn ertesi günü, halký mescide toplayýp; “Kimin evinde Yezîd’e isyân eden biri bulunursa onu, evinin kapýsýnda astýracaðýný” söyledi; onlarý korkuttu. “Kendisine yardým edenlere para-pul vereceðini” söylemeyi de ihmal etmedi.

Kûfe’de bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtar’ýn evinden çýkýp, Urve oðlu Hânî’nin evine gitti. Hânî, Ali dostlarýndandý. Ubeydullah’ýn adamlarý ise her yerde Müslim’i arýyorlardý. Sonunda Müslim’i “Ehl-i Beyt” dostlarýndan bir kadýn evine aldý. Kadýnýn oðlu ise gizlice bu haberi Ubeydullah’a ulaþtýrdý. Ubeydullah, hemen Eþ’asoðlu’nu yetmiþ kiþiyle gönderdi, evi kuþattýlar. Müslim Akiyl kaldýðý evden çýkýp tek baþýna onlarla savaþa baþladý, karþýsýna çýkanlardan vurduðunu düþürüyordu. Bu savaþta Müslim Akiyl’in yardýmcýsý da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar almýþ, kan içindeydi, yine de savaþýyordu. “Ehl-i Beyt” düþmanlarý damlara çýkmýþlardý; Müslim Akiyl’e taþ yaðdýrýyorlardý. Sonunda Müslim Akiyl’i tuttular ve Ubeydullah’ýn yanýna götürdüler. Ubeydullah’ýn adamlarý Müslim Akiyl’i Hükümet konaðýnýn damýna çýkardýlar.

Müslim Akiyl; “Allahým” buyurdu; “Bizi aldatan, bize yalan söyleyen bu toplumla aramýzda sen hükümcü ol.” Sonra Hicâz’a döndü; “Selâm sana yâ Hüseyin” dedi. Bu sözlerden sonra Müslim Akiyl Hazretlerini orada þehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin 60.yýlý Zilhicce ayýnýn 8. günü þehit edildi.

Hz.Ýmâm Hüseyin’de o gün “Ehl-i Beyt’i” ile Irak’a doðru yola çýkmýþlardý. Hz.Ýmâm Mekke’de kan dökülmemesini istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu kardeþi Muhammed’e de anlatmýþtý.
Kardeþi Muhammed; “Peki” dedi; “Bari bu çoluðu-çocuðu götürme.”

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþine:
“Rüyada Hz.Peygamber’i gördüðünü, Irak’a gitmesini emrettiðini, Allah’ýn kendisini kana bulanmýþ, çoluðunun çocuðunun esir edilmiþ olarak görmek istediðini” bildirdiðini söyledi. Hz.Ýmâm bu konuda diðer yakýnlarýnýn ricâlarýna da ayný cevabý verdi.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Yezîd’e bey’at etmemeyi ve bu zâlim iktidara karþý gelmeyi, îmaný ve Ýslâm’ý korumayý kendisine farz bilmiþti.

Hz.Ýmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Ali’ye ve “Ehl-i Beyt’e” hâþâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun haksýzlýðýný; kendine, evlâdýna ve ayâline yapýlan bu zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçeði-hakikatý gözü açýk olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin, zilletle yaþamaktan çok üstün olduðunu Ýslâm ve insanlýk tarihine kanýyla yazmak istiyordu.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Kûfe’ye hareketlerinden önce topluluða þu kýsa hutbeyi beyân buyurmuþlardý:

“Hamd Allah’a, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûl’üne.

Ölüm, genç kýzýn boynuna takýlan gerdanlýk gibi Âdem oðullarýnýn boyunlarýna takýlmýþtýr; onlara ezelden yazýlmýþtýr. Yâkub, nasýl Yûsuf’u özlediyse ben de geçmiþlerimi öylesine özlemiþimdir ve ulaþacaðým þehâdet yerini Allah benim için hazýrlamýþtýr. Allah’ýn kudret kalemiyle yazýlmýþ olan ölümden kurtuluþ yoktur. Biz «Ehl-i Beyt», Allah’ýn rýzâsýna uymuþuz; ondan râzýyým; belâsýna sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz. Hz.Resûlullah’ýn bedeninden bir parçanýn ondan ayrýlmasýna imkân yoktur; o kutluluk yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle aydýnlanacaktýr; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canýný fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazýr olanlar, Allah’a kavuþacaklarýna tam inançla inanmýþ bulunanlar, bizimle gelirler; ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum.”

Bütün bunlardan anlaþýlýyor ki; Hz.Ýmâm Hüseyin bu kýyâmýn –karþý duruþun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanlarýn da þehit olacaklarýný kesin olarak biliyorlardý.

Burada özetle þunu arz edelim ki; Hz.Ýmâm Hüseyin bu kýyâmýyla –karþý duruþuyla-; dîni ihyâ etmiþ –yeniden diriltmiþ- ve “Ehl-i Beyt’e” karþý yapýlan zulümleri, dîne karþý olanlarýn zâlimliklerini gözler önüne sermiþtir.

Hz.Ýmâm’a, Kûfe’den gelen birisi Müslim Akiyl’in þehâdet haberini verdi. Hz.Ýmâm Hüseyin bu þehâdet haberini alýnca;

Adnbaran
30-09-2006, 07:24 AM
Ýnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn!” (Biz Allah’ýn kullarýyýz, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzýyýz.) (Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, aðladý.

Bu gelen haber üzerine Hz.Ýmâm Hüseyin’e, Kûfe’ye gitmeyelim diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiyl’in çocuklarý;

“Yâ Ýmâm” dediler; “Kûfelilerden Müslim’in kanýný almayýnca bizim dönmemiz mümkün deðildir! Hiç kimse gitmese bile bari biz gidelim, ya intikam alýrýz, ya þehâdete eriþiriz.”

Hz.Ýmâm:
“Bunlardan sonra, yaþayýþta hayýr yok” dedi. Sonunda hepsi Kûfe’ye gitmeye azmettiler.

Yine rivâyet ederler ki; Hz.Ýmâm Hüseyin yolda giderlerken bir yerde konaklamýþ, Zeyneb’in dizine mübarek baþýný koyup uykuya dalmýþtý. Birdenbire sýkýntý ile uyandý. Nemli gözlerinden yaþ dökülüyordu.
Ümmü Gülsüm dedi ki:
“Yâ Hüseyin niçin aðlýyorsun!”
Hz.Ýmâm cevap verdi:
“Þimdi düþümde dedem Hz.Peygamber’i gördüm. Aðlayarak bana dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuþmamýz yaklaþtý!»”
Ümmü Gülsüm aðladý. Oðlu Ali Ekber babasýna sordu:
“Ey Ýmâm, düþmanlarýmýzla çarpýþtýðýmýzda Hak bizim tarafýmýzda mýdýr, yoksa onlarýn tarafýnda mý?”
Hz.Ýmâm:
“Kullarýn dönüp mânevi huzûruna varacaðý Allah’a andolsun” buyurdu; “Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz” dedi.
Ali Ekber:
“Babacýðým” dedi; “Hak bizde olduktan sonra ölümden ne pervâmýz olabilir. Her ne cefa düþünülmüþ olsa da gam deðil!”

Hz.Ýmâm bu sözler üzerine oðluna hayýr duâda bulundu. Hz.Ýmâm buradan da yola devam ederek “Katkatane” denilen bir yere indiler. Hz.Ýmâm burada bütün askerlerini topladý. Onlara Müslim Akiyl’in þehit olduðunu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini açýkladýktan sonra þöyle buyurdu:

“Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyl’i þehit ettikleri kesin suretle anlaþýldý. Yezîd’in askeri vuruþmak ve öldürmek için etrafýmýzý çepeçevre sarmýþtýr. Biliyorum ki, þehit olmak gerçeði bana zafer ve nusret vermez, þecâat gayreti de geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzým geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluþ kapýlarý kapanmadan kendinizi selâmete doðru çekip bu tefrikadan emin olunuz.”

Rivâyet olunur ki; Hz.Ýmâm Hüseyin’in bu sözlerinden sonra o topluluktan o vakte kadar hatýrlarýnda henüz dünyadan faydalanmak þüphesi kalanlar, Hz.Ýmâm’la alâkayý kestiler. Sevgi davasýnda sabit kalanlar ise Allah’ýn yazdýðý kazâ ve kadere râzý olup þöyle figân ettiler:

“Ey doðru yolu gösteren! Ey sýrât-ý müstakimin yol göstericisi! Biz senin yanýnda hidâyet yolunun yolcusu iken, bize imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme.” Gerçekten de bu zamanda saâdetle þakavet birbirinden ayrýldý. Saîd ile þakî imtihanla belli oldu.

Hz.Ýmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi oðlu Hur’un askerleri ile karþý karþýya geldi. Hz.Ýmâm bunlarýn hallerini tahkik etmek için o askerlerin baþbuðlarýnýn çaðrýlmasýný buyurdu. Riyâhi oðlu Hur, hiç çekinmeden Hz.Ýmâm’ýn karþýna geldi.

Hz.Ýmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;
“Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni bana yardýma mý, yoksa benimle cenge mi geldin?”

Hur cevap verdi:
“Yâ Ýmâm! Ubeydullah Ýbn-i Ziyad tarafýndan senin yanýnda bulunmaya ve senin Kûfe’den baþka bir yere gitmene müsâade etmemeðe memurum!”

Hz.Ýmâm:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allah’tan baþka kuvvet ve kudret sahibi yoktur)” dedi ve ilâve etti; “Ey Hur. Þimdi namaz kýlalým, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!”

Hur cevap verdi:
“Ey Resûl’ün oðlu! Sen zamanýn imâmýsýn, imâmlýk et sana uyalým.”

Hz.Ýmâm, Hur’a:
“Allah sana iyilik versin!” dedi.

Hep beraber namaz kýlýndýktan sonra Hz.Ýmâm Hüseyin Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’üne salât-ü selâmdan sonra belið bir hutbe beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazýný þöyle sürdürdü:

“Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîd’in boyunduruðu altýna girmem münasip görülmeyip, onun makbûl sayýlmayan itâatinin altýna geçmediðim apâþikâr anlaþýlmýþtý. Mekke’de karar kýlýp oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar gönderdiniz. Sevgi ve saygý arzettiniz. «Ýmâmýmýz, uyacak kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz. Eðer hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzým olaný yaptým. Siz de kendinize düþeni yapýnýz. Eðer saâdet mülküne gitmekte dünya sevgisi çölünün dikeni eteðinize yapýþmýþ ise ve yaptýðýnýz iþe piþman iseniz yolumun dikeni olmayýn! Geldiðim gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaþmak ve öldürmek için kendi re’yimle, arzumla istemiþ deðilim. Kan dökülmesine de râzý deðilim.”

Hur:
“Ey Ali oðlu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur” dedi.

Hz.Ýmâm:
“Senin haberin yoksa askerinin arasýnda haberleri olanlar çoktur” dedi. Sonra o mektuplarý orada hazýr bulunanlara gösterdi, onlarý utandýrdý.

Bu sýrada Kûfe tarafýndan altý kiþi acele ile gelerek, Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’dan Hur’a bir mektup getirdiler. Gelen mektupta; “Hz.Ýmâm Hüseyin’in hemen hücum edilip yakalanarak Kûfe’ye getirilmesi” isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu Hz.Ýmâm Hüseyin’e göstererek dedi ki;

“Ey Haþîmi Peygamberinin kýymetlisi! Ubeydullah Ýbn-i Ziyad senin hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkýnda ne tedbir alayým diye hayretteyim ve eðer seni affedip býraksam Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’dan korkarým. Eðer sana kýyarsam Allah’ýmdan korkarým. Ama Allah korkusu, Ubeydullah Ýbn-i Ziyad korkusuna galiptir. Fakat vuruþma ve öldürüþmenin anlaþmaya, arkadaþlýða döneceðini ve Hak’kýn bana size tâbi olmanýn devleti içinde saâdeti müyesser edeceðini umarým. En iyisi þudur ki, gece karanlýðý bastýðý zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz gidersiniz.”

Adnbaran
30-09-2006, 07:26 AM
DÖRDÜNCÜ ÝMAM HZ. ÝMAM ZEYNEL ABÝDÝN'ÝN HAYATI

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 38. yýlýnda Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Künyeleri “Ebû Muhammed”, lâkaplarý “Zeynel Âbidin (Ýbâdet edenlerin bezentisi), Seyyid’üs Sâcidin (Secde edenlerin ulusu)” ve “Zü’s-Sefenât”týr. Fazla secde etmeleri dolayýsýyla mübarek alýnlarýnda, dizlerinde meydana gelen sertlik yüzünden bu lâkapla anýlmýþlardýr. “Seccâd” yani çok secde eden sözü de lâkaplarýndandýr. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in 11 erkek, 4 kýz olmak üzere, 15 evlâtlarý olduðu rivâyet edilmiþtir. Soylarý oðlu Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’dan yürümüþtür.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in oðlu Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, babasý hakkýnda naklettiði bir rivâyette söyle buyurmuþtur:
“Babam Ýmâm Zeynel Âbidin hep iyilik yapmaktan zevk alýrdý. Allah’a karþý þükranýný ifade etmek için; bir iyilik gördüðü zaman, Kur’ân-ý Kerîm okurken «Secde» âyeti gelince, bir kötülükten kurtulunca, iki kiþinin arasýný bulunca, bir zorluðu atlatýnca, mutlaka þükran secdesine kapanýrdý. Bunun için kendisine «Seccad» adý verilmiþtir.”

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, babasý Hz.Ýmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da þehâdetlerinde çocuk yaþta ve hasta olduklarýndan dolayý, Hz.Ýmâm Hüseyin onun savaþa girmelerine müsâade buyurmamýþlardý, çünkü nesilleri oradan devam edecekti.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin son derece iyi yürekli, sakin yaratýlýþlý idi. Ýlim sahasýnda ise, eriþilmez bir derecesi vardý. Hayatýný iyilikler yapmak, okumak ve ibâdetle geçirmiþtir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, sýk sýk Kerbelâ hadisesini hatýrlar ve kendini tutamaz uzun uzun aðlardý. Böyle kendisini harap edercesine aðlamamasýný söyleyenlere þu cevâbý verirdi:
“Hz.Yakup, oniki oðlundan birini kaybedince aðlamaktan gözlerine ak düþtü. Görmez oldu. Halbuki kaybolan oðlu Yusuf sað idi. Ben ise «Ehl-i Beyt»ten bütün yakýnlarýmýn þehit düþtüklerini gördüm. Bunlarýn acýsýný yüreðimden nasýl çýkarabilirim?”

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin de, atalarý Emîr’ül-mü’minîn gibi, geceleri taþýyabildikleri kadar yiyecek, odun v.s. yüklenirler, kapý kapý dolaþýp yoksullarýn evlerine giderler, onlarýn ihtiyaçlarýný gidermeye çalýþýrlardý. Bu arada yüzlerine nikab vurunurlar, kendilerini tanýtmazlardý. Yoksullar kendilerine yardým edenin Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin olduðunu, ancak onun Hak’ka yürümesinden sonra anlamýþlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin ailesine; “Kendilerine baþvuran herkese mutlak suretle yardým etmelerini” emretmiþti. Halbuki kapýya gelerek sadaka isteyenler arasýnda, böyle bir yardýma hakikaten müstehak olanlar olduðu gibi, pek tabii olarak müstehak olmayanlar da vardý. Fakat Hz.Ýmâm böyle bir ayýrým yapýlmasýna râzý olmuyordu; “Kapýya gelerek el açan herkese mutlak suretle yardým yapýlmasýný” istiyordu.

Birgün ailesinden biri; Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’e;
“Belki de bu gelenler arasýnda yardým görmeðe hiçbir þekilde hak kazanmamýþ kimseler de vardýr. Bunlara yardým etmekle, asýl yardýma muhtaç kimselere yardým yapmamak veya daha az yardým yapabilmek zorunda kalýyoruz. Acaba her baþvurana mutlaka yardým etmemiz yolundaki emrinizi geri alamaz mýsýnýz?” dediler.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin þu cevâbý verdi:
“Kapýmýza gelerek el açan herkese mutlaka elimizde olaný vermeliyiz. Müstehak olmadýðýný sandýðýmýz kiþilere de bir þeyler vermek lâzým gelir. Onun sadakaya muhtaç olup olmadýðýný siz nereden bileceksiniz? Olabilir ki; boþ çevireceðiniz bir kimse, hakikaten sadakaya muhtaçtýr.”

Bir çok kimseler halledemedikleri meseleleri halledebilmek için Hz.Ýmâm’a gelirler, çeþitli sorular sorarlardý. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, bunlarýn hiçbirini tatmin olmamýþ bir halde geri göndermezdi. Sorularýna mutlaka tatmin edici cevaplar verir, onlarý aydýnlatýrdý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin “Edeb”e fevkalâde riâyet ederlerdi; yemeklerini yetimlerle yoksullarla yerler, çocuklara kendi elleriyle lokma sunarlar, yoksullara bir þey vermeden, onlarý doyurmadan yemek yemezlerdi. Halk, kendilerine büyük bir saygý gösterirdi; düþmanlarý, “Ehl-i Beyt’e” muhalif olanlar bile, karþýlarýnda saygý göstermek zorunda kalýrlardý.

Kerbelâ faciasýndan sonra “Ehl-i Beyt” ile Þam’a götürülen Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin; mescidde, hatibin Ebû Sufyan soyunu övüp Hz.Ali ve Hz.Ýmâm Hüseyin hakkýnda kötü sözler söylemesi üzerine Yezîd’e; “Benim de minberde Allah’ýn rýzâsýný elde edecek, meclis ehline ecir vermesine sebep olacak, birkaç söz söylememe müsâade eder misin?” buyurmuþlardý.

Yezîd, müsâade etmek istememiþ, fakat meclistekiler Hicaz ehlinin fesâhatini duymak istediklerini söyleyip ýsrar edince, müsâade etmek zorunda kalmýþtý. Bunun üzerine Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, minberi teþrif buyurup Allah’a hamd-ü senâdan, Hz.Resûlullah’a ve “Ehl-i Beyt’i”ne salat-ü selâmdan sonra þu hutbeyi beyân buyurmuþlardýr:

“Ey insanlar, bize altý þey verildi ve yedi þeyle üstün edildik: Ýlim, hilim, cömertlik, fesâhat, yiðitlik verildi ve mü’minlerin gönüllerine sevgimiz ihsân edildi. Seçilmiþ Peygamber Muhammed bizdendir; onu ilk gerçekleyen, îmanýný ilk izhâr eden Ali, Cafer Tayyâr, Allah’ýn ve Resûl’ünün Arslaný Hamza ve bu ümmetin, iki torunu (Resûlullah’ýn iki torunu soyunu sürdüren iki hayýrlý ümmet mesâbesinde olan oðullarý) ve Deccal’ý öldürecek Mehdî bizdendir; bunlarla da herkesten üstün bir makam ihsân edildi bize.

Adnbaran
30-09-2006, 07:27 AM
Beni tanýyan tanýr; tanýmayana da soyumu-sopumu haber vereyim:
Ey insanlar! Benim, Mekke’yle Medine’nin oðlu. Benim, Zemzem’le Safâ’nýn oðlu. Benim, abâsýnýn eteðinde Hacer’ül-Esved’i taþýyanýn oðlu. Benim, herkesten daha iyi, daha güzel bir tarzda Hac törenini edâ edenin oðlu. Benim, en hayýrlý ve gerçek tavâf edip sa’yi îfâ edenin oðlu. Benim, en hayýrlý ve gerçek Haccedip «Lebbeyk» diyenin oðlu. Benim, burâka binip göðe aðanýn oðlu. Benim, geceleyin Mescid’ül-Harâm’dan Mescid’ül-Aksa’ya varanýn oðlu. Benim, Cebrâil’le Sidret’ül-Müntehâ’ya varan zâtýn oðlu. Benim, hakkýnda, «Yaklaþtý, yakýnlaþtý; iki yay kadar kaldý, yâhut daha da yakýn» denen zâtýn oðlu. Benim, gökte meleklerle namaz kýlanýn oðlu. Benim, Allah’ýn dilediði, kendisine vahyedilenin oðlu. Benim, Muhammed Mustafa’nýn oðlu. Benim, Aliyy’ül Mürteza’nýn oðlu. Benim, Allah’tan baþka yoktur tapacak deyinceye kadar halkla savaþanýn oðlu. Benim, Resûlullah’ýn huzûrunda iki kýlýçla savaþanýn, düþmana iki mýzrakla vuranýn, iki kere göçenin, iki bey’atte de bey’at edenin, Bedir’de, Huneyn’de dövüþenin, göz ucuyla bakýncaya kadar bile Allah’a þirk koþmayanýn, Mü’minlerin Sâlihi, Peygamberlerin vârisi olanýn, dîne bid’at katanlarýn köklerini kazýyanýn, Müslümanlarýn sevgilisi kesilenin, savaþlarýn nûrunun, ibâdet edenlerin zînetinin, aðlayanlara baþtacý olanýn sabýrlýlarýn en sabýrlýsýnýn, Âlemler Rabbinin Resûlü Yâsîn’in (Muhammed’in) soyundan olan, gecelerini ibâdetle geçirenlerin en üstünü bulunanýn, Cebrâil’le güçlendirilen, Mikâil’le yardým görenin oðluyum. Müslümanlarýn haremini koruyanlarýn oðluyum; dinden çýkanlarý gerçekten sapýp zulmedenleri, bey’atten dönüp ahdýný bozanlarý öldürenin oðlu. Benim, Fatýmâ’tüz Zehrâ’nýn oðlu; Benim, kadýnlarýn ulusunun oðlu….”

Bu hutbe; hem Yezîd’in yaptýðýný, hem Hz.Hüseyin’in kýyâmýný, hem dînin esasýný, hem de îmanýn kudretini gerçeðin azametini göstermiþ ve Yezîd’e uyanlarý hayrete düþürmüþ, çoðunu aðlatmýþ, mescidde bir isyân havasý estirmiþti.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin yalnýz dostlarýna deðil, düþmanlarýna da vakti gelince iyilik yapmaktan çekinmezdi. Emevi hükümdarlarý ve bunlarýn Vâlileri, kendisine zaman zaman çok kötülükler yapmýþ olduklarý halde, birinden bile þikâyet etmiþ deðildir.

Medine emiri Hiþâm bin Ýsmail, dâima Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in aleyhinde bulunduðu, rastladýkça sözleriyle Hz.Ýmâm’ý incittiði hâlde, emirlikten azledilince herkes ona hakaret ederken, Hz.Ýmâm kendilerine uyanlara; “Ona bir þey söylememelerini, incitmemelerini” emir buyurmuþ ve ona rastlayýnca da kendisine selâm verip gönlünü almýþtý.

Emevi hükümdarlarý, casuslarý vasýtasýyla Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’i adým adým takip ettiriyorlar, yaptýðý her þeyi öðreniyorlardý. Bunun sebebi korkularý idi. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in bir iþaret verdiði anda bütün Hicâz ile Irak’ýn ayaklanabileceðini biliyorlardý. Halbuki Hz.Ýmâm, kendisini her çeþit dünya iþlerinden çoktan çekmiþ bulunuyordu. O kendisini olduðu gibi ilim ve ibâdete vermiþti. Yapýlan aksi telkin ve teklifleri kabul etmiyordu.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, kendilerine söven birisine;
“Eðer ben” buyurmuþlardý; “Dediðin gibiysem Allah’ýn beni yargýlamasýný dilerim; ama dediðin gibi deðilsem, dilerim Allah seni baðýþlasýn.”

Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk zamanýnda bir gün, Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’den bahsedildi. O zaman Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk:
“Yemin ederim ki o, hayatý boyunca aslâ haram bir þey yemiþ deðildir” dedi; “Ömrü boyunca hak yolunda, hak için çalýþýp çabalamýþtýr. Karþýsýna çýkan güçlüklerden hiçbiri kendisini yýldýrmamýþtýr.”

Yine tanýnmýþ Arap ülemâsýndan Tavus Yemâmî þu olayý anlatmýþtýr:
“Bir yýl hac mevsiminde Mekke’ye gitmiþtim. Herkes ibâdetle meþguldü. Baktým Kâbe’nin yanýnda Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin namaz kýlýyor. Hemen ona yaklaþtým ve kendisini seyre baþladým. Kendisinden tamamiyle geçmiþ, bütün varlýðýný ibâdete vermiþti.

Namazdan sonra da niyâza baþladý. O zaman ben, Peygamber soyundan gelen bu zatýn duâ ve niyâz ederken neler söylediðini merak ederek kendisine iyice yaklaþtým. Hz.Ýmâm’dan kulaðýma þu sözler geldi; «Yâ Rabbî! Ufak bir kulun kapýna geldi. Bir zavallý kul sana sýðýndý. Muhtaç bir kulun kapýndadýr. Senden lûtuf ve inâyet dileniyor.»

Bu sözler bana öylesine dokundu ki; ömrüm boyunca bu sözler, hiçbir vakit hatýrýmdan çýkmadý. Ne zaman bir zorlukla karþýlaþsam ben de aynen bu þekilde duâ ve niyâza baþladým. Ve hemen her seferinde Cenâb-ý Hak’ka, Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in dili ile yaptýðým bu duâ, nezdi ilâhi de makbul olmuþ ve beni de sýkýntýdan kurtarmýþtýr.”

Bu sözler de; Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in, ne mertebelere kadar yükselmiþ bulunduðunu açýkça gösterir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, babalarý Hz.Ýmâm Hüseyin’in þehâdetinin, þehâmetinin bir timsali, lûtuf ve ihsânýn bir mümessili olmak, Peygamber-i Ekrem’in bir yadigârý bulunmak ve ayný zamanda bilgide de eþi bulunmamak dolayýsýyla herkesin saygýsýna mazhar olmuþlar, çevrelerini ilim ve edeb âþýklarýyla doldurmuþlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in ibâdette bulunduklarý Mescid-i Nebî, âdeta bir medrese hâlini almýþtý. Hicaz’daki bilginler, kendilerine mürâcaatla bilgilerini ilerletiyorlar, hac mevsimlerinde uzak illerden gelenler de kendilerinden faydalanýyorlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in tedvin edilmiþ eserlerinden biri “E’s-Sahifet’ül-Kâmile”dir. “Sahife-i Seccâdiyye” de denilen bu kitapta, ellidört duâ mevcuttur. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in bir de “Risâlet’ül-Hukuk”u vardýr. Bu risâlede; Ýslâmi hukuk esaslarýnýn insanî vecheleri, bütün incelikleriyle izâh edilmektedir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 75. yýlý (Milâdi 693) Muharrem ayýnýnýn 12. günü Ümeyye oðullarýndan Abdülmelik oðlu Velid’in saltanatý zamanýnda, Hiþâm bin Abdülmelik’in iðvasýyla zehirletilerek, þehâdet mertebesine ermiþlerdir.

Ömürlerinin müddeti, 37 yýldýr. Kabri, Medine-i Tayyibe’deki Baki mezarlýðýnda, Hz.Ýmâm Hasan’ýn medfun bulunduklarý yerdedir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.

Adnbaran
30-09-2006, 07:27 AM
Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Hayrýn hepsi de, insanýn kendisini korumasý içindir.
Her isteyene hayýrla muamelede ihsânda bulun. O buna lâyýksa yaptýðýn yerini bulmuþtur. Deðilse sen bunu yapmaða lâyýksýn ya!
ÃŽman sahibinin, îman sahibinin yüzüne sevgi ile bakmasý ibâdettir.
Ne Kureyþ için asâlet, ne Arap için asâlet vardýr. Asâlet ancak gönül alçaklýðý iledir. Kerem de ancak Allah’tan çekinmekledir.
Sana ilim ve nasîhat vereni sen de yüceltmeli, aðýrlamalýsýn. Sözünü iyi dinlemelisin. Kendisini dinlerken ona doðru dönmeli, aklýndan baþka þeyleri çýkarmalý, bütün anlayýþýný ona hasretmelisin. Kalbini ona karþý temiz tutmalý, gözünü dört açmalýsýn. O sana nasýl bilmediðin þeyleri öðretiyorsa, senin de ondan öðrendiklerini bilmeyenlere öðretmen, onun hakkýný en iyi þekilde ödemen demektir. Onun yanýnda, onunla konuþurken sesini yükseltme! Ondan birisi bir þey sordu mu sen cevap vermeðe kalkýþma! Mecliste kimse ile konuþma! Kimsenin aleyhinde bulunma ve biri onun aleyhinde bulunacak olursa reddet! Ayýbý varsa ört, iyiliklerini herkese duyur. Düþmanlarý ile düþüp kalkma, görüþme! Dostlarýndan biri ile düþman olma! Böyle davranacak olursan, Allah’ýn melekleri de, senin ilmi kullar için deðil de, Allah için tahsil ettiðine þehâdet ederler.
Þükür de, aczini itiraf da, þükürdür.
Yalandan sakýnýn! Ne olursa olsun, þaka için bile yalan söylemeyin! Az yalan söyleyen cesaretlenir de yalanýn çoðunu da söyler.


Sahife-i Seccadiye’den Bir Duâsý

Yâ Rabbî! Muhammed’e ve soyuna rahmet eyle! ÃŽmanýmý en yüce îman eyle! Niyetimi, niyetlerin en güzeline ulaþtýr. Amelimi, amellerin en güzeline vardýr. Yâ Rabbî! Lûtfunla niyetimi tam bir hâle ilet! Mertebende olan þeylere karþý îmanýmý düzelt! Bende bir kötülük, bir yanlýþlýk olursa bunu kudretinle ýslâh et!
Yâ Rabbî! Giriþtiðim iþde de bana yardým et de baþarýya ulaþayým. Dileðimi yapmada sen yardým et! Beni niçin yarattýnsa o iþde kullan! Beni zenginleþtir! Rýzkýmý artýr! Sana kulluk ettir! Kulluðumu benlik ile bozma! Ýnsanlara elimden hayýr gelsin, fakat hayrýmý hiç etme! Bana iyi hûylar ver; fakat beni öðünmekten koru!
Yâ Rabbî! Ýçimde bir gönül alçaklýðý ver ve sonra insanlar arasýnda derecemi yükselt!

Yâ Rabbî! Benliðimde bir gönül alçaklýðý meydana getir de sonra görünüþte bir üstünlük ver! Hem bu gönül alçaklýðým, yüksekliðim, üstünlüðüm kadar olsun!
Yâ Rabbî! Bana asla deðiþtirmeyeceðim tertemiz bir hidâyet ver! Beni, ayaðýmýn kaymayacaðý bir doðru yola götür. Dosdoðru bir niyet ver bana! Ömrümü itâatine sarfet! Eðer ömrüm þeytana oyuncak olacaksa, azâbýn gelmeden, gazabýn beni bulmadan beni al!
Yâ Rabbî! Bende ayýplanacak hûy býrakma! Varsa ýslâh et! Güzelleþtir! Bir iyiliðim varsa, bunu tamamla, olgunlaþtýr.

Yâ Rabbî! Kötülere düþmanlýk etmek yerine sevgi ver! Doðru yoldan sapanlardan, nefret yerine güzellik ver! Ýyi kiþilere karþý muhabbet ver!
Yakýnlarýna isyân yerine, görüp gözetme ver! Yakýnlarýný kötü ve aþaðý görmek yerine, onlara yardým etmeyi nasîb et! Sevilenlere karþý güzel bir sevgi ver! Þüphe edenlere karþý iyi niyet ver! Zalimlerden korku acýsý yerine, emniyet tatlýlýðý ver!
Yâ Rabbî! Bana zulûm edenlere karþý kuvvet ver! Benimle düþmanlýða kalkýþanlar karþýsýnda, kendimi korumam için bana söz kudreti ver! Bana inâd gösterenlere karþý, bana zafer ihsân et! Aleyhimde tertipler hazýrlayanlara karþý, bana bir tertip ilham et! Beni kahretmek isteyenlere karþý, bana kuvvet ve kudret ver! Bana iftira edenleri, yalanlayacak bir kudret ver bana! Benden ayrýlana selâmet nasîb et! Beni doðrulukla destekleyenlere itâat etmemi nasîb eyle!
Yâ Rabbî! Bana o kudreti ver ki; Beni aldatana, öðüt verebileyim! Beni terk edene, iyilik edebileyim! Bana vermeyene, ben ihsânda bulunabileyim. Beni tavaf etmeyeni, ben tavaf edeyim. Aleyhimde bulunan kiþiyi, ben iyilikle anayým. Bana biri bir iyilik edince ona þükredeyim de, bana kötülük edene karþý da, kendimi koruyabileyim!

Yâ Rabbî! Muhammed’e ve onun soyuna rahmet et! Ondan önce yarattýklarýndan birine, ondan sonra yarattýklarýndan birine ettiðin, edeceðin rahmetten üstün bir rahmet eyle! Dünyada da, âhirette de, iyilik ve güzellik ver bize! Cehennem azâbýndan da koru bizi!

Adnbaran
30-09-2006, 07:28 AM
BEÞÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM MUHAMMED'ÜL BAKIR'IN HAYATI

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, Hicret’in 57. yýlýnda, Safer ayýnýn 3. günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin Ali’dir, anneleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn kýzlarý Fâtýma’dýr. Böylece hem baba, hem ana tarafýndan soylarý Hz.Ali’ye ulaþmaktadýr.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn künyeleri “Ebû Cafer”dir. Lâkaplarý “Bâkýr”dýr. Bâkýr; “Yaran, açan” anlamlarýna gelmektedir. Ýlmi, hikmeti yarýp açtýklarý, bilgi de kendilerine bir engel, bir sýnýr tasavvur edilemediði, ilmi tamamýyla kavradýklarý cihetle bu lâkapla anýlmýþlardýr. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn 4 erkek, 3 kýz olmak üzere 7 evlâtlarý olmuþtur. Soylarý, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan yürümüþtür.

Babasý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in Hak’ka kavuþmasýndan sonra imâmeti devr alan Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, babasýnýn yolundan hiçbir zaman ve hiçbir þekilde ayrýlmamýþtýr. Hz.Ýmâm kendisine baþvuran ihtiyaç sahiplerini her zaman dikkatle dinlerdi ve onlarý hoþnut edebilmek için elinden gelen gayreti sarfederdi. Onlar da Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’dan râzý olurlardý.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, gayet doðru sözlü, halûk, iyilik sever bir zattý. Onunla bir defa konuþan hemen tesirinde kalýrdý. Ayný zamanda ihsân bakýmýndan, dünyanýn eli en açýk kimsesiydi. Vaktini ya ibâdetle, ya ilim tahsil etmekle, ya bildiði þeyleri baþkalarýna öðretmekle, ya kendisine baþvuranlara doðru yolu göstermekle, ya da muhtaçlara ihsânda bulunmakla geçirirlerdi. Hayatý da hep bu çalýþmalar içinde geçmiþtir.

Zamanýnda yaþamýþ olduðu bütün âlimler, Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn ilim bakýmýndan yüksekliðini kabul etmekte ittifak etmiþlerdir.

Bir seferinde Kur’ân-ý Kerîm’de geçen; «Bilmiyorsanýz, bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz» þeklindeki âyetin manâsý kendisine sorulmuþ, Hz.Ýmâm da þu cevâbý vermiþtir: “Zikîr ehl-i biziz.” Bu söze yanýndaki âlimlerden hiçbiri itiraz etmemiþtir. En tanýnmýþ din âlimleri, zaman zaman halledemedikleri meselelerle karþýlaþtýklarý zaman, mutlaka gelir, Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’a baþvururlardý. Hz.Ýmâm da hiçbirini yanýndan tatmin edilmemiþ olarak göndermezdi. Hepsinin de takýldýklarý noktalarý aydýnlatmanýn yolunu bulurdu ve onlarý kelimenin tam manâsýyla tatmin ederdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr son derece güzel konuþurdu. Hemen hemen her sözünde derin hikmetler mevcuttu. Hz.Ýmâm’ý dinleyen, huzûrundan ayrýldýktan sonra da uzun müddet kendisini bu sözlerin tesirinden kurtaramazdý.

Mekkeli bilgin Abdullah bin Atâ;
“Bilginlerin, Muhammed Bâkýr’ýn huzûrunda küçüldükleri gibi, hiçbir kimsenin huzûrunda küçüldüklerini görmedim Hatem bin Uteybe’nin, toplumu içinde o kadar büyük, kadri o kadar yüceyken, onun huzûrunda, mualliminin huzûrundaki küçük çocuða döndüðünü gördüm” demiþtir.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn ilmi, sadece din iþlerine inhisar etmiþ deðildi. Hz.Ýmâm, ilmin, bilginin her cephesiyle meþgul olurdu. Kendisine hangi konudan bir þey sorulacak olursa, cevâbýný mutlaka doðru olarak verirdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisinden yardým isteyen her fakire mutlaka yardýmda bulunurdu. Açlarý doyurur, çýplaklarý giydirirdi. Kendisini ziyaret eden dost ve ahbaplarýnýn bu ziyaretlerini, mutlaka iade ederdi. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn meclisleri, bir çeþit ilim meclisleri olurdu. Burada bulunmak ve kendisinden feyiz almak, her kula nasip olmaz saadetlerdendi. Irak’ta olsun, Hicaz’da olsun, baþka yerlerde olsun, yetiþen din bilginlerinin çoðu kendisinden feyiz almýþlardýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, babalarýnýn kurduðu gerçek ve ilâhi medreseyi devam ettirmiþlerdir. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisi senet göstermeden, yani rivâyet edicisinin adýný zikretmeden bir hadîs-i þerifi okuduðu zaman, bunun sahih bir hadîs olduðundan kimse þüpheye düþmezdi. Çünkü þöyle söylerdi; “Ben bir hadîs okudum, rivâyet edenini anmadým mý bilin ki onu mutlaka babamdan duymuþumdur. Babam da babasýndan, babasý da ceddim Resûlullah’tan duymuþtur.”

Bu þekilde rivâyet ettiði hadîs-i þeriflerden bir tanesi þudur:
“Ýþlerin zoru üçtür; Kardeþlerle mal hususunda iyi geçinmek, menfaat söz konusu olunca insanlara karþý insafla muamelede bulunmak, her durumda Allah’ý anmak.”

Tasavvuf inancýný benimseyen ve kendini ibâdete vermiþ olan Muhammed bin Münkedir; “Muhammed bin Ali’yi görünceye dek Ali bin Hüseyin’in, fazîlet yönünden kendi gibi bir halef býraktýðýný ummazdým; ben ona öðüt vermek isterken o bana öðüt verdi” der ve þu olayý anlatýr:

“Hararetim bastýðý bir saatte Medine dolaylarýnda gezerken, Muhammed bin Ali’ye rastladým. Pek yorulmuþtu, yanýndaki iki kiþiye dayanarak yürüyebiliyordu; adam akýllýda terlemiþti. Ona, «Hâþimi ulularýndan olan senin gibi bir kiþinin, bu saatte dünya için bu derece yorulmasýný, hiç de doðru bulmuyorum» dedim. Hz.Ýmâm bu söz üzerine dayandýðý kiþileri itti, doðruldu da bana dedi ki:

«Vallâhi bu halde ölüm gelip çatsa, beni Allah’a edilen ibâdetlerden biriyle meþgul olarak bulur; çünkü bu halimle ben, kendimi senden de, bütün halktan da çekmiþim, ehlimin-ayâlimin rýzký için çalýþmaktayým; Ben, Allah’a karþý irtikâb edilen bir suçu iþlerken, ölümün gelip çatmasýndan korkarým» Bu sözü duyunca; «Allah sana rahmet etsin» dedim; «Sana öðüt vermeyi isterken, sen bana öðüt verdin.»”

Adnbaran
30-09-2006, 07:29 AM
Bir seferinde Kur’ân-ý Kerîm’de geçen; «Bilmiyorsanýz, bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz» þeklindeki âyetin manâsý kendisine sorulmuþ, Hz.Ýmâm da þu cevâbý vermiþtir: “Zikîr ehl-i biziz.” Bu söze yanýndaki âlimlerden hiçbiri itiraz etmemiþtir. En tanýnmýþ din âlimleri, zaman zaman halledemedikleri meselelerle karþýlaþtýklarý zaman, mutlaka gelir, Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’a baþvururlardý. Hz.Ýmâm da hiçbirini yanýndan tatmin edilmemiþ olarak göndermezdi. Hepsinin de takýldýklarý noktalarý aydýnlatmanýn yolunu bulurdu ve onlarý kelimenin tam manâsýyla tatmin ederdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr son derece güzel konuþurdu. Hemen hemen her sözünde derin hikmetler mevcuttu. Hz.Ýmâm’ý dinleyen, huzûrundan ayrýldýktan sonra da uzun müddet kendisini bu sözlerin tesirinden kurtaramazdý.

Mekkeli bilgin Abdullah bin Atâ;
“Bilginlerin, Muhammed Bâkýr’ýn huzûrunda küçüldükleri gibi, hiçbir kimsenin huzûrunda küçüldüklerini görmedim Hatem bin Uteybe’nin, toplumu içinde o kadar büyük, kadri o kadar yüceyken, onun huzûrunda, mualliminin huzûrundaki küçük çocuða döndüðünü gördüm” demiþtir.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn ilmi, sadece din iþlerine inhisar etmiþ deðildi. Hz.Ýmâm, ilmin, bilginin her cephesiyle meþgul olurdu. Kendisine hangi konudan bir þey sorulacak olursa, cevâbýný mutlaka doðru olarak verirdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisinden yardým isteyen her fakire mutlaka yardýmda bulunurdu. Açlarý doyurur, çýplaklarý giydirirdi. Kendisini ziyaret eden dost ve ahbaplarýnýn bu ziyaretlerini, mutlaka iade ederdi. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn meclisleri, bir çeþit ilim meclisleri olurdu. Burada bulunmak ve kendisinden feyiz almak, her kula nasip olmaz saadetlerdendi. Irak’ta olsun, Hicaz’da olsun, baþka yerlerde olsun, yetiþen din bilginlerinin çoðu kendisinden feyiz almýþlardýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, babalarýnýn kurduðu gerçek ve ilâhi medreseyi devam ettirmiþlerdir. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisi senet göstermeden, yani rivâyet edicisinin adýný zikretmeden bir hadîs-i þerifi okuduðu zaman, bunun sahih bir hadîs olduðundan kimse þüpheye düþmezdi. Çünkü þöyle söylerdi; “Ben bir hadîs okudum, rivâyet edenini anmadým mý bilin ki onu mutlaka babamdan duymuþumdur. Babam da babasýndan, babasý da ceddim Resûlullah’tan duymuþtur.”

Bu þekilde rivâyet ettiði hadîs-i þeriflerden bir tanesi þudur:
“Ýþlerin zoru üçtür; Kardeþlerle mal hususunda iyi geçinmek, menfaat söz konusu olunca insanlara karþý insafla muamelede bulunmak, her durumda Allah’ý anmak.”

Tasavvuf inancýný benimseyen ve kendini ibâdete vermiþ olan Muhammed bin Münkedir; “Muhammed bin Ali’yi görünceye dek Ali bin Hüseyin’in, fazîlet yönünden kendi gibi bir halef býraktýðýný ummazdým; ben ona öðüt vermek isterken o bana öðüt verdi” der ve þu olayý anlatýr:

“Hararetim bastýðý bir saatte Medine dolaylarýnda gezerken, Muhammed bin Ali’ye rastladým. Pek yorulmuþtu, yanýndaki iki kiþiye dayanarak yürüyebiliyordu; adam akýllýda terlemiþti. Ona, «Hâþimi ulularýndan olan senin gibi bir kiþinin, bu saatte dünya için bu derece yorulmasýný, hiç de doðru bulmuyorum» dedim. Hz.Ýmâm bu söz üzerine dayandýðý kiþileri itti, doðruldu da bana dedi ki:

«Vallâhi bu halde ölüm gelip çatsa, beni Allah’a edilen ibâdetlerden biriyle meþgul olarak bulur; çünkü bu halimle ben, kendimi senden de, bütün halktan da çekmiþim, ehlimin-ayâlimin rýzký için çalýþmaktayým; Ben, Allah’a karþý irtikâb edilen bir suçu iþlerken, ölümün gelip çatmasýndan korkarým» Bu sözü duyunca; «Allah sana rahmet etsin» dedim; «Sana öðüt vermeyi isterken, sen bana öðüt verdin.»”

Adnbaran
30-09-2006, 07:30 AM
ALTINCI ÝMAM HZ. ÝMAM CAFER'ÜS SADIK'IN HAYATI

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hicret’in 83. yýlýnda Rebîülevvel ayýnýn 17. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, anneleri Ümmü Ferve’dir.

Künyeleri “Ebû Abdullah, Ebû Ýsmail” ve “Ebû Mûsâ”dýr. Lâkaplarý “Sâdýk”týr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn 7 erkek, 3 kýz olmak üzere 10 evlâtlarý olmuþtur. Kendileri, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn Hak’ka kavuþmalarýndan önce oðullarýný ve “Ehl-i Beyt’i” seven seçkin kiþileri huzûrlarýna davet ettiklerini, onlara Kur’ân-ý Kerîm’in;
“Oðullarým, Allah size bu dini seçti; artýk siz de ancak Müslümanlar olarak ölün” meâlindeki Bakara 132. âyet-i kerîmesini okuduklarýný, sonra yüzlerini kendilerine döndürüp;
“Ben vefât edince na’þýmý yere koy, beni yýka, Cuma günleri giyindiðim elbisemle kefenle, kabrime indirince kefenimin baðlarýný çöz, defnimden sonra mezarýmý dört parmak miktarý yükselt” buyurduklarýný, sonra huzûrundakilere dýþarý çýkmalarýna izin verdiklerini rivâyet etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk buyururlar ki:
“Baba, vasiyyetlerini yalnýzca bana da söyleyebilirdin” dedim.

Babalarý Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr buyurdular ki:
“Benden sonra iþler kimin elinde, hepsinin bunu bilmesini; dost-düþman, hiç kimsenin senin imâmetinde bir þüpheye düþmemesini istedim.”

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, babalarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn vefâtlarýnda 34 veya 35 yaþlarýnda idi. Saltanat makamýnda Ümeyye oðullarýndan Abdülmelik oðlu Hiþâm oturuyordu. Hiþâm’dan sonra saltanat tahtýna geçen, Abdülmelik oðlu Yezîd’in oðlu Velid’in hareketleriyse, yalnýz Ümeyye oðullarýnýn aleyhinde bulunanlarý deðil, Ümeyye oðullarýný da aleyhine kýþkýrtmýþ, nihayet öldürülmüþtü. Velid’in öldürülmesi, gerçekte Emevilerin saltanatlarýnýn da sonuydu.

Emeviler, Hz.Ali evlâdýna þiddetle karþý durmakla kalmamýþlar, ayný zamanda kudretlerini Arap milliyetine dayamýþlardý. Emeviler, Arap olmayan Müslümanlara; “Mevâli-Köleler” adýný takmýþlar, onlarý her hususta aþaðý görmüþler ve aþaðýlatmaya, hatta yok etmeye çalýþmýþlardý. Irk üstünlüðüne dayanan bu siyâset; Arap olmayanlarýn, bilhassa Ýranlýlarýn, “Ehl-i Beyt” tarafýný tutmalarýna sebep olmuþtu.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Ümeyye oðullarýnýn yýkým devresiyle Abbas oðullarýnýn kuruluþ devresinde, ümmetin imâmetini uhdelerine almýþlardý. Emevi saltanatý bir yandan çeþitli isyânlarý yatýþtýrmaya, bir yandan yer yer aleyhlerine alevlenen ve Âl-i Muhammed’in öcünü almayý amaç edinmiþ görünen kýyâm yangýnlarýný söndürmeye, ayrýca da halkýn iktidara karþý hoþnutsuzluðunu gidermeye uðraþýyordu.

Fakat artýk ne iktisadi durumu düzene sokmaya imkân vardý, ne ýrk ayýrýmýný, hatta sathi olarak telif mümkündü. Zengin zümre asâlet iddiasýna sýðýnan servet sahipleri, daha da muktedir bir hâle gelmek için bölünenleri kýþkýrtýyorlar; horlanan zümre ise aldanmaya devam edip duruyordu.

Her yanda kan kokmada, öc alma hýrsý canlanmakdaydý. Ayný zamanda düþünce ve inanç bölünmeleri, ayrýlanlarý büsbütün ayýrmakdaydý.

Bu zýt inançlara, bu inançlarý benimseyen zýt zümrelere karþýlýk; tefsir, fýkýh, hadîs, kelâm, ayný zamanda ricâli mantýk ve cedel, lûgat, þiir ve edebiyat, tarih, hatta týp ve astronomi bilginleri inkiþaf etmiþ, bu bilginler de rüsûh sahipleri yetiþmiþti.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, iktidarýn zaafý karþýsýnda gerçek Ýslâm’ý yaymak için bir zemin bulmuþtu. Fakat ayný zamanda Mürcie, Kaderiyye, Sûfiyye inançlarý karþýsýnda durmak ve bütün bu sýnýflara karþý koymak bu inançlara karþý “Ehl-i Beyt” mezhebini korumak, gerçek inancý müdâfaa etmek zorundaydý.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, imâmetleri dolayýsýyla bu vazifeyi gerçekten de ifâ ettiler ve zamanlarýndaki çeþitli inançlarý temsil eden mezheplere karþý; “Ehl-i Beyt” mezhebine uyanlara “Caferi” ve bu mezhebe “Caferiyye” denilmesini saðladýlar.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; bilgileriyle, üstünlükleriyle pek büyük bir ün sahibi olmuþlardý. Mâliki mezhebinin kurucusu sayýlan Mâlik bin Enes;
“Üstünlük, bilgi, ibâdet ve takvâ bakýmýndan, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan ileri birisini ne bir göz görmüþtür, ne bir kulak duymuþtur, ne de öyle bir kiþi, birinin gönlüne, aklýna gelebilir” demiþtir.

Ebû Hanife’ye;
“Fýkýhta en ileri kimi gördün?” diye sorulmuþ.

Ebû Hanife’de;
“Cafer bin Muhammed’i gördüm” diye cevap vermiþtir.

Zamanýndaki ünlü bilgin ve fýkýh âlimleri Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan faydalanmýþlardýr. Ýnançlarýnda, hükümlerinde ayrýlýk olmakla beraber, tutarlarý dört bini bulan bilgin, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan rivâyette bulunmuþ, hadîs ashâbý çevrelerinde toplanmýþlar ve kendilerinden hadîs rivâyet etmiþler, faydalanmýþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; tefsire, kelâma, fýkýha, fýkýh usûlüne v.s ’ye dair birçok sorulara cevap vermiþlerdir. Hz.Ýmâm, tefsire ayrýca büyük bir ehemmiyet vermiþler, kendilerine sorulan sorulara verdikleri cevaplarla da bu bilginin tedvîninde âmil olmuþlardýr. Ayný zamanda sahâbe ve tâbiinden kendilerine müracaat edenlere verdikleri cevaplarla da hadîs ve fýkýh bilgilerinin esaslarýný vaaz etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; filozoflara, maddecilere, sertlikle deðil; akli delillerle ve hoþ bir sûretle karþý durmuþlar, akli delilleri nakli delillerle telif etmiþler, böylece de dini gerçekleri izhâr eylemiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn bu konularda yazmýþ olduklarý 15 adet çok deðerli eserleri, kitaplarý vardýr. Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, bu sorulara verdikleri cevaplarla, telifleriyle çevrelerinde toplananlarla ve kendilerinden faydalananlarla gerçekten de bir medrese kurmuþlardý. Bu medrese; babalarýnýn, atalarýnýn ve Hz.Resûl-ü Ekrem’in medresesidir ve Hicret yurdu olan Medine-i Münevvere’de, Mescid-i Nebevî’de kurulmuþtur.

Burada Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan; tefsire, hadîs’e, fýkýha, bunlarýn usulüne, cedele, mantýka, kelâma, ricâle, felsefeye ait bilgileri tahsil ve tahlil edenler, Ýslâm ülkesinin her yanýna daðýlmýþlar, bilgilerini Ýslâm âlemine yaymýþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk ayný zamanda bilginin yazýlmasýna, telifin çoðalmasýna da ehemmiyet vermiþler, ashâbýný da bu yola sevk etmiþlerdi. Onlara; “Yazýn, yazmadýkça aklýnýzda kalmaz”derlerdi.

Adnbaran
30-09-2006, 07:31 AM
Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Mufaddal bin Ömer’e;
“Yaz ve ilmini din kardeþlerine yay; ölünce oðullarýna kitaplarýný miras býrak” buyurmuþlardý.

Bu medresenin en bariz vasfý, bilhassa baðýmsýz oluþuydu. Bu medrese de; inançlarý, dîni hükümleri, iktidarda bulunanlarýn dileklerine göre yorumlayan, onlara yamanan, onlarý koruyan, yaptýklarýný meþru göstermeye uðraþan kiþilerin temayülleri yer bulamamaktaydý; bu çeþit yorumlar, bu medresede kabul edilmiyordu.

Bu medresede; Ýslâm, bütün insanlarý bir görmekteydi ve herkes sorumluydu, kendisini bir sýnýfýn imtiyazýna satanlarýn, bu çeþit bilginlerin yeri deðildi.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Emevilerin yýkýntý devresiyle Abbas oðullarýnýn henüz kuvvetlenmediði zamanlarda, imâmette bulunduklarý halde; devlete karþý kýyâm etmekle, hatta iktidarý ele geçirmekle bir þey yapýlamayacaðýný görüyor ve biliyordu. Bu durumda Ýslâm’ý, kendilerine uyanlar arasýnda inanç ve ahkam cihetinden, atalarýnýn; Hz.Resûl-ü Ekrem’in teblið buyurduklarý hâle, ircâ’ý hedef edinmiþler, Ýslâm dînini ve Müslümanlarý bölüntülere uðratan bütün fýrkalara karþý durmuþlar, kendilerine uyanlara; “Özleriyle, sözleriyle, hareketleriyle Ýslâm’ý temsil etmelerini” öðütlemiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk;
“Halký, bize yalnýz dillerinizle çaðýrmayýn” buyurarak, kendisine uyanlardan ahlâk bakýmýndan dürüst olmalarýný istemiþler;

“Size Allah’tan korkmanýzý O’na isyândan çekinmenizi, size verilen emanete riâyet etmenizi, bu sûretle de halký bize sessizce, susarak davet eylemenizi tavsiye ederim” buyurmuþlardýr.

“Sessiz olarak nasýl davet ederiz?” sorusuna da;
Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk;
“Allah’a itâat hususunda size emrettiklerimizi tutarak, insanlara gerçek ve adâletle muamelede bulunarak, emanetlere riâyet ederek, ma’rûfu buyurup münkerden nehyeylerek. Ýnsanlar sizden ancak hayýr görmeli; sizde bu güzel sýfatlarý, bunlara riâyeti, bu üstünlüðü görünce, bizim üstünlüðümüzü anlarlar, bilirler ve bize koþarlar” demiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, oldukça uzun bir fetret devresinden sonra Ýslâm’ýn kurduðu; iktisadi, ictimai ve siyasi düzenin, savaþla iktidar sahiplerine karþý durmakla saðlanamayacaðýný anlamýþlar; siyâsete karýþmamýþlar, buna karþýlýk Müslümanlarý inanç, ahlâk ve ahkâm yönünden uyarmaya koyulmuþlardý.

Böyle olmakla beraber, Abbas oðullarý devletinin ikinci hükümdarý Mansur (Saltanatý Hicri 136-158 yýllarý), zahiren Hz.Ýmâm’a büyük bir hürmet göstermekte, fakat her an ondan, onun Hz.Resûlullah’a yakýnlýðýndan, halk tarafýndan sevilip sayýlmasýndan, tek sözle nüfuzundan þüphelenmekteydi.

Abbas oðullarý devletinin ikinci hükümdarý Mansur, bir kere;
“Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn, Medine’deki evlerinin yakýlmasýný” emretmiþ, bu emri yerine getirilmiþti. Birkaç kere de Hz.Ýmâm’ý Irak’a getirtmiþ, kendisine yazýlan yazýlara dayanarak þehit ettirmeyi kurmuþtu.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hicret’in 148. yýlýnda (Milâdi 765) Recep ayýnýn 15. günü, Medine’de Mansur tarafýndan zehirlettirilerek þehit edilmiþtir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hak’ka vuslat etmeden önce, yakýnlarýndan kendilerine uyanlarýn, ileri gelenlerini hepsini huzûrlarýna çaðýrmýþlar, onlara;
“Namazý küçümseyenler, «kýlmayanlar deðil, mühimsemeyerek kýlanlar, küçük bir iþ sayanlar» gerçekten de bizim þefâatimize nâil olamazlar” buyurmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn ömürleri 65 yýl sürmüþtür. Kabirleri, Medine’deki Baki mezarlýðýndadýr. Hz.Ýmâm; babalarýnýn, atalarýnýn yanýna defnedilmiþtir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.


Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Hz. Ýmâm Cafer-i Sâdýk’ýn en büyük hususiyetlerinden biri de, herkesle anladýðý dil ile konuþabilmesidir. Onun derslerinde ve sohbetlerinde bulunanlar, bilgi bakýmýndan birbirlerinden çok farklý derecelerde olsalar bile, onun sözlerinden hepsi de kendilerine göre birþeyler öðrenebiliyorlardý.


Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk; Hak’kýn, hakkýyla tanýnmasý için þu dört þeyin bilinmesi gerektiðini ileri sürerdi:
1. Cenâb-ý Hak’ký tanýmak.
2. Seni nasýl yarattýðýný, sana ne yaptýðýný, sana neler ihsân ettiðini bilmek.
3. Sana verdiði bütün bu paha biçilmez nimetlere karþý senden neler istediðini bilmek.
4. Varlýk nurunu söndürecek, davranýþlarýn neler olduðunu bilmek.

Bu dört þeyin ayný zamanda ilmin esasýný teþkil ettiðini söyler, þöyle derdi:
“Sadece Cenâb-ý Hak’kýn varlýðýna inanmak yetmez. Allah’ý tanýdýktan sonra, onun varlýðýna inandýktan sonra, onun bizlere verdiði nimetleri de hakkýyla bilmemiz lâzým gelir.

Bunu bilmek, o varlýðýn bize verdiði nimetlere þükretmenin baþlangýcýdýr. Þükretmek kulluk vazifesini yerine getirmek demektir. Ancak bunu idrâk eden bir varlýk, insan olmak sýfatýna lâyýk olur. Her çeþit ilim, bilgi falan da ancak bundan sonra gelir.

Ne olduðunu bilmeyen, bunu düþünmeyen, hiçbir þeye inanmayan, inanmak veya inanmamak için delili de olmayan bir insana ancak acýmak lâzým gelir. O, Allah’ýn kendisine verdiði aklý kullanamýyor demektir.”

Tövbe ederek halinizi ýslâh ediniz. Vakit varken tövbe edip ýslâh eylememekte direnenler, kendilerini beðenmiþ zümreden sayýlýrlar. Tövbe ve istiðfar etmeyi, bugünden yarýna býrakanlar ise ancak serserilerdir.

Günah iþlemeyi âdet edinenler ve günah iþlemekte devam edenler günün birinde düþeceklerini bilmez ve gaflet ederler. Günün birinde de bundan ancak zarar görürler. O gün büyük piþmanlýk duyarlar ama, bu piþmanlýk kendilerine hiçbir fayda vermez.

Bir gün Hak yolunun aþýklarýndan birisi Hz. Ýmâm Cafer-i Sâdýk’a; “Yâ Ýmâm bana öðüt ver” diye yalvardý.

Hz.Ýmâm buyurdu ki:
Hak yolunun yolcularýna þu dokuz öðüdü verebilirim. Sana da ayný öðütleri vereceðim. Eðer onun yolunda yürümeye azimli isen, bu dokuz öðüdü tutabilmek için Cenâb-ý Hak’kýn sana yardýmcý olmasýný dilerim.

Bu dokuz öðütten üçü nefsin riyâzeti, üçü hilim ve üçü ilim hakkýndadýr. Bunlarý aklýnda tut ve ona göre davranmayý ihmal etme!

Hz. Ýmâm konuþmaya devam etti:

Nefsin riyâzeti için vereceðim üç öðüt þudur:
1. Karnýnýn iyice acýktýðýný, iþtahýnýn iyice açýldýðýný hissetmeden, buna kanâat getirmeden hiç bir þey yemeyeceksin. Ýþtahýn olmadan yenilen yemek, insaný aptallaþtýrýr. Ýnsan, ancak aç olduðu ve aç olduðunu hissettiði zaman yemek yemelidir.
2. Yiyeceðin yemeðin ancak helâl olduðuna kanâat getirdiðin takdirde, bunu yemen câizdir. Helâl olmayan yiyeceðe, karnýn ne kadar açýkmýþ olursa olsun, hiçbir þekilde el sürmeyeceksin. Sofraya oturduðun zaman da yemeðe baþlamadan önce Allah’ýn adýný anacaksýn! Bu yemeðin sana Allah tarafýndan verildiðini unutmayacaksýn!
3. Hz.Resûlullah bir hadîs-i þerifinde þöyle buyuruyor:
«Ýnsanoðlu karnýndan daha temiz olmayan bir kabý týka basa doldurmamalý. Karnýný üçe ayýrmalý. Birini yiyecekler, birini içeceklere tahsis edip, üçüncü kýsmýný kendi nefsine ayýrýp bunu boþ tutmalý.»

Ýþte en doðru hareket tarzý da budur. Yani insan oðlu ne kadar aç olursa olsun, midesini yiyecek ve içecek ile midesinin ancak üçte iki kýsmýný doldurup bir kýsmýný boþ býrakmalýdýr. Ýnsan sofradan her zaman bir miktar daha yemek yiyebilecek halde iken kalkmalýdýr.

Ýnsanlara çok lüzumlu olan hilm için vereceðim üç öðüde gelince, bunlara da çok dikkat etmek gerekir.

Hilm, insanla hayvaný ayýran baþlýca unsurdur. Bir hayvana þiddetle muamele edilecek olursa, ondan da ancak þiddetle karþýlýk görülür. Þiddete karþý hilm ile karþýlýk verebilmek kudreti ancak insanlara mahsus bir þeydir. Hilmin sýrrýna ermiþ olan kimse kemâl mertebesine yükselmiþ olur.

Nefsin terbiyesi hilm ile belli olur. Kötülüðe karþý iyilik ile, hýyânete karþý sadâkatle, þiddete hilm ile karþýlýk verebilecek ve bunu seve seve yapabilecek kimseye ne mutludur. Böylelerinin hem diðer insanlar arasýnda itibarý çok artar; hem de dereceleri yükselir.

Kemâl yolunda, Hak yolunda yücelmek isteyenler mutlaka daha önce hilm yolundan geçmek zorundadýrlar.

Hilm için vereceðim üç öðüt þudur:
1. Eðer biri haklý haksýz yakana sarýlýp sana hakaret savurur, küfür ederse; «Bana bir küfür edecek olursan on misli karþýlýk görürsün» bile dese, ona aslâ bir kötü söz söylemeyeceksin. Kendisine; «Bana yüz kötü söz söylesen bile, sana bir tek kötü söz söylemeyeceðim» diyeceksin. Kötü söz söylenecek kadar insanlarý aþaðýlatýcý bir þey olamaz.
2. Eðer sana biri kötü bir þey isnat edecek olursa, vereceðin karþýlýk þu olacaktýr; «Eðer bana isnat ettiðin kötülükler bende mevcutsa, Cenâb-ý Hak’tan beni ýslâh etmesini niyâz ederim. Eðer bende, bana isnat ettiðin kötülükler yoksa, bana sadece iftira ediyorsan, o zaman da Cenâb-ý Hak’ka, bu kusurundan dolayý kazanacaðýn günahlarý affetmesi için yalvarýrým. »
3. Sana karþý kötülük yapanlara sen iyilikle karþýlýk ver.
Ýþte insaný insan yapacak olan üç nasîhat. Ýnsanlar bu yolu tutacak olurlarsa çok kazanýrlar. Haksýz yere iþiteceðin kötü bir söze, uðrayacaðýn bir hakarete, hakkýnda yapýlan bir iftiraya, eðer hilmin bu üç düsturu ile karþýlýk verecek olursan; sana bu kötülükleri yapmýþ olan kiþiler, sonunda ne olsa utanacaklardýr. Yürekleri ne kadar karanlýk olursa olsun, yine de bir piþmanlýk duyacaklardýr. Yüreðinde duyulacak bu piþmanlýk kadar insanlara iyi tesir eden, onlarý doðru yola sevk eden bir þey olamaz.
Sen böyle davranmakla, hem de baþka insanlarý doðru yola sevk edeceksin! Böylelikle de sevâb kazanmýþ olacaksýn. Derin bir ruh huzûru hissedeceksin. Bunlar insanlarý saâdete çýkaracak kapýlarýn anahtarlarýdýr.

Adnbaran
30-09-2006, 07:32 AM
Þimdi de ilme ait üç öðüt veriyorum. Bu üç öðüt de þunlardýr:
1. Ýlmi, hakiki âlimlerden öðrenmeðe bak. Ýlmi bilgisi hakkýnda, mutlak kanâatin olmayan kimselerden, bilgi öðrenemezsin. Bu gibiler belki de seni doðru yoldan saptýrýrlar.
Bilgisine her hususta güvenebileceðin bir âlim bulursan, ona bilmediklerini, iyi anlayamadýklarýný sormaktan asla çekinme! Hiçbir vakit alaya kaçma!
Ve bilhassa vaktin kýymetini bil. Boþuna vakit geçirme! Allah’ýn insanlara verdiði ömür pek kýsadýr. Ýlim yolunda ilerlemek isteyen bir kimse, vaktinin pek dar olduðunu hiçbir vakit unutmamalýdýr.
2. Konuþurken çok dikkatli ol! Hiçbir vakit doðruluðundan emin olmadýðýn bir sözü söyleme! Kafadan atma! Konuþurken de mutlaka ihtiyâtlý ol!
3. Ýlimde fetvâ verecek bir dereceye vardýðýn zaman; konuþmadan, fetvâ vermeden önce çok düþün! Yanlýþ, hatalý bir fetvâ vermeden önce çok düþün! Yanlýþ, hatalý bir fetvâ vermekten, arslandan korktuðun kadar kork! Biri senden bir þey öðrenmek istediði zaman da, ondan hiçbir karþýlýk beklemeden ve ummadan kendisine doðru cevaplar vermeðe çalýþ. Gerekiyorsa cevap vermeden önce baþkalarýna da danýþmaktan çekinme!

Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk, bir gün de büyük oðlu Ýsmail’e nasîhat ediyordu. Ona on iki nasîhat verdi. Hakikatte bu nasîhatlar yalnýz oðluna deðil, bütün mü’minlere verilmiþ nasîhatlardýr. Kýymeti de pek büyüktür.

Ýnsana doðruluk ve saâdet yolunu gösteren bu nasîhatlar þunlardýr:
1. Kendi malýna ve hissesine kanâat eden her zaman zengindir. Fakat bir insan ne kadar zengin olursa olsun, eðer baþkalarýnýn malýnda gözü varsa o fakirdir. Ve fakir, muhtaç olarak dünyadan gider. Hayatýnda da hiçbir zaman rahat edemez.
2. Ýlâhi kazaya razý olmayanlar, bunu tâyin etmiþ bulunan Cenâb-ý Hak’kýn emirlerine karþý gelmiþ sayýlýrlar.
3. Kendi hatasýný, noksanýný bilmeyen ve anlamayan bir kimse, baþkalarýnýn hatâ ve noksanlarýný olduðundan büyük görür. Böyle bir kimse, herkes de kusur bulmaða çalýþýr. Böylelikle de hiçbir zaman kendi noksan ve kusurunu göremez. Kendisini ýslâh edemez ve çok yazýk etmiþ olur.
4. Baþkalarýnýn kusurlarýný meydana vurmak isteyen, buna çalýþan bir kimse, günün birinde kendi kusurlarýnýn meydana vurulduðunu görerek dünyaya rezil olur.
5. Müslümanlar arasýnda fesâd çýkarmak maksadýyla kýlýç çekmiþ olan bir kimsenin kaný, günün birinde yine kýlýçla dökülmeðe mahkumdur.
6. Halka kuyu kazanlar, her zaman kazdýklarý kuyuya düþerler. Böylece lâyýk olduklarý cezayý, kendi elleri ile kendilerine vermiþ olurlar.
7. Ýmkân ve fýrsat buldukça bilgi sahibi kimselerle beraber ol. Onlardan bir þeyler öðrenmeðe bak. O zaman fazîletin artar. Merteben yükselir.
8. Eðer câhil ve sefîhlerle düþüp kalkarsan, onlar seni de günün birinde kendi derecelerine düþürürler. Bu gibilerle asla yakýnlýk kurmayasýn.
9. Kötü iþlerle uðraþanlara ayak uyduranlar, bir gün onlar gibi kötü olurlar.
10. Her yerde hakikati söylemekten çekinmemelisin. Hatta böyle konuþmaktan sana zarar geleceðini bilsen bile sen yine de doðruyu söylemelisin! Böyle davrandýðýn için belki ilk zamanlarda sana zarar gelecektir. Ama sonunda böyle davranmýþ olduðun için ancak fayda göreceksin. Hakikati gizlediðin için fayda görebilmene imkân yoktur. Fayda gibi göreceðin þeyler de gelip geçicidir. Sonunda fayda umduðun halde büyük zarar görmen muhakkak ve mukadderdir.
11. Baþkalarýný ayýplamaktan, baþkalarýnýn ayýbýný yüzüne vurmaktan kaçýnmalýsýn! Böyle davranmayýp ayýbýný yüzüne vurursan, herkes sana düþman olur. Ve günün birinde kendi ayýplarýnýn da yüzüne vurulduðunu görürsün.
12. Bir gün bir ihtiyaç karþýsýnda kalabilirsin. O zaman durumunu herkese açma! Herkesten yardým isteme. Ancak kerem sahibi olduklarýný bildiklerinden yardým isteyebilirsin.

Bu on iki nasîhat, birer birer üzerinde durulacak olursa, ne derece kýymetli olduðu kolayca anlaþýlýr.
Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk, oðluna bu oniki nasîhatý verdikten sonra ona þu sözleri söylemiþtir:
“Eðer bu nasîhatlarýmý tutacak olursan, hem bu dünyada rahat yaþarsýn; hem de öldükten sonra selâmete ulaþýrsýn.”