wengesodiri
19-08-2007, 03:09 AM
Hacı Bektaş
Devletin, devletçilerin Hacı Bektaş'ı başka!
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'nin 44'üncüsü başladı bu hafta. 44'üncüsü olduğuna göre, ne zaman nasıl başladı, bir bakalım.
"Hacı Bektaşı Veli'yi Anma Törenleri", 16 Ağustos 1964'te, Hacı Bektaşı Veli'nin yattığı türbe ve dergahın müze haline getirilmesiyle birlikte başladı. Kesintiler olsa da 40 yılı aşkın bir süredir her yılın ağustosunda toplanıyor alevi halkımız orada.
Törenler, uzun yıllar sadece "dini" çerçevede sürdü. Aleviler, kutsal kabul ettikleri türbeyi ve çevresindeki ziyaret yerlerini geziyor, Hacı Bektaş Dergahı'nın eşiğine "yüz sürüyor"lardı. Törenler, zaman içinde, Anadolu'nun dört bir yanından alevi ozanların, gezici aşıkların, tiyatro, semah gruplarının, yerel derneklerin katılımıyla bir kültür etkinliğine dönüştü. Bu değişim, bir yanıyla da ülkemizdeki mücadelenin gelişimine paralel oldu.
12 Eylül'le birlikte cunta, törenleri düzenleyen Hacı Bektaş Derneği'ni kapattı, törenler de cuntanın müdahalesinden nasibini aldı. Artık ilerici sanatçılar uzun yıllar orada türkülerini söyleyemeyecekti. Ama ülkemiz ilginç bir ülkedir; Hacı Bektaş Derneği 12 Eylül Cuntası tarafından kapatılıp törenler rehin alınırken, yıllar sonra törenlere cumhurbaşkanları, başbakanlar katılmaya başlayacaktı.
*
http://www.yuruyus.com/www/images/BektasiTekkesindeAyin-17yuz.jpg
Peki kimdi Hacı Bektaş-ı Veli? Veli olmadan önce nereden gelmiş, nereye gidiyordu? Kimdi ki, alevi halk onun etrafında toplanıyor, egemenler, onun üzerinde böylesine yasaklı, demagojili politikalar geliştiriyorlardı?
*
Hacı Bektaş-ı Veli, aleviliğin, Anadolu'da oluşan ve bugüne uzanan en büyük kollarından biri olan bektaşiliğin kurucusudur. Alevi halkın büyük bölümü, yüzyıllardır onu yol göstericisi olarak kabul eder. O'nun ocağında yetişen, O'nun postunda oturan dedeleri ve onların soyunu sürdürenleri sahiplenir.
Hacı Bektaş-ı Veli'nin görüşlerinin özü, özeti nedir denirse ve bunu bir cümleyle ifade etmek gerekirse, eşitliği, kardeşliği, paylaşımı erdem sayan, insana saygıyı, sevgiyi ibadet kabul etmesi, onun felsefesinin özetidir. O şeriatı, hac, namaz gibi biçimsel ibadetleri reddedip, "gönül ibadeti" düşüncesini geliştirmiştir. Mesela abdest alarak insanın temizlenmeyeceğini, asıl temizliğin içimizdeki şeytanı yenmekle olacağını söyler. Düşünceleri, onun ölümünden sonra kaleme alınmış olan Malakat'da anlatılmıştır. Malakat, bektaşiliğin, aleviliğin en temel kitaplarından biri olarak kabul edilir.
Lakin yaşamı üzerine rivayetler muhteliftir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin doğum tarihi konusunda iki farklı görüş var. Fakat sanmayın ki, sorun sadece tarihi bir belirsizliktir. Öyle olsa, belirsizliğin sadece doğum tarihine ilişkin olması gerekti. Ama öyle değil. Hacı Bektaş'ın Türk mü, Arap mı olduğu konusunda da rivayetler muhteliftir. Hacı Bektaş, kimine göre isyancı, kimine göre devletçidir... Hatta kimilerine göre, alevi bile olmayıp, sünnidir. Peki neden bu kadar farklılık, bu kadar spekülasyon neden? En başta şunu belirtelim ki, Hacı Bektaş'ın tarihine yaklaşım, aleviliğin özüne yaklaşımdan ayrı değil..
Nasıl ki, aleviler hakkında söylenenler "dinsiz, imansızlar"dan başlayıp "din kardeşlerimizdir"e kadar uzayan bir değişkenlik arzediyorsa, nasıl ki, resmi devlet politikası, "aleviler birinci sınıf vatandaşlarımızdır" derken, o birinci sınıf vatandaşlarını Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de yakıyorsa, Hacı Bektaş üzerine söylenenler de işte birbirine böylesine zıt içerikler kazanabiliyor.
*
Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan'ın Nişapur Kenti'nde doğmuştur. 1209'da doğduğu ve ölüm tarihinin de 1271 olduğu genel kabul görür. Kırşehir Sulucakarahöyük'de ölmüştür. (Ki daha sonra Sulucakarahöyük'ün adı Hacı Bektaş olmuştur.)
Genç yaşında Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş, Babailer'le ve Amasya'da Babailer'in önderi Baba İlyas'la bağ kurdu. Tarihsel kaynaklar Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya geldikten sonra Baba İlyas'ın halifesi olduğunu belirtir.
Mevlana'nın halifelerinden Ulu Arif Çelebi'nin müridi Eflaki'nin (1318-1358) yazdığı kitapta Hacı Bektaş'ın gelişi şöyle aktarılıyor: "Faziletle süslenip bezenmiş doğru raviler şöyle rivayet ettiler ki: Baba Resul'un haslarından olan Hacı Bektaş-ı Horasani, Rum ülkesinde belirmişti. Hacı Bektaş'ın maarifetle dolu bir kalbi vardı, fakat şeriata uymuyordu."
Babailer isyanı, Selçuklular tarafından katliamlarla bastırıldıktan sonra (Hacı Bektaş'ın kardeşi Menteş de Babailer isyanında katledilmişti), imhadan arta kalanlar, Hacı Bektaş'ın çevresinde toplandılar. Hacı Bektaş'ın çevresinde toplananlar arasında Baba İlyas'ın müritleri, Haydari, Kalenderi, Şemsi gibi dönemin önde gelen Batıniler'i de vardı. Horasan erleri, Rum Abdallar onun çevresinde toplanırken, onu "Kalenderler piri, Abdallar serveri" olarak adlandırmaya başladılar.
İşte bu aşamadan sonra, Anadolu Aleviliği onun etrafında toplandı ve yeniden şekillendi.
Hacı Bektaş adına VELİ'nin eklenmesi de işte bu aşamadan sonradır. Alevi felsefesinde bu ünvan, "velayet yükünü taşımakla yükümlü", yani Hz. Ali'nin mirasını temsil edebilen en ulu kişiye verilir. Alevi tarihinde bu ünvanın iki kişi için kullanıldığı görülüyor; bunlardan biri Hacı Bektaş; ikincisi de Safevi yolundan Şah İbrahim'dir.
Hacı Bektaş, daha yaşadığı dönemde, Anadolu'da "serçeşme" yani pınarların başı olarak görülmeye başlanmıştır.
*
http://www.yuruyus.com/www/images/HaciBektasVeli.jpg
Hacı Bektaş'ın doğum ölüm tarihini farklı gösterenler, 1248'de doğup, 1337'de öldüğünü söylemektedirler.
Niçin? Daha fazla merakta bırakmadan sadede gelelim.
Hacı Bektaş Anadolu'da gerçekleşen Babailer ayaklanmasına katılmıştır. Ki bu ayaklanma, onun düşüncelerinin şekillenmesinde de önemli etkenlerden biridir. Çünkü, 1209-1271 yıllarında yaşamasıyla, Babailer ayaklanmasına katılması birbirine uygundur.
1248-1337 yıllarını kabul edenler, Hacı Bektaş'ın Babailer'le ve ayaklanmalarla ilişkilerini gizlemeye çalışan, onu devletin ve yeni bir devletin kuruluşuna önderlik eden Osmanlı sultanlarının "yakın dostu" olarak göstermeye çalışanlardır.
Eğer doğum ölüm tarihi olarak bu tarihler kabul edilecek olursa, doğal olarak Hacı Bektaş'ın Anadolu halkının sömürüye, zulme karşı isyanıyla bir ilgisi de kurulamayacaktır.
Bu tezin savunucuları, Çelebiler, Ulusoylar gibi düzenle bütünleşmiş, toplumda meşruluğu devlete yamanmakta arayan "alevi" kesimlerdir.
Kimi aleviler de "alevilerde toplum liderleri işlerini kılıçla görmezler" diyerek zinhar, Hacı Bektaş'ın ayaklanmalara katılmış olamayacağını kanıtlamak için çaba sarfetmektedirler. Anadolu tarihi, bu garip tezin tekzibidir. Çünkü bu toprakların tanık olduğu ayaklanmaların büyük bölümü alevi ayaklanmalarıdır ve dini, toplumsal önderleri de her ayaklanmada başlarındadır.
*
Keza, Hacı Bektaş üzerine yazılan kimi eserlerde, Hacı Bektaş ile İmam Ali arasında bir kan bağı olduğunu kanıtlamaya yönelik tarihi zorlamalar, yine Horasan'dan Anadolu'ya geldiğinde yukarıda alıntı yapılan metinde de görüleceği gibi Hacı Bektaş-ı Horasani olarak anılan Hacı Bektaş'ın "Türk" olduğunu veya Türk olmadığını kanıtlamaya yönelik eklektik tarih yazımı, onun soyunu imamlara ulaştıran soy kütükleri çıkarma girişimleri, bektaşiliğin özünü perdeleyen spekülatif tartışmalardır ve akademik anlamda önemi olsa da, siyasal anlamda bir önemi yoktur.
Hacı Bektaş Horasanlı da olabilir veya kökeni oraya uzanıyor olabilir. En azından bugünkü tarihsel belgeler, bunu tartışmasız biçimde açığa kavuşturmaya yetmemektedir. Fakat Hacı Bektaş'ın Arap veya Türk olmasından olumlu veya olumsuz sonuçlar çıkaranlar, zaten "72 milletin hepsine bir nazarla bakacaksın" diyen bu önderin düşüncelerinden hiçbir şey anlamamışlar demektir.
*
Demek ki tarih deyip geçmeyin. Önünüze bir "tarihçe" geldiğinde, en başka kim yazmış bakın. Yazan sömürücülerin dünyasından ise, o tarihe de bakın ama şüpheyle bakın.
*
Hacı Bektaş'ın düşünceleri az çok sistematik bir hâl alınca, dergahı çevresinde bir toplumsallık oluşunca, onun fikirlerini benimseyen müritleri ve dervişler, Anadolu'nun dört bucağına dağıldı ve bu düşünceleri yaydılar. Öyle ki, Hacı Bektaş tarikatı, Rumeli'ye, Rodos ve Girit'e, Arnavutluk'a, Sırbistan'a, Bulgaristan'a, Romanya'ya, Suriye'ye, Irak'a, Mısır'a kadar yayıldı.
Devletin, devletçilerin Hacı Bektaş'ı başka!
Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri'nin 44'üncüsü başladı bu hafta. 44'üncüsü olduğuna göre, ne zaman nasıl başladı, bir bakalım.
"Hacı Bektaşı Veli'yi Anma Törenleri", 16 Ağustos 1964'te, Hacı Bektaşı Veli'nin yattığı türbe ve dergahın müze haline getirilmesiyle birlikte başladı. Kesintiler olsa da 40 yılı aşkın bir süredir her yılın ağustosunda toplanıyor alevi halkımız orada.
Törenler, uzun yıllar sadece "dini" çerçevede sürdü. Aleviler, kutsal kabul ettikleri türbeyi ve çevresindeki ziyaret yerlerini geziyor, Hacı Bektaş Dergahı'nın eşiğine "yüz sürüyor"lardı. Törenler, zaman içinde, Anadolu'nun dört bir yanından alevi ozanların, gezici aşıkların, tiyatro, semah gruplarının, yerel derneklerin katılımıyla bir kültür etkinliğine dönüştü. Bu değişim, bir yanıyla da ülkemizdeki mücadelenin gelişimine paralel oldu.
12 Eylül'le birlikte cunta, törenleri düzenleyen Hacı Bektaş Derneği'ni kapattı, törenler de cuntanın müdahalesinden nasibini aldı. Artık ilerici sanatçılar uzun yıllar orada türkülerini söyleyemeyecekti. Ama ülkemiz ilginç bir ülkedir; Hacı Bektaş Derneği 12 Eylül Cuntası tarafından kapatılıp törenler rehin alınırken, yıllar sonra törenlere cumhurbaşkanları, başbakanlar katılmaya başlayacaktı.
*
http://www.yuruyus.com/www/images/BektasiTekkesindeAyin-17yuz.jpg
Peki kimdi Hacı Bektaş-ı Veli? Veli olmadan önce nereden gelmiş, nereye gidiyordu? Kimdi ki, alevi halk onun etrafında toplanıyor, egemenler, onun üzerinde böylesine yasaklı, demagojili politikalar geliştiriyorlardı?
*
Hacı Bektaş-ı Veli, aleviliğin, Anadolu'da oluşan ve bugüne uzanan en büyük kollarından biri olan bektaşiliğin kurucusudur. Alevi halkın büyük bölümü, yüzyıllardır onu yol göstericisi olarak kabul eder. O'nun ocağında yetişen, O'nun postunda oturan dedeleri ve onların soyunu sürdürenleri sahiplenir.
Hacı Bektaş-ı Veli'nin görüşlerinin özü, özeti nedir denirse ve bunu bir cümleyle ifade etmek gerekirse, eşitliği, kardeşliği, paylaşımı erdem sayan, insana saygıyı, sevgiyi ibadet kabul etmesi, onun felsefesinin özetidir. O şeriatı, hac, namaz gibi biçimsel ibadetleri reddedip, "gönül ibadeti" düşüncesini geliştirmiştir. Mesela abdest alarak insanın temizlenmeyeceğini, asıl temizliğin içimizdeki şeytanı yenmekle olacağını söyler. Düşünceleri, onun ölümünden sonra kaleme alınmış olan Malakat'da anlatılmıştır. Malakat, bektaşiliğin, aleviliğin en temel kitaplarından biri olarak kabul edilir.
Lakin yaşamı üzerine rivayetler muhteliftir. Hacı Bektaş-ı Veli'nin doğum tarihi konusunda iki farklı görüş var. Fakat sanmayın ki, sorun sadece tarihi bir belirsizliktir. Öyle olsa, belirsizliğin sadece doğum tarihine ilişkin olması gerekti. Ama öyle değil. Hacı Bektaş'ın Türk mü, Arap mı olduğu konusunda da rivayetler muhteliftir. Hacı Bektaş, kimine göre isyancı, kimine göre devletçidir... Hatta kimilerine göre, alevi bile olmayıp, sünnidir. Peki neden bu kadar farklılık, bu kadar spekülasyon neden? En başta şunu belirtelim ki, Hacı Bektaş'ın tarihine yaklaşım, aleviliğin özüne yaklaşımdan ayrı değil..
Nasıl ki, aleviler hakkında söylenenler "dinsiz, imansızlar"dan başlayıp "din kardeşlerimizdir"e kadar uzayan bir değişkenlik arzediyorsa, nasıl ki, resmi devlet politikası, "aleviler birinci sınıf vatandaşlarımızdır" derken, o birinci sınıf vatandaşlarını Maraş'ta, Sivas'ta, Gazi'de yakıyorsa, Hacı Bektaş üzerine söylenenler de işte birbirine böylesine zıt içerikler kazanabiliyor.
*
Hacı Bektaş-ı Veli, Horasan'ın Nişapur Kenti'nde doğmuştur. 1209'da doğduğu ve ölüm tarihinin de 1271 olduğu genel kabul görür. Kırşehir Sulucakarahöyük'de ölmüştür. (Ki daha sonra Sulucakarahöyük'ün adı Hacı Bektaş olmuştur.)
Genç yaşında Anadolu'ya gelen Hacı Bektaş, Babailer'le ve Amasya'da Babailer'in önderi Baba İlyas'la bağ kurdu. Tarihsel kaynaklar Hacı Bektaş Veli'nin Anadolu'ya geldikten sonra Baba İlyas'ın halifesi olduğunu belirtir.
Mevlana'nın halifelerinden Ulu Arif Çelebi'nin müridi Eflaki'nin (1318-1358) yazdığı kitapta Hacı Bektaş'ın gelişi şöyle aktarılıyor: "Faziletle süslenip bezenmiş doğru raviler şöyle rivayet ettiler ki: Baba Resul'un haslarından olan Hacı Bektaş-ı Horasani, Rum ülkesinde belirmişti. Hacı Bektaş'ın maarifetle dolu bir kalbi vardı, fakat şeriata uymuyordu."
Babailer isyanı, Selçuklular tarafından katliamlarla bastırıldıktan sonra (Hacı Bektaş'ın kardeşi Menteş de Babailer isyanında katledilmişti), imhadan arta kalanlar, Hacı Bektaş'ın çevresinde toplandılar. Hacı Bektaş'ın çevresinde toplananlar arasında Baba İlyas'ın müritleri, Haydari, Kalenderi, Şemsi gibi dönemin önde gelen Batıniler'i de vardı. Horasan erleri, Rum Abdallar onun çevresinde toplanırken, onu "Kalenderler piri, Abdallar serveri" olarak adlandırmaya başladılar.
İşte bu aşamadan sonra, Anadolu Aleviliği onun etrafında toplandı ve yeniden şekillendi.
Hacı Bektaş adına VELİ'nin eklenmesi de işte bu aşamadan sonradır. Alevi felsefesinde bu ünvan, "velayet yükünü taşımakla yükümlü", yani Hz. Ali'nin mirasını temsil edebilen en ulu kişiye verilir. Alevi tarihinde bu ünvanın iki kişi için kullanıldığı görülüyor; bunlardan biri Hacı Bektaş; ikincisi de Safevi yolundan Şah İbrahim'dir.
Hacı Bektaş, daha yaşadığı dönemde, Anadolu'da "serçeşme" yani pınarların başı olarak görülmeye başlanmıştır.
*
http://www.yuruyus.com/www/images/HaciBektasVeli.jpg
Hacı Bektaş'ın doğum ölüm tarihini farklı gösterenler, 1248'de doğup, 1337'de öldüğünü söylemektedirler.
Niçin? Daha fazla merakta bırakmadan sadede gelelim.
Hacı Bektaş Anadolu'da gerçekleşen Babailer ayaklanmasına katılmıştır. Ki bu ayaklanma, onun düşüncelerinin şekillenmesinde de önemli etkenlerden biridir. Çünkü, 1209-1271 yıllarında yaşamasıyla, Babailer ayaklanmasına katılması birbirine uygundur.
1248-1337 yıllarını kabul edenler, Hacı Bektaş'ın Babailer'le ve ayaklanmalarla ilişkilerini gizlemeye çalışan, onu devletin ve yeni bir devletin kuruluşuna önderlik eden Osmanlı sultanlarının "yakın dostu" olarak göstermeye çalışanlardır.
Eğer doğum ölüm tarihi olarak bu tarihler kabul edilecek olursa, doğal olarak Hacı Bektaş'ın Anadolu halkının sömürüye, zulme karşı isyanıyla bir ilgisi de kurulamayacaktır.
Bu tezin savunucuları, Çelebiler, Ulusoylar gibi düzenle bütünleşmiş, toplumda meşruluğu devlete yamanmakta arayan "alevi" kesimlerdir.
Kimi aleviler de "alevilerde toplum liderleri işlerini kılıçla görmezler" diyerek zinhar, Hacı Bektaş'ın ayaklanmalara katılmış olamayacağını kanıtlamak için çaba sarfetmektedirler. Anadolu tarihi, bu garip tezin tekzibidir. Çünkü bu toprakların tanık olduğu ayaklanmaların büyük bölümü alevi ayaklanmalarıdır ve dini, toplumsal önderleri de her ayaklanmada başlarındadır.
*
Keza, Hacı Bektaş üzerine yazılan kimi eserlerde, Hacı Bektaş ile İmam Ali arasında bir kan bağı olduğunu kanıtlamaya yönelik tarihi zorlamalar, yine Horasan'dan Anadolu'ya geldiğinde yukarıda alıntı yapılan metinde de görüleceği gibi Hacı Bektaş-ı Horasani olarak anılan Hacı Bektaş'ın "Türk" olduğunu veya Türk olmadığını kanıtlamaya yönelik eklektik tarih yazımı, onun soyunu imamlara ulaştıran soy kütükleri çıkarma girişimleri, bektaşiliğin özünü perdeleyen spekülatif tartışmalardır ve akademik anlamda önemi olsa da, siyasal anlamda bir önemi yoktur.
Hacı Bektaş Horasanlı da olabilir veya kökeni oraya uzanıyor olabilir. En azından bugünkü tarihsel belgeler, bunu tartışmasız biçimde açığa kavuşturmaya yetmemektedir. Fakat Hacı Bektaş'ın Arap veya Türk olmasından olumlu veya olumsuz sonuçlar çıkaranlar, zaten "72 milletin hepsine bir nazarla bakacaksın" diyen bu önderin düşüncelerinden hiçbir şey anlamamışlar demektir.
*
Demek ki tarih deyip geçmeyin. Önünüze bir "tarihçe" geldiğinde, en başka kim yazmış bakın. Yazan sömürücülerin dünyasından ise, o tarihe de bakın ama şüpheyle bakın.
*
Hacı Bektaş'ın düşünceleri az çok sistematik bir hâl alınca, dergahı çevresinde bir toplumsallık oluşunca, onun fikirlerini benimseyen müritleri ve dervişler, Anadolu'nun dört bucağına dağıldı ve bu düşünceleri yaydılar. Öyle ki, Hacı Bektaş tarikatı, Rumeli'ye, Rodos ve Girit'e, Arnavutluk'a, Sırbistan'a, Bulgaristan'a, Romanya'ya, Suriye'ye, Irak'a, Mısır'a kadar yayıldı.