PDA

: Kadıncık Ana ve alevilik.......


Rojaazme
11-09-2006, 10:36 AM
Kadıncık Ana ve alevilik....... alevikonseyi



Kadıncık Ana, Alevi toplumunda en çok bilinen kadın önderlerden biridir. Şöyle ki; Ulu Hünkâr Hacı Bektaş Veli, Sulucakarahöyük’e geldiğinde çamaşır yıkıyan kadınların yanına geldi. Kadınlara açlığı olduğunu söyledi. Kadınlar da ona verecekleri yemekleri olmadığını söylediler. Kadınlar arasında bulunan Kadıncık Ana, hemen eve gidip bir ekmeğin içine yağ koyarak Ulu Hünkâr’a getirdi. Bunun üzerine Hünkâr şöyle buyurdu: “artsın eksilmesin, taşsın dökülmesin”. Bu, Alevi kadını için bir sembol olay niteliğindedir.
Gelelim Kadıncık Ana’nın kimliğine. Bu konudaki bilgiler oldukça çelişkili. Bazı kaynaklar, Alevi edebiyatında geçen Fatma Nuriye Hatun, Kutlu Melek, Fatma kavramlarının hepsinin aslında Kadıncık Ana olduğunu söylüyorlar. Bazı kaynaklardan ise bunların hepsinin farklı farklı kimlikler olduğu kanaatindeler. Aynı durum Kadıncık Ana’nın Hacı Bektaş Veli ile ilişki düzeyi için de geçerli. Bazıları Kadıncık Ana’nın Hacı Bektaş Veli’nin eşi olduğunu söylüyor, bazı kaynaklar ise olmadığını.
Bütün bu çelişkilere ve bilinmezliğe rağmen Kadıncık Ana her anlamda bir kadın önderdir. Bu gerçeği hiç bir olasılık değiştirmediği gibi, Kadıncık Ana da sembolleşen Alevi kadınının toplumsal statüsünü de değiştirmiyor. Kadıncık Ana, her daim erkek ile eşit tutulmuş hatta Velayetname’deki bazı bölümlerde erkeğin önünde yer almıştır. Bütün bunların sembolik değeri olduğunu varsayarsak dahi bu, çağının çok çok ilerisinde bir kadın-erkek eşitliğidir. Kadıncık Ana’nın gösterdiği yardımseverlik çok önemlidir. Kadıncık Ana da sembolleşen; Alevi inancının kadına verdiği değerin, tarih boyunca Alevi toplumunda kadın-erkek eşitliğinin sürekliliğine vurgusudur.

astokomlu
11-09-2006, 10:37 AM
sevgili can emeğine sağlık.. konunun kaynağınıda belirtirsen sevinirim..

Mustafa Kemal
12-09-2006, 09:35 AM
Baciyan-ı Rum’dan Biri: Kadıncık Ana
XV. yüzyıl Osmanlı Tarihçisi Âşıkpaşazade’den o dönemin bugünkü deyimiyle; dört sivil toplum örgütlenmesini öğreniyoruz:

1. Gaziyan-ı Rum, Gaziler, savaşçı sınıfı temsil ediyor.
2. Ahiyan-ı Rum, Ahiler, zanaatkâr sınıfı temsil ediyor.
3. Abdalan-ı Rum, Abdallar dervişleri temsil ediyor.
4. Bacıyan-ı Rum, Bacılar da kadınları temsil ediyor.

Türkmen kadınının eski Türk cemiyetinde etkin bir ağırlığı vardı. Bu göçer cemiyette, kadının, haremin rahatlığına ve istirahate çekilmiş işi gücü olmayan kentli kadın ile karşılaştırılabilir hiçbir yanı yoktur.

Göçer kadın ata binmeyi, erkekler ava ve yağmaya gittiklerinde obanın düzenine göz kulak olmayı, sürüye dalmaya gelen yaban hayvanlarından obayı korumayı bilmek ve gerektiğinde, saldırganlara karşı da obayı savunacak güçte olmak zorunda idi. Böylece kadın, savaşçı bir amazon olmuş oluyordu. Bunları Dede Korkut hikâyelerinde görüyoruz.
Ahilerin toplantılarında kadınlar da vardır. Merv hakimine karşı savaşta da yer alırlar. Bunlar, özellikle cemiyetin bir şekilde dışladığı işlerle uğraşan kadınlar; sosyal savaşta Ebu Müslim’in yanında etkin bir yeri olan Sitt-i Tekülbaz gibi dansçı ve şarkıcı kadınlardır.

Âşıkpaşazade, Bacıyan-ı Rum arasında, Hacı Bektaş’ın manevî kızı dediği, Hatun Ana’yı anıyor: O, mücerred Veli’nin kerametlerini aktardığı kişidir. Veli’nin ölümünde, kabrini yaptırmış ve müridi Abdal Musa’nın yardımı ile ilk Bektaşi tarikatının temellerini atmıştır.

Ömer Lütfi Barkan, Trakya ve Balkanların fethi sırasında kolonileştirici dervişler ve onların zaviye’leri üzerine tanınmış makalesinde, arşiv belgelerinde geçen Bacı ya da Ana lâkaplı birçok kadın bulunduğunu işaret ederek; Kız Bacı, Ahi Ana, Sagrı Hatun ve Sagrı Hatun Zaviyesi, Hacı Fatma, Hacı Bacı, Hindu Bacı Hatun, Süme Bacı adlarına dikkat çekmektedir. Barkan’ın incelediği arşiv belgelerinde yer alan bu kadınların hepsi, tekke ve zaviye yönetiyorlardı. Yani kadın tekkelerinin şeyhleri idiler.

Arşivlerin tanıklığı, tarihçi Aşıkpaşazade’nin aktardıklarını doğruluyor ve bu, bizi, kadınların sosyal işlevleri üzerine ayrıntılara doğru götürüyor.

Bacıyan-ı Rum kadınlarından, Âşıkpaşazade’nin Hatun Ana olarak andığı ve Hacı Bektaş’ın Vilâyetnamesi’nde Kadıncık ve Kadıncık Ana olarak geçmekte olan kadını daha yakından tanıyalım:

Anadolu
Nehirler anası Kıbele
Söylenceler güzeli Şahmeran
Kızılırmak sultanı Balım Sultan
Kızılırmak kırmızısı Kadıncık Ana
Yaşar Seyman
Söz konusu Kadıncık Ana, Âşıkpaşazade’nin sözünü ettiği, Hacı Bektaş’ın manevî mirasçısı ve Abdal Musa ile birlikte ilk Bektaşi tarikatının kurucusu Hatun Ana ile aynı kişiler olmalıdır. Tarihçinin tanıklığından sonra, Vilâyetname’de verilmiş olan bilgileri gözden geçirelim. Vilâyetname’de birbirinden ayrılması gereken iki kadın yer almaktadır:
Öykünün başında, Hacı Bektaş bir güvercin donunda yere ineceği diyarı Rum’a doğru yola çıkarken, sayıları elli yedi bin olan, Rum Erenlerine, Rum ülkesi dervişlerine, Mânâ alemi’nden kardeşlik selâmı gönderir. Onların gözcüleri Karaca Ahmed’dir, fakat selâmı alan, yalnızca bir kadın, Fatma Bacı’dır.
Fatma Bacı; Karaca Ahmed’in de müridleri arasında yer aldığı Sivrihisarlı Seyyid Nureddin’in kızı idi; Hacı Bektaş’ın selâmını aldığı sırada dervişlere aş hazırlamaktaydı. Ayağa kalktı, ellerini göğsüne koyarak üç kere rükua vardı. Dervişler, kimi selâmladığını sordular; onlara, o an öte âleme geçmiş bulunan bir Horosan dervişinin selâmını aldığını söyledi.

Bu Fatma Bacı’yı, Vilâletname’nin başlıca kişilerinden biri olan bir başka kadın çehresi, Kadıncık ile karıştırmamak gerekir. Bu sonuncusunun adı Kutlu Melek’tir ve Çepnilerdendir. Yunus Mukri’nin oğlu İdris’in karısıdır. Çepnilerden olan Yunus Mukri, Sulucakarahöyük yakınına konmak üzere, ana koldan ayrılmıştı. Kadıncık yeni gelenin bir veli olduğunu anladı ve kocasını bundan haberdar etti; onu köyün yedi evinden biri olan konutlarına almağa karar verdiler. Fakat, Kadıncık ile Veli’nin ilişkileri konusunda iftiralar yayarak ondan kurtulmağa çalışacak olan, İdris’in erkek kardeşi Sarı, bu konuktan hoşlanmamıştı. İdris, bu dedikoduları ciddiye almadı ve onlara inanmadı. Az zaman sonra, bir olay, Sarı’ya ve öteki köylülere Hacı Bektaş’ın, bekâr yaşayan bir münzevi, mücerred olduğunu gösterdi.

Vilâyetname, Kadıncık’ın babasından pek çok mal kalmış, zengin bir kadın olduğunu söylüyor. Fakat o, servetini dervişlere yardım için harcadı ve kısa zamanda sırtındaki gömleğinden başka bir şeyi kalmadı. Nihayet, bir gün Hacı Bektaş, Horasan’dan gelen bir kalender topluluğunu ağırlamasını isteyince, Kadıncık onlara sofra hazırlamak için, kalan son gömleğini de verdi ve örtünmek gereğini duyarak, elemek fırınına girdi. Fakat Hacı Bektaş’ın bir kerameti ona bir yük giysi sağladı ve böylece konuklara Hoş geldin demeye çıkabildi.

Kadıncık, Hacı Bektaş’ın abdest aldığı suyu içti. Veli’nin burnu kanamış ve suya birkaç damla kan damlamıştı. Kadıncık, bundan hamile kaldı ve dünyaya iki erkek çocuk getirdi: Habib ve Hızır Lala.

Alışılmışın dışında, bu doğumların öyküsü Bektaşiler ve Aleviler arasında ayrılığın başlangıcı oldu. Aleviler döl ile gelen soy, bel evlâdı, görünüşünü benimsediler. Bu soydan gelmiş olanlara Çelebi denildi.

Kadıncık, Fatma Ana olmuştur; aynı zamanda Erenler Anası ve Dervişler Anası’dır. Gençliğinde adı Kutlu Melek olan Kadıncık, bir topluluğun manevî anası olmuş, Ana unvanını ve yüceltici bir müslüman ad olan Fatıma adını almıştır.
Vilayetname’nin söylenceli anlatımı ile tarihçi Âşıkpaşazade’nin söyledikleri arasında ortaklıklar görülmektedir. Hacı Bektaş’ın manevî mirasçısı, geleneğin Kadıncık Ana adını verdiği, tarihçinin Hatun Ana olarak andığı, bir kadındır ve Bacıyan-ı Rumdan biri iken, bir dervişler topluluğunun manevî anası olmuştur. Veli’nin kabrini yaptıran ve müridi Abdal Musa ile ilk Bektaşiler tarikatının temelini atan da odur.

Ömer Lütfi Barkan’ın incelediği arşiv belgeleri, zaviye ya da tekke şeyhi olan kadınların varlığını gösteriyor. Bu kadınlar, Bacı ya da Ana unvanıyla tanınıyorlardı. Aynı şekilde bir Ahi Ana da bulunmaktadır.

XIV. ve XV. yüzyılda Küçük Asya’da kadın loncalarının varlığı, gerek belgeler, gerek kaynakların tanıklıkları ile yeterince kanıtlanmış görünüyor. Bu loncalar sonraki yüzyıllarda niçin yok oldular?

Osmanlı Devleti’nin siyasî durumunda ilerleme gözle görülebilir biçimde idi ve önceki yüzyılların sosyal kurumlarına bu ilerleme içinde yer yoktu. Fatihlerin destan çağından ve yeniçeriler ordusu gibi birliklerin kuruluşundan sonra, Gazilerin meslek loncalarına gerek yoktu. Ahiler ve abdallarla birlikte, sosyal kurumlarla bazı tasavvufî tarikat oluşumları arasında bir uzlaşmayı temsil eden Bacıyan-ı Rum da ortadan çekildi.

Ancak Bektaşiler, tarikatları içinde kadın özgürlüğünü ve kimliğini koruyabildi. Kadınlar, bu topluluk içinde etkin olabildiler. Erkeklerle birlikte cemlerde yer aldılar; topluluğu ilgilendiren kararlara katıldılar. Aralarında âşık kadınlar ve kadın ozanlar çıktı. Dinî törenlerde de (On iki Hizmet’lerde) etkin katkıları oluyordu.

Bektaşilerde kadın, bir arkadaş ve bir kız kardeştir. Kendilerine “Bacı” adının verildiği toplulukta bu konumunu korumaktadır. Gerçekte de, Bacı, Bektaşi ya da Alevi kadınlara verilmiş addır. Bacılar, savaşa katılmayı bildiler ve genel olarak hiçbir zaman gölgeye saklanıp kalmadılar.

Kaynak:
Sendikacı-Yazar Yaşar SEYMAN
"ALEVİ ÖĞRETİSİNDE VE TOPLUMSAL YAŞAMDA KADIN" adlı makaleden alıntı yapılmıştır.

soreş
12-09-2006, 10:32 AM
Bektaşiler bazı konularda birbrlerinden ayrılırlar..
Çelebilere göre Kadıncık Ana, Pir Hacı Bektaşi Veli le evlenmiştir..

Mustafa Kemal
12-09-2006, 10:45 AM
Pir mücerredliği seçmiştir:)

Rojaazme
07-02-2007, 10:16 AM
Fatma Nuriye Hatun, Kutlu Melek, Fatma kavramlarının hepsinin aslında Kadıncık Ana olduğunu söylüyorlar. Bazı kaynaklardan ise bunların hepsinin farklı farklı kimlikler olduğu kanaatindeler. Aynı durum Kadıncık Ana’nın Hacı Bektaş Veli ile ilişki düzeyi için de geçerli. Bazıları Kadıncık Ana’nın Hacı Bektaş Veli’nin eşi olduğunu söylüyor, bazı kaynaklar ise olmadığını.
Bütün bu çelişkilere ve bilinmezliğe rağmen Kadıncık Ana her anlamda bir kadın önderdir