:
Alevilik nedir? Alevi kimdir?
asli_33
30-09-2006, 01:48 AM
Alevîlik; Hz. Ali’nin velâyetiyle baþlayarak, günümüze kadar gelmiþ olan bir inanç sistemidir. Bu sistem çeþitli zamanlarda ve yerlerde mitolojik anlamlar yüklenerek îzâh edilmeye çalýþýlmýþtýr. Kimileri bu inancý mistik bir geleneðe, kimileri mitolojik bir inanca, kimileri Ýslâm öncesi Þamanizm ve eski Türk yaþantýlarýna, kimileri de günün siyâsî anlayýþýna uygun gelecek tarzda sosyalizme, ateizme, hümanizme, demokrasiye, laisizme... vs. dayandýrdýlar. Buradan yola çýkýlarak ortaya konulan; Anadolu alevîliði(!), Anadolu müslümanlýðý(!), Türk alevîliði(!), Türk müslümanlýðý(!) vs. (her ne demekse) deyimleri ise insanýn tüylerini diken diken eden ve buram buram ýrkçýlýk-faþizm kokan bir anlayýþý sergilemektedir. Aklý baþýnda hiç bir insanýn, ne Alevîlik ve ne de Sünnîlik adýna bu tür yaklaþýmlara onay vermesi düþünülemez. Bu zihniyeti benimseyenlerin de (kusura bakmasýnlar ama) Allâh’ýn dîni olan Ýslâm ile bir iliþkileri yoktur. Bunlar ne gerçek Alevîdirler, ne de gerçek Sünnî’dirler. Olsa olsa kendini bilmez, ilimden yoksun, ýrkperest þovenist kimselerdirler.
Herkesçe bilinmektedir ki; Alevîlik, kendi orijinalliði ile gerçek ve arý-duru olarak “Ýmâm Ali’nin Ýmâmet ve Velâyetine inanmaya” dayanmaktadýr. Ve Alevîlik asýrlar boyu bu Velâyet anlayýþýna yönelik baský ve saldýrýlara karþý direnmiþ, mücâdele etmiþtir.
Evet... Alevîlik siyâsî atmosferde þekillenen hiç bir “izm” le îzâh edilemeyecek kadar açýk, net ve köklü bir inançtýr. Bu inancýn temelinde Kur’ân ve Ehl-i Beyt’in ayrýlmazlýðýna inanç ile, Ýmâm Ali’nin (a.s) tüm þer-þeytânî düzenlere karþý verdiði kutsal mücâdele ve bu mücâdelenin devâmýný saðlayan Ýmâmet anlayýþý yatmaktadýr.
Alevîlik, târih boyunca tüm deðerlerini Kur’ân’dan, Hz. Peygamberden (s.a.a.) ve Oniki Ýmâm’larýn (a.s.) öðretilerinden aldýðý içindir ki Ýslâm ile özdeþleþmiþ, “ÖZ ÝSLÂMÃŽ YOL” olmuþtur.
Zaman zaman bu kutsal inanç üzerinde Ýslâm’ýn açýk ve gizli düþmanlarý büyük ve saptýrýcý hesaplar yapmaktadýrlar. Ýmâm Ali’nin (a.s.) tüm þîarlarýný ve misyonunu içeren Alevîlik, siyasal kavramlara, geleneksel ve yöresel anlayýþlara hapsedilerek, kültürel bir olay izlenimi verilip, evrensellik anlayýþýndan uzaklaþtýrýlmak istenmektedir. Bu tür saptýrmalara gerek görsel basýnda, gerekse yazýlý basýnda rastlamak mümkündür. Özellikle Ýslâm düþmanlarýnýn bu konuda yoðunlaþmalarýnýn sebebi, Alevîliði öz membaý olan “Muhammedî Ýslâm anlayýþý” ndan uzak tutmak, Kur’ân’a ve Ehl-i Beyt’e yönelmeyi engellemektir. Çünkü þeytânýn yandaþlarý iyi biliyorlar ki Alevîliðin rehberleri olan Oniki Ýmâm’lar (a.s) her türlü beþerî nizâm ve þer düzenlerinden uzaktýrlar ve hayatlarý da bu tür sistemlerle mücâdele içinde geçmiþtir.
Yine þeytânýn askerleri biliyorlar ki, Ondört Masûmlar (a.s.), ilahî inancý hayatlarýnýn tüm zerrelerinde yaþadýlar ve bunu yaþatma mücâdelesi verdiler.
Alevîler, yüzyýllardýr toplumsal olarak sosyal, ekonomik ve psikolojik baský altýnda ezildiler. Artýk Alevîler gerçek kimliklerini sorgulamaya baþlamýþlardýr. Bu sorgulama esnâsýnda yýllarca kendilerini çeþitli baskýlar altýnda tutan tüm siyâsî, örfî ve idârî mekanizmalarý aþarak, bugün kimliklerini ve inançlarýný muhâfaza etmeyi ve yaþamayý amaç edinen Alevîler, bu dönemlerde serbest düþünme güzelce araþtýrma ve öz inançlarýna yönelme kulvarýna girmiþlerdir.
Alevî kimdir?;
Bu bilgiler ýþýðýnda diyoruz ki;
ALEVÃŽ; Yüce Allâh’ýn (c.c.) son Peygamberi Hazreti Muhammed’in (s.a.a.), ümmetine emânet olarak býraktýðý Kur’ân ve Ehl-i Beyt yolunda en derin aþk ve sarsýlmaz baðlýlýkla yürüyen yol ehlidir.
ALEVÃŽ; Hz. Peygamberimizin (a.s), kendisi için; “...dünyâ ve âhirette kardeþimsin...”buyurduðu Ýmâm Ali’ye (a.s) candan baðlý olan ve O’na benzemeye çalýþan kimsedir.
ALEVÃŽ; Ýmâmet ve Velâyet mayasýyla yoðrulan kâmil bir mümindir.
ALEVÃŽ; Ýmânýný, ahlâkýný, düþüncesini, iyiyi-kötüyü, doðruyu-yanlýþý, helâlý-harâmý, kini-sevgiyi, yaþamý, ibâdeti, namâzý, niyâzý, cemi, cemâati, aþký, muhabbeti... kýsaca her þeyini, HazretiMuhammed, Hz. Ali, Hz. Fâtýma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Hz. Zeynelâbidîn, Hz. Muhammed Bâkýr, Hz. Cafer Sâdýk, Hz. Mûsâ Kâzým, Hz. Ali Rýzâ, Hz. Muhammed Takî, Hz. Ali Nakî, Hz. Hasan Askerî ve Hz. Ýmâm Muhammed Mehdî’ den (Allâh’ýn selamý ve rahmeti onlara, laneti de düþmanlarýnýn üzerine olsun.) öðrenen, kabullenen ve yaþamýna aktarandýr.
ALEVÃŽ; “Hablullâh” (Allâh’ýn ipi) olan Kur’ân-ý Kerîm ve Ondört Masûm’a kalben, kavlen ve amelen sýmsýký sarýlandýr.
ALEVÃŽ; Muhammed (s.a.a.), Ali’nin (a.s.) nûrundan nasiplenendir.
ALEVÃŽ; Halk içinde Hakk’ý, yol içinde Yol’u, can içinde Cân’ý bulandýr.
Ve’l-hâsýl...
ALEVÃŽ;
“Lâ ilâhe illallâh, Muhammedün Resûlullâh, Aliyyün Veliyyullâh” ý kalben ve kavlen tasdîk edip, bunun gereklerini amel ile de tatbîk edendir.[5]
Ehl-i Beyt’in pîri; Hz. Muhammed (a.s)’dir.
asli_33
30-09-2006, 01:50 AM
DÝNLER VE MEZHEPLER HAKKINDA
GENEL BÝLGÝLER
Dîn; Ýnsanoðlunun kendi saâdet ve selâmetini, inanmakta ve uygulamakta gördüðü bir yaþam þeklidir ve genel olarak iki kýsýmda ele alýnabilir.
1-Ýlâhî dinler.
2-Beþerî dinler.
Ýlâhî dinler de inancýmýza göre; tahrîf edilmiþ ilâhî dinler ve deðiþtirilmeden günümüze kadar ulaþmýþ olan ilâhî din olarak ikiye ayrýlýr.
Þu açýk bir þekilde bilinmektedir ki, gönderildikleri dönemin Ýslâm dîni olan bugünün Yahûdîlik ve Hrýstiyanlýðý, peygamberlerinin vefâtýndan sonra aslýný yitirmiþ ve tahrîfe marûz kalmýþtýr. Bunun böyle olduðunu, onlarýn temel kaynaklarý olan Kitâb-ý Mukaddes ve deðerli ilim adamlarýnýn konuyla ilgili yazdýklarý eserleri okuyan aklý baþýndaki herkes rahatlýkla anlayabilir. Zîra kutsal kabûl ettikleri kitaplarýndaki çeliþkili ve tutarsýz bilgiler gizlenemeyecek kadar açýk ve çoktur.[6]
Tahrîf edilmeyen din olarak da, günümüzde hâlâ varlýðýný sürdüren aslýný sâfiyetini ve berraklýðýný koruyan kendisiyle övünç duyduðumuz hakîkat yolu olan Ýslâmiyet kalmýþtýr.
Yüce Allâh’ýn bir lütfu ve nimeti olarak bu din günümüze kadar gelmiþ ve kýyâmete kadar da tertemiz olarak ulaþacaktýr.
Peki... Ýlâhî din nedir?
Ýlâhî din; Ýnsanýn doðumundan, hattâ ana rahmine düþtüðünden, ölümüne, ölüm ötesi yaþamýna kadar insaný ve insan hayâtýný konu alarak, insana yön veren ilâhî kânûn ve kurallar bütünüdür. Yani;
Ýlâhî din;
Ýnsan-Allâh,
Ýnsan-Ýnsan,
Ýnsan-Tabîât ve
insanýn; eþi, iþi, âilesi, kabîlesi, kavmi, âmiri, memuru, büyüðü, küçüðü, komþusu, hemþehrisi, dostu, düþmaný velhâsýl herkes ve her þey ile olan iliþkisini ilâhî öðreti ve kanunlara göre þekillendiren bir yoldur, bir yaþamdýr. Bu yaþamýn temelleri Kur’ânî vahiy üzerine atýlmýþ olup, binâsý ise sevgili peygamberimiz (s.a.a.) ve vârislerinin (a.s) emir ve tavsiyeleri ile yükseltilmiþtir.
Beþerî din ise; hayatýn kurallarýný ilâhî vahiyden almayan, vahiyden uzak bir þekilde tanzîm edilen, yalnýzca insan zekâsýnýn ürünü olan yasalar-kanunlar ve hayat düstûru kabul edilen emir ve yasaklar bütünüdür. Bu dinler isim olarak çok çeþitli olmakla birlikte kýsaca “ÞEYTÂNÝZM=SATANÝZM” olarak kabul edilebilir. Diðer bütün “izm” ler þeytânizm aðacýnýn dallarýdýr, uzantýlarýdýr. Budizm, Þamanizm, Konfüçyanizm, Brahmanizm, Þintoizm, Taoizm, Hinduizm, Animizm, Materyalizm, Kapitalizm, Nasyonalizm, Faþizm, Sosyalizm, Komünizm, Marksizm-Leninizm, Maoizm, Ateizm, Nihilizm... ..izm. vs. gibi. Þüphesiz ki beþerî dinlerin de bazýlarý ilâhî hakîkatlerden bir takým güzellikleri târih içerisinde kendilerine mâl etmiþler, onlarý kendi öz deðerleri imiþ gibi insanlýða sunmuþlardýr. Çünkü hiç bir bâtýl yüzde-yüz bâtýl olmayýp, bilakis içerisindeki hak ve doðrular üzerine binâ edilmiþ, insanlara özellikle hak yüzlerini göstermiþ, bâtýl yüz ve yönlerini ise gizlemiþlerdir.[7]
Öyle ise; Ýnsanlýðýn mutluluk ve saâdeti, bütün beþerî dinleri reddedip, ilâhî din-tevhîd dîni olan Ýslâmiyet’e sýmsýký sarýlmaktan geçer.
Din hakkýndaki görüþlerimiz;
Bizim, Kur’ân ve Ehl-i Beyt taraftarlarý olarak din hakkýndaki inanç ve görüþlerimizden bazýlarý þöyledir:
a-Ýnsanlýðýn ilk dîni TEVHÃŽD DÃŽNÝ olup, neslimizin ilk insaný ve ilk peygamberi olan Hazreti Âdem (a.s) ile baþlamýþtýr.
b-Çeþitli coðrafi, siyâsî, sosyal ve þeytânî sebeplerden ötürü, bu ilâhî din baðlýlarý, yeryüzünün deðiþik alanlarýna daðýlmýþ, dinleri hakkýnda da yeterli ve kalýcý bilgileri-dokümanlarý yanlarýnda bulunmadýðýndan, beþerî zaaf ve sapmalardan... vb. gerekçelerden, dînin özünü tahrîf etmiþler, muhtelif dînî ekoller ve bâtýl dinler ortaya çýkarmýþlardýr.
c-Ateþe, puta, Ay’a, Güneþ’e, yýldýzlara, ruhlara, atalara, cinlere... vb. tapýnmalar da ilâhî tevhîd dîninin tahrîfinden sonra ortaya çýkmýþ sapma ve sapkýnlýklardýr.
d-Hak yoldan sapan insanlar, Allâh’ýn rahmet ve merhametinin bir gereði olarak, tekrar tekrar nebîler ve resuller gönderilerek, ilâhî dîne davet edilmiþler ve din de aslýna döndürülmüþtür.
e-Bütün peygamberlerin (s.a.a.) teblîð ettikleri dîne, zamanýn diline ve dînin gönderildiði kavme göre deðiþik isimler verilmiþ olsa da, öz olarak hepsi Ýslâm dînidir ve Allâh’a teslîm olmayý ifâde eder.
f-Þartlar gayet müsâit ve insanlýk da tekâmüle doðru gittiði içindir ki, en son olarak da Ýslâm, Hz. Muhammed (s.a.a.) ile insanlara ulaþtýrýlmýþ, peygamberin sonsuzluða kanat açmasýndan sonra da, Vârislerinin (a.s), güzide Sahabîlerin (Allâh onlardan râzý olsun.) ve ümmetin gayretli çalýþmalarý ile gelecek nesillere aktarýlmýþ, Allâh’ýn inâyeti ve kudreti ile kýyâmet gününe kadar koruma altýna alýnmýþtýr.
Son ve Allâh katýnda tek geçerli din olan ÝSLÂM’ýn, tüm inananlarýna, inanmalarýný zorunlu kýldýðý inanç sistemi olduðu gibi, yapmalarýný da farz kýldýðý ibâdet ve ameller manzûmesi vardýr. Bu inançlar ve ameller ekseriyetle bütün Müslüman’larýn üzerinde ittifâk ettikleri hakîkatlerdir. Bu cümleden olmak üzere Kur’ân-ý Mübîn’de belirtildiði gibi;
ÃŽmânýn esaslarý;
1-Allâh’a,
2-Meleklere,
3-Kitaplara,
4-Peygamberlere,
5-Âhiret gününe,
îmân etmek[8], îmânýn temel esaslarýndandýr. Yine, Kur’ân’ýn, Sahîh Sünnet’in ve Allâh dostlarýnýn, çerçevesini belirttiði tarzda KADERE ÃŽMÂN da þüphe götürmeyecek îmânîbir zorunluluktur.[9]
Mezhepler hakkýnda;
Resûlullâh’ýn (a.s) Hakk’a yürümesinden sonra, kýsa bir zaman zarfýnda, gerek cehâlet, gerek yanlýþ ve eksik anlama, gerekse kasýtlý saptýrýcýlarýn çabalarý neticesinde ümmet arasýna bir takým fitne ve fesatlar girmiþ; Müslüman’lar bir daðýnýklýk ve parçalanmaya uðramýþlardýr. Ancak Allâh’ýn lütfu ve ihsâný olarak kargaþa ve fitneler bir bir atlatýlmýþ, son ve tek din olan dînimizin özüne iliþilememiþ, herkes ettiðinin karþýlýðýný almak üzere yüce ilâhî dîvâna götüren eceline kavuþmuþ, Ýslâm günümüze kadar gelmiþtir. Ýþte bu ahvâl içerisinde onlarca sebeplerin etkisi ile bir takým mezhep ve mektepler zuhûr etmiþtir. Bu farklýlaþmada mazûr görülebilecek haller olduðu gibi, þeytânî komplolarýn tesîrinin de olduðu gün gibi âþikardýr. Zîra din, tevhîdi, vahdeti, bir ümmet olmayý, tefrikaya düþmemeyi emrederken, fýrka fýrka olmak elbette tedâvî edilmesi gereken bir hastalýktýr. Herkesin kendi niyetine göre amellerinin karþýlýðýný göreceði güne itikâd ederek amellerini O güne havâle etmek, Müslüman’ýn hüsnü yaklaþýmýnýn bir gereðidir.
Târih içerisinde oluþmuþ mezheplerin bazýlarý her ne sebeple olursa olsun, varlýðýný koruyamamýþ, ancak bunlardan bir kýsmý günümüze kadar ulaþmýþtýr.
Ýtikâdî mezhepler ana hatlarýyla;
1-Cebriye
2-Ehl-i Sünnet vel Cemâat (Sünnîler)
3-Ehl-i Þîa (Ehl-i Beyt yolu taraftarlarý, Alevîler.)
4-Hariciler
5-Kaderiye
6-Mutezile...vs. dallara ayrýlmýþsa da bunlar yine kendi aralarýndada itikâdî (inançla ilgili) ve fýkhî ekoller denilen kollara, dallara, mezhep, meþrep ve tarîkatlara bölünmüþlerdir.
Ehl-i Sünnet ve’l Cemâat mezhebi de itikâdî olarak üçe;
a-Selefîler
b-Maturidîler
c-Eþarîler
fýkhî olarak da;
1-Hanefî
2-Þâfiî
3-Mâlikî
4-Hanbelî
5-Evzâî
6-Sevrî
7-Taberî
8-Zâhirî...vb. mezheplere ayrýlmýþ olup, bunlardan yalnýzca ilk dördü günümüze kadar ulaþmýþ, diðerleri ise yalnýzca kitaplarda ve târihte kalmýþlardýr.
asli_33
30-09-2006, 01:51 AM
Bugün, dört Sünnî mezhep denildiðinde akla ilk gelen mezhepler, baþtaki dört mezheptir.
Yaþadýðýmýz coðrafyada basýlan dînî içerikli kitaplarda, “Ehl-i Beyt yolu” olarak bilinen; Caferîlik, Alevîlik, Ýmâmîlik, Þîilik hâriç, bütün diðer mezhepler hakkýnda yeterli malûmât mevcuttur.[10] Biz ise özel ilgi ve çalýþma alanýmýz olmasýndan dolayý Ehl-i Beyt yolu hakkýnda doðru ve saðlam bilgiler vermeye çalýþýyoruz.[11]
Oniki Ýmâm’ýn beþincisi olan Ýmâm Muhammed Bâkýr (a.s) efendimiz buyurdular; “Yahûdîler Mûsâ’nýn (a.s.) vefâtýndan sonra yetmiþbir fýrkaya ayrýldýlar. Onlardan bir fýrka cennetlik, yetmiþ fýrka ise cehennemlik oldular. Hýristiyanlar da ÃŽsâ’dan (a.s.) sonra yetmiþiki fýrkaya ayrýldýlar. Onlardan da bir fýrka cennetlik, yetmiþbir fýrka ise cehennemlik oldular. Bu ümmet de Peygamber’den (s.a.a.) sonra yetmiþüç fýrkaya ayrýldý. Bu yetmiþüç fýrkadan onüç fýrka biz Ehl-i Beyt’in Velâyet ve meveddetine (sevgisine) intisâp ettiklerini iddia ettiler. Onlardan da Oniki fýrka cehennemlik, bir fýrka cennetlik oldu. Altmýþ fýrka da diðer insanlardan olup cehennemliktirler.”[12]
Þurasý bir gerçektir ki, her yolun yolcusu, kendisinin mensûbu bulunduðu yolu, Fýrka-i Nâciye (kurtuluþa eren fýrka) bilecektir. Biz de, Kur’ân’ýn iþâreti ve Peygamberler þâhý Hz. Muhammed Mustafâ’nýn (s.a.a.) vasiyeti gereðince Ehl-i Beyt yolu’nun kurtuluþa erdireceðini kabûl ediyor ve bu yolda bulunmaktan þeref duyuyoruz. Ve inanýyoruz ki adâletsiz yapýlan her iþin sonucu anarþidir. Bu bakýmdan din sömürüsü de, yön sömürüsü de, kin sömürüsü de bir anarþidir. Kavram sömürüsü de bir anarþidir. Mânâ sömürüsü de bir anarþidir. Öyleyse, Ehl-i Beyt yolu mensubu Müslüman’larýn en önemli özelliklerinden birisi de her türlü sömürüden uzak durmalarýdýr.
Târih boyunca uzun zaman dilimlerinde Müslüman’lara hükûmet eden dikta yönetimler, ümmetin birbirinden kopma nedeni olduðu gibi, ayný idealleri paylaþan, ayný deðerlere sâhip çýkan insanlarý, farklý bölgelerde yaþamlarýný sürdürdüklerinden ve birbirlerinden haberdâr olamadýklarýndan, þeytânî desîseleriyle farklý farklý isim, ünvân ve nâm ile damgalamýþlar, kavram anarþisi çýkartmýþlardýr. Öyle ki insanlar birbirlerini anlayamaz olmuþlardýr. Bundan en çok çekenlerden birileri de þüphesiz ki Ehl-i Beyt þîalarý (Alevîler ) olmuþtur.
Bugün þunu müþâhede etmekteyiz ki, Ehl-i Beyt katârýnda yer alan canlar, dünyânýn bir çok bölgelerinde -husûsen Ortadoðu bölgesinde- deðiþik isimleri kendilerine izâfe etmiþlerdir. Bunlardan ülkemizde kullanýlan bazýlarýna deðinecek olursak; Alevî, Kýzýlbaþ, Caferî, Ýmâmî, Þîi, Rýzâî, Tahtacý, Yörük, Sýraç, Türkmen, ...vs. vs. Ýþin aslýna ve özüne bakacak olursak, bu, bir gerçeði ifâde etmektedir. Adýný saydýðýmýz ve sayamadýðýmýz her kesim, kendilerini; KUR’ÂN’a bende, PEYGAMBER’e (a.s) tâbi, EHL-Ý BEYT’e (a.s) muhib, ONÝKÝ ÝMÂM’lara (a.s) baðlý birer neferbilmektedirler. Öyle ise bütün bu verilen isimler öz olarak tanýmlanacak olursa;
Kimliðimiz;
Irk ayrýmý yapmayýz; soyca Ademî’yiz. (Hz. Adem’deniz)
Dînimiz; Ýslâm, Müslüman’ýz.
Peygamberimiz; Hz. Muhammed Mustafâ (s.a.a), Muhammedî’yiz.
Ýlk Ýmâmýmýz; Ýmâm Ali (a), Alevî’yiz.
Oniki Ýmâm’lara baðlýyýz; Ýmâmî’yiz.
Buyruklara özellikle Ýmâm Cafer (s.a.) ile ulaþmýþýz; Caferî’yiz.
asli_33
30-09-2006, 01:53 AM
Kur’ân’a ve Ehl-i Beyt’e (a.s) taraftarýz; Þîa’yýz, Þîi’yiz... ve’s-selâm.
Alevî, Ali (a.s) gibi yaþayandýr.
EHL-Ý BEYT MEKTEBÝNDE DÃŽNÃŽ
HÜKÜMLERÝN KAYNAÐI
Ehl-i Beyt mektebinde dînî hükümlerin kaynaðý dörttür:
1-Kitâb (Kur’ân-ý Kerîm)
2-Sünnet(Sahabenin deðil, Peygamberin Sünneti)
3-Ýcmâ
4-Akýl
KÝTÂB (KUR’ÂN-I KERÃŽM)
Bütün Ýslâm ümmetinin þeksiz ve þüphesiz üzerinde ittifâk ettikleri bir hakîkattir ki; yüce kitâbýmýz Kur’ân-ý Mecîd; Allâh’ýn mûcize beyâný ve eþsiz Kelâmullâhtýr. Bizler, her hükmün temelinin O Kitab’da bulunduðuna itikât ederiz. Kur’ân;âlim ve ârif bir zâtýn beyânýyla;
“hem bir kitâb-ý þeriat, (Þerîat kitâbý)
hem bir kitâb-ý duâ, (Duâ kitâbý)
hem bir kitâb-ý hikmet, (Hikmet kitâbý)
hem bir kitâb-ý ubûdiyet, (Kulluk kitâbý)
hem bir kitâb-ý emir ve davet, (Emir ve davet kitâbý)
hem bir kitâb-ý zikir, (Zikir kitâbý)
hem bir kitâb-ý fikir, (Fikir kitâbý)
hem bütün insanýn, bütün manevî ihtiyaçlarýna merci olacak çok kitaplarý tazammun eden (içeren) tek, câmi bir kitâb-ý mukaddestir.[13]
Kur’ân deðiþtirildi mi?;
Kur’ân-ý Hakîm hakkýnda hem câhil dostlarýn cehâleti, hem de þeytânî akýllý düþmanlarýn menfi çalýþmalarý netîcesinde bazý spekülasyonlar ve yanlýþ görüþler ortaya çýkmýþtýr ki, bunlara da kýsaca deðinmemiz iktizâ etmektedir.
Allâh’ýn kitâbý olan Kur’ân-ý Kerîm, Hz. Peygamberimize (s.a.a.) her ne þekilde nâzil oldu ise günümüze deðin deðiþtirilmeden, tahrîf ve taðyîr edilmeden, arttýrýlmadan ve eksiltilmeden gelmiþtir. Bunun böyle olduðunun binlerce aklî ve naklî delîli vardýr. Bu konuda gerekKur’ân-ý Kerîm âyetleri, gerek peygamberimizin (a.s) o tatlý, mübârek kelâmlarý, gerekse Ehl-i Beyt’in kudsî Ýmâmlarýnýn (a.s.)þerefli sözleri (hadisleri) yeterli kanýttýr.
Hangi fýrkanýn kaynaklarýnda bulunursa bulunsun, Kur’ân’a ve saðlam rivâyetlere muhâlif olarak nakledilmiþ bütün nakiller ya zayýf, ya uydurma ya da bir tevîl ve tefsîri olan nakil ve rivâyetlerdir ki, itibâr edilmemesi gerekir.
Yüce Allâh buyuruyor; “O’nu (Kur’ân’ý) biz indirdik ve O’nun koruyucusu yine biziz.” [Hýcr (14): 9]
Ve yine Allâh buyuruyor; “O’na (Kur’ân’a) ne önünden, ne de arkasýndan bâtýl gelemez (karýþtýrýlamaz).” [Fussilet (41): 42]
Canlar câný, gönüller sultâný, iki cihân güneþi, peygamberimiz, efendimiz Hazreti Muhammed de (s.a.a.) buyurdular; “...Ey insanlar! Size iki aðýr (önemli) emânet býrakýyorum. Bunlardan birisi Allâh’ýn Kitâbý Kur’ân, diðeri ise itret’im, Ehl-i Beyt’imdir. Bu ikisi, Kevser havzu baþýnda benimle buluþuncaya kadar birbirlerinden asla ayrýlmazlar...”[14]
Oniki Ýmâm’ýn dördüncüsü olan Hazreti ÝmâmZeynelâbidîn (a.s) buyurdular; “Doðu ve batý arasýndaki tüm insanlar ölseler de bu ýssýz kalan yerlerde Kur’ân yanýmda olduktan sonra yalnýz sayýlmam.”[15]
Oniki Ýmâm'ýn altýncýsý olan Ýmâm Cafer Sâdýk (a.s) buyurdular;“Mümin olan kimseye, ya Kur’ân’ý öðreniyor, ya da öðretiyor olarak ölmek yaraþýr.”[16]
Þimdi insaflýca düþünmek lazýmdýr ki; Allâh (c.c.), Kitâbýný koruyacaðýný vaad ediyor, Peygamberimiz (a.s), Kur’ân’ý ve Ehl-i Beyt’ini birbirinden kopmaz ve ayrýlmaz bir bütün olarak ümmetine emânet ve vasiyet ediyor, Ehl-i Beyt’in Ýmamlarýnýn her biri de zamanlarýnýn birer manevi güneþi gibi ortalýðý aydýnlatýyor, âdetâ yürüyen, konuþan birer Kur’ân hükmünde oluyorlar, canlarýný baþlarýný bu yolda fedâ ediyorlar, dünyâya meydân okuyorlar... Peki... nasýl mümkün olabilir ki, zâlimler, hâinler, mütecâvizler o mübârek kitâba el uzatabilsinler, Allâh’ýn kelâmýna ufacýk bir leke getirmeye güçleri yetsin!!! Hiç mümkün mü? Bu dîn, bu Kitâp sâhipsiz mi? Bir þeyin sâhibi, koruyaný Allâh ise ona kim zarar verebilir? Ya da kötü niyetle yanaþabilir!? Güneþi söndürmeye çalýþan ancak nefesini zâyi eder ve üzüntüsüyle cehenneme yuvarlanýr gider.[17]
asli_33
30-09-2006, 01:54 AM
Kur’ân’ýn deðiþtirildiði yolundaki görüþleri iki gurupta ele almak mümkündür.
Birincisi; Kur’ân hakkýnda yeterli bilgi ve araþtýrmasý olmadýðý halde duyduklarýný ve zanlarýný birer gerçekmiþ gibi câhilce ortaya atanlarýn görüþleri.
Ýkincisi ise; bütün gerçekler ve Ehl-i Beyt’in ýþýk saçan beyânlarý orta yerde durduðu halde, inat, kasýt, Ýslâm’a ve hakîki Alevîliðe düþmanlýk, insanlarý Kur’ân’dan uzaklaþtýrma ve dolayýsýyla sapýk görüþ ve ideolojilerin oyuncaðý hâline getirme gayretleri güdenlerin görüþleridir.
Birinci görüþte olan kimselere kardeþâne tavsiyemiz odur ki; araþtýrsýnlar, incelesinler, bilen ve ehliyetli olan canlara danýþsýnlar ve her öne sürülen akýma kapýlmasýnlar. Böylece ümit edilir ki hak ile tanýþtýklarý anda hakka uyarlar, kurtuluþa ererler.
Diðerlerini ise, Allâh ýslah etsin! Ya da Kahhâr ism-i celîli ile mücâzâtýný versin!...
Allâh Kitâbýný inzâl eyledi.
Cebrâîl okudu, Ahmed söyledi.
Ali’yi kâtibi eylemedi mi?
Kâtip mi þaþýrdý, biz mi þaþýrdýk?
Birkaç þaþkýn “Kur’ân deðiþmiþ(!)” dedi.
Haddini bilmeden herzeler yedi.
Allâh kitâbýný korumadý mý?
Koruyan mý âciz, biz mi þaþýrdýk?
Kur’ân ve Ehl-i Beyt emânet idi.
“Bunlar birbirinden ayrýlmaz” dendi.
Masûmlar Kur’ân’ý öðretmedi mi?
Öðretmen mi þaþkýn, biz mi þaþýrdýk?
Oniki Ýmâm’lar canlý Kur’ân’dý.
Bu yola canýn, baþýn verendi.
Emânete sâhip çýkmadýlar mý?
Onlar mý þaþkýndý, biz mi þaþýrdýk?
Kýlýçoðlu söyler sözün hak oldu.
Kendisini bilen, Rabb’ini bildi.
Ehl-i Beyt bu yolda can vermedi mi?
Kýlavuz mu þaþkýn, biz mi þaþýrdýk?
Kitâbýmýz Kur’ân-ý Kerîm hakkýndaki inancýmýz odur ki; tüm sorunlarýn çözümünün temel kaynaðý O’dur. Takrîben yirmiüç yýllýk bir risâlet döneminde vahyolmuþ, içerisinde yer almasý gereken tüm vahiyleri kapsayan bir kitaptýr. Âyetleri arasýndaki durak iþâretlerinin yeri ve konumuna baðlý olarak altýbin-yedibin arasýnda âyetleri içermektedir. Yalnýz, hatýrda kolay kalmasý amacýyla bir kýsým zâtlar âyet sayýsýnýn yuvarlak bir rakam olarak “altýbin altýyüz altmýþaltý” (6666) olduðunu ifade etmiþlerdir. Ve Kur’ân’da yüzondört (114) sûre bulunur.[18]
Ehl-i Beyt Mektebi’nden bir Müslüman’ýn, Kur’ân’dan gereði gibi istifâde edebilmesi amacýyla baþvurabileceði bazý tefsîrler (Kur’ân’ýn geniþ açýklamalarý) þunlardýr:
1 -Mecmau’l Beyân: Þeyh Tabersî
2 -Et-Týbyân: Þeyh Ebû Cafer Tûsî
3 -El-Mîzân: Allâme Muhammed Hüseyin Tabatabâî
4 -Tefsîr-i Numûne: Allâme Mekârim Þîrâzî
5 -Tefsîr-i Kummî: Þeyh Kummî
6 -El-Burhân: Seyyid Bahrânî
7 -Tefsîr-i Ayâþi: Allâme Ayâþî
8 -Tefsîr-i Sâfî: Allâme Feyzül Kâþânî
9 -Min vahyi’l Kur’ân: Muhammed Hüseyin Fazlullâh...vb.
Ehl-i Sünnetten Müslüman kardeþlerimizin yazmýþ olduklarý tefsîrlerden de;
1 - Fî zilâli’l Kur’ân: Seyyid Kutub
2 - Tefhîmü’l Kur’ân: Allâme Mevdûdi
3 - Hak dini Kur’ân dili: Elmalýlý Hamdi Yazýr
4 - Yüce Kur’ân’ýn çaðdaþ tefsîri: Süleyman Ateþ
5 - Hadislerle Kur’ân-ý Kerîm tefsîri: Ýbn-i Kesîr
6 - Tefsîr-i Kurtubî: Müfessir Kurtubî
7 - Tefsîr-i Taberî: Allâme Taberî
8 - Hülâsâtü’l Beyân: Konyalý Vehbi Efendi
9 - Dürru’l Mensur: Celâleddin Suyûtî...vb
tefsîrler de okunmaya deðer ve biz Ehl-i Beyt yolu mensuplarýna da faydalý olacak eserlerden bazýlarýdýr.
asli_33
30-09-2006, 01:55 AM
KUR’ÂN’I TANIMA ÜZERÝNE...
Bismillâhirrahmânirrahîm // Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ýn adýyla...
Bütün övgüler yüce Allâh’a, Allâh’ýn selâm ve rahmeti þanlý Peygamberimize (a.s), Âl-i Beyt’ine (s.a.) ve seçkin ashâbýna (r.a.) olsun!
Neden “Kur’ân’ý tanýma üzerine” dedik?
Çünkü;
Tanýmak; tanýþ olmaktýr, yakýn veya uzak durmaktýr, dost ya da düþman bilmektir. Tanýmamak da; tarafsýz ve nötr kalmaktýr. Tanýnmayan bir þeye yakýn veya uzak, karþý ya da taraf, dost veya düþman olunduðu söylenemez. Biz de istedik ki; bizim, Kitab’ýmýz ile tanýþýklýðýmýzýn seviyesi ortaya çýksýn. Ne olduðumuzu, kim olduðumuzu, neyin, kimin safýnda olduðumuzu, hangi konumda bulunduðumuzu anlayalým. Ne kendimizi, ne de toplumumuzu kandýrma durumunda kalmayalým. Neysek onu görelim ve bilelim. Böylece; “Kitâbý tanýyan dîni tanýmýþ, dîni tanýyan Allâh’ý tanýmýþ, Allâh’ý tanýyan kendini tanýmýþ, kendini tanýyan da cihâný tanýmýþ olur.” sözünün bir hakîkat olduðu anlaþýlsýn!
Öyleyse; Bismillâh!
Kur’ân nedir?
Kur’ân’ýn muhâtabý kimlerdir?
Kur’ân’ýn gönderiliþ amacý nedir?
Kur’ân ölülere mi, dirilere mi okunmalý?
Kur’ân’ý Arapça mý yoksa, ana dilimizle mi okumalý?
Kur’ân’ý nasýl anlayabiliriz?
Kur’ân’ý anlamadan; “Kitâb’a imân ettim.” demek yeterli mi?
Kur’ân’ý anlamak için Arapça bilmek zorunlu mudur?
Kur’ân’ý yalnýzca mealden-tercümeden anlamaya çalýþmak yeterli midir?
Kur’ân meallerinin farklýlýðý durumunda nasýl bir yaklaþým sergilenmelidir?
Kur’ân’ýn anlaþýlmayan âyetleri olursa ne yapmalý?
Kur’ân’ý anladýktan sonra; “îmân ettim.” demek yeter mi?
Kur’ân abdestsiz okunabilir mi?
Kur’ân’a karþý görevlerimiz nelerdir?
Kur’ân’da hangi konular yer almaktadýr?
Kur’ân’da yeralýp da zamanýný doldurmuþ, geçerliliðini yitirmiþ hükümler, âyetler var mýdýr?
Kur’ân’ý hayâtýn dýþýnda tutmanýn kaç yöntemi vardýr? Bunlardan hangisi daha tehlikelidir?
Kur’ân okunmasý yönünden diðer kitaplara benzer mi?
Kur’ân’a þirk koþmak ne demektir? Kur’ân’a þirk koþanlarýn Ýslâm nazarýndaki konumlarý nedir?
Kur’ân’ý anlamada nasýl bir metot takip etmeliyiz?
Kurân nedir?
asli_33
30-09-2006, 01:55 AM
Kur’ân;Yüce yaratýcýnýn kullarýna gönderdiði bir mektup,
Kur’ân;Kâinâtýn Tabîb’inin âlemlere indirdiði bir reçete,
Kur’ân;Ýnsanlara dünyâ hayatlarýný tanzîm etmeyi öðreten bir rehber,
Kur’ân;Allâh’a kul olmanýn genel prensiplerini veren bir yol gösterici,
Kur’ân;Þeytân’a ve tâðût’a kul olmamayý emreden bir bildiri,
Kur’ân;Kula kulluðu reddeden, yalnýzca Allâh’a kul olmayý öðütleyen bir uyarýcý,
Kur’ân;Ruhlardaki ve nefislerdeki hastalýklarý tedâvi eden bir þifâ kaynaðý,
Kur’ân;Cennet ve Cehennem’in gidiþ yollarý üzerindeki trafik yol iþareti,
Kur’ân;Okuyanýn anlamasý, anlayanýn eyleme dönüþtürmesi gereken bir ilâhî buyruk,
Kur’ân;Gönüllerin kýþýný sona erdiren bir bahar rüzgarý,
Kur’ân;Aðýzlarý ballandýran ilâhî þerbet,
Kur’ân;Ölülerden çok dirilere hitap eden ve hayat proðramý sunan bir mesaj,
Kur’ân;Dünyâ’da insana yakýþýr bir þekilde yaþamayý, âhirette de bunun sonucunda elde edilecek olan mükâfâtý açýklayan bir tebliðci,
Kur’ân;Neyin iyi-neyin kötü, neyin güzel-neyin çirkin, neyin yapýlmasý-neyin yapýlmamasý gerektiðini öðreten bir kýlavuz,
Kur’ân;Allâh’tan, Peygamberimiz Hz. Muhammed’e (a.s) yaklaþýk 23 yýl içerisinde Cebrâil vasýtasýyla indirilmiþ Kutsal Kitap...
Kur’ân’ýn muhâtabý kimlerdir?
Ýnsanlarýmýzýn bir kýsmý; Kur’ân’ýn yalnýzca âlimler tarafýndan anlaþýlabileceðine, halkýn ise âlimlerin görüþleri ve anlattýklarýyla yetinmeleri gerektiðine inanmaktadýrlar. Hatta daha da ileri giderek; Kur’ân’ý anlamaya çalýþmanýn insaný saptýrabileceðini bile söylemektedirler. Acaba gerçek böyle midir? Gerçekten Kur’ân; kendisini sadece Peygamberimizin (a.s), sahabenin (r.a), Ehl-i Beyt’in (a.s.) ve âlimlerin-dînî önderlerin mi anlayabileceðini bildiriyor? Yani, Kur’ân sadece saydýðýmýz kimseleri mi muhâtap alýyor? Ve diðer insanlara ise körü körüne îmân ve tasdik mi düþüyor? Bunun cevâbýný inandýrýcý bir þekilde verebilmek için Kur’ân’a müracaat etmek ve aydýnlanmak gerekiyor.
Kur’ân okuyan herkes, Kur’ân’da; “Ey insanlar!..., ey müminler!..., ey akýl sahipleri!...vs.” gibi ifâdelerle sýkça karþýlaþýr. Ve hiçbir âyette de sadece belli bir gurup din âlimlerine seslenen ifâdelerle karþýlaþmaz. Bu neyi ortaya koyuyor?
asli_33
30-09-2006, 01:56 AM
Demek ki Kur’ân’ýn muhâtabý tüm insanlýk âlemidir. Bu âlem içerisindeki her fertte; aklý, irfâný, anlayýþý, genel kültürü, kabiliyeti ve bilgi kepçesinin büyüklüðü oranýnda Kur’ân okyanusundan faydalanýr ve Ýslâm’ý yaþamaya çalýþýr.
Nasýl ki her hangi bir þeye bakan farklý sýnýf ve bilgi seviyesindeki insanlar bilgileri oranýnda o þey hakkýnda fikir sâhibi olurlar ve gerekli açýklamalarda bulunurlarsa, Kur’ân okyanusuna bakanlar da ayný þekilde farklý pencerelerden konularý anlar, kavramaya çalýþýrlar ve güvenilir sünnetin (Peygamberimizin açýklamalarý) de yol göstericiliði ýþýðýnda Ýslâm’ý yaþarlar.
Þu gerçekte hiçbir zaman gözardý edilmemelidir; Hiç kimse, “nasýl olsa ben de Kur’ân’ýn muhâtabýyým.” diyerek aklýnýn estiði gibi Kur’ân’ý anlamaya çalýþamaz, Peygamberi (a.s), O’nun Ehl-i Beyt’ini ve Kur’ân’ý kendisinden daha iyi anlayabilecek ehil–yetkin kimseleri tamâmýyla kapý dýþýnda býrakamaz. Çünkü Kur’ân’ý en iyi bilen, tanýyan ve anlatan ilk öðretmen Peygamberimizdir. O’ndan ve ehlinden faydalanmamak ilime ve insanlýða ihânettir, koyu bir cehâlettir.
Kur’ân’ýn gönderiliþ amacý nedir?
Madem ki Kur’ân bütün insanlýða hitap ediyor, peki; Kur’ân’ýn gönderiliþ amacý nedir? Ýnsanlýk âlemi bu amaca uygun hareket etmiþ midir? Ya da bugün Kur’ân’ýn gönderiliþ amacýna uygun mu davranýlýyor?
Ýnsanoðlunun ürettiði, îcat ettiði hemen her makine ve ürünün bir kullaným kýlavuzu vardýr. Bu kullaným kýlavuzu ile iþler daha bir kolaylaþmakta, yapýlacak veya yapýlmasý muhtemel olan hatalarýn önüne geçilmektedir.
Peki... Ýnsanoðlu ürettiði bir ürünün boþ yere heder edilmemesi, zaman kaybý olmamasý için bu þekilde bir yol takip ediyor da, Yüce yaratýcýnýn, insana hem kendisini hem de bütün yeryüzünü nasýl yöneteceði, nasýl ve hangi yolda kullanacaðý konusunda bir “insaný ve evreni kullaným kýlavuzu” vermesi gerekmez mi? Tabii ki gerekir! Ýþte bunun içindir ki Allâh ilk insandan bugüne kadar insanoðlunu baþý boþ býrakmayarak onlara rehberlik edecek Peygamberler ve Kýlavuz Kitaplar göndermiþtir. Kur’ân’da bunlarýn en sonuncusu ve kalýcýsýdýr.
Öyleyse bu kitabýn insana her konuda yol gösterici olmasý, onu doðruya yönlendirmesi gerekir.
Kur’ân’la tanýþtýðýmýzda karþýlaþtýðýmýz bir gerçekte þudur; Bu Kitap insanlara hemen her alanda uymasý gereken temel prensipleri ve programlarý vermektedir. Ama insanlar-Müslüman’lar (Alevîsiyle-Sünnîsiyle) kitaplarýyla yeteri kadar tanýþ olmadýklarýndan sürekli yan çizmekte, olur olmaz yönlere gitmektedirler. Peygamberimizin yaþadýðý zaman dilimi hâriç, ne târih boyunca ve ne de bugün maalesef Kur’ân’ýn gönderiliþ amacýna tamâmýyla uygun bir uygulama (devlet ve toplum düzeyinde) olmamýþtýr. Ancak Müslüman’ým diyenlerin samîmi olmalarý ve Kur’ân’ýn gönderiliþ amacýný tam olarak kavramalarý hâlinde bu amaç bir hayal deðil gerçek olacaktýr. Bu, Allâh’ýn bir vaadidir ve gerçekleþecektir.
Kur’ân ölülere mi okunmalý?
Ýnsana bir hayat programý sunan kitabýn ölüler diyârýna okunmasýnýn ne önemi vardýr? Kitap ölüler için ise, neden ölülere yine ölülerden olan bir Peygamber ve sadece onlara hitap eden bir kitap indirilmedi?
Bugün “Ýslâm toplumu” denilen kalabalýklara bir göz attýðýmýzda genel olarak þu manzara ile karþýlaþýrýz;
Kur’ân; Camilerde vs. yerlerde namazda, mübârek gün ve gecelerde, ölülerimizin arkasýndan belli zaman ve mekanlarda, her harfine bilmem ne kadar sevap almak amacýyla, bazý rûhî ve psikolojik hastalýk ve depresyonlarýn tedavisi için, kiþisel akademik çalýþmalarda bulunmak amacýyla, ruhsal olarak rahatlama ve Cennet’ten bir köþe kapmak niyetiyle okunan vs. bir kitap görünümünde!
Ýyi güzel de Kur’ân’ýn gönderiliþ amacý ile yukarýdaki okuma çeþitleri ve þekilleri arasýnda bir baðlantý var mýdýr?
Doktorun yazdýðý bir reçeteyi bilmem ne zaman, nerede okuyarak þifa bulmayý hedefleyen, verilen ilaçlara bakarak, ya da reçeteyi evinin en güzel yerine çerçevelettirip asarak tedâvî olacaðýný düþünen bir kimse avanak deðilse nedir?
Babasýnýn gönderdiði bir mektubun içeriðine uygun hareket etmeyen, evlatlýk görevini yapmayan, fakat mektubu sürekli okuyarak, koynunda taþýyarak, evine asarak babasýnýn seveceði bir evlat olmayý uman kimse ne derece umduðuna kavuþur?
Verilen iki örnekte olduðu gibi, Müslüman da kendisine gönderilen ilâhî mektubun ve reçetenin içeriðine uygun hareket etmekle yaratýcýsýna karþý kulluk borcunu yerine getirmiþ olur.
asli_33
30-09-2006, 01:57 AM
Yoksa gelenek, görenek ve câhil kalabalýklarýn yaptýklarýna uymakla doðruyu yakalamýþ olmaz, âhirete gözlerini açtýðý zaman umutlarýnýn boþa çýktýðýna da þâhit olur.
Bu yazdýklarýmýzdan “Müslüman ölülerimizin ruhlarýna Kur’ân okunmamalý.” diyoruz gibi bir mana da çýkartýlmamalýdýr. Peygamberimizin (a.s) ve Ehliyetli Ýslâm büyüklerinin uygun gördüðü ölçüde Kur’ân her zaman ve mekanda (özellikle de belli gün ve gecelerde daha aðýrlýklý olacak þekilde) okunacaktýr. Ancak bütün bu uygulamalar yapýlýrken Kur’ân’ýn ana gayesinin ne olduðu öncelikle öðrenilecek ve hayata aktarýlacak, ondan sonra gerekenler yapýlacaktýr. Aksi halde Kur’ân; bir ölüler kitabý, bir mezarlýklar kitabý, bir kutsal gün ve geceler kitabý, evde duvara asýlacak bir aksesuar, kaðýdý, cildi ve altýn yaldýzlarý çok kaliteli büfelik bir tarihi eþya konumunda görülmüþolur ki, (þu andaki uygulama maalesef budur.) bunun hesâbýnýn altýndan hiç kimse kalkamaz.
Kur’ân’ý Arapça mý okumak gerekir?
Þurasý bir gerçektir ki Kur’ân’ýn dili Arapça’dýr. Bu, Arap dilinin kutsal oluþunu mu ortaya koyar? Yoksa sosyolojik bir gerçeklik midir?
Allâh bir Peygamber seçiyor ve bu seçim kendi dilediði gibi oluyor. Bu seçilen Peygamberin de doðal olarak içinde yaþamýþ olduðu bir toplumu var. Ýnsanlara ulaþtýrýlmasý amaçlanan ilâhî mesajýn da ilk muhâtaplarý Peygamberin içinde yaþadýðý topluluktur. Bu topluluða anlamadýklarý dilden bir kitabýn indirilmesi hiç olmasý gereken iþ midir? Siz isteklerinizi kendisine ulaþtýrmak istediðiniz bir kiþiye ya da topluluða anlamadýklarý dille hitap eder misiniz? Onlara bilmedikleri dille yazýlmýþ her hangi bir mektup, belge, kitap vs. gönderir misiniz? Elbette ki hayýr! Yüce Allâh’ýn da Kur’ân’ý Arapça olarak göndermesinin ilk ve en önemli sebebi tabii ki budur. Bundan gayrý bir takým hikmetleri var olsa da bu, bahsettiðimiz sebebin geçerliliðini ve önemini hiçbir zaman iptal etmez.
Gelelim Kur’ân’ýn Arapça okunmasýnýn faziletli olup olmadýðýna?
Eðer Kitab’ýn indirilmesindeki ana gâye, insanlara nasýl yaþayacaklarýný öðretmek ve hayatlarýný tanzim edecek plan ve programý vermek ise, neden O Kitâb’ý ille de indirildiði dil ile okumak en üstün fazilet olsun ki? Nerede görülmüþ amacýn araca fedâ edildiði, aracýn amaçtan üstün kabul edildiði?
Kur’ân’ýn bir çok âyetinde geçen; “akletmez misiniz, düþünmez misiniz, anlamaz mýsýnýz, ibret almaz mýsýnýz...?” ifâdeleri kitâbýn nasýl okunmasý gerektiði yönünde ipuçlarý vermiyor mu? Öyle ya; Bir þeyi anlamak için ya dilini bilmek, ya da bildiðin dilde okumak lazým! Þimdi kalkýp ta dünyâdaki bütün insanlara ya Arapça’yý mükemmel bir þekilde öðreteceksiniz! Ya da her topluluk kendi ana dillerinde ilâhî mektubu okuyacak, aklý ve anlayýþý nispetinde anlayarak yaþayacak! Hangisi insan fýtratý ve dünya gerçeðine uygun? Þüphesiz ki ikincisi...
Dolayýsýyla Kur’ân’ý her insanýn kendi anlayabileceði dilde okuyarak anlamaya çalýþmasý en doðru ve en güzel olan davranýþtýr. Hatim indirmek, filanýn rûhu için, sevap almak amacýyla okumak vs. ne adýna okumak olursa olsun en anlamlýsý ve ilâhî buyruklarýn hedefine en uygun olaný anlaþýlan bir dilden okumaktýr.
Kur’ân’ýn Arapça okunmasý gereken bir alan varsa, o da genelde namazdýr. Ve yine ortak evrensel bir çaðrý olan ezânýn da Arapça lisanýyla okunmasý gerekir. Yalnýz bunlarýn Arapça okunmasý baþta belirttiðimiz gibi dilin kutsallýðýndan deðil, ümmet arasýnda dil bazýnda bir takým ortak deðerlerin olmasý gerektiði anlamýndadýr. Ve ihtiyata uygun bir uygulamadýr. Zaten diðer zamanlarda kitabýný ana diliyle okuyan bir kimse, namazda ve ezanda okunanlarý da aþaðý yukarý mana olarak anlayacak seviyeye gelmiþ olur.
Kur’ân’ý yalnýzca mealden anlamaya çalýþmak yeterli mi?
Demek ki her Müslüman Kur’ân’ý anlayabileceði bir dilde okumalýdýr. Bu sefer de Kur’ân ile aramýza meal-tercüme denilen çeviriler girecektir. Belki de Allâh’ýn buyruðu diye, çevirmenin yazdýðýný anlayacak ve yanlýþ bir yola yönlendirileceðiz. Ne yapalým öyleyse?
Piyasada var olan onlarca Kur’ân çevirisi-mealine güzelce bir dikkat edilecek olursa hemen hepsinin birbirine çok yakýn ifâdeler kullandýklarý görülür. Yani mealler arasýnda çok ciddî farklýlýklarýn olmadýðý göze çarpar. Biz de en güvenilir olarak bildiðimiz bir zâtýn mealini elde etmeli ve anlamaya çalýþmalýyýz.
asli_33
30-09-2006, 01:58 AM
Öyle olur ki; Bazý âyet mealleri anlam itibâriyle aklýmýza takýlýr. Yanlýþ anlamýþ olabileceðimizi düþünürüz. Mealden evrensel ilke ve kabullere aykýrý sonuçlar çýkarabiliriz. O zaman ne yapacaðýz?
O durumda da baþka meallere bakarak bir karþýlaþtýrma yapmalý, yine de içinden çýkýlmazsa bizden daha iyi bildiðine þâhit olduðumuz ehliyetli, yetkin kimselerden konunun hakîkati hakkýnda açýklama istemeli, ya da güvenli bir veya birkaç tefsîr (Kur’ân’ýn geniþ açýklamasýnýn yapýldýðý eserler) den doðrusunu etraflýca öðrenmeliyiz. Bu þekilde bakacaðýmýz âyet mealleri de belki Kur’ân’ýn % 10-15’ini bile bulmaz. Bu kadarcýk zorluk da her Müslüman’ýn Kitâb’ýný anlama yolunda katlanmayý göze almasý gereken bir zorluktur. Kimsenin yakýnmaya hakký olmasa gerek!
Kitâb’ý anlayarak îmân etmek yeterli mi?
Kur’ân’ýn gönderilmesinin amacý insanlarýn kendisine îmân etmesini saðlamak mýdýr? Varsayalým Kur’ân’ý ana dilinizle baþtan baþa birçok kez okudunuz ve okumaya devam ediyorsunuz. Ve okuduðunuzu da anlýyor, anlamaya çalýþýyorsunuz. En sonunda “Ben bu Kitâba bütün varlýðýmla ve samimiyetimle îmân ediyorum.” dediniz. Yeterli mi? Allâh insanlardan Kitâba yalnýzca îmân etmelerini mi istiyor?
Kur’ân’ý anlamaya çalýþmak; kapýya yönelmek demektir. Anlamak ise; açýlacak kapýnýn anahtarýný elde etmektir. Bir de bu kapýdan içeri girmek var ki, bu da anladýðýný hayata geçirmek, inandýðýný iddia ettiðin ölçülere uygun bir þekilde yaþamaktýr.
Sizden bir takým görevler isteyen bir üst makamdan gelen yazýyý anlamadan okumak ne derece anlamsýz ise, okunaný yalnýzca anlama aþamasýnda kalmak ve istenilenleri yerine getirmemekte bir o kadar, hattâ daha da aðýr bir suçtur ve kiþiye aðýr sorumluluklar yükler. Siz de Kâinâtýn Rabbi tarafýndan gönderilmiþ bir fermâný okuyacak ve anlayacaksýnýz, sonra da; “inandým, iman ettim.” diyeceksiniz, hayatýnýzýn akýþýnda hiçbir þey deðiþmeyecek! Buna; inanmak, îmân etmek denir mi? Her iddia bir ispat istemez mi? Allâh’ýn Kitâb’ýna îmân ediyorsanýz bunu neyinizle ispat edeceksiniz? “ÃŽmân ettim.” deyip de Kitab’ýn dediklerine uymayan bir insan, sevgilisinin hiçbir dediðini yerine getirmeyen ancak, kuru kuruya; “kurbanýn olayým, seni çok seviyorum(!).” diyen bir âþýða ne kadar da benziyor!
Kitâb’ý anladýktan sonra “inandým-îmân ettim.” diyerek uygulamada hiç bir deðiþim göstermemek ne kadar ciddiyetsiz bir yaklaþým ise, Kitab’ý hiç okumadan, okuyup da anlamadan “inandým-îmân ettim.” demek de tamamýyla gülünç ve samimiyetsiz bir kimliðin göstergesidir.
Kur’ân abdestsiz okunabilir mi?
Kur’ân’ý anlayan kimselerin aslýndan, anlamayanlarýn ise aslýnýn yanýnda bir de mealinden ya da yalnýzca mealinden okuyarak anlamaya çalýþmasý gerektiði aklý baþýnda hiçbir kimsenin îtirâz etmeyeceði bir husustur. Ancak, Kur’ân-ý Kerîm’in okunabilmesi için; Abdestli olmak, Kur’ân-ý Kerîm’in kapaðýna, kaðýdýna bile abdestsiz dokunulmamasý vs. gibi bazý þartlarýn gerekli olduðu söylenmekte, yazýlmaktadýr. Bunlarýn gerçeklik payý nedir? Kur’ân’ý okurken nelere dikkat etmeliyiz?
Þunu bilmek gerekir ki, bir þey;
1- Ya araþtýrmak, incelemek, hakkýnda bilgi sâhibi olunmak için okunur.
2- Ya da içeriðinden haberli olunup, okumak, anlamak ve hayata aktarmak sûretiyle sevap vs. elde etmek amacýyla okunur.
Þayet bir kimse yalnýzca birinci amaçla Kur’ân’ý okuyorsa ondan fazlaca bir þey beklemenin, saygý anlamýna gelecek yaklaþýmlar sergilemeyi ummanýn bir anlamý yoktur. Hele bir Kitab’ý tanýsýn, O’na gerektiði gibi îmân etsin, sonra âdâbýna uygun bir þekilde okusun!
Tamamýyla ibâdet kastý ile Kur’ân okuma niyeti olan (ister aslýndan, isterse mealinden olsun) kimse ise, elbette ki temiz bir elle Kitab’ý tutmalý ve temiz bir dille Kur’ân’ý okumalýdýr. Mümkün olduðu kadar da abdestli olmaya çalýþmalýdýr. Kur’ân’ýn kapaðýna, kaðýdýna vs. abdestsiz dokunmanýn, tutmanýn ise hiçbir þekilde sakýncasý yoktur. Mevcut uygulama sadece bir âdet, gelenek ve âdaptan ibârettir. Kur’ân ve Sünnet’ten ciddî anlamda bir dayanaðý bulunmamaktadýr. Hakâret olsun diye Kur’ân’a abdestsiz dokunmak, okumak ise elbette haram ve yanlýþ bir davranýþtýr. Böyle bir hareketi yapan kimse ise zâten ta baþtan kaybetmiþtir ki, ona “Allâh seni ýslah etsin” demek düþer!
asli_33
30-09-2006, 01:59 AM
Kur’ân’a karþý görevlerimiz nelerdir?
1- Kur’ân’ý; Okunmasý gerektiði þekilde; sade, gösteriþsiz ve harflere hakkýný vererek okumak.
2- Kitâb’ý sanki kendimize yeni indiriliyormuþçasýna okumak.
3- Kur’ân’ý, Kâinâtýn Rabb’i ile konuþtuðunun, O’nu dinlemekte bulunduðunun farkýna vararak okumak.
4- Okunulan Kitab’ý anlamaya çalýþmak.
5- Anladýðýmýz kadarýyla hayatýmýza yön vermek, emir ve yasaklarýna uymak.
6- Herþeyimizde O’nu kendimize rehber ve ölçü almak.
7- Kitab’a saygýsýzlýk olarak deðerlendirdiðimiz tavýrlardan kaçýnmak.
8- Kabuktan çok öze, dýþtan çok içe, görüntüden çok rûha önem vermek.
9- O’na hiçbir kitabý þirk (ortak) koþmamak... vs.
Bütün bunlarý bir tarafa býrakarak þekilde boðulmak, kaðýt perestlik, harf perestlik ve gelenek perestlik olur.
Kur’ân’da yer alan konular nelerdir?
Kur’ân’da yer alan konularý bilmenin ne önemi var dememeli. Bunu bilmek Kur’ân’la tanýþýklýðýmýzýn ölçüsünü, boyutlarýný ortaya koyar. Samimi bir Müslüman’ýn Kur’ân’ýn içeriðinden haberli olmasý, onun daha uyanýk olacaðý ve daha az yanlýþa düþebileceði anlamýna gelir.
Her kim ki, Kur’ân’daki konulardan habersiz ise,
O kimsenin;
Yanlýþ yollara gitmesi...,
Bâtýl yollarda kullanýlmasý...,
Ýslâm’a aykýrý görüþ, ideoloji, siyâsi akým ve düþüncelere takýlýp kalmasý...,
Ýnsanlýk dýþý hal ve hareketlerde bulunmasý...,
Bazý çýkarcýlarýn ve menfaatçi tiplerin oyuncaðý haline gelmesi...,
asli_33
30-09-2006, 02:00 AM
Þeytan’ýn taraftarlýðýný yapmasý...,
Ýyi niyetle “doðru yapýyorum.” diyerek yanlýþlar içerisinde yüzmesi...,
Hakký bâtýl, bâtýlý hak bilmesi...,
Müslüman’ým diyerek Cennet’e gitmeyi ümit ederken, kafir bir halde Cehennem yolcusu olmasý...,
Kendisine, âile efradýna, toplumuna ve bütün insanlýk âlemine zulmetmesi...vs. kuvvetle muhtemeldir.
Neden?
Çünkü; Kitâb’ýný bilmiyor ki inancýný, hal ve hareketlerini ona göre ölçüp-biçsin, kendisine bir yön tayin etsin, doðruya ulaþsýn!
Yanlýþiþaretlenmiþ cetvelle doðru ölçüm yapýlýr mý? Bozuk terâzi ile doðru tartým olur mu? Çarpým tablosunu yanlýþ ezberlemiþ olan bir kimse problemleri doðru çözebilir mi? Yanlýþ bilgi ile doðru adrese varýlýr mý?
Kitâb’ýný tanýyarak, Cennet yönünü gösteren pusulaya kavuþamamýþ bir kiþi de bocalamalar içerisinde saða sola koþuþturup durur da, bir türlü rotasýný doðrultamaz!
Kur’ân’ý Allâh’ýn istediði gibi tanýmayan, içindekilerden genel hatlarýyla haberli olmayanlar;
Ýlâh’larýný, Rab’lerini bilmez,
Dinlerini bilmez,
ÃŽmâný bilmez,
Ýnkârý bilmez,
Tevhîdi bilmez,
Þirki bilmez,
Ýnsaný tanýmaz,
Kendilerini tanýmaz,
Toplumlarýný tanýmaz,
Dünyâyý tanýmaz,
Devleti tanýmaz,
Hukûku tanýmaz,
asli_33
30-09-2006, 02:00 AM
Evreni tanýmaz,
Ahlâký tanýmaz,
Adâleti bilmez,
Zulmü bilmez,
Özgürlüðü bilmez,
Köleliði bilmez,
Geçmiþi bilmez,
Geleceði görmez,
Hiçbir siyasal, sosyal, ekonomik ve psikolojik vs. olaylarý da gerektiði þekilde deðerlendiremez, kavrayamaz, sürekli yanlýþa düþer, serseri mayýn misâli dolaþýr, birilerinin kuyruðu ve kör bir takipçisi olur, bir ömür hebâ ederek hak ettiklerine kavuþurlar, sonra da; Ver elini haydi ateþe!
Kur’ân’ýn içerdiði konular;
1.Ýnanýlmasý gereken îmân esaslarýný bildirir.
2.Ýbâdetlerin niçin ve nasýl yapýlmasý gerektiðinin temel prensiplerini verir.
3.Dünyâ iþleri ve âhiretle ilgili hükümler, yasalar ihtivâ eder.
4.Ahlâk ile ilgili ilkeleri açýklar.
5.Ýlme önem vermeyi, her þeyi Rahmânî akýl, mantýk ve sað duyu çerçevesinde deðerlendirmeyi öðütleyen âyetleri içerir.
6.Geçmiþ toplumlarla ilgili açýklamalarda bulunarak geleceðe nasýl yön verilmesi gerektiðinin ip uçlarýný verir.
7.Ferdî, ailevî ve devlet-toplum düzeninin maddî ve manevî yönden saðlýklý yürümesi için genel plan ve programlarý içerir.
Ayrýntýlarýna girmediðimiz bu konularýn içeriðinde, acaba zamanýmýza hitap etmeyen hükümler, devrini doldurmuþ, geçerliliði bugün için sözkonusu olmayacak kurallar var mýdýr? Varsa nelerdir?
Müslüman-Alevî; Kur’ân’a bir bütün olarak îmân eden insandýr.
Müslüman-Alevî;Kur’ân’ý evrensel bir kitap olarak kabul eden kimsedir.
Müslüman-Alevî;Kur’ân’ý târihe hapsetmeyendir.
Müslüman-Alevî;Kur’ân-ý Kerîm’i zaman ve mekan üstü bilendir.
Müslüman-Alevî; Kur’ân’ý çaða deðil, çaðý Kur’ân’a uyarlamaya çalýþandýr.
Müslüman-Alevî; Kur’ân’ý sadece geçmiþin deðil, her dönemin yegâne baþvuru kaynaðý olarak görendir.
Müslüman-Alevî; Kur’ân-ý Kerîm hükümlerini insanlar tarafýndan yazýlmýþ-yapýlmýþ yasalar, kanunlar gibi zaman geçtikçe eskiyen yasalar-hükümler toplamý olarak deðerlendirmeyendir.
Müslüman-Alevî;Allâh’ýn, geçmiþi bildiði gibi geleceði de hakkýyla bildiðine inanan, kullarýna da ölümsüz ve kalýcý hükümler indirdiðine îmân eden ve Kur’ân’ý buna göre kabul edendir.
asli_33
30-09-2006, 02:02 AM
Bu tanýmlara göre; Müslüman-Alevî olmakla þeref duyan bir kimsenin Kur’ân-ý Kerîm’e yaklaþýmý ne þekilde olmalýdýr? “Kur’ân’daki filan hüküm bugün geçersizdir.” diyebilir mi?
Biz bugün görüyoruz ki niceleri; “Müslüman’ým-Alevî’yim.” dedikleri halde, Kur’ân’ýn bir çok emir ve yasaklarýný çaðdýþý bulmakta, Müslümanlýðý-Alevîliði kimseye kaptýrmamakta ve mangalda kül býrakmamaktadýrlar! Bunlara ne demeli? Biz mi Müslümanlýðý-Alevîliði yanlýþ biliyoruz? Onlar mý yanlýþ biliyorlar? Ya da doðru biliyorlar da halký kandýrmaya çalýþarak iki yüzlülük, münâfýklýk mý yapýyorlar? Veyahut Allâh mý indirdiði Kitâb’ýn Kýyâmete kadar geçerli olacaðýný bildirmek suretiyle (hâþâ) yanlýþ yapmýþtýr, çaðdýþý hükümleri insanlara yüklemiþtir?
-Sözüm onlara- Kimi ilerici ve çaðdaþ geçinen, duruma göre hem Müslüman-Alevî, ya da Müslüman -Sünnî olduðunu iddia eden ve de Kur’ân’ýn birçok emir ve yasaklarýný çaðdýþý, uygulanamaz, ilkel, gereksiz ...vs. bulanlarýn gözünde, Kur’ân’ýn hangi emir ve yasaðý zamanýný doldurmuþtur?
Allâh’ý ve Peygamberini sevme emri mi?
Vakit namazlarýný kýlma emri mi?
Farz orucu tutma emri mi?
Abdest alma emri mi?
Zekat verme emri mi?
Hacca gitme emri mi?
Ümmet olma emri mi?
Nikahlanarak evlenme emri mi?
Boþanma durumunda Allâh ve Peygamberin buyruklarýna uyma emri mi?
Miras daðýtým emri mi?
Sözünde durma emri mi?
Haram þeyleri yememe emri mi?
Ölçü ve tartýda hile yapmama emri mi?
Zâlimlere karþý olma emri mi?
Emânetleri ehline verme emri mi?
Alacak verecekleri yazma emri mi?
Hýrsýza Kur’ân’daki cezâyý uygulama emri mi?
Zinâ edene verilmesi gereken cezâ emri mi?
Haksýz yere adam öldürene, ya da yaralayana takdir edilen kýsas emri mi?
Bayanlarýn ve erkeklerin Kur’ân’a uygun giyinme emri mi?
Kul hakký yememe emri mi?
Sabýrlý olma emri mi?
Allâh yolunda savaþ emri mi? vs.
Yalan ve yalan yere yemin yasaðý mý?
asli_33
30-09-2006, 02:03 AM
nsanlara iftirâ etme yasaðý mý?
Kur’ân’da belirtilen kiþilerle evlenme yasaðý mý?
Rüþvet yasaðý mý?
Ýçki yasaðýn mý?
Fâiz yasaðý mý?
Kumar yasaðý mý?
Puta tapma yasaðý mý?
Gýybet, dedi kodu, gösteriþ yapma, kendini beðenme, israfyasaðý mý? vs.
Evet, bunlarýn hangisi zamanýný doldurmuþtur ve bugün için bir anlam ifâde etmez? Allâh ya da Peygamber; “Ey Müslüman’lar! Kurân’daki þu âyetlerin hükmüne filan yüzyýlda uymayabilir, onlarýyürürlükten kaldýrabilirsiniz(!)” mi buyurmuþlar?
Bir kýsým kimseler bu saydýklarýmýz içerisinden bazý emir ve yasaklarýn baðlayýcýlýðýnýn kalmadýðýný savunmakta, bunlarý çaðdaþ deðil, ilkel bulmaktalar. Onlara soruyoruz? Çaðdaþ bulmadýðýnýz hükümlerin yerine uyulmasýný istediðiniz hükümler neler? Ve onlar kime göre çaðdaþ? Çaðdaþlýðýn ölçüsü olarak neyi alýyorsunuz? Niçin sizin ölçü olarak aldýðýnýz þeyi diðer insanlar da kabul etsinler? Bu zorunluluk nereden geliyor? Siz Kâinâtý yaratandan daha mý iyi biliyorsunuz, insanlýða neyin fayda neyin zarar getireceðini? Yoksa sizler, insanlarý kendi emir ve yasaklarýnýza uymaya ve Allâh’ýn yasalarýndan uzaklaþmaya çaðýran zamanýmýzýn Firavunlarý, Nemrutlarý, Ebû Lehebleri, Yezitleri... olmayasýnýz?
Sahi, bizlerin ürettiði bir çok ürünün son kullaným tarihi var. Ve o tarih dolmadýðý müddetçe o ürünün kullanýlmasý bir sakýnca doðurmuyor ve hattâ israf olmamasý için kullanýlmasý gerekiyor. Kur’ân’ýn da bir bütün olarak “son kullaným tarihi” kýyâmet günü olduðuna göre, nasýl olur da bir Müslüman son kullaným tarihi geçmemiþ bir Kitab’ýn bazý hükümlerinin devrini doldurduðunu savunabilir? “Þu þu hükümler, âyetler eski dönemler içindi, bize hitap etmiyor(!)” diyebilir? Eðer bu bir cehâlet ise uyarýyoruz. Çünkü Müslüman, Müslüman’ý uyarýr. Cehâlet deðilse ihânettir, bunu da cümle âlem bilsin istiyoruz. Öyle ki bu görüþte olanlarýn ne Ýslâm dîni ile, ne Müslüman’lýkla ne de Alevî’likle-Sünnî’likle bir yakýnlýklarý-iliþkileri yoktur. En iyisi yüzlerindeki maskeyi indirsinler ve gerçek kimliklerini ve yeni dinlerini ortaya koysunlar! Kendilerinin “Þeytânizm” isimli ilâhî olmayan bir dînin mensubu olduklarýný îtirâf etsinler! Ne kendilerini kandýrsýnlar, ne de baþkalarýný!
asli_33
30-09-2006, 02:03 AM
Kur’ân-ý hayâtýn dýþýnda tutma yöntemleri nelerdir?
Kur’ân’ý hayâtýn dýþýnda tutma çabalarý her zaman olagelmiþtir. Bu çabalar; Kur’ân’ýn bazen açýk, bazen gizli düþmanlarý, bazen de câhil dostlarý tarafýndan ortaya konulmuþtur.
Kur’ân’ýn açýk düþmanlarý; Allâh’ýn “kâfir” adýný verdiði kimselerdir. Onlar Kur’ân’ýn toplum yaþamýndan uzakta tutulmasýný avazlarýnýn çýktýðý kadar baðýrarak dile getirirler ve derler ki; “Ýnsanoðlu için bu çaðda dînin, kitâbýn, peygamberin vs. ne önemi var? Akýl tek baþýna yeterlidir! Biz geliþmeyi, ilerlemeyi, topluma düzen vermeyi, hukuk anlayýþýný, ahlaký vs. vahyin öðretileriyle deðil, pozitif bilimin ve aklýn öncülüðüyle öðrenir ve uygularýz! vs.”
Bunlara söyleyecek pek fazla sözümüz yok. Onlardan açýk sözlü olanlar zaten kendilerinin Müslüman olduklarýný iddia etmiyorlar. Biz de diyoruz ki; “sizin yolunuz size, bizim yolumuz bize. Allâh sizi hak yola döndürsün, ya da sizleri hak ettiðinize kavuþtursun!”
Kur’ân’ýn gizli düþmanlarý da; Allâh’ýn “Münâfýk” adýný verdiði guruptur. Bunlar pirincin içindeki beyaz taþ gibidirler. Farkýna varmazsanýz en büyük zarar bunlardan gelir. Bunlar koyun postuna bürünmüþ kurtlardýr. Sürüye daldýlar mý bir daha baþ edemezsiniz. Bunlar ne derler?; “Efendim biz de Müslüman’ýz elhamdülillâh, Kur’ân’a da sonsuz saygýmýz var(!), bizim de babamýz, dedemiz hacý, hoca, þeyh, dede, ocakzâde... Kur’ân’ýn ahlâk ile ilgili hükümlerine bir diyeceðimiz de yok. Ýnsanlar namazlarýný kýlsýnlar, oruçlarýný tutsunlar, ferdî ibâdetlerini yapsýnlar, onlara karýþmak kimin neyine(!) Fakat... Kur’ân’da yer alan toplum düzeni ile ilgili emir ve yasaklar, giyim kuþamla ilgili hükümler, miras, ceza, evlenme-boþanma düzenlemeleri, kýsacasý þerîat-hukûk denilen uygulamalara gelince... bunlar biraz çaðdýþý(!). Bunlara yeniden bir çeki düzen vermek gerekir. Herkes giyim-kuþamýný, ticâretini, yeme içmesini, eðlencesini, eðitimini, kamu iþlerini vs. ilgililerin düzenlediði gibi yapmalý(!). Cezâ sistemi de hukukçularýmýzýn(!) belirlediði gibi olmalý(!). Kimse bunlarýn Kur’ân’a uygun olmasýný istememeli(!). Çünkü, dînin bu ve benzeri konulardaki emir ve yasaklarý zamanýmýz insanýnýn kabul edemeyeceði tarzda kabadýr, eski zamanlar için geçerlidir. Dileyen bu konulardaki âyetleri istediði kadar okusun, sevâbýný alsýn, ama topluma uygulamaya gelince...hop dediiiiiik... vs.”
Bunlara ne diyelim? Düþünce, inanç ve yaþantýlarýnýn hayýrlarýný(!) görsünler.
Ancak, samîmi olarak “Müslüman’ým-Alevî’yim.” diyenlere söyleyeceklerimiz var; Yukarýdaki inanç ve görüþte olanlarý iyi tanýsýnlar, aldanmasýnlar, onlarýn takipçileri olmasýnlar, bunlarý da Müslüman-Alevî kimliði içerisinde görmesinler. Bu tiplerin camiye, cumaya, ceme, cemaate gitmelerine, oruç tutmalarýna, dindar görüntüsü altýnda bulunmalarýna bakarak yanýlgýya düþmesinler. Dostlarýný, düþmanlarýný tanýsýnlar ve gaflet uykusundan uyansýnlar.
Kur’ân’ýn câhil dostlarý; Bir de Kur’ân’ýn dostu olduklarý halde, câhilliklerinden Kur’ân düþmanlarý ile ayný sonuçlarý getiren uygulamalar peþinde olanlar var. Bunlar; Kur’ân’ýn yazýsýný, kaðýdýný, okunmasýný, yazýlmasýný vs. kutsallaþtýran, ancak O’nu toplum hayatýna yön veren bir yasalar manzûmesi olarak bilmeyenlerdir. Verin bunlarýn eline Kur’ân’ý; Mübârek günlerde ve gecelerde okusunlar, bol bol hatim indirsinler, açýlýþlarda okusunlar, yarýþmalarda okusunlar, Kitab’ý yükseklerde tutsun, öpsün, evlerinde bulundursunlar, camide ve benzeri bir yerde yanýk sesli birinden dinleyip kendilerinden geçsinler, ölülerinin ruhlarýna, hastalarýnýn üzerine okuyarak üflesinler... hepsi bu! Senden iyi Müslüman yok. Yeryüzünde Müslümanlýðý senden iyi yaþayan da yoktur vallâhi(!)
asli_33
30-09-2006, 02:04 AM
Evet... Kur’ân bunlardan þikayetçi! Kur’ân bunlardan davacý! Bunlar Müslüman’larýn yüz karasý! Bunlar her ne kadar kötü niyetli deðillerse de, sonuç itibâriyle Kur’ân’a yaklaþýmlarý diðer iki guruba çok yakýn! Bunlar Peygamberinin, Ehl-i Beyt’in yüzlerine nasýl bakacaklar? “Kitab’ýn nedir?” sorusuna ne cevap verecekler? Ýnsan Kitâb’ýný tanýmaz mý? Müslüman, Kitab’ýnýn gönderiliþ amacýnýöðrenerek o amaca uygun hareket etmez mi?
Onlara da diyoruz ki; Allâh aþkýna, Peygamber aþkýna, Ehl-i Beyt aþkýna Kur’ân aþkýna; “Kitâb’ýnýzý tanýyýn, üç günlük dünya menfaatine kapýlmayýn, câhil kalmayýn, Kur’ân’a ve Müslümanlýða gölge düþürmeyin, kendinizi ve gelecek nesillerinizi tehlikeye atmayýn. Allâh’ýnýzý, Peygamberinizi, Allâh’ýn Velîlerini, dostlarýnýzý gücendirip, þeytaný ve düþmanlarýnýzý sevindirmeyin.”
Görüldüðü üzere çok gurup insan, bilerek veya bilmeyerek, iyi niyetle ya da kötü niyetle Kur’ân’ý rafa kaldýrma durumunda. Bu yöntemler bazen kabaca, bazen de kibarca ve tereyaðýndan kýl çekercesine uygulanmakta.
Peki bu yöntemlerin en tehlikelisi hangisi?
Cevap; Hangi yöntem diðerinden daha az tehlikeli ki? Hepsi birbirinden bayaðý!
Okuma yönünden; Kur’ân-ý Kerîm, diðer kitaplara benzer mi?
Günümüzde hemen her insan hayatýnda bir çok kitap okur. Hiç kitap okumayanlarsa konumuzun dýþýnda. Dolayýsýyla okunulan kitaplar insanlara kitap okuma ve anlama noktasýnda da yardýmcý olurlar. Her kitabýn da kendine has bir okunma tekniði vardýr. Ancak bu teknik yaklaþým birkaç türü geçmez. Efendim, bir roman giriþ, geliþme, sonuç vs. gibi bölümlerden oluþur. Bir fikir kitabý da aþaðý yukarý ayný þekildedir. Bir ders kitabýnýn ise durumu biraz daha farklýdýr. Konular tek tek ele alýnarak iþlenir, sonuca varýlýr. Psikolojik ve felsefî bir kitap belki biraz daha farklý ele alýnýp okunur. Þiir kitabý da kendine uygun bir tarzda okunur. Peki, Kur’ân’ý nasýl okumalý, nasýl anlamalý?
Kur’ân’a, bir roman gibi mi yaklaþmalý?
Kur’ân’ý bir felsefî kitap gibi mi okumalý?
Kur’ân’ý bir fikir kitabý gibi mi görmeli?
Kur’ân’a þiir kitabý gibi mi bakmalý?
Kur’ân’ý bir hukuk kitabý gibi mi deðerlendirmeli?
Kur’ân’ý okumada bir baþtan girip sondan mý çýkmalý?
Ya da Kur’ân’ýn kendisine has bir okunma þekli mi olmalý?
asli_33
30-09-2006, 02:07 AM
Kur’ân’ý az çok tanýmaya çalýþan bir kimse þunu hemencecik fark eder. Kur’ân okunmasý ve anlaþýlmasý yönünden hiçbir kitaba benzemez. Ne aralardan birkaç âyet okursanýz tam doðru bir sonuca ulaþýrsýnýz! Ne de baþtan baþa bir roman gibi okursanýz doðru bir þey yapmýþ olursunuz!
O zaman ne yapmalý?
Lütfen ileri sayfalardaki;“Kur’ân’ý anlamada nasýl bir metot takip etmeliyiz?” bölümünü dikkatlice okuyunuz!
Kur’ân’a þirk koþmak ne demektir?
“Allâh’a þirk koþmak ne demektir?” sorusunu anladýk da, “Kur’ân’a þirk koþmak da ne demekmiþ?” demeyin. Belki böyle bir soruyla ilk defa karþýlaþmakta ve þaþýrmaktasýnýz. Fakat bilin ki; Ýnsanlar Allâh’a þirk koþtuklarý gibi, Kur’ân’a da þirk koþmakta ve hem de bunu bazen dindarlýk adýna yapmaktadýrlar. Nasýl mý?
Bir mezhebe,
Birtarîkata,
Bir cemâate,
Bir siyâsî topluluða vs. mensup olan insanlarýn sevip baðlandýklarý liderleri, önderleri, âlimleri, þeyhleri, dedeleri, efendileri var. Bir de onlarýn baþucu kaynaðý bildikleri, el üstünde tuttuklarý, sürekli okuduklarý kitaplarý var. Bu kitaplarýn hiç birisi ne Allâh’tan, ne de Peygamberden bizzat onay almýþ, doðruluklarý tasdik edilmiþ eserler deðiller. Bunlarýn yazarlarý da yanýlma ihtimalleri bulunan birer beþerdirler. Dolayýsýyla yazýlanlar içerisinde hatalý olanlar, Kur’ân’la uyuþmayanlar, Peygamberin güvenilir sünnetlerine aykýrý düþenler olabilir. Müslüman’a bu durumda düþen görev sevip saydýðý kiþinin Kur’ân’a ve Sünnet’e aykýrý görüþlerini reddetmek, Allâh’ýn kitâb’ýndan yana tavýr koymaktýr. Deðil mi?
Peki; Bizim insanlarýmýzýn birçoðu ne yapmakta?
Efendilerini gücendirmemek, mezheplerinin görüþüne aykýrý düþmüþ olmamak, þeyhlerinin manevî yardýmlarýndan(!) uzak kalmamak, âlimlere saygýsýzlýk(!) etmiþ bulunmamak, siyâsî yapýda aþaðýlarda kalmamak ve dýþlanmamak vs. için Kur’ân’ýn dediklerini bir tarafa kibarca itivermekte, sevdiklerinin dediklerine baðlanmaktalar! Kur’ân-ý Kerîm’i anlama yolunda ömürlerinin bir yýlý-ayý-haftasý-günü, hattâ saatini... bile ayýrmayanlar, efendilerinin, liderlerinin, þeyhlerinin, üstatlarýnýn, dedelerinin kitaplarýný, eserlerini ise ellerinden býrakmamaktadýrlar. Sabah oku, akþam oku, gündüz oku, gece oku, yat oku, kalk oku, bitir bitir tekrar oku, olmazsa ezberle...
Bir zâtýn kitabýndan bir görüþü beðenmediniz ve eleþtirmeye mi kalktýnýz? Kur’ân’a uymayan yerlerini mi söylediniz! Allâh etmesin! Hemen aðzýnýzýn payýný alýr, cehennemlik ilan edilirsiniz! Cevap hazýr; “Siz kim oluyorsunuz da bizim hocamýzýn, þeyhimizin, dedemizin, liderimizin, üstâdýmýzýn yanlýþýný bulabiliyorsunuz? Bir kimseyi tenkit etmek için en azýndan onun seviyesinde olmak lazým(!). Siz daha elif’i, be’yi bilmiyorsunuz kalkmýþ bir de âlimlerin hatasýndan söz ediyorsunuz(!). Kur’ân’a aykýrý gibi gördüðünüz yerler aslýnda aykýrý deðildir, vardýr onun bir hikmeti(!) de siz bilemezsiniz. Eðer böyle yapmaya devam ederseniz çarpýlýr, bir belaya uðrarsýnýz(!). Aklýnýzý baþýnýza toplayýn. Biz kim, Kurân’ý anlamak kim? Bizler Kur’ân’ý Arapça’sýndan belli zamanlarda okuruz. Hayatýmýza yön vermek içinse büyük zâtlarýn, âlimlerin kitaplarýndan faydalanýrýz. Onlar Kur’ân’ý okurlar, anlarlar bize kitaplarýnda anlatýrlar. Bizim neyimize Kur’ân’ý anlamaya çalýþmak?... vs”.
asli_33
30-09-2006, 02:08 AM
Yani, bu adamlarda var olan; Hem kolaycýlýk, hem “armut piþ aðzýma düþ.” anlayýþý, hem kendilerine güvensizlik, hem efendicilik, üstatçýlýk, hem körü körüne taklitçilik, her þeyden de önemlisi Kur’ân’la tanýþmaktan korkma hastalýðýdýr.
Yukarýda sözünü ettiðimiz yaklaþýmlar hayal mahsulü olarak yazdýðýmýz þeyler deðil. Bunlar bir çok “Müslüman’ým.” diyenin söyledikleri sözler ve uyduklarý pratiklerdir! (Maalesef)
Þimdi soruyoruz;
Bir beþer tarafýndan yazýlmýþ kitabý tartýþmasýz bilmek, eleþtirilmez kabul etmek, onu Kur’ân’a eþ koþmak deðil midir?
Her hangi bir eserin Kur’ân’a aykýrý görüþünü savunmak, onda hikmetler aramak ve o görüþü reddetmemek o eseri Kur’ân’a þirk koþmak olmaz mý?
Allâh’ýn Kitab’ýný hayatýnda bir kez olsun anlayarak baþtan baþa okumayýp da, bilmem kimlerin kitabýný dönüp dolaþýp okumak, okutmak, baþucu kitabý edinmek o eserleri Kur’ân’a þirk koþmak sayýlmaz mý? Þirkte ne demek? Þirkte biraz olsun denklik vardýr! Þirkten de öte Kur’ân’dan üstün görmek olmaz mý?
Demek ki biraz dikkat edilecek olursa, görülür ki bir çok kimse bilerek ya da bilmeyerek bazý kimselerin eserlerini Kur’ân’a eþ gibi görmekte, Kur’ân’dan daha üstün gibi deðerlendirmekte ve tehlikeli bir konuma gelmektedirler. Oysa bir Müslüman, önce kendisinden hesaba çekileceðine inandýðý Kitâb’ýný iyi tanýmalý, bilmeli, öðrenmeli, okuyacaksa en fazla O’nu okumalýdýr.
Bir de, yöneticiler tarafýndan diðer insanlara uymalarý emredilen bir takým yasalar, kanunlar,yönetmelikler var. Alým-satýmý, mirasý, yeme-içmeyi, evlenmeyi-boþanmayý, eðitimi-öðretimi, cezalarý vs. kýsacasý hayatýn hemen her alanýný tanzim eden ilkeler var. Bu ilkeler de belli kitaplar, dergiler, genelgeler vs.de yazýlmýþ ve uygulanmakta. Bunlara uyanlar da, uygulayanlar da “Müslüman” olduklarýný iddia etmekteler. Ve görünen o ki bu yasalar hazýrlanýrken Kur’ân hükümleri, Peygamberimizin (a.s) güvenilir sünnetleri ve Ehl-i Beyt’in temiz sîreti ölçü alýnmamakta. Bu durumda, Kur’ân’a ve Sünnet’e aykýrýlýklarý apaçýk olan hükümleri kabul ederek uymak, hem Allâh’a ve hem de Kur’ân’a þirk koþmak olmaz mý?
Önce kendimizden baþlamak üzere çevremize bir bakalým! Kimler; nelere, kimlere, ne adýna ve ne zamandan beri uymakta ve buna ne mazeretler bulmaktalar? Þerîat’e aykýrý olarak þekillenmiþ bir devlet düzeninde;
Yürürlükteki hukuk mu Kur’ân hukûku?
Uyulmakta olan giyim-kuþamla ilgili emirler ve yasaklar mý Kur’ân’a uygun?
Suçlulara verilen cezâlar mý Kur’ân’ýn bildirdiði cezâlar?
Evlenme boþanma sistemi mi Kur’ân’a göre mi düzenlenmiþ?
Eðitim mi Kur’ân’ýn hedefleri doðrultusunda?
Yasaklar ve serbestler Kur’ân-ý Kerîm ölçülerine göre mi belirlenmiþ? vs. vs.
Hayýr, hayýr, hayýr... Yüz binlerce hayýr! Milyonlarca hayýr!
O halde; Biz neyiz? Kimiz? Yoksa birileri yazdýklarý, çýkardýklarý yasalarý bizlere kabul ettirmekle, hissettirmeden bizleri Allâh’a-Kur’ân’a þirk koþturmuþlar da haberimiz mi yok?
Kim bilir?
Belki de!
Bu þirk hastalýðýna yakalanmýþ olanlarýn acilen tedâvi görmeleri, Kur’ân’la yakýnlýklarýný tekrar gözden geçirmeleri, sevip saydýklarýnýn kendilerini Allâh’ýn azâbýndan kurtaramayacaðýný bilmeleri gerekir. Bütün bunlar da Kur’ân’la iyice bir tanýþ olmaktan, kendilerini ve amellerini sorgulamaktan ve Kur’ân tartýsýyla tartmaktan geçer.
asli_33
30-09-2006, 02:09 AM
Kur’ân’a þirk koþanlarýn Ýslâm nazarýndaki durumlarý nedir?
Kur’ân’a þirk koþma hastalýðý tedavi edilmez ise ebedî ölüm ve yýkým getirir,insaný bilinen adrese ulaþtýrýr.
Adres; “C?H?N?E?.”
Kur’ân’ý anlamada nasýl bir metot takip etmeliyiz?
Kur’ân’ýn kendine has bir okunma ve anlaþýlma metodu vardýr ki, ana hatlarýyla aþaðýdaki maddeler halinde sýralanabilir;
Kur’ân’ý, hakkýný vererek okumalý, okumada çok yavaþ ya da çok hýzlý olmamalýyýz.
Kur’ân’ý okumak için en uygun zaman ve mekaný seçmeli. Olur olmaz yerlerde ve zamanlarda okumamalýyýz. Çünkü rasgele okumak insaný istediði sonuca ulaþtýrmaz. Bu zamaný ve mekaný ise, her insan kendi içinde bulunduðu psikolojik hali ve durumuna göre belirler.
Kur’ân’ý anlamak niyetiyle okumalýyýz.
Kur’ân’ý Allâh ile sohbet ediyormuþçasýna okumalýyýz.
Kur’ân’dan anladýðýmýzý uygulamaya geçirme niyetinde olmalýyýz.
Kur’ân’ý tekrar tekrar okumalý ve O’nunla irtibâtý kesmemeliyiz.
Kur’ân’ýn belkemiði sayýlabilecek temel kavramlar üzerinde araþtýrmalar yapmalý ve onlarýn içeriðini öðrenmeliyiz. (Tevhid, þirk, küfür, din, ibâdet, ilâh, Rab, tâðût, sâlih amel, îmân, Ýslâm, adâlet, zulüm, velî, takvâ... vb.)
Kur’ân’ý manasýný düþünerek okumalýyýz.
Kur’ân’ý kendi bütünlüðü içerisinde okumalýyýz. Âyetleri tamamýyla birbirinden baðýmsýz ve kopuk olarak ele almamalýyýz.
Kur’ân’ý zaman zaman cemaat halinde ders yaparak okumalý ve anlamaya çalýþmalýyýz.
Fert veya cemaatla yapýlan derslerimizde, sûreleri indiriliþ sýrasýna göre veya tertip sýrasýna göre ya da bir konu ile ilgili tüm âyetleri ele alarak okumaya, anlamaya çalýþmalýyýz.
Anlamaya çalýþtýðýmýz âyet veya sûreyi, Mekke’de mi, Medîne’de mi indirildiðini göz önüne alarak deðerlendirmeliyiz.
Sûre veya âyetin sonunda, verilmesi istenen ana fikri özet baþlýklar halinde çýkarmalýyýz.
Sûredeki emir, yasak ve dualara dikkat etmeli, gereken mesajlarý almaya çalýþmalýyýz.
Sûre veya âyette yalnýzca Peygamberimizi (a.s) baðlayýcý hükümler olup olmadýðýna dikkat etmeliyiz.
Sûrede tanýtýlan, müminlikte ve kâfirlikte önde gelen þahsiyetlerin özelliklerini kavramalý, onlarýn günümüzdeki uzantýlarýný ve benzerlerini görmeliyiz.
Kur’ân’da anlatýlan olaylarý, verilen tipleri iyi anlamaya çalýþmalý, onlardan bütün zamanlara yönelik mesajlarý almalýyýz.
Kur’ân’daki misaller ve benzetmelerin vermek istediðinin ne olduðu düþünmeliyiz.
asli_33
30-09-2006, 02:09 AM
Kur’ân’ý anlamaya çalýþýrken her türlü önyargý, baðnaz anlayýþ, mezhep, tarîkat ve cemaat taassubundan uzak kalmalýyýz.
Kur’ân’ý ilk okuduðumuzda anlayamadýðýmýz yerler için baþka meallere de bakmalýyýz.
Farklý meallere baktýðýmýz halde içinden çýkamadýðýmýz, anlaþýlmasý güç olan âyetler olursa, güvenilir birkaç tefsîre baþvurmalý, akla, mantýða, bilimsel verilere ve evrensel ilkelere en uygun açýklamalar yapýlmýþ tefsirin açýklamalarýný tercih etmeliyiz.
Kur’ân’da geçen mecâzî ifâdeleri, anadilimizdeki mecaz kelimeleri de dikkate alarak doðru anlamaya gayret etmeliyiz. (Allâh’ýn eli deyimini-Devletin eli ifâdesi ýþýðýnda anlamak gibi..)
Kur’ân’da yer alan namaz, abdest, oruç, hac, vs. gibi ibâdetlerin uygulamalarýný mümkünse Peygamberimizin Sünneti ve Ehl-i Beyt’in açýklamalarý aracýlýðý ile öðrenmeli, yoksa güvenilir Ehl-i Beyt yolunun fýkýh-ilmihâl kitaplarýna baþvurarak yerine getirmeliyiz.
Kur’ân’ý anlama çalýþmasýnda aslâ sabýrsýz olmamalý, yavaþ fakat emin adýmlarla çalýþmamýzý devam ettirilmeliyiz.
Kur’ân-ý Kerîm’i en iyi þekilde anlayabilmek için Peygamberimizin (a.s) de hayâtýný okuyup bilgi sâhibi olmalýyýz...vs.
Bu kadar yoðun ve yorucu olacaðýný düþündüðümüz uðraþý ile Kur’ân’ý anlayacaksak bu iþ bize göre deðil dememeli. Bir iþe baþlamak onu bitirmek, ya da yarýlamak demektir. Belki her insan yukarýdaki açýklamalarýmýza göre “Kur’ân’ý anlama ve yaþama çalýþmasý” yapamayabilir. Bu kimseler, hiç olmazsa bir mealden faydalanýr, Kur’ân’ý anlamaya çalýþýrlarsa, inanýyoruz ki bulunduðu durumu daha iyi kavramaya baþlar, samimiyeti oranýnda çok faydalý sonuçlar elde ederler. Ve kendilerini Kur’ân aynasýnda seyrederek ne olup olmadýklarýný öðrenirler.
Evet... Kur’ân’ý tanýmanýn formüllerini aldýk, daha neyi bekliyoruz? Hâlâ;“Kur’ân’ý tanýma ve yaþama çalýþmasý” yapma zamaný gelmedi mi?
Haydi; “Bismillâh!”
asli_33
30-09-2006, 02:10 AM
SÜNNET
Ehl-i Beyt yoluna göre sünnet; Þerîat’ýn temel dayanaklarýndan ve Müslüman’lar için baðlayýcýlýðý olan kuvvetli esaslardandýr. Kur’ân-ý Kerîm’de yer alýp da herkesin anlayabileceði þekilde açýk olmayan hükümler, O Kitâb’ýn asýl öðretmenleri olan zâtlar (ki baþýnda peygamberimiz (a.s) gelir) tarafýndan söz ve pratik ile açýklanmýþ ve bunlar sünneti oluþturmuþlardýr. Nasýl ki Kur’ân’sýz bir Ýslâm düþünülemezse, Sünnetsiz de bir Kur’ân-Ýslâm elbette düþünülemez. Kur’ân’ýn, gerçek ve tartýþýlmaz muallimleri olan Ehl-i Beyt (a.s) ve Oniki Ýmâm efendilerimizin (a.s), kendilerinden sâdýr olduklarý sâbit olmak þartýylaher söz ve davranýþlarý sünnettir ve biz Ehl-i Beyt taraftarý Müslüman’lar için hüccettir vekabûle þâyandýr.
“Ehl-i Þîa” da denilen Ehl-i Beyt mektebi mensuplarýna, ýstýlâh olarak deðilse bile kelime anlamý itibâriyle “Ehl-i Sünnet” de denilebilir ve hattâ gerçek Ehl-i Sünnet, Ehl-i Þîa’dýr denilse, mübâlaða edilmiþ olmaz. Kur’ân ve Sünnet’in önemi ile ilgili olarak;
Ýmâmet semâsýnýn yýldýzlarýndan Ýmâm Mûsâ Kâzým (a.s) buyurdular; “...Her þey Allâh’ýn Kitâbý’nda ve Nebî’nin sünnetinde mevcuttur.”[19]
Altýncý hak Ýmâm Cafer Sâdýk (a.s) buyurdular; “Her þey Kur’ân’a ve Sünnet’e döndürülür. Her hangi bir hadîs(!) de Allâh’ýn kitâbýna uygun deðilse, o, uydurma bir sözdür. (hadistir)”[20]
Ehl-i Beyt Ýmâmlarý olan Oniki Ýmâm’larýn söz ve uygulamalarýnýn sünnet kapsamýnda görülmesinin sebebi de þudur ki;
Yüce Allâh Kur’ân-ý Kerîm’inde; “Allâh’a itâat ediniz, Resûle itâat ediniz ve sizden olan Ulu’l-Emre de...” [Nisâ (4): 59] buyurmakla, “Ulul emr”e itâatý da mutlak olarak zikretmektedir. Resûlullâh (s.a.a.) da bu zâtlarýn kimler olduklarýný beyân etmiþ ve bizlere kendisinden sonra Oniki Emîr’in (Halîfe-Ýmâm) geleceðini haber vermiþtir.[21] Biz de bu ve benzeri rivâyetlere dayanarak, Oniki Ýmâm’lara (a.s) uymanýn, Resûlullâh’a (s.a.a.) uymak, dolayýsýyla, Allâh’a da itâat etmek olduðuna inanmaktayýz. Zîrâ Onlar (a.s), Resûlullâh’ýn (a.s.) “Râþid halîfeler”idirler.
asli_33
30-09-2006, 02:11 AM
Ýmâm Cafer Sâdýk (a.s) buyurdular; “Benim sözüm, babamýn sözüdür, babamýn sözü, dedemin sözüdür, dedemin sözü, Hüseyin’in (a.s) sözüdür, O’nun sözü, Hasan’ýn (a.s) sözüdür, Hasan’ýn (a.s) sözü, Emîrü’l müminîn Ali (a.s)’ nin sözüdür, Ali’nin (a) sözü, Resûlullâh’ýn sözüdür, Resûlullâh’ýn hadîsi (sözü) de Allâh’ýn kavli (sözü) dür.”[22]
Demek oluyor ki; bu ýþýk kaynaktan yayýlýyor, bu sýzýntý kaynaktan sýzýyor, bu nehrin suyu saf olarak kaynaktan coþup akýyor. Nebî’nin (a.s.) vârisleri, Nûr-u Ahmed (a) ile nurlanmýþ, Lisân-ý Mustafâ (a) ile kelâm ediyorlar. Kendiliðinden, nefsânî ve hevâî söylemiyorlar. Vâris-i Enbiyâ olan Oniki Ýmâm’larýmýz (a.s.)Nûr-uNebî’yi, Ýlm-i Nebî’yiilâhî bir inâm ve ikrâm olarak membaýndan ve müteâkiben birbirlerinden almakla kemâl-i ilim ve ahlâka sâhip oluyorlar. Öyle ki, Ýmâmlarýmýzýn (a) her birisi, Peygamberimiz (s.a.a.) onlarýn zamanýnda yaþasa idi, nasýl konuþur, nasýl yapar, nasýl davranýr, nasýl bir mücâdele metodu seçer, sorunlarý nasýl çözer idi ise, onlar da öyle yapýyorlar ve yaptýklarý da sünnet hükmüne geçiyor.
Biz Ehl-i Beyt yolu yolcularý, Hz. Peygamber efendimizin (a.s.); “Kim benim adýma yalan konuþursa cehennemdeki yerine hazýrlansýn.”[23] hadîs-i þerîfi gereðince O yüce Resûl’e (a.s.) ve O’nun nûrundan feyizlenen Ehl-i Beyt Ýmâmlarýna (a) yalan isnât edilmesine þiddetle karþý olmuþuz ve böylesi hallerden de þâný yüce Allâh’a sýðýnýrýz.
Ve yine; O güzeller güzeli Efendimiz’in (a.s.); “Her bidat dalâlettir, her dalâlet de cehenneme götürür.” [24]
Ve yine; “Onlar ki ahbâr ve ruhbâný (din adamlarýný) Allâh’tan gayrý Rabler edindiler...” [Tevbe (9): 31] âyetisorulduðunda Ýmâm Cafer Sâdýk’ýn (a.s);“Vallâhi onlar, din adamlarý için ne oruç tuttular, ne de namaz kýldýlar. Onlar din adamlarýna ibâdet etmediler, din adamlarýna ibâdete çaðrýlmadýlar. Ancak,din adamlarý onlara helâli harâm, harâmý da helâl kýldýlar, onlar da din adamlarýna bu hükümlerinde tâbî olmak sûretiyle, farkýna varmadan, þuursuzca ibâdet etmiþ ve onlarý Allâh’tan gayrý Rabler edinmiþ oldular.” [25] þeklindeki açýklamasýnýn farkýnda olarak, bizlere ulaþan rivâyetleri, Kur’ân mihengine vurup, Kur’ân süzgecinden geçirerek rehber ediniriz. Ve kabûl ederiz ki;
Canlar câný Resûlullâh (a.s);“Ey insanlar! Benden size ulaþtýrýlan hadîsler Kur’ân’a uygun ise onu ben söylemiþimdir. Þayet Kur’ân’a aykýrýsözler benim aðzýmdan nakledilirse, bunu biliniz ki ben Kur’ân’a aykýrý söz söylemem.”[26] buyurmuþ,
Ýmâm Cafer Sâdýk (a.s) da;“Bütün rivâyetleri Kur’ân mihengine vurunuz. O’na uygun olanlara sarýlýnýz. Kur’ân’a ters düþenleri ise reddediniz. Zîrâ, ne Resûlullâh (s.a.a.v.) ne de biz Ehl-i Beyt, Kur’ân’a aykýrý sözler söylemeyiz.”[27] buyurmuþlardýr.
asli_33
30-09-2006, 02:11 AM
Ehl-i Beyt mektebinde sünnetin kendisinden alýnacaðý, hadîs-i þerîfkitaplarýndan bazýlarý þunlardýr:
1.Usûl ve Furû-u Kâfî: Ebû Cafer Muhammed Kuleynî
2.Men lâ yahduruhu’l Fakîh: Ebû Cafer Sadûk Kummî
3.Tehzîb: Ebû Cafer Muhammed b. Hüseyin Tûsî
4.Ýstibsâr: Ebû Cafer Muhammed b. Hüseyin Tûsî[28]
5.Bihâru’l Envâr: Muhammed Bâkýr Meclisî
6.Vesâilü’þ Þîa: Allâme Hurru’l Âmûlî
7.Nehcü’l Belâða (Hz. Ali’nin hutbeleri): Seyyid Radýyy
8.Tuhafu’l Ukûl: Hasan b. Ali Harrânî
9.Sefînetü’l Bihâr: Þeyh Abbas Kummî
10.Müstedrekü’l Vesâil: Þeyh Abbas Nûri ...vb.
Adý geçen kaynaklar ve daha niceleri sünneti anlama ve yaþamada baþvurulacak kaynaklar olmakla birlikte, elbette ki Kur’ân-ý Kerîm gibi ilâhî koruma altýnda olan eserler olmayýp, bazý anlaþýlmasý müþkil olan rivâyetler hadis usûlü ilmi öðrenmek sûretiyle kavranabilir, anlaþýlabilir, iþin ehlinden sorularak ilgili konularda bilgi edinilebilir.[29]
Ehl-i Sünnet kardeþlerimizin de temel hadîs kaynaklarý olarak kabul ettikleri ve zaman zaman biz Ehl-i Beyt yolu baðlýlarýnca da baþvurulan eserlerden bazýlarý ise þunlardýr:
1.Sahîh-i Buhârî: Buhârî
2.Sahîh-i Müslim: Müslim
3.Sünen-i Tirmizî: Tirmizî
4.Sünen-i Ebî Dâvûd: Ebû Dâvud
5.Sünen-i Nesâî: Nesâî
6.Sünen-i Ýbni Mâce: Ýbni Mâce[30]
7.Sünen-i Dârimî: Dârimî
8.Sünen-i Ahmed: Ahmed b. Hanbel
9.Sünen-i Beyhakî: Beyhakî
10.Muvatta: Mâlik b. Enes
11.Müstedrek: Hâkim Nîþâburî
12.Kenzul Ummâl: Muttakî El Hindî ...vb.
asli_33
30-09-2006, 02:12 AM
[1] Ayrýntýlarýna girmediðimiz fýkhî hükümler için bakýnýz: Seyyid Rûhullâh: Tam ilmihâl, Tahrîru’l Vesîle, Seyyid Hoî: Tam ilmihâl, Minhâcü’s Sâlihîn, Cevâd Tebrizî: Tam ilmihâl, Allâme Hýllî: Þerâiu’l Ýslâm, Muhtasaru’n nâfi fî fýkhý’l Ýmâmiyye...vb.
[2] Bazý çok bilmiþler Alevîlik ile Þîiligin birbirinden farklý þeyler olduðunu, Alevîlerin mezhep olarak Caferî olmadýklarýný iddia etmektedirler. Bunlar ya hakîkaten câhildirler, hiç bir klasik Alevî eseri okumamýþlar, kendi kendilerine ahkâm kesiyorlar, ya da bile bile insanlarý saptýrmaya, Alevîliði evrensel olmaktan çýkararak Anadolu sýnýrlarýna hapsetmeye ve böylelikle alçakça emellerine ulaþmaya çalýþmaktadýrlar. Bu kimselere diyoruz ki; “okuyun da adam olun! Adam olmaya niyetiniz yoksa adam olma yolunda olanlara gölge etmeyin.”
[3] Masûmiyet ve delilleri ile ilgili bakýnýz: Kadri Çelik: Bir devrimin anatomisi: sh: 643-652, Muhammed Ticâni: Doðrularla birlikte: sh: 288-298
[4] (a.s.):“Selâm O’nun üzerine olsun” manasýna gelir ki, bu ifâde þekli yalnýzca peygamberler için kullanýlmayýp, ilâveten peygamberimizin (s.a.a.) Ehl-i Beyt’ine de salavât getirilirken, hem topluca ve hem de ferd ferd kullanýlabilir. Bu selâm tabiri Ehl-i Beyt kaynaklarýnda Ehl-i Beyt’in fertleri için sürekli kullanýldýðý gibi, Ehl-i Sünnet (Sünnî) kardeþlerimizin de bazýkaynaklarýnda ayný þekilde geçmektedir. Bakýnýz: Sahîh-i Buhârî c: 6 sh: 101, 124 c: 4 sh: 208, 209c: 8 sh: 155, 190, Sünen-i Tirmizi: Hd. no: 3769, Sünen-i Ebî Dâvûd: Hd. no: 4630, 4646... vb.
[5] Alemdâr (Ehl-i Beyt) takvimi 1997, Ali Ýrfan: Alevî ve namaz.
[6] Bakýnýz: Maurice Bucaille: Kitâb-ý Mukaddes Kur’ân ve bilim...
[7] Din hakkýnda geniþ bilgi için bakýnýz: Sâlih Gürdal: Din nedir?, Yaþar Nûri Öztürk: Din ve fýtrat, Yusuf Kerimoðlu: Kelimeler kavramlar, Ali Ünal: Kur’ân’da temel kavramlar, Ali Þerîatî: Dinler târihi, Dîne karþý din..., Mevdûdi: Gelin Müslüman olalým, Hâþimî Rafsancanî: Ýslâm öncesi câhiliye ve din gerçeði, Murtazâ Mutahharî: Hak ve bâtýl, Mehmet Alagaþ: Din gerçeði ve Ýslâm, Tevhît ve þirk, Seyyid Kutub: Din bu... vb.
[8] Bakara sûresi (2): 177
[9] Ra’d (13): 8, Furkân (25): 2, Ahzâb (33): 38, Vâkýa (56): 60
[10] 1990-2000 yýllarý itibâriyle
[11] Mezheplerle ilgili bakýnýz: M. Ebû Zehrâ: Mezhepler Tarihi, Suphi Sâlih: Ýslâmmezhepleri ve müesseseleri, Abdulbâki Gölpýnarlý: Tarih boyunca Ýslâmmezhepleri ve Þîilik, Zübeyir Yetik: Ýslâm düþünce târihinde mezhepler...vb.
[12] Þeyh Kuleynî: Ravzatu’l-Kâfî: c: 8 sh: 224 had. no: 283
[13] Saîd-i Nursî: Sözler, 25. söz, Ýþârâtü’l-ÃŽcâz: sh: 11
asli_33
30-09-2006, 02:14 AM
[14] Müslim: Sahih-i Müslim: c:2 sh: 362, Tirmizi: Sünen-i Tirmizi: c: 5 sh: 328, 329, Nesâi: Hasâis-i Nesâi tercm: sh: 21, Ahmed b. Hanbel: Müsned: c: 2 sh: 14, 17, 26, 59, c: 3 sh: 366, 371, c: 5 sh: 171, 181, Dârimi: Sünen-i Dârimi: c: 2 sh: 431, Beyhaki: Sünen-i Beyhaki, El Hâkim: Müstedrek: c: 3 sh: 109, 148, Muttakî el Hindî: Kenzul Ummâl: c: 13 sh: 104, A. Z. Gümüþhanevî: Râmuzul Ehâdis: sh: 362, Taberâni: Mucemül Kebîr: sh: 137, Mucemüs Saðîr: c: 1 sh: 131, 135, Suyûti: Câmius Saðîr: c: 1 sh: 353, Muhyiddin Nevevî: Riyâzüs Sâlihîn tercm: c: 1 sh: 379, 380, Ýbrahim Canan: Hadis Ansp: c: 12 sh: 414-420, Rûdânî: Büyük Hadis Külliyâtý (Cemul Fevâid): c: 1 sh: 43, Yusuf Kandehlevî: Hayâtüs Sahâbe: c: 2 sh: 651, M. Âsým Köksal: Ýslâm Târihi: c: 17 sh: 313, Altý parmak peygamberler tarihi: sh: 554, Ziya Þâkir: Mezhepler tarihi: sh: 157, 158, Ýbnül Esîr: Üsdül Ðâbe: c: 2 sh: 12, Ýbn-i Ýshâk ve Ýbn-i Hiþâm: Sîre, Tefsir-i Ýbn-i Kesîr: c: 4 sh: 113, Tefsir-i Hazin: c: 1 sh: 4, Suyuti: Dürrul Mensur: c: 2 sh: 60, c: 6 sh: 7, 306, Konyalý Mehmet Vehbi: Hülâsâtül Beyân: c: 13-14 sh: 5139, Kadý Ýyâz: Þifâ-i Þerîf: sh: 443, Seyyid Eyyüb b. Sýddýk: Peygamberimiz ve dört büyük halîfe: sh: 433, Þemseddin Sivâsî: Dört halîfenin menkýbeleri: sh: 538, Salih Suruç: Peygamberimizin hayâtý: c: 2 sh: 682, Lütfullâh Ahmed: Hz. Muhammed’in hayâtý: c: 1-2 sh: 573-574, Saîd-i Nursî (r.h.): Lem’alar: sh: 22, M. Cemal Öðüt: Fâtýmatüz Zehrâ: sh: 121, M. Necati Bursalý: Hz: Ebû Bekir: sh: 140, 141, Hz. Ali: sh: 182, 183, Hz. Fâtýma: sh: 184, Yaþar Kaplan: Hz. Ali: sh: 215-217, Burhan Bozgeyik: Oniki Ýmam ve Alevîlik: sh: 15, 20, 24, 28, 59, Mehmed Kýrkýncý: Alevîlik nedir?: sh: 14, 59, 63, Cihan Aktaþ: Hz. Fâtýma: sh: 70, Murat Sarýcýk: Kavram ve misyon olarak Ehl-i Beyt: sh: 45-47, Tevfik Ebu Ýlm: Hz. Fâtýma: sh: 49-53, Yaþar Nuri Öztürk: Ehl-i Beyt’in annesi Hz. Fâtýma: sh: 117, 118, Asrý saadetin büyük kadýnlarý: sh: 143, Fuzûli: Hadikatüs Süadâ tercm: sh: 123, Abdulbâki Gölpýnarlý: Mesnevi Þerhi: c: 2 sh: 144, Þeyh Kuleyni: Usûl-u Kâfî: c: 2 sh: 41, El-Harrâni: Tuhaful Ukûl tercm: sh: 65, 961, Þeyh Müfid: Ýrþâd (Oniki Ýmâm’ýn hayâtý) tercm: sh: 126..160, M. Ticâni: Nasýl hidâyete erdim?: sh: 211, 212, M. Kýtay: Hakîki Ýslâm târihi ve Ehl-i Beyt: sh: 161, Prof. 1400 (Nazmi Nizâmi Sakallýoðlu): Ehl-i Beyt ilmihâli: sh: 53, Ehl-i Beyt davasý: c: 1 sh: 311-314, c: 2 sh: 34, 517, Abdulbâki Gölpýnarlý: Sosyal açýdan Ýslâm târihi: sh: 156, 157, Enis Emir: Fazilet-i Ehl-i Beyt-i Resûlillâh, Cafer Sübhâni: Hz. Ali’ye neler yaptýlar?: sh: 122.., El-Ýlahiyat: c:2 sh: 585-586, Ehl-i Beyt Mesajý dergileri: sayý: 1, 2, 15.., Âyetullâh Humeynî (r.h.): Ýlâhî siyâsî vasiyetnâme tercm: sh: 23, Meydan Larousse: Ehl-i Beyt maddesi, Yeni rehber ansp: c: 6 sh: 209, Seyyid Þerafeddîn: El-Müracaat, Seyyid Ali Milânî: Risâleler, Allâme Emînî: El-Ðadîr...
[15] Kuleynî: Usûl-u Kâfî: c: 4 sh: 403 Kitâb-u fazli’l Kur’ân, hd. no: 13, Muhammed Bâkýr Meclîsî: Býhâru’l-Envâr: c: 46 sh: 107
[16] Kuleynî: Usûl-u Kâfî: c: 4sh: 409
[17] Kur’ân’ýn her türlü tahrîf ve deðiþtirilmeden korunduðuna dâir bakýnýz: Cafer Sübhânî: El-Ýlâhîyât: c:2 sh: 945-949, Muhammed Hâdî: Sýyânetü’l Kur’âni mine’t tahrîf (Kur’ân’ýn tahriften korunmuþluðu), ve bir sonraki dipnotta verilen kaynaklar.
[18] Kur’ân hakkýnda geniþ bilgi için bakýnýz: A. Sabri Hamedani: Ýmâm Cafer Sadýk buyruklarý: sh: 134, Ýslâm’da ýþýklý yol (Ehl-i Beyt yolu), Usûl-ü Kâfî: c: 4, Kur’ân’ýn fazileti bâbý, Cafer Sübhani: El-Ýlâhiyât: c:2 sh: 206-416, Said-i Nursî (r.h.): Sözler: 25. söz, Þîa-Ýmâmiyye inançlarý: sh: 14, Seyyid Radýyy (r.h.): Nehcül Belâða (Hz. Ali’nin söz ve hutbeleri) sh: 53, Mehdi Pur: Dînî makâleler, Þirali Bayat: Sûrelerin fazileti, Ali Kirazlý: Ben bir Alevîyim, Ehl-i Beyt Mesajý dergisi: sayý: 2, Seyyid Hüseyin Nasr: Ýslâm idealler ve gerçekler, Murtazâ Mutahhari (r.h.): Kur’ânî araþtýrmalar, Allâme Tabatabâî (r.h.): Ýslâm’da Kur’ân, Muhammed Bâkýr Sadr (r.h.): Kur’ân okulu, Hâþimi Rafsancâni: Kur’ân çerçevesinde, Dr. Beheþti (r.h.): Kur’âný anlama metodu, Ali Þeriati (r.h.): Kur’ân’a bakýþ, Muhammed Hüseyin Fazlullâh: Min vahyil Kur’ân, Þaban Karataþ: Þîa’da ve Sünnîkaynaklarda Kur’ân târihi, Muhammed Kutub: Kur’âný nasýl okuyalým?, Mevdudi: Kur’âný nasýl anlayalým?, Mehmet Alagaþ: Kur’âna yönelirken, Abdullâh Yýldýz: Kur’âný anlamak farzdýr, M. Fethullâh Gülen: Ýnancýn gölgesinde 2, Dr. Ýsmail Karaçam: Sonsuz mucize Kur’ân....vb.
[19] Kuleynî: Usûl-u Kâfî: c: 1 sh: 80 Ýlmin fazileti kitâbý, Furû-u Kâfî: c: 6 sh: 58, 60, Tehzîb: c: 8 sh: 55, Ýstibsâr: c: 3 sh: 288
[20] Kuleynî: Usûl-u Kâfî: c: 1 sh: 89 Ýlmin fazileti kitabý
[21] Sahîh-i Buhârî: Kitâbul Ahkâm: 51. Bâb c:8,Sahîh-i Müslim: had. no: 1821..., Sünen-i Tirmizi: had. no: 2223, Sünen-i Ebî Dâvûd: had. no: 4279, 4280, Müsned-i Ahmed bin Hanbel: c: 1 sh: 398, 406, c:5 sh: 86-89, 90, 92, 94-101, 106-108,
[22] Kuleynî: Usûl-u Kâfî: c: 1 sh: 68, Þeyh Müfid: El-Ýrþâd tercm: sh: 327
[23] Usûl-u Kâfi: c: 1 sh: 80, Men lâ yahduruhul fakîh: c: 3 sh: 372, c: 4 sh: 264
[24] Men lâ yahduruhul fakîh: c: 2 sh: 88, c: 3 sh: 374,
[25] Usûl-u Kâfî: c: 1 sh: 68, 69
[26] Usûl-u Kâfî: c: 1 sh: 89
[27] Usûl-u Kâfî: c:1 sh: 9, 88, 89
[28] Bu dört kaynak için “Kütüb-ü Erbea” (temel dört kaynak eser) denilir.
[29] Hüseyin Hâtemî: Temel kaynaklardan yararlanmada yöntem.
[30] Bu altý kaynak için “Kütüb-ü Sitte” (temel altý kaynak eser) denilir.
asli_33
30-09-2006, 02:16 AM
Canlar ..bu konuyu bir siteden kopya ettim ..okumanýzý ve görüþlerinizi belirtmeniniz rica ederim ..olumlu veya olumsuz eleþtirileriniz..Kuran hakkýndaki yorumlarýnýz...sitede Alevi Ýlmihali olarak geçiyor ..www.caferilik.com
s sadýk
30-09-2006, 04:04 AM
aslý haným bu kadar deðiþik þekillerde aleviyi inancý anlatmýþsýnýz
hakkýn teblihlerini ileten hakkýn gönderdiði öðretmenn hancý pervane aracýlýðýyla gönderilen teblihleri kabul ediyormusun birde aþaðýdaki soruya ne cevap veriyorsun
hayasýný gösterenin ibadeti kabul deðil
bileklerindeki kemik cýkýntýsýnda gerisi haya olarak gecmektedir bu iþeret ayaðýnýn bileðindede vardýr boynundada
bunlarý kabul etmeyenin alevi olmasý veya olmamasý hiç bir ifade etmez
asli_33
30-09-2006, 04:30 AM
Sadýk Bey bu konuyu ben yazmadým..o kadar okudu iseniz..nerden alýntý yapýldýðý gözünüzden kaçmýþ olmalýý
asli_33
30-09-2006, 04:42 AM
Hancý pervane senin dar dünya görüþün beni ilgilendirmez ..haya kavramýna gelince ..senin düþüncene göre kara çarþaf giyinmemiz gereklii...benim Aleviliðimi giyimle yargýlýyorsan o zaman senin nefsin ile bir sorunun var diyecem ..karþýndaki insana ne gözle baktýðýn önemli ....
yolcu_58
30-09-2006, 11:13 AM
zaman ayýrýp bukadar ugraþtýgýn emegýne saglýk
Azadi
01-10-2006, 01:37 AM
BÝSMÝLLAHÝRRAHMANÝRRRAHÝM
Alevi inancýnýn ýrk kültür ve bölgecilik kalýplarýndan uzak Kur'an ve Ehli Beytin kaynak kabul edildiði þekliyle tanýnmasý ve uygulanmasý gerektiði anlayýþýný benimsemiþ bir insan olarak bu tür sitelerde pek yer almasada zaman zaman dile getirilmesi beni memnun etti.
kur'anýn deðiþmediði ve hükümlerinin uygulanabilirliði Tüm insanlýða rehber olacak Allahýn sözleri olduðu konusu genel Müslüman çevrelerce kabul görmektedir.
Ayrýlýða neden olan konu Anlayýþ ve uygulayýþtaki farklýlýklardýr.
Bazý toplumlar vardýrki Kur'an bize yeter dediler.
Ehli Beytin mukaddesatýný hiçe saymaya çalýþtýlar.
Elbetteki hüsranlarý geç olmadý.
Hükümdarlarýn siyasetlerine uyup Ehli Beytin önderliðini kabullenemadiler.
O zamanlar Irksal soya dayalý baðlýlýk kabul görülmüyordu.
Yani Peygamber soyundan gelmek Dini liderlik için yeterli deðildi.
Ýþin ilginci bu sünni itikada mensup toplumlar çoðu zaman tarikat þeklinde þekillenen yapýlanmalarda lider olarak seçtilkeri kiþileri seyyid diyerek Peygamber efendimize baðlamýþ bu þekilde tanýtmýþtýr.
Ehli Beytin haklarýnýn gaspedilmesi haricinde doðduðu topraklardan süðrülmeside merkezi otoritenin korku ve kaygýlarýnýn ürünüdür.
Arap olmayan toplumlarýn Ýslamý kýlç zoruyla kabullendirimesi uygulamasýna karþýn Ehli Beyttaraftarlýðý bu iþi muhabbet ve sevgi ile gerçekleþtrimiþ ve Arap olmayan arasýnda Ehli Beyt sevgisinin bu kadarderin izler býrakmasýnýn nedenide budur.
Dini öðrenilecek kaynaklar
felsefe fýkýh siyaset konularýnda Alevi inancýnýn özgürce araþtýrýlýp tanýnmasý için öncelikle koyu ýrkçý düþünceden uzak olmak gerekir.
Bir diðer etken olan siyasetin din üzerindeki egemenliðini kabul etmemek ve her zaman siyaseti üzerinde korunan dinin olmasý gerekir.
Bir diðer konu tarihin iyi anlaþýlmasý.
geçmiþ tarihlerde taraflý açýklamalardan kaynaklanan düþmanlýklarý iyi tanýmalýyýz.
Osmanlý tarihi için Þah ÝSmail rafizi dinin temelini sarsan içkici korkak ve dini, siyasete alet eden kiþidir.
Eðer Osmanlý sevdalýlarýnýn tarihiyle Aleviliði tanýmaya kalkar isek o zaman bizlerde resmedilen Þah Ýsmailin tavrýna bürüneceðiz yada kendi benliðimizde oluþturduðumuz kahraman Þah Ýsmailin yolundan gitmeye çalýþacaðýz.
Kýzýlbaþ Þii Alevi Caferi kelimelerinin ayný konu baþlýðý altýnda söylenmesi bir tesadüf deðildir.
Birbiriyle baðlarý mevcuttur. Genelde Anadolu alevisi olduðunu iddia eden çevrelerin onlar ÞÝidir Biz aleviyiz iddalarýna karþýn bir sünni için Þii ile Alevi aynýdýr.
Peki bu ayrýmýn tarihi nereye dayanýyor.
Yada Þii düþmanlýðý ner zamandan baþlýyor.
Ýran ÝSlam Ýnkýlabý öncesi Þiinin adý bile geçmezken bugün her çevrenin dilinde dost düþman herkesin ilgi alanýna girmiþtir.
Katý islam anlayýþý muhafazakarlýk takkiye muta namazda ellerin açýk olmasý ve benzeri, konularda sadece taraflý sözlere itimat edilmekte Þiiliði aslýndan öðrenme amacý yerine iftira ve karalamaya pirim verilmektedir.
Anadolu Alevisinin biz namaz kýlmayýz bizim namazýmýz kýlýnmýþtýr
bize oniki imam orucu vardýr sözleri her yönden kapatýlmýþ dýþ çevre ile iliþkisi kesilmiþ ve yýllarca yasaklanmýþ bir inancýn kendi içinde oluþturduðu veya bilinçli olarak oluþturulan bir düþünce sisteminin ürünüdür.
Osmanlýnýn Aleviliði yasaklama uygulamasý iç bölgelerde serbesçe dolaþan Alevi önderi vasfýndaki kiþilerin uygulamalarýna zýt görünmektedir.
Alevilik yasaklý ve düþman kabul edilirken tekkelerde Aleiv dedelerinin bu kadar serbest hareket etmesi çeliþki deðilmidir.
Þimdi bile tam olarak serbestlik olmamasýna raðmen Aleviliðin din hizmetleri olarak kurumlaþmasý acaba dýþ etkenlerin organizasyonu olamazmý.
oniki Ýmamlarýn söz ile kabul edilmesine raðmen yaþam ve uygulamalarýna yer verilmemesi ve sadece biz onlarý seviyoruz denilmesi ne kadar geçerlidir.
Ýmamlarýmýzý sevmek ayný zamanda yolundan gitmek deðilmidir.
çömez
01-10-2006, 11:29 PM
Sayýn Aslý33
Keþke böyle bir alýntý yapmasydýn,Ortadoks bþiilk,Sünnilik ile arasýndaki tek fark,Hz.Ali,!2 Ýmam ve Ehlibet sevgisi,
Bir ara kendimi ben Þeratcýlarýn sitesindemiyim diye hissetim
Anadolu Aleviliði,Irkcýlýk deðildir, bir gerçektir,
Caferiler kendilerine Alevi demezler,
Anadolu çok farklýdýr hem inanç,hem kültür, hemde yaþam biçimi olarak,ortadoðu þiasý iale arasýnda ortak nokta ehlibeyt sevgisidir,ve inanç rütiellerimiz çok farklýdýr.
Saðlýcakla kal.
vBulletin® v3.6.5, Copyright ©2000-2010, Jelsoft Enterprises Ltd.