PDA

: 12 imam


yolcu_58
11-09-2006, 06:02 AM
Hz.AliHz. Emir-ül Mü'minin Ali (a.s),

Beni Haþim kabilesinin büyüðü, Hz. Peygamber-i Ekrem’in amcasý Ebu Talib'in oðludur. Ebu Talib, Peygamber efendimizi çocukluk döneminden itibaren kendi evinde büyütüp himayesi altýna almýþ, Hazret’in peygamberliðe seçilmesinden sonra da hayatta bulunduðu sürece o ilahi nuru, kafirlere, özellikle de Kureyþ kafirlerine karþý korumuþ, bu uðurda hiçbir fedakarlýktan geri durmamýþtýr.
Hz. Ali, (meþhur rivayete göre) bi'setten on yýl önce dünyaya gelmiþtir. Altý yaþýnda iken de Peygamber'in isteði üzerine, Mekke ve yöresinde meydana gelen kuraklýk nedeniyle maddi sýkýntýya giren babasýnýn yanýndan ayrýlarak, Peygamber'in evinde yaþamaya baþlamýþ, böylece bizzat o Hazret’in eðitimi altýna girmiþtir.Bu arada Peygamber-i Ekrem, gelenek haline getirdiði Hire daðýndaki yýllýk ibadeti esnasýnda ilk vahiy inerek peygamberliðe seçildikten sonra eve dönüp olayý anlattýðýnda, o Hazret’e ilk iman getiren kiþi Hz. Ali (a.s) olmuþtur. Yine Ýnzar ayeti ismiyle meþhur olan “En yakýn aþiretini uyar” [3] ayet-i kerimesi nazil olarak Peygamber-i Ekrem yakýn akrabalarýný uyarmakla görevlendirildiðinde, Hz. Resul akrablarýný toplayarak onlara: "Sizlerden kim, benim bu görevimde bana yardým etmeye hazýrdýr ki, benim kardeþim, vasim ve aranýzda halifem olsun?" buyurduðunda, onlarýn arasýndan yalnýzca Hz. Ali (a.s) ayaða kalkarak imanýný ibraz etmiþ, buna müteakip Peygamber-i Ekrem de mübarek elini Hz. Ali’nin omuzuna koyarak: “Bu benim kardeþim, vasim ve sizin aranýzdaki halifemdir; onu dinleyin, ona itaat edin” buyurarak o Hazret’in iman etmesini kabul etmiþ ve Ýslam dininin ilk baþýndan itibaren kendinden sonra Hz. Ali’nin geldiðini vurgulamýþtýr. Böylece Ali (a.s) Müslümanlar arasýnda ilk iman getiren ve hayatý boyunca Allah'tan baþkasýna tapmayan ilk þahsiyet olmakla birlikte, Hz. Resulullah (s.a.a)’dan sonra Ýslam dininin ikinci þahsiyeti oluvermiþtir.Ali (a.s), Peygamber-i Ekrem’in hicretine kadar devamlý onunla birlikte olmuþ, düþmanlarýna karþý onu savunmuþ, kafirlerin Allah Resulü’nü katletme kararý aldýklarý hicret gecesi de Ali (a.s), canýný feda etmek pahasýna, Peygamber efendimizin yataðýnda yatmýþ ve Resul-ü Ekrem bu sayede gizlice evden ayrýlarak emniyet içerisinde Medine'ye doðru yola koyulabilmiþtir.[5] Hz. Rusulullah’ýn emniyete kavuþmasýndan sonra da o Hazret’in vasiyeti üzerine, Peygamber-i Ekrem’in nezdinde emanet olan halkýn emanetlerini sahiplerine iade ederek annesini, Resul-ü Ekrem’in sevgili kýzý Fatimei Zehra’yý baþka iki kadýnla birlikte alýp Medine'ye doðru hareket etmiþtir.Medine'de devamlý Resulullah’la birlikteydi. Peygamber-i Ekrem hiçbir zaman gizlide ve açýkta onu kendisinden ayýrmadý. Biricik sevgili kýzý Hz. Fatýma'yý zevce olarak ona münasip gördü. Müslümanlar arasýnda kardeþlik akdi okuttuðunda, Ali'yi (a.s) kendisine kardeþliðe layýk gördü.Ali (a.s) Peygamberin katýldýðý tüm savaþlarda hazýr bulundu. Bir tek Tebuk savaþýna katýlmadý. O da Peygamberin emri ile Medine'de Peygamberin yerinde kaldýðý içindi. Ýþte o zaman, yine Hz. Ali’nin seçkin makamýný ümmetine bildirmek gayesiyle Hz. Ali’ye hitaben: “Sen bana oranla Harun’un Musa’ya oranla sahip olduðu mevkie sahipsin; ancak benden sonra peygamber gelmeyecektir” buyurdu.“[8] Böylece peygamberlik dýþýnda sahip olduðu makamlarýnýn tamamýn Hz. Ali (a.s)’da da bulunduðunu açýkca gözler önüne sergiledi. Hz. Ali hiç bir savaþta geri adým atmadý; hiçbir an düþmandan kaçmadý; hiçbir þart altýnda Peygamberin emrinden çýkmadý. Ýþte bu nedenledir ki, Peygamber-i Ekrem’in: "Hiç bir zaman Ali haktan ve hak da Ali'den ayrýlmaz" övgüsüne mazhar oldu.Ali (a.s) Peygamber'in vefatýnda otuz üç yaþýndaydý. Tüm dini faziletlere sahip olup, sahabe içerisinde her açýdan en seçkin mevkide olmasýna ve Hz. Resulullah (s.a.a)’ýn ümmete açýkça: “Ben kimin mevlasý (efendisi) isem Ali de onun mevlasýdýr” [10] ve “Ali benden sonra her mü’min erkeðin ve mü’me kadýnýn velisidir” [11] buyurmasýna raðmen o Hazret’in genç olmasý ve Peygamber'in savaþlarýnda kafirlerden bir çoðunu öldürüp, onlardan düþman kazanmasý bahane edilerek hilafetten kenara itildi. Böylece o Hazret’in eli tüm genel olaylardan kesildiðinde evinin bir köþesine çekilerek özel kiþileri eðitmeye baþladý. Peygamber'in vefatýndan sonra 25 yýl üç halifenin hilafet zamaný geçti. Üçüncü halife Osman öldürüldüðünde halk Hz. Ali'ye (a.s) biat ederek onu hilafete seçti.Hz. Ali (a.s) dört yýl dokuz ay süren hilafeti müddetinde Peygamber'in siretine uyup, hilafet'e inkýlap ve kýyam ruhu verdi. Toplumda çeþitli ýslahlara baþ vurdu. Elbette bu ýslahlar, bir kýsým çýkar peþinde koþanlarýn zararýna olduðu için sahabeden bazýlarý, Ümm-ül Mü'minin "Ayþe" "Talha" "Zübeyr" ve "Muaviye" liderliðinde üçüncü halifenin kanýný bahane ederek halifeye karþý çýkýp, çeþitli çirkin olaylara sebebiyet verdiler. O hazret bu fitneleri yatýþtýrmak için Basra yakýnlarýnda Ayþe, Talha ve Zübeyr ile savaþtý ve bu savaþ, Cemel savaþý adýnda maruf oldu. Irak ve Þam sýnýrlarýnda Muaviye ile savaþtý; bu savaþ Sýffýn savaþý adýný aldý ve bir buçuk yýl devam etti. Nehrevan adýyla maruf olan muharebesinde de Hariciler ile savaþtý.
Böylelikle o hazretin hilafet müddetice gösterdiði çabalarýn bir çoðu iç kargaþalarý gidermek yolunda geçti. Çok geçmeden Hicretin 40. yýlý Ramazan ayýnýn 19. günü Kufe mescidinde, sabah namazýnda, Hariciler tarafýndan yaralanýp iki gün sonra þehit oldu.Hz. Emir-ül Mü'minin (a.s) tarihin tanýklýðýna, dost ve düþmanýn itiraflarýna göre insani deðerlerde hiçbir eksikliði olmayýp Ýslami faziletlerde Peygamberin terbiyesine tam bir örnek idi. Onun þahsiyeti hakkýnda yapýlan bahisler, Þia ve Ehl-i Sünnet ve bu konuda bilgi sahibi olanlar tarafýndan yazýlan kitaplar hiç kimse hakkýnda olmamýþ ve yazýlmamýþtýr.
Ali (a.s) ilim ve bilgi açýsýndan Peygamberin ashabý arasýnda en üstünüdür. Ýlmi açýklamalarýyla özgür kanýtlama ve burhan tarzýný ortaya koyduðu gibi, ilahi öðretilerde ve felsefi bahislerde de bulundu. Kur'an'ýn lafzýný korumak için Arapça dilbilgisi kurallarýný icat ettiði gibi Kur'an'ýn batýnýnda da konuþtu. Hitabet etmekte en becerikli, Araplar içinde (birinci bölümde geçti) þecaatte dillere destan idi. Peygamberin zamanýnda ve ondan sonra yaptýðý savaþlarda hiçbir zaman paniðe kapýlmadý. Defalarca çeþitli olaylar örneðin Uhud, Huneyn, Hayber ve Hendek gibi savaþlarda Peygamberin ashabý ve ordusu paniðe kapýlýp titrediler, bazýlarý da firar ettiler. Fakat Ali (a.s) bunlarýn hiç birinde düþmana sýrt çevirmedi. Savaþta ün kazanan yiðitlerle savaþtýðýnda hiçbiri kurtulamadý. Bu güce sahip olduðu halde güçsüzlerle savaþmadý. Firar edeni takip etmedi, gece saldýrý yapmazdý ve suyu düþmana kesmezdi.Hayber savaþýnda hücum edip kalenin kapýsýný yerinden söküp bir kenara atmasý tartýþýlmaz tarihi bir realitedir .Yine Mekke'nin fethinde Peygamber-i Ekrem (s.a.a) putlarýn kýrýlmasýna emir verdiðinde Ali (a.s), Peygamberin isteðiyle, o hazretin omuzlarýna ayaklarýný koyarak Kabe'nin üzerine çýkýp, oraya dikilen taþtan yontulmuþ koskocaman Hübel denilen putu yýktý.Ali (a.s) takva ve abitlikte de tek idi. Onun sertliðinden þikayet edenlerin cevabýnda, Peygamber; "Onu kýnamayýn. Çünkü o Allah'a aþýktýr." buyurdu.Sahabeden olan Ebu Derda, o hazretin kupkuru cesedini Medine hurmalýklarýnýn birinde görünce haber vermek için onun evine gelip Hz. Fatýma'ya "Kocandan taraf baþýn sað olsun" dedi. Peygamberimizin kýzý "Amcam oðlu ölmemiþ, ibadet ederken ilahi korkudan bayýlmýþtýr. Onun bu hali çokça görülmektedir" buyurdu.Ali'nin (a.s) fakirlere yardým etmesi, emri altýnda olanlara muhabbet etmesi, çaresizlerin imdadýna koþmasý, cömertliði ve affý hakkýnda bir çok kýssalar vardýr. Eline geleni Allah yolunda fakir ve miskinlere verip kendisi çok zor koþullarda yaþýyordu. Çiftçiliði, fidan dikmeyi, su kuyularý kazmayý ve bayýr yerleri yeþillendirmeyi severdi. Fakat bu yolda elde ettiði þeyleri fakirlere vakfederdi. O Hazretin vakýflarý "Ali (a.s) sadakalarý" adýnda meþhurdur. Hilafetin sonlarýnda bunlarýn epeyce (yirmi dört bin dinar) geliri vardý

yolcu_58
11-09-2006, 06:04 AM
Ýmam Hasan (a.s)

Hz. Ýmam Hasan Mücteba (ve kardeþi Ýmam Hüseyin), Hz. Emir-ül Mü'minin'in oðlu olup, Peygamberin kýzý Hz. Fatýma'dan (a.s) dünyaya geldiler. Peygamber defalarca "Hasan ve Hüseyin benim oðullarýmdýr." buyurmuþtur. Bu buyruða göre, Ali (a.s) diðer çocuklarýna "Siz benim oðullarýmsýnýz. Hasan ve Hüseyin de Peygamberin oðullarýdýr." demiþtir.
Hz. Ýmam Hasan (a.s) hicretin üçüncü yýlýnda Medine'de dünyaya geldi. Yedi yýl kadar deðerli büyük babasý Peygamberin yanýnda onun muhabbetli kucaðýnda geçirdi. Önce Peygamberi ve ondan üç ay ya da altý ay sonra vefat eden annesini kaybedince, babasýnýn terbiyesi altýnda büyüdü.
Babasý Hz. Ali (a.s) þehit olunca, onun vasiyeti ve Allah'ýn emriyle imamet makamýna ulaþýp zahiri hilafeti de üstlendi, altý ay kadar Müslümanlarýn iþlerini idare etti. Bu müddette Ali (a.s) ve evladýna aþýrý düþmanlýk güden ve yýllarca hilafet için savaþan Muaviye, (ilk olarak Osman'ýn kaný için daha sonra apaçýk bir þekilde halife olmak için savaþtý) Ýmam Hasan'ýn hilafet merkezine karþý ordu düzenleyip savaþ açtý. Ayný zamanda Ýmam Hasan'ýn (a.s) ordu komutanlarýný yüklü paralarla satýn alýp, O Hazretin aleyhine kýþkýrttý.
Bilahare Ýmam Hasan (a.s) barýþý mecburen kabul edip zahiri halifeti bazý þartlar altýnda (Muaviye hilafeti kendisinden sonra kimseye býrakmak hakký olmayýp, hilafetin tekrar Ýmamýn kendisine verilme ve Þialara taarruz edilmeme þartýyla) Muaviye'ye býraktý.
Böylece Muaviye hilafeti ele geçirdi. Daha sonra Irak'a gelip umumi bir konuþmasýnda barýþ þartlarýný çiðnedi. Bütün yollara baþvurarak Ehl-i Beyt'i ve Þiileri çok zor durumlara maruz býraktý.
Ýmam Hasan (a.s) on yýl süren imamet müddetini çeþitli baskýlar altýnda geçirdi. Hatta evinde bile can güvenliði yoktu ve bilahare hicretin ellinci yýlýnda Muaviye'nin hilelerine uyan karýsý vesilesiyle zehirlenerek þehit edildi.
Ýmam Hasan insani deðerlerde babasýnýn hatýrasý ve ceddi Peygamberin aynasýydý. Peygamber hayattayken Hasan ve kardeþi Hüseyin, devamlý Peygamberin yanýndaydýlar ve bazen de Peygamber onlarý omuzlarýna çýkarýrdý.
Þia ve Sünni, Peygamber'den (s.a.a) Ýmam Hasan ve Hüseyin (a.s) hakkýnda þöyle rivayet ederler: "Bu ikisi benim oðullarýmdýrlar ister otursunlar, ister kýyam etsinler." (Zahiri hilafeti üstlenip üstlenmemekle ilgili kinayeli bir açýklamadýr.) Hz. Peygamber ve Hz. Ali'den o hazretin imameti hakkýnda bir çok rivayet nakledilmiþtir

yolcu_58
11-09-2006, 06:05 AM
Ýmam Hüseyin (a.s)

Ýmam Hüseyin (Seyyid-üþ Þüheda), Ali (a.s) ve Peygamber-i Ekrem'in kýzý Hz. Fatýma'nýn (a.s) ikinci oðludur. Hicretin dördüncü yýlýnda dünyaya geldi. Büyük kardeþi Ýmam Hasan Mücteba (a.s) þehit olduktan sonra Allah'ýn emri ve kardeþinin vasiyeti üzerine imamet makamýna ulaþtý.Ýmam Hüseyin (a.s) on yýl imamet etti. Yaklaþýk altý ay dýþýnda bu müddetin tümü Muaviye'nin hilafeti zamanýnda en zor koþullar, acý durumlar ve en aðýr baskýlar altýnda geçti. Çünkü birinci olarak dini yasalar toplumda deðerini kaybetmiþ, hükümetin istekleri, Allah ve Resulünun isteklerinin yerini almýþtý. Ýkinci olarak da Muaviye ve dostlarý bütün mümkün yollara baþ vurarak Ehl-i Beyt'i ve Þiileri ezip, Ali'nin (a.s) ismini yok etmek istiyorlardý. Ayrýca Muaviye, oðlu Yezid'in hilafet temellerini atýp pekiþtiriyordu. Halkýn bir kýsmý Yezid'in hiç bir þeye baðlý olmadýðýndan onun hilafetine razý deðillerdi. Muaviye de muhalefetlerin çoðalmasýný önlemek için daha fazla baskýlara baþvuruyordu.
Ýmam Hüseyin (a.s) ister istemez bu karanlýk günleri geçiriyor ve Muaviye tarafýndan yapýlan her çeþit ruhsal iþkence ve baskýlara katlanýyordu. Hicretin altmýþýncý yýlýnda Muaviye öldü ve oðlu Yezid babasýnýn yerinde oturdu.
Biat meclisi, Araplarýn içerisinde saltanat, imaret ve sair önemli konularda bir genelekti. Toplum özellikle tanýnmýþ kiþiler bu konularda sultana yahut emire biat eli veriyorlardý. Biatin ardýndan itaatsizlik etmek o kavme ar ve zillet sayýlýrdý. Ayný zamanda imzaladýðý þeyden kaçmak kesin suç olarak bilinirdi. Hz. Peygamberin siresinde de bu, baský olmadan yapýlýrsa geçerli kýlýnmýþtýr.
Muaviye hayattayken tanýnmýþ kiþilerden Yezid'e biat almýþtý. Fakat Ýmam Hüseyin'e (a.s) dokunmayýp, biat teklifinde bulunmamýþtý. Özellikle oðlu Yezid'e vasiyet etti ki "Hüseyin b. Ali biat etmezse fazla ýsrar etme ve öylece býrak kalsýn." Çünkü Muaviye meselenin önünü ve arkasýný iyice algýlayabilmiþti.Ancak Yezid, gururu ve çekinmemezliði sonucu babasý ölünce onun vasiyetini unutup, Medine valisine emir verdi ki, Ýmam Hüseyin'den benim hilafetime biat etmesini iste, etmezse baþýný Þam'a gönder.Medine valisi Yezid'in isteðini Ýmam Hüseyin'e (a.s) duyurunca Ýmam ondan bu konuda düþünmesi için vakit aldý ve geceleyin ailesini de alarak Mekke'ye hareket edip Ýslam'da resmen emniyetli ve güvenceli yer olarak ilan edilen Allah'ýn Haremi'ne (Mekke'ye) sýðýndý.
Bu olay, hicretin altmýþýncý yýlýnda Recep ayýnýn sonlarý ve Þaban ayýnýn evvellerinde vuku buldu. Ýmam Hüseyin (a.s) yaklaþýk dört ay Mekke'ye sýðýnarak yaþadý. Bu haber yavaþ yavaþ Ýslam ülkelerine yayýldý. Bir taraftan Muaviye devrindeki haksýzlýklara razý olmayýp Yezid'in hilafetine karþý çýkanlar Ýmam Hüseyin'in (a.s) yanýna gelip yardým edeceklerine dair söz veriyorlardý. Bir taraftan da Irak'tan özellikle Kufe þehrinden aralýksýz mektup gönderip Ýmam Hüseyin'in (a.s) Irak'a gelip Müslümanlara önderlik ederek zulüm ve adaletsizliði yok etmesini ýsrarla istiyorlardý. Elbette bu durum Yezid için çok tehlikeli idi.
Ýmam Hüseyin (a.s) hac mevsimine kadar Mekke'de ikamet etti. Müslümanlar Ýslam ülkelerinden grup grup hac amellerini yapmak için Mekke'ye akýn yaptýlar. Bu arada Ýmam Yezid'in onu öldürtmek amacýyla hacý kýlýðýnda bir grup memur gönderdiði haberini aldý. Bunlar amel sýrasýnda ihram altýna gizledikleri silahlarla Ýmam Hüseyin'i þehit edeceklerdi.
Ýmam Hüseyin (a.s) hac amellerini yarýda keserek bir toplantýda kýsa bir konuþma yaptý ve Irak'a hareket edeceðini bildirdi. Ve bu konuþmada þehit olacaðýný da hatýrlattý. Müslümanlardan onun yardýmýna koþmalarýný ve bu hedef yolunda kanlarýný vermelerini istedi. Ertesi gün de Ehl-i Beyt'i ve dostlarýný alarak Irak'a doðru hareket etti.
Ýmam Hüseyin (a.s) biat etmemeðe kesin kararlýydý. Bu yolda þehit olacaðýný da iyi biliyordu. Umumi fesad, fikri inhitat ve toplumun özellikle Iraklýlarýn iradesizliðiyle pekiþtirilen Ümeyye oðullarýnýn büyük ve korkunç savaþ gücünün onu yok edeceðini biliyordu.
Tanýnmýþ kiþilerden bir grup, Ýmamýn yanýna gelip bu hareket ve kýyamýn tehlikesini hatýrlattýlar. Fakat o hazret cevaplarýnda þöyle buyurdu: "Ben biat etmeyeceðim. Zulüm ve fesat hükümetine boyun eðmeyeceðim. Nereye gitsem, nerede olsam da beni öldüreceklerini biliyorum. Mekke'den ayrýlmamýn nedeni ise, benim kanýmýn dökülmesiyle Kabe'nin hürmetinin kýrýlmamasýdýr."
Ýmam Hüseyin (a.s) Kufe yoluna koyuldu. Daha Kufe'ye birkaç günlük yol varken Kufe'de Yezid'in valisi tarafýndan, kendi elçisinin ve tanýnmýþ gerçek dostlarýndan birinin þehit olup valinin emri ile ayaklarýna ip baðlanýp Kufe sokaklarýnda gezdirildiðini duydu. Kufe ve yöresinin sýký gözaltýna alýndýðýný ve Ýmam'la savaþacak mücehhez bir ordunun hazýrlandýðýný duyunca ölümden baþka bir yol kalmadýðýný anladý. Ýþte burada þehit olmak için kesin karar aldýðýný açýkça belirtti. Kufe'nin yaklaþýk olarak yetmiþ kilometre yakýnlarýnda Kerbela ismindeki bir çölde Yezid'in ordusu onlarý ablukaya aldý. Sekiz gün burada kaldýlar. Bu arada günden güne abluka çemberi daralýyor ve sürekli düþmanýn sayýsý çoðalýyordu. Bilahare Ýmam (a.s) çok az ashabýyla birlikte otuz bin kiþiden oluþan ordunun muhasarasýnda kaldý. Ve Kufe'ye doðru hareketini devam ettirdi
Bu bir kaç gün içinde Ýmam Hüseyin (a.s), ordusunun yerlerini ayarlayýp dostlarýný tasfiye etmeye karar aldý. Ashabýna seslendi. Kýsa bir konuþmada þöyle buyurdu: "Bizim ölüm ve þahadetten baþka bir yolumuz yoktur. Ben biatýmý sizden kaldýrdým. Gitmek isteyen, gecenin karanlýðýndan faydalanýp kendisini bu tehlikeli meydandan kurtarsýn. Çünkü onlar bir tek beni öldürmek istiyorlar."
Daha sonra ýþýklarýn söndürülmesine emir verdi. Maddi maksatlar için Ýmam Hüseyin'e (a.s) koþulanlar sahneyi terkedip daðýldýlar. Fakat hak aþýklarýndan çok azý (40 kiþiye yakýn yaraný) ve Beni Haþim'den olan akrabalarý kaldýlar.
Ýmam Hüseyin (a.s) yine kalanlarý toplayýp konuþtu ve þöyle buyurdu: "Sizden her kim isterse gecenin karanlýðýndan faydalansýn ve kendisini tehlikeden kurtarsýn. Onlar bir tek beni istiyorlar." Fakat bu defa Ýmamýn vefalý dostlarý bir bir kalkýp, çeþitli beyanlarla cevap verdiler ki, biz hiçbir zaman senin önder olduðun hak yolundan dönmeyeceðiz. Senin temiz eteðinden kopmayacaðýz. Ve elimiz kýlýç tutana, kan damarýmýzdan akana dek savaþýp, senin hürmetini koruyacaðýz.
Muharrem ayýnýn dokuzuncu gününün sonlarýnda son teklif (ya biat ya savaþ) düþman tarafýndan Ýmama ulaþtý. Hazret o geceyi ibadet için vakit alýp yarýnki savaþa hazýrlandý.
Hicretin 61. yýlý Muharrem ayýnýn 10. günü Ýmam, bir avuç dostlarýyla (toplamý doksan kiþiden azdý. Kýrk kiþi önceden yanýnda olanlar ve otuzdan biraz fazlasý savaþ günü ve gecesi düþman ordusundan dönenler, diðerleri de Ýmamýn Haþimi akrabalarý. Örneðin oðullarý, kardeþleri, kardeþi ve bacýsý oðullarý ve amcasý oðullarýydý) sayýsýz düþman ordusu karþýsýnda saf çektiler ve savaþ baþladý.
O gün sabahtan akþama kadar savaþtýlar. Ýmam Hüseyin (a.s), Haþimi gençleri ve sair dostlarý son kiþiye kadar þehit oldular. (Þehitlerin içinde Ýmam Hasan'ýn (a.s) iki küçük oðlu, Ýmam Hüseyin'in bir küçük oðlu ve daha kundakta olan bir yavrusunu da saymalýyýz.)
Savaþ bittikten sonra düþman ordusu, Ýmam'ýn (a.s) haremini yaðma ettiler ve çadýrlarý ateþe vererek þehitlerin baþýný kesip elbiselerini çýkardýlar. Cesetleri defnetmeden Ehl-i Beyt esirlerini teþkil eden sýðýnaksýz kýzlarý ve kadýnlarý, þehitlerin baþlarýyla birlikte Kufe'ye doðru hareket ettirdiler. (Esirlerin içinde erkek olarak Ýmam Hüseyin'in (a.s) yirmi iki yaþýndaki oðlu dördüncü Ýmam Zeynelabidin (a.s) aðýr hasta olarak, bir de onun oðlu beþinci Ýmam Muhammed b. Ali ve Ýmam Hasan'ýn (a.s) oðlu Hasan-ül Müsenna da bulunuyorlardý. Hasan-ül Müsenna savaþta aðýr yaralý olarak þehitlerin içinde kalmýþtý. Fakat son anlarda diri olarak bulundu. Düþman komutanlarýnýn birinin arabuluculuðuyla baþý kesilmedi ve esirlerle birlikte Kufe'ye götürdüler.) Kufe'den de Dimeþk'e, Yezid'in yanýna götürüldüler.
Kerbela vakýasý, kadýnlarýn esir alýnýp þehirlerde gezdirilmesi, (esirler içinde bulunan) Hz. Ali'nin (a.s) kýzý (Zeynep) ve dördüncü Ýmamýn Kufe ve Þam'daki toplantý yerlerinde konuþmalarý Ümeyye oðullarýný rezil etti ve Muaviye'nin yýllarca yaptýðý tebligatý etkisiz býraktý. Hatta Yezid, Kerbela'da memurlarý eliyle yapýlan bu iþlerden kendisini temizlemeye çalýþtý. Kerbela vakýasý, etkisi geç olmakla beraber Ümeyye oðullarýný saltanattan düþürmekle birlikte Þia'nýn kökleþmesinde büyük bir amildi. Gösterdiði en yakýn etki çeþitli kýyamlar ve bunun yaný sýra da on iki yýl süren kanlý savaþlardýr. Öyle ki, Ýmam Hüseyin'in (a.s) katillerinden hiçbiri intikam pençesinden kurtulamadý.
Tarihin Ýmam Hüseyin (a.s) ve Yezid'le ilgili bölümü okuyup o zamanýn hakim sistemi üzerinde araþtýrma yapan kimse bilir ki Ýmamýn bir yolu seçmekten baþka bir seçeneði yoktu. O da þehit olmaktý. Ýslam dininin apaçýk bir þekilde ezilmesine neden olan biat, hiçbir koþulda Ýmam Hüseyin için mümkün deðildi.
Çünkü Yezid, Ýslam dinine ve kanunlarýna saygý göstermemekle yetinmeyip, Ýslam'ý ezmeðe korkusuzca tezahür eden bir kiþiydi.
Fakat geçmiþleri (babasý), dinin kanunlarýna din adýna muhalefet ediyor ve zahirde dine saygý gösteriyorlardý. Hatta halkýn inandýðý Peygamber (s.a.a) ve sair dini þahsiyetlere yardým edip, onlarýn yanýnda bulunmalarýyla iftihar ediyorlardý.
Ýþte buralardan, bazý tarihçilerin Ýmam Hasan ve Ýmam Hüseyin hakkýnda ortaya sürdükleri görüþlerin yanlýþ olduðu aydýnlýða kavuþmuþ oldu. Bazýlarý diyorlar ki Ýmam Hasan ve Ýmam Hüseyin iki deðiþik tabiata sahiptiler. Ýmam Hasan sulhsever idi. Kýrk bin askeri olmasýna raðmen barýþý kabul etti. Fakat Ýmam Hüseyin savaþý tercih etti. Nasýl ki kýrk kiþi olmasýna raðmen Yezid'le savaþa kalktý.

yolcu_58
11-09-2006, 06:06 AM
Çünkü görüyoruz ki Yezid'e biat etmeði kabul etmeyen Ýmam Hüseyin (a.s) on yýl kardeþi gibi Muaviye'nin hükümeti döneminde yaþadý (Kardeþi de on yýl yaþamýþtý) Ama hiçbir zaman muhalefet etmedi. Gerçekten de Ýmam Hasan ve Ýmam Hüseyin Muaviye ile savaþsalar da öldürüleceklerdi ve bunlarýn ölümü Ýslam'a hiçbir faydasý olmayacaktý. Kendisini doðru yolda gösteren, sahabe, vahiy yazarý ve müminlerin dayýsý tanýtan ve her hileye baþvuran Muaviye'nin siyaseti karþýsýnda etki etmezdi.
Kaldý ki elindeki imkanlarý kullanýp onlarý kendi dostlarý vasýtasýyla öldürtüp kendisi yas tutabilir ve kanlarýný almak isterdi. Nitekim üçüncü halifeye de ayný muameleyi yapmýþtý.

yolcu_58
11-09-2006, 06:07 AM
Ýmam Zeynelabidin (a.s)

Ýmam Seccad ve Zeynelabidin lakaplarýyla tanýnan Ali, Ýmam Hüseyin'in oðludur. Annesi de Ýran þahý Yezdgird'in kýzýdýr. Ýmam Hüseyin'in (a.s) dünyada kalan bir tek oðludur. Çünkü üç kardeþi Kerbela vakýasýnda þehit olmuþtu.Bu da, aðýr hastalýðý nedeniyle savaþa kadir olmadýðý için Kerbela'da bulunmasýna raðmen canlý kaldý ve harem esirleriyle birlikte Þam'a gönderildi.
Esaret zamaný bittikten sonra Yezid kamuoyunu kendi lehine çevirmek için onu ihtiramla Medine'ye gönderdi. Ýkinci defa Emevi halifesi Abdulmelik'in emriyle yakalanýp zincirle Þam'a getirildi. Daha sonra yine Medine'ye gönderildi.
Dördüncü Ýmam Medine'ye döndükten sonra evinin köþesine çekilip ibadetle meþgul oldu. Ebu Hamza-i Sümali ve Ebu Halid-i Kabuli gibi Þia'nýn özel kiþilerinden baþka bir kimseyle görüþmezdi. Bunlar da o hazretten öðrendikleri eðitileri diðer Þiilere aktarýyorlardý. Böylelikle Þiilik çok geniþledi, etkisi de beþinci imamýn zamanýnda ortaya çýktý.
Bu imamýn eserlerinden olan "Sahife-i Seccadiye" elli yedi dua içermektedir. Bu dualar en üstün ve dakik ilahi öðretileri içermiþtir. Hatta "Al-i Muhammed'in Zeburu" adýný almýþtýr.
Ýmam Seccad 37 yýl imamet ettikten sonra Þia rivayetlerine göre Emevi halifesi Hiþam'ýn emriyle ve Velid b. Abd-ül Melik'in vasýtasýyla zehirlenip Hicret'in 95. yýlýnda þehit edildi.

yolcu_58
11-09-2006, 06:08 AM
Imam Muhammed bakir
Ýmam Muhammed bakir. Ali (a.s),
lakabý Bakýr'dýr. Bakýr, Peygamber-i Ekrem (s.a.a) tarafýndan kendisine verilen lakaptý ve ilimleri yarýp açan anlamýna gelir.O hazret dördüncü imamýn oðludur. Hicretin 57. yýlýnda dünyaya gelmiþtir. Kerbela vakýasýnda bulunduðunda dört yaþýndaydý. Babasýndan sonra Allah'ýn emri ve geçen imamlarýn vasiyeti üzerine imamet makamýna ulaþtý. 104. ya da 107. yýlýnda (Þia rivayetlerine göre Emevi halifesi Hiþam'ýn kardeþi oðlu Ýbrahim b. Velid b. Abdulmelik'in vasýtasýyla zehirletilerek) þehit edildi.
Beþinci imamýn devrinde bir yandan Ümeyye oðullarýnýn zulümleri, Ýslam topraklarýnýn her bir köþesinde çeþitli kýyamlara ve savaþlara neden olmuþtu. Diðer taraftan da Ümeyye oðullarýnýn kendi arasýnda çeþitli anlaþmazlýklar meydana geldi ve bunlar hükümeti kendisine meþgul etmiþ ve Ehl-i Beyt'e taarruz etmekten biraz da olsa alýkoymuþtu.Kerbela vakýasýnýn meydana geliþi ve Ehl-i Beyt'in mazlumiyeti -ki o dönemde Ehl-i Beyt'i temsil eden dördüncü imamdý- insanlara Ehl-i Beyt'i sevdirmiþ ve onlara aþýk kýlmýþtý. Bu etkenler el ele vermiþ, milleti özellikle Þia toplumunu sel gibi Medine'ye ve beþinci imamýn huzurlarýna akýtmýþtý. Böylece beþinci imam için geçen imamlarýn hiç birinin zamanýnda meydana gelmeyen Ýslami gerçekleri ve Ehl-i Beyt'in öðretilerini yayma imkaný ve ortamý oluþtu. Beþinci imamdan nakledilen sayýsýz hadisler, rical kitaplarýnda ve fihristlerinde yazýlý çeþitli Ýslami konular dalýnda o hazretin mektebinde eðitilen ve yetiþen sayýsýz Þii bilginleri ve alimleri sözümüzün açýk tanýðýdýr

yolcu_58
11-09-2006, 06:08 AM
Imam Cafer Sadik
Ýmam Cafer Sadýk (a.s)
Sadýk lakabýyla meþhur olan Ýmam Cafer b. Muhammed (a.s), beþinci imamýn oðludur. Hicretin 83. yýlýnda dünyaya geldi ve (Þia rivayetlerine göre) 148. yýlýnda Abbasi halifesi Mansur'un emriyle zehirletilerek þehit edildi.
Altýncý imamýn imameti devrinde, Ýslam ülkelerinde çeþitli kýyamlar özellikle Ümeyye oðullarýnýn hükümetini yýkma amacýyla düzenlenen kýyamlar, Ümeyye oðullarýný hilafetten düþürüp, soylarýný kesmekle sonuçlanan kanlý savaþlar ve beþinci imamýn yirmi yýl Ýslam ve Ehl-i Beyt öðretilerini yaymasý sonucunda meydana gelen ortam, altýncý imama Ýslami bilgileri yaymak için daha münasip bir zemin hazýrladý.
Altýncý Ýmam, Ümeyye oðullarý hilafetinin son zamanlarýna ve Abbas oðullarý hilafetinin ilk zamanlarýna rastlayan imameti devrinde hazýrlanan fýrsatlarý elden kaçýrmayýp dini öðretileri geniþ alanda yaymaya baþladý. Çeþitli akli ve nakli fenlerde bir çok ilmi þahsiyetler eðitti. Bunlarýn baþlýcalarý þunlardýr: Zürare, Muhammed b. Müslim, Mümin-i Tak, Hiþam b. Hakem, Eban b. Teðlib, Hiþam b. Salim, Hüreyz, Hiþam-i Kelbi Nessabe, Cabir b. Hayyan-i Sufi (kimya alimi) hatta Ehl-i Sünnet alimlerinden olan Süfyan-ý Sevri, Hanefi mezhebinin reisi Ebu Hanife, Kadý Sekuni, Gazi Ebu'l Bahteri gibiler onun öðrenciliðini yapmakla övünüyorlardý. (Hazretin eðitim merkezinden dört bin mühaddis ve bilginin mezun olduðu meþhurdur.)[
Beþinci ve altýncý imamdan rivayet edilen hadislerin sayýsý Peygamber-i Ekrem'den (s.a.a) ve diðer on imamdan aktarýlan hadislerden daha çoktur.
Ancak Ýmam Sadýk (a.s) imametinin son yýllarýnda Abbasi halifesi Mansur'un baskýlarýna maruz kalarak zor günler geçirdi. Ümeyye oðullarý tarafýndan Þii seyitlere yapýlmayan zulümler Abbasiler eliyle yapýldý. Onun emriyle Þiiler grup grup yakalanýp, karanlýk hapislerde iþkencelerle hayatlarýna son verildi. Bir kýsmýnýn baþýný kesip bir kýsmýný diri diri topraða gömdürdü. Bazýlarýný binalarýn temeline yahut duvarlarýn arasýnda býrakarak saraylar yaptýrdý.
Mansur, altýncý imamýn Medine'de yakalanmasýný emretti. (Daha önce Abbasi halifesi Seffah'ýn emriyle de yakalanýp Irak'a götürülmüþtü. Ondan daha önce beþinci imamla birlikte Dimeþk'e götürülmüþtü).
Bir süre imamý göz altýnda sakladýlar. Defalarca onu öldürmek istediler ve ihanetler ettiler. Bilahare Medine'ye dönüþ iznini verdiler. Ýmam Medine'ye döndü. Denilebilir ki geri kalan ömrünü takiyye ve inzivada geçirdi. Sonunda Mansur'un emriyle zehirlenip þehit edildi.[Mansur, imamýn þahadet haberini alýnca Medine'deki valisine mektup yazýp "Baþsaðlýðý dilemek amacýyla Ýmamýn evine git, vasiyetnamesini oku, vasi olarak tanýttýðý kimsenin mecliste baþýný vur" emrini verdi. Elbette Mansur bu oyunla imamet meselesine son vermeði ve Þia adýný kökten silmeði amaçlýyordu. Fakat Medine valisi vasiyeti okuyunca Halifenin planýnýn tam tersine beþ kiþinin vasi tayin edildiðini gördü. Bunlar, Halifenin kendisi, Medine valisi, büyük oðlu Abdullah Efteh, küçük oðlu Musa ve Hamide idiler. Böylece Halifenin planý suya düþmüþ oldu

yolcu_58
11-09-2006, 06:09 AM
Imam Musa Kazim
Ýmam Musa Kazým (a.s)
Kazým lakabýyla tanýnan Ýmam Musa b. Cafer (a.s), altýncý imamýn oðludur. Hicretin 128. yýlýnda doðdu ve 183. yýlýnda hapiste zehirlenerek þehit edildi. Hazret, babasýnýn þahadetinden sonra Allah'ýn emri ve geçmiþ imamlarýn vasiyeti üzerine imamet makamýna ulaþtý.Abbasi halifelerinden, Mansur, Hadi, Mehdi ve Harun'un zamanlarýnda yaþadý. Bu karanlýk ve yaþanmasý zor devirde Ýmam takiyye ederek yaþýyordu. Harun, hacca giderken Medine'ye uðradýðýnda, onun emriyle Ýmamý Mescid-ün Nebi'de namaz kýldýðý halde yakaladýlar. Elini ve ayaðýný zincirle baðlayarak hapsettiler. Medine'den Basra'ya, Basra'dan Baðdat'a götürdüler ve yýllarca hapisten hapise aktarýldý. Bilahare Baðdat'ta "Sindi b. Þahik" hapishanesinde zehirle þehit edildi ve Kazimiyye denilen Kureyþ mezarlýðýnda defin edildi.

yolcu_58
11-09-2006, 06:10 AM
Imam Ali Riza
Imam Ali Riza
Ýmam Ali Rýza (a.S)
Rýza lakabýyla tanýnan Hz. Ýmam Ali b. Musa (a.s), yedinci imamýn oðludur. (En meþhur rivayete göre) hicretin 148. yýlýnda dünyaya geldi ve 203. yýlýnda da irtihal etti.Sekizinci imam, deðerli babasý vefat ettikten sonra Allah'ýn emri ve önceki imamlarýn tanýtmasýyla imamet makamýna ulaþtý. Ýmamet süresinin bir kýsmýný Abbasi halifesi Harun'un zamanýnda yaþadý. Daha sonra bir müddet, onun oðlu Emin ve bir baþka bölümünü oðlu Me'mun'un zamanýnda geçirdi.Me'mun babasýndan sonra kardeþi Emin'le anlaþamadý ve bu, bir çok kanlý savaþlara yol açtý. Sonunda Emin öldürülerek Me'mun hilafet kürsüsüne oturdu.Bu zamana kadar Abbas oðullarý halifelerinin siyaseti, Þii seyyidlere karþý baský ve kanlý bir siyaset izlemekti. Gittikçe de bu baský fazlalaþýyordu. Bazen Þiiler kýyam edip kanlý savaþlar meydana getiriyorlardý ve bunlar hilafet kuruluþunu zor duruma düþürüyordu.Ehl-i Beyt'ten olan Þia Ýmamlarý ve rehberleri kýyam edenlerle iþbirliði kurup onlara katýlmadýlarsa da toplumun çoðunluðunu oluþturan Þii halk, imamlara, itaati farz bilip, onlarý Peygamberin gerçek halifeleri olarak tanýyorlardý. Kisra ve Kayser saraylarýný andýran ve bir takým fasit kiþiler tarafýndan yönetilen hilafet idaresini de Ýslami ve kendi imamlarýna yakýþýr bilmiyorlardý. Bu ortamýn devam etmesi hilafet için büyük tehlike sayýlýyor ve onu þiddetle tehdit ediyordu.
Me'mun, önceki halifelerin yetmiþ yýllýk sorunlarý çözemediði eski siyasetlerini býrakýp yeni bir siyasetle bu kýyamlarý yatýþtýrmayý düþündü. Yeni siyaset, sekizinci imama veliahtlýðý vererek tüm zorluklarýný halletmeye çalýþmasýydý. Çünkü Þii seyitler de hilafette yer alýnca artýk kýyam etmezlerdi. Diðer taraftan Þia kendi imamýný da, kirli ve pis bildikleri kiþiler tarafýndan yönetilen hilafet idaresine bulaþmýþ görseler, onlar hakkýnda sahip olduklarý manevi inançlarýný yitirir ve mezhebi kuruluþlarý parçalanýr ve böylelikle hilafet tehlikeden kurtulmuþ olurdu.[
Bu maksatlara ulaþýldýktan sonra da, imamý yok etmekte hiçbir sakýnca olmazdý. Me'mun bu maksatlarýný gerçekleþtirebilmek için imamý Medine'den Merv'e getirtti. Ýmamý huzuruna çaðýrýp ilk olarak hilafeti, daha sonra veliahtlýðýný imama önerdi. Hazret mazeret getirerek kabul etmedi. Fakat çeþitli yollara baþ vurarak kabul ettirdiler. Ýmam (a.s) memleket iþlerine, atama ve azletme olaylarýna karýþmamak þartýyla veliahtlýðý kabul etti.
Bu vakýa Hicretin 200. yýlýnda meydana geldi. Fakat çok geçmeden Memun, Þia'nýn hýzla ilerlemesinden, imama karþý sevgilerin çoðalmasýndan, milletin hatta kendi ordusundan ve devlet adamlarýndan bile imama yönelmelerinden bu siyasetin de yanlýþ olduðunu anladý ve çare aramaya koyuldu. Çareyi imamý zehirleyerek þehit etmekte buldu.
Ýmam (a.s), þehit olduktan sonra Ýran'ýn þimdi Meþhed denilen Tus þehrinde defnedildi.
Memun, akli ilimlerin Arapça'ya tercüme olmasýna çok özen gösteriyordu. Ýlmi meclisler düzenleyerek çeþitli din ve mezheplere mensup alimlerin tartýþmalarýný saðlýyordu. Sekizinci Ýmam da bu toplantýlara katýlarak çeþitli din ve mezhep alimleriyle tartýþýyor ve mübahasa ediyordu. Bu tartýþmalar, Þia'nýn hadis kitaplarýnda kayýtlýdýr

yolcu_58
11-09-2006, 06:11 AM
Imam Muhammed Taki
Ýmam Muhammed Taki (a.s)
Hz. Ýmam Muhammed b. Ali (a.s), sekizinci imamýn oðludur, en ünlü lakabý Taki'dir. Bazen de Cevad ve ibn-ür Rýza lakabýyla anýlýr. Hicretin 195. yýlýnda Medine'de dünyaya geldi. Þia rivayetlerine göre hicretin 200. yýlýnda, Abbasi halifesi olan Mu'tasým'ýn tahrikiyle Ýmamýn kendi hanýmý olan Me'mun'un kýzý vasýtasýyla zehirlenip þehit edildi ve Kazimiye'de büyük babasý olan yedinci imamýn türbesinin yanýnda defnedildi.
Deðerli babasýndan sonra Allah'ýn emri ve önceki imamlarýn bildirmeleri üzerine imamet makamýna ulaþtý. Babasý þehit olurken kendisi Medine'de idi. Me'mun'un emriyle hilafet merkezi olan Baðdat'a getirildi. Zahirde bir çok ilgi ve muhabbet gösterdiler. Hatta Me'mun, kýzýný imamla evlendirip, imamý Baðdat'ta kalmaya mecbur etti. Bu vesileyle imamý içten ve dýþtan göz altýna aldý.
Bir süre sonra imam (a.s) Me'mun'dan izin alarak Medine'ye döndü ve Me'mun ölünceye kadar Medine'de kaldý. Me'mun'dan sonra Mu'tasým hilafeti ele geçirince, tekrar imamý (a.s) Baðdat'a çaðýrttý ve orada göz altýnda bulundurdu. Daha sonra Mu'tasým'ýn tahriki üzerine, imam hanýmý tarafýndan zehirlenip

yolcu_58
11-09-2006, 06:12 AM
Imam Ali Naki
Ýmam Ali Naki (a.s)
Hz. Ýmam Ali b. Muhammed (a.s), dokuzuncu imamýn oðludur. Lakabý Nakiy'dir. Bazen de Hadi lakabýyla anýlýr. 212. yýlýnda Medine'de doðmuþtur 254. Hicri kameri yýlýnda (Þia rivayetlerine göre) Abbasi halifesi Mu'tazz tarafýndan zehirlenerek þehit edildi.
Onuncu imam kendi hayatý boyunca Abbasi halifelerinden yedi tanesini gördü. Onlar, Me'mun, Mu'tasým, el- Vasýk, Mütevekkil, Muntasir, Mustain ve Mu'tazz'dýrlar. 243. yýlýnda Mu'tasým'ýn zamanýnda deðerli babasý Baðdat'ta zehirlenip þehit edildiðinde, kendisi Medine'de idi ve Allah'ýn tayini ve babalarýnýn tanýtmasý üzerine imamet makamýna ulaþtý. Mütevekkil'in zamanýna kadar dini eðitimlerle meþgul idi.
Mütevekkil 243 H. yýlýnda dedikodulara kapýlarak, kendi devlet adamlarýndan birine, imamý o günkü hilafet merkezi olan Samirra'ya celbetme görevini verdi. Yaný sýra bir mektup yazýp imamý (a.s) izzetle anarak onunla görüþmek isteðinde bulundu. Elbette Ýmam (a.s) Samerra'ya geldi, gerçi kamuoyunda hiç bir baský olmadý. Fakat elinden geldiði kadar imama eziyet edip ihtiramsýzlýk etmekten de çekinmedi. Defalarca imamý katletmek ya da saygýnlýðýný zedelemek için çaðýrttý ve Hazretin evini teftiþ ettirdi.
Mütevekkil, Abbasi halifelerinin içinde risalet hanedanýna en fazla düþmanlýk güden birisiydi. Bilhassa Hz. Ali'ye (a.s) aþýrý kini vardý ve ona açýkça küfür ediyordu. Eðlencelerde taklitçi birini O hazreti taklit etmekle görevlendirdi ve kendisi bu sahnelere bakarak gülüp eðleniyordu. Yine onun emriyle 237. yýlýnda Kerbela'da Ýmam Hüseyin'in türbesinin kubbesi ve etrafta yapýlan bir çok evleri yýkýlarak yerle bir edildi. Ýmamýn, tahrip ettikleri türbesini su altýna býraktýlar. Daha sonra sürülüp, oradaki tüm eserleri yok etmek için, ziraat yapýlmasýna emir verdi.
Mütevekkil'in hilafet yýllarýnda Hicaz'daki Þii seyitlerin yaþantýsý daha da acýnacak hale gelmiþti. Öyle ki, kadýnlarýn örtünecek elbiseleri bile yoktu. Hatta bir çarþafý namaz vakti olunca sýrayla kullanýyorlardý. Bu baský ve eziyetleri Mýsýr'da yaþayan Þiilere de yaptý.
Onuncu imam, Mütevekkil'in bu tür iþkence ve eziyetlerine Mütevekkil ölünceye kadar katlandý. Ondan sonra Muntasýr, Mustain ve Mu'tazz iþbaþýna geldiler ve sonunda Mu'tazz'ýn sinsice planlarý sonucu zehirlenerek þehit

yolcu_58
11-09-2006, 06:12 AM
Imam Hasan Askeri
Ýmam Hasan Askeri (a.s)
Askeri lakabýyla anýlan Hz. Ýmam Hasan b. Ali (a.s) onuncu imamýn oðludur. Hicri 232. yýlýnda doðdu ve 260. yýlýnda da (Þia rivayetlerinin bazýsýna göre) Abbasi halifesi olan Mu'tamid'in planý üzere zehirlenerek þehit edildi.
On birinci imam, deðerli babasý þehit olduktan sonra, Allah'ýn emri ve önceki imamlarýn tayiniyle imamet makamýna ulaþtý. Yedi yýl imamet ettiði müddet zarfýnda, hilafet makamýnýn sonsuz baskýlarý altýnda, zor bir durumda takiyye ile yaþadý. Kapýsý hatta Þiilere bile kapalýydý. Yalnýz Þia'nýn özel kiþileri imamla görüþebiliyordu. Bununla birlikte çoðu zaman hapisteydi.
Bu kadar baskýnýn nedeni ise þunlardý: Evvela, o zamanlarda Þia'nýn nüfusu artmýþ ve büyük bir güce sahip olmuþlardý. Þia'nýn imamete inanmasý herkese güneþ gibi aydýnlýða kavuþmuþtu. Þia imamlarý da toplumda tanýnýyordu. Bu yüzden hilafet makamý imamlarý daha fazla göz altýna alýp mümkün yollar deneyip, sinsi planlarla bunlarý yok etmeðe çalýþýyordu.
Ýkinci olarak hilafet makamý, Þiilerin, on birinci imamýn bir oðlunun varlýðýna inandýklarýný anlamýþtý. On birinci imamdan ve diðer imamlardan nakledilen rivayetlere göre onun oðlunun Mehdi (a.s) olduðunu biliyorlardý. Bu inanç Peygamber-i Ekrem'den Þia ve Ehl-i Sünnet kanallarýyla anlatýlan rivayetlere dayanýyordu. Ve Hz. Mehdi (Allah zuhurunu çabuklaþtýrsýn) on ikinci imam olarak kabul ediliyordu.
Bu sebeplere göre on birinci imam, diðer imamlardan daha çok göz altýnda tutuluyordu. Zamanýn halifesi, Þia'nýn inandýðý imamet ilkesine son vermek ve bu kapýyý her zaman için kapatmaya kesin karar almýþtý.
Buna göre imamýn (a.s) hastalýk haberi zamanýn halifesi Mu'tamýd'a verilince, bir doktor göndermenin yaný sýra iç haberleri kontrol etmeleri için güvenilir adamlarýndan ve kadýlarýndan birkaçýný bu iþle görevlendirdi. Ýmamýn þahadetinden sonra da evini teftiþ edip, imamýn hizmetçilerini de ebeler, muayene ettiler. Gizli memurlarý iki yýl boyunca ümitleri kesilinceye dek imamýn oðlunu bulmak için çalýþtýlar.
On birinci imam þehit olduktan sonra kendi evinde deðerli babasýnýn yanýnda Samerra þehrinde defnedildi.
Þunu da bilmeliyiz ki, imamlar kendi hayatlarý boyunca sayýlarý yüzleri aþan muhaddis ve alimler yetiþtirdiler ve biz bu kitapta onlarýn isimlerini, teliflerini, ilmi eserlerini ve hayatlarýný yazmayý münasip görmedik

yolcu_58
11-09-2006, 06:15 AM
Imam Mehdi
Ýmam Mehdi (a.s)
Doðum Tarihi On ikinci Ýmam Hz. Mehdi (a.s), hicretin 255. (M. 867) yýlý Cuma gecesi tan yeri aðarýrken “Samerra” þehrinde dünyaya gözünü açmýþtýr.
Babasý, Ýmam Hasan Askeri (a.s)’dýr; annesi de Hz. Ýsa’nýn havarisi Þum’un’un neslinden olan Rum Kayseri’nin oðlu Yuþa’nýn deðerli kýzý “Saykal” ve “Susen” adlarýyla da anýlan “Nergis” hatundur. Hz. Mehdi (a.s)’ýn en meþhur lakaplarý “Mehdi”, “Kâim”, “Hüccet” ve “Bakýyyetullah”týr. Doðumunun Gizli Olmasý Ümeyye oðullarý ve Abbas oðullarý dönemi, özellikle altýncý Ýmam Cafer Sadýk (a.s) zamaný ve sonrasý, halifelerin Ehl-i Beyt Ýmamlarýna karþý çok hassas olduklarý bir devirdir. Bunun sebebi de toplumun onlara çok ilgi duymasý, gün geçtikçe toplumdaki etkilerinin artmasý ve halkýn onlara olan ilgisinin fazlalaþmasýdýr. Bu durum karþýsýnda Abbasi halifeleri kendi iktidarlarýný tehlikede görüyorlardý; özellikle vaat edilen Mehdi (a.s) Hz. Peygamber (s.a.a)’in neslinden olup Ýmam Hasan Askeri (a.s)’ýn soyundan geleceði ve dünyayý adalet ve eþitlikle dolduracaðý meþhur olmasý sebebiyle Ýmam Hasan Askeri (a.s)’ý sýký bir þekilde Samerra’da gözaltýna almýþlardý. Abbasiler, geleceði vaat edilen bu bebeðin dünyaya gelmesini engellemeye çalýþýyorlardý, ama bu doðumun gerçekleþmesinde Allah’ýn iradesi söz konusu idi. Onun için Abbasilerin çalýþmalarý neticesiz kaldý ve Allah Teala, Musa (a.s) gibi onun doðumunu da gizli kýldý. Bununla birlikte Ýmam Hasan Askeri (a.s)’ýn özel ashabý, vaat edilen bu Ýmam’ý babasý hayatta iken defalarca gördüler. Ýmam Hasan Askeri (a.s) dünyadan göçtükleri zaman yine Ýmam Mehdi (a.s) açýða çýkarak özel bir toplulukla birlikte babasýnýn cenaze namazýný kýldýrdý ve halk onu gördü, ondan sonra da Ýmam (a.s) gözlerden kayboldu. Gaybet-i Suðra ve Kubra On birinci Ýmam Hasan-ý Askeri (a.s)’ýn þahadetinden sonra, hicri 260 yýlýndan 329 yýlýna kadar yani 69 yýl “Gaybet-i Suðra” (Küçük Gizlilik) dönemidir. O zamandan Hz. Mehdi (a.s) zuhur edinceye kadar ki dönem de “Gaybet-u Kubra” (Büyük Gizlilik) dönemidir.
Gaybet-i Suðra’da, halkýn Ýmam Mehdi (a.s) ile iliþkisi tamamen kesilmedi, ama sýnýrlýydý. Þiiler, Þia büyüklerinden olan “Özel naipler” vasýtasýyla sorunlarýný Ýmam’a ulaþtýrýp cevap alabiliyorlardý. Gaybet-i Suðra dönemi, halk ile Ýmam arasýndaki irtibatýn tamamen kesildiði “Gaybet-i Kubra” dönemi için bir hazýrlýk olarak tanýmlanabilir. Bu dönemde halk, Ýmam’ýn genel vekilleri sayýlan müçtehit ve fakihlere baþvurmakla görevli kýlýndýlar.
Eðer Gaybet-i Kubra ansýzýn ve birden gerçekleþseydi düþüncelerin sapmasýna ve zihinlerin onu kabullenmemesine sebep olabilirdi; ama Gaybet-i Suðra müddetince zihinler yavaþ-yavaþ hazýrlandý ve daha sonra Gaybet-i Kubra dönemi baþladý. Ayrýca Gaybet-i Suðra zamanýnda, özel naipler vasýtasýyla Ýmam (a.s) ile saðlanan irtibat ve o dönemde Þiilerden bazýlarýnýn Ýmam Mehdi (a.s)’ýn huzuruna gitmeleri onun doðum ve hayatý meselesini daha da sabitleþtirdi.
Gaybet-i Kubra eðer bunlardan önce olmuþ olsaydý, belki de bu mesele bu kadar açýk olmayacak ve bazýlarý þüpheye düþecekti. Allah Teala kendi hakimiyetiyle Peygamber (s.a.a) ve Ýmamlarýn da bildirdikleri gibi Ehl-i Beyt izleyicilerinin inançlarýnýn sarsýlmamasý, Ýmamlara olan inançlarýný yitirmemeleri, Hz. Mehdi (a.s)’ý ve Ýlahi kurtuluþu beklemeleri, gaybet zamanýnda Allah’ýn dinine sarýlýp kendilerini eðitmeleri ve Ýmam Mehdi (a.s)’ýn kýyamý için Allah’ýn emri gelinceye kadar dini vazifelerini yerine getirmeleri için tam gaybete hazýrlýk gayesiyle kýsa müddetli olan “Gaybet-i Suðra” ve ondan sonra uzun müddetli olan “Gaybet-i Kubra” olmak üzere, Ýmam Mehdi (a.s) için iki çeþit gaybet takdir etti. Dört Naip Gaybet-i Suðra zamanýnda Þia büyüklerinden dört kiþi Ýmam Mehdi (a.s)’ýn özel naibi olmuþtur. Onlar Ýmam’ýn huzuruna gider, Ýmam’ýn da cevaplarýný halka iletirlerdi.
Bu dört naibin dýþýnda Ýmam (a.s)’ýn çeþitli þehirlerde de vekilleri vardý, onlar da bu dört naip vasýtasýyla halkýn meselelerini Ýmam (a.s)’a ulaþtýrýyorlardý.
Dört naip ise þunlardýr:
1) Ebu Amr Osman bin Said-i Amiri.
2) Ebu Cafer Muhammed bin Osman bin Said-i Amiri.
3) Ebu’l- Kasým Hüseyn bin Ruh Nevbahti.
4) Ebu’l Hasan Ali bin Muhammed Semuri. Zuhuru Bekleyiþ Emir’ul- Muminin Ali (a.s), Resulullah (s.a.a)’den þöyle nakleder: “Ýbadetlerin en üstünü Mehdi’nin zuhurunu beklemektedir.”
Ýmam Zeyn’ul- Abidin (a.s) da buyurmuþtur ki:
“On iki Ýmam’ýn gaybeti uzun sürecektir. Onun imametine inancý olan ve gaybet zamanýnda zuhurunu bekleyen halk, diðer zamanlarda yaþayan halktan daha üstündür. Çünkü Allah-u Teala onlara öyle bir akýl, düþünce ve marifet derecesi vermiþtir ki, onlar için gaybet zamaný, Ýmam’ýn hazýr bulunduðu zaman gibidir ve Allah onlarý Resulullah (s.a.a)’in huzurunda cihat eden mücahitler gibi kýlmýþtýr; doðrusu onlar bizim samimi ve gerçek þiilerimizdir. Onlar, gizli ve aþikar olarak insanlarý Allah’a yönelmeye çaðýrýrlar. Zuhuru beklemek ise en büyük kurtuluþtur.”
Bekleyiþ, beklenen þeyin gerçekleþmesini gözlemektir. Bekleyiþ, düþünce ve duyguyu beklenen þey üzerinde yoðunlaþtýrmaktýr. Bekleyiþ, insanýn fikir ve çabasýnýn çoðalmasýna sebep olur. Bekleyiþ, zorluklarýn insana kolay gelmesini saðlar. Çünkü zorluklarýn giderilme eþiðinde olduðu bilincindedir. Bekleyiþ, nefsi ve hatta diðerlerini ýslah etmeyi gerektirdiði gibi Hz. Mehdi (a.s)’ýn düþmanlarýna galip gelmesini saðlamak için insanýn ortamý hazýrlamasý, bu hedef için gerekli olan bilgi, ilim ve vesileleri tahsil etmesini de gerektirir.
Merhum Muzaffer þöyle yazýyor:
“Dünyayý ýslah edici ve hak yolda insanlarýn kurtarýcýsý olan Hz. Mehdi (a.s)’ý beklemek, dini meselelerde elini kolunu baðlayýp bir þey yapmamak demek deðildir. Bilhassa dini hükümleri uygulamak yolunda cihat, iyiliði emretmek ve kötülükten sakýndýrmak gibi dini vazifelere sýmsýký sarýlmak gerekir. Çünkü Müslüman, ne durumda olursa olsun Ýlahi ahkamla amel etmek ve onu daha iyi tanýmak için adým atmak ve mümkün olduðu kadar iyiliði emredip kötülükten sakýndýrmakla görevlidir. Islah ediciyi beklemek bahanesiyle farzlarý yerine getirmemek doðru deðildir. Bekleyiþ, Müslümanlarýn üzerinden hiçbir dini vazifeyi kaldýrmaz ve hiçbir ameli de ertelemez.” Gaybet Zamanýnda Ýmam (a.s)’ýn Varlýðýnýn Faydalarý Ýnsanlar, gaybet döneminde masum bir önderin aþikar olmamasý yüzünden birçok feyizden mahrum olmalarýna raðmen birçok yönden de Ýmam’ýn varlýðýndan faydalanmaktadýrlar. Çünkü masum bir Ýmam’ýn varlýðýnýn faydasý, sadece aþikar olarak yol göstermek, toplumsal sorunlarý çözmek gibi iþlerden ibaret deðildir. Biz bu konuyla ilgili bir takým hadiselere iþaretle bu faydalardan bazýlarýný açýklýyoruz:
a) Masum Ýmam, Maddi ve Manevi Alem Arasýnda Bir Rabýtadýr
Hz. Resulullah (s.a.a), “Gaybet döneminde Hz. Mehdi’nin varlýðýnýn ne gibi bir faydasý olacaktýr?” þeklinde sorulan bir soruya þöyle cevap verdiler:
“Beni peygamber olarak gönderen Allah’a ant olsun ki insanlar, gaybet döneminde, bulutlarýn arkasýnda kalan güneþten faydalandýklarý gibi ondan faydalanýrlar.”
Yine “Yenabi’ul- Mevedde” adlý kitapta, Süleyman A’meþ bin Mehran yoluyla Ýmam Sadýk (a.s)’dan Ýmam Zeyn’ul- Abidin (a.s)’ýn þöyle buyurduðu nakledilmiþtir:
“Biz, Müslümanlarýn Ýmamý, dünya ehlinin hüccetiyiz. Yýldýzlarýn gök ehline güvence ve kurtuluþ vesilesi olduðu gibi, bizler de yer ehlinin güvence kaynaðý ve kurtuluþ vesilesiyiz. Bizim hürmetimize, Allah istemedikçe gökten bir þey yere düþmez. Bizim vasýtamýzla Hakkýn rahmet yaðmuru yaðmakta ve yeryüzü bereketlerini çýkarmaktadýr; eðer biz yeryüzünde olmasaydýk, yeryüzü üzerindekileri yutardý. Allah-u Teala, Adem (a.s)’ý yarattýðý günden beri yeryüzü hiçbir zaman hüccetsiz kalmamýþtýr. Ama bu hüccet bazen zahirdir ve tanýnýr, bazen de gaip ve gizlidir. Kýyamete kadar da yeryüzü hüccetsiz kalmayacaktýr. Eðer Ýmam olmazsa Allah’a (hakkýyla) ibadet edilmez.”
b) Ýmam, Ümit Kaynaðýdýr
Gaip Ýmam’a inanmak, kurtuluþu beklemek ve onun zuhurunu gözlemek, insanlara büyük bir ümit vermektedir. Bu ümit, baþarý ve ilerlemede en büyük etkenlerden biridir. Ümitlerini yitiren bir topluluk asla baþarýya ulaþamaz.
Örneðin: Karargahta bulunan bir komutanýn varlýðý, askerlere ümit verir ve onlarýn çaba göstermelerini saðlar. Komutanýnýn ölüm haberini duyan bir ordu, ileri teknikle donanmýþ olsa da daðýlýverir ve askerler ümitsizliðe kapýlýrlar.
Ýþte bu yüzden, Ehl-i Beyt’ten nakledilen hadislerde, kurtuluþu beklemek en büyük ibadetlerden biri olduðu gibi hak yolunda þahadetle de eþit sayýlmýþtýr. Ýmam Sadýk (a.s) þöyle buyurmuþtur:
“Kim, biz Ehl-i Beyt’in velayetiyle kurtuluþu bekler bir halde ölürse, Kâim’in (Mehdi’nin) ordusunda yer alan kimse gibi olur.”
Hz. Ali (a.s) da þöyle buyurmuþtur:
“Bizim devletimizi bekleyen kimse, Allah yolunda kanýný döken ve canýný veren kimse gibidir.”
c) Ýmam Dinin Korunmasýna Vesiledir

yolcu_58
11-09-2006, 06:15 AM
c) Ýmam Dinin Korunmasýna Vesiledir
Hz. Ali (a.s), her dönemde insanlarýn Ýlahi önderlere olan ihtiyaçlarýný þöyle açýklýyor:
“ Yeryüzü, Allah için hüccet ve burhanla kýyam eden Ýmam’dan boþ kalmaz. Bazen O Ýmam, zahir ve açýk, bazen de gizlidir. Allah’ýn yeryüzündeki hüccet ve delilleri yok olmasýn diye böyle takdir edilmiþtir. Onlar kaç kiþi ve nerededirler? (veya ne zamana kadar korku içerisinde ve gizlidirler?) Allah’a ant olsun ki, sayý açýsýndan azdýrlar, ama deðer ve makam açýsýndan büyüktürler. Allah Teala, onlar vasýtasýyla kendi hüccet ve burhanlarýný korumaktadýr...”
Zamanýn geçmesi, þahsi fikir ve deðerlendirmelerin dini konulara karýþtýrýlýp din adýna sunulmasý, sapýk mekteplerin aldatýcý ve çekici programlarýna yönelmesi, fasit ellerin semavi öðretilere uzanmasý, Ýslam kanunlarýnýn pratik alandan uzaklaþtýrýlmasý vb. faktörler el ele vererek, Ýslam kanunlarýndan bazýlarýnýn unutulmasýna, asaletini yitirmesine ve tahrif edilmesine neden olur. Vahiy olarak inen bu öðretiler, onun bunun beyinleriyle temas etme sonucu siyahlaþýr ve ilk günkü parlaklýðýný yitirir. Bu nurun, karanlýk fikirlerin çerçevesinden geçmesi sonucunda, ýþýðý azalýr ve yansýmasý zayýflar.
Durum böyleyken acaba müslümanlar içinde, Ýslam’ýn yasa ve öðretilerini gelecek nesiller için olduðu gibi koruyacak birinin bulunmasý gerekmez mi? Acaba yeniden mi vahiy inecektir?! Kesinlikle hayýr. Çünkü vahiy kapýsý ebediyete dek kapanmýþtýr. Öyleyse asýl din nasýl korunmalý? Tahrifler ve hurafeler nasýl önlenmeli? Bu, ancak masum bir Ýmam vasýtasýyla gerçekleþir. Gaybet-i Suðra’da Ýmam (a.s)’ýn Kerametleri Þeyh Tusi (r.a) þöyle diyor: “Gaybet zamanýnda Ýmam Mehdi (a.s)’dan görülen kerametler, sayýlmayacak kadar çoktur.”
Burada örnek olarak bunlardan ikisini zikrediyoruz:
1) Ýsa bin Nasr þöyle anlatýr: Ali bin Samuri Ýmam Mehdi (a.s)’a bir mektup yazarak ondan kendisi için bir kefen istedi, cevabýnda; “Senin seksen yýlýnda (hicri 280 yýlýnda veya 80 yaþýnda) ihtiyacýn olacaktýr” diye cevap geldi ve Ýmam’ýn buyurduðu gibi 80 yýlýnda vefat etti ve vefatýndan önce Ýmam Mehdi (a.s) ona istediði kefeni gönderdi.
2) Muhammed bin Sure el-Kummi (Kum kentinin büyük alimlerinden) þöyle nakleder: Ali bin Hüseyn-i Babaveyh, amcasý Muhammed bin Musa Babaveh’in kýzý ile evlendi, ama ondan evlat sahibi olmadý. Ýmam Mehdi (a.s)’ýn üçüncü naibi olan Hüseyin bin Ruh’a bir mektup yazarak onun vasýtasýyla Ýmam Mehdi (a.s)’dan, ona evlat verilmesi ve bu evlatlarýnýn alim olmasý için Allah’tan dua etmesini rica etti.
Ýmam (a.s) tarafýndan þu cevap geldi: “Þimdiki hanýmýndan evladýn olmayacak, ama yakýnda sahip olacaðýn Deylemli bir cariyeden iki fakih erkek çocuðun olacaktýr.”
Ýbn-i Babavey, Muhammed, Hasan, ve Hüseyin adýnda üç çocuk sahibi oldu, Muhammed ve Hüseyin parlak hafýzalý iki fakih oldular, Kum kentinde hiç kimsenin belleyemediði konularý bellemiþlerdi. Halk, rivayet ve hadislerin naklinde Ali bin Hüseyin bin Babaveyh’in iki oðlu Muhammed ve Hüseyin’nin hafýzalarýna hayret eder ve bu makam Ýmam Mehdi (a.s)’ýn duasýyla size nasip oldu derlerdi. Bu hadise Kum halký arasýnda pek meþhurdu.
Bilindiði üzere Ýmam’ýn duasý hürmetine dünyaya gelmiþ olan Muhammed bin Ali bin Babavey’in fýkýh ve hadis alanýnda onlarca eseri mevcuttur. Þia’nýn hadisteki dört temel kaynaðýndan biri olan “Men La Yahzuruh’ul Fakih” kitabý da onun eseridir. Ýmam Mehdi (a.s) Ýle Görüþme Bazý büyük alimler, Gaybet-i Kubra zamanýnda Ýmam (a.s)’ýn huzuruna giden veya uykuda ya da uyanýkken bir takým kerametler gören kiþilerin adlarýný ve baþýndan geçenleri kitaplarýnda toplamýþ ve zikretmiþlerdir. “Keþf’ul- Estar”, “Bihar’ul- Envar” kitaplarýnda da bu hususla ilgili birçok senetli hadise nakledilmiþtir. Merhum Hacý Nuri, “Necm’us- Sakýb” kitabýnda bu konuda yüz olay nakleder ve þöyle der: “Herkesten duyduðumuz her þeyi burada nakletmedik, Allah’ýn yardýmýyla sadece doðruluðuna güvendiðimiz olaylarý, güvenilir kiþilerden aktardýk.”
Biz de burada “Necm’us- Sakýb” kitabýndan bir olay nakletmekle yetiniyor ve okuyuculardan bu kitaplarý araþtýrmalarýný rica ediyoruz:
Faziletli alim Ali bin Ýsa Erbili “Keþf’ul- Ðumme” adlý kitabýnda diyor ki; Güvenilir kardeþlerimden bir grup, Hille bölgesinde Hýrkal köyü ahalisinden Ýsmail bin Ýsa bin Hasan Hýrkalý adýnda bir kiþinin benim zamanýmda vefat ettiðini bana haber verdiler. Ben onu görmemiþtim. Onun oðlu Þemsuddin bana dedi ki; Babam bana þöyle bir olay anlattý: Gençliðinde sol bacaðýnda Tuse denilen yumruk büyüklüðünde bir yara çýkmýþ ve her bahar mevsimi patlýyor, ondan kan ve irin akýyormuþ. Bu dert onu her þeyden alý koyuyormuþ. O Hilleye gelip Raziyyuddin Ali bin Tavus’un yanýna giderek ona bu yarasýndan bahsetmiþ. Seyyid bin Tavus, Hille cerrahlarýný çaðýrmýþ,
onu muayene ettirmiþ ve demiþler ki; “Bu, toplar damar üzerinde çýkmýþ ve kesmekten baþka çaresi yoktur. Ancak, bunu kesersek toplar damar da kesilebilir, eðer bu damar kesilirse Ýsmail sað kalmaz. Onu kesmek çok tehlikelidir, biz bu iþe giriþemeyiz.”
Seyyid bin Tavus, Ýsmail’e; “Ben Baðdat’a gidiyorum, gel seni de götüreyim ve oradaki cerrahlara göstereyim, belki onlar bir çare bulurlar” demiþ. Baðdat’a gitmiþ, tabipleri çaðýrmýþlar, onlar da ayný teþhisi koymuþ ve ayný özrü getirmiþler, Ýsmail bu duruma üzülmüþ, Seyyid ona; “Allah Teala üzerindeki bu necasetle kýlacaðýn namazý kabul eder, bu derde sabretmek mükafatsýz deðildir” demiþ. Bunun üzerine Ýsmail; “Öyleyse Samerra’ya ziyarete gideceðim ve Ýmamlardan yardým isteyeceðim” demiþ ve yola çýkmýþ.

yolcu_58
11-09-2006, 06:17 AM
Þemsuddin sonra þöyle ekliyor; Babam diyordu ki; O nurlu hareme ulaþtýðým zaman Ýmam Ali Naki (a.s) ve Ýmam Hasan Askeri (a.s)’ý ziyaret ettikten sonra Serdab’a (Ýmam Mehdi’nin gaybete çekildiði yere) gittim. Geceleyin orada Allah’a çok yalvardým ve Ýmam Mehdi (a.s)’dan yardým diledim. Sabahleyin Dicle nehrine gittim, elbisemi yýkadým ve ziyaret guslü yaptým. Ýbriðimi su ile doldurarak bir kere daha ziyaret etmek için Ýmamlarýn haremine geri döndüm, kaleye varmadan birkaç atlýnýn bana doðru geldiðini gördüm. Samerra’nýn etrafýnda bazý soylu ailelerin evleri olduðundan bunlarýn eþraflardan olduðunu sandým. Bana yetiþtiklerinde, bunlardan kýlýç kuþanmýþ ve birinin de sakalý yeni-yeni çýkmýþ olan iki genç, elinde bir mýzrak bulunan ve üzeri tertemiz olan yaþlý bir adam ve beline kýlýç baðlamýþ, üzerine cübbe giymiþ, sarýðýný omzuna salývermiþ ve elinde mýzrak olan dört kiþi olduðunu gördüm. O ihtiyar adam sað tarafa ve iki genç de sol tarafa geçtiler. Cübbe giymiþ adam onlarýn ortasýnda kaldý, bana selam verdi, ben de cevap verdim. Cübbe giymiþ adam; “Yarýn yola mý çýkacaksýn?” siye sordu. Evet dedim. “Yaklaþ bakayým, sana eziyet eden þu yara neymiþ bir görelim!” dedi. Ben bu sýrada; “...Elbiselerimi yýkamýþ olduðumdan dolayý keþke bu bedevi bana dokunmasa...” diye düþünürken o eðildi ve beni kendine doðru çekerek elini yaramýn üzerine koyup kuvvetle sýktý, caným pek yanmýþtý... Sonra doðruldu, bu haldeyken yaþlý adam; “Kurtuldun Ýsmail!” dedi.
Ben; “Siz de felaha ve kurtuluþa erin” dedim. Bu sýrada birden, onun adýmý bildiði düþüncesiyle þaþýrdým, bana; Kurtuluþa erdin diyen yaþlý adam bu sefer; “Ýmam’dýr O, Ýmam...” dedi.
Ben koþarak ayaðýnýn üzengisini öptüm. Ýmam (a.s) yola koyuldu, ben de ardýndan gidiyor ve feryat ediyordum, Ýmam (a.s); “Geri dön” dedi. Ben; “Sizi býrakmam mümkün deðil” diye inledim. Ýmam (a.s) tekrar; “Geri dönmek senin için daha hayýrlýdýr, geri dön” diye buyurdu. Ben ayný sözü tekrarlayýnca yaþlý adam dedi ki; “Ey Ýsmail! Ýmam iki defa geri dön dediði halde onu dinlememekten utanmýyor musun?”
Bu sözler üzerine olduðum yerde kaldým... Hareme dönünce haremdekiler beni gördüklerinde; “Durumun deðiþmiþ, yaran aðrý yapýyor mu?” diye sordular. Hayýr dedim... Durumu anlattýktan sonra sað bacaðýmý açtýklarýnda yaradan hiçbir eser kalmadýðýný gördüler. Ben de dehþete kapýldým, diðer bacaðýmý da açtým, onda da bir þey görmedim. Ýþte o zaman halk baþýma toplanarak teberrük için elbiselerimi parçaladýlar... Zuhur Vaktini Belirtmek Ýmam Mehdi (a.s)’ýn dördüncü özel naibi Ali bin Muhammed-i Semuri’nin vefatýndan sonra, Gaybet-i Kubra dönemi baþladý. Þimdiye kadar da devam etmekte...Ýmam Mehdi (a.s) Allah Teala’nýn emriyle kýyam ve zuhur edecektir. Ehl-i Beyt Ýmamlarý birçok hadislerde zuhur vaktinin belirtilemeyeceði ve bunu ancak Allah’ýn bileceðini, ansýzýn Allah’ýn emriyle vuku bulacaðýný ve zuhur için bir vakit belirten kimselerin yalancý olduðunu açýklamýþlardýr.
Fuzeyl, Ýmam Bakýr (a.s)’dan; “Acaba bu iþ için bir zaman belirtilecek mi?” diye sorunca Ýmam (a.s) üç defa þöyle buyurdu: “Vakit belirtenler yalancýdýrlar.”
Ýshak bin Yakup, Muhammed bin Osman-i Amri vasýtasýyla Ýmam Mehdi (a.s)’a bir mektup yazarak birkaç soru sordu, Ýmam (a.s) sorularý cevaplandýrýrken zuhur vakti hakkýnda buyurdu ki: “Zuhur vakti Allah’ýn emrine baðlýdýr; zaman tayin edenler yalancýdýrlar.” Zuhur Alametleri Zuhurdan önceki hadiseler ve zuhur alametleri hakkýnda birçok rivayetler vardýr. Bu hadislerden bazýlarý toplumlarýn, özellikle Ýslami toplumlarýn durumunu açýklar, bazýlarý zuhura yakýn bir dönemde meydana gelecek olaylarý, bazýlarý da þaþýrtýcý þeylerin meydana geliþini anlatýr.
Bütün bu hadisleri incelemek için ayrýntýlý kitaplara ihtiyaç vardýr. Biz burada açýk ve kesin olan birkaç alameti naklediyoruz:
a) Bütün Dünyada ve Ýslam Toplumlarýnda Zulüm, Kötülük, Fesat, Günah, ve Dinsizliðin Yayýlmasý
Ýslam önderleri Ýmam Mehdi (a.s)’ýn mübarek kýyamlarýný müjdeledikleri birçok hadiste, onun, dünya zulüm ve kötülükle dolduktan sonra zuhur edeceðini vurgulamýþlardýr. Müslüman toplumlarda bile sapýklýk, sefahat, çeþitli günah ve kötülüklerin yaygýnlaþacaðýný hatýrlatmýþ ve þunlara deðinmiþlerdir:
“Sarhoþ edici maddeler açýkça alýnýp satýlacak, þarap içilecek, faiz yemek, zina ve diðer kötü iþler yaygýn bir þekilde yapýlacak, hicapsýz kadýnlar çekici elbiselerle ortaklýkta dolaþacak, kadýnlar erkeklere, erkekler de kadýnlara benzeyecek, iyiliði emredip kötülükten alýkoymak terk edilecek ve müminler hakir, naçiz ve mahzun olup günah ve kötülükleri engellemek kudretine sahip olamayacaklar, dinsizlik yaygýnlaþacak, Kur’ân’la amel edilmeyecek, evlatlar baba ve annelerine eziyet edecek, küçükler büyüklerine saygý göstermeyecek, büyükler küçüklere acýmayacak, akrabalýk baðý gözetilmeyecek, humus ve zekat ödenmeyecek, kafirler ve sapýklar müslümanlara galip gelecek, müslümanlar bütün iþlerinde, giyimlerinde... onlarý taklit edecek, Ýlahi hüküm ve cezalar uygulanmayacak...”
b) Sufyaninin Ortaya Çýkýþý ve Yerin Yarýlarak Sufyani’nin Ordusunu Ýçine Almasý
Ehl-i Beyt Ýmamlarýnýn önemle vurgulayýp açýkça beyan ettikleri alametlerden birisi de Sufyani’nin Þam’da ortaya çýkýþýdýr; o kýsa bir sürede bu þehri tasarrufu altýna alacak, büyük bir orduyla Kufe üzerine hareket edecek, Irak þehirlerinde özellikle Necef ve Kufe’de büyük cinayetler iþleyecek ve diðer bir orduyu da Medine’ye gönderecek, sonra Mekke’ye doðru hareket edecek, Medine ve Mekke arasýnda Allah’ýn emriyle yer yarýlarak onlar yerin dibine gömülecek, iþte o zaman Ýmam Mehdi (a.s) bir takým olaylardan sonra Mekke’den Medine’ye ve Medine’den Irak’a ve Kufe’ye gelecek ve Sufyani Irak’tan Þam’a kaçacak, Ýmam Mehdi (a.s) onu takip etmesi için bir ordu gönderecek ve nihayet onu Beyt’ul- Mukaddes’te helak edip baþýný bedeninden ayýracaklar.
c) Seyyid Hasani’nin Çýkýþý
Ehl-i Beyt Ýmamlarýndan ulaþan hadiselere göre, “Seyyid Hasani Ýran’da Deylem ve Kazvin nahiyesinden çýkarak kýyam edecektir. Bu dindar þahýs imamet ve Mehdilik iddiasýnda bulunmayacak deðerli bir kiþidir. Halký Ýslam’a ve Ehl-i Beyt Ýmamlarýnýn yoluna davet edecek, birçok izleyici bulacak ve kendi bölgesinden Kufe’ye kadar yerleri zulüm, kötülük ve sapýklýktan temizleyecek. Ýtaat olunan bir hakim ve adaletli bir sultan olarak hükmedecektir. Ordusu ve dostlarýyla Kufe’de olduðu bir zamanda, Ýmam Mehdi (a.s)’ýn Kufe’nin etrafýna geldiðini ona bildirecekler. Seyyid Hasani ordusuyla birlikte Ýmam Mehdi (a.s) ile görüþecek, Ýmam’a biat edecek ve ardýndan da izleyicileri biat edeceklerdir. Ancak bunlardan dört bin kiþi kabul etmeyecek, üç gün nasihat ve öðütten sonra iman etmedikleri için Ýmam (a.s)’ýn emriyle öldürüleceklerdir.”
d) Yüksek Ses
Bilinen alametlerden biri de gökyüzünden yüksek bir sesin duyulmasýdýr. Olay þöyle olacaktýr: “Ýmam Mehdi (a.s)’ýn zuhurundan önce Mekke’de gökyüzünden herkesin duyacaðý çok yüksek ve müthiþ bir ses duyulacaktýr, bu ses Ýlahi ayetlerdendir. Bu seste insanlara, hidayete eriþmeleri, Ýmam Mehdi (a.s)’a biat etmeleri ve haktan sapmamalarý için onun hükmüne karþý çýkmamalarý tavsiye edilecektir.”
e) Hz. Ýsa Mesih’in Gökten Ýniþi ve Hz. Mehdi (a.s)’ýn Arkasýnda Namaz Kýlmasý
Hadislerin bir kýsmýnda da Hz. Ýsa Mesih’in gökten inerek namazda Hz. Mehdi (a.s)’a iktida edeceði zikredilmiþtir. Ýslam Peygamberi (s.a.a) kýzý Fatýma’ya buyurmuþlardýr ki: “Kendisinden baþka Ýlah olmayan Allah’a ant olsun ki, Hz. Ýsa bin Meryem’in, arkasýnda namaz kýlacaðý bu ümmetin Mehdi’si bizdendir.”
Kitaplarda bunlardan baþka birçok diðer alamet ve niþaneler de nakledilmiþtir, ama biz bu kadarýyla yetiniyoruz. Ýmam (a.s)’ýn Kýyamý Hz. Mehdi (a.s) uzun bir gaybetten sonra Mekke’de Ka’be’nin kenarýnda zuhur edecektir. Peygamber (s.a.a)’in bayraðý, kýlýcý, sarýðý ve gömleði ondadýr. Melekler vasýtasýyla ona yardým edilecek, Ýslam düþmanlarýný öldürecek ve zalimlerden intikam alacaktýr.

yolcu_58
11-09-2006, 06:19 AM
Mekke’de ona biat edecek olan özel ashabý 313 kiþidir. Ýmam Mehdi (a.s) bir müddet Mekke’de kaldýktan sonra Medine’ye gelecek, dostlarý yiðit, þecaatli, salih, imanlý kiþilerdir, ona itaatte gayretlidirler. Nereye ve hangi iþe yönelseler mutlaka zafere ulaþýrlar.
Ýmam (a.s) Medine’de bir takým savaþlardan sonra ordusuyla Irak’a ve Kufe’ye gelecek, Kufe’de Seyyid Hasani ile görüþecek, Seyyid Hasani ve ordusu ona biat edecekler. Hz. Ýsa gökyüzünden inerek Ýmam’a yardýmda bulunacak ve namazda Ýmam’a iktida edecektir.
Ýmam’ýn hükümetinin merkezi Kufe’dir. Ýmam (a.s) dünyanýn doðu ve batýsýný fethedip Ýslam’ý dünyanýn dört bir yanýna egemen kýlacaktýr. Allah’ýn kitabý ve Peygamber’in sünnetine göre amel ve hüküm edecektir.
Ýmam (a.s)’ýn hükümetinde yeryüzünün tüm bereketleri ortaya çýkacak; servet, nimet, meyve, ve mahsuller çoðalacak ve herkes öyle bir refah ve nimete boðulacak ki, zekat ve sadaka vermek için fakir bulunmayacak ve kimse zekat ve sadaka kabul etmeyecektir.
Ýmam (a.s)’ýn kurduðu nizamda adalet ve emniyet öyle yerleþecek ki, ihtiyar bir kadýn altýn ve mücevher dolu bir sepeti alýr ve tek baþýna yaya olarak bir þehirden diðerine gidecek olursa, hiç kimse onu rahatsýz etmeyecek, servetine göz dikmeyecektir... Allah Teala insanlara öyle bir güç verecek ki, herkes olduðu yerde onun sözlerini duyacak ve Ýmam (a.s) Ýslam’a hayat verecektir... Gaybet Döneminde Müminlerin Vazifeleri Ayetullah seyyid Muhammed Taki el-Musevi, “Mikyal’ul- Mekarim” kitabýnda, gaybet döneminde yapýlmasý ve uyulmasý gereken 80 noktaya iþaret etmiþtir, ki biz bunlardan birkaçýnýn aktarýlmasýnýn faydalý olacaðýna inanýyoruz. Müminler bu noktalara riayetle, hayatlarýna yeni bir çekidüzen vererek yaþamalarýný O Hazretin rýza ve hoþnutluðu doðrultusunda tazmin eder ve zuhur hazýrlýðýna hýz kazandýrmýþ olurlar inþaallah. O vazifelerden bazýlarý þunlardýr:
1- Hz. Mehdi (a.s)’ýn özelliklerini, vasýflarýný bilmek ve zuhur edeceði sýradaki alamet ve olaylardan haberdar olmak.
2- Hz. Mehdi’ye sevgi beslemek.
Ehl-i Beyti sevmek bütün müslümanlara farzdýr. Bu husus birçok ayet ve hadislerde tasrih edilmiþtir.
3- Hz. Mehdi (a.s)’ýn zuhurunun bekleyiþi içinde olmak; yani kalben, fikren ve amelen buna mutabýk bir hayat sürdürmek.

AleviGenç
11-09-2006, 08:57 AM
ON ÝKÝ ÝMAMLAR

Aleviler, Hz. Muhammed’in hakka yürümesinden sonra Müslümanlara önderlik etmesi gereken kiþilerin Ehlibeyt soyundan olmalarý gerektiðine inanýrlar. Buna kaynak olarak ta Kuran-ý Kerim’in Azhap Suresi 33. Ayeti gösterirler. Bu Ayet þöyle: “Ey Ehlibeyt Allah sizden her türlü pisliði, suçu gidermek ve sizi tertemiz bir hale getirmek diler.” Bu Ayetin anlamý, Ehlibeytin doðuþtan arý olduðu bu anlamda da imamlýðýn Ehlibeytin soyundan gelen kiþilerin hakký olduðudur. Bilindiði gibi Ehlibeyt, Peygamberin ailesidir, soyudur. Peygamberin soyu da, yani Ehlibeyt Hz. Ali kanalýyla devam etmektedir. Dolayýsýyla önderlik (halifelik) Hz. Ali ve çocuklarýnýn hakkýydý. Ama maalesef býrakýn Ehlibeytin imamlýðýný, ortada müthiþ bir Ehlibeyt düþmanlýðý vardý. Bu düþmanlýk aslýnda biçimde Ehlibeyteydi. Bu düþmanlýðýn asýl hedefi Ýslamdý. Çünkü bu düþmanlýðý geliþtirenler Cahilliye döneminin azýlý putperestleriydiler. Bu düþmanlýðýn sonuçlarý günümüze kadar da devam etmektedir. Bu düþmanlýk öyle bir hal aldý ki, baþta Hz. Ali olmak üzere bütün soyu büyük zulümler gördü. Ve on ikinci Ýmam Mehdi’nin dýþýnda diðerleri genellikle zehirlenerek þehit edildiler. Hiç biri vadesiyle hakka yürümemiþtir.

On iki Ýmamlarýn Alevilikte çok büyük bir anlamý vardýr ve Aleviler ibadetlerinde her zaman on iki Ýmamlara baðlýlýklarýný dile getirip onlarý anarlar. Kýsaca belirtmek gerekirse; on iki Ýmamlar –bir bütün olarak- Aleviliðin temel yapý taþlarýndadýr. Bunlara ek olarak Aleviler on ikinci Ýmam Mehdi’nin bir gün gelip kendilerini kurtaracaðýna inanýrlar.

On iki Ýmamlarýn isimleri:

1. Hz.Ali

2. Ýmam Hasan

3. Ýmam Hüseyin

4. Zeynel Abidin

5. Muhammed Bakýr

6. Caf er Sadýk

7. Musai Kazým

8. Ali Rýza

9. Muhammed Taki

10. Ali Naki

11. Hasan Askeri

12. Muhammed Mehdi
www.alevikonseyi.com

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:13 AM
http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/yazi002.jpg


Birinci Ýmâm Hz.Ýmâm Ali (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzali.asp)

Ýkinci Ýmâm Hz.Ýmâm Hasan'ül Müctebâ (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzhasan.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Üçüncü Ýmâm Hz.Ýmâm Hüseyin (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzhuseyin.asp)

Hayatý

Kerbela Olayý

Vedasý ve Þehadeti

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Dördüncü Ýmâm Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzzeynelabidin.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Sahife-i Seccadiye’den Bir Duâsý

Beþinci Ýmâm Hz.Ýmâm Muhammed'ül Bâkýr (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzmuhammedbakir.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Altýncý Ýmâm Hz.Ýmâm Cafer'üs Sâdýk (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzcafersadik.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Yedinci Ýmâm Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzmusakazim.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Sekinci Ýmâm Hz.Ýmâm Aliyy'ür Rýzâ (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hz_aliriza.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Dokuzuncu Ýmâm Hz.Ýmâm Muhammed'ül Takiyy'ül Cevâd (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzmuhammedtaki.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Onuncu Ýmâm Hz.Ýmâm Aliyy'ün Nakî (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hz_alinaki.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Onbirinci Ýmâm Hz.Ýmâm Hasan'ül Askerî (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzhasanaskeri.asp)

Hayatý

Vecîzelerinin Bir Kýsmý

Onikinci Ýmâm Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî (http://www.ziyababa.org.tr/onikiimam/hzmehdi.asp)

Hayatý

Gaybet

Dört Sefir

Zuhur Alâmetleri

yolcu_58
13-09-2006, 05:24 AM
güzel bir paylaþým ama konu açmadan konularý biraz incelesen bence daha iyi olur i2 imamlarla ilgili bir konu ben zaten açmýþttým
emege saygý lütfen

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:26 AM
Hz. Ali (http://www.alevikonseyi.com/alevi/alevi1.html)
Kýsa Biyografisi
Hz. Ali, milâdi takvime göre 21 mart 598'de doðmuþtur. 24. 01. 661 tarihinde ise, Ýbn Mülcem adlý hain tarafýndan zehirli bir kýlýçla þehit edilmiþtir.
Hz. Ali, Ýslam Peygamberi Hz. Muhammed'in amcasýnýn oðludur. Hz. peygamberin yanýnda, onun eðitimi ile büyümüþtür. ilk Ýslamiyet’i kabul eden kiþidir. Ayrýca Hz. Peygamberin damadýdýr da, dolaysýyla Peygamber soyunun sürdürücüsüdür.
Hz. Ali, Müslümanlýðý ilk kabul eden kiþi olarak son nefesine kadar da Ýslamiyet için çalýþmýþtýr. Savaþ meydanýn da hiç yenilmemiþtir. Bilgelikte, yiðitlikte, cesurlukta, fedakarlýkta üstüne insan yoktur. Hz. Ali, sadece yaþadýðý süre içerisin de deðil, onu takip eden yüzyýllarda da zalimin korkusu, mazlumun dostu olmayý sürdürmüþtür. Hz. Ali'ye kinli haydutlar ve Ýslam düþmaný putperestler, Hz. Ali'ye yapamadýklarýný evlatlarýna yapmaya çalýþtýlar. O zamanýn Ebu süfyan'larý, sonra Muaviye, Mervan, Yezit olarak Hz. Ali'nin soyunu kurutmak istediler. Nitekim Hz. Ali'de dahil her On Ýki Ýmam da þehit edilmiþtir. Hiç birisi vadesiyle hakka yürümemiþtir. Hz. Ali'ye ve soyuna yapýlan haksýzlýklar, katliamlar dolayýsýyla Hz. Peygambere yapýlýyordu. Cahilliye döneminde Arap toplumunun baþýna bela olan putperest köleci bezirganlar, görünürde Müslüman olup öz olarak bezirganlýðý sürdüren bu kiþiler, Hz. Peygamber döneminde yapamadýklarýnýn adeta acýsýný çýkartýyordu. Ebubekir'le baþlayan süreç Yezit'e kadar uzanýyor, oradan da Yavuz Selim'e kadar gidiyordu. Bu süreçten günümüze kadar sayýsýz acýlar yaþandý. insanlýk tarihinde görülmedik vahþi katliamlar yapýldý. Bu sürece dair anlatýlacak çok þey var ve bunlar dün olmuþ gibi güncelliðini koruyor. Çünkü günümüzde de bu misyon en inceltilmiþ haliyle sürüyor. Bu misyon kirli, ikiyüzlü bir misyondur. Hz. Muhammed'in torunlarýný katletmek ve ondan sonra da ona salavat etmek ikiyüzlülük deðil de nedir? Maalesef Ýslam tarihinde bunlar yaþandý ve günümüze dek etki býrakacak kadar güçlü yaþandý. Hz. Ali'yi tanýmaya devam ediyoruz. Ýslamiyet, baþta Hz. Ali'nin soylu mücadelesi olmak üzere geliþmeye devam ediyordu. Bu geliþme beraberinde bir çok sorunu da getiriyordu. Bu sorunlarýn baþýnda da eski putperest bezirganlarýn Müslümanlýðý kabul etmesiydi. Bunlar Ýslamiyet'i özümsedikleri için Müslüman olmuyordular. Bunlarýn tek gayesi geliþen Ýslamiyet’in kazandýðý deðerlerin üzerine konmaktý.
Nitekim daha Hz. Peygamber hakka yürümeden, bu bezirganlar fitne fesada baþlamýþlardý. Hz. Peygamberin hakka yürümesinden sonra ise saldýrýlarýný alenileþtirip sýklaþtýrmaya baþladýlar. Bu saldýrýlarýn hedefi Hz. Ali'ydi, dolayýsýyla Hz. Peygamberdi.
Ýslamiyet geliþen ve güçlenen bir din olarak kendi kurumlarýný da yaratýyordu. Bu kurumlarýn en önemlisi de halifeliktir. Halife olan kiþi Ýslam toplumunu dini ve siyasi olarak yönetmekle görevli olan kiþidir. Bu anlamda halifelik önemlidir. Hz. Peygamberin kendisinden sonra halifenin kim olmasý gerektiði konusunda hadisleri vardýr. Hz. Peygamber bir çok sohbetinde kendisinden sonra Hz. Ali'yi halife olarak tanýtmýþtýr. Ve o zaman herkes bu halifeliði onaylamýþtýr. Ne var ki Hz. Peygamberin vefatýndan kýsa bir süre sonra, -ki bu süre daha Hz. Peygamber defin edilmeden öncedir- eski putperest bezirganlar kendi halifelerini seçmiþlerdi. Hz. Ali, Hz. Peygamberin defin iþleriyle uðraþýrken onlar kendi halifelerini seçiyorlardý. Hz. Ali, sadece bir yönüyle deðil, bütün özellikleriyle halifeliði hak eden kiþidir. Bu özellikleri; ilk Müslüman olan kiþidir, bütün ömrü Ýslamiyet için çalýþmakla geçmiþtir, bilgelikte, cesurlukta, fedakârlýkta üstüne yoktur. Ayrýca Hz. Peygamberin soyunu sürdürendir. Bütün bunlara ek olarak Hz. Peygamberin hadisleri var. Örneklersek: "Ben ilmin þehriyim, Ali onun kapýsýdýr. Ali'yi sevmeyen beni de sevmiyordur. Bir kimse Ali'ye saygýsýzlýk etti mi ban saygýsýzlýk etmiþtir." Bunlara benzer onlarca örnek. Bütün bunlar dünya insanlýðýnýn kabul ettiði genel gerçeklerdir. Bu gerçekleri günümüzün Sünni din bilginleri de kabul etmektedir. Ne yazýk çýkarlarý el vermediði için ikiy üzlülük yapmaktalar.
Bütün bunlarýn herkesin kabul ettiði genel doðrular olduðunu belirttik. Bir de biz Alevilerin Hz. Ali hakkýnda bize özgü doðrularýmýz ve tanýmlamamýz var (http://www.alevikonseyi.com/alevi/alevi1.html). Bunlarý da yeri geldiðinde belirtmeye çalýþacaðýz.
Hz. Ali gücü olmasýna, hakký olmasýna raðmen halifelik için kavgaya giriþmedi. Ýslamiyet’in zarar görmemesi için Ebubekir'in halifeliðine ses çýkarmadý. Taraftarlarýna dünya malýnýn geçici olduðunu telkin edip onlarý kavgadan uzaklaþtýrdý. Ne var ki bu eski putperest bezirganlar sadece dünya malý ile yetinmediler. Bu putperest bezirganlar insanlýða umut olan Ýslam dinini de kendi çýkarlarý doðrultusunda kullanmaya baþladýlar. Cahilliye dönemindeki eski gelenekleri tekrar yaþamaya/yaþatmaya baþladýlar. Ama bu sefer aralarýnda bir fark vardý. Bu fark da, cahilliye dönemindeki gerici geleneklerin Ýslam adý altýnda yaþatýlmaya baþlanmasýydý. Halbuki Hz. Peygamber sadece putlarý yýkmamýþ, ayný zamanda bu gerici gelenekleri de yýkmýþtý. Hz. Ali burada önemli bir rol oynuyordu. Bu rol de bütün bu gerilikleri teþhir etmekti. Hz. Ali görevini layýkýyla yerine getirip, daha çocukken putlara attýðý taþlarý söze dönüþtürüp bu putperest bezirganlara fýrlatýyordu. Eskinin büyük putperest bezirganlarý, önlerine çýkan bu engeli aþmak için olmadýk hilelere baþ vuruyorlardý. Hz. Ali bütün sorunlarý teker teker aþýyordu.
Hz. Ali sabýrlýydý, bu sabrý kimse gösterememiþtir. Hz. Ali mücadelesini daha bir azimle sürdürdükçe bu putperest bezirganlar çýldýrýyorlardý.
Ebubekir'in ölümünden sonra putperest bezirganlar yerine Ömer'i halife olarak seçtiler. Tekrar tekrar belirtmekte yarar var, Hz. Ali'yi savaþ meydanýnda yenen olmamýþtýr. Hz. Ali hiç bir savaþtan kaçmamýþtýr, bu anlamda gücü, yiðitliði tartýþýlmazdýr. Ama bütün bu yiðitliðe raðmen Hz. Ali, halifelik kavgasýna girmemiþtir. Bütün haksýzlýklara, kýþkýrtmalara, tahriklere raðmen. Hz. Ali bunu yaparken bir tek gayesi vardý. O da; Ýslamiyet zarar görmesin. Nitekim Ömer'in ölümünden sonra bu sefer Osman'ý halife ettiler bu bezirganlar. Hz. Ali sabýrlýydý, sabrý en büyük silahtý. Bu putperest bezirganlar sadece Hz. Ali'yle savaþmýyorlardý, ayný zamanda kendi içlerinde de büyük anlaþmazlýklar, çeliþkiler vardý. Bu çeliþkiler sonucunda Osman öldürüldü. Osman’ýn ölümünden sonra, nihayet Hz. Ali halife oldu. Baþtan beri olmasý gereken þimdi oluyordu. Bu putperest bezirganlar tayfasý bu halifeliði mecburen de olsa kabullenmek zorunda kalýyordu.
Bu döneme dair ciltler dolusu deðerlendirilme yapýla bilinir. Çünkü bu dönem Ýslam tarihinin en belirleyici dönemidir.
Hz. Ali halife olmuþtu olmasýna ama bu putperest bezirganlar boþ durmuyordu. Hz. Ali bu putperest bezirgan tayfasýnýn yaptýðý tahribatlarý onarmakla meþgulken, onlar Hz. Ali'yi ortadan kaldýrmanýn planlarýný yapmaktaydýlar. Bu planlarýn sonucu, Hz. Ali 24. 01. 661 tarihinde ibn mülcem adýndaki katil tarafýndan zehirli bir kýlýçla þehit edilmiþtir.
Hz. Ali'nin þahadeti Ýslam tarihinde kanlý bir dönemin baþlangýcý olmuþtur. O tarihten bu yana, baþta Hz. Ali'nin soyu olmak üzere, Hz. Ali'yi sevenler onun yolunda yürümek isteyenler insanlýk tarihinde rastlanmamýþ katliamlara, baskýlara maruz kaldýlar (http://www.alevikonseyi.com/alevi/alevi1.html). Bu katliamlar ve baskýlar günümüze kadar da geliyor. Ve aradan 1400 yýl geçmesine raðmen, hâlâ Hz. Ali'nin yolunu tutanlar, yani Aleviler kendilerini açýktan ifade edemiyorlar.
Hz. Ali'nin kiþiliðini, mücadelesini, olgularý ve olaylarý ele alýþ tarzýný, insan ve doða iliþkilerini anlatmak yüzlerce cildi kapsayacak bir çalýþmadýr. Biliyoruz ki Hz. Ali Ýslamiyet’in, Hz. Peygamberden sonra en büyük temsilcisidir. Bu anlamda tarih boyunca insanlar en zor dönemlerinde Hz. Ali'yi çaðýrmýþlardýr

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:30 AM
HZ. ALÝ'NÝN ÞEHADETÝ http://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hicret’in 40. yýlý Ramazan ayý gelmiþti. Hz.Ali, Muâviye’nin üzerine yürümek için hazýrlýk yapmakla meþguldü.

Taberi ve Ýbn’ül-Esir, Hz.Ali’nin þehâdet sebebini þöyle anlatýr:

Mülcemoðlu, Haccâc ve Temim boyundan Amr;

“Halkýn kurtulmasý için, Hz.Ali’nin, Muâviye’nin ve Âsoðlu Amr’ýn ortadan kaldýrýlmasý” gerekli olduðu kanâatine vardýlar. Bu iþi yapacak kiþilerin üçüde Hâricîlerdendi.

Mülcemoðlu Hz.Ali’yi, Haccâc Muâviye’yi, Amr da Âsoðlu Amr’ý, öldürmeye karar verdiler. Ramazan ayýnýn 18. günü sabah namazýnda iþlerini baþaracaklardý.
Ýbn-i Mülcem Kûfe’ye geldi, mezhepdaþlarýyla buluþtu; fakat yapacaðý iþi kimseye açmadý. Mülcemoðlu bir gün, mezhepdaþlarýndan birinin evinde pek güzel bir kadýn gördü, vuruldu adeta. Kadýna evlenme teklifinde bulundu.

Kuttame adýndaki kadýn:

“Benim mehrim pek aðýr” dedi. “Üçbin dirhem vermedikçe bir köle ve halayýk satýn alýp baðýþlamadýkça ve Ali’yi öldürmedikçe sana varmam ben” demiþti.

Mülcemoðlu:

“Ýlk iki þartý kabul ederim” dedi; “Fakat Ali’yi öldürmek elimden gelmez benim.”

Kadýnýn; babasý ve kardeþi, Nehrevan da öldürülen Hâricîlerdendi. “Ýmkâný yok” dedi. “Ali öldürülmedikçe yüreðim soðumaz benim. Ben sana yardýmcý bulurum.” dedi. Mülcemoðluna, Þebib ve Verdan’ý tanýþtýrdý; bunlar da Mülcemoðluna yardým edeceklerdi.

Mülcemoðlu, daha önce Hz.Ali’ye bey’at edilirken, bey’at etmek istemiþ, Hz.Ali onu iki kere reddetmiþti. Hz.Ali, üçüncüsünde mübarek elleriyle baþlarýna ve sakallarýna iþaret buyurarak; “Buradan akacak kanla þunu boyayacak kiþiyle ne iþim var benim” demiþ ve þu iki beyiti okumuþlardý:

“Ölüm gelip çatýnca kuþan kemerini sen; seninle buluþunca telâþa düþme, dayan.
Ölüm, mahallene kondu mu, acýklanma, sýzlanma dayan.”

Hz.Ali, zaten yaþamaktan býkmýþtý. “Allah’ým, sen beni bunlardan hayýrlýsýyla buluþtur, bunlara da kötü birini musallat et” diye duâ etmiþti.

Hz.Ali, bir gece Hz.Ýmâm Hüseyin’in, bir gece Cafer-i Tayyâr oðlunun evinde kalýyor, üç lokmadan fazla bir þey yemiyor; “Allah’ýma boþ karýnla temiz olarak kavuþmam daha sevimlidir bence” diyordu.

Ramazan ayýnýn 18. günü, Hz.Ali evden çýkarken Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin’e hediye olarak getirilmiþ olan ördekler gagalarýyla eteðini tutmuþlardý.
Hz.Ali, onlarý kovalayanlara; “Býrakýn” buyurmuþtu; “Onlar aðlayanlardýr; seher çaðýnda da kader, yerini bulur.”

Hz.Ali; “O gece Hz.Resûlullah’ý rûyada gördüðünü” de bildirmiþ, þehâdete tam hazýrlanmýþtý.

Mescide giren Hz.Ali:

“Namaz, namaz” diye uyuyanlarý uyandýrmaða baþlamýþtý ki; Þebib bir kýlýç salladý; fakat kýlýç mescidin kapýsýna geldi. Bunun üzerine önceden gelip mescide gizlenen Mülcemoðlu:

“Yâ Ali! Hüküm ancak Allah’ýndýr” diye baðýrarak Hz.Ali’nin mübarek baþlarýna bir kýlýç vurdu. Kýlýç, Hendek savaþýnda Amr’ýn yaraladýðý yere geldi; imâme yarýlmýþ, kýlýç mübarek baþlarýna gömülmüþtü.

Yere düþmüþtü Hz.Ali; “Andolsun Kâ’be’nin Rabbine” buyurmuþtu. “Kurtuldum” dedi.

Suikastçýlar kaçýyorlardý; kaçarken de baðýrýyorlardý:

“Emîr’ül-mü’minin þehit edildi!...”

Þebib’i birisi yakaladý, kýlýcýný elinden aldý; fakat o, atik davrandý, kurtulup evine sýðýndý. Sesi duyan halk birbirine karýþmýþtý. Þebib’in amcasýnýn oðlu, o gece Þebib’de konuktu. “Hâricî” deðildi bu zât. Þebib’in telaþýný görünce; “Yoksa” dedi, “Mü’minler emîrini sen mi öldürdün?”

Þebib:

“Hayýr” diyecekken “Evet” dedi; o da kýlýcýný çekip Þebib’i öldürdü.

Mülcemoðlu’nu da birisi yakaladý, sürüyerek mescide götürdü. Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin ile yakýnlarý mescide girdikleri zaman, Hz.Ali’yi mihrabýn önünde yerden toprak alýp; “Ondan yarattýk sizi, yine oraya iâde edeceðiz; ordan çýkaracaðýz bir kere daha sizi” meâlindeki âyeti okuyup, yarasýna basýyor buldular. (Tâhâ 55. âyet)

Hz.Ali’yi yaralý halde eve götürdüler. Yaranýn þiddetinden, evdekilerin kimi kendinden geçiyor, kimi kendine geliyordu. Hz.Ali bir aralýk mübarek gözlerini açýp baþucundakilere bakarak þöyle buyurdu:

“En güzel, en yüce arkadaþa, en hayýrlý konaða, en güzel huzûr ve istirahat yerine gidiyorum.”

Sonra Mülcemoðlu’nu, elleri baðlý olarak Hz.Ali’nin yanýna getirdiler.

Hz.Ali:

“Ey Allah’ýn düþmaný” dedi, “Ben sana iyilik etmedim mi?”

Mülcemoðlu:

“Evet” dedi, “Ýyilik ettin.”

Hz.Ali:

“Peki” dedi, “Bu yaptýðýn ne?”

Mülcemoðlu:

“Kýlýcýmý kýrk sabah biledim, Allah’tan, onunla halkýn en kötüsünü öldürmesini diledim.” dedi.

Hz.Ali:

“Sende onunla öldürüleceksin; halkýn en kötüsü, görüyorsun ki sensin” buyurdu ve yanýndakilere dedi ki:

“Bunu götürün, hapsedin, eziyet etmeyin, aç býrakmayýn; siz ne yiyor, içiyorsanýz buna da onu verin. Ben sað kalýrsam ne yapacaðýmý bilirim; ölürsem, o bana bir kýlýç vurdu; siz de onu bir vuruþta öldürün; ama Allah’ýn sizi baðýþlamasýný da istemez misiniz?”

Hak’ka kavuþtuðu gece Hz.Ali’ye bir bardak süt sunmuþlardý. Yarýsýný içtikten sonra bardaðý verdi; “Bunu” dedi; “O esirinize götürün, onu sakýn aç býrakmayýn.”

Sütü Mülcemoðlu’na götürdüler; “Zehirlidir” diye içmedi. Bu olayda, adâletle-zulüm, îmanla-îmansýzlýk, yücelikle-alçaklýk, fazîletle-hýyânet; bir bardak sütle tarihe, insanlýk tarihine geçti.

Hz.Ali Emîr’ül-mü’minîn, Ramazan ayýnýn 21. gecesine kadar yaþadýlar. Hz.Ali bu fânî dünyadan göçmeden önce, oðlu Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin’i yanýna çaðýrdý; onlara vasiyyetini yazdýrdý ve imâmlýk emanetlerini Hz.Hasan’a teslim etti.

Hz.Ýmâm Ali, Hicret’in 40. yýlý (Milâdi 661) Ramazan ayýnýn 21. gecesi, Hak’ka vuslat etmiþtir. Hz.Ali Hak’ka kavuþtuðunda 63 yaþýnda idi. Türbesi Necef þehri-IRAK’tadýr.

En doðrusunu Allah bilir.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:31 AM
HZ. ALÝ'NÝN VASIFLARI VE FAZÝLETLERÝhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Peygamber buyuruyor :
“Tamam insanlar ve cinler, senin fazîletlerini tamamlayamazlar, öyle ise biz nasýl onun fazîletlerini tamamlayabiliriz.”

Tarihler boyunca yazan, ünlü müfessirler naklediyorlar ki:
“Eðer denizler mürekkep, bütün aðaçlar kâlem olsa, Âdem oðullarý yazýcý olsalar, cin tayfasý da hesap tutsalar; Yâ Ali, senin fazîletlerini tamamlayamazlar.”

Yine müfessirler diyor ki:
“Ýmâm-ý Ali’yi seven saadete eriþmiþtir, ona düþman bulunan þakî’dir, her türlü günahý iþleyen hayduttur. Ýmâm-ý Ali’yi sevmek îmandan gelir, ona düþmanlýk küfür ve nifâktandýr.”

Hz.Ali; Kerem sahibi, cömert, âlî-cenâb, âdil, ziyadesiyle merhametli, re’y ve tedbir sahibi, asla doðruluktan ayrýlmaz; hýyânet, kin, garez, gizli husûmet bilmez, gýll ü gýþþtan âzâde, güler yüzlü, mizah ve lâtifeyi sever, cesur, þecâat sahibi, fevkalâde fasâhât ve belâgata ve telâkat-i lisana mâlik; edib, þair ve zamanýn bütün ilmine vakýf bir zât olup, batýný ilimle de mücehhez idi.

Ýslâm olarak doðan, dâvete ilk uyan ve erkeklerden ilk Müslüman olan, Hicret’ten önce ve Hicret gecesi, canýný Hz.Resûlullah’a fedâ etmeyi, þükür secdesine kapanarak kabûl eden; Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ve yapýlan bütün savaþlarda, Ýslâm’ý yücelten, Hayber’i alan Hz.Ali’dir.

Hz.Peygamber’i yýkayan, defneden ve ancak Ýslâm’ýn bölünmemesi için sabreden, Hz.Ali’dir.

Kendisinden önceki o makama geçenlerin sayýsýz mal varlýklarýna karþý, halîfeliðinde; Þam ülkesinden baþka, bütün Ýslâm diyarýna hüküm yürüten, fakat Hak’ka kavuþtuðunda ancak dört yüz dirhemi olan Hz.Ali’dir.

Geçiminde kendini taklide kalkýþana; “Ben mü’minlerin emîriyim; onlarýn en yoksulunun geçindiði gibi geçinmek zorundayým” buyuran, kýþýn ýsýnmak için sýrtýna attýðý köhne kadife parçasýný bile, “Beyt’ül-mâl”den almayýp, Medine’den getirten Hz.Ali’dir.

Kuru ekmeði yemeye çalýþtýðýný görüp þaþýranlara; “Hz.Resûlullah bundan daha katýsýný yerdi” diyen Hz.Ali’dir.

Hz.Ali ancak ulvî fikir, prensip ve kutsal dava için, doðruluk uðruna cenk ederdi. Hatta icap ettikçe Ýslâmiyet için, Hz.Peygamber için, canýný fedâ etmekten katiyyen çekinmezdi.

Hz.Ali, binlerce insan kendisine tâbi olduðu halde, hilâfet makamýna geçmek için kýlýç çekmedi, yani Zülfekâr’ýný kullanmadý. Zira o sabýrlý bir kahraman, fedakâr bir cengaverdi ve feragat sahibi idi.

Hz.Ali, tek Ýslâmiyet sarsýlmasýnda, varsýn kendi sarih hakký çiðnensin diye düþünüyordu.

Hz.Ali ne mala, ne mevkiye, ne makama ve ne de dünyaya önem vermezdi. Katiyyen ihtirâs sahibi deðildi.

Hz.Peygamber; “Ben Kur’ân’ýn iniþi üzerinde, onu kabul ettirmek için savaþmadayým; Ali ise onun te’vili için, hükmünün gereðini bildirmek için savaþýr” buyurmuþlar; “O’nun, bey’atinden dönenlerle, gerçekten sapýp zulmedenlerle ve ok yaydan çýkar gibi dinden çýkanlarla savaþacaðýný” söylemiþlerdir. Hz.Ali de bunu, Hz.Resûl’den rivâyet etmiþtir.

Hz.Ali; Cemel savaþýnda bey’atinden dönenlerle, Sýffýyn savaþýnda gerçekten sapýp zulmedenlerle, Nehrevan savaþýnda da dinden dönenlerle savaþmýþtý.
Hz.Ali en yüce makam olan þehâdet makamýna ermiþ, canýndan fazla sevdiði Hz.Resûlullah’a kavuþmuþtu.

“Ehl-i Beyt” ve Hz.Ali düþmaný olan Muâviye bir gün; Hz.Ali’yi sevenlerden Dýrâr’a ýsrarla; “Ali’yi bana anlat” demiþti.

Dýrâr söze baþladý:
“Onun yüceliðine bir son, ululuðuna bir sýnýr yoktu. Gücü kuvveti çetindi; sözü kesindi. Adâletle hükmederdi. Her yanýndan bilgi fýþkýrýrdý. Sözünden hikmet dile gelir, coþardý.

Dünyadan, dünya lezzetlerinden çekinirdi. Gece garibliðiyle esenleþirdi. Çok aðlardý, uzun düþünürdü. En deðersiz elbise giyer, en deðersiz þeyleri yerdi. Ýçimizden birisi gibiydi; o kadar yakýndýk ona; yine de heybetinden söz söyleyemezdik. Din ehlini aðýrlar, yoksullarla düþer kalkardý. Kuvvetli, o varken kötülük edemez, zayýf adâletinden me’yus olmazdý. Bazý vakitler gördüm, yasa batanlar gibi aðlar; «Ey dünya» derdi; «Benden baþkasýný aldat; ömrün kýsadýr senin, deðerin az. Âh âh, azýðýn azlýðýndan, yolun uzunluðundan, yatýlacak yerin katýlýðýndan , varýlacak yerin ululuðundan»”

Bu sözleri duyan, ne düþündü acaba? Kendisini, yaptýklarýný, yaþayýþýný, gözünün önüne getirebildi mi?

Hz.Ali’nin vasýflarýný yazmaya, seciyyelerini sayýp dökmeye kalkýþsak, sonu gelmez bir kitap olur; yine de Hz.Ali’nin övgüsü olmaz bu kitap. Hz.Ali’yi öven, Hz.Ali’nin kadrince deðil, ancak kendi kadrince över.

Biz de burada Hz.Ali’nin yüce kiþiliði ve fazîletleri hakkýnda yazýlanlardan bir kýsmýný, kýsa bölümler halinde aktarmak istiyoruz.

Þecâatýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm-ý Ali savaþ meydanýna ayak attý mý, karþýsýndaki babayiðitlerin göðüsleri daralýr, renkleri sararýrdý. Hz.Ali’nin darbeleri kendisine mahsustu. Büyük kahramanlardan bir kýsmý, onun bir darbesiyle can vermiþlerdi.

Ýbn-i Hadit, Sait’ten naklen diyor ki;
“Ali Aleyhisselâm demirden daðdýr, kâfir ve münâfýklar için tehlikeli idi. Müslümanlarýn izzetini, müþriklerin zilletini Cenâb-ý Hak, Ýmâm-ý Ali’nin eline býrakmýþtý. Ali Aleyhisselâm’ýn þecâatý, putperestliðin ortadan kalkmasýna sebep oldu.”

Bu sebepten Hz.Peygamber buyuruyor:
-Eðer Ali’nin Zülfekâr’ýnýn darbesi olmasaydý, Ýslâm ayakta kalamazdý.

Zübeyr bin Avm diyor ki:
“Hiçbir savaþta kimseden korkmadým ve çekinmedim. Ancak Ali’nin karþýsýna çýkýnca onun þiddet ve vahþetinden kendimi kaybeder gibi oluyordum. Onun reþâdeti ve savaþlardaki babayiðitliði herkesi hayret ve taaccüpte býrakýyordu.”

Uhud Savaþýnda, Hendek Savaþýnda ve Hayber’de; babayiðitlerin, kahramanlarýn öldürülmesi, Hz.Ali’nin þecâatini herkese tanýttý. Hicret gecesi, Hz.Peygamber’in yataðýnda korkmadan tek baþýna yatmasý, onun þecâatini göstermez mi?

Hz.Ali, savaþ meydanlarýnda düþmanýna ancak bir darbe vururdu. Ýkinciye lüzum görmezdi. Bir darbesi ile karþýsýndaki pehlivanlarýn pek çoðu yýkýlmýþtýr. Ölse de, ölmese de ikinci defa kýlýç vurmazdý.

Sabrý ve Hilmihttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ali’nin sabrý ve hilmi nefsinin üstün sýfatlarýndandýr. Bütün dertlerin teskini sabýr ile biter. Sabýr hakkýnda Cenâb-ý Hak, Kur’ân-ý Kerîm’de; “Muhakkak Allah sabredenleri sever” buyurmuþlardýr.

Hz.Ali, her yönü ile hilim sahibi ve sabýrlý idi. Onun hareketleri âdilane idi. Sabretmesi ile dâimâ zaferi elde ederdi. Her kaza ve her savaþta sabrederdi. “Her kim sabrederse zafer bulur” sözü gereði; doðru iþlerde dâimâ sabrederdi, fakat gerçek karþýsýnda hiçbir hadisede, hiçbir kimseden korkusu yoktu. Cenâb-ý Hak’kýn sabredenlerle beraber olduðunu bilirdi.

Hz.Ali’nin hilmi; Hak’kýn ihyasý, din ve mezhebin ileri gitmesi içindi. Hz.Ali, kendi vasiyyetinde de çocuklarýný sabre davet etmiþti. Halký da sabre davet ederdi. Hatta savaþlarda da evvela sabreder, düþman tecavüzünü aleni olarak meydana vuruncaya kadar beklerdi.

Bütün savaþlarda açlýða ve susuzluða sabrederdi. Meþakkatli iþlerde de, tahammül ederdi. Hilâfet fitnesinde Hz.Resûl, ona sabýr tavsiye etmiþti. Ýslâmiyetin muhafazasý için tam 25 yýl sabretmiþlerdi.

Sahâveti (Cömertliði)http://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Sahâvet, bahþiþ ve muhabbet, fertler arasýnda cazibeli bir duygu uyandýrýr. Hz.Ali bütün hayatý boyunca, gençlik ve ihtiyarlýðýnda bahþiþ ve sahâveti son hadde getirmiþti.

Bir gün mübaþirlerden biri mülkünün aidatýný Hz.Ýmâm-ý Ali’ye getirmiþti. Hz.Ýmâm-ý Ali hemen bu paranýn hepsini fukaraya taksim etti. Ayný adam, ayný günde Hz.Ýmâm-ý Ali’yi çarþýda gördü. Ailesinin akþam yemeðini tedarik için, kýlýçlarýndan birisini çarþýda satýlýða çýkarmýþtý.

Hz.Ali, asla kimseyi geri çevirmezdi: “Bir kimsenin, benden bir þey isteyeceðini hissettiðim anda, o izhâr etmeden ben elimi ona uzatýrdým” demiþtir.

Hz.Ali’nin bir zamanlar cebinde ancak dört dinarý vardý; birini gece, birini gündüz, birini aleni, birini de gizli olarak fakirlere vermiþti.

Hz.Ali, rükû halinde iken parmaðýndaki kýymetli yüzüðü aç bir fakire baðýþlamýþtý. Bu olaylardan dolayý âyetler nâzil olmuþtur.

Bir gün, kendi hizmetkârý Kamber ile çarþýya gitti. Ýki gömlek satýn aldý. Ýyisini ve yenisini Kamber’e verdi, eskisini de kendisi giydi.

Hz.Ali’nin sahâvetleri pek çoktur. Yukarýda anlatýlanlar, bunlardan sadece bir kýsmýdýr

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:33 AM
HZ. ALÝ'NÝN ÇEÞÝTLÝ KONULARA AÝT VECÝZELERÝNDEN BAZILARI http://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Akil kiþi, kemâl taleb eder.
Akýllý insanlar az konuþur. Çok söyleyenler, yalnýz ahmaktýrlar.
Allah dostlarý o kiþilerdir ki, insanlar dünyanýn görünüþüne baktýklarý zaman, onlar dünyanýn iç yüzünü görürler.
Allah’ýn hýþmýndan kurtulmuþ olan, bir tek zâlim yoktur.
Amelsiz sevâb dileyen, yaysýz ok atmaya kalkan kiþiye benzer.
Az ibâdet edip çok çalýþmak, çok ibâdet edip az çalýþmaktan efdâldir.
Azim ve sebat, insanlarýn en büyük yardýmcýsýdýr.
Baþkalarýnýn felaketinden hisse kapanlar, geçmiþ musîbetlerden ders alanlar, cidden bahtiyar insanlardýr.
Bâtýla yardým eden, Hak’ka zûlmeder.
Bedenin orucu, irâde ve ihtiyarla azaptan korkup sevâba girmeyi, ecre nâil olmayý dileyerek yemekten kesilmektir. Nefsin orucu, beþ duyuyu öbür suçlardan çekmek, kalbi de bütün þer sebeplerinden ayýrmaktýr. Kalbin orucu, dil orucundan; dilin orucu, karnýn orucundan hayýrlýdýr.
Bir hakikatý müdafaa ederken, ona evvelâ kendimiz inanmalýyýz. Sonra da, baþkalarýný inandýrmaya çalýþmalýyýz.
Bir hata iþlediðiniz vakit, onu itiraftan çekinmeyiniz. Eðer böyle yaparsanýz, o hatayý görmüþ olanlarýn, aleyhinize verecekleri hükmün önüne geçersiniz.
Bir kiþiyi lâyýðýndan fazla övmek riyâdýr, dalkavukluktur; lâyýðýndan az övmek ise ya dilsizlikten ileri gelir, ya hasedden.
Birinin aleyhinde söylenen sözü dinleyen, o sözü söyleyen gibidir.
Bu ümmetin en hayýrlýlarý hakkýnda bile Allah’ýn azâbýndan emin olmamalýsýn; çünkü yüce Allah; «Allah azâbýndan emin olanlar ancak zarara uðramýþ topluluklardýr» buyurmuþtur. (A’raf 99. âyet)

Bu ümmetin en kötüsü hakkýnda bile Allah’ýn rahmetinden ümit kesmemelisin; çünkü yüce Allah; «Allah’ýn rahmetinden kâfir olan topluluktan baþka kimsecikler ümit kesmez» buyurmuþtur. (Yûsuf 87. âyet) Can gözü kör olunca gözle görüþün faydasý yoktur.
Cömertlik, istemeden vermektir. Ýstendikten sonra vermekse utançtandýr ve kötüdür.
Dil yýrtýcýdýr; yularý býrakýldý mý salar, parçalar.
Dilinizi dâimâ iyi kullanýnýz. O sizi saadete götürdüðü gibi, felâkete de götürebilir.
Dost, kardeþini üç hâlde korumadýkça tam dost olamaz. Düþkünlüðünde, kendisi bulunmadýðý vakit, ölümünden sonra.
Dostunu ihtiyâtla sev, olabilir ki bir gün sana düþman olur; düþmanýnla da ihtiyâta riâyet ederek düþmanlýkta bulun, olabilir ki bir gün sana dost kesilir.
Dünyada açlarý doyurmak kadar büyük iyilik yoktur. Bunu yapanlar, âhirette mutlaka mükafatýný bulur.
Eðer giriþtiðin herhangi bir davada haklý isen korkma. Hakký müdafaa edenin yardýmcýsý Allah’týr.
Eðer hayýrlý bir iþ görmek istersen, bugünün iþini yarýna koyma. Çünkü, yarýna kadar ne olacaðý belli deðildir. Fena bir iþe baþlayacaðýn zaman da acele etme. Belki hayýrlý bir düþünce, sana o fenalýktan gelecek olan tehlikeye mani olur.
En kuvvetli kiþi, kendi nefsine galip olan kiþidir.
Evlâtlarýnýzý yaþayacaklarý zamana göre, terbiye ediniz.
Ey Âdemoðlu, ihtiyacýndan fazla kazandýðýn þeyi, baþkasý için biriktirmedesin.
Fazîlet sahibinin kýymetini, ancak fazîlet sahibi bilir.
Hain kiþilere vefâda bulunmak, Allah’a hýyânette bulunmaktýr; hainlere gadretmekse, Allah’a vefâ etmek demektir.
Hakiki dost; sýkýntýlý zamanlarda, senin gurur ve izzet-i nefsini kýrmadan, sana yardým edenlerdir.
Haksýzlýk önünde eðilmeyiniz. Çünkü, haksýzlýkla beraber, þerefinizi de kaybedersiniz.
Hayatýn, karþýsýna çýkardýðý müþkül hadiselere sabýr ve tahammül et. Onlarý, hiç kimseden bilme ve hiç kimseye karþý kalbinde bir buðz ve adâvet besleme; hiç kimseye hiddet ve þiddet gösterme. Bu suretle hareket edersen, en büyük müþkülleri bile yenersin ve sen de “Ýnsân-ý kâmil” mertebesine erersin.
Her þeye ibretle bakýnýz ve gördüklerinizden ibret alýnýz.
Her þeyin sonunu uzun uzun düþünen ve bir türlü karar veremeyenlerden, þecâat ve cesaret namýna, hiçbir þey beklenemez.
Herkes için tatlý, acý bir son vardýr.
Hiç kimsenin hatasýný yüzüne vurmayýnýz. O hatayý iþleyene hatasýný, baþka birini misal göstererek anlatýnýz.
Hiçbir iþte lüzumundan fazla aceleci olma. Teenni (dikkatli davranma) sahibi olanlar, kendilerini bir çýkmaza girmekten muhafaza etmiþ olurlar.
Ýhtirâs; feyiz ve kemâlin en büyük düþmanýdýr.
Ýlim, hiçbir servet ile satýn alýnamaz. Onun içindir ki, bir cahil ne derece zengin olursa olsun, en fakir bir âlim ile mukayese olunamaz.
Ýnananýn yüzünde güleçlik vardýr, kalbindeyse hüzün. Gönlü her þeyden geniþtir, nefsi her þeyden alçak. Yücelikten nefret eder, þöhrete düþmandýr, gamý gussasý uzundur, düþünmesi derin, susmasý fazladýr. Vakti yoktur, çok þükreder, çok sabreder, düþünceye dalmýþtýr. Ýhtiyacý olanlarý görünce, kendi ihtiyacýný hatýrlamaz bile. Hûyu güzeldir, geçinmesi hoþ ve yumuþak. Þeref ve din bakýmýndan serttir, hûy bakýmýndan alçak.
Ýnsanlarýn en acizi insanlardan kardeþ edinemeyendir; ondan daha acizi ise kardeþ edindikten sonra onu yitirendir.
Ýnsanlarýn kýymeti, yaptýklarý iyilikler ile ölçülür.
Ýnsanlarla öyle geçinin ki öldünüz mü aðlasýnlar size; sað kaldýnýz mý sevgiyle çaðýrsýnlar sizi.
Ýyilik ediniz, onun mukabilinde fenalýk göreceðinizi, katiyyen aklýnýza getirmeyin.
Kardeþi için kuyu kazan, o kuyuya akibet kendisi düþer.
Kendi aybýna bakan kimse ve onu ýslaha çalýþan kiþi, halkýn ayýbýna bakmaz.
Kendisini tanýyan kiþi, Allah’ýný da tanýr.
Kim bir iþte halka öncü olursa, baþkasýný terbiyeye kalkmadan kendisini terbiye etmeli. Bu terbiye de diliyle öðüt vermeden önce, hûyuyla öðüt vermek suretiyle olmalý. Nefsine muallim olup kendini terbiye eden kiþi, insanlara muallimlik edip onlarý terbiye edenden daha fazla ululanmaya deðer.
Kim; halkýn ayýplarýný görür, onlarý kýnar, fakat kendisi de o iþleri yaparsa, ahmaðýn ta kendisidir.
Merhamet ve ibâdetlerin en hayýrlýsý, gizli sadaka vermek ve inzivâ köþesinde ibâdet etmektir.
Mü’min, insanlarýn ezâsýna tahammül eden, fakat hiç kimsenin ondan incinmediði kiþidir.
Mü’min, kardeþlerine karþý ululanmaya, ona güler yüz göstermemeye baþladý mý ondan ayrýldý demektir.
Ne kadar tenha bir yerde olursa olsun bir fenalýk yaparken, seni hiç kimsenin görmediðine hükmetme. Seni,mutlaka bir gören vardýr. O da Allah’týr.
Nefsine hâkim olman, en üstün güç, kudrettir. Ona buyruk yürütmen en hayýrlý emârettir.
Öyle bir kimseyi dost tut ki, aranýzda kardeþlik husule gelsin ve senin bulunmadýðýn yerlerde, seni müdafaa etmek için, düþmanlarýnla pençeleþsin.
Sabýr ikidir; istemediðin, hoþlanmadýðýn þeye sabretmek; sevdiðin dilediðin þeye sabretmek.
Size beþ þey vasiyyet ediyorum ki, develere binip seferlere düþseniz de onlarý elde etseniz deðer mi deðer; Hiç biriniz Rabbinizden baþkasýndan bir þey ummasýn; günahýndan baþka bir þeyden korkmasýn; hiç biriniz kendisinden bilmediði bir þey sorulunca bilmiyorum demekten utanmasýn; hiç bir kimse bilmediði bir þeyi öðrenmekten çekinmesin; sabredin, çünkü sabýr îmana nispetle cesetteki baþ gibidir. Baþý olmayan bedenden hayýr, sabýr olmadýkça da îmandan hayýr gelmez.
Sorun bana beni yitirmeden; çünkü andolsun Allah’a, Kur’ân’da hiçbir âyet yoktur ki niçin ve kimin hakkýnda indi, nerde indi, düzlükte mi, daðlýkta mý, hepsini de en iyi bilenim ben. Gerçekten de Rabbim bana, anlayan bir akýl, söyleyen bir dil ihsân etmiþtir.
Sükût, yalan söylemekten ve baþkalarýný çekiþtirmekten herhâlde evlâdýr.
Þahsýnýza fenalýk eden bir düþmaný affediniz. Lâkin vatanýnýza ve milletinize fenalýk eden bir kimseyi, asla affetmeyiniz.
Þer’den çekinen kiþi, hayýr yapana benzer; suçtan sakýnan kiþi, iyilikte bulunana döner.
Þeref ve namus, en büyük hazinedir. Onlara mâlik olanlar, hayatlarýný dâimâ memnun ve mesut geçirir.
Tevâzu gösteriniz ki, halkýn hürmet ve tekrimini (saygýsýný) kazanasýnýz.
Tövbe etmek elinde iken, ümidini kesene þaþarým.
Yalancýlardan uzak bulununuz. Çünkü onlarla ülfet ve ünsiyyet ederseniz, sizde yalancý olursunuz.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:38 AM
ÝKÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM HASAN'ÜL MÜCTEBA'NIN HAYATI http://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Hasan, Hz.Ali ile Hz.Fâtýma’tüz Zehra’nýn evliliklerinden dünyaya gelen ilk oðullarýdýr. Hz.Muhammed’in sevgili torunu olan Hz.Ýmâm Hasan, Hicret’in 3.yýlý Ramazan ayýnýn 15. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn, 5 kýz 11 erkek olmak üzere, 16 evlâtlarý olmuþtur. Hz.Ýmâm Hasan’ýn künyeleri; “Ebû Muhammed”, lâkaplarý “Müctebâ”, “Zeki”, “Sýbt”týr; en meþhur lâkaplarý ise “Seçilmiþ” anlamýna gelen “Müctebâ”dýr.

Hz.Muhammed, sevgili torunlarý Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin’i pek çok severler ve onlar hakkýnda; “Hasan ve Hüseyin cennet gençlerinin efendileridir, ulularýdýr”, “Onlar dünyada benim iki demet çiçeðimdir” der ve onlara; “Oðullarým” diye hitab ederlerdi.

Hz.Peygamber; Hz.Ýmâm Hasan ve Hz.Ýmâm Hüseyin hakkýnda;
“Allah’ým” buyurmuþlar; “Ben bu ikisini severim, sen de bunlarý ve bunlarý sevenleri sev; bunlar benim ve kýzýmýn oðullarýdýr.”

Yine bir hadîs-i þeriflerinde de þöyle buyurmuþlardý:
“Onlarý seven beni sever, beni seven ise Allah’ý sever; Allah’ý seveni Allah cennete koyar; onlara buðzeden bana buðzeder; bana buðzeden Allah’a buðzeder; kendisine buðzedeni ise Allah cehenneme atar.”

Hz.Ýmâm Hasan, göðüslerinden baþlarýna dek, Hz.Resûl-ü Ekrem’e benzerlerdi. Bilhassa yüzleri Cenâb-ý Peygamber’e çok benzerdi. Hz.Ýmâm Hasan, ahlâk bakýmýndan insanlara bir örnekti ve cömertliði de çok fazlaydý. Hz.Muhammed’in bir hadîslerinde, Hz.Ýmâm Hasan hakkýnda:

“Bu benim oðlum seyyid’dir. Allah, onun vasýtasýyla Müslümanlardan iki büyük bölüðün arasýný uzlaþtýracaktýr” buyurduklarý da zikredilmektedir.

Hz.Ali, Hak’ka kavuþtuktan sonra Hz.Ýmâm Hasan, kendilerini gasledip kefenlemiþler, namazýný kýlmýþlar, ayný gece sabaha karþý þimdiki türbelerinin bulunduðu yere, Necef (Irak) þehrine yerleþtirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan, babalarý Hz.Ali’yi türbelerine yerleþtirdikten sonra zengin, fakir bütün halký topladý. Taziye þartlarý yerine getirildikten sonra, Ramazan ayýnýn 21.günü Kûfe mescidinde halka buyurdu ki;

“Bu gece, öyle bir zât vefât etti ki; Resûlullah’tan baþka, ne evvel gelenler içinde onun derecesini aþan vardýr; ne sonra gelecekler arasýnda bulunur. O, Resûlullah’ýn mâhiyyetinde savaþýr, canýyla onu korurdu. Cebrâil saðýnda giderdi onun, Mikâîl solunda. Allah’ýn izniyle, gittiði yeri fethetmeden dönmezdi. Meryemoðlu ÃŽsâ’nýn göðe aðdýðý, Mûsâ’nýn vasîsî Yûþâ’ýn vefât ettiði, Muhammed’e Kur’ân’ýn indiði gece vefât etti. Altýn ve gümüþ olarak ancak yediyüz dirhem býraktý.”

Söz buraya gelince Hz.Ýmâm Hasan dayanamayýp aðlamaya baþladý; halk da ona uydu. Sonra buyurdu ki;
“Ey insanlar, beni bilen bilir, bilmeyen bilsin ki benim Ali’nin oðlu Hasan. Benim insanlara müjde verenin, benim insanlarý korkutanýn, benim Muhammed’in oðlu. Benim Allah izniyle insanlarý Allah’a çaðýranýn oðlu. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Allah, her türlü kötülüðü giderdi onlardan; tertemiz etti onlarý. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; Cebrâil, evimize inerdi bizim; evimizden aðardý göðe. Benim o «Ehl-i Beyt»ten ki; onlarý sevmeyi her Müslümana farzetmiþ ve Allah buyurmuþtur ki; «De ki; Risâletimin (Peygamberliðimin) tebliði hususunda, akrabamý (Ehl-i Beyt’imi) sevmenizden baþka hiçbir ücret istemiyorum. Her kim iyilik kazanmýþsa onun mükâfatýný arttýrýrýz..»” (Þûrâ 23.âyet) âyeti kerimesini okuduktan sonra; “Yapýlan güzel ve iyi iþ, bizi «Ehl-i Beyt’i» sevmektir.”

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:39 AM
Hz.Ýmâm Hasan vaazdan sonra buyurdular ki;
“Peygamberlik tahtýnýn sultanlýk vârisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriþtirdi. Bende þimdi sizi onlarýn yoluna davet etmekteyim. Ve gerçek biliniz ki; bana uymak onlara uymaktýr, bana karþý koymak onlara karþý koymaktýr.”

Söz buraya gelince Abbas oðlu Abdullah ayaða kalktý:
“Ey insanlar” dedi; “Bu þehzade, Allah’ýn Resûlü’nün oðludur. Bizden, imâmetine râzý olduðunuzun sözünü ve bey’atý kabul ettiðinizin gösterilmesini istiyor. Ne dersiniz?”

Orada bulunanlarýn hepsi baðrýþtýlar:
“Canla, baþla kabul ediyoruz” dediler ve Hz.Ýmâm Hasan’a bey’at ettiler.

Hz.Ýmâm Hasan’a, kýsa zamanda otuz bin mücahit bey’at etti. Bunlarý duyan Þam Hâkimi Muâviye, sarsýldý. Altmýþbin kiþilik bir askerle Irak’ý zaptetmek için yürüdü. Hz.Ýmâm Hasan’da kýrk bin mücahidi ile onu karþýlamak üzere Kûfe þehrinden dýþarý çýktý. Hz.Ýmâm Hasan, çok vakitte þöyle düþünürdü:
“Ben kendi isteðimle düþmanlýðý ortaya koymam. Ve kimse ile dünya saltanatý için kavga etmem.”

Þam’da Vâli olarak bulunan Muâviye ise Basra ve Kûfe’ye birer adam göndermiþ, halký Hz.Ýmâm Hasan’ýn aleyhinde kýþkýrtmaya baþlamýþtý. Sonra bu adamlar tutulup öldürüldüler.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn ordusunda, kendilerine ve “Ehl-i Beyt’e” candan baðlý olanlar pek azdý. Bu topluluðun içerisinde olanlardan; kimisi dünyalýk elde etmek için uðraþmadaydý; kimisi þüphe içindeydi, kime kul olacaðýný bilemiyordu; kimisi yel ne yandan eserse, öte yana eðiliyordu; kimisi de Hâricîlerin inançlarýna kapýlmýþtý. Çünkü; Ýslâm’ýn düþtüðü ayrýlýk, aykýrýlýk, görüþlerin birbirine zýt oluþu, vahdetin kalmayýþý, paranýn ve servetin hâkimiyeti îman kudretini zayýflatmýþtý.

Muâviye ise bu ortamda; Hz.Ýmâm Hasan’ýn taraftarlarý arasýna nifâk sokmak için bir an bile boþ durmuyor ve devamlý adamlar göndererek; bu ayrýlýðý, bu aykýrýlýðý; re’yle, kýyasla daha da derinleþtiriyor, daha da geniþletiyor ve daha da körüklüyordu. Muâviye’nin gönderdiði bu adamlar; vaatle, parayla, tehditle adam avlýyorlar ve belli baþlý kiþileri Hz.Ýmâm Hasan’dan ayýrmaya çalýþýyorlardý.

Bu yaþanýlan olaylardan sonra Hz.Ýmâm Hasan:
“Ey Iraklýlar! Bize yaptýklarýnýzdan dolayý Allah’tan korkun; biz, sizin hem emiriniziz, hem konuðunuz. Hakkýmýzda, Allah’ýn «Ey “Ehl-i Beyt”, Allah sizden günahý, her türlü fenalýklarý ve kötülükleri giderip sizi kemâl üzre tertemiz tathir etmek ve pâk kýlmak murad eder.» (Ahzâb 33.âyet) âyet-i kerîmesinde buyurduðu; «Ehl-i Beyt» biziz.” dediðinde mescidde aðlamadýk kimse kalmamýþtý; fakat ne çâre ki gözyaþý, düþmaný ne maðlup ediyor, ne de yok ediyordu.

Þam Vâlisi Muâviye, bu ortamda Hz.Ýmâm Hasan’a uzlaþma teklifinde bulunmuþtu. Hz.Ýmâm Hasan’da bunun üzerine adamlarýna þöyle hitâb etmiþlerdi:

“Biz Þamlýlarla, bir þüphe üzerine savaþmadýðýmýz gibi, savaþtýðýmýzdan dolayý da bir nedâmet duymamaktayýz. Onlarla, esenlikle, sabýrla savaþtýk. Ama þimdi esenlik, düþmanlýða dönüþtü; sabýr ise telâþa, kargaþaya. Siz Sýffýyn’e giderken dîniniz, dünyanýzýn önündeydi; (Dîninize uymuþtunuz, dünyanýzý ardýnýza atmýþtýnýz.) bugün ise öyle bir hâldesiniz ki; dünyanýz, dîninizin önünde. Duyun, bilin ki; size karþý biz, evvelce nasýlsak yine öyleyiz; ama siz, bize karþý eskisi gibi deðilsiniz. Duyun, bilin ki; siz, öldürülenlerden iki bölüðün ortasýndasýnýz; Sýffiyn’de öldürülenlere aðlýyorsunuz. Nehrevan’da öldürülenlerin öclerini almak istiyorsunuz. Kalan yenilgiye uðramýþ, yapa-yalnýz, hor-hakir; aðlayan, öc alma sevdasýnda. Muâviye, bizi öyle bir iþe çaðýrýyor ki; onda ne bir yücelme var, ne bir adâlet. Ölümü göze alýyorsanýz, teklifini reddedelim; yaþamayý istiyorsanýz, kâbul edelim; hangisine râzýysanýz bildirin.”

Hz.Ýmâm Hasan’ýn bu hitâbesinden sonra, karþýsýndaki topluluk her yandan baðrýþarak; “yaþamayý, uzlaþmayý” istediklerini bildirdiler. Hz.Ýmâm Hasan, bunun üzerine; “Vallâhi” buyurmuþlardý; “Ben bu iþi, Muâviye’ye teslim etmezdim; fakat yardýmcý bulamadým. Yardýmcý bulsaydým, gecemde de onunla savaþýrdým, gündüzümde de; sonunda ise Allah, benimle onun arasýnda hükmederdi.”

Yaþanýlan bu olaylardan sonra Hz.Ýmâm Hasan, Kûfe halkýndan vefâ görmeyerek; “Barýþ, her þeyden hayýrlýdýr” diyerek, Þam Vâlisi Muâviye tarafýndan, kendisine teklif edilen uzlaþma þartlarýný kabul etmiþ ve Muâviye ile bazý þartlarla antlaþma yapmak zorunda kalmýþtý.

Hz.Ýmâm Hasan ile Þam Vâlisi Muâviye arasýnda Hicretin 41.yýlýnda yapýlan antlaþma þartlarý þunlardý:

1. Halkýn; Allah’ýn kitabýna, Resûl’ünün sünnetine uygun olarak idare edilmesi.
2. Hz.Ali Þîa’sýndan olanlara, hiçbir sûretle kötülükte bulunulmamasý.
3. Hz.Ali’ye kötü söz söylenmemesi.
4. Hak sâhiplerine, Cemel ve Sýffiyn savaþlarýnda þehit olanlarýn evlâtlarýna, haraç mallarýndan pay verilmesi.
5. Muâviye’nin, kendisinden sonra, yerine birisini halîfe yapmamasý.

Muâviye, uzlaþma yazýlýp taraflar ve tanýklar imzaladýktan sonra Nuhayle’ye gitti; orada okuduðu hutbede;

“Ben” dedi, “Hasan ile bazý þartlara uyacaðýmý vaad ederek uzlaþtým; ama o þartlarýn hepsi de ayaðýmýn altýnda; onlarýn hiçbirini yerine getirmeyeceðim” dedi. Ve dediðini de yaptý. Muâviye uzlaþma þartlarýnýn hiçbirisine riâyet etmedi. Daha Kûfe’deyken okuduðu hûtbede; “Yapý yapýldýktan sonra iskele nasýl yýkýlýrsa, bende barýþ þartlarýný yýktým” dedi.

Muâviye, mescidlerde bile Hz.Ali’ye kötü sözler söyletti. Hatta Medine’de, Mescid-i Nebevî’de (Hz.Peygamber’in mescidinde), ashâbýn itirazlarýna ve mü’minler anasý Ümmü Seleme’nin bizzât meclise gelip; Muâviye’nin yüzüne karþý; “Hz.Ali’ye sövenin, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövmüþ olacaðýna, Hz.Resûl-ü Ekrem’e sövenin ise, Allah’a sövmüþ bulunacaðýna” dâir hadîs-i þerifi söylemelerine raðmen, inadýnda ýsrâr etti. Bu kötü âdet de, Emevilerin hüküm sürmüþ olduðu 80 yýl boyunca devam etmiþ ve Emevilerden Ömer bin Abdül’aziz’in hükümdarlýðýnda son bulmuþtur.

Hz.Ýmâm Hasan, Muâviye ile barýþ yaptýktan sonra “Ehl-i Beyt’i” ile Medine’ye geri döndüðü zaman, düþmanlýk yapanlar fitnenin tahrik edileceði zannýna düþerek, Hz.Ýmâm’ýn ortadan kaldýrýlmasý için bazý fesâdçýlarý kýþkýrttýlar ve Hz.Ýmâm’ýn Basra’da olan yakýnlarýndan otuz sekiz mü’mini, bir bahane ile öldürtüp türlü suçlar iþlediler.

Sonunda Muâviye, Mervan aracýlýðý ile Hz.Ýmâm Hasan’ýn zevcesi olan Câde’ye bir haber göndererek, Hz.Ýmâm’ý zehirleyip þehit ettiði takdirde, kendisini oðlu Yezîd’e alacaðýný ve bin dirhem para vereceðini vaat etti.

Vefâsýz Câde; bu sözler üzerine Hz.Ýmâm Hasan’a kastetmek için, Mervan tarafýndan gönderilen zehirli balý karýþtýrarak, o gün Hz.Ýmâm’a sundu. Hz.Ýmâm o zehirli balý yedikten sonra rahatsýzlandý ve Hz.Resûlullah’ýn türbesine gidip duâ ederek þifâ buldu. Câde, sonra yine bir fýrsatýný bulup Hz.Ýmâm’a, bu defa da zehirli hurmalar sundu. Hz.Ýmâm Hasan, hiçbir þey düþünmeyip zehirli hurmalardan yemiþ ve yine mizâcý bozulmuþtu.

Bunun üzerine Hz.Ýmâm Hasan, Câde’ye sordu:
“Ey Câde, bu hurmayla halim deðiþti. Sebebi ne acaba?”

Câde, türlü özürler dileyerek Hz.Ýmâm’ýn þüphesini giderdi. Hz.Ýmâm Hasan, dertlilere þifâhane olan Hz.Resûlullah’ýn türbesine giderek tekrar þifâ buldu. Câde, en sonunda yine bir fýrsatýný bularak, Sefer ayýnýn 28. Cuma gecesi Hz.Ýmâm Hasan’ýn kaldýðý eve gizlice giderek; Hz.Ýmâm’ýn, su içtiði testinin içine zehirli elmas zerrelerini dökerek su ile karýþtýrdý. Ve yine evine gizlice geri döndü.

Hz.Ýmâm Hasan, bu testiden içtiði su ile zehirlenip, Hicret’in 49. yýlý (Milâdi 669) Safer ayýnýn 28. günü gecesi Medine’de Hak’ka kavuþmuþtur. Hz.Ýmâm Hasan, Hak’ka kavuþtuklarýnda 47 yaþlarýnda idi.

Hz.Ýmâm Hasan Hak’ka kavuþmadan önce, Hz.Ýmâm Hüseyin, kendilerine bu iþi kimin yaptýðýný sormuþlardý. Hz.Ýmâm Hasan:

“Ey sevgili kardeþim. Benim bildiðimi sende bilirsin; fakat onu Allah’a havale ettim” buyurup bir þey söylememiþler ve çocuklarý ile ashâbýna ibâdetten geri kalmamalarýný vasiyyet etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan daha sonra kardeþi Hz.Ýmâm Hüseyin’e vasiyyet ederek; imâmlýk emanetlerini teslim etti ve “Atalarý Hz.Resûlullah’ýn yanýna defnedilmelerini, fakat buna engel olanlar bulunursa, savaþa, kan dökülmesine giriþilmemesini, Bakî mezarlýðýna götürülmelerini” buyurmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Hasan’dan sonra imâmet, kardeþi Hz.Ýmâm Hüseyin’e intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.

Vecîzelerinin Bir Kýsmý http://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Barýþ herþeyden hayýrlýdýr.
Ben kendi isteðimle düþmanlýðý ortaya koymam ve kimse ile dünya saltanatý için kavga etmem.
Bizler, hikmet hazinesinin muhafýzlarý ve velilik meydanýnýn þehsüvarlarýyýz. Bizce bilinenler sizce bilinmez. Ve bizim idrâk ettiðimiz sýrlar, sizin idrâkýnýzdan uzaktýr.
Ey þeriat hükümlerinin eþiðinde oturanlar, ey ibâdet ve gönül temizliði meydanýnda hazýr bulunanlar: Hz.Mustafa’nýn o din müjdecisinin oðluyum ben. Allah korkusunu ümmete bildiren Muhammed’in oðlu benim. Peygamberlik tahtýnýn sultanlýk varisi, velilik mülkü hakiminin yerine geçen benim ki, atam sizi dinine davet etti. Babam da size hidâyet saadetini eriþtirdi. Ben de sizi þimdi onlarýn yoluna davet etmekteyim ve gerçek biliniz ki, bana uymak onlara uymaktýr. Bana karþý koymak onlara karþý koymaktýr.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:43 AM
ÜÇÜNCÜ ÝMAM HZ. ÝMAM HÜSEYÝN'ÝN HAYATI VE KERBELA OLAYIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Hüseyin, Hicret’in 4. yýlýnda Þaban ayýnýn 3. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Hz.Ýmâm-ý Ali ile Hz.Fâtýma’tüz-Zehrâ’nýn ikinci oðullarýdýr.

Hz.Ýmâm Hüseyin’in künyeleri; “Ebû Abdullah”, lâkaplarý; “Sýbt, Þehit, Tâbi’li emr’illah (Allah’ýn emrine uyan), Zeki ve Mübârek” tir. Hz.Ýmâm’ýn 5 erkek, 3 kýz olmak üzere 8 evlâtlarý olmuþtur. Erkek evlâdýnýn üçünün adý Ali’dir; içlerinden sadece Ali Zeynel Âbidin kendilerinden sonra hayatta kalmýþ ve soylarý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin Âli’den yürümüþtür. Ali Ekber ile süt emer bir çaðda bulunan Ali Asgar ise Kerbelâ’da þehit olmuþlardýr.

Hz.Peygamber bir hadîslerinde; “Hüseyin bendendir, ben Hüseyin’denim; Hüseyin’i seveni Allah sever” buyurmuþlardýr. Bu sözü söyleyenin kendi dileðine uyup söz söylemediði, sözünün vahye uygun olduðu Kurân-ý Kerîm’de; “(3) O, arzusuna göre söz söylemez. (4) O’nun sözü kendisine vahiy olunan bir vahiyden baþka bir þey deðildir” (Necm 3-4. âyetler) âyetleri ile bildirilen ve yine; “Elbette Rabbin sana ihsân edecek, sen de hoþnut olacaksýn” (Duhâ 5.âyet) âyeti ile müjdelenen iki cihân serveri, Peygamberlerin sonuncusu ve adý Allah adýndan sonra anýlan, âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz.Muhammed’dir.

Hz.Resûl-ü Ekrem’in, Hz.Fâtýma’nýn evlerinin önünden geçerlerken, Hz.Ýmâm Hüseyin’in aðladýklarýný duyup, Hz.Fâtýma’ya; “Bilmez misin ki onun aðlayýþý beni incitir” buyurduklarý da bildirilmektedir.

Hz.Resûlullah yine bir hadîslerinde;
“Hasan ve Hüseyin, cennet gençlerinin iki ulusudur” demiþ; “Babalarýnýn, onlardan da hayýrlý” olduðunu buyurmuþ ve onlarýn; “Arþýn iki küpesi” mesâbesinde olduklarýný söylemiþtir. Hz.Muhammed’in, bu iki göz nûru hakkýndaki hadîslerini yazmaya kalksak ayrý ve büyük bir kitap olur.

Hz.Ýmâm Hüseyin, babasý Hz.Ali’nin yanýndan hiç ayrýlmadý. Babasý ile birlikte Cemel ve Sýffýyn savaþlarýna katýldý. Bu savaþlarda yiðitliðini fazlasý ile gösterdi ve kendisine herkesi hayran býraktý.

Hz.Ýmâm Hüseyin dünyaya geldiðinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “Cebrâil’in onun þehâdetini kendilerine haber verdiðini” bildirdikleri rivâyet edilmiþtir. Hz.Peygamber, Cebrâil Aleyhisselâm’dan bu haberi aldýklarýnda, Ýmâm Hüseyin’i kucaklarýna alýp aðlamýþlardý. Ümeys kýzý Esmâ, aðlayýþlarýnýn sebebini sorunca, Hz.Peygamber; “Azgýn bir tâife, onu öldürecek; onlar þefâatime nâil olamazlar” buyurmuþlar ve bunu Fâtýma’ya haber vermemesini söylemiþlerdi. Hz.Ýmâm Hüseyin’in doðumlarýndan bir yýl sonra Hz.Peygamber’e, Hz.Ýmâm Hüseyin’in þehâdeti yine haber verilmiþti. Mü’minler anasý Ümmü Seleme’de kendi evinde, Hz.Resûl-ü Ekrem’in; “Ýmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da þehit edileceðini” haber verdiklerini bildirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn, Muâviye ile uzlaþtýklarýný duyunca, huzûrlarýna varýp sebebini sormuþlardý; ayný zamanda da aðlamaktaydýlar. Hz.Ýmâm Hasan’ýn kardeþine cevaplarý þu olmuþtu; “Bundan önce babam Hz.Ali’nin uzlaþmasýna sebep olan þey, bana da sebep oldu.”

Hiç þüphe yok ki bu soru, Hz.Ýmâm Hasan’a itiraz yollu sorulmamýþtý; böyle bir þey olamazdý da. Ancak Hz.Ýmâm Hüseyin’in, bu sorusu ilerideki kýyâmlarýna aykýrý gibi görülen bu uzlaþmanýn sebebini daha da açýklatmak içindi.

Hz.Ýmâm Hasan’ýn vefâtlarýndan sonra Iraklýlar, Muâviye aleyhine hareket tasarlamýþlar, Hz.Ýmâm Hüseyin’e bey’at etmek istemiþlerdi. Hz.Ýmâm Hüseyin’den; “Muâviye ile aramýzda uzlaþma var; onu bozmak olmaz; Muâviye ölünce bu iþ için gereken þeyi yapacaðým” cevabýný almýþlardý.

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn vefâtlarýndan 9 yýl sonra ve Muâviye’nin ölümünden 2 yýl önce Mekke’ye gitmiþlerdir. Burada Hâþim oðullarýyla,“Ehl-i Beyt” dostlarýný toplayýp onlara bir hutbe îrâd buyurmuþlar; “Ehl-i Beyt’e” ve “Ehl-i Beyt” Þîa’sýna yapýlan zulümlerden bahsedip demiþlerdir ki;

“Bugün ben size bâzý þeyler sormak istiyorum; sözlerim doðruysa gerçekleyin; deðilse yalanlayýn; sözlerimi duyun, yazýn, yayýn; sonra þehirlerinize boylarýnýza dönünce emin olduðunuz, inandýðýnýz kiþilere sözlerimi duyurun, onlarý çaðýrýn; çünkü ben, bu gerçeðin sörpüp yýpranmasýndan, yitip gitmesinden korkuyorum; ama; «Allah, kâfirler hoþlanmasa da nûrunu parlatýr»” (Saf 8. âyet)

Hz.Ýmâm bu hutbelerinde;
“Zâlimlerin her tarafý tuttuðunu, Müslümanlarýn onlara âdetâ kul-köle kesildiklerini, îmansýz kiþilerin iþ baþýna geçtiklerini, inananlara acýmadýklarýný, zayýflara þiddetli davrandýklarýný, bütün bunlara karþý da Allah’ýn kendilerine ululuk ihsân ettiði kiþilerin sustuklarýný, bu yüzden gazaba uðramalarý ihtimâlinin pek kuvvetli olduðunu anlatmýþlar” ve hutbenin sonunda;

“Allahým” buyurmuþlardý; “Sen bilirsin ki bu sözlerim, hükmetmeye raðbetimden, mal-mülk elde etmeyi dilediðimden deðil; ancak senin dîninin yollarýný göstermek, þehirlerini mâmur bir hâle getirmek istediðimden. Böylece de mazlûm ve çâresiz kullarýnýn esenliðe ulaþmalarýný, emirlerini, hükümlerini yerine getirebilmelerini saðlamak istiyorum.” Ve sözlerini þöyle bitirmiþlerdi;

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:44 AM
“Ey halk, bize yardým etmezseniz, hakkýmýzda insâfa gelmezseniz, zâlimler size musallat olurlar; Peygamberimizin dîninin nûrunu söndürürler. «Allah bize yeter ve ona dayandýk, ona yöneldik ve varýp gideceðimiz onun kapýsýdýr.» (Âli Ýmran 173. âyet)”
Görülüyor ki Hz.Ýmâm Hüseyin kýyâma hazýrlanmaktadýr.

Muâviye, Hicret’in 54. yýlýnýn sonlarýnda oðlu Yezîd’i, halîfe olmak üzere yerine seçmiþti. O yýl Þam halký, Yezîd’e bey’at etmiþler; Muâviye, Medine’ye gitmiþ orada halka bu bey’at iþini açmýþ, oðlunu övmüþ, halký bey’ate hazýrlamaya çalýþmýþtý.

Hz.Ýmâm Hüseyin ve Hâþim oðullarý bey’at etmemiþlerdi; esâsen Hz.Ýmâm Hüseyin, Muâviye’ye de bey’at etmemiþ ve Hz.Ýmâm Hasan bu hususta ýsrar etmemesini Muâviye’ye söylemiþ, o da kabûl etmiþti.

Muâviye, Hicret’in 60. yýlýnda, 83 yaþýnda iken öldü ve yerine oðlu Yezîd geçti. Yezîd’in o makama geçmesi ile Müslümanlýk; Saltanatý sarayýyla-debdebesiyle, vezirleriyle- nedimleriyle, ordusuyla-kumandanlarýyla, zindanýyla-cellâdýyla, ihsânýyla-in’âmýyla, zulmüyle-kahrýyla ve saltanat hânedanýyla-keyfi idâresiyle, hazînesiyle ve yoksul sürünen halkýyla kurulmuþtu.

Ahlâk selâmeti, bencillikten, benlikten çekinmek esasý, insan birliði ve eþitliði üzerine kurulmuþ olan Ýslâm dîni; Câhiliyye devrindeki soy-boy rekabetinin yeniden canlanmasý, halka emredip dünyayý sömürme gayreti, zenginliðin gözleri kamaþtýrmasý, gönülleri avuç içine almasý, meþrû mülkiyetin, gayri meþrû mâlikânecilik þekline girmesi, yüzünden bu hâle gelmiþti.

Bu dönemde Hz.Resûlullah’ýn býraktýðý iki emânetten biri olan Kur’ân’ý Kerîm’in hükmü isteðe uyduruluyordu; “Ehl-i Beyt’i” ise her yerde kahrediliyordu artýk. Bu zulme karþý çýkanlar; Ýslâm’ýn esasýný korumak için canlarýný fedâ edenler ise Ýslâm arasýna ayrýlýk sokanlar diye tanýtýlýyordu.
Hz.Ýmâm Hüseyin, Yezîd’in yaptýðý bu hareketlerden dolayý, Medine’de kendilerine rastlayan ve Yezîd’e bey’at etmesini öðütleyen Mervan’ýn sözlerine karþý;

“Ýnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn” (Biz, Allah’ýn kullarýyýz, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzýyýz.) (Bakara 156.âyet) âyetini okuduktan sonra; “Esenlik Ýslâm’a” buyurmuþ ve “Baþýmýz sað olsun; çünkü ümmet, Yezîd gibi birinin hükmü altýna girmekle büyük bir belâya uðradý” demiþtir.

Yezîd, Medine Vâlisi Utbe oðlu Velîd’e; “Hz.Ýmâm Hüseyin’den hemen bey’at almasýný, bu hususta hiçbir geciktirmeye meydan vermemesini emreden” bir mektup gönderdi. Bunun üzerine Medine Vâlisi Velîd tarafýndan, Hz.Ýmâm Hüseyin’e derhal haber gönderildi ve çaðrýldý.

Hz.Ýmâm Hüseyin, böyle mühim bir iþin, husûsi bir mecliste, âdetâ gizlice olup bitmesinin doðru olmadýðýný, halk toplanýnca o vakit ne yapýlmasý gerekse yapýlacaðýný bildirdiler.

Hz.Ýmâm Hüseyin kendisine yapýlan bu resmi bey’ate dâvetten bir gün sonra, Hicri 60.yýlý Recep ayýnýn 29. günü; Hz.Resûlullah’ýn, Hz.Fâtýma’tüz Zehrâ’nýn ve “Ehl-i Beyt’in” kabirlerini ziyaret edip, Medine-i Münevvere’den çýktýlar ve Mekke-i Mükerreme’nin yolunu tuttular. Hz.Ýmâm Hüseyin Mekke’ye hareketlerinden önce, Hâþim oðullarýna;

“Kendileriyle gelenlerin þehit olacaklarýný, fakat kendilerine uymayýp kalanlarýn da bir fethe, bir huzûra eriþemeyeceklerini bildiren muhtasar bir mektup yazdýlar. Ayrýca kardeþleri Muhammed Hanefiyye’ye yazýlý bir vasiyyetnâme verdiler. Bu vasiyyetnâmede Allah’ýn birliðine, Hz.Muhammed’in risâletine, þehâdetle baþlýyor; âhiretin, cennetin, cehennemin gerçek olduðunu bildiriyor, sonra kýyâmlarýnýn hedefini anlatýyordu; serkeþlik, fesat koparmak, zulmetmek için kýyâm etmediklerini, cedlerinin ümmetini düzene sokmak, ma’rufu buyurmak, münkeri nehyetmek, cedlerinin ve babalarýnýn yolunda yürümek için bu iþe giriþtiklerini, amaçlarýný kabûl edip dâvetlerine uyanlardan memnun olacaklarýný, kabûl etmeyip kendilerine yardýmda bulunmayanlara, hatta kendileriyle savaþa kalkýþanlara, sabýrla karþý duracaklarýný, bir tek kiþi kalsalar da yine bu yolu býrakmayacaklarýný” ifade ediyorlar; “Ancak Allah’a dayandýklarýný” bildiriyorlardý.

Mü’minler anasý Ümmü Seleme;
“Oðulcaðýzým, Irak’a gitmekle beni hüzünlere boðma; çünkü ben ceddinden; «Oðlum Hüseyin Irak’ta, Kerbelâ denilen yerde þehit edilecek» sözünü duydum” demiþti.

Hz.Ýmâm Hüseyin:
“Ana” buyurmuþlardý; “Vallâhi ben bunu daha iyi biliyorum, çâre yok, öldürüleceðim ben; öldürüleceðim günü, beni kimin þehit edeceðini, nereye defnedileceðimi, «Ehl-i Beyt’im»den kimlerin þehit edileceklerini, hepsini biliyorum; istersen þehit edileceðim ve defnolunacaðým yeri sana da göstereyim” buyurmuþlar ve Kerbelâ yönünü iþaret eylemiþlerdi.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Hicret’in 60.yýlý Þaban ayýnýn 4.günü Mekke’ye vardý. Bunun üzerine Kûfe’liler, Hz.Ýmâm Hüseyin’e yardým edeceklerine söz vermiþler, kendilerine Irak’a gelmeleri için mektuplar yollamaya baþlamýþlardý.
Hz.Ýmâm Hüseyin, kendilerinden önce Kûfe’ye amcalarý Akiyl’in oðlu Müslim’i, ahvâli anlamaya, halktan kendilerine bey’at almaya ve sonucu kendilerine bildirmeye memûr ederek göndermiþlerdi.

Müslim Akiyl, Medine’de Hz.Peygamber’in kabrini ziyaret ettikten sonra Kûfe’ye yöneldi ve oraya ulaþtý. Kûfeliler Muhtar’ýn evinde, Hz.Ýmâm Hüseyin adýna Müslim Akiyl’e gelip bey’at etmeye baþladýlar. Çeþitli rivâyetlere göre; Müslim’e onsekiz veya yirmisekiz bin kiþi bey’at etmiþti.

Kûfelilerden Ümeyye oðullarý tarafýný güdenler, Kûfe Vâlisi Numân’ýn bu hâle bir çare bulamayacaðýný, çetin birinin Kûfe’ye Vâli olarak gönderilmesini Yezîd’e bildirdiler. Yezîd bunun üzerine Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’ý Kûfe’ye Vâli tâyin etmiþti. Ubeydullah Kûfe’ye vardýðýnýn ertesi günü, halký mescide toplayýp; “Kimin evinde Yezîd’e isyân eden biri bulunursa onu, evinin kapýsýnda astýracaðýný” söyledi; onlarý korkuttu. “Kendisine yardým edenlere para-pul vereceðini” söylemeyi de ihmal etmedi.

Kûfe’de bulunan Müslim Akiyl, bunu duyunca Muhtar’ýn evinden çýkýp, Urve oðlu Hânî’nin evine gitti. Hânî, Ali dostlarýndandý. Ubeydullah’ýn adamlarý ise her yerde Müslim’i arýyorlardý. Sonunda Müslim’i “Ehl-i Beyt” dostlarýndan bir kadýn evine aldý. Kadýnýn oðlu ise gizlice bu haberi Ubeydullah’a ulaþtýrdý. Ubeydullah, hemen Eþ’asoðlu’nu yetmiþ kiþiyle gönderdi, evi kuþattýlar. Müslim Akiyl kaldýðý evden çýkýp tek baþýna onlarla savaþa baþladý, karþýsýna çýkanlardan vurduðunu düþürüyordu. Bu savaþta Müslim Akiyl’in yardýmcýsý da yoktu. Bu arada Müslim Akiyl yaralar almýþ, kan içindeydi, yine de savaþýyordu. “Ehl-i Beyt” düþmanlarý damlara çýkmýþlardý; Müslim Akiyl’e taþ yaðdýrýyorlardý. Sonunda Müslim Akiyl’i tuttular ve Ubeydullah’ýn yanýna götürdüler. Ubeydullah’ýn adamlarý Müslim Akiyl’i Hükümet konaðýnýn damýna çýkardýlar.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:45 AM
Müslim Akiyl; “Allahým” buyurdu; “Bizi aldatan, bize yalan söyleyen bu toplumla aramýzda sen hükümcü ol.” Sonra Hicâz’a döndü; “Selâm sana yâ Hüseyin” dedi. Bu sözlerden sonra Müslim Akiyl Hazretlerini orada þehit ettiler. Müslim Akiyl Hicretin 60.yýlý Zilhicce ayýnýn 8. günü þehit edildi.

Hz.Ýmâm Hüseyin’de o gün “Ehl-i Beyt’i” ile Irak’a doðru yola çýkmýþlardý. Hz.Ýmâm Mekke’de kan dökülmemesini istiyordu. Biliyordu ki; Yezîd kan dökmekten çekinmeyecekti. Bunu kardeþi Muhammed’e de anlatmýþtý.
Kardeþi Muhammed; “Peki” dedi; “Bari bu çoluðu-çocuðu götürme.”

Hz.Ýmâm Hüseyin, kardeþine:
“Rüyada Hz.Peygamber’i gördüðünü, Irak’a gitmesini emrettiðini, Allah’ýn kendisini kana bulanmýþ, çoluðunun çocuðunun esir edilmiþ olarak görmek istediðini” bildirdiðini söyledi. Hz.Ýmâm bu konuda diðer yakýnlarýnýn ricâlarýna da ayný cevabý verdi.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Yezîd’e bey’at etmemeyi ve bu zâlim iktidara karþý gelmeyi, îmaný ve Ýslâm’ý korumayý kendisine farz bilmiþti.

Hz.Ýmâm Hüseyin; Cuma hutbelerinde, Hz.Ali’ye ve “Ehl-i Beyt’e” hâþâ sövmeyi ve zulmü âdet edinen bu toplumun haksýzlýðýný; kendine, evlâdýna ve ayâline yapýlan bu zulümleri; Müslümanlara yaymak, gerçeði-hakikatý gözü açýk olanlara, gönüllerinde îman bulunanlara bildirmek; izzetle ölmenin, zilletle yaþamaktan çok üstün olduðunu Ýslâm ve insanlýk tarihine kanýyla yazmak istiyordu.

Hz.Ýmâm Hüseyin, Kûfe’ye hareketlerinden önce topluluða þu kýsa hutbeyi beyân buyurmuþlardý:

“Hamd Allah’a, Allah neyi dilerse o olur; güç kuvvet, ancak onunla elde edilir. Salât-ü selâm Resûl’üne.

Ölüm, genç kýzýn boynuna takýlan gerdanlýk gibi Âdem oðullarýnýn boyunlarýna takýlmýþtýr; onlara ezelden yazýlmýþtýr. Yâkub, nasýl Yûsuf’u özlediyse ben de geçmiþlerimi öylesine özlemiþimdir ve ulaþacaðým þehâdet yerini Allah benim için hazýrlamýþtýr. Allah’ýn kudret kalemiyle yazýlmýþ olan ölümden kurtuluþ yoktur. Biz «Ehl-i Beyt», Allah’ýn rýzâsýna uymuþuz; ondan râzýyým; belâsýna sabrederiz; sabredenlerin ecirlerine ereriz. Hz.Resûlullah’ýn bedeninden bir parçanýn ondan ayrýlmasýna imkân yoktur; o kutluluk yerinde cennette onunla beraberdir; onun gözü, bizimle aydýnlanacaktýr; vaadine, bizimle vefâ edecektir. Bize canýný fedâ etmeye, bizimle can vermeye hazýr olanlar, Allah’a kavuþacaklarýna tam inançla inanmýþ bulunanlar, bizimle gelirler; ben Allah dilerse sabahleyin hareket ediyorum.”

Bütün bunlardan anlaþýlýyor ki; Hz.Ýmâm Hüseyin bu kýyâmýn –karþý duruþun- sonunda, kendilerinin de, kendilerine uyanlarýn da þehit olacaklarýný kesin olarak biliyorlardý.

Burada özetle þunu arz edelim ki; Hz.Ýmâm Hüseyin bu kýyâmýyla –karþý duruþuyla-; dîni ihyâ etmiþ –yeniden diriltmiþ- ve “Ehl-i Beyt’e” karþý yapýlan zulümleri, dîne karþý olanlarýn zâlimliklerini gözler önüne sermiþtir.

Hz.Ýmâm’a, Kûfe’den gelen birisi Müslim Akiyl’in þehâdet haberini verdi. Hz.Ýmâm Hüseyin bu þehâdet haberini alýnca;

“Ýnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn!” (Biz Allah’ýn kullarýyýz, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzýyýz.) (Bakara 156.âyet) dedi ve pek kederlendi, aðladý.

Bu gelen haber üzerine Hz.Ýmâm Hüseyin’e, Kûfe’ye gitmeyelim diyenler oldu. Bu arada Müslim Akiyl’in çocuklarý;

“Yâ Ýmâm” dediler; “Kûfelilerden Müslim’in kanýný almayýnca bizim dönmemiz mümkün deðildir! Hiç kimse gitmese bile bari biz gidelim, ya intikam alýrýz, ya þehâdete eriþiriz.”

Hz.Ýmâm:
“Bunlardan sonra, yaþayýþta hayýr yok” dedi. Sonunda hepsi Kûfe’ye gitmeye azmettiler.

Yine rivâyet ederler ki; Hz.Ýmâm Hüseyin yolda giderlerken bir yerde konaklamýþ, Zeyneb’in dizine mübarek baþýný koyup uykuya dalmýþtý. Birdenbire sýkýntý ile uyandý. Nemli gözlerinden yaþ dökülüyordu.
Ümmü Gülsüm dedi ki:
“Yâ Hüseyin niçin aðlýyorsun!”
Hz.Ýmâm cevap verdi:
“Þimdi düþümde dedem Hz.Peygamber’i gördüm. Aðlayarak bana dedi ki; «Ey Hüseyin! Birbirimize kavuþmamýz yaklaþtý!»”
Ümmü Gülsüm aðladý. Oðlu Ali Ekber babasýna sordu:
“Ey Ýmâm, düþmanlarýmýzla çarpýþtýðýmýzda Hak bizim tarafýmýzda mýdýr, yoksa onlarýn tarafýnda mý?”
Hz.Ýmâm:
“Kullarýn dönüp mânevi huzûruna varacaðý Allah’a andolsun” buyurdu; “Hak bizdedir, biz Hak ile beraberiz” dedi.
Ali Ekber:
“Babacýðým” dedi; “Hak bizde olduktan sonra ölümden ne pervâmýz olabilir. Her ne cefa düþünülmüþ olsa da gam deðil!”

Hz.Ýmâm bu sözler üzerine oðluna hayýr duâda bulundu. Hz.Ýmâm buradan da yola devam ederek “Katkatane” denilen bir yere indiler. Hz.Ýmâm burada bütün askerlerini topladý. Onlara Müslim Akiyl’in þehit olduðunu ve Kûfelilerin ihânet ettiklerini açýkladýktan sonra þöyle buyurdu:

“Ey kavmim! Kûfelilerin ahidlerini bozarak Müslim Akiyl’i þehit ettikleri kesin suretle anlaþýldý. Yezîd’in askeri vuruþmak ve öldürmek için etrafýmýzý çepeçevre sarmýþtýr. Biliyorum ki, þehit olmak gerçeði bana zafer ve nusret vermez, þecâat gayreti de geri dönmeyi câiz görmez. Herhâlde bu belâ denizine dalmak lâzým geliyor. Sizin hepinize ruhsat ve izin veriyorum. Kurtuluþ kapýlarý kapanmadan kendinizi selâmete doðru çekip bu tefrikadan emin olunuz.”

Rivâyet olunur ki; Hz.Ýmâm Hüseyin’in bu sözlerinden sonra o topluluktan o vakte kadar hatýrlarýnda henüz dünyadan faydalanmak þüphesi kalanlar, Hz.Ýmâm’la alâkayý kestiler. Sevgi davasýnda sabit kalanlar ise Allah’ýn yazdýðý kazâ ve kadere râzý olup þöyle figân ettiler:

“Ey doðru yolu gösteren! Ey sýrât-ý müstakimin yol göstericisi! Biz senin yanýnda hidâyet yolunun yolcusu iken, bize imtihanla tasalanma çölünün yolunu gösterme.” Gerçekten de bu zamanda saâdetle þakavet birbirinden ayrýldý. Saîd ile þakî imtihanla belli oldu.

Hz.Ýmâm Hüseyin yola devam ederken sahrada, Riyâhi oðlu Hur’un askerleri ile karþý karþýya geldi. Hz.Ýmâm bunlarýn hallerini tahkik etmek için o askerlerin baþbuðlarýnýn çaðrýlmasýný buyurdu. Riyâhi oðlu Hur, hiç çekinmeden Hz.Ýmâm’ýn karþýna geldi.

Hz.Ýmâm onun ismini, hûviyyetini sordu ve;
“Ey Hur, bizim lehimiz için mi, aleyhimiz için mi geldin? Yâni bana yardýma mý, yoksa benimle cenge mi geldin?”

Hur cevap verdi:
“Yâ Ýmâm! Ubeydullah Ýbn-i Ziyad tarafýndan senin yanýnda bulunmaya ve senin Kûfe’den baþka bir yere gitmene müsâade etmemeðe memurum!”

Hz.Ýmâm:
“Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâh (Allah’tan baþka kuvvet ve kudret sahibi yoktur)” dedi ve ilâve etti; “Ey Hur. Þimdi namaz kýlalým, sonra nereye gideceksek oraya gidelim!”

Hur cevap verdi:
“Ey Resûl’ün oðlu! Sen zamanýn imâmýsýn, imâmlýk et sana uyalým.”

Hz.Ýmâm, Hur’a:
“Allah sana iyilik versin!” dedi.

Hep beraber namaz kýlýndýktan sonra Hz.Ýmâm Hüseyin Allah’a hamd-ü senâ, Resûl’üne salât-ü selâmdan sonra belið bir hutbe beyân buyurdu ve Kûfe ahalisini kendisine muhatap tutarak vaazýný þöyle sürdürdü:

“Ey Muhammed ümmeti! Benim, Yezîd’in boyunduruðu altýna girmem münasip görülmeyip, onun makbûl sayýlmayan itâatinin altýna geçmediðim apâþikâr anlaþýlmýþtý. Mekke’de karar kýlýp oturuyordum. Siz ey Kûfeliler, bana tevâtürlü mektuplar gönderdiniz. Sevgi ve saygý arzettiniz. «Ýmâmýmýz, uyacak kimsemiz yok!» diyerek benim buraya gelmeme lüzûm gösterdiniz. Eðer hâlâ o kararda iseniz ben bana lâzým olaný yaptým. Siz de kendinize düþeni yapýnýz. Eðer saâdet mülküne gitmekte dünya sevgisi çölünün dikeni eteðinize yapýþmýþ ise ve yaptýðýnýz iþe piþman iseniz yolumun dikeni olmayýn! Geldiðim gibi dönüp gideyim. Çünkü ben bu diyâra gelmeyi savaþmak ve öldürmek için kendi re’yimle, arzumla istemiþ deðilim. Kan dökülmesine de râzý deðilim.”

Hur:
“Ey Ali oðlu Hüseyin, benim bu mektuplardan haberim yoktur” dedi.

Hz.Ýmâm:
“Senin haberin yoksa askerinin arasýnda haberleri olanlar çoktur” dedi. Sonra o mektuplarý orada hazýr bulunanlara gösterdi, onlarý utandýrdý.

Bu sýrada Kûfe tarafýndan altý kiþi acele ile gelerek, Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’dan Hur’a bir mektup getirdiler. Gelen mektupta; “Hz.Ýmâm Hüseyin’in hemen hücum edilip yakalanarak Kûfe’ye getirilmesi” isteniyordu. Hur o mektubu okuduktan sonra mektubu Hz.Ýmâm Hüseyin’e göstererek dedi ki;

“Ey Haþîmi Peygamberinin kýymetlisi! Ubeydullah Ýbn-i Ziyad senin hususunda ne kadar ihtimâm ediyor. Ben senin hakkýnda ne tedbir alayým diye hayretteyim ve eðer seni affedip býraksam Ubeydullah Ýbn-i Ziyad’dan korkarým. Eðer sana kýyarsam Allah’ýmdan korkarým. Ama Allah korkusu, Ubeydullah Ýbn-i Ziyad korkusuna galiptir. Fakat vuruþma ve öldürüþmenin anlaþmaya, arkadaþlýða döneceðini ve Hak’kýn bana size tâbi olmanýn devleti içinde saâdeti müyesser edeceðini umarým. En iyisi þudur ki, gece karanlýðý bastýðý zaman göçüp ne tarafa murad ederseniz gidersiniz.”

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:46 AM
DÖRDÜNCÜ ÝMAM HZ. ÝMAM ZEYNEL ABÝDÝN'ÝN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 38. yýlýnda Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Künyeleri “Ebû Muhammed”, lâkaplarý “Zeynel Âbidin (Ýbâdet edenlerin bezentisi), Seyyid’üs Sâcidin (Secde edenlerin ulusu)” ve “Zü’s-Sefenât”týr. Fazla secde etmeleri dolayýsýyla mübarek alýnlarýnda, dizlerinde meydana gelen sertlik yüzünden bu lâkapla anýlmýþlardýr. “Seccâd” yani çok secde eden sözü de lâkaplarýndandýr. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in 11 erkek, 4 kýz olmak üzere, 15 evlâtlarý olduðu rivâyet edilmiþtir. Soylarý oðlu Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’dan yürümüþtür.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in oðlu Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, babasý hakkýnda naklettiði bir rivâyette söyle buyurmuþtur:
“Babam Ýmâm Zeynel Âbidin hep iyilik yapmaktan zevk alýrdý. Allah’a karþý þükranýný ifade etmek için; bir iyilik gördüðü zaman, Kur’ân-ý Kerîm okurken «Secde» âyeti gelince, bir kötülükten kurtulunca, iki kiþinin arasýný bulunca, bir zorluðu atlatýnca, mutlaka þükran secdesine kapanýrdý. Bunun için kendisine «Seccad» adý verilmiþtir.”

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, babasý Hz.Ýmâm Hüseyin’in Kerbelâ’da þehâdetlerinde çocuk yaþta ve hasta olduklarýndan dolayý, Hz.Ýmâm Hüseyin onun savaþa girmelerine müsâade buyurmamýþlardý, çünkü nesilleri oradan devam edecekti.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin son derece iyi yürekli, sakin yaratýlýþlý idi. Ýlim sahasýnda ise, eriþilmez bir derecesi vardý. Hayatýný iyilikler yapmak, okumak ve ibâdetle geçirmiþtir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, sýk sýk Kerbelâ hadisesini hatýrlar ve kendini tutamaz uzun uzun aðlardý. Böyle kendisini harap edercesine aðlamamasýný söyleyenlere þu cevâbý verirdi:
“Hz.Yakup, oniki oðlundan birini kaybedince aðlamaktan gözlerine ak düþtü. Görmez oldu. Halbuki kaybolan oðlu Yusuf sað idi. Ben ise «Ehl-i Beyt»ten bütün yakýnlarýmýn þehit düþtüklerini gördüm. Bunlarýn acýsýný yüreðimden nasýl çýkarabilirim?”

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin de, atalarý Emîr’ül-mü’minîn gibi, geceleri taþýyabildikleri kadar yiyecek, odun v.s. yüklenirler, kapý kapý dolaþýp yoksullarýn evlerine giderler, onlarýn ihtiyaçlarýný gidermeye çalýþýrlardý. Bu arada yüzlerine nikab vurunurlar, kendilerini tanýtmazlardý. Yoksullar kendilerine yardým edenin Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin olduðunu, ancak onun Hak’ka yürümesinden sonra anlamýþlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin ailesine; “Kendilerine baþvuran herkese mutlak suretle yardým etmelerini” emretmiþti. Halbuki kapýya gelerek sadaka isteyenler arasýnda, böyle bir yardýma hakikaten müstehak olanlar olduðu gibi, pek tabii olarak müstehak olmayanlar da vardý. Fakat Hz.Ýmâm böyle bir ayýrým yapýlmasýna râzý olmuyordu; “Kapýya gelerek el açan herkese mutlak suretle yardým yapýlmasýný” istiyordu.

Birgün ailesinden biri; Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’e;
“Belki de bu gelenler arasýnda yardým görmeðe hiçbir þekilde hak kazanmamýþ kimseler de vardýr. Bunlara yardým etmekle, asýl yardýma muhtaç kimselere yardým yapmamak veya daha az yardým yapabilmek zorunda kalýyoruz. Acaba her baþvurana mutlaka yardým etmemiz yolundaki emrinizi geri alamaz mýsýnýz?” dediler.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin þu cevâbý verdi:
“Kapýmýza gelerek el açan herkese mutlaka elimizde olaný vermeliyiz. Müstehak olmadýðýný sandýðýmýz kiþilere de bir þeyler vermek lâzým gelir. Onun sadakaya muhtaç olup olmadýðýný siz nereden bileceksiniz? Olabilir ki; boþ çevireceðiniz bir kimse, hakikaten sadakaya muhtaçtýr.”

Bir çok kimseler halledemedikleri meseleleri halledebilmek için Hz.Ýmâm’a gelirler, çeþitli sorular sorarlardý. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, bunlarýn hiçbirini tatmin olmamýþ bir halde geri göndermezdi. Sorularýna mutlaka tatmin edici cevaplar verir, onlarý aydýnlatýrdý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin “Edeb”e fevkalâde riâyet ederlerdi; yemeklerini yetimlerle yoksullarla yerler, çocuklara kendi elleriyle lokma sunarlar, yoksullara bir þey vermeden, onlarý doyurmadan yemek yemezlerdi. Halk, kendilerine büyük bir saygý gösterirdi; düþmanlarý, “Ehl-i Beyt’e” muhalif olanlar bile, karþýlarýnda saygý göstermek zorunda kalýrlardý.

Kerbelâ faciasýndan sonra “Ehl-i Beyt” ile Þam’a götürülen Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin; mescidde, hatibin Ebû Sufyan soyunu övüp Hz.Ali ve Hz.Ýmâm Hüseyin hakkýnda kötü sözler söylemesi üzerine Yezîd’e; “Benim de minberde Allah’ýn rýzâsýný elde edecek, meclis ehline ecir vermesine sebep olacak, birkaç söz söylememe müsâade eder misin?” buyurmuþlardý.

Yezîd, müsâade etmek istememiþ, fakat meclistekiler Hicaz ehlinin fesâhatini duymak istediklerini söyleyip ýsrar edince, müsâade etmek zorunda kalmýþtý. Bunun üzerine Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, minberi teþrif buyurup Allah’a hamd-ü senâdan, Hz.Resûlullah’a ve “Ehl-i Beyt’i”ne salat-ü selâmdan sonra þu hutbeyi beyân buyurmuþlardýr:

“Ey insanlar, bize altý þey verildi ve yedi þeyle üstün edildik: Ýlim, hilim, cömertlik, fesâhat, yiðitlik verildi ve mü’minlerin gönüllerine sevgimiz ihsân edildi. Seçilmiþ Peygamber Muhammed bizdendir; onu ilk gerçekleyen, îmanýný ilk izhâr eden Ali, Cafer Tayyâr, Allah’ýn ve Resûl’ünün Arslaný Hamza ve bu ümmetin, iki torunu (Resûlullah’ýn iki torunu soyunu sürdüren iki hayýrlý ümmet mesâbesinde olan oðullarý) ve Deccal’ý öldürecek Mehdî bizdendir; bunlarla da herkesten üstün bir makam ihsân edildi bize.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:46 AM
Beni tanýyan tanýr; tanýmayana da soyumu-sopumu haber vereyim:
Ey insanlar! Benim, Mekke’yle Medine’nin oðlu. Benim, Zemzem’le Safâ’nýn oðlu. Benim, abâsýnýn eteðinde Hacer’ül-Esved’i taþýyanýn oðlu. Benim, herkesten daha iyi, daha güzel bir tarzda Hac törenini edâ edenin oðlu. Benim, en hayýrlý ve gerçek tavâf edip sa’yi îfâ edenin oðlu. Benim, en hayýrlý ve gerçek Haccedip «Lebbeyk» diyenin oðlu. Benim, burâka binip göðe aðanýn oðlu. Benim, geceleyin Mescid’ül-Harâm’dan Mescid’ül-Aksa’ya varanýn oðlu. Benim, Cebrâil’le Sidret’ül-Müntehâ’ya varan zâtýn oðlu. Benim, hakkýnda, «Yaklaþtý, yakýnlaþtý; iki yay kadar kaldý, yâhut daha da yakýn» denen zâtýn oðlu. Benim, gökte meleklerle namaz kýlanýn oðlu. Benim, Allah’ýn dilediði, kendisine vahyedilenin oðlu. Benim, Muhammed Mustafa’nýn oðlu. Benim, Aliyy’ül Mürteza’nýn oðlu. Benim, Allah’tan baþka yoktur tapacak deyinceye kadar halkla savaþanýn oðlu. Benim, Resûlullah’ýn huzûrunda iki kýlýçla savaþanýn, düþmana iki mýzrakla vuranýn, iki kere göçenin, iki bey’atte de bey’at edenin, Bedir’de, Huneyn’de dövüþenin, göz ucuyla bakýncaya kadar bile Allah’a þirk koþmayanýn, Mü’minlerin Sâlihi, Peygamberlerin vârisi olanýn, dîne bid’at katanlarýn köklerini kazýyanýn, Müslümanlarýn sevgilisi kesilenin, savaþlarýn nûrunun, ibâdet edenlerin zînetinin, aðlayanlara baþtacý olanýn sabýrlýlarýn en sabýrlýsýnýn, Âlemler Rabbinin Resûlü Yâsîn’in (Muhammed’in) soyundan olan, gecelerini ibâdetle geçirenlerin en üstünü bulunanýn, Cebrâil’le güçlendirilen, Mikâil’le yardým görenin oðluyum. Müslümanlarýn haremini koruyanlarýn oðluyum; dinden çýkanlarý gerçekten sapýp zulmedenleri, bey’atten dönüp ahdýný bozanlarý öldürenin oðlu. Benim, Fatýmâ’tüz Zehrâ’nýn oðlu; Benim, kadýnlarýn ulusunun oðlu….”

Bu hutbe; hem Yezîd’in yaptýðýný, hem Hz.Hüseyin’in kýyâmýný, hem dînin esasýný, hem de îmanýn kudretini gerçeðin azametini göstermiþ ve Yezîd’e uyanlarý hayrete düþürmüþ, çoðunu aðlatmýþ, mescidde bir isyân havasý estirmiþti.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin yalnýz dostlarýna deðil, düþmanlarýna da vakti gelince iyilik yapmaktan çekinmezdi. Emevi hükümdarlarý ve bunlarýn Vâlileri, kendisine zaman zaman çok kötülükler yapmýþ olduklarý halde, birinden bile þikâyet etmiþ deðildir.

Medine emiri Hiþâm bin Ýsmail, dâima Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in aleyhinde bulunduðu, rastladýkça sözleriyle Hz.Ýmâm’ý incittiði hâlde, emirlikten azledilince herkes ona hakaret ederken, Hz.Ýmâm kendilerine uyanlara; “Ona bir þey söylememelerini, incitmemelerini” emir buyurmuþ ve ona rastlayýnca da kendisine selâm verip gönlünü almýþtý.

Emevi hükümdarlarý, casuslarý vasýtasýyla Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’i adým adým takip ettiriyorlar, yaptýðý her þeyi öðreniyorlardý. Bunun sebebi korkularý idi. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in bir iþaret verdiði anda bütün Hicâz ile Irak’ýn ayaklanabileceðini biliyorlardý. Halbuki Hz.Ýmâm, kendisini her çeþit dünya iþlerinden çoktan çekmiþ bulunuyordu. O kendisini olduðu gibi ilim ve ibâdete vermiþti. Yapýlan aksi telkin ve teklifleri kabul etmiyordu.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, kendilerine söven birisine;
“Eðer ben” buyurmuþlardý; “Dediðin gibiysem Allah’ýn beni yargýlamasýný dilerim; ama dediðin gibi deðilsem, dilerim Allah seni baðýþlasýn.”

Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk zamanýnda bir gün, Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’den bahsedildi. O zaman Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk:
“Yemin ederim ki o, hayatý boyunca aslâ haram bir þey yemiþ deðildir” dedi; “Ömrü boyunca hak yolunda, hak için çalýþýp çabalamýþtýr. Karþýsýna çýkan güçlüklerden hiçbiri kendisini yýldýrmamýþtýr.”

Yine tanýnmýþ Arap ülemâsýndan Tavus Yemâmî þu olayý anlatmýþtýr:
“Bir yýl hac mevsiminde Mekke’ye gitmiþtim. Herkes ibâdetle meþguldü. Baktým Kâbe’nin yanýnda Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin namaz kýlýyor. Hemen ona yaklaþtým ve kendisini seyre baþladým. Kendisinden tamamiyle geçmiþ, bütün varlýðýný ibâdete vermiþti.

Namazdan sonra da niyâza baþladý. O zaman ben, Peygamber soyundan gelen bu zatýn duâ ve niyâz ederken neler söylediðini merak ederek kendisine iyice yaklaþtým. Hz.Ýmâm’dan kulaðýma þu sözler geldi; «Yâ Rabbî! Ufak bir kulun kapýna geldi. Bir zavallý kul sana sýðýndý. Muhtaç bir kulun kapýndadýr. Senden lûtuf ve inâyet dileniyor.»

Bu sözler bana öylesine dokundu ki; ömrüm boyunca bu sözler, hiçbir vakit hatýrýmdan çýkmadý. Ne zaman bir zorlukla karþýlaþsam ben de aynen bu þekilde duâ ve niyâza baþladým. Ve hemen her seferinde Cenâb-ý Hak’ka, Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in dili ile yaptýðým bu duâ, nezdi ilâhi de makbul olmuþ ve beni de sýkýntýdan kurtarmýþtýr.”

Bu sözler de; Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in, ne mertebelere kadar yükselmiþ bulunduðunu açýkça gösterir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, babalarý Hz.Ýmâm Hüseyin’in þehâdetinin, þehâmetinin bir timsali, lûtuf ve ihsânýn bir mümessili olmak, Peygamber-i Ekrem’in bir yadigârý bulunmak ve ayný zamanda bilgide de eþi bulunmamak dolayýsýyla herkesin saygýsýna mazhar olmuþlar, çevrelerini ilim ve edeb âþýklarýyla doldurmuþlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in ibâdette bulunduklarý Mescid-i Nebî, âdeta bir medrese hâlini almýþtý. Hicaz’daki bilginler, kendilerine mürâcaatla bilgilerini ilerletiyorlar, hac mevsimlerinde uzak illerden gelenler de kendilerinden faydalanýyorlardý.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in tedvin edilmiþ eserlerinden biri “E’s-Sahifet’ül-Kâmile”dir. “Sahife-i Seccâdiyye” de denilen bu kitapta, ellidört duâ mevcuttur. Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in bir de “Risâlet’ül-Hukuk”u vardýr. Bu risâlede; Ýslâmi hukuk esaslarýnýn insanî vecheleri, bütün incelikleriyle izâh edilmektedir.

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin, Hicret’in 75. yýlý (Milâdi 693) Muharrem ayýnýnýn 12. günü Ümeyye oðullarýndan Abdülmelik oðlu Velid’in saltanatý zamanýnda, Hiþâm bin Abdülmelik’in iðvasýyla zehirletilerek, þehâdet mertebesine ermiþlerdir.

Ömürlerinin müddeti, 37 yýldýr. Kabri, Medine-i Tayyibe’deki Baki mezarlýðýnda, Hz.Ýmâm Hasan’ýn medfun bulunduklarý yerdedir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hayrýn hepsi de, insanýn kendisini korumasý içindir.
Her isteyene hayýrla muamelede ihsânda bulun. O buna lâyýksa yaptýðýn yerini bulmuþtur. Deðilse sen bunu yapmaða lâyýksýn ya!
ÃŽman sahibinin, îman sahibinin yüzüne sevgi ile bakmasý ibâdettir.
Ne Kureyþ için asâlet, ne Arap için asâlet vardýr. Asâlet ancak gönül alçaklýðý iledir. Kerem de ancak Allah’tan çekinmekledir.
Sana ilim ve nasîhat vereni sen de yüceltmeli, aðýrlamalýsýn. Sözünü iyi dinlemelisin. Kendisini dinlerken ona doðru dönmeli, aklýndan baþka þeyleri çýkarmalý, bütün anlayýþýný ona hasretmelisin. Kalbini ona karþý temiz tutmalý, gözünü dört açmalýsýn. O sana nasýl bilmediðin þeyleri öðretiyorsa, senin de ondan öðrendiklerini bilmeyenlere öðretmen, onun hakkýný en iyi þekilde ödemen demektir. Onun yanýnda, onunla konuþurken sesini yükseltme! Ondan birisi bir þey sordu mu sen cevap vermeðe kalkýþma! Mecliste kimse ile konuþma! Kimsenin aleyhinde bulunma ve biri onun aleyhinde bulunacak olursa reddet! Ayýbý varsa ört, iyiliklerini herkese duyur. Düþmanlarý ile düþüp kalkma, görüþme! Dostlarýndan biri ile düþman olma! Böyle davranacak olursan, Allah’ýn melekleri de, senin ilmi kullar için deðil de, Allah için tahsil ettiðine þehâdet ederler.
Þükür de, aczini itiraf da, þükürdür.
Yalandan sakýnýn! Ne olursa olsun, þaka için bile yalan söylemeyin! Az yalan söyleyen cesaretlenir de yalanýn çoðunu da söyler.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:48 AM
Sahife-i Seccadiye’den Bir Duâsýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Yâ Rabbî! Muhammed’e ve soyuna rahmet eyle! ÃŽmanýmý en yüce îman eyle! Niyetimi, niyetlerin en güzeline ulaþtýr. Amelimi, amellerin en güzeline vardýr. Yâ Rabbî! Lûtfunla niyetimi tam bir hâle ilet! Mertebende olan þeylere karþý îmanýmý düzelt! Bende bir kötülük, bir yanlýþlýk olursa bunu kudretinle ýslâh et!
Yâ Rabbî! Giriþtiðim iþde de bana yardým et de baþarýya ulaþayým. Dileðimi yapmada sen yardým et! Beni niçin yarattýnsa o iþde kullan! Beni zenginleþtir! Rýzkýmý artýr! Sana kulluk ettir! Kulluðumu benlik ile bozma! Ýnsanlara elimden hayýr gelsin, fakat hayrýmý hiç etme! Bana iyi hûylar ver; fakat beni öðünmekten koru!
Yâ Rabbî! Ýçimde bir gönül alçaklýðý ver ve sonra insanlar arasýnda derecemi yükselt!

Yâ Rabbî! Benliðimde bir gönül alçaklýðý meydana getir de sonra görünüþte bir üstünlük ver! Hem bu gönül alçaklýðým, yüksekliðim, üstünlüðüm kadar olsun!
Yâ Rabbî! Bana asla deðiþtirmeyeceðim tertemiz bir hidâyet ver! Beni, ayaðýmýn kaymayacaðý bir doðru yola götür. Dosdoðru bir niyet ver bana! Ömrümü itâatine sarfet! Eðer ömrüm þeytana oyuncak olacaksa, azâbýn gelmeden, gazabýn beni bulmadan beni al!
Yâ Rabbî! Bende ayýplanacak hûy býrakma! Varsa ýslâh et! Güzelleþtir! Bir iyiliðim varsa, bunu tamamla, olgunlaþtýr.

Yâ Rabbî! Kötülere düþmanlýk etmek yerine sevgi ver! Doðru yoldan sapanlardan, nefret yerine güzellik ver! Ýyi kiþilere karþý muhabbet ver!
Yakýnlarýna isyân yerine, görüp gözetme ver! Yakýnlarýný kötü ve aþaðý görmek yerine, onlara yardým etmeyi nasîb et! Sevilenlere karþý güzel bir sevgi ver! Þüphe edenlere karþý iyi niyet ver! Zalimlerden korku acýsý yerine, emniyet tatlýlýðý ver!
Yâ Rabbî! Bana zulûm edenlere karþý kuvvet ver! Benimle düþmanlýða kalkýþanlar karþýsýnda, kendimi korumam için bana söz kudreti ver! Bana inâd gösterenlere karþý, bana zafer ihsân et! Aleyhimde tertipler hazýrlayanlara karþý, bana bir tertip ilham et! Beni kahretmek isteyenlere karþý, bana kuvvet ve kudret ver! Bana iftira edenleri, yalanlayacak bir kudret ver bana! Benden ayrýlana selâmet nasîb et! Beni doðrulukla destekleyenlere itâat etmemi nasîb eyle!
Yâ Rabbî! Bana o kudreti ver ki; Beni aldatana, öðüt verebileyim! Beni terk edene, iyilik edebileyim! Bana vermeyene, ben ihsânda bulunabileyim. Beni tavaf etmeyeni, ben tavaf edeyim. Aleyhimde bulunan kiþiyi, ben iyilikle anayým. Bana biri bir iyilik edince ona þükredeyim de, bana kötülük edene karþý da, kendimi koruyabileyim!

Yâ Rabbî! Muhammed’e ve onun soyuna rahmet et! Ondan önce yarattýklarýndan birine, ondan sonra yarattýklarýndan birine ettiðin, edeceðin rahmetten üstün bir rahmet eyle! Dünyada da, âhirette de, iyilik ve güzellik ver bize! Cehennem azâbýndan da koru bizi!

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:49 AM
BEÞÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM MUHAMMED'ÜL BAKIR'IN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, Hicret’in 57. yýlýnda, Safer ayýnýn 3. günü Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin Ali’dir, anneleri Hz.Ýmâm Hasan’ýn kýzlarý Fâtýma’dýr. Böylece hem baba, hem ana tarafýndan soylarý Hz.Ali’ye ulaþmaktadýr.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn künyeleri “Ebû Cafer”dir. Lâkaplarý “Bâkýr”dýr. Bâkýr; “Yaran, açan” anlamlarýna gelmektedir. Ýlmi, hikmeti yarýp açtýklarý, bilgi de kendilerine bir engel, bir sýnýr tasavvur edilemediði, ilmi tamamýyla kavradýklarý cihetle bu lâkapla anýlmýþlardýr. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn 4 erkek, 3 kýz olmak üzere 7 evlâtlarý olmuþtur. Soylarý, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan yürümüþtür.

Babasý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in Hak’ka kavuþmasýndan sonra imâmeti devr alan Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, babasýnýn yolundan hiçbir zaman ve hiçbir þekilde ayrýlmamýþtýr. Hz.Ýmâm kendisine baþvuran ihtiyaç sahiplerini her zaman dikkatle dinlerdi ve onlarý hoþnut edebilmek için elinden gelen gayreti sarfederdi. Onlar da Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’dan râzý olurlardý.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, gayet doðru sözlü, halûk, iyilik sever bir zattý. Onunla bir defa konuþan hemen tesirinde kalýrdý. Ayný zamanda ihsân bakýmýndan, dünyanýn eli en açýk kimsesiydi. Vaktini ya ibâdetle, ya ilim tahsil etmekle, ya bildiði þeyleri baþkalarýna öðretmekle, ya kendisine baþvuranlara doðru yolu göstermekle, ya da muhtaçlara ihsânda bulunmakla geçirirlerdi. Hayatý da hep bu çalýþmalar içinde geçmiþtir.

Zamanýnda yaþamýþ olduðu bütün âlimler, Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn ilim bakýmýndan yüksekliðini kabul etmekte ittifak etmiþlerdir.

Bir seferinde Kur’ân-ý Kerîm’de geçen; «Bilmiyorsanýz, bilmediklerinizi zikir ehline sorunuz» þeklindeki âyetin manâsý kendisine sorulmuþ, Hz.Ýmâm da þu cevâbý vermiþtir: “Zikîr ehl-i biziz.” Bu söze yanýndaki âlimlerden hiçbiri itiraz etmemiþtir. En tanýnmýþ din âlimleri, zaman zaman halledemedikleri meselelerle karþýlaþtýklarý zaman, mutlaka gelir, Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’a baþvururlardý. Hz.Ýmâm da hiçbirini yanýndan tatmin edilmemiþ olarak göndermezdi. Hepsinin de takýldýklarý noktalarý aydýnlatmanýn yolunu bulurdu ve onlarý kelimenin tam manâsýyla tatmin ederdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr son derece güzel konuþurdu. Hemen hemen her sözünde derin hikmetler mevcuttu. Hz.Ýmâm’ý dinleyen, huzûrundan ayrýldýktan sonra da uzun müddet kendisini bu sözlerin tesirinden kurtaramazdý.

Mekkeli bilgin Abdullah bin Atâ;
“Bilginlerin, Muhammed Bâkýr’ýn huzûrunda küçüldükleri gibi, hiçbir kimsenin huzûrunda küçüldüklerini görmedim Hatem bin Uteybe’nin, toplumu içinde o kadar büyük, kadri o kadar yüceyken, onun huzûrunda, mualliminin huzûrundaki küçük çocuða döndüðünü gördüm” demiþtir.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn ilmi, sadece din iþlerine inhisar etmiþ deðildi. Hz.Ýmâm, ilmin, bilginin her cephesiyle meþgul olurdu. Kendisine hangi konudan bir þey sorulacak olursa, cevâbýný mutlaka doðru olarak verirdi.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisinden yardým isteyen her fakire mutlaka yardýmda bulunurdu. Açlarý doyurur, çýplaklarý giydirirdi. Kendisini ziyaret eden dost ve ahbaplarýnýn bu ziyaretlerini, mutlaka iade ederdi. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn meclisleri, bir çeþit ilim meclisleri olurdu. Burada bulunmak ve kendisinden feyiz almak, her kula nasip olmaz saadetlerdendi. Irak’ta olsun, Hicaz’da olsun, baþka yerlerde olsun, yetiþen din bilginlerinin çoðu kendisinden feyiz almýþlardýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, babalarýnýn kurduðu gerçek ve ilâhi medreseyi devam ettirmiþlerdir. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, kendisi senet göstermeden, yani rivâyet edicisinin adýný zikretmeden bir hadîs-i þerifi okuduðu zaman, bunun sahih bir hadîs olduðundan kimse þüpheye düþmezdi. Çünkü þöyle söylerdi; “Ben bir hadîs okudum, rivâyet edenini anmadým mý bilin ki onu mutlaka babamdan duymuþumdur. Babam da babasýndan, babasý da ceddim Resûlullah’tan duymuþtur.”

Bu þekilde rivâyet ettiði hadîs-i þeriflerden bir tanesi þudur:
“Ýþlerin zoru üçtür; Kardeþlerle mal hususunda iyi geçinmek, menfaat söz konusu olunca insanlara karþý insafla muamelede bulunmak, her durumda Allah’ý anmak.”

Tasavvuf inancýný benimseyen ve kendini ibâdete vermiþ olan Muhammed bin Münkedir; “Muhammed bin Ali’yi görünceye dek Ali bin Hüseyin’in, fazîlet yönünden kendi gibi bir halef býraktýðýný ummazdým; ben ona öðüt vermek isterken o bana öðüt verdi” der ve þu olayý anlatýr:

“Hararetim bastýðý bir saatte Medine dolaylarýnda gezerken, Muhammed bin Ali’ye rastladým. Pek yorulmuþtu, yanýndaki iki kiþiye dayanarak yürüyebiliyordu; adam akýllýda terlemiþti. Ona, «Hâþimi ulularýndan olan senin gibi bir kiþinin, bu saatte dünya için bu derece yorulmasýný, hiç de doðru bulmuyorum» dedim. Hz.Ýmâm bu söz üzerine dayandýðý kiþileri itti, doðruldu da bana dedi ki:

«Vallâhi bu halde ölüm gelip çatsa, beni Allah’a edilen ibâdetlerden biriyle meþgul olarak bulur; çünkü bu halimle ben, kendimi senden de, bütün halktan da çekmiþim, ehlimin-ayâlimin rýzký için çalýþmaktayým; Ben, Allah’a karþý irtikâb edilen bir suçu iþlerken, ölümün gelip çatmasýndan korkarým» Bu sözü duyunca; «Allah sana rahmet etsin» dedim; «Sana öðüt vermeyi isterken, sen bana öðüt verdin.»”

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn zamanlarý, Ümeyye oðullarýndan Mervan oðlu Abdülmelik ile oðullarý Velid ve Süleyman'ýn, Abdülaziz oðlu Ömer’in ve yine Abdülmelik’in oðullarýndan Yezîd’le, Hiþâm’ýn saltanatlarýna rastlar. Abdülmelik öyle bir kiþiydi ki, kendisine saltanat müjdelendiði zaman, okumakta olduðu Kur’ân’ý Kerîm’i;“Bu seninle son görüþmemiz” deyip elinden býrakmýþtý. Abdülmelik saltanata oturunca, amcasýnýn oðlunu saltanatta kendisine rakip gördüðü için sarayýna konuk çaðýrmýþ ve onu kendi eliyle öldürmüþ sonra da Þam mescidinde minbere çýkýp; “Bundan böyle, kim benim yaptýðým iþe dâir bir soru sorar veya îtirâz ederse cevâbýný ancak kýlýçla alýr” demiþti.

Þimdi bu devirde bir de Þam’da olup bitenlere bakalým. Muâviye’nin kurduðu saltanat ne âlemde idi? Onun halefleri ne ile meþgul idiler? Ne yapýyorlardý?
Bütün bunlarý bilmek, akýl ve izân sahipleri için pek güzel bir mukayese imkâný hazýrlar. Biz Hz.Ali’nin torunlarýnýn nasýl yaþadýklarýný birer birer anlatýrken, Þam’da yaþanýlan olaylarý anlatmamak ve unutmak insafsýzlýk olurdu.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:50 AM
Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr’ýn imâmlýk makamýna oturduðu zamanda, Þam saraylarýnda fesat ve ahlâksýzlýk son haddini bulmuþtu. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr çekilmiþ olduðu ilim ve fâzilet dolu köþesinden bu manzarayý hayret ve hatta dehþet içinde seyrediyordu. Muâviye’nin soyundan, Mervan’ýn soyuna geçen bu sahte Emîr’ül-mü’minlik, halka zorla kabul ettirilmek isteniyordu. Bunlar; Þam saraylarýnda hükümdarlar gibi yaþýyorlardý ve her çeþit sefâhat hayatýnýn içine adetâ gömülmüþler, boðulmuþlardý.

Bunlar; emirlerini ancak kýlýç kuvveti ile gördürebildikleri için sadece buna tapýyorlar, bütün varlýklarý ile sadece bunu benimsiyorlardý. Bunlarda; fâzilet, doðruluk, adâlet gibi kelimeler çoktan unutulmuþ, iþ düpedüz bir rezâlet, ahlâksýzlýk ve zulme dökülmüþtü. Þam saraylarýnda, Ümeyye oðullarý rezâlet ve sefâhat içinde hayat sürerlerken, Hz.Ali’nin torunlarý ise Medine’de büyük bir fâzilet içinde hayatlarýný devam ettiriyorlardý.

Bu halîfelerin içinde yalnýz Mervan oðlu Abdülaziz’in oðlu Ömer, bir istisna teþkil ediyordu. Bu zât Hicret’in 99. yýlýnda saltanata gelir gelmez ilk iþ olarak; Muâviye’nin koyduðu pis ve kötü bid’atý, Cuma günleri hutbelerde Hz.Ali’ye hâþâ, zem edilmesini kaldýrdý ve yerine; Kur’ân-ý Kerîm’deki þu âyetin okunmasýný emretti:
“Gerçekten de Allah adâlet ve ihsânla muameleyi buyurur ve yakýnlarý görüp gözetmeyi emreder; kötü olan, yapýlmamasý buyrulan þeylerden ve azgýnlýktan isyândan nehyeyler; düþünüp anlamanýz içinde size öðüt verir.” (Nahl 90. âyet)
Abdülaziz’in oðlu Ömer, daha sonra Hz.Muhammed’in Hak’ka kavuþmalarýndan sonra Hz.Fâtýma’nýn elinden alýnan Fedek hurmalýðýný, Hz.Fâtýma’nýn soyuna geri verdi. Sonra Ümeyye oðullarýnýn gasbettikleri þeyleri tekrar onlardan aldý, Beyt’ül-mâl’e (Devlet Hazinesi) iâde etti ve hak sahiplerine de devlet hazinesinden verilen payda, eþitliðe riâyeti þart koþtu.

Ümeyye oðullarý, Abdülaziz oðlu Ömer’in yapmýþ olduðu bu hareketlerini hoþ görmediler ve onu zehirlettiler. Abdülaziz oðlu Ömer, bu zehirlenme sonucunda Hicret’in 101. yýlýnda vefât etmiþtir.

Arap milliyetçiliði, Arap olmayan Müslümanlarýn aþaðý görülmesi, gayr-i Arap olanlarý büsbütün incitmedeydi. Halifelerin sorumsuzluðu, yahût adâlet sâhibi olsun, olmasýn, onlara itâatin lüzumu hakkýndaki rivâyetler, artýk söyleyenlerin dillerinde ve yazýlmýþ sahifelerde kalýyordu.

Hz.Ýmâm Hüseyin’in, mazlûm olarak din, îman adýna, ümmetin selâmeti ve Ýslâm’ýn, insanlýðýn özgürlüðü uðruna þehâdeti unutulmuyor, yer yer ayaklanmalarla, intikam almaya kalkýþmalarla yeniden yeniye canlanýyordu.
Hicret’in 120.yýlýnda, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn tasvib etmemesine raðmen, Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in oðlu Zeyd, zamanýn yönetimine karþý ayaklanmýþ; fakat onu þehit etmiþlerdir. Hicret’in 125.yýlýnda da Zeyd’in oðlu Yahyâ ayaklanmýþ; fakat o da þehit edilmiþtir.

Bütün bu olaylar halka bir ibret olmuyordu. Kerbelâ fâciasýný, Resûlullah’ýn oðlunun þehâdetini, “Ehl-i Beyt’in” esaretini, Muhammed evlâdýna revâ görülen zulümleri unutmayanlar için bir hatýrlatma oluyordu. Kendilerine, Resûlullah’ýn halîfesi ve mü’minler emîri lâkaplarýný takanlarýn sefâhatlarý, zulümleri, bu hatýrlatmayý, en azýndan hoþnutsuzluk hâline getiriyordu. Ümeyye oðullarýnýn kendi aralarýnda da hoþnutsuzluklar, hattâ ayaklanmalar baþlamýþtý; zulüm temelinin üstüne kurulan bu saltanat, artýk çöküyordu.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, Ümeyye oðullarý saltanatýnýn son zamanlarýnda yaþamýþlardýr. Hz.Ýmâm; hükümetin bir yandan dýþtaki, bir yandan içteki muhaliflerle uðraþmasýndan faydalanmýþlar ve Ýslâm’ýn gerçek esaslarýný, ilmi, hikmeti yaymýþlardýr. Sahâbeden olup Hz.Ýmâm’ýn zamanýna ulaþanlardan ve tâbiinden birçok kiþi, kendilerinden faydalanmýþlar, rivâyetlerde bulunmuþlardýr. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn bir de tefsirleri vardýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, Hicret’in 114. yýlý (Milâdi 733) Zilhicce ayýnýn 7. günü Hak’ka kavuþmuþtur. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, Ümeyye oðullarý tarafýndan zehirlettirilerek þehâdet makamýna ermiþlerdir. Ömürleri 57 yýl, 5 ay, 7 gün’dür.

Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr vasiyyetleri mucibince, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk tarafýndan yýkanýp techîz ve tekfîn edilmiþler, namazlarý da Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk tarafýndan kýlýnmýþtýr. Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr, Medine-i Münevvere’deki Baki mezarlýðýnda, babalarý Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin’in yanýna defnedilmiþlerdir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:51 AM
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Allah o mümine rahmet etsin ki; dilini tutar da kötü söz söylemez. Çünkü bu, Cenâb-ý Hak’kýn kendisine verdiði sadakadýr. Dilini tutmadýkça hiç kimse, günahlardan kurtulamaz.
Amel ancak bilgi ile beraber olursa makbuldür. Bilgi de amelle olur. Bilgi sahibine bu bilgisi, ameline kýlavuzluk eder. Bilgisiz kiþinin ameli ise beyhudedir.
Aþaðýlýk ruhtaki bir kimsenin silâhý; kötü sözdür, iftiradýr.
Bilgisinden faydalanýlan bir bilgin, ibâdetle meþgul olan bin kiþiden daha yararlýdýr. Bir bilginin ölümü, þeytaný yetmiþ ibâdet edicinin ölümünden daha çok sevindirir.
Bu dünyada bir büyük belâya çatmýþ bulunuyoruz. Zira bu halk, bizim göstereceðimiz yoldan baþka Hak’ka giden bir yol bulamaz. Buna karþýlýk ne yazýk ki; bunlar çok defa bizim sözümüzü dinlemezler.
Cenâb-ý Hak’ký her zaman aklýnýzda bulundurun; tâ ki sizleri görünmez kaza ve belâlardan korusun!
Doðru ve güzel sözü kim söylerse söylesin; bunu kabul ediniz. Varsýn isterse bu sözü söyleyen sözünü tutmasýn. Çünkü Cenâb-ý Hak, Kur’ân-ý Kerîm’de; “Onlar ki doðru sözü dinlerler ve sözün güzeline uyarlar; Allah’ýn doðru yola götürdükleri kiþiler kendileridir.” buyurmuþtur.
Doðruluk ve hidâyet kapýsýný bilene, onunla amel edenin ecri kadar ecir verilir. Onunla amel edenle, ecirlerinden de bir þey eksilmez. Buna karþýlýk sapýklýk yoluna giden, bir sapýklýk icat eden kimseye de, o sapýklýkla amel edenlerin iþledikleri günah kadar günah yazýlýr. O sapýk yolda gidenlerin günahlarýndan da bir þey eksilmez.
Eline fýrsat geçer geçmez bundan âzâmi istifadeye sakýn kalkýþma! Fýrsatçýlýk meydaný öyle bir meydandýr ki, bu meydana düþenleri sonunda mahrumiyete götürür.
Gönül zenginliði gibi zenginlik yoktur. Gönül fukaralýðý kadar da, fukaralýk yoktur ve olamaz. En yüksek irfân, kendi kendini tanýmaktýr. Ýyi sýhhat kadar büyük bir nimet bulunamaz. Baþarý kazanmak kadar âfiyet yoktur. Gayreti ve azmi uzattýkça uzatmak gibi yücelik olamaz. Dünya mallarýna karþý isteði azaltmak kadar zahitlik yoktur. Ýnsaf kadar adâlet olamaz. Hevâ ve hevese uymak kadar günah iþlenemez. Allah’ýn farzlarýný yerine getirmek gibi itâat yoktur. Akýlsýzlýk kadar musîbet düþünülemez. Ýþlenen bir suçu küçümsemek kadar fena þey olamaz. Haksýzlýða ve kötülere karþý savaþmak gibi üstünlük yoktur. Gönül isteði ile savaþmak kadar da savaþ olamaz. Öfkeyi yenmek kadar kuvvet yoktur. Tamah etmek derecesinde alçalýþ da olamaz.
Gönülleri aydýn olanlar, ka’tiyyen dünya iþleri peþlerinde koþmazlar. Her zaman öteki dünyayý düþünürler. Onlarýn kulaklarý, gökten gelen seslere açýk, gözleri ilâhi nur ile doludur. Gökten gelen sesleri gönül kulaðý ile dinlerler ve bunlarý sanki öz kulaklarý ile dinliyormuþ gibi olurlar. Onlarýn gönül gözleri ile gördüklerini, bayaðý gözlerle görmek mümkün deðildir. Ve neticede en temiz olanlarýn makamlarýna eriþirler. Bunlar pak ve olgun dostlardýr. Seni her zaman saâdet yoluna yolcu ederler. Sana her zaman fazîlet ve kemâl yolunu gösterirler.
Güler yüz ile tatlý söz; insana sevgi ve saygý kazandýrýr. Asýk surat ile kötü söz ise, ancak nefret uyandýrýr. Böyleleri, insanlarý Allah’tan uzaklaþtýrýr.
Günah iþlemekten, sapýk yollara düþmekten çekinin! Ýbâdette kusur etmeyin! Yalandan sakýnýp ancak doðru söyleyin! Emanete ihânet etmeyin! Ýyi kimse olsun, kötü kimse olsun; size biri bir þey emanet etti mi, onu istediði vakit bunu kendisine geri verin! Bana Ali bin Ebû Tâlib’i öldüren bile bir þey emanet etseydi, bunu kendisine geri verirdim.
Her iþinde doðru ol! Boþ ve beyhude iþlerle uðraþmaktan sakýn! Düþmanýndan her zaman çekin ve dostunu da çekindir!
Her üstün ve iyi þeyden daha üstünü ve daha iyisi; adâlet ve ihsândýr. Onun için Cenâb-ý Hak; adâlet ve ihsâný emreder.
Ýnsanýn ilmi ile beraber hilmi de olmasý ne kadar güzel olur. Sabýrlý ve bilgili olmak, fazîletlerin en üstünüdür.
Ýnsanýn yüreðine az olsun, çok olsun bir defa kibir girecek olursa, bu kibir ne miktar girerse, aklý da o miktar da azalýr.
Ýnsanoðlu için þu noksanlýk yeter ki; Baþkalarýnýn kabahatlerini sayýp döktüðü halde, kendi kabahatini ve ayýbýný görmez. Baþkalarýný kötü yola gitmekten men eder de, kendisi o kötü yolun yolcusudur. Ve hiçbir menfaati olmadýðý halde, halka zulüm ve eziyet edilmesinden sevinç duyar.
Kardeþinde bile bulunsa, onda gördüðün fakat Allah’ýn örttüðü bir kusuru söylemen fena bir þeydir. Onda olmayan kusuru söylemen ise iftiradýr.
Kibirli ve gururlu olanlar ahmak bir cemâattir. Onlarýn ahmaklýklarýnýn ölçüsü, kibirleri ile mütenâsibtir. Yani ne kadar kibirli olursa o kadar ahmaktýrlar.
Kullar, Cenâb-ý Hak’kýn dergâhýnda duâ ettikleri zaman, bunu içten gelen huzûr ile yapmalýdýrlar. Makbul olaný budur. Ýlâhi kaza ve belâyý, içten gelen duâdan baþka hiçbir þey geri çeviremez.
Piþmanlýk gözyaþlarý ile ýslanan yüzü cehennem ateþi yakmaz.
Þeref ve servet insanýn vücudunda dolaþýr. Nihayet sonunda tevekkül evine yerleþir. Orada karar kýlar.
Þiâmýz, yani “Ehl-i Beyt’i” sevenler üç kýsýmdýr. Bir kýsmý bizlerle geçinenlerdir. Bir kýsmý sýrça gibi çabucak kýrýlýp gidenlerdir. Bir kýsmý ise kýrmýzý altýn gibidir. Ateþe girdikçe, zahmet ile karþýlaþtýkça deðeri artar.
Þu zât gözümde çok büyüktür. Çünkü dünya onun gözünde küçülmüþtür.
Temizlik ve iffet kadar bir þey, Cenâb-ý Hak’kýn indinde makbul deðildir. Karný haram lokma ile doldurmaktan ise aç býrakmak ve nefsi körleterek, baþkalarýnýn iffet ve namusuna tecavüz etmemek evlâdýr.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:52 AM
ALTINCI ÝMAM HZ. ÝMAM CAFER'ÜS SADIK'IN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hicret’in 83. yýlýnda Rebîülevvel ayýnýn 17. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr, anneleri Ümmü Ferve’dir.

Künyeleri “Ebû Abdullah, Ebû Ýsmail” ve “Ebû Mûsâ”dýr. Lâkaplarý “Sâdýk”týr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn 7 erkek, 3 kýz olmak üzere 10 evlâtlarý olmuþtur. Kendileri, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn Hak’ka kavuþmalarýndan önce oðullarýný ve “Ehl-i Beyt’i” seven seçkin kiþileri huzûrlarýna davet ettiklerini, onlara Kur’ân-ý Kerîm’in;
“Oðullarým, Allah size bu dini seçti; artýk siz de ancak Müslümanlar olarak ölün” meâlindeki Bakara 132. âyet-i kerîmesini okuduklarýný, sonra yüzlerini kendilerine döndürüp;
“Ben vefât edince na’þýmý yere koy, beni yýka, Cuma günleri giyindiðim elbisemle kefenle, kabrime indirince kefenimin baðlarýný çöz, defnimden sonra mezarýmý dört parmak miktarý yükselt” buyurduklarýný, sonra huzûrundakilere dýþarý çýkmalarýna izin verdiklerini rivâyet etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk buyururlar ki:
“Baba, vasiyyetlerini yalnýzca bana da söyleyebilirdin” dedim.

Babalarý Hz.Ýmâm Muhammed Bâkýr buyurdular ki:
“Benden sonra iþler kimin elinde, hepsinin bunu bilmesini; dost-düþman, hiç kimsenin senin imâmetinde bir þüpheye düþmemesini istedim.”

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, babalarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Bâkýr’ýn vefâtlarýnda 34 veya 35 yaþlarýnda idi. Saltanat makamýnda Ümeyye oðullarýndan Abdülmelik oðlu Hiþâm oturuyordu. Hiþâm’dan sonra saltanat tahtýna geçen, Abdülmelik oðlu Yezîd’in oðlu Velid’in hareketleriyse, yalnýz Ümeyye oðullarýnýn aleyhinde bulunanlarý deðil, Ümeyye oðullarýný da aleyhine kýþkýrtmýþ, nihayet öldürülmüþtü. Velid’in öldürülmesi, gerçekte Emevilerin saltanatlarýnýn da sonuydu.

Emeviler, Hz.Ali evlâdýna þiddetle karþý durmakla kalmamýþlar, ayný zamanda kudretlerini Arap milliyetine dayamýþlardý. Emeviler, Arap olmayan Müslümanlara; “Mevâli-Köleler” adýný takmýþlar, onlarý her hususta aþaðý görmüþler ve aþaðýlatmaya, hatta yok etmeye çalýþmýþlardý. Irk üstünlüðüne dayanan bu siyâset; Arap olmayanlarýn, bilhassa Ýranlýlarýn, “Ehl-i Beyt” tarafýný tutmalarýna sebep olmuþtu.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Ümeyye oðullarýnýn yýkým devresiyle Abbas oðullarýnýn kuruluþ devresinde, ümmetin imâmetini uhdelerine almýþlardý. Emevi saltanatý bir yandan çeþitli isyânlarý yatýþtýrmaya, bir yandan yer yer aleyhlerine alevlenen ve Âl-i Muhammed’in öcünü almayý amaç edinmiþ görünen kýyâm yangýnlarýný söndürmeye, ayrýca da halkýn iktidara karþý hoþnutsuzluðunu gidermeye uðraþýyordu.

Fakat artýk ne iktisadi durumu düzene sokmaya imkân vardý, ne ýrk ayýrýmýný, hatta sathi olarak telif mümkündü. Zengin zümre asâlet iddiasýna sýðýnan servet sahipleri, daha da muktedir bir hâle gelmek için bölünenleri kýþkýrtýyorlar; horlanan zümre ise aldanmaya devam edip duruyordu.

Her yanda kan kokmada, öc alma hýrsý canlanmakdaydý. Ayný zamanda düþünce ve inanç bölünmeleri, ayrýlanlarý büsbütün ayýrmakdaydý.

Bu zýt inançlara, bu inançlarý benimseyen zýt zümrelere karþýlýk; tefsir, fýkýh, hadîs, kelâm, ayný zamanda ricâli mantýk ve cedel, lûgat, þiir ve edebiyat, tarih, hatta týp ve astronomi bilginleri inkiþaf etmiþ, bu bilginler de rüsûh sahipleri yetiþmiþti.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, iktidarýn zaafý karþýsýnda gerçek Ýslâm’ý yaymak için bir zemin bulmuþtu. Fakat ayný zamanda Mürcie, Kaderiyye, Sûfiyye inançlarý karþýsýnda durmak ve bütün bu sýnýflara karþý koymak bu inançlara karþý “Ehl-i Beyt” mezhebini korumak, gerçek inancý müdâfaa etmek zorundaydý.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, imâmetleri dolayýsýyla bu vazifeyi gerçekten de ifâ ettiler ve zamanlarýndaki çeþitli inançlarý temsil eden mezheplere karþý; “Ehl-i Beyt” mezhebine uyanlara “Caferi” ve bu mezhebe “Caferiyye” denilmesini saðladýlar.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; bilgileriyle, üstünlükleriyle pek büyük bir ün sahibi olmuþlardý. Mâliki mezhebinin kurucusu sayýlan Mâlik bin Enes;
“Üstünlük, bilgi, ibâdet ve takvâ bakýmýndan, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan ileri birisini ne bir göz görmüþtür, ne bir kulak duymuþtur, ne de öyle bir kiþi, birinin gönlüne, aklýna gelebilir” demiþtir.

Ebû Hanife’ye;
“Fýkýhta en ileri kimi gördün?” diye sorulmuþ.

Ebû Hanife’de;
“Cafer bin Muhammed’i gördüm” diye cevap vermiþtir.

Zamanýndaki ünlü bilgin ve fýkýh âlimleri Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan faydalanmýþlardýr. Ýnançlarýnda, hükümlerinde ayrýlýk olmakla beraber, tutarlarý dört bini bulan bilgin, Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan rivâyette bulunmuþ, hadîs ashâbý çevrelerinde toplanmýþlar ve kendilerinden hadîs rivâyet etmiþler, faydalanmýþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; tefsire, kelâma, fýkýha, fýkýh usûlüne v.s ’ye dair birçok sorulara cevap vermiþlerdir. Hz.Ýmâm, tefsire ayrýca büyük bir ehemmiyet vermiþler, kendilerine sorulan sorulara verdikleri cevaplarla da bu bilginin tedvîninde âmil olmuþlardýr. Ayný zamanda sahâbe ve tâbiinden kendilerine müracaat edenlere verdikleri cevaplarla da hadîs ve fýkýh bilgilerinin esaslarýný vaaz etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk; filozoflara, maddecilere, sertlikle deðil; akli delillerle ve hoþ bir sûretle karþý durmuþlar, akli delilleri nakli delillerle telif etmiþler, böylece de dini gerçekleri izhâr eylemiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn bu konularda yazmýþ olduklarý 15 adet çok deðerli eserleri, kitaplarý vardýr. Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, bu sorulara verdikleri cevaplarla, telifleriyle çevrelerinde toplananlarla ve kendilerinden faydalananlarla gerçekten de bir medrese kurmuþlardý. Bu medrese; babalarýnýn, atalarýnýn ve Hz.Resûl-ü Ekrem’in medresesidir ve Hicret yurdu olan Medine-i Münevvere’de, Mescid-i Nebevî’de kurulmuþtur.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:52 AM
Burada Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’tan; tefsire, hadîs’e, fýkýha, bunlarýn usulüne, cedele, mantýka, kelâma, ricâle, felsefeye ait bilgileri tahsil ve tahlil edenler, Ýslâm ülkesinin her yanýna daðýlmýþlar, bilgilerini Ýslâm âlemine yaymýþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk ayný zamanda bilginin yazýlmasýna, telifin çoðalmasýna da ehemmiyet vermiþler, ashâbýný da bu yola sevk etmiþlerdi. Onlara; “Yazýn, yazmadýkça aklýnýzda kalmaz”derlerdi.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Mufaddal bin Ömer’e;
“Yaz ve ilmini din kardeþlerine yay; ölünce oðullarýna kitaplarýný miras býrak” buyurmuþlardý.

Bu medresenin en bariz vasfý, bilhassa baðýmsýz oluþuydu. Bu medrese de; inançlarý, dîni hükümleri, iktidarda bulunanlarýn dileklerine göre yorumlayan, onlara yamanan, onlarý koruyan, yaptýklarýný meþru göstermeye uðraþan kiþilerin temayülleri yer bulamamaktaydý; bu çeþit yorumlar, bu medresede kabul edilmiyordu.

Bu medresede; Ýslâm, bütün insanlarý bir görmekteydi ve herkes sorumluydu, kendisini bir sýnýfýn imtiyazýna satanlarýn, bu çeþit bilginlerin yeri deðildi.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Emevilerin yýkýntý devresiyle Abbas oðullarýnýn henüz kuvvetlenmediði zamanlarda, imâmette bulunduklarý halde; devlete karþý kýyâm etmekle, hatta iktidarý ele geçirmekle bir þey yapýlamayacaðýný görüyor ve biliyordu. Bu durumda Ýslâm’ý, kendilerine uyanlar arasýnda inanç ve ahkam cihetinden, atalarýnýn; Hz.Resûl-ü Ekrem’in teblið buyurduklarý hâle, ircâ’ý hedef edinmiþler, Ýslâm dînini ve Müslümanlarý bölüntülere uðratan bütün fýrkalara karþý durmuþlar, kendilerine uyanlara; “Özleriyle, sözleriyle, hareketleriyle Ýslâm’ý temsil etmelerini” öðütlemiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk;
“Halký, bize yalnýz dillerinizle çaðýrmayýn” buyurarak, kendisine uyanlardan ahlâk bakýmýndan dürüst olmalarýný istemiþler;

“Size Allah’tan korkmanýzý O’na isyândan çekinmenizi, size verilen emanete riâyet etmenizi, bu sûretle de halký bize sessizce, susarak davet eylemenizi tavsiye ederim” buyurmuþlardýr.

“Sessiz olarak nasýl davet ederiz?” sorusuna da;
Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk;
“Allah’a itâat hususunda size emrettiklerimizi tutarak, insanlara gerçek ve adâletle muamelede bulunarak, emanetlere riâyet ederek, ma’rûfu buyurup münkerden nehyeylerek. Ýnsanlar sizden ancak hayýr görmeli; sizde bu güzel sýfatlarý, bunlara riâyeti, bu üstünlüðü görünce, bizim üstünlüðümüzü anlarlar, bilirler ve bize koþarlar” demiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, oldukça uzun bir fetret devresinden sonra Ýslâm’ýn kurduðu; iktisadi, ictimai ve siyasi düzenin, savaþla iktidar sahiplerine karþý durmakla saðlanamayacaðýný anlamýþlar; siyâsete karýþmamýþlar, buna karþýlýk Müslümanlarý inanç, ahlâk ve ahkâm yönünden uyarmaya koyulmuþlardý.

Böyle olmakla beraber, Abbas oðullarý devletinin ikinci hükümdarý Mansur (Saltanatý Hicri 136-158 yýllarý), zahiren Hz.Ýmâm’a büyük bir hürmet göstermekte, fakat her an ondan, onun Hz.Resûlullah’a yakýnlýðýndan, halk tarafýndan sevilip sayýlmasýndan, tek sözle nüfuzundan þüphelenmekteydi.

Abbas oðullarý devletinin ikinci hükümdarý Mansur, bir kere;
“Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn, Medine’deki evlerinin yakýlmasýný” emretmiþ, bu emri yerine getirilmiþti. Birkaç kere de Hz.Ýmâm’ý Irak’a getirtmiþ, kendisine yazýlan yazýlara dayanarak þehit ettirmeyi kurmuþtu.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hicret’in 148. yýlýnda (Milâdi 765) Recep ayýnýn 15. günü, Medine’de Mansur tarafýndan zehirlettirilerek þehit edilmiþtir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, Hak’ka vuslat etmeden önce, yakýnlarýndan kendilerine uyanlarýn, ileri gelenlerini hepsini huzûrlarýna çaðýrmýþlar, onlara;
“Namazý küçümseyenler, «kýlmayanlar deðil, mühimsemeyerek kýlanlar, küçük bir iþ sayanlar» gerçekten de bizim þefâatimize nâil olamazlar” buyurmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn ömürleri 65 yýl sürmüþtür. Kabirleri, Medine’deki Baki mezarlýðýndadýr. Hz.Ýmâm; babalarýnýn, atalarýnýn yanýna defnedilmiþtir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz. Ýmâm Cafer-i Sâdýk’ýn en büyük hususiyetlerinden biri de, herkesle anladýðý dil ile konuþabilmesidir. Onun derslerinde ve sohbetlerinde bulunanlar, bilgi bakýmýndan birbirlerinden çok farklý derecelerde olsalar bile, onun sözlerinden hepsi de kendilerine göre birþeyler öðrenebiliyorlardý.

Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk; Hak’kýn, hakkýyla tanýnmasý için þu dört þeyin bilinmesi gerektiðini ileri sürerdi:
1. Cenâb-ý Hak’ký tanýmak.
2. Seni nasýl yarattýðýný, sana ne yaptýðýný, sana neler ihsân ettiðini bilmek.
3. Sana verdiði bütün bu paha biçilmez nimetlere karþý senden neler istediðini bilmek.
4. Varlýk nurunu söndürecek, davranýþlarýn neler olduðunu bilmek.

Bu dört þeyin ayný zamanda ilmin esasýný teþkil ettiðini söyler, þöyle derdi:
“Sadece Cenâb-ý Hak’kýn varlýðýna inanmak yetmez. Allah’ý tanýdýktan sonra, onun varlýðýna inandýktan sonra, onun bizlere verdiði nimetleri de hakkýyla bilmemiz lâzým gelir.

Bunu bilmek, o varlýðýn bize verdiði nimetlere þükretmenin baþlangýcýdýr. Þükretmek kulluk vazifesini yerine getirmek demektir. Ancak bunu idrâk eden bir varlýk, insan olmak sýfatýna lâyýk olur. Her çeþit ilim, bilgi falan da ancak bundan sonra gelir.

Ne olduðunu bilmeyen, bunu düþünmeyen, hiçbir þeye inanmayan, inanmak veya inanmamak için delili de olmayan bir insana ancak acýmak lâzým gelir. O, Allah’ýn kendisine verdiði aklý kullanamýyor demektir.”
Tövbe ederek halinizi ýslâh ediniz. Vakit varken tövbe edip ýslâh eylememekte direnenler, kendilerini beðenmiþ zümreden sayýlýrlar. Tövbe ve istiðfar etmeyi, bugünden yarýna býrakanlar ise ancak serserilerdir.
Günah iþlemeyi âdet edinenler ve günah iþlemekte devam edenler günün birinde düþeceklerini bilmez ve gaflet ederler. Günün birinde de bundan ancak zarar görürler. O gün büyük piþmanlýk duyarlar ama, bu piþmanlýk kendilerine hiçbir fayda vermez.
Bir gün Hak yolunun aþýklarýndan birisi Hz. Ýmâm Cafer-i Sâdýk’a; “Yâ Ýmâm bana öðüt ver” diye yalvardý.

Hz.Ýmâm buyurdu ki:
Hak yolunun yolcularýna þu dokuz öðüdü verebilirim. Sana da ayný öðütleri vereceðim. Eðer onun yolunda yürümeye azimli isen, bu dokuz öðüdü tutabilmek için Cenâb-ý Hak’kýn sana yardýmcý olmasýný dilerim.

Bu dokuz öðütten üçü nefsin riyâzeti, üçü hilim ve üçü ilim hakkýndadýr. Bunlarý aklýnda tut ve ona göre davranmayý ihmal etme!

Hz. Ýmâm konuþmaya devam etti:

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:53 AM
Nefsin riyâzeti için vereceðim üç öðüt þudur:
1. Karnýnýn iyice acýktýðýný, iþtahýnýn iyice açýldýðýný hissetmeden, buna kanâat getirmeden hiç bir þey yemeyeceksin. Ýþtahýn olmadan yenilen yemek, insaný aptallaþtýrýr. Ýnsan, ancak aç olduðu ve aç olduðunu hissettiði zaman yemek yemelidir.
2. Yiyeceðin yemeðin ancak helâl olduðuna kanâat getirdiðin takdirde, bunu yemen câizdir. Helâl olmayan yiyeceðe, karnýn ne kadar açýkmýþ olursa olsun, hiçbir þekilde el sürmeyeceksin. Sofraya oturduðun zaman da yemeðe baþlamadan önce Allah’ýn adýný anacaksýn! Bu yemeðin sana Allah tarafýndan verildiðini unutmayacaksýn!
3. Hz.Resûlullah bir hadîs-i þerifinde þöyle buyuruyor:
«Ýnsanoðlu karnýndan daha temiz olmayan bir kabý týka basa doldurmamalý. Karnýný üçe ayýrmalý. Birini yiyecekler, birini içeceklere tahsis edip, üçüncü kýsmýný kendi nefsine ayýrýp bunu boþ tutmalý.»

Ýþte en doðru hareket tarzý da budur. Yani insan oðlu ne kadar aç olursa olsun, midesini yiyecek ve içecek ile midesinin ancak üçte iki kýsmýný doldurup bir kýsmýný boþ býrakmalýdýr. Ýnsan sofradan her zaman bir miktar daha yemek yiyebilecek halde iken kalkmalýdýr.

Ýnsanlara çok lüzumlu olan hilm için vereceðim üç öðüde gelince, bunlara da çok dikkat etmek gerekir.

Hilm, insanla hayvaný ayýran baþlýca unsurdur. Bir hayvana þiddetle muamele edilecek olursa, ondan da ancak þiddetle karþýlýk görülür. Þiddete karþý hilm ile karþýlýk verebilmek kudreti ancak insanlara mahsus bir þeydir. Hilmin sýrrýna ermiþ olan kimse kemâl mertebesine yükselmiþ olur.

Nefsin terbiyesi hilm ile belli olur. Kötülüðe karþý iyilik ile, hýyânete karþý sadâkatle, þiddete hilm ile karþýlýk verebilecek ve bunu seve seve yapabilecek kimseye ne mutludur. Böylelerinin hem diðer insanlar arasýnda itibarý çok artar; hem de dereceleri yükselir.

Kemâl yolunda, Hak yolunda yücelmek isteyenler mutlaka daha önce hilm yolundan geçmek zorundadýrlar.

Hilm için vereceðim üç öðüt þudur:
1. Eðer biri haklý haksýz yakana sarýlýp sana hakaret savurur, küfür ederse; «Bana bir küfür edecek olursan on misli karþýlýk görürsün» bile dese, ona aslâ bir kötü söz söylemeyeceksin. Kendisine; «Bana yüz kötü söz söylesen bile, sana bir tek kötü söz söylemeyeceðim» diyeceksin. Kötü söz söylenecek kadar insanlarý aþaðýlatýcý bir þey olamaz.
2. Eðer sana biri kötü bir þey isnat edecek olursa, vereceðin karþýlýk þu olacaktýr; «Eðer bana isnat ettiðin kötülükler bende mevcutsa, Cenâb-ý Hak’tan beni ýslâh etmesini niyâz ederim. Eðer bende, bana isnat ettiðin kötülükler yoksa, bana sadece iftira ediyorsan, o zaman da Cenâb-ý Hak’ka, bu kusurundan dolayý kazanacaðýn günahlarý affetmesi için yalvarýrým. »
3. Sana karþý kötülük yapanlara sen iyilikle karþýlýk ver.
Ýþte insaný insan yapacak olan üç nasîhat. Ýnsanlar bu yolu tutacak olurlarsa çok kazanýrlar. Haksýz yere iþiteceðin kötü bir söze, uðrayacaðýn bir hakarete, hakkýnda yapýlan bir iftiraya, eðer hilmin bu üç düsturu ile karþýlýk verecek olursan; sana bu kötülükleri yapmýþ olan kiþiler, sonunda ne olsa utanacaklardýr. Yürekleri ne kadar karanlýk olursa olsun, yine de bir piþmanlýk duyacaklardýr. Yüreðinde duyulacak bu piþmanlýk kadar insanlara iyi tesir eden, onlarý doðru yola sevk eden bir þey olamaz.
Sen böyle davranmakla, hem de baþka insanlarý doðru yola sevk edeceksin! Böylelikle de sevâb kazanmýþ olacaksýn. Derin bir ruh huzûru hissedeceksin. Bunlar insanlarý saâdete çýkaracak kapýlarýn anahtarlarýdýr.

Þimdi de ilme ait üç öðüt veriyorum. Bu üç öðüt de þunlardýr:
1. Ýlmi, hakiki âlimlerden öðrenmeðe bak. Ýlmi bilgisi hakkýnda, mutlak kanâatin olmayan kimselerden, bilgi öðrenemezsin. Bu gibiler belki de seni doðru yoldan saptýrýrlar.
Bilgisine her hususta güvenebileceðin bir âlim bulursan, ona bilmediklerini, iyi anlayamadýklarýný sormaktan asla çekinme! Hiçbir vakit alaya kaçma!
Ve bilhassa vaktin kýymetini bil. Boþuna vakit geçirme! Allah’ýn insanlara verdiði ömür pek kýsadýr. Ýlim yolunda ilerlemek isteyen bir kimse, vaktinin pek dar olduðunu hiçbir vakit unutmamalýdýr.
2. Konuþurken çok dikkatli ol! Hiçbir vakit doðruluðundan emin olmadýðýn bir sözü söyleme! Kafadan atma! Konuþurken de mutlaka ihtiyâtlý ol!
3. Ýlimde fetvâ verecek bir dereceye vardýðýn zaman; konuþmadan, fetvâ vermeden önce çok düþün! Yanlýþ, hatalý bir fetvâ vermeden önce çok düþün! Yanlýþ, hatalý bir fetvâ vermekten, arslandan korktuðun kadar kork! Biri senden bir þey öðrenmek istediði zaman da, ondan hiçbir karþýlýk beklemeden ve ummadan kendisine doðru cevaplar vermeðe çalýþ. Gerekiyorsa cevap vermeden önce baþkalarýna da danýþmaktan çekinme!
Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk, bir gün de büyük oðlu Ýsmail’e nasîhat ediyordu. Ona on iki nasîhat verdi. Hakikatte bu nasîhatlar yalnýz oðluna deðil, bütün mü’minlere verilmiþ nasîhatlardýr. Kýymeti de pek büyüktür.

Ýnsana doðruluk ve saâdet yolunu gösteren bu nasîhatlar þunlardýr:
1. Kendi malýna ve hissesine kanâat eden her zaman zengindir. Fakat bir insan ne kadar zengin olursa olsun, eðer baþkalarýnýn malýnda gözü varsa o fakirdir. Ve fakir, muhtaç olarak dünyadan gider. Hayatýnda da hiçbir zaman rahat edemez.
2. Ýlâhi kazaya razý olmayanlar, bunu tâyin etmiþ bulunan Cenâb-ý Hak’kýn emirlerine karþý gelmiþ sayýlýrlar.
3. Kendi hatasýný, noksanýný bilmeyen ve anlamayan bir kimse, baþkalarýnýn hatâ ve noksanlarýný olduðundan büyük görür. Böyle bir kimse, herkes de kusur bulmaða çalýþýr. Böylelikle de hiçbir zaman kendi noksan ve kusurunu göremez. Kendisini ýslâh edemez ve çok yazýk etmiþ olur.
4. Baþkalarýnýn kusurlarýný meydana vurmak isteyen, buna çalýþan bir kimse, günün birinde kendi kusurlarýnýn meydana vurulduðunu görerek dünyaya rezil olur.
5. Müslümanlar arasýnda fesâd çýkarmak maksadýyla kýlýç çekmiþ olan bir kimsenin kaný, günün birinde yine kýlýçla dökülmeðe mahkumdur.
6. Halka kuyu kazanlar, her zaman kazdýklarý kuyuya düþerler. Böylece lâyýk olduklarý cezayý, kendi elleri ile kendilerine vermiþ olurlar.
7. Ýmkân ve fýrsat buldukça bilgi sahibi kimselerle beraber ol. Onlardan bir þeyler öðrenmeðe bak. O zaman fazîletin artar. Merteben yükselir.
8. Eðer câhil ve sefîhlerle düþüp kalkarsan, onlar seni de günün birinde kendi derecelerine düþürürler. Bu gibilerle asla yakýnlýk kurmayasýn.
9. Kötü iþlerle uðraþanlara ayak uyduranlar, bir gün onlar gibi kötü olurlar.
10. Her yerde hakikati söylemekten çekinmemelisin. Hatta böyle konuþmaktan sana zarar geleceðini bilsen bile sen yine de doðruyu söylemelisin! Böyle davrandýðýn için belki ilk zamanlarda sana zarar gelecektir. Ama sonunda böyle davranmýþ olduðun için ancak fayda göreceksin. Hakikati gizlediðin için fayda görebilmene imkân yoktur. Fayda gibi göreceðin þeyler de gelip geçicidir. Sonunda fayda umduðun halde büyük zarar görmen muhakkak ve mukadderdir.
11. Baþkalarýný ayýplamaktan, baþkalarýnýn ayýbýný yüzüne vurmaktan kaçýnmalýsýn! Böyle davranmayýp ayýbýný yüzüne vurursan, herkes sana düþman olur. Ve günün birinde kendi ayýplarýnýn da yüzüne vurulduðunu görürsün.
12. Bir gün bir ihtiyaç karþýsýnda kalabilirsin. O zaman durumunu herkese açma! Herkesten yardým isteme. Ancak kerem sahibi olduklarýný bildiklerinden yardým isteyebilirsin.

Bu on iki nasîhat, birer birer üzerinde durulacak olursa, ne derece kýymetli olduðu kolayca anlaþýlýr.
Hz.Ýmâm Cafer-i Sâdýk, oðluna bu oniki nasîhatý verdikten sonra ona þu sözleri söylemiþtir:
“Eðer bu nasîhatlarýmý tutacak olursan, hem bu dünyada rahat yaþarsýn; hem de öldükten sonra selâmete ulaþýrsýn.”

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:54 AM
YEDÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM MUSA-Ý KAZIM'IN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, Hicret’in 128. yýlýnda Safer ayýnýn 28. gününde Mekke ile Medine arasýnda Ebvâ denilen yerde dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, anneleri Hamide-i Berberiyye’dir.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn künyeleri; “Ebû’l-Hasan, Ebû Ýbrahim”dir. Lâkaplarý; “Kâzým, Âlim, El Abd’üs-Salih, Zeynel-Müteheccidin”dir.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn, 18 erkek 19 kýz olmak üzere 37 evlâtlarý olmuþtur. 20 yýl babalarýyla yaþamýþlar, ömürlerinin kalan kýsmýný; Mansur, Mansur’un oðullarý Mehdî ve Mûsâ ile Mehdî’nin oðlu Hârun’ür-Reþid’in hükümdarlýklarý devrelerinde geçirmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk, çeþitli münasebetlerle kendilerinden sonra Hz.Ýmâm Mûsâ’i Kâzým’ýn, imâmet makamýna geçeceklerini bildirmiþlerdir. Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn bütün ashâbý ve oðullarý kendilerinden sonra Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn imâmetinde, ittifak etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn oðullarýndan Ali buyurur ki;
“Babam Ca’fer bin Muhammed; «Oðlum Mûsâ’ya saygý gösterin; O evlâdýmýn en üstünüdür, en bilginidir; yerime geçecek olan ve Âdem evlâdý içinde, Allah hücceti bulunan o’dur buyururlardý.»” Ali, Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’dan rivâyetlerde de bulunmuþtur. Ýmâmiyye fýkhýnýn birçok meselesi, onun rivâyetlerine dayanýr.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn, zamanlarýnda; zühd ve takvâ bakýmýndan eþleri yoktu. Gecelerini ibâdetle, gündüzlerini itâatla, halka yardýmla, halký irþâdla geçirirlerdi; pek az uyurlardý. Münâcaatlarýnda aðlarlar, gece namazlarýný býrakmazlar, bu sûretle kendisine uyanlarýn, korkuyla ümid arasýnda bulunmasýný hareketleriyle, halleriyle ihtâr etmiþ olurlar, mü’minlere örnek olurlardý.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým münâcaatlarýnda;
“Ölüm anýnda rahat, hesap anýnda af ve maðfiret” dilerler; “Kulundan suçlar, günahlar çoðaldý; ama katýndan da baðýþlamak pek güzel bir lûtuf ve ihsân var” buyururlardý.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, atalarý Hz.Ali’nin ve kendilerinden önceki imâmlarýn yollarýný tutmuþlardý. Geceleri içi ekmek, et, para-pul dolu zembili sýrtlarýna vururlar, yoksullarýn, kimsesizlerin, yetimlerin evlerini tek tek dolaþýrlar, kendilerini tanýtmadan onlarýn ihtiyaçlarýný giderirler, yine gizlice evlerine dönerlerdi.

Hz.Ýmâm’ýn Medine’de, devamlý aleyhlerinde bulunan bir kiþi vardý; bu iþte pek ileri gitmiþti. Hatta Hz.Ýmâm’ýn ashâbýndan, onu öldürmek için izin isteyenler bile olmuþtu. Yine birkaç zât bu istekte bulunduklarý bir gün;

Hz.Ýmâm:
“Durun” buyurdular; “Þimdi ben onu uyarýrým.”
Ve katýrlarýna binip hayvaný, o adamýn tarlasýna sürdüler. Adam bunu görünce þiddetle baðýrýp çaðýrmaya koyuldu. Hz.Ýmâm hiç aldýrýþ etmeden o adamýn yanýna varýp selâm verdiler ve güler bir yüzle;
“Bu hareketim sana kaça mal oldu?” buyurdular.
Adam:
“Yüz altýna” dedi.
Hz.Ýmâm:
“Bu tarladan ne kazanacaksýn, ne umuyorsun?” diye sordular.
Adam:
“Ben gaybi ne bileyim” dedi.
Hz.Ýmâm:
“Sözüme dikkat et; ben de gaybi bilmem, ne umuyorsun diyorum” buyurdular.
Adam, biraz düþünüp;
“Ýkiyüz altýn” dedi.
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, koltuklarýndaki keseyi çýkarýp içindeki üçyüz altýný adamýn ayaklarýnýn dibine döktüler ve dediler ki:
“Bu, zararýnýn ve ümidinin karþýlýðý; tarlan da senin, ne kazanýrsan kazanýrsýn; Allah umduðunu nasib etsin.”

Adam, bu hareket karþýsýnda þaþýrdý; birden Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn ayaklarýna kapanmak istedi, Hz.Ýmâm ise katýrlarýna binip döndüler. Bundan sonra o kiþi sesini kesti. Ayný adam bir gün Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ý Resûlullah’ýn mescidinde görünce, Kurân-ý Kerîm’in þu âyet-i kerîmesini okuyup; «Peygamberliðini kime vereceðini Allah, daha iyi bilir.» (En’am 124. Âyet) Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn Þecere-i Nübüvvet’e mensûb bulunduðunu tasdik etti.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn bilgilerinin sýnýrý yoktu; olamazdý da. Hz.Ýmâm’ýn zamanlarýnda, yoksullara ihsân buyurduklarý keseler, Hicazlýlarca dillerde söylenir olmuþtu. Ýhsân da bulunduklarý keselerdeki para miktarý, iki yüzle üçyüz altýn arasýndaydý.

Abbas oðullarýndan Mansûr, “Seffâh-Kan dökücü” lâkabýyla anýlan kardeþi Abdullah’tan, çok daha zâlim bir kiþiydi. Hele Hz.Ýmâm Hasan evlâdýnýn kýyâmlarý dolayýsýyla, onlara pek çok zulümlerde bulundu, pek çoðunu þehit ettirdi. Mansûr; Abbas oðullarý devletinin kurucusu olan ve kendisi tarafýndan “Ebû Mücrim” diye anýlan Ebû Müslim’i öldürttü; amcasý Abdullah bin Ali, Abbas’ý feci bir surette katlettirdi ve kendisi de Hicri 158. yýlýnda öldü.

Mansûr ölünce, yerine þiire ve zevke düþkün olan oðlu Mehdî Halîfe oldu. Mehdî’nin ölümünden sonra, yerine oðlu Mûsâ’l Hâdi geçti. Mûsâ’l Hâdi’nin saltanatý da pek az sürdü ve Hicri 170. yýlýnda o da öldü.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 05:56 AM
Bunlardan sonra halîfelik makamýna Hicri 170. yýlýnda, “Reþid” lâkabýyla tanýnan kardeþi Hârun’ür-Reþid geçti. Hârun’ür-Reþid, saraya içkiyi, müziði ve raksý ilk olarak sokan Abbasi halîfesidir.

Hârun’ür-Reþid’in devri; edebiyat, ilim ve fen bakýmýndan Abbas oðullarýnýn en muhteþem devridir. Hârun’ür-Reþid imparatorluk sýnýrlarýný geniþletmiþ, çaðýnýn tek kudretli hakimiyetini kurmuþtu; fakat saraya mensûb olanlardan, saltanat erkânýna dayananlardan baþka, halk alabildiðine sefâlet içindeydi. Çâresizlerin feryâdlarýný, iniltilerini sefâhat nâralarý ve saz sesleri, duyurmamaktaydý.

Hârun’ür-Reþid, bütün debdebesine, saltanatýna raðmen bu sefâhata karþý durabilecek kudret sahiplerinden, her an korkmaktaydý; bunlarýn baþýnda da zamanýn imâmý, Allah’ýn hücceti Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým vardý.

Hârun’ür-Reþid, Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn üstünlüðünü bilmez deðildi. Hârun, Hicri 179. yýlýnda Medine-i Münevvere’ye gittiði zaman, Ravza-i Mutahhara’yý ziyâret ederken, Resûlullah’a; “Selâm sana Yâ Resûlullah, Ey amcamýn oðlu” diye selâm vermiþti. Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn selâmlarýysa; “Selâm sana Yâ Resûlullah, selâm Ey babam” tarzýndaydý. Hârûn’un içini burkutmuþtu bu selâm; ama yine de Hz.Ýmâm’a dönüp; “Evet” demiþti; “Doðru söyledin Ey Eba’l Hasan, bu övünç size düþer.”

Hârun’ür-Reþid, Mekke-i Mükerreme’de, Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kazým’a büyük bir saygý göstermiþ, sonradan henüz Hz.Ýmâm’ý tanýmayan Me’mun’a;
“Bu” demiþti; “Ýnsanlarýn imâmýdýr, Allah’ýn, halka hüccetidir.”
Ve bir müddet sustuktan sonra;
“Ama” demiþti; “Aleyhime küçücük bir hareketini duyarsam, anlarsam, bugün öptüðüm o baþý kýlýçla bedeninden ayýrýrým; çünkü saltanat kýsýrdýr.”

Hârun’ür-Reþid, Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn devlet ve iktidar aleyhine kýyâm etmeyeceðini biliyordu; fakat yine de þüphe içindeydi.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, hayatta oldukça Hârun’ür-Reþid bir türlü rahat edemiyordu. Nihayet Hz.Ýmâm’ý tutturup zincire vurdurdu. Ýki mahâfil tertip ettirdi, katýra yükletti. Mahâfillerin üstleri, yanlarý örtülüydü. Birini Basra’ya, öbürünü Kûfe’ye yolladý. Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, Basra’ya yollanan mahâfildeydi. Hârun’ür-Reþid, bu tertiple Hz.Ýmâm’ýn nereye gönderildiðini halktan gizlemek istiyordu. Hz.Ýmâm, Basra’da Mansur oðlu Cafer’in oðlu Ýsâ’nýn murâkabesi altýna verilerek hapsettirilmiþti.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ý þehit etmesini emreden Hârun’ür-Reþid’e, Ýsâ:
“Bunca zamandýr hapsimde; gözcülerim boyuna onu gözlüyorlar, ibâdetten baþka birþeyini görmediler; hatta ne sana, ne bana, ne de baþka birine ileniyor, onu öldürmem þöyle dursun, hapsedilmesine bile râzý deðilim, ne yaptýracaksan baþka birine yaptýr, yoksa ben onu býrakmayý kuruyorum” meâlinde bir mektup gönderdi.

Bunun üzerine Hârun’ür-Reþid, Hz.Ýmâm’ý Baðdat’a getirtti. Baðdat’da Hz.Ýmâm’ý, önce Rabî oðlu Fazl’a, ondan sonra Yahyâ Bermekî’nin oðluna teslim etti. Onlar da Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’a sûikastta bulunmaktan çekindiler. Sonunda Hz.Ýmâm Sindî bin Þâhik adlý birisine teslim edildi.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, Baðdat’da 3 yýl yaþadýlar, bu müddetin çoðunu hapiste geçirdiler. Sonunda Hârun’ür-Reþid’in emriyle, Sindî adýndaki kiþi tarafýndan, kendilerine zorla zehirli hurma yedirilerek, zehirlettirildi.

Rivâyete göre; üç gün önce Sindî bin Þâhik, Hz.Ýmâm’ý tanýyan ve sayan birçok kiþiyi evine çaðýrmýþ, Hz.Ýmâm’ý onlara gösterip hiçbir sûretle kendilerine kötülükte bulunulmadýðýný, haklarýnda saygýdan baþka bir þey gösterilmediðini, cebir, þiddet ve iþkence yapýlmadýðýný, aç ve susuz tutulmadýðýný söylemiþ, hattâ evvelce yazýlýp hazýrlanmýþ olan ve bunlarý ihtivâ eden bir kâðýdý da gelenlere imzalatmýþtýr. Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým ise bu sözlere, bu harekete karþý, dokuz zehirli hurma ile zehirlendiklerini, iki-üç gün sonra vefât edeceklerini bildirmiþlerdir.

Þehâdetleri, Hicri 183. yýlý (Milâdi 799), Recep ayýnýn 25. günüdür. Ömürleri müddeti 55 yýl, 5 ay, 18 gündür. Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn cenâzeleri teþyi edilirken de, birkaç yerde ve Baðdat köprüsünde, halka; “Bu Mûsâ bin Cafer’dir; eceliyle vefât etmiþtir; gelin, bakýn, görün” diye münâdiler seslenmiþler ve kefenleri açýlýp halka gösterilmiþti. Bu sûretle, tabiî ölümle vefât ettikleri hakkýnda, halkta umûmi bir kanâat elde edilmeye çalýþýlmýþtýr.
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, Baðdat’ta “Kureyþ Makberesi”denen yere defnedilmiþtir. Sonradan Hz.Ýmâm Muhammed’üt-Takiy’de yanlarýna defnedildikleri için, iki kubbeli türbelerine ve türbenin bulunduðu yere “Kâzýmiyye” denilmektedir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Allah’ýn insanlara bir açýk, fakat bir de kapalý delili vardýr. O’nun açýk gözle görülür delilleri; Peygamberler’dir, Ýmâmlar’dýr. Gizli delili ise akýllarýdýr. Akýllý olan helâle þükreder, harama da sabýr gösterir, ona yaklaþmaz.
Allah’tan sakýn da bâtýlý, yalaný býrak. Kurtuluþun onda bile olsa, bâtýla yaklaþma. Çünkü helâkýn ondadýr.
Allah’tan sakýn da doðru söyle! Hatta helâk olacaðýný bilsen de doðruluktan ayrýlma! Kurtuluþun burdadýr.
Biri gelir de sað kulaðýnýza kötü bir söz söyler, sonra da sol kulaðýnýza eðilir, bu davranýþýndan dolayý özür dilerse, onun bu özürünü kabul edin. «Hiçbir þey söylemedin ki deyin!»
Elinde bir ceviz olsa, halk ise elinde inci olduðunu iddia etse; ne zararý var. Avucundaki inci olsa da halk ceviz var dese, ne faydasý var. Hiçbir insan yoktur ki, gönlü alçak olsun da yükselmesin! Hiçbir insan yoktur ki, kendini yüksek görsün de alçalmasýn!
Ýnsanlýðý olmayanýn dîni yoktur. Aklý olmayanýn insanlýðý yoktur. Akýllý olan, yalan olduðu meydana çýkacak sözü söylemez. Verilemeyecek þeyi birinden istemez. Gücü yetmeyecek þeyi yapmaða kalkýþmaz. Reddedileceðini tahmin ettiði þeyi ummaz. Baþaramayacaðý iþe koyulmaz.
Ýyi komþuluk; eziyetten kaçmak deðil, ona sabýr göstermektir.
Ýyi nasîhat veren akýllý kiþi ile düþ kalk ki, bu doðru yolu bulmak, berekete kavuþmaktýr. Baþarýya ulaþmaktýr. Selâmete ermektir. Akýllý kiþi sana bir þey söyledi mi, onu hemen yapmalý, isteðini yerine getirmelisin! Akýllý kiþinin sana söylediðinin tersini yapacak olursan, bunun karþýlýðýnda eziyet görürsün. Akýllý olmayanla, emanete hýyânet edenle, hiçbir þekilde düþüp kalkmamalýsýn! Bu gibi insanlardan, týpký yýrtýcý hayvanlardan korktuðun gibi korkmalýsýn!
Kötü insanlara, ona lâyýk olmayanlara hikmeti vermeyin. Hikmete zulüm etmiþ olursunuz. Onu ehline vermekten de kaçýnmayýn. Ehline zulüm etmiþ olursunuz.
Öfke, þerrin anahtarýdýr. Müminlerin en olgun olaný en güzel hûylu olanýdýr. Halkla karýþtýn mý, iyilik edebileceðin kimselerle düþüp kalk! Hilim sahibi ol! Hilim sahibi olmak büyüklüktür, iyiliktir. Sertlik ise kötülüktür. Hilim sahibi olmak, iyilik, iyi hûy bir ülkeyi mamûr eder. Rýzký çoðaltýr. «Ýhsânýn karþýlýðý, ihsândýr.» Ýyilikte bulunana iyilik et! Ancak iyilik edene iyilikle karþýlýk vermek, o iyiliðin tam karþýlýðý deðildir. Üstelik, ilk iyilik edende kalýr. Bir karþýlýk beklemeden önce sen iyilik et ki, üstünlük sende kalsýn!
Tama’dan çekin! Tamahkâr olma! Baþkasýnýn elindekinde gözün olmasýn! Tamahkârlýk aþaðýlýk olmanýn anahtarýdýr. Aklý bozar, insanlýðý giderir. Þerefi kirletir. Bilgiyi yok eder.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:00 AM
SEKÝZÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM ALÝYY'ÜR RIZA'NIN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, Hicret’in 150. yýlýnda Zilkade ayýnýn 11. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, valideleri Tâhire hatundur.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn künyeleri “Ebû’l-Hasan”dýr. Lâkaplarý “Rýzâ, Sâbir, Radýyy, Zekiyy” ve “Veliyy”dir. En meþhur lâkaplarý “Rýzâ”dýr. Allah-ü Taâlâ’ya ve Peygamberine râzý olduklarýndan, herkesin râzýlýðýný kazandýklarýndan dolayý, bu lâkapla anýlmýþlardýr.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn 4 erkek 1 kýz olmak üzere 5 evlâdý olmuþtur. Soylarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd’tan yürümüþtür. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, babalarý Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn Hak’ka kavuþtuklarýnda, 31 yaþýndaydý.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kazým’ýn ashâbýndan Muhammed bin Ýshak, Hz.Ýmâm’a;
“Dînimin esaslarýný kimden öðreneyim, bana uyacaðým kiþiyi bildirmez misin?” dedim.
Hz.Ýmâm:
“Oðlum Ali’dir” buyurdular.

Esasen Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’da, kendilerinden sonra oðlu Aliyy’ür Rýzâ’nýn, imâm olacaðýný birçok vesilelerle ve birçok defa söylemiþlerdi.

Bir gün Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, ashâbýnýn ileri gelenlerini toplamýþ, onlara;
“Biliyor musunuz, sizi niye çaðýrdým” buyurmuþtur.
“Bilmiyoruz” demeleri üzerine, oðlu Aliyy’ür Rýzâ’yý göstererek;
“Bu oðlum vasîymdir; benden sonra yerime o geçecek, halîfem o dur. Kime borcum var ise o ödeyecektir.” buyurmuþlardýr.

Bir gün de evlâdýna, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’yý göstererek;
“Bu oðlum” buyurmuþlardýr; “Âl-i Muhammed’in bilginidir.”

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, babalarý Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn kendilerine;
“Âl-i Muhammed’in bilgini senin sulbünde; O Emîr’ül-mü’minîn adaþýdýr, keþke onun zamanýna eriþebilsem” diye buyurduklarýný, rivâyet ederler.

Ýbrahim bin Abbas’is-Savli der ki:
“Hiç kimseyi görmedim ki Hz.Ýmâm Rýzâ’ya bir soru sorsun da cevâbýný almasýn, ondan bilgin bir kimseye rastlamadým. Me’mûn, ona her hususa ait sorular sorar, adeta onu imtihana çeker, fakat her sorusunun da cevâbýný alýrdý. Ondan üstün bir kimseyi ne gördüm, ne iþittim. Sözleriyle, hareketleriyle hiçbir kimseyi incitmemiþtir. Söyleyeni, sözü bitinceye kadar dinler, kimsenin sözünü kesmezdi. Ýhtiyacý olup da kendisine baþ vuran mahrum dönmezdi.

Hiç kimsenin yanýnda, ayaðýný uzattýðý görülmemiþtir. Hizmet edenlerine bile kötü söz söylediði, kötü muamelede bulunduðu olmazdý. Yemeklerini kendisine hizmet edenlerle yer, seyisini bile sofrasýna oturturdu. Sadakasý pek boldu. Ýhtiyaç sahiplerine, muhtaç olduklarý þeyleri geceleyin gizlice kendisi götürür, kim olduðunu bildirmeden verir, dönerdi. Her ayýn üç günü oruç tutardý. Gece namazýný pek býrakmazdý. Gece uykusu pek azdý.”

Hârun’ür-Reþid, Hicri 193. yýlýnda 44 yaþýnda öldü. 23 yýl hükümdarlýk etmiþti. Zamaný, Ýslâm tarihinin ilim, fen, sanat ve edebiyat bakýmýndan en ileri devri olmakla beraber; zulüm, kahýr, sefâhat ve sefâlet bakýmýndan da en karanlýk devriydi.

Hârun’ür-Reþid’in ölümünden sonra oðlu Emin saltanat tahtýna oturdu. Hârun’ür-Reþid, Emin’i velîahd yapmýþ, ondan sonra da kardeþi Me’mûn’un, hükümdar olmasýný kararlaþtýrmýþtý. Emin, hükümdar olunca kardeþi Me’mûn’u velîahdlýktan azletti. Çünkü saltanatý oðlu Abdullah’a býrakmak istiyordu. Emin bu konuda kendisine engel olmak isteyen kimseyi dinlemedi ve kardeþi Me’mûn’u ortadan kaldýrmak için, ordusunu üzerine gönderdi, fakat ordusu bozuldu ve kendisi Hicri 198. yýlýnda öldürüldü. Baþý, kardeþi Me’mûn’a gönderildi.

Rivâyete göre Me’mûn, kardeþi Emin’le savaþýrken ona üst olursa, halîfeliði Hz.Ebû Tâlib soyundan en üstün birisine vermeyi adamýþtý ve bu konuda þöyle söylediðini bildirirler:
“Yeryüzünde Hz.Ýmâm Rýzâ’dan daha üstün birini bilmiyorum.”

Halîfe Me’mûn kardeþi ile olan savaþý kazandýktan sonra, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya bir mektup göndererek, hilâfeti kendilerine terk edeceðini bildirdi. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ birçok sebepler ileri sürerek bu teklifi kabul etmediler. Me’mûn, Medine Vâlisine bir mektup gönderek Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’yý, Kûfe ve Kum yoluyla deðil de Basra ve Ehvaz yoluyla, Merv’e göndermesini emretmiþti.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, Hicret’in 201. yýlýnda Mekke’den hareket ettiler. Hz.Ýmâm Niþabur’a gelince þehrin büyükleri onlarý karþýladýlar. Bilginler nöbetle Hz.Ýmâm’ýn bineklerinin yularýný ellerine alýyorlar, halk her yandan bu muhteþem alayý karþýlýyordu. Ertesi gün hareket ettikleri sýrada Horasan’ýn ünlü bilginlerinden birkaçý, Hz.Ýmâm’ýn katýrlarýnýn yularýný tutup and vererek, bir hadîs rivâyet etmelerini istediler.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:01 AM
Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, mahâfilden baþlarýný çýkarýp þu hadîsi beyân buyurdular:
“Babam Mûsâ bin Cafer-il Kâzým bana dedi ki; babam Cafer’üs Sâdýk buyurdu; babam Muhammed’ül-Bâkýr bana; babam Ali bin Hüseyin Zeynel Âbidin söyledi dedi. O da, babam Hüseyin bin Aliyy’iþ þehit bana; babam Emîr’ül-mü’minin Ali bin Ebû Tâlib dedi ki, buyurdu; kardeþim ve amcamýn oðlu Abdullah oðlu Muhammed buyurdular ki; bana Cebrâil söyledi; O da noksan sýfatlardan münezzeh ulu Allah’tan duydum, buyurdu ki; «Allah’tan baþka yoktur tapacak (Lâ ilâhe ill’Allah). Bunlar benim “Ehl-i Beyt’im”dir. Kim “Ehl-i Beyt’ime” dahil oldu ise azâbýmdan emindir»”

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ bu hadîs-i þerifi, altýn zincirle yani “Ehl-i Beyt” yoluyla Allah-ü Taâlâdan, Cebrâil vasýtasýyla Hz.Peygamber’e; ondan, babadan oðula hep imâmlar yoluyla gelen bu hadîs-i kudsîyi buyurmuþlar ve hadîs’e þu sözleri eklemiþlerdi: “Fakat þartlarýyla; bende onun þartlarýndaným.” Bu sûretle imâmetin dindeki yerini bildirmiþlerdi.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, gideceði yere varýnca kendilerini o günkü halîfe Me’mûn, veziri, bilginler, seyyidler ve Abbas oðullarý soyuna mensub olanlar karþýladýlar. Hz.Ýmâm, Me’mûn ve veziri ile saraya vardýlar.

Birkaç gün sonra hilâfet meselesi konuþulmaya baþlandý. Me'mûn, hilâfeti Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ'ya vermek istiyordu. Hz.Ýmâm, bunu kabul buyurmadýlar, hatta halka duyurulmamasýný istediler. Bunun üzerine Me’mûn, velîahdlýðý kabul buyurmalarýný istedi ve bu hususta hiçbir özrünün kabul edilmeyeceðini bildirdi.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, bu zorlama üzerine memleket iþlerine karýþmamak, hiçbir sûretle bir iþe dair emir vermemek, hiçbir kimseyi bir vazifeye tayîn etmemek ve vazifeden azletmemek þartlarýyla velîahdlýðý kabul buyurdular. Bu husustaki görüþüp, konuþma birkaç hafta sürmüþtür.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, bu iþ için;
“Allah’ýn benim ve sizin hakkýnýzda yapacaðýný, iradesinin ne olduðunu bilmem, hüküm ancak Allah’ýndýr” buyurmuþlardý.

Halîfe Me’mûn, bu velîahdlýðý bir fermânla tesbit ettirdi. Hicri 201. yýlýnda yazýlan bu fermâna Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, þu cümleleri yazýp imzalarýný attýlar:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah adýyla dilediðini yapan Allah’a hamdolsun; hükmünü deðiþtiren, takdirini reddeden yoktur. O gözlerde gizlenen kötülükleri gönüllerde örtülü olan iþleri bilir. Selâvat, Peygamberlerin sonuncusu olan Peygamberi Muhammed'e ve onun tertemiz soyuna.”

Yazýlan fermân, bütün ileri gelenler tarafýndan imzalandý. Me’mûn, bütün ileri gelenlere, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya velîahd sýfatýyla bey’at etmelerini emretti. Ýlk bey’at eden, Me’mûn’un oðlu Abbas’tý. Ardýndan bütün devlet erkâný, Abbas oðullarýnýn belirli kiþileri, Horasan halký, Hz.Ýmâm’a bey’at etti. Hicri 202. yýlýnda halîfe Me’mûn, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya; “Halka bayram namazýný kýldýrmasýný” ricâ etti. Hz.Ýmâm’ýn özür dilemesine karþýlýk ricâlarýný sürdürdü.

Bunun üzerine Hz.Ýmâm:
“Öyleyse” buyurdular;“Ceddim Resûlullah’ýn sünnetine uyacaðým.”

Me’mûn da, herkes de, namaza nasýl gidilecek, namaz nasýl kýlýnacak merak içindeydi. Emevilerin, Abbas oðullarýnýn zamanlarýnda, halîfelerin namaza gidiþleri bir debdebe, bir tantana, bir ululuk göstergesiydi. Halîfe, altýnlarla mücevherlerle süslü bineðine biner, en yeni en ihtiþamlý elbisesini giyer ziynetlere gark olup çýkardý. Hademi-Haþemi de ayný tarzda kendilerini halka gösterirlerdi.

Halîfe Me’mûn, bayram namazýný kýldýrmasý için hususi bineðini Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn bulunduðu dairenin kapýsýna, kullarla-kölelerle göndermiþti. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, bayram sabahý evden çýktýlar. Üzerlerinde beyaz bir pamuk gömlek, baþlarýnda sarýk vardý. Ayaklarý yalýndý, ellerinde de bir asâ vardý. Ashâbý ve yakýnlarý da bu tarzda giyinmiþlerdi. Biraz yürüyüp durdular ve “Allâh-ü Ekber” diye tekbir getirdiler. Tekbir sesini duyan herkes, bir aðýzdan tekbir getirdi. Me’mûn’un adamlarý, Hz.Ýmâm’ý bu halde görünce, onlarda bineklerinden indiler, ayakkabýlarýný çýkardýlar, yalýn ayak yürümeye koyuldular. Hz.Ýmâm, bir müddet namaz-gâha doðru yürüyorlar sonra durup tekbir getiriyorlardý. Her yandan gelip toplanan halk da bir aðýzdan tekbir getiriyordu. Herkes aðlamaktaydý ve heyecan içindeydi. Âdeta bütün þehir Hz.Ýmâm’la beraber yürümekte, Hz.Ýmâm’la beraber tekbir getirmekteydi.

Vezir Fazl, koþup bu hâli Me’mûn’a anlattý;
“Bu böyle giderse ne olacaðý bilinmez” dedi.

Halîfe Me’mûn, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya birisini göndererek;
“Size zahmet verdik, makamýnýza dönün, namazý her vakit kýldýran kiþi kýldýrsýn” buyruðunu bildirdi. Bunun üzerine Hz.Ýmâm ayakkabýlarýný istedi, giyip makamýna döndü. Halk da me’yus bir hâlde daðýldý.

Hicri 199. yýlýnda Halîfe Me’mûn’un emriyle adamlarý çeþitli eyaletleri ele geçiriyor, buralarda hüküm sürüyorlardý. Baðdat’da da ayaklanmalar olmuþtu. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn velîahdlýk emri Baðdat’a bildirilince, Baðdatlýlarýn bir kýsmý bu emre uydu, bir kýsmýysa Abbas oðullarýna baðlýlýklarý yüzünden bu emri dinlemediler ve ayný yýlýn son ayýnda Me’mûn’u halîfe tanýmadýklarýný açýkladýlar; yerine amcasý Mehdî’nin oðlu Ýbrahim’i halîfe tanýyýp ona bey’at ettiler.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, duyduklarýný Me’mûn’a bildirdiler;
“Halk” buyurdular; “Senin hareketlerini, beni velîahd yapmaný beðenmiyor; Baðdat’da savaþ baþladý, bana da öðüt vermek vâcîb oldu, yakýnlarýndan da memnun deðiller.”

Halîfe Me’mûn, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn sözlerine uyup, Baðdat’a gitmeyi kararlaþtýrdý. Veziri de, kargaþalýk yatýþýncaya kadar Horasan’da kalýnmasýna taraftardý; fakat sözünü dinletemedi.

Sonunda Me’mûn, veziri ve Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ Irak’a yöneldi, birkaç konak aþýldýktan sonra, Veziri Fazl, bir hamamda üç kiþi tarafýndan öldürüldü. Vezir Fazl’ý öldürenler tutulup Me’mûn’un yanýna getirilince, halîfe Me’mûn’un yüzüne karþý; “Senin emrinle öldürdük” dediler. Me’mûn da onlarý öldürttü. Bu olay Serahs þehrinde oldu.

Tûs þehrine yedi konaklýk yer kalmýþtý ki, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ hastalandýlar. Tûs’a varýlýnca hastalýk daha da þiddetlendi. Me’mûn hergün iki kere gelip Hz.Ýmâm’ý dolaþýyordu; kendisi de hastalanmýþtý, yahut hastalanmýþ görünmek istiyordu.

Rivâyete göre; Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’da, Me’mûn da yedikleri yemekten hastalanmýþlardý. Bu hadiseden sonra halîfe Me’mûn iyileþmiþ, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, zehirli yemeðin tesiriyle iyileþemeyip Hak’ka kavuþmuþlardýr. Bu konuda birçok kaynaklar da Hz.Ýmâm’ýn, halîfe Me’mûn tarafýndan, zehirlettirildiklerini bildirirler.

Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, Hicret’in 203. yýlýnda (Milâdi 818) Safer ayýnýn 29. gününde Hak’ka vuslat etmiþlerdir. Hz.Ýmâm’ýn ömürlerinin müddeti 50 yýldýr. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn kabri, Ýran’ýn Tûs þehrinin Senâbâd köyündedir.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd’a intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:02 AM
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Akýllý, her insanýn dostudur.
Bir Müslüman aklý, onda on hûy olmadýkça tamamlanmaz:
Ondan ancak hayýr umulur. Halk onun þerrinden emindir. Baþkasýnda gördüðü iyi þeyleri büyütür de kendi yaptýðý iyi iþleri küçük ve az görür. Ona biri muhtaç olursa, bundan dolayý bir kibir duymaz. Ömrünün uzun oluþu, onu devamlý bir þekilde daha fazla bilgi edinmekten alýkoymaz. Onun için, Allah için fakirlik, zenginlikten çok daha kýymetlidir. Allah için fakir düþmek, yükselmekten daha iyidir. Sabýrlýdýr. Ýstediði þeye saldýrmaz. Gördüðü kimse için «Belki benden daha hayýrlýdýr» der. Çünkü insanlar iki kýsýmdýr: Bir kýsmý ondan daha hayýrlý, bir kýsmý ise ondan daha hayýrsýzdýr, bunu bilir. «Belki onun hayrý gizlidir de benden yücedir. Benim ise hayýr bildiðim þey kötüdür» diye düþünür. Kendisinden daha hayýrlý bir kimse ile tanýþtý mý, ona büyük saygý gösterirse kendi derecesi de artar. Hayýrlý daha temiz olur. Ýyi bir adla anýlýr. Zamanýn ulusu olur. Cenâb-ý Hak mal ziyaný etmeyi (isrâfý), fazla mal istemeyi ve dedikoduyu sevmez.
Cömert olan, bir yere davet edildi mi, benim de yemeðimi yesinler diye o davete gider. Hasis kiþi ise sonra benim de yemeðimi yemek isterler düþüncesiyle, daveti kabul etmez.
Çok namaz kýlmak, çok oruç tutmak ibâdet deðildir. Ýbâdet, Allah’ýn yaptýklarýný ve emirlerini çok düþünmektir.
Dünyada þunlar yoktur: Hasis insanýn rahatý, hased edici kýskancýn, dünyadan zevk ve lezzet almasý, çabuk usananýn vefâsý, yalancýnýn insanlýðý.
Ecel, isteðin âfetidir. Ýhsânda bulunmak, tedbirli insanýn kazancýdýr. Ýleri gidiþ, kuvvet sahibinin felâketidir. Hasislik, þerefi alýr götürür. Halkýn en ulusu, iyilikte bulunaný; Ýyilikte bulunanýn yardýmýna koþaný, yardým umanýn ümidini gerçekleþtireni, bir þeyi isteyenin isteðini yerine getireni, hayatta iken dostlarýnýn, öldükten sonra da arkasýndan aðlayanlarýn çoðalmasýný isteyen ve buna göre davranan kiþidir.
Her insanýn baþ düþmaný bilgisizliktir.
Her kim yaptýklarýnýn muhasebesini kendi kendine yaparsa, bundan ancak kârlý çýkar. Kim bundan gaflet ederse sonunda zarar görür. Korkan ve çekingen emniyeti bulur. Ýbret alan görüþ sahibi olur. Görmesini bilen anlar. Anlayan bilir. Bilgisiz dost, insan için sýkýntýdýr. Malýn en kýymetli olaný, insanýn þerefini koruyan maldýr. Aklýn üstünü, insanýn kendisini olduðu gibi bilmesi tanýmasýdýr. ÃŽman sahibi kýzdý mý, temkini elden býrakmaz da hiddeti aþmaz. Râzý oldu mu, bâtýla boyun eðmez. Gücü yettiði zaman da hakkýndan fazlasýný almaz.
Ýnsanlarýn hayýrlýlarý þunlardýr: Ýyilik ettiler mi sevinirler. Kendilerine karþý iþlenen suçu baðýþlarlar. Kendilerine bir þey verildi mi, þükür ederler. Bir felâkete uðradýlar mý sabrederler.
Ýnsanlýðý artan kimse herkes tarafýndan öðülür. Fakat o buna kýymet vermez.
Susmak, hikmet kapýlarýndan bir kapýdýr. Susmak, sevgi kazandýrýr. Susmak, her hayýrlý iþin kýlavuzudur.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:06 AM
DOKUZUNCU ÝMAM HZ. ÝMAM MUHAMMED'ÜL TAKÝYY'ÜL
CEVAD'IN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, Hicret’in 195. yýlýnda Recep ayýnýn 10. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, babalarý Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ Hak’ka kavuþtuklarýnda 8 yaþlarýnda idi. Anneleri Sebike hanýmdýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn künyeleri “Ebû Câfer”dir. En meþhur lâkaplarý “Cevâd” ve “Takýy”dir. “Ýmâm Muhammed’ül Cevâd” yahut “Ýmâm Muhammed’üt Takiyy’ül Cevâd” diye de anýlýrlar.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn 4 oðlu 4 de kýzý olmak üzere 8 evlâdý olmuþtur. Soylarý, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî ve Mûsâ-i Mubarka’dan yürümüþtür. Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’dan sonra imâmet, oðullarý Hz.Ýmâm Muhammed’üt Takiyy’ül Cevâd’a intikal etmiþ, Allah-ü Taâlâ; Hz.Yahyâ’ya, Hz.ÃŽsâ’ya nasýl çocukluklarýnda Peygamberlik ihsân etmiþse Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd'a da küçük yaþta ümmetin imâmetini ihsân eylemiþtir.

«Kitâb’ül-Mesâil» gibi telifleri bulunan Ahmet bin Muhammed-i Bezanti, Ýbn’ün-Necâþî’nin kendisine; “Sahibinden (kendisine uyduðun, sohbetinde bulunduðun zâttan) sor; ondan sonra imâm kimdir” dediðini, Ahmet bin Muhammed-i Bezanti’nin; “Bunu bende bilmek istiyorum” deyip, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’dan sorduðunu, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’nýn “Oðlum’dur” buyurduklarýný, o vakit henüz oðullarý bulunmadýðýný, bunu da; “Nasýl oðlumdur diyor, oysa ki henüz oðlu yok diyebilen kimdir ki” sözüyle açýklayýp bir oðullarý olacaðýný bildirdiklerini, az bir müddet sonra Ýmâm Ebû Cafer Muhammed’in doðduklarýný bildiriyor.

Yine naklederler ki; birisi Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya sordu:
“Sen, nasýl imâm olabilirsin ki oðlun yok” dedi.
Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ:
“Olmayacaðýný nasýl biliyorsun? Birkaç gün sonra Allah bana öyle bir oðul ihsân edecek ki; gerçekle bâtýlýn arasýný, onunla ayýracak” buyurdular.

Muhammed bin Sinan der ki:
“Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, Irak’a hareketlerinden önce kendileriyle buluþtum; oðullarý Ali’de yanlarýndaydý.”
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým bana baktýlar da;
“Yâ Muhammed” dediler; “Sakýn daralma, bu yýl öyle bir olay meydana gelecek ki!”
Ben, bu söz üzerine;
“Allah, beni sana fedâ etsin” dedim; “Beni derde attýn.”
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým:
“Sabret” buyurdular. Abbas oðullarýndan Mehdî’yi kasdederek; “Bu azgýna dayan; o bana kötülük edemeyecek, ondan sonraki de (Mehdî’nin oðlu Mûsâ’da) öyle.”
Ben; “Peki” dedim; “Allah beni sana fedâ etsin, sonra ne olacak?”
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým buyurdular ki:
“Allah, zalimleri sapýklýklarýna terk edecek ve dilediðini yapacak.”
Ben; “Neler olacaðýný” sorunca da; Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým, oðullarý Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’yý kastederek;
“Benden sonra kim bu oðluma zulmeder, imâmetini inkâr eylerse bu hususta ýsrarda bulunursa, Resûlullah’tan sonra Ebû Tâlib oðlu Ali’nin imâmetini inkâr etmiþ, ona zulmetmeye râzý olmuþ gibidir” buyurdular.
Ben; “Allah ömür verirse” dedim; “Onun hakkýný teslim eder, imâmetini ikrâr eylerim.”
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým:
“Doðru dedin yâ Muhammed” buyurdular;“Allah ömrünü uzatýr; onun hakkýný teslim edersin, ondan sonrakinin imâmetini de ikrâr eylersin.”
Ondan sonra; “Ýmâm kim?” diye sordum.
Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým:
“Ondan sonra imâm, oðlu Muhammed” buyurdular.
Ben; “Razý oldum, teslim oldum” dedim.

Safvan bin Yahyâ, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’ya diyor ki;
“Allah sana oðlun Muhammed Cevâd’ý vermeden önce, bir oðlun olmasýný Allah’tan dilemedeydin. Allah ihsân etti gözlerimiz aydýnlandý. Allah yokluðunu göstermesin; fakat sana bir hâl olursa kime baþvuralým, kime uyalým” dedim.
Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ, elleriyle oðlu Muhammed Cevâd’ý göstererek; “Buna” buyurdular.
Ben; “Sana fedâ olayým” dedim; “Bu daha 3 yaþýnda bir çocuk.”
Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ buyurdular ki:
“Bunun ne zararý var? Hz.ÃŽsâ, Peygamber olduðu zaman 3 yaþýnda da deðildi.”

Hicret’in 204. yýlýnda Halîfe Me’mûn Baðdat’a gitti. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd bu sýrada Medine’deydiler. Hz.Ýmâm Hicri 211. yýlýna kadar da Medine’de kaldýlar. O yýl halîfe Me’mûn, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ý Baðdat’a çaðýrttý. Hz.Ýmâm o sýrada 15-16 yaþlarýndaydý. Me’mûn, Hz.Ýmâm Aliyy’ür Rýzâ’yý kendisine dâmâd ettiði gibi, öbür kýzýný da Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’a vererek onu da kendisine dâmâd edinmek istiyordu. Halîfe Me’mun’un bu niyeti halk tarafýndan duyulmuþ, Abbas oðullarý taraftarlarýnca hoþnutsuzlukla karþýlanmýþtý.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd; Baðdat’da devlet erkâný, bilginler ve halk tarafýndan büyük bir törenle karþýlandýlar. Kendilerine hazýrlanan eve yerleþtirildiler.

Sâmýrâ Kadýsý olan ve kadýlarýn kadýsý, en büyük rütbeli kadý pâyesine eriþmiþ bulunan Yahyâ bin Ekrem; Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn yaþýna bakarak bilgisini, yaþýyla ölçmek gafletinde bulunuyordu. Bu yüzden de Hz.Ýmâm’a gösterilen saygýyý fazla bulmakta, halk içinde bilgisizliðini meydana koymak için fýrsat aramakdaydý.

Sâmýrâ Kadýsý Yahyâ bin Ekrem, Halîfe Me’mûn’a; bilginlerin bulunduðu bir mecliste Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn bilgisinden faydalanmak istediðini arz etti. Me’mûn da bu dileði memnunlukla kabul etti. Bilginlere haber salýndý. Kararlaþtýrýlan gün ve vakitte hepside bir yere toplandý. Hz.Ýmâm da orayý þereflendirdiler.

Tanýþýlýp, görüþüldükten sonra Sâmýrâ Kadýsý Yahyâ bin Ekrem, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’tan; “Hac töreninde Ýhrâma bürünmüþ kiþinin avlanmasýndaki þer’i hükmü” sordu.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd:
“Önce ihrâmda bulunan kiþiyi ve kastýný bilmek gerek. Erkek mi, kadýn mý; avlanýlmasý helâl olan yerde mi avlandý, haram olan yerde mi; kendisi hür mü, köle mi; küçük mü, büyük mü;avlanmanýn haram olduðunu biliyor muydu, bilmiyor muydu; avlanmasýnda kasýt var mý, yoksa bu iþ rastgele mi oldu; onun ilk suçu mu, yoksa bu suçu defalarca iþledi mi; piþman olmuþ mu, suçunda ýsrar ediyor mu; gece mi avlandý, gündüz mü; ihrâma umre için mi girmiþ, hac için mi; sonra avlandýðý hayvana da bakmak gerek; uçan kuþ mu, dört ayaklý hayvanlardan mý; küçük mü, büyük mü; ona göre hükmedilir” buyurdular.

Sâmýrâ Kadýsý Yahyâ bin Ekrem, bu sözler karþýsýnda þaþýrýp kaldý. Halîfe Me’mûn; “Ýnkâr ettiðiniz kiþiyi gördünüz mü?” dedi ve Hz.Ýmâm’ýn bu soruyu cevaplandýrmalarýný, ayrýntýlý hükümleri bildirmelerini diledi.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:08 AM
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd buyurdular ki:
“Ýhrâma bürünmüþ kiþi, avlanmanýn helâl olduðu yerde avlanmýþsa o av da uçan bir hayvansa, bir kuþsa, büyücekse, avlanana keffâre vâcibtir. Allah rýzâsý için bir koyun kurban eder. Avlanmanýn haram olduðu yerde avlanmýþsa iki koyun kurban etmesi gerektir. Helâl olan yerde küçük bir kuþ avlandýysa, suçunun keffâresi, yeni sütten kesilmiþ kuzudur. Haremde avlanmýþsa o kuzuyu kurban etmekle beraber, bir de avlandýðý hayvanýn deðerini vermesi gerek. Hayvan ehil deðilse, mesela yaban eþeðiyse, keffâresi inektir, deve kuþuysa bir deve kurban eder. Bir ceylaný avlamýþsa karþýlýðýnda bir koyun kurban etmesi gerekir; haremde avlanmýþsa keffâresi iki kattýr; iki inek, iki deve, iki koyun kurban eder. Bu suçu iþleyen Hac için ihrâma girmiþse kurbanlarýný Minâ’da, umre için girmiþse Mekke’de keser. Bütün bunlarda avlananýn, meseleyi bilmesi, bilmemesi aynýdýr. Ama bu iþi bilerek yapmýþsa, yani bu suçu inâdýna iþlemiþse, keffâresini yerine getirmekle beraber yinede suçlu kalýr; yanýlarak iþlemiþse keffâreyle suçtan kurtulur. Hür olanýn kendisi keffâreyi yerine getirir; kulun keffâriyesiyse sahibine aittir. Suçu iþleyen, çocuksa, uhdesine keffâre düþmez. Ýhrâmdayken bu suçu iþleyen tövbe ederse, âhiret azâbýndan kurtulmuþ olur; ama suçunda ýsrâr ederse âhiret azâbýna uðrar.”

Halîfe Me’mûn, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn bu izâhýna karþýlýk;
“Ne de güzel anlattýn ey Ebû Câfer, Allah sana hayýrlar versin. Þimdi Yahyâ’nýn sana sorduðu gibi sende ona birþey sor” dedi.
Sâmýrâ Kadýsý Yahyâ bin Ekrem:
“Evet” dedi; “Sana fedâ olayým, bilirsem cevap veririm, bilmezsem faydalanmýþ olurum.”
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd bir soru sordu. Sâmýrâ Kadýsý Yahyâ bin Ekrem, cevaptan aciz kaldý; “Vallâhi bu soruya cevap veremeyeceðim. Lûtfeder, söylersen faydalanýrýz.”
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, sorduðu sorunun cevâbýný geniþ bir þekilde açýkladý. Bunun üzerine Me’mûn meclistekilere;
“Ýçinizde” dedi; “Bu meseleye, bu þekilde cevap verecek yahut önceki soruyu o tarzda cevaplandýracak birisi var mý? ”
Meclistekiler; “Vallâhi yok” dediler.
Halîfe Me’mûn; “Yâ” dedi; “Ýþte bu «Ehl-i Beyt», halktan böyle üstün olmuþtur; gördünüz iþte, bunlarýn yaþlarý küçük olsa bile, bu olgunluklarýna engel olamýyor” demiþtir.

Me’mûn, kýzý Ümm’ül-Fazl’ý, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’a vermiþ muhteþem bir düðün yapýlmýþtý. Me’mûn Hicri 218. yýlýnda öldü. Me’mûn öldüðünde 48 yaþýndaydý. 25 yýl, 5 ay, 13 gün saltanat sürdü. Yerine kardeþi Muhammed Mu’tasým halîfe oldu.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, Ümm’ül-Fazl’ý aldýktan sonra onunla Medine’ye döndüler. Hicri 220. yýlýna kadar Medine-i Münevvere’de kaldýlar. Halîfe Mu’tasým, Hicri 219. yýlý sonlarýnda Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ý Baðdat’a davet etti. Baðdat’a giderlerken kendilerine sorulan;
“Fedâ olayým sana, korkuyorum birþey olursa senden sonra imâm kimdir?” dediklerinde; “Oðlum Ali imâm’dýr” buyurdular.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, Hicri 220. yýlýnda Baðdat’a vardýlar. O yýlýn sonlarýna kadar Baðdat’ta kaldýlar. Fakat halîfe Mu’tasým’ýn, yanýna gidip gelmeleri pek olmuyordu.

Uzun yýllar Baðdat’da kadýlýkta bulunan Ebi Davud, bir gün Halîfe Mu’tasým’ýn yanýnda, hýrsýzlýk eden ve suçunu itiraf eyleyen bir kiþinin sað elinin bilekten kesilmesi gerektiði hakkýnda fetvâ vermiþ, mecliste bulunanlarýn bir kýsmý bu fetvâyý yerinde bulmuþlardý. Bir bölüðüyse hýrsýzýn elinin dirsekten kesilmesi gerektiðini ve abdest âyetinde; “Dirseklerinize kadar ellerinizi yýkayýn”(Mâide 6. âyet) buyrulduðunu, fetvâlarýna delil getirdiler.

Bunun üzerine Mu’tasým, mecliste bulunan Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’a;
Yâ Ebû Cafer, sen ne dersin” diye sordu.
Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd cevap vermek istemedilerse de ýsrar üzerine;
“Secde yedi uzvun yere konmasýyladýr; Alýn, ellerin avuçlarý, dizler ve ayak parmaklarý. Allah, Kur’ân-ý Kerîm’de; “Secde yerleri Allah’a mahsustur” (Cin 18. âyet ) buyuruyor. Allah’ýn olan uzuv kesilemez. Hýrsýzýn elinin parmaklarý, eklerinden kesilir, avucu býrakýlýr.” buyurdular.

Halîfe Mu’tasým bu îzâha þaþýp kaldý ve Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn buyruðuna uyulmasýný emretti. Halkýn içinde, fetvâsýna uyulmayan, Kadý Ebi Davud pek üzüldü; sonradan bunu arkadaþý Zurkan’a anlattý; “Hatta keþke ölseydim de, böyle bu günü görmeseydim” dedi.

Zurkan, birkaç gün sonra halîfe Mu’tasým’ýn yanýna gitti ve þöyle dedi:
“Mü’minler emirine öðüt bana vâcibtir; huzûrunda fýkýh bilginleri, vezirler, hükümetin ileri gelenleri varken onlarýn yanýnda, senin hükmünle kadýlýk mesnedinde bulunan bir kiþinin fetvâsýna uymayýp, imâmet davasýyla ümmeti bölen birisinin fetvâsýna uyman doðru olmasa gerek; sonra senin hükmünle iþ baþýnda olanlar, hükümlerini nasýl yürütebilirler.”

Halîfe Mu’tasým, bu sözleri duyunca pek sýkýldý;
“Öðüdünden dolayý Allah sana hayýrlar versin” dedi ve konuþmadan dört gün sonra Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ý çaðýrttý, yemek getirtti. Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, yemeði yediler ve zehirli olduðunu anladýlar; hemen kalktýlar. Oturmasýný dileyen Mu’tasým’a, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd;“Senin yanýndan çýkýp gitmem, sana daha hayýrlýdýr” buyurdular. Kaldýklarý yere gittiler ve Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd o gece Hak’ka kavuþmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd, Hak’ka kavuþtuklarýnda, Hicri 220. yýlý (Milâdi 835) Zilkade ayýnýn son günüydü. Ömürlerinin müddeti 25 yaþlarýnda idi.

Bir rivâyete göre de Hz.Ýmâm Muhammed'ül Cevâd’ý, Abbas oðullarý taraftarlarý eþini kandýrarak zehirletmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd’ýn cenazesinde mübarek naaþlarý halka gösterilerek, ecelleriyle vefât ettikleri ispat edilmek istenmiþtir ki, bu zehirlettirilerek þehit edildiklerini göstermektedir sanýrýz. Bu âdet Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’dan itibaren Abbas oðullarýnca rivâyet edilen bir âdet olmuþtur.
Hz.Ýmâm Muhammed’üt Takiyy’ül Cevâd, babalarý ve atalarý vasýtasýyla Hz.Peygamber’den ve Hz.Emîr’ül-mü’minîn’den rivâyetlerde bulunmuþlar, kendilerinden de birçok kiþiler rivâyet etmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd, atalarý Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’ýn yanýna defnedilmiþlerdir. Türbeleri Kâzýmiyye-Baðdat’dadýr.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Bir kimse senin hislerine ve düþüncelerine uyup da öyle konuþur, doðru yolu sana göstermezse, o kimse sana düþmanlýk ediyor demektir.
Bir kimsenin Allah ile arasýnda ne olduðunu bilmeden, o kimseye körü körüne düþman olma. O iyi bir kiþi ise, zaten sana kötülük etmez. Kötü ise, sadece onun kötü olduðunu bilmen sana yeter.
Bir sözü dinleyen, ona göre davranan, o söze kulluk ediyor demektir. Sözü söyleyen Allah’tan bahsediyorsa, dinleyen Allah’a kulluk eder, þeytandan bahsediliyorsa, þeytana kulluk eder.
Eðer kiþiye kalben düþman isen, o kiþiye hiçbir þekilde kendisinin dostu imiþsin gibi görünme!
Halkla iyi geçinmeyi býrakan, halkla ilgisini kesen bir kimse, istemediði þeye yaklaþmýþ olur.
Kendi hevâ ve hevesine uyan bir insan, düþmanýna dilediði þeyi vermiþ demektir.
Kötü kiþi ile düþüp kalkmaktan, görüþmekten çekin! Çünkü o, sýyrýlmýþ kýlýca benzer. Görünüþü güzeldir; fakat iþi çirkindir.
Yeter derecede bilgisi olmadan bir iþe giriþen, o iþi düzene sokmaz da bir kat daha bozar.
Zaman giderken, her þeyi yýkar da öyle gider.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:09 AM
ONUNCU ÝMAM HZ. ÝMAM ALÝYY'ÜN NAKÝ'NÝN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, Hicret’in 214. yýlýnda Recep ayýnýn 2. gününde, Medine’ye üç mil mesafede bulunan ve Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým tarafýndan kurulmuþ olan Suryâ köyünde dünyaya gelmiþlerdir.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin babalarý, Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’ül Cevâd, anneleri Seyyide Ümm’ül-Fazl diye anýlan Semânet’ül-Magrýbiyye’dir. Babalarý Hz.Ýmâm Muhammed’ül Cevâd’ýn, Hak’ka vuslat ettiklerinde 7 yaþlarýnda idi.

Hz.Ýmâm’ýn künyeleri “Ebül-Hasan”dýr; “Ebül-Hasan-ý Sâlis” diye anýlýrlardý. Lâkaplarý “Nâsýh, Fettâh, Tayyib, Murtaza, Âlim, Fakýyh, Emin, Mü’temen, Necip, Mütevekkil, Askeri, Hâdi” ve “Nakî”dir. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin, soylarý, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’den yürümüþtür.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’il Cevâd’ýn þehâdetlerinden sonra “Ehl-i Beyt” Þîasý ittifakla, oðullarý Aliyy’ün Nakî’il Hâdi’nin, imâmetini kabul etmiþlerdir. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin imâmetini kabul edenler, ona uyanlar, onu Resûlullah’ýn oðlu ve vârisi tanýyýp hakkýnda saygý gösterenler, Medine Vâlisi Abdullah bin Muhammed-i Hâþimi’nin, dikkatini çekmiþti. Medine Vâlisi, hilâfet merkezince hatýrýnýn biraz daha sayýlmasý, nüfûzunun biraz daha artmasý, dileklerinin öncelikle kabul edilmesi düþünceleriyle, durumu Halîfe Mütevekkil’e bildirmiþ ve yazdýðý yazýda; “Mekke’yle Medine sana gerekse, Ali’yi burdan aldýr” demiþti.

Medine Vâlisinin yazýsý üzerine Halîfe Mütevekkil; Yahyâ bin Herseme’yi, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’den habersiz evini basmak, evinde neler olduðunu anlamak üzere, kimseye duyurmadan Medine’ye gönderdi. Yahyâ bin Herseme, Medine’ye varýr varmaz geceleyin adamlarýyla Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin evini bastý. Çoluk-çocuk korkup feryâda baþlayýnca Yahyâ bin Herseme; “Korkulacak birþey olmadýðýný, yalnýz aldýðý emre göre bir arama yapacaðýný” söyleyip ev halkýný yatýþtýrdý. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin de yardýmýyla evi aradý ve evde Kur’ân nüshalarýndan, duâ kitaplarýndan baþka bir þey bulamadý. Yahyâ bin Herseme, iþi bir mektupla halîfe’ye bildirdi.

Mütevekkil, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi devamlý göz altýnda bulundurmak için, Irak’a çaðýrdý. Halîfe Mütevekkil Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye gönderdiði mektupta;
“Ali oðullarýnýn, Abbas oðullarýyla yakýnlýklarýndan söz ediyor, kendilerine karþý dâima saygý duyduðunu bildiriyor, gelirse pek memnun olacaðýný, Medine Vâlisini kötü ve yalan haber vermesi yüzünden azlettiðini, yerine Muhammed bin Fazl’ý tâyin ettiðini haber veriyor, gelmeleri için istihârede bulunmalarýný, karar verirlerse Yahyâ bin Herseme ile yola çýkmalarýný ricâ ediyordu.”

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, görünüþte pek saygýlý olan bu mektuptaki isteðe uymazlarsa, zorla götürüleceklerini anlamýþlardý. Yol hazýrlýklarýný tamamlayýp, ayný yýlda çoluk-çocuklarýyla Irak’a hareket ettiler.

Yahyâ bin Herseme diyor ki:
“Baðdat’a vardýðýmýz zaman, önce Vâli Ýshak bin Ýbrahim’in yanýna gittim. Bana; «Yahyâ» dedi. «Sen Mütevekkil’i tanýrsýn. Bu getirdiðin kiþi Peygamber’in oðludur. Mütevekkil’i, onu öldürtmeye kýþkýrtýrsan bil ki düþmanýn, Resûlullah olacaktýr.» Ben; «Vallâhi» dedim; «Ondan iyilikten baþka bir þey görmedim; böyle bir þeyi yapmama imkân yok.» Derken Sâmýrâ’ya gittim, mahiyetinde bulunduðum Türk kumandaný Vasif’in yanýna vardým. O da bana hemen hemen ayný sözleri söyledi, onu da yatýþtýrdým; fakat ikisininde ayný fikirde oluþlarý beni þaþýrttý.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi Baðdat’ta büyük bir törenle karþýladýlar; fakat kendilerini konaklamak için bir yer hazýrlanmamýþtý. Hz.Ýmâm’ý Sâmýrâ’da «Yoksullar haný» denen bir hana indirdiler. Bu Hz.Ýmâm’a gösterilen ilk saygýsýzlýktý ve âdeta da ilk ihtardý. Sonradan kendilerine hazýrlanan yere yerleþtirildiler. Bir zaman sonra Mütevekkil’in, Hz.Ýmâm’ý ziyarete gitmesi gerekirken, bir adam gönderip görüþmek istediðini bildirdi. Hz.Ýmâm, Mütevekkil’in sarayýna gittiler. Namaz vaktiydi, Hz.Ýmâm namaz vaktini geçirmemek için hemen namaza durdular. Halîfenin yanýnda bulunanlardan biri, halîfenin gözüne girmek için, Hz.Ýmâm’a; «Ne vakte dek bu mürâiliðe devam edeceksiniz?» demek cüretinde bulundu. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî namazlarýný bitirir bitirmez o adama dönüp; «Bu söylediðin söz yalansa Allah seni kökünden kessin» buyurdular. Hz.Ýmâm’ýn sözü tamamlanýr tamamlanmaz o adam, olduðu yere yýkýldý; ölüp gitti. Bu da «Ehl-i Beyt» düþmanlarýna Hz.Ýmâm’ýn ilk ihtârýydý; dilden dile de günlerce söylenip durdu.”

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, Sâmýrâ’da kendilerine ayrýlan evde ibâdetle meþgul oluyorlar, ziyaretlerine gelenlerin, sorularýný cevaplandýrýyorlar, Mütevekkil’le pek görüþmüyorlardý. Halîfe Mütevekkil, þaraba, zevke pek düþkündü. Mütevekkil, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi meclisinde kendisine nedîm etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, hâþâ küçültmeyi kurmuþtu.

Bir gece yarýsý, sarhoþken Hz.Ýmâm’ý sarayýna çaðýrttý. Hz.Ýmâm gelince, kendisini aðýrladý, yanýna oturttu; kadehi doldurup Hz.Ýmâm’a sundu. Hz.Ýmâm sunulan kadehi almadý ve içmedi. Bu hareket karþýsýnda, meclistekiler, donup kaldýlar. Mütevekkil þarap kadehini dikip küstahça; “Öyleyse” dedi; “Bir þiir oku.” Hz.Ýmâm; “Þiir de rivâyetim az” buyurdular. Mütevekkil aþýrý ýsrarda bulununca þu beyitleri inþâd buyurdular:

“Ýnsanlar, korunmak için dað tepelerine týrmandýlar;
Yiðit kiþilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.

Yüceldiler, sonra düþürüldüler; çukurlara yerleþtiler;
Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleþtikleri yerler.

Gömülüp gittiler; sonra da bir feryâd eden ardlarýndan baðýrdý;
Nerde bilezikler, nerde taht-taç, nerde süsler-püsler?

Ne oldu o nâz-ü naîmle beslenen, bezenen yüzler;
Hani vaktiyle nâzlarla, nîmetlerle perdelenirdi o yüzler?

Kabir, bu soruya açýk-seçik cevap veriyor da diyor ki;
Þimdi o yüzlerde kurtlar oynaþmada, kurtlara yem olmuþ o yüzler.

Nice zamandýr, yediler-içtiler, geçindiler;
Þimdi ise dünyâ onlarý yer-içer.

Nice zaman evlerde barýndýlar; oturup esenleþtiler;
Þimdi ise evlerinden de ayrýldýlar; ehilden-ayâlden de; geçip gittiler.

Bunca zaman hazineler yýðdýlar, mallar biriktirdiler;
Derken mallarýný-mülklerini düþmanlarýna daðýttýlar, bittiler.

Evleri bomboþ, içindekiler ise;
Mezarlarýnda yatýyorlar; göçtüler, göçtüler.”

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:11 AM
Mütevekkil, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi devamlý göz altýnda bulundurmak için, Irak’a çaðýrdý. Halîfe Mütevekkil Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye gönderdiði mektupta;
“Ali oðullarýnýn, Abbas oðullarýyla yakýnlýklarýndan söz ediyor, kendilerine karþý dâima saygý duyduðunu bildiriyor, gelirse pek memnun olacaðýný, Medine Vâlisini kötü ve yalan haber vermesi yüzünden azlettiðini, yerine Muhammed bin Fazl’ý tâyin ettiðini haber veriyor, gelmeleri için istihârede bulunmalarýný, karar verirlerse Yahyâ bin Herseme ile yola çýkmalarýný ricâ ediyordu.”

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, görünüþte pek saygýlý olan bu mektuptaki isteðe uymazlarsa, zorla götürüleceklerini anlamýþlardý. Yol hazýrlýklarýný tamamlayýp, ayný yýlda çoluk-çocuklarýyla Irak’a hareket ettiler.

Yahyâ bin Herseme diyor ki:
“Baðdat’a vardýðýmýz zaman, önce Vâli Ýshak bin Ýbrahim’in yanýna gittim. Bana; «Yahyâ» dedi. «Sen Mütevekkil’i tanýrsýn. Bu getirdiðin kiþi Peygamber’in oðludur. Mütevekkil’i, onu öldürtmeye kýþkýrtýrsan bil ki düþmanýn, Resûlullah olacaktýr.» Ben; «Vallâhi» dedim; «Ondan iyilikten baþka bir þey görmedim; böyle bir þeyi yapmama imkân yok.» Derken Sâmýrâ’ya gittim, mahiyetinde bulunduðum Türk kumandaný Vasif’in yanýna vardým. O da bana hemen hemen ayný sözleri söyledi, onu da yatýþtýrdým; fakat ikisininde ayný fikirde oluþlarý beni þaþýrttý.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi Baðdat’ta büyük bir törenle karþýladýlar; fakat kendilerini konaklamak için bir yer hazýrlanmamýþtý. Hz.Ýmâm’ý Sâmýrâ’da «Yoksullar haný» denen bir hana indirdiler. Bu Hz.Ýmâm’a gösterilen ilk saygýsýzlýktý ve âdeta da ilk ihtardý. Sonradan kendilerine hazýrlanan yere yerleþtirildiler. Bir zaman sonra Mütevekkil’in, Hz.Ýmâm’ý ziyarete gitmesi gerekirken, bir adam gönderip görüþmek istediðini bildirdi. Hz.Ýmâm, Mütevekkil’in sarayýna gittiler. Namaz vaktiydi, Hz.Ýmâm namaz vaktini geçirmemek için hemen namaza durdular. Halîfenin yanýnda bulunanlardan biri, halîfenin gözüne girmek için, Hz.Ýmâm’a; «Ne vakte dek bu mürâiliðe devam edeceksiniz?» demek cüretinde bulundu. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî namazlarýný bitirir bitirmez o adama dönüp; «Bu söylediðin söz yalansa Allah seni kökünden kessin» buyurdular. Hz.Ýmâm’ýn sözü tamamlanýr tamamlanmaz o adam, olduðu yere yýkýldý; ölüp gitti. Bu da «Ehl-i Beyt» düþmanlarýna Hz.Ýmâm’ýn ilk ihtârýydý; dilden dile de günlerce söylenip durdu.”

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, Sâmýrâ’da kendilerine ayrýlan evde ibâdetle meþgul oluyorlar, ziyaretlerine gelenlerin, sorularýný cevaplandýrýyorlar, Mütevekkil’le pek görüþmüyorlardý. Halîfe Mütevekkil, þaraba, zevke pek düþkündü. Mütevekkil, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’yi meclisinde kendisine nedîm etmeyi, bunu halka duyurup kadrini, hâþâ küçültmeyi kurmuþtu.

Bir gece yarýsý, sarhoþken Hz.Ýmâm’ý sarayýna çaðýrttý. Hz.Ýmâm gelince, kendisini aðýrladý, yanýna oturttu; kadehi doldurup Hz.Ýmâm’a sundu. Hz.Ýmâm sunulan kadehi almadý ve içmedi. Bu hareket karþýsýnda, meclistekiler, donup kaldýlar. Mütevekkil þarap kadehini dikip küstahça; “Öyleyse” dedi; “Bir þiir oku.” Hz.Ýmâm; “Þiir de rivâyetim az” buyurdular. Mütevekkil aþýrý ýsrarda bulununca þu beyitleri inþâd buyurdular:

“Ýnsanlar, korunmak için dað tepelerine týrmandýlar;
Yiðit kiþilerdi ama o tepeler fayda etmedi onlara, yenildiler.

Yüceldiler, sonra düþürüldüler; çukurlara yerleþtiler;
Ne de kötü yerlerdi onlara, yerleþtikleri yerler.

Gömülüp gittiler; sonra da bir feryâd eden ardlarýndan baðýrdý;
Nerde bilezikler, nerde taht-taç, nerde süsler-püsler?

Ne oldu o nâz-ü naîmle beslenen, bezenen yüzler;
Hani vaktiyle nâzlarla, nîmetlerle perdelenirdi o yüzler?

Kabir, bu soruya açýk-seçik cevap veriyor da diyor ki;
Þimdi o yüzlerde kurtlar oynaþmada, kurtlara yem olmuþ o yüzler.

Nice zamandýr, yediler-içtiler, geçindiler;
Þimdi ise dünyâ onlarý yer-içer.

Nice zaman evlerde barýndýlar; oturup esenleþtiler;
Þimdi ise evlerinden de ayrýldýlar; ehilden-ayâlden de; geçip gittiler.

Bunca zaman hazineler yýðdýlar, mallar biriktirdiler;
Derken mallarýný-mülklerini düþmanlarýna daðýttýlar, bittiler.

Evleri bomboþ, içindekiler ise;
Mezarlarýnda yatýyorlar; göçtüler, göçtüler.”

Mütevekkil bu þiiri dinleyince, sarhoþlukla þarap kadehini yere fýrlatýp þiddetle aðlamaya koyuldu; meclistekiler de aðlýyorlardý. Zevk meclisi, yas toplantýsýna dönmüþtü. Mütevvekil, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’den özürler diledi; Hz.Ýmâm’da kalkýp meclisi terkettiler.

Halîfe Mütevekkil bir gün maiyetiyle bir yere gidiyordu; Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’de bu alaya katýlmýþtý. Halîfenin aklýna esti; “Ordu kumandalarý da dahil olmak üzere, herkesin yaya gitmesini” emretti. Bu emir, Hz.Ýmâm’ý da yaya yürütmek, herkese onun da emrine uyduðunu göstermek içindi. Herkes bineðinden indi, Hz.Ýmâm da indiler. Hava pek sýcaktý; Hz.Ýmâm yürürlerken terliyorlar, zahmet çekiyorlardý.

Halîfe Mütevekkil’in hâciblerinden Zerâfe’nin, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye inancý vardý, fakat bunu gizliyordu. Zerâfe diyor ki; “Koþup yanlarýna gittim; «Seyyidim, bu azgýnlarýn yaptýklarýna çok üzülüyorum»” dedim ve ellerini tuttum.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî bana dayandýlar da; “Yâ Zerâfe” dediler; “Allah katýnda, Sâlih’in devesi benden üstün deðil.”
Alay daðýldýktan sonra Hz.Ýmâm’ý bir bineðe bindirip evlerine götürdüm, ben de evime gittim. Yemek zamanýydý yemeðimizi yerken Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin sözlerini oðluma naklettim.
Oðlum Müeddeb, bu sözü duyunca, elini yemekten çekti ve Allah için þöyle dedi:
“Bu sözü duydun mu?”
Ben; “Vallâhi duydum” dedim; “Böyle söylediler.”
Oðlum Müeddeb:

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:12 AM
“Öyleyse” dedi; “Mütevekkil’in üç günlük ömrü kaldý, üç gün sonra helâk olacak; bir olay çýkmadan malýný-mülkünü korumaya bak.”
Ben;“Nerden bildin bunu” dedim.
Oðlum Müeddeb:
“Kur’ân okumadýn mý?” dedi; “Kur’ân-ý Kerîm’de devenin öldürülmesi, anlatýldýktan sonra; «Yurtlarýnýzda üç gün oturun; bu bir vaaddir ki yalanlanamaz» (Hûd 65. Âyet) buyuruluyor. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin sözleri mutlaka yerine gelecektir.”

Zerâfe diyor ki:
“Gerçekten de bu sözü söylediklerinden üçgün sonra Muntasar ayaklandý. Türk kumandaný Boða ve kumandan Vasif Türk askerleriyle, Halîfe Mütevekkil’in sarayýna hücum ettiler; kendisini paramparça edip yere serdiler. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye; «Oðlumun sözünü» söyledim; Hz.Ýmâm; «Doðru demiþ» ve «Daralýnca, atalarýmýzdan bize miras kalan kalelerin, silahlarýn, kalkanlarýn en saðlamý bulunan; zulme uðrayanýn, zulmedene okuyacaðý duâyý okudum» buyurmuþlardýr.”

Hz.Ýmâm Muhammed Taki, Abbas oðullarýndan El-Mu’tasým zamanýnda þehâdete ermiþlerdi. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, Mu’tasým, Vâsýk, Mütevekkil, Muntasar, Mustaîn ve Mu’tezz’in halîfelikleri devrinde yaþamýþlardýr. Bu bakýmdan bu devirlere ve devirlerini temsil eden bu halîfelere dâir kýsa, fakat özlü bir bakýþ gerekiyor.

Önce þunu söyleyelim ki; Emevi halîfeleri açýktan açýða dînin aleyhinde bulunmaktan çekinmiyorlardý. Onlar da yalan hadîs uyduranlarý koruyorlar, onlar da icâb edince dînî bir kisveye bürünüyorlardý; fakat zamanlarýnda; Felsefe, Kelâm, Ricâl bilgileri tam anlamýyla tekemmül etmemiþti; çeþitli fýrkalar, henüz ilmi tartýþmalara giriþmemiþlerdi.

Ümeyye oðullarý iktidarý; Hâþimi-Emevi rekabetini, Arap milliyetçiliði siyâsetine çevirmiþlerdi. Ýnsanlarý yaratýlýþ bakýmýndan eþit sayan, inananlarý kardeþ kabul eden; ýrk, milliyet, renk, dil, soy-boy ayýrýmýný kaldýran, yaþayýþta, mal ve ganîmet bölümünde, hukukta, tam bir eþitlik esasýna dayanan Ýslâm iktidarý; onlarýn zamanýnda bir Arap saltanatý, bir soylular iktidarý haline gelmiþ, halk; þerefliler, horlananlar, yaþayanlar ve sürünenler sýnýflarýna ayrýlmýþtý.

Siyâset hayatýna “Ehl-i Beyt’in” intikamýný almak üzere atýlan Abbas oðullarýna; Hor görülen toplum, Arap olmayanlar yardýmcý olmuþtu. Bu yüzden Abbas oðullarý ilk zamanlarýnda, Arap milliyetçiliðinin tam aleyhinde hareket etmiþlerdi.

Abbas oðullarý, Hâþimilerdendi; fakat en büyük rakipleri, Hâþimilerden Ali evlâdýydý. Ümeyye oðullarýnýn yýkýmýyla, Ali evlâdýnýn kýyâmý bitmemiþti . Þiâ’nýn ezici çoðunluðu, onlara baðlýydý; Abbas oðullarý taraftarlarý, usülü tedvin ve tesbit edilmiþ bir mezhebe sahip deðillerdi. Bu yüzden Abbas oðullarý, bazý kere Ali evlâdýna taraftar görünmek, bazý kere çeþitli düzenlerle onlarýn en üstün mümessillerini yok etmek, bazý kere Þîa’nýn aleyhindeki mezheplere sarýlmak yolunu tutmuþlardý. Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’a karþý Halîfe Mansûr’un, Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým’a karþý Halîfe Hârun’ür-Reþîd’in hareketleri bu yoldaydý.

Kendilerini Resûlullah’ýn halîfeleri sayan, Mü’minler emiri tanýyan, zavallý halký da buna inandýrmaya zorlayan, inanmayanlarýn seslerini, nefeslerini yok eden, Ul’ül-emr (Emre uymak) kisvesine bürünüp, kendilerine baþ kaldýranlarýn baþlarýný ezen, bunu ilâhi bir emir tanýtan Abbas oðullarý; Zulümde, israfta, sefâhatta Ümeyye oðullarýný kat kat geçmiþlerdi. Halbuki emre uymak konusunda Allah Kur’ân-ý Kerîm’de þöyle buyurmaktadýr:

“Ey inananlar, Allah’a, Peygamber’e ve içinizden emredecek kudret ve liyâkata sahîb olanlara itâat edin. Allah’a ve âhiret gününe inanýyorsanýz birþey de ihtilâfa düþtünüz mü o hususta Allah’a ve Peygamber’e mürâcaat edin; bu hareket, hem hayýrlýdýr hem de sonu pek güzeldir.” (Nisâ 59.âyet)

Ümeyye oðullarý, bir tek yolun yolcusuydular; o da “Ehl-i Beyt” düþmanlýðý. Abbas oðullarý ise zamana göre yol deðiþtiriyorlardý. Bu devirlerde halk sürünüyordu; yiyecek bulamayan insanlar ölü eti yemekten çekinmeyecek bir haldeydiler; fakat sarayda sefâhat sürüyordu. Bu sefâhatý, halktan gelen zekâtlarla, ganimetlerle sürdürüyorlardý.

Bu ortamda bir tarafta; Basra’da ve diðer bazý yerlerde ayaklanmalar, isyânlar, boðuþma, zulüm, ölüm, zindanlarda açlýkla-susuzlukla öldürülenler ve sürünen, aç kalan, midesini kemiren insanlar bulunmaktaydý. Diðer tarafta; Mü’minler emiri adýna hutbeler Ul’ül-emre itâat fetvâlarý ve halîfe. Bunlarýn hepsi vardý; fakat asýl Ýslâm; Ýslâm’ýn sâf, temiz, tarafsýz, eþit adâleti bu yok olup gitmiþti; hatta tarih sayfalarýndan bile yok edilmek isteniyordu bu.

Abbas oðullarýnýn sekizinci halîfesi olan ve 8 yýl hilâfet süren Hârun oðlu Mu’tasým Ýbrahim Muhammed, Hicri 227. yýlýnda ölmüþ, yerine oðlu El-Vâsýk Hârun geçmiþti. Ölümünde sekizbin altýný, oniki milyon dirhemi, sekiz oðlu ve sekiz kýzý kalan Mu’tasým’ýn zamanýnda bazý isyânlar olmuþ, aleyhine kýyâm eden kardeþinin oðlu Abbas, onun hapsinde can vermiþti. Mu’tasým korkunç, kan dökücü bir adamdý.

Mu’tasým’ýn yerine geçen oðlu Vâsýk da 5 yýl hilâfet tahtýnda oturduktan sonra Hicri 232. yýlýnda öldü ve yerine kardeþi Mu’tasým’ýn oðlu El-Mütevekkil Ca’fer geçti. Bu kiþi, tam bir zevke düþkün, þehvete tutsak, müsrif ve sadist bir çýlgýndý. Yaptýrmýþ olduðu saraylarýna milyonlarca dirhem harcanmýþtý.

Kardeþi Vâsýk’ýn ölümünden sonra onun yerine geçen ve o anda zindanda olan Mütevekkil, hilâfet makamýna oturur oturmaz ilk iþi; kendisini bu makama getiren Vezir Abdülmelik’i öldürtmek olmuþtu. Mütevekkil’in hareketleri, içki meclislerinde yanýnda sakladýðý akrepleri koyuvermek, husûsi bir yerde beslettiði Arslanlarý, Kaplanlarý, meclise saldýrtmak, meclistekilerin korkup kaçýþmalarýndan zevk alýp kahkahalarla gülmek de âdetlerinden biriydi.

Halîfe Mütevekkil, hattâ bir kere Hz.Ýmâm Aliyy’ün Naki’yi de, bu hayvanlarýn bulunduðu yere göndermiþ; fakat hayvanlar, Hz.Ýmâm’ýn çevresinde diz çöküp hayran hayran mübârek yüzlerine bakmaya baþlayýnca hemen Hz.Ýmâm’ý oradan çýkartmýþ ve bunu görenlere; “Kimseye söylemeyeceklerini” þiddetle tenbih etmiþti.

Halîfe Mütevekkil Hicri 247. yýlýnda, kendilerine kötü muâmelede bulunduðu Türk kumandaný Küçük Boða ve Vasîf tarafýndan gece yarýsýnda paramparça edilerek öldürüldü.

Mütevekkil’in yerine geçen oðlu El-Muntasar, bir yýl sonra Türkler tarafýndan hilâfetten düþürüldü ve zehirletilerek öldürüldü. Hicri 248. yýlýnda onun yerine geçen Mustaîn bin Mu’tasým, Hicri 252.yýlýnda Sâmýrâ’da hapsedildi ve 31 yaþýnda Mütevekkil’in oðlu Mu’tezz tarafýndan öldürüldü;fakat hilâfet makamý Mu’tezz’e de vefâ etmedi; o da hâcibi Vasîf oðlu Sâlih tarafýndan hamamda hapsedildi ve aðzýna tuz doldurulup susuzlukla öldürüldü. Öldürüldüðünde 23 yaþýndaydý.

Bütün bu olaylar yaþanýrken Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî, son zamanlarýna kadar kendilerine baþvuran îman ve irfân susuzlarýný aydýnlatmýþlar, hiç birisinin sorusunu cevapsýz býrakmamýþlardýr.

Son hastalýklarýnda, vefâtlarýndan biraz önce, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin yakýnlarýndan biri olan Ebû Duâme kendilerine ziyarete gelmiþ, gideceði sýrada Hz.Ýmâm ona; “Sizin, bizim boynumuzda hakkýnýz var; bir hadîs rivâyet edip o hakký ödememi, seni sevindirmemi ister misin?” buyurmuþlardý.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:13 AM
ONBÝRÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM HASAN'ÜL ASKERÝ'NÝN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, Hicret’in 232. yýlýnda Rebîülahir ayýnýn 8. gününde Medine-i Münevvere’de dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’il Hâdi, anneleri Hadis’tir. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, babalarý Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin Hak’ka kavuþtuklarýnda 23 yaþlarýnda idi. Künyeleri; “Ebû Muhammed”, lâkaplarý; “Hâdi, Rafýyk, Zekiyy, Takýyy, Hâlis” ve “Askerî”dir.

Babalarýyla Sâmýrâ’da, Asker mahallesinde oturduklarý için ikisine de “Askeriyyen” denmiþti. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin bir tek oðullarý Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’den baþka evlâtlarý olmamýþtýr.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin büyük kardeþleri Muhammed, Hicri 254. yýlýnda vefât ettiler. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye uyanlarýn çoðu Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’den sonra büyük oðlu Muhammed’in imâm olacaðýný sanmýþlardý. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin büyük oðlu Muhammed’in vefâtýnda, Ali ve Abbas oðullarý, Kureyþ boyuna mensub olanlar, halk ve hükümet ricâli baþsaðlýðý dilemek için Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin evlerine gitmiþlerdi. Yalnýz Hâþimiler yüzelli kiþiyi buluyordu.

Bu sýrada Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, yenleri yakalarý yýrtýlmýþ bir halde babalarý Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin huzûruna geldiler. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin kendilerine; “Oðlum” buyurdular; “Allah’a þükret, çünkü senin hakkýndaki takdirini izhâr etti.”

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, bu söz üzerine aðlaya aðlaya Kur’ân-ý Kerîm’deki;
“Ýnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râci’ûn. (Biz Allah’ýn kullarýyýz, ancak O’na döneriz, musîbetlerine râzýyýz)” (Bakara 156) âyet-i kerîmesini okuyup; “Hamd Âlemlerin Rabbi Allah’a ve ben senin yasýnla, bize nimetlerinin tamamlanmasýný dilerim” buyurdular.

Muhammed bin Yahyâ, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin, oðullarý Muhammed’in vefât ettikleri gün Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’ye;
“Allah, onun yerine seni, bana halef kýldý. Allah’a þükret” buyurduklarýný bildirir.

Yine yakýnlarýndan birisine, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin:
“Oðlum Hasan’ül Askerî, bütün Muhammed soyu içinde en yüce ve en ulu kiþidir. Ýmâmet makamýna en lâyýk olan o’dur, oðullarýmýn en üstünüdür o, benim yerime geçecektir. Sorulacak þeylerinizi muhtaç olduklarýnýzý ona sormanýz gerek” diye yazdýklarýný bildirmiþtir.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, Abbas oðullarý halîfelerinden El-Mu’tezz, El-Mühtedi ve El-Mu’temid zamanlarýnda yaþadýlar. El-Mu’tezz, Hicri 252. yýlýnda halîfe olmuþtu. El-Mu’tezz, kardeþinin birisini öldürtmüþ, öbür kardeþini hapsettirmiþ, halîfeliðini engelsiz bir hâle getirmeyi kurmuþtu.

Sonunda zamaný; batýda Bizanslýlarýn hücumlarýyla, ülkede ise Hâricîlerin isyânlarýyla, askerin ayaklanmasýyla, yaðmalarla, zulümlerle geçen Halîfe Mu’tezz; Hicri 255. yýlýnda halîfelikten indirildi. Bir yeraltý zindanýnýn hamamýna hapsedildi, aðzýna tuz dolduruldu ve birkaç gün sonra zindanda öldü. Mu’tezz öldüðünde 24 yaþýnda idi.

Halîfe Mu’tezz zamanýnda; Ali evlâdý ve Þîa, þiddetli takiplere, iþkencelere uðramýþtý. El-Mu’tezz’in öldürülmesinden sonra yerine El-Mühtedi halîfe oldu. O da isyânlarýn, askerlerin ayaklanmasý sonucunda, Hicri 256. yýlýnda ayaklar altýnda can verdi.

Abbas oðullarý, devlet ricâli; Hz.Resûlullah’ýn “Ehl-i Beyt’i”ne düþman olanlar ve Þîa’ya karþý duranlar da dahil olduðu halde herkes; “Ehl-i Beyt” imâmlarýnýn bilgilerini, manevî kudretlerini, ahlâk bakýmýndan üstünlüklerini, her hususta ümmetin seçilmiþ kiþileri olduklarýný inkâr edemiyorlar, onlara; içlerinden gelmemekle beraber yine de hürmet etmek zorunda kalýyorlardý.

Tarih bilgilerinin kaydettikleri bir olay da þudur:
Halîfenin en yakýn adamý vezir ve kumandan Ubeydullah bin Hakan’ýn oðlu Ahmed; Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin þehâdetlerinden sonraki olaylarý þöyle anlatýyor:
“Cafer, babamýn huzûruna girdi ve halîfeye; babalarýnýn (Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’nin) makamýna kendisinin geçtiðini kabul ettirir, halîfenin bunu kabul ettiðini halka duyurursa; her yýl hilâfet makamýna yirmi bin dinar vereceðini söyledi ve babamdan bu iþi baþarmasýný ricâ etti. Babam bu söze pek kýzdý ve baðýrarak; «Ahmak» dedi; «Halîfe; kýlýcýný çekmiþ, kamçýsýný kaldýrmýþ; babanýn, kardeþinin imâmetine inananlarý, bu inançtan döndürmek için elinden geleni yapýyor, baþaramýyor. Sen ise böyle bir mevkii parayla mý elde etmek istiyorsun? Ne haram düþüncedir bu. Babana, kardeþine uyanlar, sende böyle bir liyâkat görürlerse; ne halîfenin tavsiyesine gerek kalýr, ne baþkasýnýn» ve Cafer’i huzûrundan çýkarttý; memurlara da, bir daha gelirse içeriye sokmamalarýný buyurdu.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:14 AM
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî; bütün Ali evlâdý içinde eþine rastlanamaz biriydi. Aðýrbaþlýlýðýyla, bilgisiyle, olgunluðuyla herkesin saygýsýný kazanmýþtý. Bir gün Sâmýrâ’da babamýn yanýndaydým, bir tören günüydü, herkes bölük bölük girip çýkmadaydý. Bu sýrada babama «Ebû Muhammed» geldi dediler. O dönemde Halîfeden, onun yakýnlarý olan birkaç kiþiden baþka kimse künyesiyle anýlmazdý; künyeyle anýlmak büyük bir þerefti, büyük bir saygýydý. Babam; «Tez buyursunlar» dedi. Biraz sonra uzun boylu, esmer benizli, güzel yüzlü birisi, vakarla içeriye girdi. Babam onu görür görmez yerinden kalkýp birkaç adým atarak karþýladý; yüzünü, göðsünü öptü, elinden tutup oturduðu yerin yaný baþýna aldý, oturttu. Bir müddet konuþtular sonra babam onu uðurladý. Ben bu zâtýn kim olduðunu merak ediyordum. Memurlardan sordum, birisi; «Tanýmýyor musun?» dedi. «Ali evlâdýndan Hasan’ül Askerî’dir» dediler. Geceleyin, babama da sordum. Babam; «O» dedi, «Öyle bir kiþidir ki; hilâfet Abbas oðullarýndan alýnsa, halîfeliðe ondan lâyýk hiçbir kimse yoktur. Þiâ’nýn önderi Ali oðlu Hasan’dýr o. » ”

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’ye hizmet eden Ebû Hamza Nasýr diyor ki:
“Çok defa Hz.Ýmâm’ýn, bazý kiþilerle; Türkçe, Farsça, Rumca ve baþka dillerle konuþtuklarýný duydum ve kendi kendime Medine’de doðduklarý halde, bu dilleri nasýl biliyorlar diye þaþtým. Bana; «Böyle olmasa» buyurdular; «Hüccet’le ona uyanlar arasýnda nasýl fark olur? »

«Kendî» isimli bir hoca, Kur’ân-ý Kerîm’de, kendince bulduðu tenâkuzlara dair bir kitap telifiyle meþguldü. Bir gün talebesinden birkaçý, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’yi görmeye gelmiþti. Hz.Ýmâm onlara; «Ýçinizde, üstadýnýza cevap verecek dirayetli biri yok mu?» buyurdular. Onlar; «Biz onun talebesiyiz, üstadýmýza itiraz edemeyiz» dediler. Hz.Ýmâm; «Söyleyeceðim sözleri, biriniz ona söylesin; cevâbýný da gelip bana bildirsin» buyurup, içlerinden birine; «Üstadýn huzûruna var, hürmetle ona de ki» buyurdular. «Aklýma bir soru geldi, bunu da sizden baþka hiçbir kimse cevap veremez. Kur’ân-ý söyleyen, sizin anladýðýnýz anlamlardan baþka bir anlam kastetmiþ olamaz mý? Bu takdirde Kur’ân’daki anlamlara ait yorumlarýnýz yersiz olmaz mý?»

Talebe, Hocasý Kendî’nin yanýna vardý ve bu soruyu sordu. Filozof Kendî, biraz düþünüp; «Sorunu bir daha tekrarlasana» dedi. Soru tekrarlanýnca biraz daha düþünüp; «Evet» dedi. «Lügat ve fikir bakýmýndan, bu mümkündür; Allah aþkýna doðru söyle; sen henüz böyle bir düþünceye varacak derecede deðilsin; bu soruyu kim öðretti sana?» O kiþi; «Doðrusu bu» dedi; «Bana bu soruyu Ebû Muhammed Hasan belletti.» Kendî; «Þimdi doðruyu söyledin, böyle sorularý; ancak o soy mensuplarý sorabilirler; onlar gerçeði aydýnlatýrlar» ve bu hususta yazdýðý müsveddeleri yok etti.”

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin; atalarý gibi Hz.Resûl-ü Ekrem gibi lûtuflarýna, keremlerine sýnýr yoktu; kendilerinden isteneni, umulandan fazlasýyla ihsân ederlerdi.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî;
“Cennette bir kapý vardýr, adý Ma’ruf’tur; o kapýdan; hayýr sahiplerinden, iyilik edenlerden baþkalarý giremezler; Allah’a hamdolsun ki ben, halkýn ihtiyacýný gidermeye çalýþmadayým” buyurmuþlar, sonra Ebû Hâþime bakýp; “Sizde bu yolda yürüyün çünkü; bu dünyada cömertlik edenler, iyilikte bulunanlar, âhirette de ma’ruf olurlar” demiþlerdir.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî; bilgiye, irfâna pek büyük bir önem verirlerdi ve bu konuda þöyle buyurmuþlardýr:
“Bütün dünya ve dünyada ne varsa hepsi bir lokma olsa, bende o bir lokmayý alsam da; bilen, îman ve irfân sahibi olan birisine versem, yine de onun hakkýný ödeyememekten korkarým. Ama bilgisiz, kötü bir kiþiye, bir yudumcaðýz su versem aþýrý gittiðimden, israf ettiðimden korkarým.”

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, “Ehl-i Beyt’e” uyanlara da þu sûretle öðüt verirlerdi:
“Allah yolunda takvâya riâyet etmenizi, mücâhede de bulunmanýzý, iyilikte bulunandan, yâhut günah iþleyenden, kimden olursa olsun size emanet edilen þeylere riâyette bulunmanýzý, emanete hýyânette bulunmamanýzý tavsiye ederim.

Komþularýnýzla iyi geçinmenizi, Allah’a ibâdetteyken secdede uzun müddet kalmanýzý, kulluðu býrakmamanýzý dilerim; çünkü Resûlullah’ýn risâleti bu esaslara dayanmaktadýr. Halkla iyi geçinin, onlarý dolaþýn, hastalarýnýn hatýrlarýný sorun.

Ýçinizden biri; takvâ sahibi olur, doðru söyler, gerçek muamelede bulunur, Ýslâm’ýn edeplerine riâyet eder, dîni vazifelerini yerine getirirse; halk, bu kiþi «Ehl-i Beyt’in» yolunda der; buysa bizi sevindirir; bizim övüncümüz, bezentimiz olun; buna gayret edin; baþýmýzý yere eðdirecek hareketlerden çekinin; bize halkýn sevgisini celb edin; bizden onlarýn kötü zanlarýný, bize lâyýk olmayan düþüncelerini giderin; çünkü biz hakkýmýzda söylenecek her çeþit iyiliklerden, övüþlerden üstünüz; o övüþlere daha da lâyýkýz.

Aleyhimizde söylenecek kötülüklerden ise uzaðýz; bizim Peygamber’e yakýnlýðýmýz var; Kur’ân, hakkýmýzý tayîn etmiþtir, «Tathir âyeti» Allah tarafýndan bizim hakkýmýzda inmiþtir. Bizden baþka kim o âyeti kendisine nisbet ederse yalan söylemiþ olur.”

Akýykýy-ý Behsâyiþi, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askeri’nin, Müslümanlarýn birleþmesine dair bir mektuplarýný, yazýlý kaynaklardan sunar:
“Müslümanlarý bir ailenin fertleri bilmen vazifendir; yaþlýlarý baba mesabesindedir, küçükleri evlât, yaþýt olanlarýysa kardeþ. Bunu böyle kabul edersen, nasýl olurda onlarýn birine zulmedebilirsin? Bu böyle kabul edilince kim bir baþkasýnýn aleyhinde bir adým atabilir? Yahut onun aleyhinde bulunur, yahut da zararýna çalýþabilir?

Þeytan, öbür îman kardeþlerinden daha yüce, daha üstün olduðuna dair gönlüne bir þüphe salarsa, ondan üstün olduðunu sandýðýn kiþi senden yaþlýysa, o elbette benden daha fazla hayýrlý iþlerde bulunmuþtur, benden fazla iyilik etmiþtir de; yok eðer senden küçükse, ben de ondan daha çok suç iþlemiþimdir, ondan daha fazla isyân etmiþimdir; o hâlde, o benden çok daha iyi. O kiþi, seninle yaþýtsa, ben iþlediðim suçlarý biliyorum;ama onun suçlu olup olmadýðýna þüphem var;nasýl olur da þüpheyi yakýndan üstün tutarým de.

Þunu bil ki insanlarýn en iyisi; iyiliði, hayrý insanlarca bilinen; fakat kendisi halkýn ayýplarýný, gizli þeylerini yaymayan kiþidir.”

Onikinci Ýmâm’ýn Mehdî olduðu hakkýndaki hadîsler ve Þiâ’nýn Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’yi, Onbirinci Ýmâm tanýmasý, Abbas oðullarýnýn telâþýný, ürküntüsünü büsbütün arttýrmýþtý.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin henüz çocuklarý olmamýþtý; fakat bu, doðru muydu? Buna bir türlü inanamýyorlardý. Onun içinde Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin evleri dâimâ göz altýndaydý; kendilerini zindana attýrmaktansa, bu daha da emin bir çareydi.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:15 AM
Halîfe Mühtedi; Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’yi zindana attýrmýþ, Sâlih’i de hallerini teftiþe ve kendisine haber vermeye memur etmiþti. Hz.Ýmâm’a her türlü nobranlýðý yapmasý emredilen Sâlih, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin tesiri altýnda kalmýþ, Halîfe Mühtedi’ye; “Gündüzün akþama kadar, geceleyin sabaha kadar ibâdetle meþgul olan, kimseye bir söz söylemeyen, duâdan, ibâdetten baþka bir þeyle meþgul olmayan ne yapabilir ki” diye haber göndermiþti. Halîfe Mühtedi, Hz.Ýmâm Hasna’ül Askeri’yi þehit ettirmeyi kafasýna kurmuþtu, fakat dilediðini baþaramadan öldü gitti.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, halîfe Mu’temid tarafýndan da birkaç kere hapsettirilmiþti. Bu suretle devrin iktidarý; hem Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’yi Þîa’yla görüþtürmemiþ oluyor, hem de çocuklarý olmasýný engelliyor, kendileri de göz altýnda bulunduruluyordu. Halîfe Mu’temid zindandaki memurlardan, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî hakkýnda dâima haber almakdaydý; fakat Hz.Ýmâm’ýn ibâdetten, namaz ve niyâzdan baþka birþeyle uðraþmadýklarýný haber alabiliyordu, yalnýz her gününü oruçla geçirmekdeydi.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, iftar vaktinde kendilerine evden gönderilen yemeði zindandakilerle beraber yiyorlardý. Zindanda bulunanlardan da kendilerine uyup oruç tutanlar oluyordu. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askeri, bir kerede, Otamýþ adlý birinin murâkabasý altýnda hapsedilmiþti. Bu adamcaðýz Ali evlâdýna pek düþmandý, Hz.Ýmâm’a iyice eziyet etmeyi kurmuþtu; fakat Hz.Ýmâm’ýn heybetleriyle beraber güzellikleri, temkin ve vakarlarýyla beraber lütuflarý, mürüvvetleri, Rabbine karþý ibâdetleri, itâatleri bu zâtý þaþýrtmýþtý. Ali evlâdýna riâyet eden, inancý saðlam bir kiþi oldu.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî son defa Hicret’in 266. yýlýnda hapsedilmiþlerdi. Bir gün annelerine; “Bu yýl bir eziyete uðrayacaðým” buyurmuþlardý. Anneleri aðlamaya baþlayýnca; “Aðlamanýn, üzülmenin çaresi yok” demiþler, o yýlýn Safer ayýnda memurlar gelip kendilerini almýþlar, zindana koymuþlardý. Kardeþleri Cafer de kendileriyle beraber zindana atýlmýþtý.

Birkaç gün sonra Halîfe Mu’temid, zindancýyý çaðýrdý;
“Git, imâm’a selâmýmý söyle, evlerine gidebilirler” emrini verdi. Memur, zindan kapýsýna gelince orda eðerlenmiþ, gemi vurulmuþ bir atýn durduðunu gördü. Kapýyý açýnca baktý gördü ki; Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî giyinmiþler, kapýda bekliyorlardý. Memur, Halîfe Mu’temid’in selâmýný ve emrini söyleyince Hz.Ýmâm bir müddet durdular, sonra;
“Git, Mu’temid’e söyle, benim çýkmam Cafer’in kalmasý ayýp bir þey olur, onunla geldik onunla çýkacaðýz” buyurdular.

Zindancý gidip bu hâli Mu’temid’e bildirdi. Halîfe Mu’temid:
“Cafer’i de kendilerine hürmetten býrakýyorum, yoksa onu hem bana, hem kendilerine karþý suçlu gördüðümden hapsetmiþtim” demesini zindancýya emretti. Zindancý, dönüp Mu’temid’in sözlerini bildirdi ve her ikisini de býraktý.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, Hicri 266. yýlý Rebiülevvelin ilk günü rahatsýzlandýlar, 8. gününe doðru hastalýklarý arttý. O gün sabahleyin namazý kýldýktan sonra, mübarek ruhlarýný teslim ettiler. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî yýkanýp kefenlendikten sonra kardeþleri Cafer, namazlarýný kýlmak üzere geldikleri sýrada, Onikinci Ýmâm Sâhib’ül-Emr gelip Cafer’in eteðini çekerek; “Amca” buyurdular; “Babamýn namazýný kýlmaya benim senden daha üstün hakkým var.” Cafer geri çekilmeye mecbur oldu. Zamanýn Ýmâmý babalarýnýn namazýný kýlýp çekildiler.

Bütün bu rivâyetlerden anlaþýlýyor ki; gasillerinde, tekfîn ve techîzlerinde, namazlarýnda yani bu dîni emirlerin yerine getiriliþinde, hariçten hiçbir kimse bulunmamýþtýr. Bütün bunlardan sonra Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin Hak’ka kavuþtuklarý duyuruldu. Þehir umumi bir yas havasýna büründü. Dükkanlar kapandý, herkes toplandý, cenaze evden çýkarýldý, þehirde gezdirildi.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin, Halîfe Mu’temid tarafýndan zehirlettirilerek þehit edildikleri rivâyet edilmiþtir.

Hz.Ýmâm Hasan bin Ali’nin ve Hz.Ýmâm Cafer’üs Sâdýk’ýn;
“Bizden hiçbir kimse yoktur ki; katledilerek yahut zehirlettirilerek þehit olmasýn” buyurduklarýna göre bu rivâyet doðrudur.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin Hak’ka kavuþmalarýndan sonra, Halîfe Mu’temid tarafýndan haklarýnda sonradan gösterilen zâhiri ihtîmam, kefenlerinin açýlýp halka, Ali evlâtlarýna, Hâþim oðullarýna gösterilmeleri, eceliyle vefât ettiklerinin tespitinde gösterilen gayret de, bu rivâyetin doðruluðunu gösterir.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, Hicri 260. yýlý (Milâdi 875) Rebiülevvel ayýnýn 8. gününde, Hak’ka kavuþtuklarýnda 28 yaþlarýnda idi. Ýmâmetleri 5 yýl, 8 ay, 5 gün’dür. Soylarý evlâdý Hz.Ýmâm Mehdî’den yürümüþtür.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin; tefsirleri, mektuplarý, risâleleri ve kýsa sözlerden oluþan çok deðerli yazýlý eserleri mevcuttur. Türbeleri Samarra-Baðdat’tadýr.

Kendilerinden sonra imâmet, oðlu Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’ye intikal etmiþtir.
En doðrusunu Allah bilir.
Vecîzelerinin Bir Kýsmýhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin bugün elde bulunan eserleri þunlardýr:
1. Tefsirleri,
2. Kýsa sözleri,
3. Mektuplarý,
4. Helâl ve harama ait risâleleri.

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin, bu eserlerindeki sözlerinde ve nasîhatlarýnda, insanlýk için alýnacak nice kýymetli dersler vardýr. Bazý sözleri þunlardýr:

Allah’tan çekinin. Dîne ve insanlýða kir deðil, süs olun. Kendinizi halka sevdirin. Kendinizden kötü isnâdlarý giderin.
Allah’tan çekinmenizi, dinde ihtiyâtla hareket etmenizi, Allah yolunda çalýþmanýzý tavsiye ederim. Her zaman ve her yerde doðru sözlü olunuz. Size emanet edilen þeyi, bu emaneti yapan ister iyi bir insan, ister kötü bir insan olsun, mutlaka yerine getirin.
Baþkalarýnda görüp de beðenmediðin þeyler, seni terbiye etmeðe yeter.
Bâtýl benliðine binen, nedâmet evine konar.
Beli kýran þeylerden biri de, gördüðü iyiliði örten ve kötülüðü yayan komþudur.
Biz ancak hakkýmýzda söylenen güzel sözlere lâyýkýz. Bize isnâd olunan her kötü sözden ise uzaðýz. Allah’ýn kitabýnda hakkýmýz var. Resûlullah’a yakýnýz. Cenâb-ý Hak bizi tertemiz etmiþtir. Hakkýmýzda kötü zânda bulunan, bize bir kötülük isnâd eden ancak yalancýdýr.
Budala kiþinin yüreði, aðzýndadýr. Akýllý kiþinin ise aðzý, yüreðindedir.
Cömertliðin de bir derecesi vardýr. O dereceyi aþtý mý, cömertlik artýk isrâf sayýlýr. Nitekim yiðitliðin, kahramanlýðýn da bir derecesi vardýr. O derece aþýlýrsa kýzgýnlýk, kudurganlýk olur. Ýktisadýn da bir hududu vardýr. Bu hudut aþýldý mý, hasislik baþlar.
Çok uyuyan, çok rüya görür.
Düþmanýn en az hilekârý, sana olan düþmanlýðýný ap-açýk gösterendir.
Gönül alçaklýðý, öyle bir nimettir ki, hiç kimsenin hasedini çekmez.
Hayýr eken, hayýr biçer. Þer eken, piþmanlýk biçer. Kim ne ekerse ancak onu biçer.
Her kötülüðün anahtarý öfkedir.
Ýnsanlardan çekinmeyen, Allah’tan da çekinmez.
Kederli olan bir kimsenin kederine saygý gösterin. Böyle bir kimsenin yanýnda sevincini göstermek, edebe sýðmaz.
Komþularýnýzla iyi geçinmeðe bakýn. Hz.Muhammed bunu emretmiþtir. Dostlarýnýzý, yakýnlarýnýzý ziyaret edin. Hastalarýn hatýrýný sorun. Cenazelerde hazýr bulunun, kimsenin hakký üzerinizde kalmasýn, borçlarýnýzý edâ edin.
Lâyýk olmayan bir kimseyi öven, haksýz olarak birine bir kötülük isnâd eden adama benzer. Yaptýklarý iþ arasýnda fark yoktur.
O ne kötü bir kuldur ki; iki yüzlü, iki sözlüdür. O, kardeþini yüzüne karþý metheder de arkasýndan etini yer. O, kardeþine bir þey verilecek olsa kýskanýr. Baþýna bir felâket geldiði zaman ise onu hemen kötülemeðe kalkýþýr.
Sizden biri ihtiyâtla hareket eder, doðru sözlü olur, insanlarla iyi bir hûyla geçinirse ve onu herkes severse, bu beni sevindirir.
Suç iþlemeyi terk eden makbûl bir kuldur.
Þaþýlmayacak bir þeye gülmek bilgisizliktir.
Þükretmeyen, þükretmesini bilmeyen, nimet nedir bilmez. Uðradýðý nimet karþýsýnda buna þükreden, nimetin kadrini bilip anlayandýr.
Yüz güzelliði dýþ güzelliktir; aklýn, zekânýn güzelliði ise öz güzelliktir.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:17 AM
ONÝKÝNCÝ ÝMAM HZ. ÝMAM MUHAMMED MEHDÝ'NÝN HAYATIhttp://www.ziyababa.org.tr/bosluk.gif
Onikinci ve son imâm olan, Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî, Hicri 255. yýlý Þaban ayýnýn 15. gününde Samarra kentinde dünyaya gelmiþlerdir. Babalarý, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, anneleri Nercis Hatun’dur.

Ýsimleri, cedleri Hz.Peygamber’in mübarek isimleri, künyeleri mübarek künyeleridir. Lâkaplarý; “Sâhib’üz Zamân (Zamânýn Sâhibi), Sâhib’üd Dâr (Yurdun Sâhibi), Kaaim (Ayakta duran, kýyâm eden), Hüccet (Reddi mümkün olmayan kesin delil), Hâtim (Hatmeden, sona erdiren) Muntazar (Beklenen), Nahiyet’ül Mukaddese (Kutlanmýþ yön), Hâdi (Hidâyete sevk eden)” ve “Mehdî (Hidâyete ermiþ)” tir. En meþhur lâkaplarý ise; “Sâhib’üz-Zamân” ve “Hüccet” dir.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy, Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’den bahsederlerken;
“Zuhûr edip, zulümle, cevirle dolmuþ olan yeryüzünü eþitlikle, adâletle dolduruncaya kadar adýný anmak helâl de deðildir” buyurmuþlardýr.

Hz.Ýmâm Mûsâ-i Kâzým da buyurmuþlardýr ki;
“Doðumu insanlardan gizli tutulur; üstün ve yüce Allah, cevirle, zulümle, dolmuþ olan yeryüzünü, onun vasýtasýyla eþitlikle, adâletle dolduruncaya kadar da adýný anmak helâl olmaz.”

Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin Hak’ka kavuþmalarýndan sonra, zamanýn imâmýndan, isminden ve mekanýndan sorulan soruya;“Ýsmiyle anýlýrsa yayýlýr; mekânýný bilirlerse bulunur” tarzýnda cevap gelmiþtir.

Onikinci Ýmâm’dan el yazýlarýyla ve sefirler vasýtasýyla gelen emirlerde de; mübarek adlarýnýn anýlmamasý, kesin olarak buyrulmuþtur.

Hz.Ýmâm Muhammed’ül Takiyy’nin kýzlarý, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin halalarý Hakime Hatun, Onikinci Ýmâm Sahib’ül-Emir’in doðumlarýný þöyle anlatýr:
“Ýmâm Hasan’ül Askerî bana, bu gece bizde iftar et, Þâban ayýnýn 15. gecesi ve bu gece Allah, Hüccetini izhâr edecek” diye haber gönderdiler.
Evlerine gittim, kendilerine; “Anneleri kim?” diye sordum. “Nercis” buyurdular. Ben; “Kendisinde doðum alâmeti görmüyorum” dedim.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî:
“Gerçek, benim dediðimdir” buyurdular.
Nercis geldi, bana; “Seyyidem” diye hitab etti ve ayaklarýmý çýkarmak istedi.
Ben, kendisine engel oldum; “Seyyidem sensin” dedim.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî bu sözümü duyunca;
“Allah sana hayýrla mükâfat etsin hala” dediler.
Ben, Nercis’e;“Allah sana bu gece bir çocuk ihsân edecek ki, dünyanýn da efendisi olacak, âhiretin de” dedim. Nercis utangaç bir halde oturdu. Ben; namaz kýldým, iftar ettim; biraz yattým uyudum. Gece namazýna kalktým, sonra tekrar yattým. Derken korkarak uyandým, Nercis uyuyordu; biraz sonra o da uyandý; gece namazýný kýldý; sonra yattý. Henüz bir doðum alâmeti olmadýðý için âdeta tereddüte düþtüm.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî odalarýndan;
“Hala can vaad edilen vakit yaklaþmakta; acele etme” diye seslendiler.
Ben; “Elif-Lâm-Mim ve Yâ-sin sûrelerini” okudum. O anda Nercis korkarak uyandýlar. Koþup yanýna gittim;“Allah korusun seni, doðum mu var?” diye sordum.
Nercis; “Evet” dedi. Kendisini baðrýma bastým.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî;
“Kadir sûresini oku hala” buyurdular. Tanyeri aðarýrken Onikinci Ýmâm, dünyayý þereflendirdiler.

Sâhib’üz Zamâný, doðumlarýndan sonra; babalarý Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin âhirete intikallerinden önce, yakýnlarýndan birçok kiþi görmüþ, kendileriyle görüþmüþtür. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’de; onu yakýnlarýna göstermiþler, müjdelemiþler, o cümleden olarak; “Sahibiniz budur” buyurmuþlardýr.

Birçok ünlü hadîs kitaplarýnda bu konu þöyle anlatýlýr:
“Son zamanda, yeryüzü cevir ve zulümle dolduðu vakit, Resûlullah’ýn soylarýndan ve Hz. Fâtýma’nýn evlâdýndan «Mehdî»nin zuhûr edip, âlemi; adâletle, eþitlikle dolduracaðý” hakkýnda birçok hadîs mevcuttur.

Ümeyye ve Abbas oðullarý zamanlarýnda, hattâ daha da sonraki devirlerde;
Ýslâm’a hükmeden, dîni siyâsete alet haline getiren, halîfeliði kendilerine meþru bir hak olarak tanýtan kiþilerin, onlarýn temsil ettikleri iktidarlara karþý kýyâm edenlerin yahut onlarýn kudretlerini ellerine alýp onlar gibi hükmetmek isteyenlerin hemen hepsi, Mehdî hadîslerine dayanmýþlar, kendilerini Mehdî tanýtmaya çalýþmýþlar yahut da taraftarlarý bu yolu tutmuþlardýr.

Ehl-i Sünnet de Mehdî’nin zuhûrunu kabul ederler. Bunun en kesin delili de; Kenya’dan Ebû Muhammed adlý bir zâtýn, Mekke-i Mükerreme’deki “Rabýtat’ül-Âlem’il-Ýslâmi Cemiyeti”ne, Mehdî hakkýnda gönderdiði yazýlý soruya, cemiyet tarafýndan verilen tafsîlâtlý cevapta söyle denilmektedir.

Hicaz bilginlerinin reylerini de bildiren bu cevapta:
“Kýyamet alâmetlerinden olmak üzere zuhûr edeceði, Mekke’de Rükün’le Makam, yâni Kâ’be-i Muazzama’yla, Hacer’ül-Esved arasýnda kendisine bey’at edileceði bildirilen ve hadîslerde, sayýlarý oniki olarak buyurulan ve yine zuhûruyla küfür ve zulümle dolmuþ bulunan yeryüzünü, adâletle, eþitlikle dolduracaðý, bütün âleme hükmedeceði, 7 yýl hüküm süreceði, kendisinden sonra, ÃŽsâ Peygamber’in de ineceði, Deccâl’in öldürüleceði anlatýlan Mehdî’nin, bir gerçek olup buna inanmanýn lüzûmundan” îzâh olunmaktadýr.

Cevâbýn devamýnda:
“Mehdî’nin zuhûruna îman etmenin Ehl-i sünnet vel cemâat inançlarýndan bulunduðu, bunu; ancak sünneti bilmeyen, yahut inançta bid’at ehli olan kiþinin inkâr edeceði” söylenerek son bulmaktadýr.

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:17 AM
Gaybet:
Hz.Hüccet’in iki gaybetleri, yani gizleniþleri vardýr; birinci gizleniþleri doðduklarý anda baþlar, Hicri 328. yýlý Þaban ayýnýn 15. gününe kadar sürer. Bu müddet içinde Onikinci Ýmâm’ý, babalarý Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî, ashâbýn ileri gelenlerine göstermiþler; “Kendilerinden sonra Allah hücceti ve ümmetin Ýmâm’ý olacaklarýný” bildirmiþlerdir.
Bir çok kiþi de çeþitli münâsebetlerle Onikinci Ýmâm’ý görmüþlerdir. Ancak bu görüþler hikmetinden dolayý ânî olmuþtur. “Küçük gizleniþ çaðý” denen ve 73 yýl süren bu müddet içinde, “Sâhib’üz Zamân”la Þîa arasýnda, yine kendilerinin emirleriyle birbirlerini istihlâf eden dört kiþi, Sefirlik hizmetini görmüþlerdir. Bunlar; Dört Nâib, Dört Sefîr anlamlarýna gelen “Nüvvâb-ý Erbaa, Süferâ-yý Erbaa”diye anýlýrlar.

Dört Sefir:
1- Said oðlu Ebû Amr Osman:
Esed oðullarý boyundan olan Ebû Amr Osman, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî ve Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin ashâbýndandýr. Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye daha çocuk denecek bir yaþta, 11 yaþlarýnda hizmete baþlamýþ, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin vekilliðini ifâ etmiþtir. Sâmýrâ’nýn “Asker” mahallesinde oturduklarý için “Askeri” diye de anýlýrlardý. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî ile Þîa arasýndaki sefirlikleri dolayýsýyla, kendilerine imâm’ýn kapýsý anlamýna gelen “Bâb”denilmiþtir.

Ahmed bin Ýshak, Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye:
“Efendim, her vakit sizinle müþerref olamýyorum; böyle zamanlarda bir müþküle düþersem kimin sözünü tutayým” diye sormuþtu.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’de kendisine;
“Bu Ebû Amr kendisine inanýlýr, emin bir kiþidir; size benim tarafýmdan ne derse, o söz bendendir” buyurmuþlardýr.

Ahmed bin Ýshak der ki:
Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî Hak’ka kavuþtuktan sonra oðullarý Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’ye yine ayný soruyu sordum.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’de bana;
“Bu Ebû Amr, inanýlýr, emin kiþidir, hayatta da, mematta da inandýðým zâttýr. O, size ne söylerse, ne buyurursa bendendir” dediler.

Bir gün Þîa’dan kýrk kiþi; kendilerinden sonra Allah hüccetinin kim olduðunu sormak üzere, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin huzûruna varmýþlardý.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî;
“Benden sonra hüccet kimdir diye sormaya geldiniz, deðil mi?” buyurdular.
Meclistekiler; “Evet” dediler. O sýrada meclise, ay parçasý gibi bir çocuk geldi. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’ye çok benziyordu.
Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî:
“Benden sonra imâmýnýz, size halîfem budur; Benden sonra daðýlmayýn, yoksa hepinizde dîninizde helâke düþersiniz; þunu da bilin ve bildirin ki bu günden sonra onu bir daha göremeyeceksiniz. Ebû Amr ne derse kabul edin, onun emrine uyun, sözünü dinleyin. Artýk o, imâmýnýzýn halîfesidir, emir ona râci’dir” buyurdular.

Hz.Ýmâm Aliyy’ün Nakî’ye de vekalet hizmetini ifâ eden Ebû Amr, Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî’nin vekilliðini de yapmýþtý. Ebû Amr’ýn vefât tarihini kesin olarak bilmiyoruz. Baðdat’da medfundurlar.

2- Ebû Cafer Muhammed:
Ebû Amr’ýn vefâtlarýndan sonra sefirlik hizmetini, oðullarý Ebû Cafer Muhammed ifâ etmiþlerdir. Hz.Ýmâm Hasan’ül Askerî hayatlarýnda, Osman bin Said’le oðullarý Ebû Cafer Muhammed’in sefirliklerini Þîa’ya bildirmiþlerdi.

Ebû Cafer Muhammed, babalarýnýn vefâtlarýndan önce de Hz.Ýmâm-ý Zamân’ýn sefirlik hizmetlerini ifâ ederlerdi; arada bir onlara da haber gelirdi. Saðlýklarýnda kabirlerini hazýrlamýþlar, vefât edecekleri günü bildirmiþlerdi. Her gün hazýrladýklarý kabre girerler, orada Kur’ân-ý Kerîm’den bir cüz okurlardý. Bildirdikleri zamanda Hicri 305. yýlýnda vefât ettiler ve Baðdat’da hazýrlattýrdýklarý kabre defnedildiler.

3- Hüseyin bin Rûh:
Nev-bahtiler soyundandýr. Künyeleri; “Ebü’l-Kasým”dýr. Hz.Ýmâm-ý Zamân’ýn emirleriyle, haberleriyle sefirlik hizmeti, Ebû Cafer Muhammed’den sonra kendilerine verilmiþtir. Ebû Cafer Muhammed, vefâtlarýndan evvel Þîa’nýn ileri gelenlerini çaðýrmýþlar;
“Sefârete, Hz.Ýmâm’ýn emirleriyle Hüseyin bin Rûh’un tayîn edildiklerini” bildirmiþler; “Benden sonra ona baþvurun, iþlerinizi, onun vasýtasýyla görün” demiþlerdi. Hüseyin bin Rûh, takýyyeye pek riâyet ederlerdi. Hicri 326. yýlýnda vefât ettiler ve Nev-bahtliler kabristanýna defnedildiler.

4- Ali bin Muhammed’is Samuri:
Hz.Ýmâm’ý Zamân’ýn emirleriyle, Hüseyin bin Rûh tarafýndan, kendilerinden sonra, yerlerine sefir olarak tayîn edildikleri bildirilmiþtir.

Ali bin Muhammed’is Samuri’nin künyeleri “Ebül-Hasan”dýr. Þiâ, onun vasýtasýyla gelen haberlere uyar, sorulara delâletleriyle cevap alýrdý. Ali bin Muhammed’is Samuri vefâtlarýna yakýn, ileri gelenleri çaðýrdýlar ve onlara Sâhib’üz Zamân’dan gelen þu haberleri getirdiler.

Haberin meâli þu idi:
“Rahmân ve Rahîm olan Allah adýyla.
Ey Sâmýrâ’lý Muhammed oðlu Ali, Allah senin yüzünden kardeþlerinin ecrini artýrsýn. Sen öleceksin, ölümüne de 6 gün kalmýþtýr. Ýþini derleyip toparla; ölümünden sonra da yerine geçmek üzere birisi hakkýnda tavsiyede bulunma. Gerçekten de artýk tam Gaybet baþlamýþtýr ve zikri yükseldikçe yücelsin. Allah izin vermedikçe zuhûr yoktur; zuhûr ancak onun izniyle olur; bu da uzun bir zaman sonra, kalbler kasvete düþtükten, yeryüzü cevirle dolduktan sonra olur ancak. Þiâ’ma beni gördüklerini söyleyenler gelecektir; fakat Süfyâni’nin çýkmasýndan, yüce sesin duyulmasýndan önce, beni gördüðünü iddia eden yalancýdýr, iftiracýdýr. Hâlden hâle çevirmek, güç kuvvet ancak yüce ve ulu Allah’ýndýr.”

Gerçekten de bu haberin geliþinden 6 gün sonra Ali bin Muhammed, kendisine gelenlere; “Senden sonra vasîyin kimdir?” sorusunu soranlara, Ali bin Muhammed Kur’ân-ý Kerîm’in; “Emir, ancak Allah’ýndýr; O yapacaðý iþi yerine getirir” (Talâk 3.âyet) âyetini okuyarak cevap vermiþler ve bu söz, son sözleri olmuþtu. Ali bin Muhammed, Hicri 328. yýlýnda vefât etmiþtir. Ali bin Muhammed’in vefâtlarýyla “Gaybet-i Kübrâ (Büyük, uzun gizlilik çaðý)” baþlamýþtýr.

Sâhib’üz Zamân; “Gaybet-i Kübrâ (Büyük, uzun gizlilik çaðý)”da arada sefir yokken, Þîa’nýn nasýl hareket etmesi gerektiðini de meâlini yazdýðýmýz þu haberlerinde beyân buyurmuþlardý:
“Yeniden yeniye ortaya çýkan olaylarda, hadîslerimizi rivâyet edenlere baþvurun; çünkü; onlar, sizin üzerinizde hüccetimdir benim; ben de onlara Allah hüccetiyim. Gaybetim zamanýnda benden faydalanmak, bulut altýna girdiði zaman güneþten faydalanmaya benzer. Yýldýzlar nasýl gök ehline amânsa, ben de yeryüzündekilere amâným; onlar benimle esenleþirler. Soru kapýsýný kapatýn; size gerekmeyen þeyleri sormayýn, bilmediðiniz þeylerin üstüne düþmeyin.”

Sâhib’üz Zamân’ýn haberlerinde ki son emirde, þu âyeti buyurmuþlardýr:
“Ey inananlar, size açýklanýnca hoþunuza gitmeyecek þeyleri sormayýn. Kur’ân indirilirken bunlara ait bir þey sorarsanýz, hükmü açýklanýr size.”(Maide 101-102. âyetler)

Hz.Ýmâm Zeynel Âbidin Ali bin Hüseyin;
“Yeryüzü, Allah Âdem’i yarattýðý andan beri, Allah hüccetinden hâli kalmamýþtýr; ama o hüccet görünür, tanýnýr yahut gizlenir görünmez; fakat kýyamet kopuncaya kadar yeryüzü Allah hüccetinden hâli kalmaz. Bu böyle olmasa, Allah’a kulluk edilmez” buyurmuþlardýr.

Onikinci Ýmâm’ýn gaybetleri dolayýsýyla, kendilerinin sefirlik ve nâiblik hizmetlerini emirleriyle görenler bulunduðu gibi, bu makama sahib olduklarýný iddia edenler, bu sûretle dünyalarýný mamur etmeye, halk içinde mevkiilerini yüceltmeye çalýþan, yalancýlar da çýkmýþtýr.

Mehdî’nin son zamanlarda çýkacaðý hakkýndaki hadîslere dayanarak, bazý kiþilerin, Mehdî olduðu iddia edilmiþtir. Bazý kiþilerde bu çeþit davaya giriþerek, meydana çýkmýþlardýr. “Mehdî’yim” diye çýkanlarýn bir kýsmý uydurma bilgilerle, güç riyâzâtlarla, akli dengelerini yitirenler, kendi kendilerini inandýranlar ve bazý saf kiþileri de kandýranlardýr. Bir kýsmýysa âhiretlerini dünyaya satanlar, hüküm ve hükümet peþinde koþanlardýr.

Zuhur Alâmetleri:
Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’nin gaybetleri, îman ehli için bir imtihandýr. Gerçek inanç ehli onun varlýðýna inanýr.

“Ýbâdetin en üstünü, darlýktan kurtuluþu, ferahlýða çýkýþý beklemektir ve Allah’ýn kudretiyle, lûtfuyla kurtulmayý, ferahlýða kavuþmayý bekleyiþ ibâdettir” Hadîs-i þerifleri gereðince; gerçek îman ve inanç ehli; “Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’nin zuhûruyla geniþliðe feraha çýkmayý, îman ve Ýslâm’ýn bütün dünyaya hakim olmasýný bekler; îmanlarýnda þüphe ehli olanlar ise, ümitsizliðe eleme düþer, inkâra yönelir.”

Hz.Peygamberimizin Hadîs-i þeriflerinde; “Ehl-i Beyt” imâmlarýnýn beyânlarýnda zuhûr alâmetleri de bildirilmiþtir.

Bu alâmetlerde Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’nin;
“Yalanýn, inançsýzlýðýn hüküm sürdüðü, rüþvetin, faizin helâl bilindiði, namazýn yittiði, iyiliði buyurmanýn, kötülüðe engel olmanýn imkâný kalmadýðý, haram olan þeylerin hepsinin de helâl tanýndýðý, zulmün yayýldýðý, müminlerin ümitsizliðe elemlere düþtükleri, Kur’ân’dan yalnýz ders, Ýslâm’dan yalnýz ad kaldýðý, kan dökmenin önemsiz sayýldýðý bir zamanda, zuhûr edip, âlemi adâletle yeniden ihyâ edecektir.”

yaðmur yüreklim
13-09-2006, 06:18 AM
Bunlar zuhûrun küçük alâmetleridir ve hepsi de hemen hemen belirmiþtir.

“Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî’den önce Mehdîlik davasý güdenler çýkacak; «Nefs-i Zekiyye (Temiz kiþi)» denen biri, Mekke-i Mükerreme’de, Rükün’le Makam arasýnda þehit edilecek, bulaþýcý hastalýklarla birçok kiþi telef olacak, halkýn yarýsýndan fazlasýný kýrýp geçiren savaþlar kopacak, «Süfyâni» denen bir zalim çýkacak, Mekke’yle Medine arasýndaki Beydâ çölünde adamlarýyla yere batacak, Ramazan ayýnda; uyuyanlarý uyandýracak, uyanýklarý korkutacak þiddetli bir ses onu bildirecek, Güneþle Ay bir biri ardýnca tutulacak ve Mehdî zuhûr edecek.”

“Hz.Ýmâm Muhammed Mehdî zuhûr edince; «Bedir savaþýnda bulunanlarýn sayýsýnca üçyüz onüç kiþi, Kabe-i Muazzama’nýn dibinde, kendilerine bey’at eyleyecek, sonra bütün îman ehli ona uyacak, gökten ÃŽsâ Peygamber inecek, namazda ona uyacak, Deccâl denen ve zulmün yalanýn mümessili olan kiþi öldürülecek, Ýslâm bütün gerçekliðiyle, adâletiyle âleme yayýlacaktýr. »”

Bu anlatýlanlarda, zihinlerin takýldýðý tek þey;
“Büyük Gizleniþ devrinin uzunluðu ve bir insanýn bu kadar müddet yaþayýp yaþamamasýdýr. Biz, bunun üzerinde durup uzun ömürlüleri örnek vermeyi, hayatýn uzatýlmasý üzerindeki çalýþmalarý, bunun imkânýný anlatacak, bu konulara dalacak deðiliz. Âlemde olmasýna aklen imkân bulunmayan nice þeyler olmuþtur ve ola gelmektedir. Allah’ýn gücü, kudreti herþeye yeter.

Esasen, bu îmana ait bir þeydir. Zerrede âlem yaratan, zerreye âlemler sýðdýran, hayatý ölüme, ölümü hayata sebep eden mutlak kudret sahibine inanan, hikmetlerini bilemediðini bilen, kudretini anlayamadýðýný anlayan kiþi buna da inanýr; inanmayana ise, zaten sözümüz yoktur.”

Bu bahsi, Kur’ân-ý Kerîm’in þu âyet-i kerîmesiyle tamamlamak istiyoruz:
“Onlara de ki: Gayb, ancak Allah’a mahsustur. Bekleyiniz, iþte ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” (Yunus 20. âyet)

En doðrusunu Allah bilir.

kaynak:

www.ziyababa.org

asli_33
13-09-2006, 06:24 AM
emegine saglik seval can ..anlatim böyle olmali ..
hak hizmetlerini kabul etsin...
diðer forumda ele alindi lakin hepsi bir arada alinmasi çok güzel olmus vede kapsamlý þekilde ..varol seval can

yolcu_58
13-09-2006, 06:28 AM
paylaþým için çok saol can

AleviGenç
13-09-2006, 06:32 AM
paylaþým için çok saol can

Selam
Sende saðol can...
Sende teþekkürür hak ediyorsun :)

Cano
13-09-2006, 10:54 AM
Konular birleþtirilmiþtir.. bilginize..


Teþekkürler canlar.. emeðinize saðlýk..

yolcu_58
13-09-2006, 01:14 PM
Konular birleþtirilmiþtir.. bilginize..


Teþekkürler canlar.. emeðinize saðlýk..
konuyu birleþtirdigin için çok saol teþekür ederim saol